Anasayfaİletişim
  
English

Avrupa Birliği ve Ermeni Sorunu

Yrd. Doç. Dr. Soner KARAGÜL*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003

 

Title: The European Union and the Armenian Question

 

Abstract: The European Union and some member countries keep the Armenian Question alive. EU’s resolutions, especially the resolutions passed by the European Parliament, alike some member countries’ resolutions, passed by their national parliaments, recognize the alleged Armenian genocide, committed by the Ottoman Empire. Despite almost every single resolution portrays humanitarian intentions of the decisions, but the resolutions, which contain serious misjudgments and false impressions, try to put political pressure on Turkey to accept the Armenian and the European claims. Armenian lobby in Europe, which is powerful to influence European political decisions regarding Turkey, and the European resolutions on behalf of the Armenians, create a bulwark in Turkey’s relations with the EU and Armenia proper.

Keywords: European Union, Armenian Question, the European Parliament, Resolution of 1987, Armenian Lobby, Greek, French, Swedish and Belgium Resolutions.

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ermeni Sorunu, Avrupa Parlamentosu, 1987 Kararı, Ermeni Lobisi, Yunan, Fransız, İsveç ve Belçika Kararları.

GİRİŞ

 

Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olma çabalarının kırk yılı aşan bir süreyi kapsamasına karşın Türkiye, bu yöndeki iradesini sürdürmektedir. Türkiye’nin 1963 yılından beri süregelen AB ile ilişkileri, 1999 yılında Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin resmen aday ülke ilan edilmesiyle yeni bir döneme girmiştir. AB’nin 13. aday ülke olarak ilan ettiği, kendisiyle tam üyelik müzakereleri başlatılmayan tek aday ülke konumundaki Türkiye için Kopenhag kriterleri, üyelik müzakerelerinin başlayabilmesi için önkoşul niteliğindedir. AB Helsinki Zirvesi’nde, Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerine henüz tamamen uymadığını belirterek, Türkiye’yle tam üyelik müzakerelerini başlatmamıştır. AB’nin Kopenhag kriterleriyle Türkiye’den gerçekleştirmesini istediği siyasal kriterlerin ne ölçüde gerçekleştiği yıllık ilerleme raporlarında belirtilmektedir.

Soğuk Savaş sonrasında yeni boyutlarıyla ortaya çıkan Ermeni sorunu, Türk dış politikasının önemli sorunlarından birisi haline getirilmiştir. Geçen on beş yıl süresince birçok Avrupa ülkesinde Ermeni sorununa ilişkin yasalaşma girişimleri gerçekleşmiştir. Gerek Türkiye karşıtı AB çevrelerinin, gerekse Avrupa’daki Ermeni lobisinin, AB üyeliği için çaba gösteren Türkiye’nin önüne Ermeni sorununu engel olarak çıkarmak istediği bilinmektedir. Avrupa’daki Ermeni örgütleri, soykırım iddialarını kabul ettirebilmek için Türkiye’nin AB üyeliğini kullanma girişimlerini yoğunlaştırmaktadırlar.

Bu çalışmada AB kurumlarında ve AB üyesi ülkelerde Ermeni sorunu konusundaki yaklaşımı, Ermeni sorununun AB-Türkiye ilişkilerine etkisini, kısacası AB’nin Ermeni sorununa bakışını AB dokümanlarından ve üye ülkelerin parlamentolarının kabul ettiği yasalardan hareketle değerlendirmek amaçlanmaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARI VE ERMENİ SORUNU

Avrupa Parlamentosu (AP), Ermeni sorunu konusunda pek çok kararı kabul eden AB kurumudur. AP’nun Türkiye hakkında aldığı kararlar, AB Komisyonu ve AB Konseyi’nin aldıkları diplomatik olarak

nitelendirilebilecek kararlara göre daha açık ve nettir. Aday ülkelerin üyeliğe kabulünde belirleyici söz hakkına sahip olan AP’nun kararları bağlayıcılığı olmasa bile aday ülkeler için dikkate alınmak durumundadır. AP’nun Ermeni sorunu hakkında aldığı kararlar da AB’nin Ermeni sorununa yaklaşımını belirleyen en önemli kriterlerden biri olarak görülebilir.

AP, Türkiye’nin 17 Nisan 1987’de AB’ne tam üyelik başvurusunu yapmasından kısa bir süre sonra, “Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü Üzerine Karar”ı[1] kabul etmiştir. AP’nun Ermeni sorununa ilişkin olarak kabul ettiği en kapsamlı karar olan 18 Temmuz 1987 tarihli bu kararın tam üyelik başvurusundan hemen sonra kabul edilmesi dikkat çekicidir. 1987 Kararı, AP’nda daha önce verilen önerge, yazı teklifleri ve raporlara atıf yaparak, Ermeni sorunuyla ilgili çok yanlı biçimde, Türkiye’yi oldukça rahatsız eden hükümler ortaya koymaktadır.

Kararda Ermeni tarafının, bu olayları 1948 Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi kapsamı içinde planlı bir soykırım olarak değerlendirdiği, Türk Devleti’ninse soykırım suçlamasını asılsız olduğu gerekçesiyle reddettiği vurgulanmaktadır. Karara göre, AP Türkiye'de yaşayan Ermeni halkının etnik, dil ve din bakımından azınlık kimliğinin tanınmasının, kendi tarihlerinin kabulüyle başlayacağına emindir. Aynı şekilde kararda;

- Türk Hükümetinin bugüne kadar 1915 yılındaki ‘soykırım’ı tanımayı reddederek, Ermeni halkını, kendi tarihlerine sahip olma hakkından mahrum etmeye devam etmekte olduğu,

- Tarihsel olarak kanıtlanmış olmasına rağmen, Ermeni ‘soykırımının’ şu ana kadar ne bir siyasi mahkumiyet konusu olduğu, ne de herhangi bir tazminat alınabildiği,

- Ermeni ‘soykırımının’ Türkiye tarafından tanınmasının, Ermeniler hakkında manevi itibarlarını iade etme yolunda tamamen bir insani hareket olarak Türk hükümetine onur sağlayabileceğinin görülmesi gerektiği,

- 1973 ve 1986 yılları arasında masum insanların ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan saldırılar tamamen esefle karşılandığı ve mahkum edildiği; bundan sorumlu Ermeni grupların bu düşüncesiz terörlerinin Ermeni halkının önemli bir çoğunluğu tarafından hoş karşılanmadığı,

- Türk hükümetlerinin Ermeni sorunu üzerine takındığı sert tutumun hiç bir şekilde tansiyonu düşürmeye yardımcı olmadığı, hususları üzerinde durulmuştur.

Kararda, AP, Ermeni sorununun ve Türkiye'deki azınlıklar sorununun, Türkiye ve Topluluk arasındaki ilişki çerçevesinde yerinin yeniden belirlenmesi gerektiğine inanmakta; demokrasinin sağlam bir şekilde oturtulmasının ancak bir ülkenin tarihinin kendi etnik ve kültürel çeşitliliğinin kabulü ve geliştirilmesiyle mümkün olacağına işaret etmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Ermenilerin 1915–1917 yılları arasında maruz kaldıkları trajik olayların, 9 Aralık 1948 tarihli BM Genel Kongresi’nce soykırım suçunun önüne geçilmesi ve bu suçun infazı üzerine benimsenen kararı çerçevesinde, soykırım suçu teşkil ettiğine inanmaktadır, ancak günümüz Türkiye'sinin, Osmanlı İmparatorluğu Ermenilerinin yaşadığı trajediden sorumlu tutulamayacağı bilincindedir ve günümüz Türkiye’sine yöneltilen ne siyasi, ne de yasal ya da maddi iddiaların, bu tarihi olayın soykırım hareketi olarak tanınmasından kaynaklanmayacağını vurgulamaktadır. Burada açık biçimde yanlı kararını ortaya koyan AP, aynı zamanda bundan günümüz Türkiye’sinin trajediden ve siyasi, yasal ve maddi iddialardan sorumlu tutulamayacağını vurgulamakla Türkiye’nin ‘soykırımı’ kabulünün kolaylaşması için güvence verir görüntüsüne bürünmektedir.

1987 tarihli kararda AP, Konsey'e, 1915–1917 yılları arasında Ermenilere karşı gerçekleştirilen ‘soykırım’ hakkında günümüz Türkiye hükümetince kabulü ve Türkiye ile Ermeni temsilcileri arasında kurulacak politik bir diyaloğun geliştirilmesi için çağrıda bulunmaktadır. Kararda AP, Türkiye'nin Topluluğa girme olasılığının önünde aşılmaz engeller olarak şunları sıralamaktadır:

- Günümüz Türk hükümetinin, Jön Türk hükümetinin Ermeni halkına karşı düzenlediği ‘soykırım’ı kabul etmeyi reddetmesi.

- Yunanistan ile arasındaki fikir ayrılıkları yüzünden uluslar arası yasalara uymadaki isteksizliği.

- Kıbrıs'ta Türk işgal kuvvetlerinin müdahalesi ve Kürt sorununun varlığını reddetmesi.

- Gerçek parlamenter demokrasinin eksikliği.

- Bireysel ve toplumsal özgürlükler, özelde ise dinsel özgürlük konusundaki başarısızlığı.

AP, 1987 kararında, Türkiye'de yaşayan Ermeni azınlığın kimlik, dil, din, kültür ve okul sistemleri dikkate alınarak adil bir muamele görmelerini istemekte ve Türkiye'deki Ermenilere ait anıtların ve dinsel mimari mirasın bakımı ve korunması için de uyarılarda bulunmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'yi, 1923'te imzalanan Lozan Barış Anlaşması'nın 37 ve 45 arasındaki maddelerinde şart koşulan ve üstelik Topluluğun hemen hemen bütün üyelerince imzalanan gayrimüslim azınlığın haklarının korunması için hazırlanan koşullara sadakatle uymaya davet etmektedir.

1987 kararı, İran ve Sovyetler Birliği'ni Ermeni nüfusa olan olumsuz tutumları nedeniyle eleştirmekte, Ermeni halkını temsil etmeyen tecrit olmuş grupların gerçekleştirdiği her türlü baskı ve terörü şiddetle kınamaktadır. Kararda, Ermeni ve Türk halkları arasında bir uzlaşma istenmekte; Topluluğa üye ülkeleri, 20. yüzyılda gerçekleştirilmiş insanlık karşıtı, özellikle Ermeni ve Yahudilere karşı katliam ve suçların anısına bir günün ithaf edilmesi için davet etmektedir. AP, 1987 kararıyla Ermeni ve Türk halkları arasındaki görüşmeleri cesaretlendirme inisiyatifi için önemli bir yardımda bulunacağını da ilan etmiştir.

AP Dış İlişkiler, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Komitesi’nce, Raportör Philippe Morillon tarafından hazırlanan “Katılıma Doğru Türkiye’nin İlerlemesi Üzerine Komisyon’dan 1999 Düzenli Raporu”nda[2] Türkiye’nin kültür, dil ve din gruplarının temel hak ve özgürlüklerinin tanınmasına verdiği önem yeniden hatırlatılmaktadır. 15 Kasım 2000’de AP Genel Kurulu’nda kabul edilen raporun, değiştirilmemiş şeklinde, 10. maddesinde de Türk hükümeti ve TBMM’nin modern Türk devletinin kuruluşundan önce “Ermenilerin başına gelen trajedi nedeniyle”, Türk toplumunun önemli bir parçası olan Ermeni azınlığa taze bir destek vermesi hatırlatılmaktadır. Kararın 20. ve 21. maddesinde AP, Türkiye’den Kafkaslardaki bütün komşuları ile iyi ilişkilerini geliştirmesini istemekte, bu bağlamda Ermenistan'a karşı konulan ablukayı kaldırmak suretiyle diyaloğun tesisi ve Ermenistan’la diplomatik ve ticari ilişkilerin yeniden başlaması için Türk hükümetine çağrıda bulunmaktadır.

Genel Kurul’daki görüşmeler sırasında Ermeni lobisinin çabalarıyla, raportörün karşı çıkmasına rağmen bu maddedeki “Ermenilerin başına gelen trajedi nedeniyle” ibaresi “Ermenilerin maruz kaldığı

soykırımı resmen kabul ederek” biçiminde değiştirilmiştir. Raportör Philippe Morillon, Ermeni ‘soykırımının’ doğruluğunu hiçbirzaman tartışmadığını söylemiş ve ‘soykırımın’ tanınmasının Türkiye’nin AB üyeliğinin önkoşulu olarak yer alması çabalarının Kafkasların istikrarı açısından yersiz olduğunu, yürütülmeye çalışılan barış girişimlerini olumsuz yönde etkileyeceğini savunmuştur.3 Türkiye hakkındaki ifadeler karşısında Türk Dışişleri’nin açıklamasında da Ermeni sorunu konusundaki paragrafın maksatlı, temelden yoksun olduğuna ve AP ile geliştirilmesi gereken ilişkileri olumsuz etkileyeceğine yer verilmiştir.

AP’nin 2000 yılında aday ülkelerle ilgili hazırladığı düzenli raporlardan Türkiye’ye ilişkin olanı Hıristiyan Demokrat Grup üyesi Fransız Alain Lamassoure tarafından hazırlanmıştır. “Katılıma Doğru

Türkiye’nin İlerlemesi Üzerine Komisyon’dan 2000 Düzenli Raporu”nda,[4] geçtiğimiz yıllarda hazırlanan raporlara göre Türkiye ile ilgili daha ılımlı görüş ve eleştirilere yer verilmektedir. Özellikle Ermeni lobisinin çabaları sonucu bazı siyasi gruplar tarafından getirilen değişiklik önergeleri arasından sözde Ermeni soykırım iddialarına ilişkin iki önerge yapılan oylamada reddedilerek rapor Genel Kurul’da 25 Ekim 2001’de kabul edilmiştir.

Raporun kabulünden önce Ermeni lobisinin girişimlerini engellemek için Türk resmi ve sivil çevreleri, AP nezdinde girişimlerde bulunarak Türk görüşünü aktarmıştır. Bu girişimlerle AP üyelerine Ermeni ve Türk hakları arasındaki etnik ve dinsel tahriklere engel olunması, 1915 olaylarında masum Ermenilerin yaşadığı trajedi gibi Türklerin de katliama uğratıldıklarının unutulmaması, AP’nin tarihi yargılayan kurum olmaktan kaçınması, Türk tarafının arşivlerini açtığı ve tarafsız uzman tarihçileri çalışmaya davet ettiği, önyargılı kararlardan kaçınılması gerektiği ve değişiklik önergelerinin kabulünün vahim hata olacağı hatırlatıldı. Lamassoure Raporu’nda sözde soykırıma ilişkin değişiklik girişimlerinde başarılı olamayan Ermeniler ise, 1999 yılı Morillon Raporu çerçevesinde sözde soykırımın kabul edilmesinin, bu raporda ise metne konulmamasının AB’nin bu konuda sürekli tutum değiştirdiğinin bir göstergesi olarak kabul etmektedirler.[5]

Raporun Türkiye’nin dış ilişkilerine ilişkin kısmın 31. maddesinde Türkiye Ermenistan ilişkilerine değinilerek, iki tarafın diplomat ve akademisyenlerinin başlattığı girişime destek verildiği ifade edilmektedir. Ayrıca geçmişle ilgili ortak bir anlayışa ulaşmak amacıyla başkalarıyla birlikte bu girişimin Türk ve Ermeni toplumları ve ilgili devletler arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine katkıda bulunacağı vurgulanmaktadır. Rapor Türkiye’nin Kafkaslarda istikrara uygun ortam tesis etmek için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini teşvik etmektedir. Bu itibarla Türkiye’den bölgedeki istikrara doğru ilk somut adım olabilecek Ermenistan’a ambargonun kaldırılması jesti ve Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki diyaloğun yeniden tesis edilmesi için aktif rol oynaması istenmektedir. AP’nda Ermeni sorununa değinen son karar ise 28 Şubat 2002 tarihinde kabul edilen, Yeşiller Grubu üyesi İsveçli M. Per Garhton’ın hazırladığı “Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları Çerçevesinde AB’nin Güney Kafkasya İle İlişkileri” adlı rapor ve bu rapor bağlamındaki karardır.

Oy çoğunluğuyla kabul edilen raporun 15. maddesinde AP’nun 1987’de kabul ettiği sözde soykırımı tanıyan kararı hatırlatılırken, Türkiye’den AB ile bütünleşme arzusuna uygun adımlar atması ve uzlaşma temeli oluşturma çağrısı yapılmıştır. Raporda “ ‘soykırımın’ AP ve bazı AB ülkeleri tarafından tanınması, Birinci Dünya Savaşı sonunda Türk rejiminin bazı sorumluları ‘soykırım’ nedeniyle ağır cezalara mahkum etmiş olması, bu sorunun Türkiye tarafından sonuçlandırılması için AB’nin getireceği bir öneriye temel oluşturabilir. Örneğin, Ermeni ‘soykırımını’ inceleyecek uluslararası bir tarihçiler komisyonu oluşturulabilir” ifadelerine yer verilmektedir.[6] Ayrıca raporun açıklama bölümündeki dipnotta[7] Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 10 Nisan 1921’de yaptığı konuşmada, Genç Türk Rejimi’nin (İttihat ve Terakki Hükümeti) Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni halkına karşı ‘soykırım’ işlediğini vurguladığı iddia ediliyor.

Bu raporun kabulüne ilişkin oturumda; raportör Per Garhton Türkiye’nin Ermeni halkına ‘soykırım’ uygulayıp uygulamadığının açık ve net olmadığını belirtirken, rapordan ‘soykırım’ ifadesinin çıkarılmasına yönelik değişiklik önergesine karşı çıkmıştır. Siyasi grup temsilcileri raporla ilgili görüşlerini bildirmişler, bazıları -Sosyalist, Hıristiyan Demokrat ve Yeşiller Grubu temsilcileri- soykırıma ilişkin ifadenin metinde kalmasını savunurken, bazısı -Uluslar Avrupası Grubu üyesi Morgen Camre - bu ifadenin metinden kaldırılmasını öngören değişikliğe destek vererek AB’nin tarihin yargıcı olmadığını ayrıca Türkiye’nin Ermenistan’a yaptırım ya da ambargo uygulamadığını da vurgulamıştır.

Türk Dışişleri Bakanlığı’nın rapora ilişkin açıklamasında[8] ise raporun gerçekleri yansıtmadığı, Türkiye AB ilişkilerini geliştirme çabalarıyla çeliştiği, AP’nin hazırladığı raporların gerçeğe sadık olduğu ölçüde anlam taşıyacağı ifade edilmiştir. Açıklamada Atatürk’e atfen söylenenlerin de gerçeği yansıtmadığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kayıtlarında 21 Nisan 1921 tarihinde oturum yapılmamış olmasının iddianın mesnetsiz ve ciddiyetten uzak olmasının göstergesi olduğu vurgulanmıştır.

1998 yılından bu yana AB Komisyonu’nun her yıl yayınladığı Türkiye’nin AB’ne katılım sürecine ilişkin ilerleme raporlarında Ermeni sorununa ilişkin olarak doğrudan bir değerlendirme yapılmamıştır. 2000 ilerleme raporunda[9] Türkiye’nin Kafkaslar’da barış ve istikrara katkıda bulunacak bir dizi girişimlerde bulunduğuna ve bunun en önemli ögesi olan Kafkaslar’da İstikrar Paktı’nın halen Karabağ sorunun devam etmesi nedeniyle istikrarsız durumu ortadan kaldıramadığına değinilmekte, ayrıca Türkiye’nin

Ermenistan’la olan sınırını kapalı tuttuğu da hatırlatılmaktadır.

13 Kasım 2001’de açıklanan 2001 Yılı İlerleme Raporu’nda[10] ise Ermenistan ile ilişkiler değerlendirilmiştir. Raporda, Türkiye Ermenistan ilişkileri hakkında sınırın hala kapalı olduğu dile getirilerek, ekonomi, turizm, kültür, eğitim, araştırma, çevre ve kitle iletişim araçları konusunda diyaloğun ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesi için gayri resmi “Türk Ermeni Uzlaştırma Komisyonu”nun oluşturulduğuna değinilmekle yetinilmiştir.

Ermeni sorunu konusunda AP’de kabul edilen raporlardaki olumsuz görüşlere rağmen AB kurumlarının yetkililerinin bazı açıklamaları resmi düzeyde AB Türkiye ilişkilerinin Ermeni sorunu dolayısıyla etkilenmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. AP başkanının tarihi yargılamak işinin siyasilerin değil tarihçilerin işi olmalı açıklaması[11] ile AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Gunther Verheugen’in tarihi olayların tarihçilere bırakılması ve bu konuyu Türkiye’nin genişleme sürecindeki konumu çerçevesinde tartışılmasının uygun olmadığı açıklaması,[12] aynı şekilde Verheugen’in “Komisyon’un görüşü, Türkiye’de 1915/1916 yıllarında tam olarak neler olduğunun tarihçilerin bağımsız araştırmaları yoluyla açıklığa kavuşturulması gerektiği yolundadır” açıklaması,[13] AB kurumlarında Ermeni sorununa ilişkin yaklaşımların çeşitliliğini ortaya koymaktadır.

AVRUPA KONSEYİ VE ERMENİ SORUNU

Avrupa’daki işbirliği ve barışı tesis etmek üzere kurulan halen AB ülkelerinin hepsinin üyesi olduğu 44 üyeli Avrupa Konseyi’nin organı Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi, sözde Ermeni soykırımını anma konusunda 1998 ve 2001 yılında yazılı bildiriler yayınlamıştır. 24 Nisan 1998’deki “1915 Ermeni Soykırımını Anma” başlıklı yazılı bildiriyi[14] 51 parlamenter imzalamıştır. Yalnızca imzalayanları bağlayacağı ifade edilen bildirinin ilk maddesi 24 Nisan 1915 tarihinin Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilerin imha etme planının gerçekleştirilmesinin başlangıcı olarak belirlendiğini ifade ediyor. İkinci maddede ise bugün 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak anılan yıldönümünün anıldığı ve bu insanlığa karşı suçun Ermeni kurbanlarına saygıda bulunulduğu vurgulanıyor.

Asamble’nin 24 Nisan 2001’deki, “Ermeni Soykırımını Tanıma” başlıklı yazılı bildirisinde[15] bu bildiriyi imzalayanların bugünü 20. yüzyılın ilk ‘soykırımının’ yıldönümü olarak andıkları ve kurbanların anılarına saygı gösterdikleri dile getirilmiştir. Bildiride soykırım suçunun insanlığa karşı işlenen suçların en kötüsü olarak kınandığı, soykırım yasalarını açıkça reddedilmesinin bu yasaların yenilenmesini önlemeye yardım edeceği belirtilerek, çeşitli Avrupa kuruluşlarında, Avrupa Konseyi üyesi pek çok ülke parlamentosunca kabul edilen kararlar ve bildirilerle Fransız Ulusal Meclisi’nin bir yasası örneğinde olduğu gibi tanınan Ermeni ‘soykırımı gerçeğine’ dikkat çekiyor.

Bildiride Ermeni ‘soykırımının’ uluslararası toplum tarafından tanımasının sonunda Türk yetkililerin benzer bir kabule izin vereceği ve bunun sonucu olarak Türkiye Ermenistan ilişkilerinin gelişme kaydederek, bölgesel barış, güvenlik ve istikrara katkıda bulunacağı üzerinde de durulmuştur. Ayrıca ildiriye imza atan Asamble üyelerinin, 20. yüzyılın başında Ermenilere karşı Osmanlı İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen ‘soykırımın’ tanınması için gerekli adımları atacakları bildiriliyor.

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ VE ERMENİ SORUNU

AB ülkelerinden Fransa, İtalya, İsveç, Belçika ve Yunanistan parlamentolarında sözde Ermeni soykırımına ilişkin yasalar kabul edilmiştir. Almanya, Avusturya ve İngiltere’de sözde soykırımın tanınmasına yönelik önergeler verilmesine rağmen yasalaşma gerçekleşmemiştir. AB ülkelerinden ilk olarak Yunanistan Parlamentosu’nun 25 Nisan 1996 tarihli kararıyla 24 Nisan Ermeniler’in Türkler tarafından‘soykırımını’ anma günü olarak belirlenmiştir. Yasanın ilk maddesi 24 Nisanı Ermenilere Türkler tarafından yapılan ‘soykırımı’ anma günü olarak tanımlamaktadır. Yasanın ikinci maddesine göre anma töreninin organizasyonunun biçimi, içeriği ve karakteri en çok tanınan Ermeni dernek ve kuruluşlarının tavsiyeleri dikkate alınarak; İçişleri ve Kamu Yönetimi ve Adem-i Merkeziyet Bakanlıklarının önerileriyle başbakanlık kararıyla belirlenecektir.

Yunanistan’ın ardından Belçika Senatosu 26 Mart 1998’de kabul edilen “Türkiye’de Yaşayan Ermenilerin 1915’teki Soykırımı ile ilgili 1–736/3 Kararı”nda[16] Ermeni sorunu konusundaki tavrını ortaya koymuştur. Senato, kararında aşağıda sıralanan konuları dikkate alarak Türkiye’den Ermeni sorunu konusunda belli taleplerde bulunmaktadır:

- 20. Yüzyılın başında Türkiye’deki Ermeni toplumunun durumunu konu edinen çok sayıdaki çalışma;

- Soykırım kavramını tanımını yapan BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi;

- 1915’te Türkiye’de yaşayan Ermenilerin durumlarını ortaya koyan mahkeme kararları;

- 1915’te Türkiye’de yaşayan Ermenilerin Osmanlı hükümeti tarafından ‘soykırıma uğratılmasının’ tanınması ile ilgili 18 Haziran 1987 AP “Ermeni Sorununa Politik Çözüm” kararı;

- Ermenilerin düzenli ve sistematik biçimde öldürülmelerine dair tarihsel kanıtların üzerinde en ufak bir şüphe bile bulunmaması;

- Ermenistan’da ya da başka bir yerde toplumların barıştırılmalarının bir ön şartı olarak ve adaletsiz barış olamayacağından hareketle, geçmişin suçlarının ve hatalarının kabul edilmesi;

- Önceki rejimlerin işlediği suçların tanınmasıyla değil, bunun yalnızca amaçların birisi olması ve barış için siyasal olarak çaba gösterme;

- Ermeni ve Türk ulusları arasında devam eden ve bu gün bile bölgede çok sayıda insan hakları ihlaline, etnik toplulukların yer değiştirmesine ve insanların yaşamını yitirmesine neden olan farklılıklar;

- Türk ve Ermeni toplumlarının uzun dönemde barıştan başka seçeneklerinin olmaması;

- Bir taraftan Türkiye, Belçika ve Avrupa Birliği ile diğer taraftan Ermenistan, Belçika ve Avrupa Birliği arasındaki işbirliği ve dostça bağlar;

- Senato 1987 AP kararının 1915 ‘soykırımının’ tarihsel gerçeğini Türk hükümetinin tanımasına yol gösterici olması;

Senato yukarıdaki konuları dikkate sunduktan sonra Türk hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu’nun son hükümeti tarafından 1915’te gerçekleştirilen ‘soykırım tarihsel gerçeğini’ kabul etmesini ve AB üye devletlerinin parlamentolarından Türk ve Ermeni toplumları arasındaki uzlaştırma girişimlerine katkıda bulunmalarını da talep etmektedir. Senato’nun diğer bir talebi ise, AB ve onun üyesi devletlerin Türk ve Ermeni toplumları arasındaki doğrudan diyaloğu ilerletme konusundaki desteklerini her platformda gerçekleştirmeleri olmuştur.

AB ülkelerinden İsveç’te Ermeni sorunu değişik platformlarda sıkça gündeme getirilmektedir. İsveç Parlamentosu’nun 29 Mart 2000’de kabul ettiği Dışişleri Komisyonu’nun hazırladığı raporda “Ermenilere yapılan ‘soykırımın’ tanınması ve resmi açıklamasının önemli ve gerekli olduğu” vurgulanmaktadır.[17] Rapor 1985’te BM’nin ve AP’nin 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermeni halkına karşı yapılan ‘soykırım gerçeğini’ kabul ettiğini iddia etmektedir.

Raporu hazırlayan Dışişleri Komisyonu, Türkiye’nin açıkça bu ‘gerçeği’ kabul etmesiyle, Türkiye’nin demokratik kimliğinin güçleneceği görüşünü savunmuştur. Karar ayrıca Ermeni halkına karşı gerçekleşen ‘soykırımın’ tarafsız ve bağımsız olarak uluslar arası düzeyde araştırılmasının önemine değinirken, aynı zamanda 1915 olaylarının tarihsel anlamı ve bu olayların açıklığa kavuşmasının bundan sonra daha da artacağını ve bu gelişmelerin kabulünün Kafkasya’da ilerleme ve istikrar için önemli olacağını vurgulamaktadır.

İsveç’le Türkiye arasında Ermeni sorununa ilişkin gelişme, Şubat 2002’de resmi bir kuruluş olan İsveç Enstitüsü’nün hazırladığı tanıtım kitapçığının Türkiye’de İsveç Kültür Günü’nde dağıtılması ve ardından gelen tepkilerle yeniden gündeme gelmiştir. İsveç’i tanıtan “Vikingler ve Türkler” adlı tanıtım kitapçığında Türkiye ve Türkler hakkında gerçekdışı pek çok bilginin yanında Ermeni sorunu ile de ilgili gerçeği yansıtmayan bilgilere yer verilmiştir.

Tanıtım kitapçığında vatana ihanet ve casuslukla suçlanan Ermenilerin Türkler ve Kürtler tarafından katledildikleri ve göçe zorlandıkları, yaklaşık 1.5 milyon Ermeni’nin çatışma ve toplu kıyım sırasında öldüğü iddia edilmektedir. Kitapçıkta İsveç Parlamentosu’nun meydana gelen olaylardan çağdaş Türkiye’nin sorumlu tutulamayacağı açıklaması da yer almaktadır.

İsveç’le yaşanan bu krizden sonra gerginleşen İsveç Türkiye ilişkileri, İsveç Parlamentosu’nun Dışişleri Komisyonu tarafından dünyada insan haklarıyla ilgili hazırlanan raporun Türkiye bölümünde yer alan 20-21 Mart 2002’de 1915-1918 yıllarında Ermenilerin soykırım yaşamadığına ilişkin kararı[18] kabul etmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. İsveç Parlamentosu’nun bu kararında, 2000 yılında kabul edilen Ermenilerin soykırıma uğradığına ilişkin kararda 1985 BM kararına yapılan atfın yanlışlığı açıklanarak, Ermeni sorunu hakkında yeni bir yaklaşım benimsediği görülmektedir.

Mart 2002 kararında, BM’nin Ermenilerin durumunu ele alan herhangi bir kararın bulunmadığı kabul edilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde meydana gelen olayların bir soykırım olduğunu ifade eden resmi bir İsveç görüşünün formüle edilmediğine değinilmiştir. Ancak Dışişleri Komisyonu Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1948 BM Soykırım Sözleşmesi yürürlükte olsaydı, Ermenilerin başına gelenler muhtemelen bir soykırım olarak görülecekti değerlendirmesine yer vermiştir.

Dışişleri Komisyonu, Ermenilerin uğradığı katliamların[19] açık bir biçimde tartışılmasının önemine değinmekte ve bunun olabilmesi için açık davranılması ve koşulsuz tarihi araştırmalar yapılmasını vurgulamaktadır. Türk hükümetine de tarihi araştırmaları teşvik etme ve yapılmasını kolaylaştırmada, arşivleri araştırmalara açık tutmada sorumluluk yüklemektedir.

İtalya’da Roma Şehir Meclisi, 16 Haziran 2000’de aldığı kararda İtalyan hükümetinden Ermeni halkının ‘soykırımının’ resmen yasayla tanınmasını istemiştir. Roma Şehir Meclisi’nin kararında, 1985

BM İnsan Hakları Komisyonu’nun alt komite kararına, AP ve değişik devletlerin parlamentolarının aldığı kararlara, 1919 sonundaki Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Mahkeme kararına atıf yapılmakta; ayrıca Türkiye’nin AB’ye üye olma amacıyla bu ‘soykırımdaki’ sorumluluğunu kabul etmek zorunda kalacağı; ‘soykırımı’ kabul etmenin Türk halkının çıkarına olacağı ve ‘soykırımı’ kabul ederek Türk halkının bunun dayanılmaz ahlaki ağırlından kurtulabileceği savunulmaktadır.

Roma Şehir Meclisi, ‘soykırımın’ Ermeni toplumunun desteğiyle Yahudi soykırımında olduğu gibi dünya kamuoyunun dikkatine sunulmasının gerekliliğini kabul etmekte ve İtalyan Parlamentosu’ndan BM, AP, Amerikan Senatosu ve dünyadaki pek çok ulus tarafından zaten kabul edilmiş Ermeni ‘soykırımını’ tanımasını talep etmektedir. Ayrıca dokunulmaz haklarını savunmak için ve gerçek tarihlerini tanıtmak için yaptıkları savaşımda Ermeni halkıyla dayanışma içinde olduklarını ifade etmiştir.

Roma Şehir Meclisi’nin aldığı karar kuşkusuz İtalyan Ulusal Meclisi’nin bu yönde bir karar kabul etmesinde kritik bir adım olmuştur. İtalya’da Yasama Meclisi, P. Morillon’un hazırladığı “Katılıma Doğru Türkiye’nin İlerlemesi Üzerine Komisyon’dan 1999 Düzenli Raporu”’un 15 Kasım 2000’de AP tarafından kabul edilmesinin ertesi günü AP kararına atfen bir kararı kabul etmiştir. İtalyan Yasama Meclisi 16 Kasım 2000 tarihli bu kararında AP’nun büyük bir çoğunlukla onayladığı AP kararına değinmekte, Türk hükümetinin demokratikleşme çabalarında özellikle de ceza yasası reformu, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve azınlıkların hakları konularında yoğunlaşmasının desteklenmesi üzerinde durmaktadır.

Temsilciler Meclisi’nin bu kararında AP’nun kararındaki Ermeni azınlığı ilgilendiren üç paragrafın özel önemine dikkat çekiliyor:

- “Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya çıkışından önce yapılan Ermeni azınlığa yapılan acı veren soykırımın tanınmasını teşvik ediyoruz” (10. Paragraf),

- “Türkiye’nin Kafkaslardaki komşularıyla ilişkilerini ilerletmesi, Türk hükümetinin kendisine bağlıdır” (20. Paragraf),

- “Türk hükümetini Ermenistan Cumhuriyeti ile görüşmelerini başlatmaya, uygun biçimde mevcut ambargoyu sona erdirerek iki ülke arasındaki ticari ve diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmeye davet eder” (21. Paragraf).[20]

İtalyan Temsilciler Meclisi, bu kararında yukarıda sayılan amaçlara uygun olarak İtalyan hükümetinden Kafkaslar’daki azınlıklar ve toplumlar arasındaki tüm gerilimleri azaltıcı; Türkiye ve Ermenistan’ın sınır komşusu olmasını sağlayıcı; insan haklarına saygı ve barış içinde bir arada olma sonucu Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na katılımını daha da hızlandıracak politikalar istemektedir.

Avrupa ülkeleri içinde en çok Ermeni nüfusu yaşayan Fransa, Ermeni lobilerinin en etkin olduğu AB ülkesidir. Fransa’da Ermeni sorununa ilişkin yasalaşma süreci Fransız Ulusal Meclisi’nin 28 Mayıs 1998’de yasanın kabul edilmesiyle başlamıştır. Tek maddelik yasada “Fransa 1915 Ermeni soykırımını resmen tanır” hükmü yer almıştır. Fransız hükümet yetkililerinin Türkiye ile olan ilişkilerin bozulmaması nedeniyle karşı olduğu yasa 2,5 yıl aradan sonra, 7 Kasım 2000’de Fransız Senatosu’nda da kabul edilerek 29 Ocak 2001’de onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir.

Fransa’da Ermeni ‘soykırımının’ yasalaşmasının ardından cumhurbaşkanlığı seçimleri Ermeni lobisi için yeni fırsat yaratmış, CDCA Avrupa, seçime girecek adaylara bu soruna yönelik sorular yöneltmiştir. Bu sorular arasında “Ermeni ‘soykırımının’ inkarının engellenmesi için ne tür çalışmalar yapacakları”, “Türkiye’nin AB üyeliği için ne tür ön koşullar koymak istedikleri”, “Dağlık Karabağ konusuna ilişkin politikaları” ve “Türkiye’nin Ermenistan’a ambargosunun kaldırması için yapacakları çalışmalar” yer almıştır. Adayların bu sorulara yanıtları kuşkusuz Ermenilerin oy potansiyelini dikkate aldıklarını göstermektedir. Fransa’daki Türk derneklerinin çabalarına rağmen oy potansiyelleri dolayısıyla CDCA Avrupa’nın bu girişimini dengelemelerinin güçlüğü ortadadır.

İngiltere’de Ermeni lobisi yoğun faaliyetlerine rağmen yasama meclislerinde önerge vermekten ileri aşama kaydedememiştir. 2001 yılında Ermeni lobisinin 1915’te yaşanan olayları “Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” kapsamına sokmak istemesi kriz yaratmışsa da İngiliz hükümetinin Ermenilere karşı bir soykırım uygulanmadığını vurgulaması gerginliği azaltmıştır. Ancak anma gününe Ermeni patriğinin ve ‘soykırımdan’ son anda kurtulduğu öne sürülen bazı yaşlıların daveti ve konuyla ilgili haberin duyurulması sırasındaki dolaylı söylemler İngilizlerin iki tarafı da üzmeyecek ince siyaset yürüttüklerini ortaya koymaktadır.

Hollanda’da diğer ülkelerde olduğu gibi Ermeniler her yıl 24 Nisan’da anma günü düzenlemektedir. 2002’deki anma gününde Ermeniler Assen kentinde gösteri yaparak, üzerinde “Türkiye; 1.5 milyon kurban; 1915” yazılı pankartı taşımak istemişlerse de buna izin verilmemiştir. Assen’de 2001 yılının başından beri sahip oldukları anıtın yanında ulusal bir anıt talebi de olan Ermeniler Hollanda’nın ‘soykırımı’ resmen tanıması için çaba göstermektedir.

Almanya’da sözde soykırımın resmen tanınmasına yönelik girişimlere rağmen Alman hükümeti konunun tarihe ilişkin olması dolayısıyla tarih bilimini ilgilendirdiği ve öncelikle Ermenistan ve Türkiye’yi ilgilendirdiğini açıklayarak bu konudaki yasalaşma girişimlerini şimdilik sonuçsuz bırakmıştır. Avusturya’da ise 2000 yılında Ulusal Meclis’e verilen soykırımın tanınması için verilen ve reddedilen önerge 2001 yılının başlarında yeniden reddedilmiştir.

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE ERMENİLER VE ERMENİ SORUNU

1990’ların başında AB ülkelerinde tahmin edilen Ermeni nüfusu 550 bin kadardır.[21] AB ülkelerinde en fazla Ermeni Fransa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 450 bin Ermeni’nin yaşadığı Fransa’da başkent Paris 200 bin civarında Ermeni nüfusunu barındırmaktadır. Almanya’da 42 bin, Yunanistan’da 20 bin, İngiltere’de 18 bin olan Ermenilerin, diğer AB ülkelerindeki toplamı yaklaşık 25 bindir.

Ermeniler yaşadıkları ülkelerin ekonomik, kültürel ve politik yaşamında aktif rol oynamaktadırlar. Dinsel ve ulusal kimliklerine sürekli biçimde bağlılık gösteren diasporadaki Ermeniler, kilise, okul, dernek, yardım kuruluşları ve basın yayın kuruluşları kurmuşlardır. Aynı zamanda Batı’da bulunmalarının nedeni olarak ifade ettikleri sözde soykırım anı ve mirasını savunmaktadırlar. Bu amaçla 1998 yılında Avrupa diasporasındaki Ermeni kuruluşlarını bir araya getirmek ve aralarındaki işbirliğini kolaylaştırmak için Avrupa Ermeni İşbirliği Forum’u (The Forum of Armenian Associations in Europe (FAAE)) oluşturulmuştur.[22] Halen 16 Avrupa ülkesindeki üye kuruluşları bilgi ağı ve birlikte hareket konusunda destekleyen FAAE, bundan başka uluslararası ilişkiler, insan hakları sorunları, ekonomik işbirliği ve kültürel konuları içeren, üye kuruluşların karşılaştığı sorunlarla ilgilenmektedir. Ermeni dilinin ilerletilmesi gibi kültürel konularda ya da sözde Ermeni soykırımı ve Türkiye’nin Ermenistan ambargosu gibi siyasal konularda güncel projeler yürütmektedir.

FAAE, Brüksel’de AB kurumlarıyla çalışan Ermeni kuruluşlarına yardım ve AB’de Ermenilerle ilgili konularda bilgi temin etmek ve uzmanlık amacıyla bir büro açmıştır. FAAE, bu büro aracılığıyla Türkiye’nin AB’nin tam üyesi olmadan önce sözde soykırımı resmen tanıması için AB kurumları nezdinde girişimlerde bulunmak için çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca Türkiye’nin 1993’ten bu yana Ermenistan’a uyguladığı ambargonun kaldırılması ve Ermenistan politikasını değiştirmesi için çalışmaktadır.

1965 yılından itibaren sosyalist Taşnaksütyun Partisi önderliğinde dünya çapında örgütlenmiş olan Ermeni Davasını Savunma Komitesi (Comité de Defence de la Cause Arménienne (CDCA) )’nin Avrupa kanadı olan Ermeni Davası Avrupa Komitesi (Comité Européen de la Cause Arménienne CDCA Avrupa), 17 yıldır Avrupa çapında önemli faaliyetlerde bulunmaktadır. Davalarının medya araçları, siyasal ortam, uluslararası örgütler ve kamuoyu önünde önemini artırmak amacını güden CDCA Avrupa’nın AP’de kabul edilen 1987 tarihli “Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü Üzerine Karar”ın alınmasında önemli katkısı olmuştur. Ayrıca CDCA Avrupa’nın, Morillon raporunun AP Genel Kurulu’nda kabulünden önce değişikliğe uğramasındaki katkısı da bilinmektedir.

2000 yılındaki Türkiye’nin Katılım Yönündeki Gelişmeleri’ni konu alan Lamassoure raporunda sözde Ermeni soykırımına değinilmeyerek Türk Ermeni Uzlaştırma Komisyonu’nu destekleyen bir paragrafa yer verilmesi, CDCA Avrupa’yı harekete geçirmiş, Lamassoure ile yapılan görüşmede, uzlaşma komisyonunun sona erdiğine ve Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabule teşvik edilmesi konusunda Avrupa’nın rolüne ilişkin bilgi verilmiştir.

CDCA Avrupa, Şubat 2002 sonunda Brüksel’de Avrupa merkez şubesini açtığını ilan etmiş, bu şubenin Ermeni davasının Avrupa Komisyonu, AP ve Avrupa Konseyi içinde savunulmasına yönelik girişimlerin koordinasyonunda kilit rol üstleneceği ifade edilmiştir.[23] Aynı zamanda CDCA Avrupa’nın AB bünyesinde yaşayan Ermenilerle AB kurumları arasında bağlantı noktası olarak çalışması ve Ermeni toplumunun AB kurumları içindeki etkinliğini arttırmak için çaba göstermesi de öngörülmektedir. CDCA’nın AB Bürosu, M. Per Garthon’un raporunun AP’de değişikliğe uğramadan kabul edilmesi için AP üyelerini bilgilendirme ve aydınlatmak için geniş bir çalışma yürütmüş ve Ermenistan’a yönelik ambargoyu kaldırması ve sözde Ermeni soykırımını tanıması için Türkiye’ye baskı yapılmasını sağlamıştır.

SONUÇ

AP’de kabul edilen kararlarda Ermeni sorununa ilişkin olarak şu noktalar üzerinde durulmaktadır:

- 1915 olayları ‘soykırım’ olarak kabul edilmektedir.

- Türkiye’nin bu ‘soykırımı’ reddetmekten vazgeçerek tanıması gerektiği üzerinde durulmaktadır.

- Türkiye’de yaşayan Ermeni azınlık için antlaşmalardan doğan güvencenin sağlanması istenmektedir.

- Kafkaslardaki istikrarın sağlanmasında ‘soykırımın’ tanınmasının ve Ermenistan’a uygulanmakta olan ambargonun kaldırılması önemli bir katkısının olacağı vurgulanmaktadır.

AP kararlarındaki Ermeni sorununa ilişkin net tavra karşın, AB yetkililerinin konuya ilişkin açıklamalarında daha diplomatik bir yaklaşım içerisinde oldukları, Ermeni sorununun tarihsel bir sorun olduğu ve tarihçilere bırakılması gerektiği üzerinde durduklarını söylemek mümkündür.

AB ülkelerinin parlamentolarında kabul edilen yasalarda ise Ermeni sorunu hakkında şu yargılar sıralanmaktadır:

- 24 Nisan tarihinin Ermenilere yapılan ‘soykırımı’ anma günü olarak kabul edilmektedir.

- Ermeni ‘soykırımı’ resmen tanınmaktadır.

- Türkiye’nin ‘soykırım gerçeğini’ kabul etmesi istenmektedir.

- Kafkaslardaki istikrar için Türkiye’den ‘soykırımın’ tanınması, ambargonun kaldırılması, iyi komşuluk ilişkileri tesis etmek gibi isteklerde bulunulmaktadır.

Görüldüğü gibi gerek AP kararlarında gerekse AB ülkelerinin kabul ettiği yasalarda ve Avrupa Konseyi’nde yayınlanan bildirilerde Ermeni sorununa yaklaşım, Ermeni tezini destekleyen içeriğe sahiptir. 1987 yılında kabul edilen AP kararının gerek diğer AP kararlarına gerekse ülke parlamentolarına dayanak oluşturduğu söylenebilir. Ancak kararlarda pek çok ülke ve bazı uluslar arası kuruluşlar düzeyinde tanınan soykırımın Türkiye tarafından da tanınması üzerinde yoğunlaşılarak Türkiye’nin tezleri dikkate alınmamaktadır. Ayrıca Kafkaslardaki istikrarsızlığın giderilmesinde, sanki sorunu yaratan taraf Türkiye’ymiş gibi, hep Türkiye’den fedakarlıklar beklenerek, Ermenistan’ın tutumu hakkında açık değerlendirmelere yer verilmemektedir.

AP ve AB ülke parlamento kararlarında bir yandan Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine göndermeler yapılarak Türkiye’nin sorumlu tutulamayacağı vurgulanmakta, diğer yandan Türkiye’nin ‘soykırımı’ tanıması konusunda ısrarlı istekler yer almaktadır. Kararlarda yer alan Türkiye’nin sorumlu tutulamayacağı vurgusunun, Türkiye’ye ‘soykırımı’ tanımada güvence verme amacı taşıdığı söylenebilir. Bazı karalarda Türk tezini destekleyen tek unsur ise, konunun tarihsel araştırmalar yapılarak ele alınmasına ve tarafsız ve bağımsız olarak uluslararası düzeyde araştırılmasının önemine değinilmesidir.

Avrupa’daki Ermeni diasporası, açtıkları AB irtibat büroları aracılığıyla Birlik kurumlarında Ermenilerin ve Ermenistan’ın çıkarlarını savunmaktadırlar. Bu amaçla AB üye adayı olan Türkiye için katılma görüşmeleri söz konusu olmadan önce, ‘soykırımın’ tanınması önkoşulunu da katılma görüşmelerine eklemek için çaba göstermektedirler. Aynı zamanda ‘soykırımı’ henüz tanımayan AB ülkelerindeki girişimlerini hızlandırmakta ve AB Türkiye’nin tepkisini çekecek girişimlerde bulunarak Türkiye’nin adaylık sürecini kesintiye uğratıp zaman kazanmak istemektedirler.

AB üyesi olmak için çabalayan Türkiye’nin önüne çıkarılan siyasal nitelikli engellerden yalnızca birisi olan Ermeni sorunu, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yeni politikalar üretmek zorunda kalacağı bir sorun olarak yerini korumaktadır. Fransa’da kabul edilen ‘soykırım’ yasasına Türkiye’nin gösterdiği tepki, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin bu konudaki tutumunu AB çevrelerine açıkça göstermiştir. Kuşkusuz İsveç Parlamentosu’nda alınan son kararın gerek AB gerekse AB üyesi devletler nezdinde diplomatik ve sivil girişimlerle lobi faaliyetlerini aralıksız sürdürmenin Batıdaki önyargılı çevrelerin tutumunu değiştirmesine katkıda bulunacaktır.

 

 



[1] European Parliament, Resolution on a Political Solution to the Armenian Question, Doc. A2–33/87,
18.6.1987.
[2] European Parliament, European Parliament Resolution on the 199 Regular Report From The Commission On Turkey’s Progress Towards Accession (COM(1999) 513-C5- 0036/2000–2000/2014 (COS)), 19.11.2000, s. 8.
[3] Asbarez Online, 15.11.2000, http://www.asbarez.com/archive/2000/001115.htm#n1, 9.5.2002.
[4] European Parliament, Report On The 2000 Regular Report From The Commission On Turkey’s Progress Towards Accession (COM(2000) 713 – C5–0613/2000 – 2000/2014(COS)), 11.10.2001.
[5] “Türkiye-AB İlişkilerinde Helsinki Süreci’nden Sapma Yok”, http://www.abhaber.net/nt_hbr_056.htm,
14.05.2002.
[6] European Parliament , Report On The Communication From The Commission To The Council And The European Parliament On The European Union's Relations With The South Caucasus, Under The Partnership And Cooperation Agreements, (COM(1999) 272 – C5–0116/1999 – 1999/2119(COS)), 28.01.2002, s. 18.
[7] ibid.
[8] Bakanlık Basın Acıklaması. www.mfa.gov.tr/turkce/Avrparlraporu.htm. (28 Şubat 2002).
[9] Commission of The European Communities, 2000 Regular Report On Turkey’s Progress Towards Accession, 8.11.2000, http://europa.eu.int/comm/enlargement/report_11_00/pdf/en/tu_en.pdf , (22.05.2002), s. 67.
[10] Commission of The European Communities, 2000 Regular Report On Turkey’s Progress Towards Accession, SEC(2001) 1756, Brussels, (13.11.2001), s. 90.
[11] “Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox: Tarihi Yargılamak Siyasilerin Değil Tarihcilerin İşi”,
http:// www.abhaber.net/nt_hbr_306.htm. (12.05.2002)
[12] AB-Turkiye İlişkilerinde Son Gelişmeler, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Gunther Verheugen ile Mehmet Ali Birand Tarafından CNN-TURK’te Yapılan Görüşme (3.2.2002), http://www.eureptr.org.tr/s_iliski_2001023.htm, (13.5.2002.)
[13] AP Genel Kurulu'nda Turkiye Üzerine Yapılan Görüşme Münasebetiyle Komisyon Üyesi Günter Verheugen’in Açıklaması (24 Ekim 2001), Strasbourg, http://www.eureptr.org.tr/s-iliski_20011024.html, (13.05.2002.)
[14] Council of Europe, “Commemoration of the Armenian Genocide of 1915”, Doc. 8091, (24.4.1998.)
[15] Council of Europe, “Recognition of the Armenian Genocide”, Doc. 9056 Second Edition, (14.5.2002.)
[16] Senat de Belgique, 1 – 736/3, Session De 1997–1998, (17 Mars 1998)
[17] The Swedish Parliament, No: 1999/2000:U651, (29.03.2000.)
[18] Bu kararın metni için bakınız, The Swedish Parliament, No: 2000/01:UU8, http://www.riksdagen.se/debatt/0001/utskott/UU/UU8/htframe.htm, . (15.5.2002)
[19] Ermenilerle birlikte Suryani ve Keldanilerin de katliama uğradıkları iddia ediliyor.
[20] Bu paragraftaki oneri AB Turkiye İlişkileri Karma Parlamento Komisyonu Başkanı Hon D. Cohn-Bendit tarafından yapılmıştır.
[21] Ermenistan Dışişleri Bakanlı.ı tarafından hazırlanan internet sitesine gore; AB ulkelerindeki toplam Ermeni nüfusu yaklaşık 550 bin olarak gosterilmektedir: http://www.armeniadiaspora.com/population/index.html ,(20.05.2002.)
[22] The Forum of Armenian Associations of Europe: http://www.armenianforum.org/site/english/index-e.html , (18.05.2002)
[23] ANC of Europe Opens Headquarters In Brussels , http://www.asbarez.com/archive/2002/02.25.htm#n4 , (25.02.2002)
 
 

 

 ----------------------
* Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF Kamu Yönrtim Bölümünde Araştırma Görevlisi -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar