AnasayfaÝletiţim
  
English

Ermeni Sorununun (GÜzden Kaçan) Psikolojik Boyutu

Doç. Dr. Erol GÖKA*
ERMENÝ ARAŢTIRMALARI, Sayý 1, Mart-Nisan-Mayýs 2001

 GiriĂž

Þüphesiz bir halkĂ˝n adĂ˝nĂ˝ "sorun" kelimesiyle bir arada anmanĂ˝n o halk için incitici bir yanĂ˝ vardĂ˝r. Ancak burada asla böyle bir amacĂ˝mĂ˝z yok. Tam tersine, Ermeni kanaat önderlerinin ve son zamanlarda da bizzat Ermenistan devletinin talepleri üzerine dünya siyasetinin gündemine sokulan "sorun"u tanĂ˝mlayabilmek ve d.n "tarihsel bir olgu" iken bugün yeniden biçimlendirilerek "sorun" halini almýÞ durumun çözümünü amaçlayan bir ortam oluĂžturabilmek için "Ermeni sorunu" adĂ˝nĂ˝ kullanmayĂ˝ seçiyoruz.

KaldĂ˝ ki, nesnelliĂ°in oldukça zor olduĂ°u böyle toplumsal-politik konularda bakýÞýmĂ˝zĂ˝ belirleyen Ăžöyle bir "önyargĂ˝"mĂ˝z da var: Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin sĂ˝nĂ˝rlarĂ˝nĂ˝ oluĂžturan ve önceden OsmanlĂ˝ ÝmparatorluĂ°u sĂ˝nĂ˝rlarĂ˝nda olup da bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne komĂžu olan coĂ°rafyada Müslüman ve diĂ°er dinlerden halklar arasĂ˝ndaki iliĂžkilerde esas olan tarihsel gerçek, çatýÞma deĂ°il uzlaĂžma halidir. Günümüzde Türk-Ermeni ya da Türk-Ortodoks (özellikle Rum) iliĂžkilerinde yaĂžanan sorunlarĂ˝n çözümü de yeni baĂžtan bu uzlaĂžma halinin tesis edilebilmesine baĂ°lĂ˝dĂ˝r.

Tarihsel-toplumsal ve politik olgularĂ˝n nasĂ˝l ele alĂ˝nacaklarĂ˝ beĂžeri bilimlerde bitmek tükenmek bilmeyen tartýÞmalara raĂ°men hala sorunludur. "Politik psikoloji", "halklar psikolojisi", "uluslar arasĂ˝ iliĂžkiler psikolojisi" gibi isimler altĂ˝nda incelenen ve bizim bu yazĂ˝yĂ˝ yazma sĂ˝rasĂ˝nda içinde olduĂ°umuz alan ise tamamen karýÞýktĂ˝r ve henüz akademik konumlanýÞý konusunda bile bir anlaĂžma saĂ°lanabilmiĂž deĂ°ildir. Akademideki genel eĂ°ilim, sorunu sosyal psikolojinin içinde ele almaktadĂ˝r ve sosyal psikolojide grup içi ve gruplar arasĂ˝ iliĂžkiler konusunda öretilmiĂž oldukça deĂ°erli teorik ve ampirik bilgi birikimi vardĂ˝r. Ancak tarihsel-toplumsal ve politik olgular, politikayla, diplomasiyle ve daha da önemlisi gerek grup davranýÞýndaki gerek liderlik tarzĂ˝ndaki psikopatolojiyle çok yakĂ˝ndan ilgilidir ve bu yüzden politika ve diplomasi konusunda bilgili ve deneyimli kimi psikanalistler de bu konularda fikirler öne sürmektedirler. Son zamanlarda grup psikoterapisinden ve "küçük grup" incelemelerinden elde edilen bilgilerle "büyük grup" davranýÞýna ve gruplar arasĂ˝ iliĂžkilere yönelik bir bakýÞ açĂ˝sĂ˝ oluĂžturma çabalarĂ˝ görülmektedir.

Biz bu yazĂ˝da Ermeni ve Türk halklarĂ˝ arasĂ˝ndaki gerçek ya da icat edilmiĂž çatýÞmanĂ˝n çözümünü dileyen bir "önyargĂ˝"yla ve iki halk arasĂ˝nda yeniden kardeĂžlik duygularĂ˝nĂ˝ tesis edebilmek amacĂ˝yla, psikodinamik yaklaÞým ve grup psikoterapisi deneyimiyle, "Ermeni sorunu"nun gözden kaçan psikolojik boyutuna IÞýk düĂžürmeye çalýÞacaĂ°Ă˝z.

"Ermeni sorunu"

"Ermeni sorunu", deĂ°iĂžik aĂžamalardan geçmekle birlikte, OsmanlĂ˝ ÝmparatorluĂ°u’nun son dönemlerinde ve özellikle Ýttihad ve Terakki’nin h.k.met olduĂ°u Birinci Dünya SavaÞý’nĂ˝n baĂžlangĂ˝ç yĂ˝llarĂ˝nda Ermeni halkĂ˝nĂ˝n, Türk hükümeti tarafĂ˝ndan Ruslarla iĂžbirliĂ°i ve ihanet içinde olduklarĂ˝ gerekçesiyle bir soykĂ˝rĂ˝ma tabii tutulduĂ°unun ileri sürülmesi temeline oturmaktadĂ˝r. Bugün "Holocaust"un ardĂ˝ndan Ýkinci Dünya SavaÞý sonrasĂ˝ uluslararasĂ˝ hukukta "soykĂ˝rĂ˝m" kavramĂ˝na yer verilmesinin bir devamĂ˝ olarak "soykĂ˝rĂ˝m" olduĂ°u bazĂ˝ çevrelerce öne sürülen ama geçmiĂžte "mezalim", "mukatele", "kĂ˝yĂ˝m", "kĂ˝rĂ˝m" gibi adlarla anĂ˝lan olaylarĂ˝n hemen ertesinden itibaren "Ermeni sorunu" uluslar arasĂ˝ alana hem politik hem hukuksal olarak yansĂ˝mýÞtĂ˝r.

Türk tarafĂ˝ olaylara tamamen farklĂ˝ bakmakta, ortada bilinçli bir siyasetin sonucu olan "soykĂ˝rĂ˝m" ya da "kĂ˝rĂ˝m" gibi bir tutumun olmadýðýnĂ˝, SavaÞýn kaotik ortamĂ˝nda, Ermenilerin düĂžman saflarĂ˝nda ve devlet güçlerine karÞý silahlĂ˝ mücadeleye giriĂžmesi üzerine iki halk arasĂ˝nda adeta "iç savaĂž" benzeri bir tablo ortaya çĂ˝ktýðýnĂ˝, zamanĂ˝n h.k.metinin de "tehcir" politikasĂ˝ uygulayarak önlem aldýðýnĂ˝ öne sürmektedir. Ermeni olaylarĂ˝nĂ˝ gerekçe göstererek ve bazĂ˝ yöneticileri sorumlu tutarak, olaylarĂ˝n hemen ertesinde yapĂ˝lan yargĂ˝lamalardan Türk tarafĂ˝ aleyhine bir sonuç çĂ˝kmamýÞtĂ˝r. Konuya ilgi duyan tarihçiler arasĂ˝nda zaman zaman kabaran tartýÞmalar, bir sonuca ulaĂžmadan bugüne kadar sürmüĂžtür.

Buna raĂ°men dünyanĂ˝n birçok yerine ve özellikle Fransa’ya ve Kaliforniya’ya göçmüĂž ve orada kendi aralarĂ˝nda örgütlenerek bir diaspora oluĂžturmuĂž olan bir kĂ˝sĂ˝m Ermenilerin kini dinmemiĂž, bunlardan bazĂ˝larĂ˝ önce Ýttihat ve Terakki ileri gelenlerini, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin yurtdýÞýndaki görevlilerini öldürmek amacĂ˝yla Terör örgütleri kurma yoluna gitmiĂžler ve kendilerince baĂžarĂ˝yla sonuçlanan birçok suikast eylemi yapmýÞlardĂ˝r. 20. yüzyĂ˝lĂ˝n son 10 yĂ˝lĂ˝nda Ermeni örgütleri Terör faaliyetlerinin bir sonuç vermemesi üzerine bir eylem yap(a)mamýÞlardĂ˝r. Terör örgütleri dýÞýndaki diaspora faaliyetleri ise, 1970’lerden itibaren özellikle BatĂ˝lĂ˝ devletlerin parlamentolarĂ˝nda "Ermeni soykĂ˝rĂ˝mĂ˝"nĂ˝n tanĂ˝nmasĂ˝na odaklanmýÞtĂ˝r.

Bu arada tarih sahnesinde Birinci Dünya SavaÞý’nĂ˝n ardĂ˝ndan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliĂ°i ve bu sistemin çökmesiyle BaĂ°Ă˝msĂ˝z Devletler TopluluĂ°u içinde yer alan bir Ermenistan devleti vardĂ˝r. BaĂ°Ă˝msĂ˝zlýðýn kazanĂ˝lmasĂ˝yla birlikte ayrĂ˝ bir siyasi güç olarak sesini duyurma, etkinliĂ°ini artĂ˝rma gayreti içine giren ve bu amaçla diaspora ile iĂžbirliĂ°ine giriĂžen Ermenistan, hem Türkiye hem de Azerbaycan ile komĂžudur ve baĂ°Ă˝msĂ˝zlýðýn hemen ertesinde Azerbaycan ile savaĂža tutuĂžmuĂž ve bu ülke topraklarĂ˝nĂ˝n önemli bir bölümünü iĂžgal etmiĂžtir.

Ermenistan’la ilgili olarak dikkat çeken bir nokta da sosyalizm sonrasĂ˝nda yeni bir ekonomik ve toplumsal yapĂ˝ inĂža etmeye çalýÞan birçok ülkede olduĂ°u gibi burada da sosyoekonomik yönden bir yoksulluk yaĂžanmasĂ˝dĂ˝r ama farklĂ˝ olarak Ermenistan bunlar arasĂ˝nda en çok göç veren ülkedir. Hani neredeyse olumsuz ekonomik koĂžullar, Ermenileri yeni bir "tehcir"le karÞý karÞýya getirmektedir.

1970‘lerden beri çeĂžitli ülke parlamentolarĂ˝nda kah gündeme gelip çekilen, kah kabul edilen, kah belirsiz bir zamana ertelenerek bekletilen "Ermeni soykĂ˝rĂ˝mĂ˝ yasa tasarĂ˝larĂ˝" 2000 yĂ˝lĂ˝yla birlikte birçok ülkede birden hĂ˝zla gündeme gelmiĂž ve birer birer onay almaya baĂžlamýÞtĂ˝r. Elbette bu durumdan önce diaspora Ermenilerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin karÞý-propaganda çalýÞmalarĂ˝nĂ˝ yüzlerce kat aĂžan bir maddi ve örgütsel çabayla, kitaplar, bültenler, toplantĂ˝lar ve lobi faaliyetleriyle konuyu BatĂ˝lĂ˝ kamuoyunun gündemine taÞýma gayretleri olmuĂžtur ama son yĂ˝llarda sorunun çok belirgin bir ivme kazanmýÞ olduĂ°u da açĂ˝ktĂ˝r. DoĂ°al olarak her kabul edilen yasa tasarĂ˝sĂ˝yla birlikte o ülkeyle Türkiye Cumhuriyeti’nin arasĂ˝nda bir gerilim yaĂžanmaktadĂ˝r ve aslĂ˝nda her iki taraf için de bir sonuç alĂ˝nmasĂ˝ mümkün olmayan bu t.r gerilimler, birer komĂžu ülke olan Türkiye-Ermenistan iliĂžkilerini patlatacak olan dinamitler olarak uluslar arasĂ˝ arenadaki yerlerini almaktadĂ˝rlar. Parlamentolarda tasarĂ˝larĂ˝n yasallaĂžmasĂ˝nĂ˝n ardĂ˝ndan sonra gelecek adĂ˝mlarĂ˝n Ermenilerin tazminat ve toprak talebi olacaĂ°Ă˝ Ăžeklindeki iddialar da göz önünde tutulduĂ°unda, iki komĂžu ülkeyi ve halkĂ˝ nasĂ˝l bir tehlike beklediĂ°i daha açĂ˝kça görülecektir.

Þimdi herkes tarihsel öncüllerine raĂ°men, neden "Ermeni Sorunu"nun Ăžimdi gündeme geldiĂ°ini sormaktadĂ˝r. Verilen cevaplar arasĂ˝nda "Kafkasya’nĂ˝n dünya güç mücadeleleri bakĂ˝mĂ˝ndan taÞýdýðý jeo-stratejik ve zengin petrol ve doĂ°al gaz yataklarĂ˝ açĂ˝sĂ˝ndan taÞýdýðý jeo-ekonomik önem"in hep vurgulanmasĂ˝ çok dikkat çekicidir. Þüphesiz bu cevaplarda çok yüksek bir gerçeklik payĂ˝ vardĂ˝r ama biz yine de bir baĂžka gerçeklik alanĂ˝na, sorunun Ăžimdiye kadar gözlerden kaçan psikolojik boyutuna bakmak istiyoruz. YalnĂ˝zca jeo-stratejik deĂ°erlendirmeler, sorunun dünyadaki güç mücadelesi açĂ˝sĂ˝ndan önemini göstermekle birlikte, komĂžu iki ülke ve kardeĂž iki halk arasĂ˝ndaki barýÞýn tesisi, çatýÞmanĂ˝n dinamikleri ortaya konmadan saĂ°lanamaz.

Neden Ăžimdi?

"Ermeni soykĂ˝rĂ˝mĂ˝ yasa tasarĂ˝larĂ˝"nĂ˝n BatĂ˝ ülkelerinin meclislerinde birer birer onaylanarak yasallaĂžmasĂ˝nĂ˝n ardĂ˝nda jeostratejik ve jeo-ekonomik nedenlerden ayrĂ˝ olarak, Ăžimdi uygun bir psikolojik atmosferin bulunmasĂ˝nĂ˝n da rolü vardĂ˝r. Bu psikolojik atmosferin ana çerçevesini, Almanlar tarafĂ˝ndan Yahudilere uygulanan "soykĂ˝rĂ˝m" (The Holocaust) oluĂžturmaktadĂ˝r. "Yahudi soykĂ˝rĂ˝mĂ˝" çerçevesinde, Ýkinci Dünya SavaÞý’nĂ˝n ardĂ˝ndan, bazĂ˝ sosyologlarĂ˝n "insan haklarĂ˝ çaĂ°Ă˝" diye adlandĂ˝rdýðý bir hukuksal anlayýÞ ve ona baĂ°lĂ˝ yeni bir ideolojik ve psikolojik atmosfer ortaya çĂ˝kmýÞtĂ˝r.

Þüphesiz insanlýðýn daha adaletli bir dünya arayýÞýnda bu geliĂžme çok önemli bir adĂ˝mdĂ˝r ama bu adĂ˝mĂ˝n bazĂ˝ psikolojik yan etkiler yapmýÞ olduĂ°u bugün daha iyi anlaÞýlmaktadĂ˝r. Bu psikolojik yan etkiler, baĂžlĂ˝ca ikiye ayrĂ˝labilir. Birincisi, "Yahudi SoykĂ˝rĂ˝mĂ˝"yla birlikte, baĂžta Alman toplumu olmak üzere, tüm BatĂ˝lĂ˝ HĂ˝ristiyan bilincin nesiller boyu sürecek ciddi bir suçluluk duygusuyla kaplanmasĂ˝dĂ˝r. Holocaust’a karÞý yapĂ˝lmýÞ binlerce yayĂ˝n, film vs., böyle bir vahĂžet in yeniden yaĂžanmamasĂ˝ için olumlu uyarĂ˝cĂ˝ bir etkiye sahiptir ama bir yandan da olaylarla hiçbir iliĂžkisi olmayan nesilleri, altĂ˝ndan nasĂ˝l kalkacaklarĂ˝nĂ˝ bilemedikleri bir suçluluk duygusuyla doldurmaya devam etmektedir.

"Ýnsan haklarĂ˝ ideolojisi"nin hiç istenmediĂ°i halde yol açtýðý ikinci psikolojik yan etkisi, maĂ°duriyetin sürekli olumlanmasĂ˝nĂ˝n sonucu olarak, maĂ°durmuĂž gibi yapĂ˝lmasĂ˝ndan doĂ°rudan avantaj saĂ°lanĂ˝lacak bir "maĂ°duriyet psikolojisi"nin yaratĂ˝lmasĂ˝dĂ˝r. "MaĂ°duriyet", uluslararasĂ˝ kamuoyu nezdinde olumlu bir olgu haline gelince, bazĂ˝larĂ˝nĂ˝n da kendilerini bu elveriĂžli psikolojik ortamdan yararlanmak için maĂ°durmuĂž gibi göstermeye çalýÞmalarĂ˝ gündeme gelmiĂžtir.

Ruh saĂ°lýðýyla ilgili olanlar, maĂ°duriyet psikolojisini çok yakĂ˝ndan tanĂ˝rlar. BatĂ˝lĂ˝ ülkelerin mahkemeleri, bireysel olarak "travma"ya uĂ°radĂ˝klarĂ˝nĂ˝ ve bu yüzden ruh saĂ°lĂ˝klarĂ˝nĂ˝n bozulduĂ°unu bildiren ve mütecavizin cezalandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝nĂ˝ talep eden davalarla doludur. Ýþin ilginç yanĂ˝, mütecavizlikle suçlananlar da maĂ°duriyetin kredisinden yararlanmak için aslĂ˝nda kendilerinin maĂ°dur olduklarĂ˝ iddiasĂ˝yla örgütlenmekte oluĂžlarĂ˝dĂ˝r.

MaĂ°duriyetin avantajĂ˝ndan yararlanmaya kalkýÞanlarĂ˝n olmasĂ˝, "travma"nĂ˝n iyi ya da karÞý-çĂ˝kĂ˝lmamasĂ˝ gereken bir Ăžey olduĂ°u anlamĂ˝na gelmez. MaĂ°duriyetin önlenmesi ve mütecavizin cezalandĂ˝rĂ˝lmasĂ˝ gerektiĂ°i açĂ˝ktĂ˝r; aksi halde dünya "gücü gücüne yetene" ilkesinin geçerli olduĂ°u bir vahĂžet arenasĂ˝na döner. Ama aynĂ˝ Ăžekilde "sahte-maĂ°duriyet" (pseudo-victimisation) durumlarĂ˝nĂ˝ açýða çĂ˝karĂ˝p önleyecek, tĂ˝pkĂ˝ futboldaki gibi ceza sahasĂ˝ içinde kendini sahte bir biçimde, penaltĂ˝ yaptĂ˝rmak amacĂ˝yla yere atan futbolcularĂ˝ cezalandĂ˝ran kart sisteminin bir benzerinin uluslararasĂ˝ hukuka eklenmesi gerekmektedir. Aksi halde bir süre sonra, önce münferit devlet parlamentolarĂ˝, daha sonra uluslar arasĂ˝ mahkemeler tĂ˝pkĂ˝ BatĂ˝lĂ˝ ülke mahkemeleri gibi "soykĂ˝rĂ˝m" davalarĂ˝yla dolup taĂžacak, konunun popüler ifadeyle adeta "yalama" halini almasĂ˝yla, gerçek soykĂ˝rĂ˝m maĂ°durlarĂ˝ bu kez gerçekten maĂ°dur olacaktĂ˝r.

MaĂ°duriyetten mazuriyete

Ermeni yasa tasarĂ˝larĂ˝nĂ˝n neden Ăžimdi gündeme geldiĂ°inin açĂ˝klanmasĂ˝nda BatĂ˝lĂ˝-HĂ˝ristiyan bilincin suçluluk duygusunun ve maĂ°duriyet psikolojisinin payĂ˝ büyüktür. Ama burada sorulmasĂ˝ gereken bir soru daha vardĂ˝r?

"2. Dünya SavaÞý sonrasĂ˝ bir maĂ°duriyet psikolojisi atmosferi egemen olmuĂžtur evet bu doĂ°ru ama maĂ°durun kim olduĂ°una kim(ler) karar verecektir?" Ýþte asĂ˝l acĂ˝klĂ˝ manzara, bu soruya verilen cevapla birlikte ortaya çĂ˝kmaktadĂ˝r. DilediĂ°ini "maĂ°duriyetin avantajĂ˝"ndan yararlandĂ˝ranlar ve maĂ°duriyet psikolojisinin gerçek anlamda arkasĂ˝na saklananlar, dünyadaki gücü elinde tutanlardĂ˝r ve onlar, her iki dünya SavaÞýndan ve milyonlarca insanĂ˝n ölümünden gerçekten sorumlu olanlardĂ˝r. Herkes maĂ°dur olduĂ°unu ileri sürebilir; zengin ülkelerin parlamentolarĂ˝ ve kamuoylarĂ˝ gerçek maĂ°durun saptanmasĂ˝ ve desteklenmesi dileĂ°iyle vicdanlarĂ˝nĂ˝n seslerini dinlemeye çalýÞabilirler ama bu arada asĂ˝l yaptĂ˝klarĂ˝, kendi suçlu bilinçlerini temize çĂ˝karmaktĂ˝r. Daha doĂ°rusu kendi suçlu bilinçlerini temize çĂ˝karmaya yaradýðý için, bu maĂ°duriyet oyununu böylesine istekle oynamaktadĂ˝rlar.

Ýþte o yüzden 1. Dünya SavaÞý’nĂ˝n çĂ˝kmasĂ˝ndan hiç sorumlu olmadĂ˝klarĂ˝ halde, bugün kendilerini sahnede bulunlar, bu SavaÞýn en çok acĂ˝ çekmiĂž iki halkĂ˝, Türkler ve Ermenilerdir. OnlarĂ˝n birbirlerine düĂžmesine asĂ˝l sebep olanlar, Ăžimdi hakim cüppelerini giymiĂžler, sözüm ona ellerini yĂ˝kamýÞlardĂ˝r. Kimse "Ýki büyük dünya SavaÞý neden oldu?", "Dünyadaki güç mücadelesi ne demektir?" gibi emperyalist emelleri ve tutumlarĂ˝ ortaya çĂ˝karan sorular sormamakta, bunun yerine herkes, "Türkler mi yoksa Ermeniler mi daha suçlu?" diye gerçek suçluyu (?) aramaktadĂ˝rlar.

MaĂ°duriyet psikolojisinin altĂ˝nda iĂžleyen asĂ˝l düzenek, iki dünya SavaÞýnĂ˝n sorumlularĂ˝nĂ˝n "mazuriyet psikolojisi"dir. "Hitler, soykĂ˝rĂ˝mĂ˝ Türklerden öĂ°rendi" Ăžeklindeki, son zamanlarda propagandanĂ˝n ana tematiĂ°i olan Ermeni tezinde, bu çocukça düzenek kendini iyice açýða vurmaktadĂ˝r. TĂ˝pkĂ˝ kabahat iĂžleyen bir çocuĂ°un, "ama Ali de öyle yapmýÞtĂ˝" diyerek eylemini meĂžru göstermeye çalýÞmasĂ˝ gibi, t.m BatĂ˝lĂ˝-HĂ˝ristiyan bilinç de "aslĂ˝nda biz böyle Ăžeyler yapmayĂ˝z ama Türklerden öĂ°rendik" gibi çocukça bir düzeneĂ°e sarĂ˝lmakta, böyle komik ve çocuksu bir yolla günahlarĂ˝ndan arĂ˝nmayĂ˝ ummaktadĂ˝rlar.

Bu çocuksu düzeneĂ°in uluslararasĂ˝ hukukta bir yer bulabilmesi halinde, tarih her suç için kendinden önce bir fail bulunacak kadar zengin olduĂ°undan, böyle bir durumdan asĂ˝l zararI görecek olanlar gerçek travma maĂ°durlarĂ˝dĂ˝r. Oysa Ýsrail devleti ve aydĂ˝nlarĂ˝, "Ermeni soykĂ˝rĂ˝mĂ˝" iddialarĂ˝nĂ˝ dünya kamuoyunun soykĂ˝rĂ˝m açĂ˝sĂ˝ndan bilinçlenmesi projesinin bir parçasĂ˝ olarak bu sonuçlarĂ˝ pek düĂžünmeden desteklemiĂžlerdir.

"Hitler’in ilk suçlu olmadýðý" Ăžeklindeki Ermeni tezinin asĂ˝l tamamlayĂ˝cĂ˝sĂ˝, bazĂ˝ Ermeni tezi destekçilerinin (Bak. Julia Pascal’Ă˝n Guardian’daki 27 Ocak 2001 tarihinde yayĂ˝nlanan yazĂ˝sĂ˝) BatĂ˝lĂ˝ kamuoyunda Ermenilere sempati oluĂžturmak amacĂ˝yla yaydĂ˝klarĂ˝ "HĂ˝ristiyanlýðý resmen kabul eden ilk devlet, Ermenilerdir" tezidir. Vatikan ve Ortodoks temsilcisinin giriĂžimleri de göz önünde tutulduĂ°unda, BatĂ˝lĂ˝-HĂ˝ristiyan bilincin Ermenilere tutunarak nasĂ˝l günahtan arĂ˝nmaya çalýÞtĂ˝klarĂ˝ daha iyi anlaÞýlacaktĂ˝r.

Diaspora Ermenilerinin kimlik krizi

Bugün Ermeni halkĂ˝, üç temel kategoriye ayrĂ˝lmýÞ durumdadĂ˝r. Birincisi Ermenistan devletinde ve kĂ˝smen de Rusya Federasyonu sĂ˝nĂ˝rlarĂ˝ içinde yaĂžayanlar; ikincisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaĂžI olan Ermeniler ve son olarak diaspora Ermenileri... BunlarĂ˝n her birinin toplumsal psikolojisi farklĂ˝dĂ˝r ve bize göre, Türk düĂžmanlýðýnĂ˝ ve bunun bir devamĂ˝ olarak "soykĂ˝rĂ˝m" tezini en çok körükleyenler diaspora Ermenileridir. Çünkü onlar, çok ciddi kimlik krizi içindedirler ve krizin telafisi için Türk düĂžmanlýðýndan ve maĂ°duriyet psikolojisinden baĂžka yollarĂ˝ yoktur.

Fransa’da ve Kaliforniya’da yaĂžayan, ebeveyni Türkiye’den göç etmiĂž bir diaspora Ermenisinin ruhsal durumunu hayal etmeye çalýÞýn; onun nasĂ˝l bir "ben duygusu"na (self-feeling) ya da "egokimliĂ°i"ne (ego-identity) sahip olabileceĂ°ini düĂžünün. KimliĂ°inin oluĂžturucu unsurlarĂ˝ olarak zihinsel aygĂ˝tĂ˝ndaki malzeme ĂžunlardĂ˝r:

i-Bir Fransýz ya da Amerikan vatandaÞýdýr.

ii-Katolik ya da Protestan olmadĂ˝ysa Ortodoks’tur ama büyük olasĂ˝lĂ˝kla özel bir dinsel eĂ°itim aldýðý Ermeni Ki lise’sinden yoksundur.

iii- Ermeni olduĂ°u söylenmektedir ama büyük olasĂ˝lĂ˝kla evde konuĂžulanlar dýÞýnda Ermenice öĂ°renebileceĂ°i bir eĂ°itim olanaĂ°Ă˝ndan yoksundur.

iv- Türkiye’de Ermenilerin yaĂžadýðýnĂ˝, onlarĂ˝n Ermeni kimliĂ°i açĂ˝sĂ˝ndan kendilerinden nispeten daha iyi olanaklara sahip olduklarĂ˝nĂ˝ bilmektedir.

(Fransa ve Türkiye’de yaĂžayan Ermeni nüfus ve sahip olduklarĂ˝ dinsel ve eĂ°itsel olanaklar kabaca karÞýlaĂžtĂ˝rĂ˝ldýðýnda bile ne demek istediĂ°imiz hemen anlaÞýlacaktĂ˝r.)

v- Ermenistan diye bir ülke olduĂ°unu bilmektedir ama sosyoekonomik bakĂ˝mdan çok iyi durumda olmayan bu ülkeye ve bu ülkeden daha iyi durumda olmasĂ˝na raĂ°men Türkiye’ye asla gidip yerleĂžmeyeceĂ°ini de çok iyi bilmektedir.

vi- Ermeni tarihiyle ilgili olarak en iyi bildiĂ°i tek Ăžey, Türklerin kendilerine neler yaptĂ˝klarĂ˝dĂ˝r. Ortak belleklerinin ve kimliklerinin inĂžasĂ˝nda temel olabilecek bir "zafer niĂžanesi", travmanĂ˝n anĂ˝larĂ˝ dýÞýnda baĂžkaca temel bir özellik yoktur.

Herkes kolayca kabul eder ki, "Ermeni karÞýtlýðý" Türklerin toplumsal psikolojilerinde çok önemli bir yer tutmamaktadĂ˝r. Türkler, kimlik inĂžasĂ˝ için zaferle dolu ortak bir belleĂ°e sahiptirler. Gerçi OsmanlĂ˝ ÝmparatorluĂ°u’nun çökmesiyle büyük bir yĂ˝kĂ˝m ve hüsran duygusu yaĂžamýÞlardĂ˝r ama sonuçta yine de bu yĂ˝kĂ˝mĂ˝n ardĂ˝ndan bile KurtuluĂž SavaÞý ve Türkiye Cumhuriyeti gibi iki muzaffer olgu yaratabilmiĂžler ve iyiliklerle donattĂ˝klarĂ˝ Mustafa Kemal Atatürk gibi bir ulusal kahraman çĂ˝karabilmiĂžlerdir.

Þimdi Türklerin ulusal kimlik kurma açĂ˝sĂ˝ndan ĂžanslarĂ˝yla yukarĂ˝da bir kimlik duygusu için muhtemel kurucu unsurlarĂ˝nĂ˝ sĂ˝raladýðýmĂ˝z diaspora Ermenilerinin konumlarĂ˝nĂ˝ bir karÞýlaĂžtĂ˝ralĂ˝m. GöreceĂ°imiz Ăžudur: Diaspora Ermenileri için, yaĂžadĂ˝klarĂ˝ zengin BatĂ˝ ülkesinin kimliĂ°ine sarĂ˝lmak dýÞýnda, bir ulusal kimlik ĂžansI hiç yoktur ama grup (cemaat) kimlikleri açĂ˝sĂ˝ndan Türk düĂžmanlýðý ve intikam duygularĂ˝ kurucu bir iĂžleve sahip olabilir. Grup kimliĂ°ine sahip olmanĂ˝n ve maĂ°duriyet psikolojisinin (hele hele HĂ˝ristiyan bir maĂ°dur olmanĂ˝n) avantajlarĂ˝nĂ˝ Türk düĂžmanlýðý sayesinde yaĂžayabilirler. Bir diaspora Ermenisi’in etnik grup (cemaat) kimliĂ°i geliĂžtirebilmek için ebeveyninden devraldýðý ve diĂ°er Ermeni evleriyle kendi evlerinde ortak olan tek miras, Türk düĂžmanlýðýdĂ˝r. Üstelik hayatlarĂ˝nda hiç Türkiye’yi ve hatta bir Türkü görmemiĂž olan ikinci nesil ve sonraki Ermeni nesilleri için her Ăžey hayali olduĂ°undan, Türk düĂžmanlýðýnĂ˝n boyutlarĂ˝nĂ˝ hayali biçimde artĂ˝rarak böyle bir kimlik inĂžasĂ˝ kolayca gerçekleĂžtirilecektir. Öyle ki böyle hayali bir kimlik uĂ°runa, yeni nesil Ermeniler, artĂ˝k "Türklerin tuvalet taĂžlarĂ˝nĂ˝ bile Ermeni mezarlarĂ˝ndan yaptĂ˝klarĂ˝" Ăžeklindeki dehĂžetengiz yalanlara inanabilmekte (Bak. Julia Pascal’Ă˝n Guardian’daki andýðýmĂ˝z yazĂ˝sĂ˝) hayatlarĂ˝nda en çok yapmak istedikleri Ăžeyin "bir Türkün yüzüne tükürmek" olduĂ°unu söyleyebilmektedirler.

Bu yüzden diaspora Ermenilerini tanĂ˝ma imkanĂ˝ bulmuĂž olanlar, nasĂ˝l olup da Türk düĂžmanlýðýnĂ˝n her yeni nesille birlikte böylesine artmýÞ olduĂ°unu gördüklerinde hayretlerini gizleyemezler. Gerçekten acĂ˝ya tanĂ˝k olan ilk nesil Ermeniler böyle öfkeli deĂ°illerdir oysa. Hatta ölene kadar hep bir kulaklarĂ˝ Türkiye’de olmuĂž, sanki hiç ayrĂ˝lmamýÞlar gibi Türkçe radyo dinlemiĂžler, Türk televizyonlarĂ˝nĂ˝ izlemiĂžlerdir. Ortak birçok güzel anĂ˝lar olan Türk komĂžularĂ˝nĂ˝, birlikte geçirdikleri güzel günleri özledikleri olmuĂžtur. Özledikçe öfkelenmiĂžlerdir Þüphesiz ama artĂ˝k bu topraklara geri dönmeyecekleri için, çocuklarĂ˝ geleceklerini bu geldikleri ülkede kursunlar diye, geçmiĂžin olumlu yanlarĂ˝nĂ˝ örtbas etmiĂžler, göçün tüm sorumluluĂ°unu Türklerin üstüne yĂ˝kmýÞlardĂ˝r.

Þüphesiz her ulusun hem olumlu hem olumsuz birçok özelliĂ°i vardĂ˝r. Ama tarihin çok uzun yĂ˝larĂ˝ boyunca hep kardeĂžlik içinde yaĂžamýÞ olan Türkleri ve Ermenileri, hep birbirlerinin olumsuz özelliklerini göstererek yeniden karÞýlĂ˝klĂ˝ olarak birbirlerine kĂ˝rdĂ˝rmaya çalýÞanlar, bu olumsuz özelliklerinden vazgeçmelidirler.

Ya da Türkler ve Ermeniler, onlarĂ˝ birbirlerine kĂ˝rdĂ˝rmaya kalkanlarĂ˝ görüp akĂ˝llarĂ˝nĂ˝ baĂžlarĂ˝na almalĂ˝dĂ˝rlar.
 ----------------------
* Numune Eđitim ve Araţtýrma Hastanesi Psikiatri Kliniđi Baţkaný -
- ERMENÝ ARAŢTIRMALARI, Sayý 1, Mart-Nisan-Mayýs 2001
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar