Anasayfaİletişim
  
English

Sovyetler Birliği'nin Ermeniler İçin Başlattıkları 'Anavatana Dönüş Projesi'

Doç. Dr. Süleyman SEYDİ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003

 
.�uÀ‰ ="justify">

 

Abstract: This article focuses on the Armenian repatriation scheme supported by the Soviet government at the end of the Second World War. This issue was first raised by the Soviets in the summer of 1945 in the following sense that Turkish provinces of Kars and Ardahan, formerly inhabited by the Armenians, should be annexed to Soviet Armenia. Thereafter, the Armenian diaspora organisations in America, in the Balkans and in the Middle East simultaneously presented memorandums on several occasions to the world leaders, Churchill, Attlee, Truman and Stalin and to world organisations, urging the cession of the Turkish territories to Soviet Armenia. They also made a demand for the repatriation of those one and half million Armenians who had been living outside the Armenian Soviet Socialist Republic with a hope to return there. After a short propaganda campaign the Soviet Union put the Armenian repatriation scheme into effect in March 1946. To do so, a Committee was set up by the Soviet Armenian Government to administer the migration. The Armenians living in Romania, Greece, Egypt, Syria, Lebanon and Iraq were targeted by this scheme. Soviet diplomats in these countries took a great part in it.

Keywords: Armenia, Soviet Union, Ottoman State, England, Church, Dashnaks,

Anahtar Kelimeler: Ermenistan, Sovyetler Birliği, Osmanlı Devleti, İngiltere, Kilise, Taşnaklar

GİRİŞ

Tarihsel süreç içerisinde değerlendirildiğinde Ermeni sorununun, XIX. yüzyılda büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ni parçalamak için uyguladıkları politikaların bir parçası olarak ortaya çıktığı görülür. Kafkaslar, İran, Afganistan ve Osmanlı Devleti’nin doğusunda, Rusya-Osmanlı ve Rusya-İngiltere arasında 19. yüzyıl ortalarında başlayan ve 20. yüzyılın ilk yarısına kadar süren bir hakimiyet mücadelesi yaşandı. Bu mücadele boyunca bütün taraflar, bu bölgelerde yaşayan ve birbirinden farklı etnik ve dinsel gruplardan müttefikler oluşturmanın yanı sıra grupları birbirlerine karşı kışkırtıp örgütlemek suretiyle 20. yüzyıl ve sonrasını kapsayacak politikaların temellerini attılar.[1]

19. Yüzyıl başından itibaren güç dengesinde önemli bir devlet haline gelen Çarlık Rusya’sı, emperyalist emellerinin önünde duran Osmanlı topraklarını, sıcak denizlere açılma politikası çerçevesinde kendine yayılma sahası olarak seçmişti. Bu politikanın Kafkasya ayağında Ermeniler ön plana çıkarıldı. Daha önce Rumlar vasıtasıyla Balkanlar’a nüfuz edip Yunan bağımsızlığında önemli rol oynayan Rusya, Ortodoks Hıristiyanların hamiliği iddiasıyla Ermenilerle de ilgilenmeye başladı. Eçmiyazin Ermeni Kilisesi bu noktada Rus tesiri altına girdi. Rusya, Hıristiyanlığın hamisi olma iddiasında yalnız değildi. Bölgedeki emperyalist çıkarları olan İngiliz ve Fransızlar da Rus yayılmacılığın önüne set çekmek amacıyla aynı iddiada bulunuyorlardı.[2]

Ermeni Kilisesi Osmanlıya karşı Ermeni faaliyetlerini organize etme ve Türk toprakları üzerinde bağımsız Ermenistan kurma girişimlerinin öncülüğünü yaptı. Osmanlı Devleti’nin 3 Ağustos 1914’de seferberlik ilan ettiği sıralarda Eçmiyazin Katogigosu V. Kevork (1912–1930), Rusya’nın Kafkas Valisi Voronçov-Daşkov’a yaptığı yazılı müracaatında, Ermenilerin Rusya tarafından himayesi edilmesine karşılık Ruslar ile birlikte Osmanlı Devleti’ne karşı savaşacaklarını taahhüt etti. Yine aynı gün, Voronçov-Daşkov, Tiflis’teki Ermeni Milli Konseyi üyeleri, bu arada şehrin Belediye Başkanı Hadisyan ile görüştü ve ona, eğer Türklerin Vilayet-i Sitte’si Ermenilerin yardımı ile ele geçirilirse, burada Ermeni muhtariyetinin tanınacağını ilan etti.

V. Kevork, ayrıca, Katogigosluğun resmi gazetesi olan Ararat’da, bütün Ermenilere hitaben Ağustos 1914’de bir beyanname yayınlayarak Osmanlıya karşı isyan çığırtkanlığı yaptı. Arkasından Osmanlı Ermenileri Ruslarla işbirliği yaparak vatandaşı oldukları devleti arkadan vurdular. Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmanın ötesinde Türklere karşı katliamlara giriştiler. Halbuki savaş öncesi Taşnak yöneticileri Osmanlı hükümetine, ‘Osmanlı Devleti’nin savaşa katılması halinde Ermenilerin Osmanlı ordusu saflarında vatandaşlık görevlerini yerine getirecekleri’ vaadinde bulunmuşlardı.[3] Buna rağmen, Taşnak Cemiyeti Talat Paşa ile yaptıkları toplantıdan çıkar çıkmaz taşradaki örgütlerine çektikleri telgrafla, Osmanlı Devleti Rusya ile savaşa girerse derhal orduya ihanet edip ellerindeki silahlarla Rus ordularının saflarına katılmaları emrini vermişlerdi. Bunun üzerini Osmanlı Devleti stratejik bölgelerde yaşayan Ermenileri göçe tabi tuttu.[4]

Birinci Dünya Savaşı sırasında ne kadar Ermeni’nin ve ne kadar Türk’ün öldüğü konusu tartışma götürmektedir. Ermeniler, ortada Türk hükümetinin organize olarak yaptırdığı bir ‘soykırım’ faaliyeti olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia veya Ermenilerin bu tezi, Enver, Talat ve Cemal Paşa önderliğindeki İttihat ve Terakki hükümetinin hayallerindeki Turan politikasının önünde Ermenileri bir engel olarak gördüklerini ve titizlikle hazırladıkları plan neticesinde 1,5 milyon Ermeni’nin, gerek Doğu Anadolu topraklarındaki ikametgâhlarında ve gerekse tehcir esnasında soykırıma tabii tutulduğu gibi bir iddia üzerine inşa edilmiştir. Bu iddialar, Bryce-Toynbee’nin çoğunlukla görgü tanıklarına dayalı olarak hazırlayıp İngiliz Parlamentosuna sunduğu ve sonra tarihçi Arnold Toynbee tarafından yayınlanan çalışma ile Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi Henry Morgenthau’nun hatırasına dayanmaktadır. Tabii ki bu yazılanların tarihi belge olarak taşıdıkları değer tartışma götürür. Zaten Toynbee’de sonraki çalışmalarında, önceki çalışmasının doğruluğu konusunda pek taviz vermek istemez ise de, bu çalışmasının savaş propagandası olarak basılıp dağıtıldığını söylemeden de edemez.[5] Yine aynı çalışmasında Toynbee, olanların bir tarafa yada millete mal edilemeyeceğini ve her iki tarafın sıra ile bu işe bulaştıklarını söyler.[6]

Türk tezi ise belli oranda Ermeni’nin savaş şartları içinde öldüğü, aynı zaman ve şartlarda binlerce Türk’ünde öldüğü şeklindedir. Ermeniler kendi ülkelerine ihanet edip Ruslarla işbirliği yapmalarının ötesinde Türk askerlerine karşı gerilla savaşına giriştiler. Osmanlı Devleti de kendini güvende hissetmek için Ermenilerin düşmanla işbirliği yapmalarını önlemek amacıyla stratejik bölgelerden uzaklaştırdı. Bu yapılırken de Ermenilerin zarar görmelerini önlemek için azami özen gösterildi.[7] Sonuç olarak Stanford Shaw’ın dediği gibi Birinci Dünya Savaşı’nda da Ruslarla işbirliğini önlemek için ‘tehcir’ yapılmış, ‘soykırım’ yapılmamıştır.[8]

Osmanlı Devleti aleyhindeki faaliyetlerinden dolayı Bağdad’a sürülen İstanbul Ermeni patriği Zaven Efendi, 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes antlaşması imzalandıktan sonra geri dönüp bağımsız Ermenistan kurulması için İtilaf devletleri temsilcileri nezdinde girişimlerde bulundu. Ermeniler Mondros Mütarekesi’nden sonra da diplomatik faaliyetlerde bulunmak ve propagandaya girişmek üzere Paris’e heyetler gönderdiler. ‘Onlar Şurası’na verdikleri muhtıra ile Kafkasya’dan Akdeniz’e ve Karadeniz’den Suriye çölüne kadar uzanan bir devlet kurulmasını istedilerse de İngiliz ve Fransızların bölgedeki çıkarları buna engel oldu. Ancak Sevr Antlaşması ile Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasına izin verilmesiyle harekete geçen Ermeniler Kazım Karabekir önderliğindeki Türk ordusu karşısında tutunamayınca 3 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalandı ve Ermenistan hayalleri sona erdi. Sakarya zaferi ardından Fransızlar 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması ile Antep, Maraş, Adana havalisinden çekilince Ermenilerin Anadolu topraklarında yurtedinme hayalleri hüsranla sonuçlandı ve bölgedeki Ermeniler Lübnan,

Suriye ve Kıbrıs’a kaçtılar. Böylece İngiltere, Fransa ve Rusya 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren kendi emperyalist amaçlarına doğrultusunda Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandırıp bağımsız ve muhtar Ermenistan aldatmacasıyla kandırdıkları Ermenileri yüzüstü bırakıp çekilip gitmek zorunda kalmıştır.[9]

İki dünya savaşı arasındaki dönemde büyük devletler tarafından Ermeni politikalarına kısa bir süre ara verildiği görülmektedir. Bunu iki nedene bağlamak mümkündür. Birincisi, bu dönemde izlenen politikaların daha çok Avrupa merkezli olmasıdır. İkincisi ise, bu dönemde bölgesel rekabette Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile İngiltere arasındaki rekabetin eskisi kadar güçlü olmaması ve aynı zamanda SSCB’nin iç politika mevzuları ile daha fazla ilgilenerek dış politika konularını ikinci plana atmasıdır.

Ancak bahsi geçen dönemde Ermeni diaspora kuruluşları faaliyetlerine devam ettiler. Amerika’da faaliyet gösteren Ermeni organizasyonlarından en teşkilatlı olanı merkezi Boston’da olan Ermeni Devrim Federasyonu idi (Armenian Revolutionary Federation). Bu federasyon Taşnak partisinin Amerika şubesi olup Sovyet karşıtıydı ve tam bağımsız bir Ermenistan kurmak için mücadele veriyordu. Ermeni Devrim Federasyonu’nun resmi yayın organı olarak faaliyet gösteren Hairenik adında çıkarılan günlük gazetede Sovyetlere yönelik sürekli eleştiriler yöneltiliyordu. Ancak, gazete Temmuz 1944’den sonra Sovyet karşıtı olmaktan vazgeçtiğini resmen açıkladı. New york’ta kurulan Amerika Ermenileri Gelişme Cemiyeti (Armenian Progressive League of America) ise komünist Amerikan Ermenilerinin toplandığı bir kuruluştu ve SSCB çatısı altında kurulan Ermenistan devletinin devamından yana tavır sergiliyorlardı.

Ermeni Demokratik Liberal Birliği (Armenian Democratic Liberal Union) Boston’da, Ramgavar Partisinin Amerika şubesi olarak faaliyet gösteriyordu. Liberal karakterde bir kuruluş olup komünist karşıtı görüşleriyle Ermeni Devrim Federasyonu ile sürekli tartışma halindeydi. Ancak Sovyetler Birliği ile olan diyaloglarını geliştirme eğilimindeydi. Bu kuruluşun Baikar adında günlük gazetesi vardı. Gazete bazen Sovyet hükümetinin diktatörlüğünü kınamasına rağmen genelde Sovyet hükümetine sıcak bakmaktaydılar. Hatta Sovyetleri Türklere karşı Ermeni haklarının koruyucusu olarak görüyorlardı.[10] Ancak Türkiye aleyhinde bir faaliyet söz konusu olunca hepsi, ortak noktada buluşabiliyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonuna gelindiğinde Müttefiklerle Sovyetler Birliği’nin stratejik işbirliğine dayalı ortak hareket edebilme kabiliyeti, savaş sonrası paylaşımlar söz konusu olduğunda çatışmaya dönüştü. Sovyetlerin Doğu Avrupa ve Balkanlarda izlediği politika karşısında bir anlamda zaafa düşen Batı, Türkiye üzerinde Sovyet polikaları karşısında daha hassas davranmak zorunda kaldı.[11] Bu anlamda Türk hükümeti Roosevelt ve Churchill’in isteğiyle, taktik içerikli olarak, Şubat 1945’te Almanya ve Japonya’ya savaş ilan edince Sovyet basını her gün Türkiye’yi eleştiren ve küçülten yayınlar yapmaya başladı. Türk mahkemelerinin komünistleri cezalandırırken Turancılara dokunmadığını ve bu şekilde demokrasi şampiyonluğu yaptığını iddia ediyordu. Komünistlerin cezalandırıldığı doğruydu ama Turancılar da cezalandırılıyordu.[12] Türkiye’nin savaşta Alman yanlısı politika izlediği ve hala da izlemekte olduğu iddia ediliyordu. Ayrıca Türkiye’nin son anda savaşa katılma kararı ile de dalga geçiyorlardı.[13]

ERMENİLER İÇİN TOPRAK TALEBİ

Türkiye’yi yıpratmayı ve üzerinde Sovyet isteklerini dikte ettirmeyi amaçlayan bu psikolojik harp Haziran ayında siyasi arenaya taşındı. 7 Haziran 1945 Molotov Türkiye’nin Moskova büyükelçisi Selim Sarper’e ‘Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den bir buçuk milyon civarında Ermeni’nin sürüldüğünü ve bunların tekrar anavatanlarına dönmelerinde kendilerine yurt olarak verilmek üzere, daha önce Ermenilere ait olduğunu iddia ettiği Kars ve Ardahan’ın Sovyet Ermenistan’a iade edilmesi’ şeklinde bir istekte bulundu.[14] Bu istek Türkiye üzerinde kısa süreli şok tesiri yapsa da pek de sürpriz olmadı. Bu olayla eşzamanlı olarak ABD, Ortadoğu, ve Balkanlarda yaşayan Ermenilerin anavatan olarak kabul ettikleri Sovyet Ermenistan’a dönmelerini sağlayabilmek için Ermeni Diaspora organizasyonları hummalı bir faaliyet içine girdiler. Beklentileri, savaştan sonra oluşturulacak yeni dünya düzeninde büyük devlet liderlerinden Türkiye aleyhine kazanımlar elde etmek ve Sevr’de çizilen Ermenistan sınırları çerçevesinde genişleyebilmekti. Zamanın siyasal konjonktürü de bu beklentilerine cevap verebilecek durumda idi. Türkiye’nin savaşta tarafsız kalmasına karşılık Ermenilerin Müttefiklere açık destek vermiş olmalarını büyük avantaj görmelerinin yanında, Sevr antlaşmasına hayatiyet kazandırma konusunda batılı devletlerin kendilerine borçlu olduklarına inanıyorlardı.[15]

Türkiye’den toprak taleplerinin ilk olarak Ermeniler tarafından mı Moskova’nın gündemine getirildiği ya da Moskova’nın mı Ermenileri böyle bir talep için harekete geçirdikleri konusunda tereddütler vardır. Ancak Balkanlar, Orta Doğu ve özelliklede Potsdam Konferansı sırasında olayı büyük devletlerin gündemine getiren Amerika’daki Ermenilerin faaliyetlerinin Sovyet destekli olduğu aşikardır.[16] Aslında Sovyetler Ermeni kartını kullanarak Türkiye üzerinden tavizler koparmak peşindeydi. Asıl amaç Ankara ve Müttefikler üzerinde baskı kurarak Möntrö Boğazlar Sözleşmesinde kendisine Akdenizde güçlü bir donanmaya sahip süper güç olma imkanını sağlayacak düzenlemeler yaptırmaktı.

Ermeniler lehine Ankara’dan toprak talebi de bu açıdan bakıldığında anlam kazanmaktadır. Bu politikayı Ermenistan’da Supreme Katogigos seçimlerinde de görmek mümkündür. 1938’den beri

boş olan ve uzun müddet Sovyetlerin pek fazla ilgilenmediği Supreme Katogigos makamına Sovyet hükümeti, Şubat 1945’te Ermeni Kilise Konsülü tarafından atama yapılmasına müsade etti. Kısa bir süre sonra da Sovyetler Birliği Türk-Sovyet antlaşmasını iptal ettiğini Ankara’ya bildirdi.17 Bu seçimler neticesinde Başpiskopos Çörekçiyan, VI. Kevork (1945–1954) adı ile Katogigos seçildi. 1945 sonrasında, Sovyet Rusya o zamana kadar bir sembol olan Eçmiyazin Katogigoslu’na diğer kiliseler gibi bazı haklar tanımış ve Eçmiyazin aracılığı ile Batı toplumları üzerinde etkili olacak konuların propagandalarını yapmaya başlamıştır. Sovyetlerin amacı, dini kuruluşları etkisi ve kontrolü altına alarak, Eçmiyazin Katogigosluğu’nun tek bir dini merkez olduğunu kabul ettirip, bu yoldan Ermeni davasını canlı ve hareketli tutmaktı. VI. Kevork da, Rusya’nın desteği ile 1945’lerde Kars ve Ardahan’ın Ermenistan Cumhuriyeti’ne verilmesi için büyük devletler ile temaslarda bulunmuştur.[18]

Eçmiyazin’deki bu seçimlerden kısa bir süre sonra da ABD’deki Ermenistan Milli Konsülü San Francisco Konferansına ve Washington’daki büyük devletlerin elçiliklerine, ‘mevcut Türk hükümetinin Ermenilere yönelik kötü muamelesini de içeren bir memorandum sundu.[19] Aslında Moskova’dan ilham alan ABD, Orta Doğu ve Balkanlardaki Ermeni Diaspora organizasyonları, 1945 ve 1946 yıllarında Churchill, Atlee, Truman ve Stalin gibi liderler ile uluslar arası toplantılara memorandumlar sunarak Kars ve Ardahan’ın Sovyet Ermenistanına devredilmesini, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti dışında yaşayan bir buçuk milyon Ermeninin anavatanlarına dönmeleri için gerekli kolaylığın sağlanmasını istediler.[20]

Bu anlamda Temmuz 1945 sonunda Romanya’da, Ermeni mültecilerin yaptığı toplantı sonunda, Ermeni asıllı olup Sovyet Elçiliğinde Basın ve Propaganda Başkanı olan ve Romanya’daki Ermeni cemaatinin faaliyetleri ile ilgilenen Dangoulov tarafından önerilen ‘Türkiye tarafından işgal edilen Ermeni topraklarını Sovyet Ermenistan’a ilhak etme zamanı gelmiştir’ şeklinde teklifi kabul gördü. Bunun için onlar da Stalin, Truman ve Atleeye başvurarak kendilerine yardım etmelerini istediler.[21] Eylül 1945 tarihinde de Suriye ve Lübnan Ermenistan Milli Konsülü Beyrut, Halep, Şam ve Zahlel’de yaptıkları toplantılarda benzer kararlar aldılar.[22]

Yunanistan’da yaşayan Ermeniler de bu kampanyaya Ermeni Haklarını Koruma Komitesi tarafından Clement Attlee’ye mektup göndererek katıldılar. Yunanistan Ermeni Toplumunun Başpiskopos’u Mazlumian’ın yazılanların doğruluğunu onaylayan imzasınının yer aldığı bu mektupta, Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletlerinin yanında yer almasına ve bunun sonucunda Türkiye’de yaşayan üç milyon silahsız Ermeninin hunharca katledilip ya da evlerinden ayrılıp yabancı ülkelerde mülteci durumuna düşürülmesine rağmen kendilerinin Batılı devletlerce Türkiye karşısında tek başlarına bırakıldıkları iddia edildi. İkinci Dünya Savaşında da Nazi diktasına karşı Sovyet Ermenistanı ordusu içerisinde yer alarak İngiliz ve Amerikan ordularını güçlendirdiklerininin altını çizdiler. Kendilerinin bu kadar bedel ödedikten sonra Türkiye’nin elinde bulunan tarihi Ermeni topraklarının Sovyet Ermenistan’ı ile birleştirmesi ve bir evvelki savaşta uğradıkları haksızlıkların giderilmesi için Atlee’den elinden gelen bütün yardımları kendilerinden esirgememelerini istediler. Bu istekleri kabul olursa bir buçuk milyon Ermeniye yurt sağlanmış olacağını vurguladılar.[23]

Mısır ve Lübnan Ermeni Milli Meclisleri de 1946 yılı başlarında Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna telegraf gödererek Kars ve Ardahanın Sovyet Ermenistana ilhak edilmesi kampanyasına destek

verdiler.[24] Ermeniler seslerini duyurmak ve Türkiye aleyhine kazanımlar elde etmek için hiç bir fırsatı Kaçırmadılar. Amerikan Ermeni Milli Konsülü Aralık 1945’de Moskova’da toplanan Dışişleri Bakanları toplantısına da bir telegraf göndererek görüşmelerinde Ermeni katliamını da ele almalarını ve savaştan sonra sürülen Ermenilerin geri dönmelerini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapmalarını, Ermenilere bir vatan sağlamak için aralarında uzlaşmalarını ve bunun için de Wilson ilkeleri göz önünde tutarak Ermenistan sınırında değişiklik yapacak bir karar çıkartmalarını istediler.[25]

Ermenilerin bu iddialarının ve faaliyetlerinin dünya kamuoyuna duyurulması için Sovyet basın ve yayın organları gerekli desteği verdi. Özellikle bu iddialara olan destekler gazete ve radyolarda sıkça haber olarak geçildi. Bu yüzdendir ki, Ermeniler, Avrupa ve Asya ülkelerinin kendi davaları için Ermenileri kukla olarak kullanırken sadece Sovyetler Birliğinin kendilerine toprak güvenliği ve kültürel haklar tanıdıklarını dile getirdiler.[26] Aslında Sovyetlerin yaptığı da bundan başka bir şey değildi.

Bir yıla yakın kamuoyu oluşturma ve destek bulma çalışmalarından sonra Ermeni kampanyasının ikinci safhası olan Anavatana dönüş projesine geçildi. Bunu gerçekleştirmek için de Sovyet Ermenistan Hükümeti tarafından bir komisyon oluşturuldu. Papken Asvatzadourıan başkanlığındaki bu komitenin üyeleri Sahag Karabetian, Haigaz Marzanian, Mardiros Sarian, Ardashes Melik Adamian’dan oluşuyordu. Bu komitenin oluşturulma amacı, üyelerini Balkan ve Orta Doğu ülkelerine göndererek Sovyet Ermenistan’ına göçü organize etmekti. Temmuz 1946 yılında Yunanistan’dan Ermenistan’a, yani anavatana dönüş projesi gündeme geldiğinde bu göçü organize etmek için, Sovyet Ermenistan’dan Kourken Koverkian ve Serko Manousian adlarında iki temsilci Atina’ya gitti.

Yunanistan’dan yapılacak bu göçü Yunanistan Ermenileri Halk Örgütü (People’s Organisation of Armenians in Greece) finanse edecekti. Bu organizasyon, politik anlamda Komünist eğilimliydi. Başkanlığını Atina Ermenilerinin Başpiskopos’u Mazloumian’dı. Mazloumian bu olayın dışında uzun zamandır Yunanistan’daki Ermeni öğrencilerini Sovyet ya da Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti üniversitelerine eğitim amacıyla gönderme işini de organize ediyordu. Anavatan’a dönüş planı çerçevesinde yaklaşık olarak iki bin kişiden oluşan ilk kafile 1946 Temmuzunun sonlarına doğru Yunanistan’dan yola çıktı. Yunanistan’dan göç için kayıt yaptıran Ermenilerin toplam sayısı ise 5.000 civarındaydı. Bu seferin kişi başına maaliyeti 50 Amerikan Dolarıydı ve bu para Yunanistan Ermenileri Cemiyeti (Greek Armenian Community) ve Amerika’daki Ermeni Yardım Cemiyeti (the Armenian Benevolent Society) tarafından karşılanıyordu.[27]

Bir bakıma bu geri dönüş planı Yunan Hükümeti’nin de işine geliyordu. Zira Yunanistan’daki Ermenilerin büyük çoğunluğu komünist eğilimliydi. Bunlar Komünist gerillalara katılmaları ya da onlara her hangi bir şekilde destek vermeleri ihtimal dahilindeydi. Bu yüzden Yunan hükümeti, ne kadar çok Ermeni bu plan dahilinde Yunanistan’dan ayrılırsa o kadar memnun olacaktı.[28] Mesela Nisan 1946 da Atina’daki Sovyet elçiliği, Yunan İçişleri Bakanlığı Yabancılar Müdürlüğü’ne Yunan yada yabancı pasaportu olan bütün Ermeniler’in Sovyetler Birliğine göç edebileceğini bildirdi. Yabancılar Müdürlüğü ilk başta bunu kabul etti. Ancak Sovyet elçiliği Sovyetler Birliğine göç etmek isteyenlerin Sovyet pasaportu çıkartmalarını isteyince, Yabancılar Müdürlüğü, Sovyet pasaportu aldıktan sonra Ermenilerden bazılarının göç etmeyip Yunanistan’da ikamet edebileceği gerekçesiyle itiraz etti. Sonunda yapılan anlaşmaya göre Yunanistan’dan ayrılacak olanların ilk önce Yunan pasaportu almaları ancak sınırı geçtikten sonra hangi pasaportu istiyorlarsa onu elde edebilmeleri şeklinde bir anlaşmaya varıldı.

ANAVATANA DÖNÜŞ PROJESİ

Anavatana dönüş projesi, Orta Doğu’da, Hemayeg Harountian ve Hemareg Khatchadouryan adında iki Rus delegesinin başını çektiği Kevork Baboyan, Dr. Jebejian, Paster Dikran Kheelopian, Haroutone Makhian, ve Haroutune Madoyan adlı yerel komünistlerin desteğiyle kurulan Halep Yurda Dönüş Komitesi (Aleppo Repatriation Committee) ile işlevsellik kazandı. Sovyet Konsolos Klimoff da bu komiteye katıldı. Anavatana dönüş projesi çerçevesinde Orta Doğu’dan Sovyet Ermanistan’ına ilk konvoy, 1 Haziran 1946’da Halep’ten Beyrut’a giderek Sovyet gemisi Garcia’ya binmek üzere yola çıktı.

Halep’te 50.000 Ermeni anavatana dönüş için kayıt yaptırdı ve bunlara kısa sürede yola çıkma sözü verildi. Ancak bunlardan yılda 10.000 kişinin Ermenistan’a götürülebilme imkanı vardı. Bu belirsizlik bölge Ermeni halkının ekonomik yapısını bozdu. Neticede 1946 yazı sonuna kadar ancak üç bin kadar Ermeni iki ayrı seferde Sovyet Ermenistan’a ulaştı.[29] Irak Ermenileri ise henüz bu yolculuğa çıkamadılar. Zira Irak’taki Sovyet yetkilileri Irak Ermenilerine onların yola çıkma zamanlarının henüz gelmediğini söylüyorlardı. Aslında Irak Ermenilerinin bir çoğunun ekonomik durumu iyiydi ve göç etme niyetinde değillerdi. Ancak 3.000 kadar Iraklı Ermeni çok kötü şartlarda yaşıyordu ve kendilerine neresi teklif edilirse oraya gitmeye razı idiler. İşte Irak’tan ayrılmak isteyenleri bunlar oluşturuyordu.[30]

İstanbul’da yaşayan Ermeniler arasında da bu göç ile ilgili bir takım görüşmeler meydana geldiyse de Suriye Ermenilerini taşıyan Sovyet gemisi Garcia’nın boğazdan geçerken İstanbul Ermenileri toplantı, yürüyüş gibi herhangi bir kışkırtıcı faaliyet içinde bulunmadılar. Onlar acele ile hareket etmektense bekle-gör politikası izlediler. Bu tutumlarının en önemli sebepleri ise, Sovyetler, diğer ülkelerde olduğu gibi İstanbul’da propaganda yapamamaları ve de İstanbul Ermenileri’nin Rusya’daki yaşam standartları konusundaki endişeleri önemli rol oynadı. Öncelikle diğer bölgelerden oraya gidenlerin yaşam standardını görmek istediler. Bir başka faktör de, belki de en önemlisi İstanbul’da sahip oldukları yaşam standardı ve de bunun geliştirilmesi için Türk hükümetinden beklentileri oldu.[31]

Aslında Sovyetlerin dünya genelinde başlattıkları Ermenilerin anavatana dönüş projesi çerçevesinde İstanbul Ermenilerinden de 1200–1400 kadar kayıt yaptıran oldu. Ancak Türk hükümeti onların başvurularını ve ayrılmaları için gerekli kolaylığın sağlayacağını söyleyince önemli oranda başvurular geri çekildi.[32] İstanbul’da Ermenice yayın yapan gazeteler Türk hükümetine olan bağlılıklarını dile getirdiler. Bunlardan biri olan Jamanak “her bir Ermeni diğer 19 milyon Türk vatandaşı gibi kendine düşen görevi yapacaktır” şeklinde beyanatta bulundu.[33]

Bu Anavatana dönüş projesinin tamamen Moskova destekli olduğunu gösteren kanıtlar vardı. Komünist olmadığı halde, göç için kayıt yaptıranlara, gemiye binebilmeleri için komünist olmayı kabul etmeleri, aksi takdirde şanslarını kaybedeceklerinin söylenmesi gibi. [34] Bu tür davranışlar İstanbul’daki Ermeni halkı üzerinde bütün bu hareketlerin Moskova merkezli olduğu ve kendilerinin Sovyet çıkarlarına hizmet etmek için kullanıldıklarının farkına varmasına sebep oldu. Bu proje kapsamına alınan Ermenilerin hepsinin anavatan olarak tayin edilen coğrafyaya göç etmek için gönüllü olduklarını söylemek doğru bir ifade olmayacaktır. Aslında önemli bir kısmı böyle bir risk alma niyetinde değillerdi.

Mesela, Romanya’da Kamçak ve Taşnak olmak üzere iki gruba bölünen Ermeniler arasında görüş ayrılıkları çıktı. Kamçak grubunu temsil edenler, Köstence bölgesinde oturan ve genelde fakir işçi sınıfını oluşturan ve Sovyet Ermenistanı’na göç etmek taraftarı olan Ermenilerdi. Taşnaklar ise çoğunluğu Nansen pasaportuna[35] sahip zengin işadamlarıydı ve bağımsız Ermenistandan yana tavır sergiliyorlardı. Buradaki Ermenilerin çoğu Türkiye’ye karşı yapılan propagandalardan rahatsızlık duydular ve buna alet olmaktan çekindiler. Bu dönüş kampanyasından sonra bir çok Nansen pasaportuna sahip Ermeniler sonunda Sovyetler Birliği’ne sürülme tehlikesinden dolayı Romen vatandaşlığına başvurdular.[36]

Orta Doğu Bölgesinde yaşayan bazı Ermeni siyasi ve dini liderleri de bölgede Sovyet destekli bu tür faaliyetlerden rahatsızdılar. Rahatsızlığın bir sebebi ise ilk seyahatten sonrakiler için gerekli gemi ve yol masraflarını karşılayacak sponsor bulma işinin bir muamma olmasıydı. İlk seyahat 66.000 Amerikan dolarına mal olmuştu ve ikincisi, sefer için Seyahatten sorumlu Orta Doğu Bölgesi Anavatana Dönüş Komitesi Ermenistan hükümetinden gerekli mali desteği sağlayamadı. Dolayısıyla seyahat masrafları kayıt yaptıranlarca karşılanacaktı. Bu tür zorluklar arttıkça bu faaliyete karşı olan tepkiler de çoğaldı ve faaliyetin arkasındaki gerçek niyet irdelenmeye başlandı.

Bölge Taşnak Partisi ileri gelenleri yerel yuvaya dönüş komitelerini, gerekli alt yapı çalışması yapmadan ve mali zorlukları hesaba katmadan projeye hemen katılmakla suçladılar. Komite, Ermeni toplumunu göçe teşvik etmekle ve onların iştahını kabartmakla ve kendilerini bu olaya hazırlayan toplumun huzurunu ve düzenini bozmakla da suçlandı. Taşnak ileri gelenleri Ermenilerin bulunduğu bölgeden ayrılmamaları gerektiğini savundular. Zira kendilerinin anavatana dönüş diye başlattıkları bu girişimin Moskova tarafından Orta Doğu’ya yayılmak için siyasi bir silah olarak kullanma tehlikesinin altını çizdiler.

Benzer eleştiri Irak Taşnak Parti lideri Leon Paşa’dan geldi. Leon Paşa da, Sovyetlerin Ermenileri kendi amaçları için kullandığına inanıyordu. Suriye’den Ermenistan’a giden Ermenilerin aslında Ermenistan’a değil Sovyetler Birliğine gittiklerini ve Sovyetlerin onları Türkiye’ye karşı kullanacağını iddia etti. Ona göre Moskova Türkiye’ye saldırı hazırlığı içindeydi ve zamanı gelince Ermenileri ön saf larda kullanacağını söyledi. Bundan dolayı Leon Paşa kendi yandaşlarına Sovyet destekli bu kampanyaya katılmamaları yönünde nasihat etti. Kendisinin Irak’a yerleşeceğini ve ayrılma niyeti olmadığını açıkladı.[37]

Bazı Taşnak taraftarları da geleneksel Ermeni karakterini korumak isteyen bir kişinin Sovyet çıkarlarına hizmet edecek olan bu göçe katılmak, yapacağı en son şeydir şeklinde olaya tepki gösterdi. Sovyet Ermenistan ve Orta Doğu Ermeni cemaatı Sevr Antlaşması çerçevesinde her hangi bir batılı devletin mandasında Bağımsız Ermenistan Devleti kurmak olmalıdır.[38] Antilyas (Kilikya) Katoligos’u Karekin Hovsepian’da anavatana dönüş projesinin Levant Ermenilerinin siyasi statülerini tehlikeye atacağından endişeliydi. Bu yüzden kendisi bu olayın içine dahil edilmekten kaçındı. Kardinal Aghajanian’da bu projeyi şiddetli bir şekilde kınayanlardandı ve göç edenlerin bu kararlarından pişman olacağına inancı tamdı. Bu olaydan sorumlu tuttuğu yerel komünist partilere karşı da siyasilerin keskin bir tavır koymalarını istedi.[39]

Gerçekten de Romanya, Yunanistan, Orta Doğu ve Amerika bulunan Ermeni kuruluşların Türkiye aleyhindeki faaliyetlerini, Sovyetlerin onayı ve desteğiyle yaptıkları aşikardı. Ankara’da bir resepsiyonda iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesini isteyen Sovyetlerin Ankara Büyükelçisi Vinogradov’a, Dışişleri Bakan vekili Nurullah Sümer, bunun Moskova’nın Türkiye’den doğu vilayetleri üzerindeki isteğini geri çekmesiyle mümkün olacağını söyledi. Ancak Vinogradov Sovyet anayasasının Sovyet Hükümetine, Sovyet cumhuriyetlerinin çıkarlarını koruma görevi yüklediğini ve doğu vilayetleri üzerindeki isteklerinin Ermeniler adına olduğunu ve dolayısıyla Moskova’nın bu isteği geri çekemeyeceği söyledi. Vinogradov’ın son sözü ise daha çok tehditkârdı: Biz Polanya ile ilgili düzenlemeler için çok bekledik ve sonunda isteklerimizi elde ettik. Türkiye için de bekleriz.[40]

Bunlara ek olarak Sovyet ordusunun Kafkasya sınırındaki manevraları Türk makamlarınca olduğu kadar Amerikan ve İngiliz otoritelerinde de Sovyetlerin saldırıya geçecekleri kuşkusunu doğurdu. Sovyetlerin faaliyetleri elbette bununla da sınırlı değildi. Türkiye’ye karşı kullandığı Ermeni kartından umduğunu yeterince bulamayan Sovyetler, Ankara’ya karşı Kürt kartını kullanmayı denedi. 1946 Yazında Uluslar arası platformlarda Türkiye-İran ve Sovyet sınırındaki Kürtlere otonom devlet kurma hakkının tanınmasını gündeme getirdiler. Aslında Moskova Kürt kartını oynamakla Ermeni olayında olduğu kadar da bir kazanım elde etmesi söz konusu değildi. Asıl amaç Türkiye üzerinde kurduğu psikolojik harbi devam ettirerek Ankara’yı köşeye sıkıştırmak istiyordu.[41]

İngiliz Hükümeti, Ermeniler’in anavatana dönüş projesine başlamasının, Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerini geliştirmek için ciddi çabalar sarfettiği ve bunda da önemli mesafeler almaya başladığı döneme denk gelmesini anlamlı buldu. İngiliz Dışişlerinde Türkiye masasında görevli Mc Dermott İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Peterson’a gönderdiği telgrafta, bu projenin arkasında Moskova’nın bulunduğunu belirtti. Bu telgrafında Mc Dermott, Sovyetlerin amacının, Ermeni kampanyasının uzun vadede Türkiye’yi Sovyet etki alanına almak olduğunu ve bunun için de Moskova’nın Türkİngiliz Anlaşması’nın ortadan kalkmasını istediğini söyledi.[42]

Bu konuda İngiltere’nin Washington Büyükelçisi Wright ise, nostaljik bir Ermeni siyonizmi için Ağrı Dağına yapılan yatırımın rasyonelliği tartışma götürür. Tartışma götürmeyen gerçek ise, Sovyetlerin hem boğazlardan hem de Basra Körfezi’nden sıcak denize inmek için bu olayları desteklediğidir diyerek bu kampanyadan duyduğu endişeyi dile getiriyordu.43 Asıl endişe verici olan ise diasporada yaşayan Ermenilerin, Türk devletinden toprak kopararak Moskova’ya stratejik üstünlük sağlamaktan öte bir amacı olmayan Rus isteklerinin masumiyetine inanmalarıydı.[44] Bu tehlikeye işaret eden İngiliz Dışişleri Bakanlığı bütün başkentlerdeki diplomatlarına, Sovyet yanlısı politika takip eden hiç bir Ermeni teşkilatı ile diyalog kurmamaları yönünde uyardı.[45] Bu politikanın bir parçası olarak da, İngiliz hükümeti Irak’taki İngiliz yetkililerine, kendi kontrolü altındaki bölgelerden Ermenistan’a göç için müracaat eden Ermenilerin işlerini zorlaştırmaları için gerekeni yapmalarını emretti.[46]

Benzer yaklaşımı Amerikan askeri ve sivil otoriteleri de sergilemeye başladılar. Amiral Leahy, Dışişleri Bakanı James Byrnes’a yazdığı mektupta, Sovyetlerin Ermeni halkı için Türkiye’den talep ettiği toprağın daha ziyade Moskova’nın Orta Doğu ve Doğu Akdenize ulaşma isteklerinin manifestosunu oluşturduğunu belirtti. Bu anlamda Sovyet politikasının asıl amacı Orta Doğu petrollerine ulaşmak için bir atlama tahtasına ihtiyacı olduğunu ve bunun için de Ermenilere vatan arama bahanesiyle bölgede kendi politik emellerini gerçekleştirmeye çalıştığının altını çizdi. Moskova’nın bu politikası sadece İngiliz çıkarlarını değil dünya gücü olan Amerika’nın da çıkarlarını tehdit etmekteydi.[47] Ermeni taleplerini de bu çerçevede algılayan Amerika yönetimi, Sovyetlerin bölge politikalarına karşı Truman Doktri’niyle de somutlaşan tavrını koydu. Dolayısıyla Amerika’nın devreye girmesiyle belki de Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Türkiye aleyhine genişlemesi önlenmiş oldu.

Soğuk Savaş dönemi boyunca NATO üyesi olan Türkiye’nin sınır güvenliği müttefiklerinin garantisi altındaydı. Dolayısıyla her hangi bir direkt Sovyet tecavüzü daha zor olacaktı. O yüzden bu amaca ulaşmak için Moskova daha farklı hesaplar yapmak durumundaydı. 1970’lerin başında Ermeni terör örgütü ASALA ortaya çıktı ve 1945–46 yılında Sovyetlerin talebine benzer toprak talebini yineledi. Bu noktadan hareketle 1973 yılından itibaren Türk diplomatlarına ve Türk kurum ve kuruluşlarına yönelik terör eylemlerinde bulunan ASALA faaliyetlerini Sovyet desteği ile yaptığına inanıldı. Zira her faaliyet neticesinde Türkiye’nin ilişkileri olayın geçtiği ülke ile zora giriyordu ki, bu ASALA’nın gerçek amaçlarından biriydi. Amerikalı siyasetçiler de aynı görüşü paylaşıyorlardı. Amerikan Savunma Bakanlık Müsteşarı Fred Ikle ASALA’nın amacına ulaşmasının Sovyetlerin yayılmasına yol açmaktan başka bir amaca hizmet etmeyeceğini ifade etti.

Carter yönetiminin Milli Güvenlik Konsey üyesi olan Paul Henze’de elde ettiği bilgiler ışığında, Sovyetlerin Türkiye’yi ASALA terörürüyle kargaşası içine itmek istediğini ve Vietnam’dan sonrada Türkiye üzerinde de yatırımlar yaptığını iddia etti.[48] NATO’nun güneydoğu kanadındaki en önemli müttefiki zor durumda bırakmakla, sadece ASALA’nın toprak talebi karşılanmış olmayacak, Sovyetler Türkiye engelini aşarak Akdeniz’e ya da sıcak denize açılabilecekti. Onun ötesinde, zaafa düşen Türkiye’nin, SSCB nüfusunun %27 sini oluşturan Türk ve Müslüman üzerinde çekim merkezi olmaktan uzak kalacaktı. Bu itibarla ASALA terör faaliyetlerinin Sovyet destekli olduğunu iddia etmek mümkündür. Ancak bu konuda kesin delil bulmak elbette zor. Ancak bu, Sovyetlerin kendine potansiyel düşman gördükleri ülkeye karşı uygulamış oldukları geleneksel oyundu.

Bu yazıda Sovyet oyunundan bahsederken Soğuk Savaş politikaları çerçevesinde konu ele alınmaya çalışıldı. Yoksa Ermeni terörünü - PKK olayında olduğu gibi– destekleyenler arsında NATO müttefikimiz olan Yunanistan da vardı. 27 Nisan 1998’de Atina’da yapılan ‘Türklerin Ermeni soykırımının 83. Yıldönümü’ toplantısında Yunan savunma bakanı Tsohatzopoulos Ermeni milliyetçiliğini kışkırtıcı söylemler içeren konuşmasında ‘Türk işgali altındaki Ermenistan’ sözünü kullanmaktan imtina etmedi. Tarihteki Ermeni bölgesini, doğuda Hazar bölgesinden, batıda hemen hemen Ankara’nın ucuna kadar uzanmaktadır. Kuzeyde Karadeniz’in dalgalarıyla ıslanmakta olup, güneyde de Suriye ve Mezopotamya’ya kadar uzanmaktadır[49] şeklinde ifade etti. Sovyetler Birliği ile aynı kaygıdan kaynaklanan bir politikanın ürünü olan bu yaklaşım, PKK terörüne destek verdi. Yunanistan bu meseleyi Ankara ile olan tarihsel sorunları konusunda kullanmak istediği gibi, zayıf Türkiye ya da sorunları ile uğraşan bir Türkiye varlığı Atina’yı rahatlatacaktı.

Her ne kadar Rusya süper güç olma yetisini kaybetmişse de, Doğu Anadolu topraklarından Bakü-Ceyhan boru hattının geçeceği hesaba katılırsa bölge, Moskova dahil pek çok gücün iştahını kabartacak potansiyele sahiptir. Özellikle üzerinde planlar yapılan coğrafya üzerinde hayal edilen sadece Ermenistan devleti değil Kürdistan devleti hayalleri ve propagandaları da bulunmaktadır. Bunun yanında son zamanlarda Pontus’u tekrar canlandırmaya yönelik faaliyetlerin de var olduğunu göz önünde bulundurulursa Sovyetlerin 1945–66 yıllarında talep ettiği ve daha sonra ASALA tarafından gündeme getirilen konuları kullanacak devlet yada devletler her zaman var olabilecektir.

 


[1] Nihat Ali Ozcan, Rengin Gun, ‘PKKD’dan KADEK’e: Degişim mi Takiyye mi?’ Stratejik Analiz, Cilt: 2, (Mayıs 2002), ss. 5 – 6.
[2] Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), (Ankara: TTK, 2001), s. 15-25.
[3] Erdal İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör (Ankara: 1999), s. 53,.
[4] Hasan Babacan, Ermeni Tehciri Hakkında Bir Değerlendirme, Yeni Türkiye, (Ocak-Şubat 2001), Yıl. 7, Sayı: 37, s. 406 – 419.
[5] Arnold Toynbee, The Western Question in Greece and Turkey: A study in the Contact of Civilisations (Boston: Houghton Mifşin, 1922), s. 50.
[6] a.g.e. s. vii-viii.
[7] Tehcir konusu için bakınız: Hasan Babacan, I. Dünya Savaşı Sırasında Ermeni Sorunu, Tehcir Meselesi ve Talat Bey, Ermeni Meselesi Üzerine Araştırmalar, (İstanbul: 2001), s. 149–186; Ahmet Halaçoğlu, Türk-Ermeni İlişkilerinin Değerlendirmesi ve Ermeni şikayetleri Hakkında Bir Belge' Yeni Türkiye, (Ocak-Şubat 2001), Yıl. 7, Sayı 37, s. 448 – 457; Azmi Suslu, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı (Ankara: Yüzüncü Yıl Üniversitesi yayınları, 1990); Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914–1918), (Ankara: TTK, 2001); Bayram Kodaman, Ermeni Macerası: Tarihi ve Siyasi Bir değerlendirme (Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi yayınları: 2001).
[8] Stanford Shaw, History of Ottoman Empire and Modern Turkey, II, s. 314.
[9] Ermeni kaynaklarına gore, Ankara Antlaşması ile Çukurova ve çevresinin Fransızlar tarafından boşaltılması sırasında 120.000’den fazla Ermeni Suriye’ye ve Lübnan’a kaçmış, 30.000 kadar Ermeni de Kıbrıs’a ve İstanbul’a göç etmiştir. Bkz. İlter, Ermeni Kilisesi, ss. 74 – 75.
[10] Public Record Office (PRO), HS 3/227 Memorandum by Office of Strategic Services Foreign National Branch on Armenian Press in the United States, 16 Aralık 1942. Ayrıca bkz. PRO FO 371/48795, R 1689/11137/44, Wright (Washington) to Southern Department, no. 1388/16/45, 26 Eylul 1945.
[11] Gerçektende Doğu Avrupa’dan sonra Sovyetlerin Türkiye merkezli takip ettiği politikalar, dünya kamuoyunda prestij meselesinden öte artık Batı’nın Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki hayati çıkarlarını tehdit etmekteydi. Aslında savaşın son anına kadar tarafsızlığını koruyan Türkiye’nin savaş suresince ve özellikle de 1943 ve 1944 yılı ilk yarısında izlediği politikalar, Sovyetlerin yanı sıra ABD ve İngiltere’yi de memnun etmemiş, hatta Ankara’ya ciddi eleştiriler yöneltilmişti. Özellikle Alman yardımcı savaş gemilerinin boğazlardan geçişine Türkiye’nin müsaade etmesine, buna karşılık Müttefik donanmasının Karadeniz’e geçmesine izin vermeyişi ve de hava ve deniz limanlarını müttefiklerin hizmetine sunmayışı bu eleştirilerin esasını oluşturmuştu. Türkiye’nin bu uygulaması elbetteki tarafsızlık ilkesini çiğnememe endişesinden kaynaklanıyordu. Ancak Hitler’in cephelerde yenilmeye başladığı 1944 yılı ortalarından itibaren Türkiye, Müttefikler lehine bariz şekilde tarafsızlığını bozdu. Bundan sonra Müttefiklerle Moskova arasında, Türkiye’ye yönelik uzun vadeli bir stratejik taktik savaşı başladı. Moskova, Türkiye’nin galip devletler safında yer almamasını ve yalnız kalmasını isterken Washington ve Londra, Sovyetlerin güneye ve Akdeniz’e yayılmasını önlemek amacıyla, Ankara’nın galip devletler ile birlikte savaş sonrası yapılacak düzenlemeleri içeren toplantılara katılmasını istiyordu.
[12] Bakınız Jacob M. Landau, Pan-Turkism: From Irredentism to Co-operation (Londra: Hurst & Company, 1995) ss. 111–147.
[13] PRO FO 371/48773, R 4972/4476/44, PRO FO 371/48773, R 4972/4476/44, Foreign Office to Moscow, no. 1383, 20 Mart 1945.
[14] PRO FO 371/48773, R 11214/4476/44, Foreign Office to Halifax (British Ambassador to Washington), no. 46 Intel, 14 Haziran 1945. FRUS, The Near East and Africa, Winant (American Ambassador to London) to the Secretary of State, Vol. VIII, 14 Haziran 1945, p. 1235.
[15] PRO FO 371/48795, President of the Committee for the Vindication of Armenian Rights in Greece to Attlee, 10 September 1945.
[16] PRO FO 371/59227, R 12306, Roberts (Moscow) to Foreign Office, no. 2714, 20 Ağustos 1946.
[17] PRO FO 371/48795, R 1689/11137/44, Wright to Southern Department, no. 1388/16/45, 26 Eylül 1945
[18] İlter, Ermeni Kilisesi, s. 88.
[19] PRO FO 371/48795, R 11155/11137/44, Peterson (Istanbul) no. 100, 29 Haziran 1945.
[20] PRO FO 371/48795, R12420/11137/44, Roberts (Moscow), no. 3268, 23 Temmuz 1945. The Armenian National Committee Başkan Truman’a 22 Eylül 1945’te tekrar bir memorandum sunarak yukarıdaki isteklere ek olarak Türkiye’den Birinci Dünya Savaşı’nda uğradıkları zarar için tazminat talebinde de bulundular. PRO FO 371/48795, R 1689/11137/44, Wright (Washington) to Southern Department, no. 1388/16/45, 26 Eylul 1945.
[21] PRO FO 371/48795, R 13912/11137/44, Le Roujefel (Bucharest) to Ernest Bevin, no. 263, 9 Ağustos 1945.
[22] PRO FO 371/48795, R 1638/11137/44, Roberts (Moscow), no. 4385, 29 Eylul 1945.
[23] FO 371/48795, President of the Committee for the Vindication of the Armenian Rights in Greece to Attlee, 10 Eylül 1945.
[24] PRO FO 371/59246, R 1150/145/44, Roberts, no 297, 22 Ocak 1946.
[25] PRO FO 371/48795, R 21571/11137/44, Clark Kerr to Foreign Office, no. 5486, 28 Aralık 1945.
[26] PRO FO 371/59246, R 1995/145/44, Roberts, no. 523, 7 fiubat 1946.
[27] FO 195/2597, BCIS (Greece) HQ LF (G), Special Report no:195, 26/53/46, 19 Temmuz 1946, Armenian Affairs.
[28] a.g.e.
[29] FO 195/2597, BCIS (Greece) HQ LF (G), Special Report no:195, 26/53/46, 19 Temmuz 1946, Armenian Affairs.
[30] State Department Archives, RG 59, 761.67/1–2546, Decimal Files 1945–49, Schoenrich to Byrnes, no. A–22,
25 Ocak 1946.
[31] FO 195/2597, no. 26/43/46 26 August 1946.
[32] FO 371/59240, R 4436/52/44, Helm to Hayter, 11 Mart 1946.
[33] PRO FO 371/59246, R 216/145/44, Peterson, no. 180 saving, 28 Aralık 1945.
[34] FO 195/2597, no. 121/404-26/46/46, 2 July North Syria: Repatriation of Armenians, 9 Temmuz 1946.
[35] Bu pasaport Milletler Cemiyeti tarafından yerlerinden sürülen ve coğunlukla Beyaz Ruslar’a, Ermenilere ve daha sonra Nazilerden kacan yahudilere verilen bir pasaporttu.
[36] PRO FO 371/48795, R 13912/11137/44, Le Roujefel (Bucharest) to Ernest Bevin, no. 263, 9 Ağustos 1945.
[37] FO 195/2597, no. 5467, 120/1/484, The report of the British Embassy in Ankara on Dashnak Opinion, 20 Ağustos 1946.
[38] FO 195/2597, no. 121/399–26/46/46, 2 July 1946, Levant States-Political: Armenian Repatriation, 2 Temmuz 1946.
[39] a.g.e
[40] 761.67/2–1346, Wilson to Byrnes, no. 4949, 13 Şubat 1946.
[41] State Department Archives, RG 59, 761.67/6–1746, Decimal File 1945–49, Smith (Moscow) to Byrnes, no. 5799, 17 Haziran 1946. Aslında Sovyetlerin Kürtler üzerinde propaganda faaliyetleri İkinci Dünya Savaşının ilk dönemlerinde başladı. Sovyetler Türk yetkililerinden habersizce yaklaşık bin kadar genci ülkelerine götürüp onlara Rusça o.rettiler ve onlara komünizmi aşıladılar. Bundan başka Sovyetler işsiz Kürtlerden bir kısmını Rusya’ya gizlice götürerek onlara iş ve aş vereceklerini vaad ettiler ve onlara belli oranda yardımda bulundular. Bu propaganda sonucunda Sovyet sınırına yakın Kürtler Rusya’yı kendilerine dost olarak gördüler. Bunun Dışında Rusya Erivan’da Ermeni Komiteleri adı altında Ermenileri organize ettiği de bilinen bir gerçek. Savaşın sonlarına doğru Sovyet propaganda faaliyetleri Türkiye’deki Kürtler üzerindede yoğunlaştı. Ana tema Türkiye Kürtleri Büyük Kürdistanı kurmak için savaşacak Kızıl Orduya yardım etmeleri gerektiği şeklindeydi. Kızıl Ordunun Türkiye’ye girip girmemesine bakmaksızın kendilerine işaret verildiği zaman her hangi bir tereddüt geçirmeden harekete geçmelidir. Kızıl Ordudaki Kürtler serbest bırakılıp Türkiye’ye gonderilecek ve onlar da partizan olarak faliyete gececekler şeklinde propaganda yapıyorlardı. PRO HS 3/221, Chastelain to Directorate of SOE, no. 1734/13/18, 8 Şubat 1943: PRO FO 195/2595, Soviet propaganda in eastern Turkey, no. 18/8256, 24 Ocak 1946.
[42] FO 371/48773, 48773, R 4972/4476/44, McDermott to Peterson, no. 340, 13 Mart 1945.
[43] PRO FO 371/48795, R 1689/11137/44, Wright (Washington) to Southern Department, no. 1388/16/45, 26 Eylül 1945.
[44] PRO FO 371/48795, R 17431/11137/44, Armenian Claim to Turkish Territory, 5 Ekim 1945.
[45] PRO FO 371/59247, R 6228/145/44, Mr. Maclean, no. 827/3/46, 16 Nisan 1946.
[46] 761.67/1–2546, Schoenrich to Byrnes, no. A–22, 25 Ocak 1946.
[47] State Department Archives, RG 59, Decimal File 1945–49, 867.80/3–1346, William D. Leahy to Byrnes, 13 Mart 1946.
 

 

 ----------------------
* -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar