Anasayfaİletişim
  
English

Türkiye Ermenilerinin Birinci Dünya Savaşında Taraf Olma Çabaları ve Bunun Mondros Mütarekesi'ne Yansımaları

Yrd. Doç. Dr. Selçuk URAL*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003

 
.mfÀ²€="justify">Title: Armenian Efforts Against the Ottoman Empire During the World War I, and Armenian Impact at Mudros

 

Abstract: This paper mainly deals with Armenian collaboration with Russia during the World War I against the Ottoman Empire and British support of Ottoman Armenians. Acquiring rights to safeguard the Orthodox Christians in the Ottoman Empire, Czarist Russia constantly pressured the Porte for the reforms on behalf of the Armenians. Russia also organized and supported Armenian political movements. Believing that their independence day was close, the Armenian militias, who were armed by Russian army, committed atrocities against the Muslim people. After the Bolshevik Revolution, Russian army was withdrawn from Turkey. The Ottoman Armenians, who expected a lot from the Russians, were in a great resentment. Despite Russia left the Armenians, however, Britain replaced her place to support them.

Keywords: Armenians, Russia, Britain, Eastern Anatolia, Captives, Atrocities, Relocation, Mudros, Greater Armenia.

Anahtar Kelimeler: Ermeniler, Rusya, İngiltere, Doğu Anadolu, Esirler, Katliamlar, Tehcir, Mondros, Büyük Ermenistan.

Fransız İhtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik akımı çok uluslu devletlerde büyük etkilere yol açmıştır. Hiç kuşkusuz bunlar içerisinde Osmanlı Devleti bu akımdan en çok etkilenen devletlerin

başında yer almıştır. Zira 1815 Viyana kongresinde alınan kararlara rağmen söz konusu devlet Osmanlı olunca Avrupa’nın büyük devletleri milliyetçilik akımını devletin parçalanması için bir silah olarak kullanmışlardır.[1] Bu silah ilk önce Balkan milletlerinin Osmanlı Devletinden koparılmaları için kullanıldı. Büyük güçlerin bu milletler için ıslahat yapılması yönünde başlayan müdahaleleri daha sonra o milletlere muhtariyet ve arkasından bağımsızlık verilmesiyle sonuçlanıyordu. Mora’da Yunan devletinin ortaya çıkmasının ardından bölgenin diğer milletleri için de aynı yol takip edildi. Büyük devletler Balkanlardaki başarılarının etkisiyle, Osmanlı Devletinin çözülmesine bağlı olarak, gözlerini Anadolu’ya dikmişlerdir. Burada ki gayri müslim unsurlar içerisinde öncelikli olarak hatırı sayılır bir nüfusa sahip olan Rum ve Ermenilerle ilgilenmeye başladılar. Rusya bu devletler içerisinde Ermenilerle çok daha yakından ilişkiler kurmuştur. Bunun temelinde Rusya’nın milli hedeflerinin büyük rolü vardır. Zira Petro ile birlikte sıcak denizlere inmeyi dış politikasının ana ilkesi haline getirmiş ve ilk olarak Balkanlar'a yönelmiştir. Balkanlar’da Pan-Slavizm propagandasıyla Slav kökenli milletleri Osmanlı Devletine karşı isyana teşvik etmiştir. Bu milletlerin zaman içerisinde bağımsızlıklarına ve ardından milli devletlerini kurmaları Rusya’nın Balkanlar üzerinden Akdeniz’e inme projesini sonuçsuz bırakmıştır. Bu sebeple ikinci yol olarak Kafkaslara yönelen Rusya, Ermenileri kullanmaya karar vermiştir.

Rusya’nın 1828 Türkmençay Antlaşması ile Güney Kafkasya’ya yerleşmesi ve Erivan merkezli bir Ermeni vilayeti vücuda getirmesinden sonra, gerek Güney Kafkasya’daki ve gerek Doğu Anadolu’daki Ermeniler Ruslarla yakın işbirliğine girdiler. Taraflar arasında başlayan bu işbirliği İstanbul Patrikhanesi ile Eçmiyazin Katolikosluğu’nun gayretleri sonucunda 1877 yılında Rusya’nın Osmanlı Devleti karşısında Ermenilerin hamiliğine soyunarak bir Ermeni Sorunu ortaya çıkarmasına zemin hazırladı. Rus hükümeti Ayastefanos Antlaşmasına koyduğu bir madde ile (16. Madde) Doğu Anadolu’da Ermenilerle meskun kasabalarda mahalli şartların gerektirdiği ıslahatların yapılmasını Osmanlı Devleti'ne kabul ettirdi. Aslında bu madde savaş boyunca tebaası bulundukları devletin aleyhine Rus ordularının yanında yer alan Ermenilerin beklentilerine – Ermeni liderleri Doğu Anadolu’da en azından muhtar bir Ermenistan kurulmasını istiyorlardı - cevap vermese de siyasi alanda bir Ermeni sorunu ortaya çıkardığından önemli bir adım olarak görülmüştür.

Ermeni liderleri bu madde sayesinde aynen Yunan sorunu’nda izlenen yolu takip ederek bağımsız bir Ermenistan kurabileceklerinin hesaplarını yapmaya başladılar.[2]

İngiltere, Berlin Konferansında Ermenilerin bütün gayretlerine rağmen, muhtar Ermenistan kurulmasına sıcak bakmamasına karşın Berlin antlaşmasının 6l. maddesinde Ermeniler için ıslahatlar yapılmasına onay veren devletler arasında yer aldı. İngiltere’nin bu tavrı Ermenileri 1918 yılına kadar sürecek olan dönemde, birazda coğrafi şartların zorlamasıyla Rusya’ya yaklaştırdı.3

Ermeniler 1890 yılına kadar bir yandan hızlı bir şekilde silahlanmaya ve örgütlenmeye çalışırken, diğer yandan da her fırsatta Osmanlı Devleti'nin söz verdiği ıslahatları yapmadığını ve kendilerine baskı yaptığını propaganda etmeye başladılar.[4] Osmanlı hükümetlerinin Ermeni terör örgütleri ve çete reislerine karşı uyguladığı politikaları Avrupa kamuoyuna Ermenilere katliam yapılıyor şeklinde göstermeye çalıştılar. 1890 yılına gelindiğinde bölgede örgütlenmesini

bir hayli tamamlamış olan çeteler 1920 yılına kadar sürecek olan büyük katliamlara başladılar. Böylelikle Nerses’in 17 Mart 1877 yılında İngiliz büyükelçisine bahsettiği terör faaliyetleri fiiliyata koyulmuş oldu. Bu dönem içerisinde Doğu Anadolu’nun hemen hemen her şehir ve kasabası Ermeni teröründen etkilendi. Bunun arkasında tek bir amaç vardı. O da Türkleri tahrik ederek Ermeniler üzerine saldırtmak ve arkasından dünyaya Türkler, Ermenileri katlediyor propagandasını yayarak sonuçta büyük devletlerin Doğu Anadolu’ya fiili müdahalede bulunmasını sağlamaktı.[5]

Bu dönem içerisinde İngiltere ve Rusya, Ermeni terörünü durdurmak için çaba harcamak yerine, ıslahatların yapılması için Osmanlı Devleti üzerinde baskılarını artırdılar. Hatta Rusya muhtar Ermenistan’ın yolunu açacak olan 8 Şubat 1914 tarihli bir ıslahat programını Osmanlı hükümetine kabul ettirdi.[6] Cemal Paşa’ya göre bu anlaşma kısa zaman sonra doğu vilayetlerinin Rusya’nın himayesine, daha doğrusu işgaline uğramasına yol açabilecek nitelikteydi.[7]

Osmanlı-Rus anlaşması 1914 yılı sonlarında patlak veren Birinci Dünya Savaşı sebebiyle uygulanma imkanı bulamamışsa da, savaşın seyri boyunca Rus ve Ermeniler arasında mevcut işbirliğini ittifaka dönüştürmüştür. Zira Ermeniler bu anlaşmanın Doğu Anadolu’da bir Ermenistan’ın kuruluşuna yol açacağını gayet iyi bildiklerinden savaşı bu açıdan büyük fırsat olarak değerlendirmişlerdir. Rusya ile mevcut işbirliğini ittifaka dönüştürmeleri durumunda hedefe ulaşmaları için önlerinde hiçbir engel kalmayacağını düşünüyorlardı.[8] Bu sebepledir ki Taşnaksutyun teşkilatının 1914’te Erzurum’da yaptığı kongrede Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesi durumunda Ermenilerin vatandaşlık vazifelerini yerine getireceğine dair aldığı karar Osmanlı Devleti'nin, Rusya’ya savaş ilan etmesiyle birlikte bir anda unutuldu.

Taşnaksutyun Cemiyeti Ruslardan yana tavır alırken, Eçmiyazin Katogikosu da Kafkas Genel Valisi Vronzof’a gönderdiği 5 Ağustos tarihli mektupta Osmanlı uyruklularda dahil olmak üzere bütün Ermenilerin Rusya’ya kayıtsız ve şartsız itaat edeceklerine söz vermekteydi. Çarın Tiflis’i ziyaretinde Ermeni bürosu başkanı Arutyunoff Ermeni milleti adına Çara hitaben yaptığı konuşmada “Savaş haberi bütün Ermeni halkını tahrik etti ve heyecanlandırdı. Hepsi galip Rus ordusuna katılmaya, Rus ordusunun başarısı için kanlarını dökmeye koşuyorlar” demekteydi. Bu konuşma hangi uyruktan olurlarsa olsunlar bütün Ermenilerin Rus ordusunun başarısı için çalışacaklarını gösteriyordu.[9]

Rus Çarı ve idarecileri de milli hedeflerini gerçekleştirme noktasında savaşı Ermeniler gibi, büyük bir fırsat olarak görmekteydiler. Savaşta Ermenilerin kendi saflarında yer almalarını istiyorlardı. Bu maksatla Çar yayınladığı bir beyannamede Osmanlı Ermenilerine hitaben “Asırlardan beri esaretten kurtulma zamanı geldi. Çarlık emrindeki kardeşlerinize iltihak edin” demek suretiyle Osmanlı uyruğundaki Ermenilerin devlete isyan etmelerini istiyor, açıkça kışkırtıyordu.[10] Gerek Rus idarecilerinin gerekse Ermeni dini ve siyasi liderlerinin beklediği, hatta talep ettikleri isyan hali daha savaş başlamadan Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu’da kendini göstermeye başladı. Bu durum Taşnaksutyun örgütünün önde gelen liderlerinden biri olan Kaçaznuni tarafından şu sözlerle teyit ediliyordu: “1914 sonbaharı başlarında Türkiye savaşa henüz girmemiş, fakat savaş hazırlıkları içerisindeyken, Ön Kafkasya’da (Maveray-ı Kafkasya) Ermeni gönüllü grupları büyük bir şevk ve bilhassa şamatayla teşekkül etmeye başladı... Türklere karşı dövüştüler. Bunun aksi olamazdı.”[11] Turabian Aram imzasıyla 5 Ağustosta yayınlanan “Les Volontaries Armeniens sous les Drapeaux Français” adlı beyannamenin altıncı sayfasında, Rus Ermenilerinin Moskova ordularının safında, kardeşlerinin intikamını almak için vazifelerini yaparken, Türk tahakkümündeki (!) Ermenilerin ise Fransa’ya ve onun müttefik ve dostlarına silahlarını çevirmeyeceklerini belirtiyordu.[12]

Ermenilerin Ruslarla birlikte Türklere ve Osmanlı Devleti'ne karşı ittifak ettiklerini belirten bu tür eserlerin sayısını artırmak mümkündür. Esasında Ermeni çetelerinin bütün Doğu Anadolu’yu katliamlarla kasıp kavuran faaliyetleri bunu ispata yeterlidir. İttifaka bir başka delilde Osmanlı uyruğundaki Ermenilerin ordudan firar ederek Ruslara iltihak etmeleri gösterilebilir. M. Philips Price, A History of Turkey (Londra, 1956) adlı eserinde “... Savaş patlak verince bu bölgelerdeki Ermeniler (Doğu Vilâyetleri kastediliyor) Kafkasya’daki Rus makamları ile gizlice temasa geçtiler ve geliştirilen bir yer altı teşkilatı ile bu Türk vilâyetlerinden Rus ordusuna gönüllü sevkedilmeye başlandı...” demek suretiyle Türkiye Ermenilerinin Osmanlı Devleti'nin aleyhine düşmanla nasıl işbirliği yaptığını gözler önüne sermektedir. Bir başka yabancı yazar Philippe de Zara, Mustapha

Kemal, Dictateur (Paris 1936) adlı eserinde Rus ordusuna katılan Osmanlı uyruğundaki Ermenilerin bir çok tabur oluşturduğunu belirtmektedir.[13]

Osmanlı ordusundan kaçarak Rus ordusunda Türklere karşı savaşan Ermenilerin miktarı hakkında en açıklayıcı bilgiye General Maslofski’nin kaleme aldığı “Umumi Harpte Kafkas Cephesi” adlı eserinde rastlamaktayız. Maslofski, eserinde savaşın başlangıcında Türkiye Ermenilerinden mürekkep olmak üzere 4 Ermeni taburunun teşkil edildiğini, başlarına da yine Türkiyeli Ermenilerden Keri, Amazasp, Dro ve Andranik’in getirildiğini yazmaktadır.[14] 1914 yılında Rus ordusunda bir tümenin 17000–18000 erden oluştuğunu dikkate aldığımızda[15] Rus ordusu içerisinde sadece Osmanlı uyruklu Ermenilerin en az 8000 kişilik bir kuvvet meydana getirdikleri söylenebilir. Bu sayıya Rus uyruğundaki Ermeniler de katıldığında Rus ordusundaki Ermenilerin sayısı 20000–25000 gibi bir rakama ulaşmaktadır ki, aynı tarihte Kafkas cephesindeki Osmanlı ordusunun bütün sınıflar dahil 189000 olduğu düşünülürse bunun hatırı sayılır bir güç olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bu sayı tehcir sırasında 400000 Ermeni’nin Güney Kafkasya’ya yani Rusya’ya kaçtığı göz önünde tutulursa 8000 rakamının bir hayli arttığını

iddia etmek hiçte zor olmasa gerekir.[16]

Gerek gizli teşkilatlar vasıtasıyla gerekse ordudan firar ederek Rus tarafına yapılan bu geçişler çeşitli sebeplerce Ruslar tarafından desteklenmiş ve devamlı teşvik edilmiştir:

1. Her şeyden önce her ne yolla olursa olsun Rus ordusuna katılacak bir Ermeni Osmanlı ordusunda bir azalmayı, Rus ordusunda da artışı ifade edecekti. 8000 kişilik bir kuvvette savaş esnasında hiçte azımsanmayacak bir güç demekti.

2. Bir başka sebep Rus ordusunun ileri harekâta başlayacağı sırada bölgeyi iyi tanıyanların yanı sıra Osmanlı ordusunun durumu hakkında güvenilir bilgiler verecek insanlara ihtiyaç vardı. Bu bakımdan Ruslar, kendilerine Ermenilerden daha iyi bilgi verecek ve kılavuzluk edecek insanlar bulamazlardı

3. Meydana gelen firarların Osmanlı ordusunda morallerin bozulmasına yol açmasının yanı sıra geride kalanlar hakkında şüphelerin ortaya çıkması hesaplanıyordu. Bu halin orduyu sarması durumunda da Osmanlı ordusu ciddi şekilde harekat kabiliyetinden yoksun olacaktı. Bu durum firarların artmasıyla kısa zamanda Osmanlı Genel Kurmayını sarsmış ve bu sebeple muharip kadrolarında ki Ermeniler geriye alınarak, iş taburlarına sevk edilmiştir.[17]

Ermenilerin Rus ordusuna iltihakları Osmanlı Hükümetinin seferberlik ilan ettiği 3 Ağustos 1914’ten itibaren başlayarak savaşın bitimine kadar devam etmiştir.[18] Oluşturulan taburlar Rusya’nın savaştan çekildiği tarihe kadar Rus devletinin menfaatlerine hizmet etmiştir. Her ne kadar gerek Maslofski gerekse Osmanlı ordusuna esir düşen Rus subayları Ermenilerin savaşlarda başarısız olduklarını, çoğunun sırf cepheden kaçmak için kendilerini kasten yaraladıklarını veya bir bahane ile teslim olduklarını ve bu sebepten ötürü çoğunun keşif işlerinde ve askeri tesislerin korunmasında kullanıldıklarını iddia etseler de,[19] Rus ilerleyişinin yaşandığı 1915–1917 yıllarında hatta 1918 kışında başta Antranik olmak üzere diğer Ermeni subaylarının ve askerlerinin çetelerden hiçte farklı olmayan usullerle Türklere karşı sayısız zulümler ve katliamlar yaptıkları göz önüne alınırsa bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını meydana gelen olaylar açıkça ortaya koymaktadır.[20] Zira Tanin gazetesinin 16 Eylül 1915 nüshasında Ermeni taburlarının Rus kuvvetleriyle birlikte faal olarak cephede Türklere karşı savaştıkları açıkça belirtilmekteydi.[21]

3 Kasım 1914’ten itibaren taraflar arasında muharebelerin başlamasıyla birlikte karşılıklı olarak iki tarafta savaş esirleri ele geçiriyordu. Osmanlı hükümeti aldığı karar gereği savaş esirlerini iç bölgelerde oluşturduğu garnizonlara gönderiyordu. Fakat esirlerin içerisinde Osmanlı uyruğuna mensup olanların varlığı yapılacak muameleyi değiştiriyordu. Zira bunlar Rus ordusu içerisinde devlete karşı savaştıklarından dolayı vatana ihanet suçuyla divan-ı harplere çıkarılmaları gerekiyordu. 12 Kasımda ilk esir kafilesi Tortum’da sorgulanırken Rus esirleri içerisinde Osmanlı uyruklu Ermenilerin bulunduğu tespit edildi. Bunlar derhal diğer esirlerden ayrılarak divan-ı harbe çıkarılmak üzere yeniden sorgulandı. Durumu gayet iyi bilen Ermeniler sorgularında bütün yollara başvurarak kendilerinin Osmanlı uyruğundan olmadıklarını ispata çalışıyorlardı. 12 Kasımda esir düşen Nazar oğlu İsay’ın sorgulamasında bu ruh halini görmek mümkündür. Sorgulamayı yapan Osmanlı subayı esirin adını, babasının adını, yaşını ve muvazzaf asker olup olmadığını sorduktan sonra, esirin gayet güzel bir Türkçe ile cevaplar vermesinden şüphelenerek Osmanlı olup olmadığını sorması üzerine Ermeni esir, yemin etmek suretiyle kendisinin Osmanlı uyruğundan olmadığını, Türkçe’yi Türklerden öğrendiğini ifade etmiştir.[22]

Muharebelerin şiddetine bağlı olarak alınan Rus esirleri içerisinde Ermenilerin de bulunduğunun ilk sorgulamalarda bu şekilde ortaya çıkması üzerine Dokuzuncu Kolordu Kumandan Vekili Miralay Mehmed Alaaddin Bey, Merkez Kumandanlığına gönderdiği ilk emirde, gelen esirler içerisinde Osmanlı uyruğundan olan kişilerin de bulunduğunu belirterek, bu kişilerin dikkatli bir şekilde sorgulanması ve haklarında inceleme yapılmasını istedi. Miralay Mehmed Bey, 2 Aralıkta gönderdiği ikinci bir yazıda ise Osmanlı uyruğundan olan Ermenilerin diğer esirler gibi garnizonlara gönderilmek üzere Erzincan’a sevk edilmemesi emrini verdi.[23]

Osmanlı uyruğundan oldukları yapılan incelemelerde sabit görülen Ermeniler sorguları tamamlandıktan sonra divan-ı harbe verilmek üzere Menzil Müfettişliği'ne teslim ediliyordu. 30 Kasımda Tortum’dan, Erzurum’da 9. Kolorduya gönderilen yazıda içlerinde bir hayli Ermeni’nin de bulunduğu 628 Rus esirinin gönderildiği belirtiliyordu. Ahz-ı Asker Şubesi Reis Vekili Yüzbaşı İsmail Bey yazısında, yapılan sorgulamalarda esirler içerisinde ki Ermenilerin bir çoğunun Osmanlı uyruğundan olduklarının tespit edildiğini, bunların Rus ordusuna gönüllü olarak yazıldıklarını ve yine bu sorgulama ve yapılan incelemeler neticesinde bir Ermeni’nin de Osmanlı ordusundan firar ettiğinin ortaya çıktığını belirtmekteydi. Kafile Erzurum’a ulaştıktan sonra, yazıda belirtilen Ermeniler gruptan ayırt edilip tutuklandıktan sonra divan-ı harbe sevk edilmeleri için gerekli kanuni işlemler başlatıldı.[24] Bunlarla ilgili evraklar 26 Aralıkta tamamlanarak mahkemeye sevk edildiler.[25]

Osmanlı askeri makamları Osmanlı uyruğundan olup ta Rus ordusunda çarpışan Ermenileri diğer Rus uyruklu Ermenilerden ayırdığı ve ayrı muameleye tabi tuttuğu halde bunların sayısı hakkında yapılan incelemelerde açık bir bilgiye ulaşılamamıştır.[26] Bu vasıftaki Ermenilerin durumu muhtemelen iç mesele olarak görüldüğünden bunlar hakkında herhangi bir sayı verilmemiş olabilir.

Savaşın başladığı günden Rusya’nın Bolşevik ihtilali sebebiyle savaştan çekildiği ana kadar Ermeni taburları Rus ordusu içerisinde kendilerinden istenilen her türlü işi yerine getirdiler. İhtilal bir an için Ermenilerin Doğu Anadolu’da bir Ermenistan kurulması projesinin uygulanmasında bir takım tereddütler doğurmuşsa da, Rusya’da iktidarı ele geçirmiş olan Bolşeviklerin, Rus devletinin çıkarları konusunda selefinden hiçte farklı düşünmediği ve hareket etmeyeceği kısa süre sonra ortaya çıkmıştır. Çarlar nasıl Hıristiyanlığı kullanarak bir dünya devleti kurmak istemişlerse, şimdi Bolşevikler, sosyalizmi kullanarak aynı hedefe ulaşmak istiyorlardı. Bu noktada, iktidara geldikleri ilk günden itibaren Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu’ya büyük önem verdiler. Alman cephesinde şartların savaşı devam ettirmeye uygun olmaması sebebiyle barış isteklerinde bulunan Bolşevik hükümeti Kafkas cephesinde Rus ordularının elde etmiş olduğu toprak kazanımlarını yapacakları barışla kaybetmemek için bir takım siyasi girişimlerde bulundu. 15 Kasım 1917’de “Rusya’daki Milletlerin Hakları” beyannamesiyle her milletin kendi geleceğini kendisinin belirlemesi ilkesini kabul ve ilan ettiler.[27] Buna göre Rusya devleti içinde bulunan her milletin kendi milli devletini kurmasını kabul ettikleri gibi, bunu tanımayı da taahhüt ettiler. Bu beyannamenin Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu için anlamı şuydu: Gürcü ve Azerilerin yanı sıra Ermeniler kendi milli devletlerini kurabileceklerdi. Böylelikle Doğu Anadolu’da işgal altında tutulan sahada sözde milli bir Ermeni devleti kurulacak ve Bolşevik hükümeti bunu tanıyarak bu toprakların Osmanlı Devleti'ne devredilmesi önlenmiş olacaktı. İşte bu plan 11 Ocak 1918 tarihinde yayınlanan “Ermenistan Kararnamesi” ile siyasi bir niteliğe büründürülerek İttifak devletlerine kabul ettirilmek istendi. Bolşevik Hükümeti bu kararnamede özetle Ermenilerle ilgili şu isteklerde bulunmaktaydı:

1. Doğu Anadolu Ermenilerinin şahsi mal ve mülklerinin emniyetini sağlamak için hemen bir Ermeni Halk Milisi kurulmalıdır.

2. Ermeni muhacirleri ve mültecilerinin yaşadıkları yerlere herhangi bir engelle karşılaşmadan geri dönmeleri sağlanmalıdır.

3. Savaş sırasında Osmanlı makamlarınca Anadolu’nun iç bölgelerine zorla gönderilmiş olan Ermenilerin Doğu Anadolu’ya serbestçe dönmelerine izin verilmelidir.

4. Doğu Anadolu’da “Ermeni Halk Mümessilleri Şurası (Sovyeti)” adıyla geçici bir idare kurulmalıdır.[28]

Görülüyor ki bu maddelerle Bolşevik hükümeti kendilerine ait olmayan ve işgal altında tutulan bir bölgede gerek tarihi ve gerek nüfus üstünlüğünden kaynaklanan herhangi bir hakka sahip olmayan Ermenilere suni bir devlet kurulmasına çalışmaktadır. Bu isteğini kendince insani sebeplere dayandırmaya çalışmaktaydı.

Bolşevik hükümetinin bu yanlı istekleri Ermenileri yeniden umutlandırmıştır. Ermeni Taşnak teşkilatı Bolşeviklerin de desteği ile bölgedeki Ermeni askeri gücünün artırılmasına büyük hız verdi. Çarlık ordusu içerisinde hizmet vermiş olan Ermeni kolordusu Türkiye Ermenilerinin oluşturdukları taburlarında katılımıyla 20000–25000 civarında bir milli ordu şekline sokuldu.[29] Bu sayı her geçen gün yeni katılımlarla artıyordu. Askeri hazırlıklar hızlı bir şekilde yürütülürken Taşnak ve Bolşevik liderlerinin önündeki en büyük engel hiç şüphesiz bölgede Ermenilerin Türk nüfus karşısında azınlık olmalarıydı. Nüfus dengesinin Ermeniler aleyhine olduğu bir devletin ayakta kalmasının mümkün olmadığını bilen Ermeni liderleri bu meseleyi halletmenin yolunu savaş yıllarında çok iyi tecrübe ettiklerinden kısa sürede Türklere karşı büyük katliamlara başladılar. Antranik başta olmak üzere diğer çete reisleri Türkiye Ermenilerin oluşturduğu taburları birer intikam taburları haline getirerek çoluk çocuk dinlemeden Türklere saldırmaya başladılar.

Yapılan katliamlar Osmanlı makamlarınca çeşitli devletler nezdinde protesto edilmesine karşın durdurulamadı. Bunun üzerine Osmanlı Genel Kurmayı katliamları durdurmak amacıyla ileri harekâta karar verdi. 12 Şubatta başlayan Türk ilerleyişi sayesinde bütün Doğu Anadolu ve Elviye-ı Selase Ermeni zulmünden kurtarıldı. Osmanlı ordusunun ileri harekâtı Azerbaycan’daki Ermeni katliamları sebebiyle Bakû’ye kadar uzatılmak zorunda kaldı.[30]

Ekim başlarına kadar sürdürülen askeri harekâtın en önemli sonucu Bolşeviklerin Doğu Anadolu toprakları üzerinde suni Bolşevik Ermenistan projesinin ortadan kaldırılmasıdır. Fakat bu Ermenilere Doğu Anadolu üzerinde bir devlet kurdurulması projesinin tamamen bittiği anlamına gelmiyordu. Bu proje Osmanlı hükümetinin 30 Ekim 1918’de İngiltere ile Mondros Mütarekesini imzalamasından sonra, İngiltere tarafından ciddi bir şekilde ele alınmış ve uygulamaya sokulmaya çalışılmıştır.[31]

İngiltere, savaş sırasında Ermenilerin Osmanlı ordularını arkadan vurmaları üzerine 1915’te çıkarılan tehcir kanununu Amerika ve Avrupa kamuoyunda Ermenilere yapılan bir soykırım şeklinde göstererek bu kamuoylarını kendi tarafına çekmek amacıyla yoğun bir şekilde Ermeni propagandası yapmış ve bir haylide etkili olmuştu. Milli çıkarları doğrultusunda Osmanlı Devleti'ni parçalamak niyetinde olan İngiltere, Kafkasya ayağında Ermenileri kullanmayı planlamaktaydı. İngiltere’nin bu amaçla Ermenilere yaklaşması Türk harekâtıyla sinmiş olan Ermenilerin yeniden umutlanmasına yol açtı. Taraflar arasındaki bu yakınlaşma mütarekede iyice ortaya çıktı. Mütarekenin 4., 11. ve 24. maddeleri Ermenilerin beklentilerine uygun bir şekilde kaleme alındı. İngilizler mütarekenin 4. maddesinde, İtilaf hükümetlerine mensup savaş esirleri ile Ermeni esir ve tutukluların İstanbul’da toplatılmasını ve kayıtsız şartsız kendilerine teslimini istediler. 11. maddede Elviye-ı Selase’nin boşaltılması talep edilirken, 24. madde de ise Vilayat-ı Sitte’de (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Elaziz Vilayetleri) bir karışıklık çıkması durumunda buraları işgal etme hakkının kendilerine tanınmasını Osmanlı hükümetine kabul ettirdiler. Mütarekenin İngilizce metninde bu altı vilayetin “Altı Ermeni Vilayeti” olarak gösterilmesi İngilizlerin gerçek niyetlerini ele veriyordu.[32] İngiltere’nin mütareke metnine koydurduğu bu maddelerle Bolşevik hükümetinin Ermeniler için planladığı devletin sınırlarını biraz daha genişlettiğini söyleyebiliriz. Bolşevikler nasıl kendi çıkarlarına hizmet etmesi için muhtar bir Ermenistan kurulmasını istemişlerse şimdi aynı şeyi İngilizler planlamaktaydılar. İngilizlerin planları Bolşeviklerin planından sadece bir noktada ayrılıyordu. O da Bolşevikler kendilerine bağlı sosyalist bir Ermenistan isterken, İngilizler bağımsız bir Ermenistan tasavvur ediyorlardı. Böylelikle Kafkasya merkezli bu devlet Doğu Anadolu’yu da içine alacak şekilde hem Bolşeviklerin daha güneye inmeleri engelleyecek, hem de Osmanlı Devletinin Kafkasya ve Türkistan’la olan bağını koparmış olacaktı.

Konuyla ilgisi sebebiyle bu çalışmada sadece 4. maddenin uygulanmasına değinilmiştir. Görüleceği gibi madde iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım İtilaf devletlerine mensup esirlerin teslimini içermektedir ki bunun kabul edilmesinde ve uygulanmasında herhangi bir sıkıntı yaşanmamıştır. İkinci kısım Ermeni esir ve tutukluların teslimini kapsamaktaydı. Osmanlı heyeti başkanı Rauf Bey 27 Ekim'deki ilk müzakerede Ermeni esirleri diye kastedilenlerin Rus uyruklu Ermenileri ise bunların Ruslarla yapılan anlaşmalar gereği memleketlerine iade edildiğini ve tutuklulara gelince bunlar içinde genel affın çıkarıldığını ve bu sebeple bu maddeye gerek olmadığını belirtti. Ermeni esirlerin iadesi meselesi Ermenistan hükümetiyle Batum müzakereleri sırasında ele alınmış ve 4 Haziran 1918’de Osmanlı ve Ermeni heyetleri esirlerin karşılıklı olarak iadelerini de içeren Barış ve Dostluk Antlaşması imzalamışlardı. Dolayısıyla Osmanlı hükümeti için Osmanlı uyruğundaki Ermenilerin dışında hiçbir pürüz kalmamış oldu.[33] Reşat Hikmet Bey’de Kafkasya’da kurulan Ermenistan hükümetinin delegeleriyle Ermeni esirlerin iadeleri meselesi hakkında mütareke için gelmelerinden önce İstanbul’da görüşmeler yapıldığını ve bu sebeple bu maddeye gerek olmadığını yineledi. Buna karşılık Amiral Calthorpe, Avrupa ve Amerika kamuoyunun Ermeniler hakkında hassas olduğunu ileri sürerek mütarekeye Ermenilerle ilgili bu hükmün koyulmasında ısrar etti.[34]

4. maddenin değiştirilmeden kabul edilmesinden sonra Osmanlı hükümeti 13 Kasımda Meclis-ı Vükelada aldığı karar uyarınca İtilaf esirlerinin yanı sıra iadeleri unutulmuş olabilecek Ermeni esirlerinin İstanbul’da toplatılması için Adliye Nezaretine Harbiye Nezaretiyle birlikte çalışmaları emrini verdi. Ermeni tutukluları meselesine gelince Hükümet, bunların iade edilip edilmeyeceklerine dair Adliye Nezaretinin 11 Aralık 1918’de yaptığı başvuru üzerine konuyu Meclis-ı Vükelada görüştükten sonra aynı gün verdiği cevapta Osmanlı uyruğundaki ister Ermeni, ister başka milletlerden olsun hiç kimsenin mütarekenin 4. maddesi kapsamı içerisine sokulamayacağını ve bu sebeple iadelerinin gerekmediğini bildirdi.[35]

İngiliz makamları hükümetin bu kararını tanımak istemediklerinden çıkarılan genel affın kapsamının genişletilmesini, siyasi suçluların yanı sıra divan-ı harbe verilenlerle, adi suçlardan dolayı tutuklanmış olan Ermenilerde serbest bırakılmasını istediler. Adliye Nezaretinin başvurusu üzerine bu hususta Hariciye Nezareti belirttiği görüşünde İngiliz isteğinin mütarekenin 4. maddesinin içeriğine ters düştüğünü ve bu sebeple uygulanma imkanının bulunmadığını belirtti. Mütareke gibi askeri nitelikteki bir sözleşmeye dayanarak adi suçluların ve divan-ı harbe verilenlerin serbest bırakılmasını istemek mütarekenin özüne aykırıydı. Maddenin bu şekilde yorumlanması açıkça devletin iç işlerine müdahale demekti. Hükümetin bu açık tavrına rağmen İngiliz Yüksek Komiserliği her ne sebepten olurla olsun tutuklanmış ve mahkum edilmiş olan bütün Ermenilerin 7 gün içerisinde kendilerine tesliminde ısrar etti. Hariciye Nezareti Ermeniler hakkında İngilizlerin yaptığı baskıya ve isteklerine son vermek amacıyla hükümetin Meclis-ı Vükelada bir karar almasını ve kendilerinin de buna göre hareket etmelerini Sadaretten talep etti. 23 Ocak 1919’da Sadaretten verilen cevapta; savaş esirleri ile idareten tutuklanmış olan (Genel Affın yürürlüğe girdiği tarihten önce tutuklanmış olan) Ermenilerin İngilizlere tesliminin mütareke gereği olduğunu, bunun dışında kalanların tesliminin kanunlar gereği mümkün olmadığını, buna rağmen bir uygulama yapılması durumunda hem devletin itibarının, hem de asayişin büyük zarar göreceğini belirti. Sadaret ayrıca bu hususun İngiliz Yüksek Komiserliği nezdinde yapılacak girişimlerle iyice anlatılmasını istedi.[36]

Hükümetin bu olumlu yaklaşımlarına karşılık İngiliz Yüksek Komiserliği 7 Mart 1919’da verdiği notada mahkumiyetleri kesinleşmemiş fakat beş aydan fazla hapishanelerde tutulanların tahliyesi ile askerden firar edipte mahkum edilmiş bütün Ermenilerin tahliye edilmelerini istedi. Bu istek açıkça hükümetin çıkardığı genel affı hiçe saymakla eş anlamlıydı. Zira genel afta vatana ihanet suçu kapsamına giren suçlara herhangi bir af getirilmiş değildi.[37] Buna rağmen Sadaret notayı gereğini yapmak üzere Dahiliye Nezaretine havale etti. Dahiliye notaya konu olan hususlarda Adliye Nezaretinden bilgi talep edince, Nezaret 27 Martta gönderdiği cevapta siyasi mahkumlar için çıkartılan kararnamenin uygulanmakta olduğunu hatırlattıktan sonra diğer isteklerin uygulanma imkanı olmadığını fakat bu gibi kişilerin mütareke gereği serbest bırakılmaları zorunlu olduğu taktirde meselenin Mütareke Komisyonu’na inceletilerek buradan çıkacak kararın Nezaretçe derhal uygulanacağını belirtti.[38]

Mütarekenin ilk günlerinden itibaren vatana ihanet eden ve adi suçlardan mahkum Ermenileri mütarekenin hükümleri dışında tutmaya çalışan hükümetin meseleyi mütareke komisyonuna havale etmesini İngilizlerle sürdürülen ilişkilerde Ermeni meselesini artık gündemden düşürmek istemesi şeklinde yorumlanabilir. Çünkü Mütareke Komisyonu’nda İngilizlerin ağırlığı dikkate alındığında buradan Osmanlı hükümetinin lehinde bir karar çıkması mümkün değildi. Bunu bu zamana kadar ki olaylarda yeterince ispat etmişti. Dolayısıyla hükümetin bunu bilmemesine imkan yoktu. Esasında öncekilerin aksine bu kadar farklı bir yol izlenmek istenmesinde 4 Marttan itibaren iktidara gelen Damat Ferit Paşa’nın büyük rolü vardı. Bilindiği gibi Damat Ferit Paşa, İngiliz isteklerini uygulayarak memleketin kurtarılacağına inanan bir kişiydi.

Damat Ferit Paşa hükümetinin aczinden faydalanan İngiliz Yüksek Komiserliği, komisyonun vereceği kararı beklemeden Anadolu’da görev yapmakta olan kontrol subaylarına verdiği emirde hapishanelerdeki Ermeni ve Rum mahkumların tahliye edilmelerini emretti. Bu emir doğrultusunda İngiliz kontrol subayları mahalli idarelerin bütün itirazlarına rağmen,[39] Samsun’da 28,[40] Ordu’da 3 ve Trabzon’da 44[41] mahkumu serbest bıraktılar.

Dahiliye Nezareti bu kanun dışı uygulamaları önlemeye için ortaya ciddi bir tavır koymak yerine, İngiliz subaylarının üst makamlardan habersiz, keyfi davrandıkları şeklinde gülünç bir iddiayla olayları İngiliz Yüksek Komiserliği nezdinde protesto etmekle yetinmiştir.

Hükümetin bu olaylar karşısındaki tavrı ilk günlerdeki tavrının aksine tamamen bir aczi yet manzarası içeriyordu. İngilizlerin bu kural ve kanun tanımaz emri vakileri karşısında takınılan tavır yüzünden devletin itibarı ayaklar altına alınmıştır. Bu olayla İngilizler devletin iç işlerinde söz sahibi taraflardan birisi haline getirilmiştir.

Bu acziyet sebebiyledir ki Ermeniler, İngilizlerinde desteğiyle Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan kurulması yönündeki taleplerini yeniden gündeme getirmişler ve bu hususta da ciddi çalışmalar yürütmüşlerdir.[42]

İngilizlerin Ermenilerin hamisi rolüne soyunarak doğuda Türk vatanı üzerinde bir Ermenistan yaratma planları Mustafa Kemal Paşanın liderliği etrafında kenetlenen Türk milletinin verdiği büyük mücadele sayesinde tarihin karanlığına gömülmüştür.

 


 

[1] Mim Kemal ÖKE, Ermeni Sorunu 1914–1923, (Ankara: 1991), s. 18.
[2] Esat URAS, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, (İstanbul: 1987), ss. 199–208.
[3] Öke, Ermeni Sorunu, s. 79.
[4] Bu örgütlerin ilki 1887’de Hınçak, diğeri de 1890 yılında Taşnaksutyun adıyla kuruldu. Her iki örgüt programları nda şu ortak ilkeleri benimsemişlerdi.:
1. Osmanlı topraklarına girerek, devlet memurları ile Ermenilere karşı fark gözetmeksizin saldırı yapmak.
2. Tedhiş ve katliamlar yapacak çeteler oluşturmak.
3. Yapılacak eylemler neticesinde büyük devletlerin müdahalesini sağlamak ve böylece Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan vücuda getirmek. Bkz., Halil Kemal Türközü, E. İlter, Osmanlı ve Sovyet Belgeleriyle Ermeni Mezalimi, (Ankara: 1983), s. 15; Ercüment Kuran, ‘Ermeni Meselesinin Milletlerarası Boyutu’, Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, (Ankara: 2000), ss. 58–59.
[5] Ercüment Kuran, ‘Tarihte Türkler ve Ermeniler’, Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, (Ankara: 2000), s. 31.
[6] Mim Kemal Öke, Rusya’nın Ermeni ıslahatında istekli olmasına karşın asıl hedefinin doğuda Ermenisiz bir Ermenistan yaratmak olduğunu ileri sürerek, 1914 anlaşmasıyla da bu yolun kendisine açıldığını iddia etmektedir. Bkz., Öke, Ermeni Sorunu, ss. 81- 83.
[7] Cemal Paşa, Hatıralar, (Yay. Haz. Alpay Kabacalı), (İstanbul: 2001), s. 412.
[8[ Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, (Ankara: 1993), s. 410.
[9] Uras, Tarihte Ermeniler ..., ss. 581–583.
[10] İFHAM, 2 Ağustos 1335/1919, Numara:11.
[11] Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, (Ankara: 1985), s. 196.
[12] İbid, s. 198.
[13] Gürün, Ermeni Dosyası, s. 198.
[14] Maslofski, Umumi Harpte Kafkas Cephesi, (Çev. Nazmi),(Ankara: 1935), s. 31.
[15] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekâtı, (Ankara: 1993), s. 67.
[16] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi adlı eserinde Brest-Litovsk barışından sonra Kafkas cephesini boşaltan Rus birliklerinin yerini alan Ermeni kuvvetleri içerisinde Osmanlı uyrukluların birkaç tugay oluşturduklarını belirtmektedir ki, bu tugayları en az iki kabul etsek bunların sayısı 16000–20000 arasında bir rakama denk gelmektedir. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, IX, (Ankara: 1996), s. 527.
[17] Uras, Tarihte Ermeniler ..., s. 591.
[18] 11 Ekim 1914’te Üçüncü Ordu Kumandanlığınca Başkumandanlığa gönderilen bir raporda kıtalardaki firarilerin her geçen gün arttığı belirtilerek, Rusların bunları devamlı surette teşvik ve silahlandırdığı ifade ediliyordu. 23 Ekimde gönderilen bir başka rapor da ise Osmanlı Ordusundan kaçan yaklaşık 800 firarinin Kağızman’da Rus hükümetince silahlandırıldığı belirtiliyordu. Gürün, Ermeni Dosyası, ss. 202–203.
[19] Maslofski, Umumi Harpte Kafkas Cephesi, s. 31; Sabah, 2 Teşrin-ı Evvel 1331/ 15 Ekim 1915, N.9359.
[20] Ermenilerin Yaptıkları Zulüm ve Katliamlar için bakınız; Arşiv Belgelerine Göre Kafkaslarda ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi, I, (1906–1918), (Ankara: 1995).
[21] Tanin, 3 Eylül 1331/ 16 Eylül 1915, N.2424.
[22] Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Tarih Stratejik Etüt Dairesi Başkanlığı Arşivi (ATASE), Klasör (Kl) 2952, Dosya (D) 5, Fihrist (F) 1–1.
[23] ATASE, Kl. 2952, D. 5, F. 4–26.
[24] ATASE, Kl. 2952, D. 5, F. 4–27.
[25] ATASE, Kl. 2952, D. 5, F. 17.
[26] İnceleme bu makalenin yazarları tarafından yapılmıştır.
[27] Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, (Ankara: 1990), s. 335.
[28] Stefanos Yerasimos, Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Sovyet İlişkileri, (İstanbul: 2000), ss. 41-42.
[29] Karal, Osmanlı Tarihi, IX, s. 526; W.E.D. Allen- Paul Muratoff’un Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi adlı eserinde bu yeni dönemde Ermeni kolordusunun Ruslardan boşalan yeri doldurmak için yeniden teşkilatlandı rıldığından bahsederek, bu teşkilatlanma içerisinde 1914–1916 harekâtı sırasında kendilerinden istenilen görevleri başarıyla yerine getirmiş olan Türkiye Ermenilerinin meydana getirdiği piyade taburlarının (druzhiny) önemli bir yere sahip olduğunu belirtmektedir (W.E.D. Allen- Paul Muratoff, 1828–1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, (Ankara: 1966), s. 427.
[30] Geniş bilgi için bakınız; Erol Kürkçüoğlu, '1918–1920 Türkiye-Azerbaycan İlişkileri', (Basılmamış Doktora Tezi, Erzurum, 1994), ss. 145–148, 154–301; Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekâtı, II, (Ankara: 1993), ss. 551–619; İ. Berkuk, 'Büyük Harpte fiimali Kafkasya’daki Faaliyetlerimiz ve 15. Fırkanın Harekâtı ve Muharebeleri', Askeri Mecmua, Sayı 35, (Eylül 1934); Ender Gökdemir, Cenûb-i Garbî Kafkas Hükûmeti, (Ankara: 1989), ss. 15–29.
[31] ATASE, Kl. 1550, D. 40–391, F. 39–1.
[32] Mütareke müzakereleri ve maddeleri hakkında geniş bilgi için bakınız; Ali F. Türkgeldi, Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi, (Ankara: 1948), ss. 23–74.
[33] Cemil Kutlu, I. Dünya Savaşında Rusya’daki Türk Savaş Esirleri ve Bunların Yurda Döndürülmeleri Faaliyetleri, (Basılmamış Doktora Tezi, Erzurum, 1997), s. 352.
[34] Türkgeldi, Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi, s. 37.
[35] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), HR-HMfi-İfiO 32/3–1. Başbakanlık Osmanlı Arşivi bundan sonraki dipnotlarda “BOA” olarak gösterilmiştir.
[36] BOA, BEO, 341369.
[37] Ali Fuad Türgeldi, Görüp İşittiklerim, (Ankara, 1987), s. 142.
[38] BOA, DH-EUM-AYfi, 35/41.
[39] Bölgedeki Türk vali ve mutasarrışarı hapishanelerdeki Ermeni ve Rum mahkumların tahliye edilmeleri durumunda azınlıkların taşkınlıklarının artacağını ve bu şekilde asayişin temininin imkansız hale geleceğini belirtmelerine rağmen bu itirazlar İngiliz subayları üzerinde herhangi bir etki yapmamıştır (BOA, DH-KMS, 50–1/80).
[40] BOA, DH-KMS, 50–1/80.
[41] BOA, DH-KMS, 50–2/20.
[42] 26 Nisan 1919’da Paris Barış Konferansı Yüksek Konseyi, yoğun Ermeni propagandasının etkisiyle Ermeni isteklerini dinleme kararı aldı. Bogos Nubar Paşa ile Aharonian tarafından dile getirilen isteklerde Ermeniler Vilâyât-ı Sitte’nin büyük bir kısmının yanı sıra Mersin ve İskenderun limanlarını içine alacak şekilde Çukurova’nın Ermeni İmparatorluğuna verilmesini istediler. Böylelikle kuzeyde Karadeniz, güneyde Akdeniz’e kadar uzanan bir sahada Ermeni devletinin kurulması amaçlanıyordu. Bkz., Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, (Ankara: 1988), ss. 127–128).
 ----------------------
* Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar