Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001

 
(Karabağ konusunda gelişmeler • Türk-Ermeni Barışma Komisyonu • Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmanın yeni bir koşulu • Sözde soykırımını tanıyan ve tanımayan devletler • Baku-Ceyhan petrol boru hattının Ermenistan’dan geçmesi )
 
1.  KARABAĞ KONUSUNDA GELİŞMELER

Azerbaycan ve Ermenistan Devlet Başkanları 4-5 Mart 2001’de Paris’te ve 3-7 Nisan 2001’de de Florida’da buluşmuşlar, görüşmelerde bazı ilerlemeler sağlanmışsa da anlaşmaya varamamışlardı.

Bazı basın haberlerine göre bu toplantılarda, ana çizgileriyle, şu formül üzerinde durulmuştur: Karabağ hukuken Azerbaycan’a bağlı bir bölge olacaktır. Ancak Azerbaycan’ın herhangi bir müdahalesine imkân vermeyecek ölçüde geniş bir otonomiye sahip olacaktır. Ermenistan, Azerbaycan toprakları üzerinden geçecek bir koridor ile Karadağ’a bağlanacaktır. Ermeni işgali altındaki Azeri toprakları Azerbaycan’a geri verilecektir. Nahçivan, Ermenistan toprakları üzerinden, muhtemelen Mehri bölgesinden geçecek bir koridorla Azerbaycan’a bağlanacaktır.[1]

İki taraf arasında denge gözetmeyi amaçlayan ve uzun müzakerelere konu teşkil eden bu tekliflerin ne Azerbaycan ne de Ermenistan tarafından kabul edildiğini söylemek mümkün değildir. Azerbaycan’ın Karabağ’a verilmek istenen ve bu bölgeyi adeta bağımsız hale getiren statüye itiraz etmesine karşılık, Ermenistan’ın Nahçivan’ın kendi topraklarından geçen bir koridorla Azerbaycan’a bağlanmasını kabul etmek istemediği anlaşılmaktadır. Diğer yandan Nahçivan’ın Azerbaycan’a bağlanmasını Türkiye’nin Azerbaycan ile doğrudan temasını sağlayacak pantürkist bir hareket addeden görüşler de vardır.[2]

Bu arada Ermeni Parlamentosunda temsil edilen siyasi partiler 28 Nisan 2001 tarihinde Karabağ sorunun çözümü hakkında, özetle, şu hususları içeren bir bildiri kabul etmişlerdir:[3]   

a. Karabağ Ermenistan ile birleşmeli veya bu bölgenin bağımsız statüsü uluslararası teyit görmelidir.

b. Karabağ idaresi sorunun çözümüne ilişkin nihai görüşmelere katılmalıdır.

c. Ermenistan ile Karabağ arasında yeter genişlikte bir ortak sınır olmalıdır.

d. Karabağ'ın Azerbaycan ile olan sınırı güvenlik altına alınmalıdır.

Aynı bildiride, Ermenistan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü aleyhine olacak şekilde bir geçiş hakkı verilemeyeceği (diğer bir deyimle Nahçivan’ın Ermenistan’dan toprak verilmek suretiyle gerçekleştirilecek bir koridorla Azerbaycan’a bağlanamayacağı), Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümünde arabulucu olmasının kabul edilemeyeceği, bu bölgedeki tüm ulaştırma yollarının açılması (Türk-Ermeni sınırının açılması kastedilmektedir) ve bu konuda varılacak anlaşmanın Ermeni siyasi güçleri ve Ermenistan ve Karabağ halkları tarafından kabul edilmesi gerektiği gibi hususlar da yer almaktadır.

Başkan Koçaryan’ın “zamanında” olarak nitelendirdiği bu bildiri, Ermenistan’ın savaş sırasında kazandıklarını barış masasında tescil ettirmek ve ayrıca Azerbaycan ile Nahçivan’ın coğrafi ayrılığını devam ettirmek istemekle aslında Karabağ sorununun barışçı bir çözümüne kapıyı kapatmaktadır.[4]

Taşnak Partisi de 11-12 Mayıs’ta Erivan’da yaptığı bir toplantı sonunda Başkan Koçaryan’ın Karadağ konusunda izlenecek politikayı tespit için Ermenistan’daki siyasi güçlere danışması, Karabağ idaresinin görüşmelere katılması, Karabağ’ın Ermenistan ile birleşmesi veya en az bağımsız bir statüye sahip olması, Karabağ ve Ermenistan’ın güvenliğinin sağlanması, Ermenistan’ın toprak bütünlüğünün korunması (Ermeni topraklarından koridor verilmemesi anlamına gelmektedir) öngören kararlar almıştır.[5]
Ermenistan’daki bu olumsuz gelişmelere karşılık Azerbaycan’da bir süre önce dile getirilmeye başlayan ve sorunun askeri yollarla çözümü hakkındaki beyanlarda artış gözlenmiştir.[6] 

Bu hava içinde Minsk Grubu Eşbaşkanları bölgeye yaptıkları bir ziyaret sonunda, 28 Mayıs 2001’de, Haziran ayı ortalarında Cenevre’de yapılması öngörülen Ermeni-Azeri doruk toplantısının belirlenemeyen bir tarihe ertelendiğini açıkladılar.[7] 

Minsk Grubu Eşbaşkanlarının bu konuda ayrı görüşlere sahip oldukları görülmektedir. Fransız Eşbaşkan Suremain Cenevre görüşmelerinin “çözümlenmesi gereken bazı ayrıntılar” nedeniyle ertelendiğini ifade ederken, Rus Eşbaşkan Gribkov bunu “Karabağ sorununun karmaşıklığı”na bağlamıştır. Amerikalı Eşbaşkan ise “Azerbaycan ve Ermenistan halklarının uzlaşmaya varmak için hazır olmamaları”nı ertelemenin nedeni olarak göstermiştir.[8] Bu son beyan, Ermenistan ve Azerbaycan devlet başkanlarının aralarında anlaştıkları ancak bunu halklarına kabul ettiremedikleri anlamına gelmektedir. Ancak gerek Aliyev gerekse Koçaryan halklarının kabul etmeyeceği hususlar üzerinde anlaşma yapmayacak kadar deneyimli politikacılar olduğundan bu görüşü kabul etmek zordur.

 Karabağ konusundaki anlaşmazlık gayet derin olmalı ki Başkan Aliyev 1 Haziran 2001 tarihinde Beyaz Rusya’dan Bağımsız Devletler Topluluğu doruk toplantısından dönerken, bu toplantı sırasında Koçaryan ile yaptığı görüşmenin Haziran ayı ortalarında Cenevre’de bir toplantı yapılması şansını arttırıp arttırmadığı hakkındaki bir soruya “Azalttığını düşünüyorum” cevabını vermiş ancak, barışçı bir çözüm bulunana kadar görüşmelere devam olunması hususunda Koçaryan ile mutabık olduklarını da belirtmiştir.[9]

Ermeniler Cenevre doruk toplantısının yapılamamasından Azerbaycan’ı sorumlu tutmaya çalışmışlardır. Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan görüşmeler için Paris’te mutabık kalınan prensiplere uyulması gereğini dile getirirken[10] Azeri Dışişleri Bakanı Guliev Paris prensiplerinin Ermenilerin icadı olduğunu belirtmiş ve “Aliyev ve Koçaryan Paris’te sadece fikir teatisinde bulunmuşlardır. Eğer herhangi bir prensibe dair bir anlaşmaya varılmış olsaydı iki tarafın da bundan haberi olurdu” demiştir.[11] Ermenistan  “Paris prensiplerini” açıklayarak bu münakaşaya son noktayı koymak istemiştir. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü J. Ağacanyan’a göre bu prensipler Karabağ’a, Azerbaycan’a tabi olmayacak bir statüsü verilmesi, Ermenistan ile Karabağ arasında ulaşımın sağlanması, güvenlikle ilgili garantilerden ibarettir.[12]

Ermenistan ve Azerbaycan Devlet Başkanlarının Paris ve Florida da hangi formül üzerinde durdukları yukarıda belirtik. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanan "Paris prensipleri"nin Ermeni kuvvetlerinin işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından geri çekilmesi ve Nahçivan'ın Azerbaycan'a bir koridorla bağlanması hususlarını içermediği görülmektedir. Anlaşılan Ermeniler çözüm ile ilgili formülün sadece kendilerini ilgilendiren yönlerini açıklamakla yetinmişlerdir.

Minsk Grubu Eşbaşkanları, Ermenistan, Karabağ ve Azerbaycan’a yaptıkları son ziyaret sonrasında, 11 Temmuz 2001 tarihinde, bir ortak bildiri yayınlamışlardır.[13] Bu bildiride, halen içinde bulunulan “ne barış ne savaş” durumunun tehlikeli olduğu, özellikle son haftalarda arttığı görülen savaşa ilişkin söylemlerin gerginliği ve çatışmaların yeniden başlaması olasılığını arttırdığı, yeni çatışmaların kimseye yarar sağlamayacağı ve barış girişimlerine engel olacağı, Karabağ sorunu için askeri bir çözüm çağrılarının sorumsuz bir davranış olduğu, ilgili tüm tarafların itidal ve sorumlulukla hareket ederek durumu ağırlaştıracak ve barış sürecine zarar verecek hareket ve demeçlerden kaçınmalarında yarar bulunduğu ve iki ülke halkının siyasi bir çözümün ciddi bir uzlaşmaya ihtiyaç gösterdiğini anlaması gerektiği gibi hususlar yer almaktadır.

Savaşa ilişkin söylemler ve askeri çözüm çağrıları daha ziyade Azeri tarafından geldiğinden Eşbaşkanlar bildirisi bu yönü ile Azerbaycan karşıtı bir nitelik taşımıştır.

Buna mukabil Başkan Aliyev, AGİT’in gelecek dönem başkanı olacak olan Portekizli Başbakan Yardımcısını kabulü sırasında yaptığı bir konuşmada, Ermenistan’ın AGİT’in ana ilkeleri olan toprak bütünlüğüne ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerini ihlal etmesine müsamaha edildiğini söylemiş ve “bu durumda AGİT ya kendi ilkelerinden ayrılmış olduğunu kabul etmeli ya da bu ilkelere riayet edilmesini sağlamalıdır” demiştir.[14] 

Son olarak Aliyev ve Koçaryan 1 Ağustos 2001 tarihinde Rusya’nın Sochi şehrinde yapılan eski Sovyetler Birliğini oluşturan ülkeler doruk toplantısında bir araya gelerek görüşmüşler ancak bir mutabakata varamamışlardır.[15]

Başkan Aliyev’in AGİT’in Karabağ sorunu karşısındaki tutumundan memnun olmadığı açıktır. Ateşkes’ten bu yana 7 yıl geçmiş olmasına rağmen halen Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisi işgal altında olduğu ve bir milyon kadar  “kaçkın”ın bulunduğu dikkate alındığında Azerbaycan Devlet Başkanına hak vermemek mümkün değildir. Aliyev’in de belirttiği gibi toprak bütünlüğüne saygı ve sınırların dokunulmazlığı AGİT’in ana ilkeleridir. Diğer yandan Azerbaycan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince teyit edilmiş olduğuna ve ayrıca Güvenlik Konseyi Karabağ sorunu hakkında uluslararası sınırların dokunulmazlığını ve toprak kazanmak için kuvvete başvurmanın kabul edilmezliğini de belirtmiş bulunduğuna göre AGİT’in görevinin Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesini sağlamak olduğunda şüphe yoktur.[16] AGİT yıllardan beri bu hususta hiç bir ilerleme kaydetmedikten başka gelecek için ümit verecek bir çalışma içinde de görülmemektedir. Bunun başlıca nedenini AGİT’in bu sorunun çözümü için izlediği yolda aramak gerekmektedir.

AGİT Karabağ sorunun çözümü için yapılacak girişim ve çalışmaları üyelerinin bir kısmının katıldığı ve Minsk Grubu adı verilen bir gruba vermiş ve bu grubun eşbaşkanlığını üstlenen ABD, Rusya Federasyonu ve Fransa ise, zamanla, bu konudaki tüm yetkileri kullanır hale gelmişlerdir. Oysa, Dergimizin geçen sayısında da belirtmiş olduğumuz gibi her üç ülkenin de, bazı nedenlerle, Ermenistan’a eğilimi vardır.[17] Bu ülkeler Ermenistan’ın saldırgan ve işgalci olduğunu Azerbaycan’ın ise ciddi zarar gören taraf durumunda bulunduğunu dikkate almadan, sanki iki ülkenin koşulları eşitmiş gibi davranmakta, bu ise sonu gelmez toplantı ve pazarlıkların yapılmasına ve sonuçta, geçen bunca yıla rağmen, hiç bir ilerleme kaydedilmemesine neden olmaktadır. Karabağ sonunun çözümü ile Minsk Grubu görevli olmaya devam edecek ise bu Gruba bir denge getirmekte yarar olduğunu bunun ise Azerbaycan’ın görüşlerini savunacak bir eş başkanın devreye girmesi ile mümkün olabileceğini, bu iş için ise tek adayın Türkiye olduğunu daha önce yazdık.[18]

Minsk Gurubunun daha ziyade eşbaşkanlarının tutumundan ileri gelen bu başarısızlıkları sürer ve bu nedenle ateşkesin bozulması olasılığı artar ise, Birleşmiş Milletlerin Karabağ sorununu bizzat ele alması Azerbaycan açısından yararlı olacaktır. Zira Azerbaycan, Minsk Grubu içindeki izole durumunun aksine, Birleşmiş Milletlerde Müslüman ülkelerin desteğinden yararlanabilecektir.

İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ VE KARABAĞ

İslâm Konferansı Örgütü 1993 ‘den beri her yıl Karabağ sorunu hakkında bir karar kabul etmektedir. Genelde aynı unsurları içeren bu kararlarda Ermenistan Azerbaycan’a saldırdığı için şiddetle kınanmakta, Azeri halkına karşı yapılmış hareketler insanlığa karşı suç olarak addedilmekte, Ermeni kuvvetlerinin Azerbaycan topraklarından derhal ve kayıtsız ve şartsız çekilmesi istenmekte, Güvenlik Konseyi’nin bu konuda almış olduğu kararlara riayet olunması talep edilmekte, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki anlaşmazlığın toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı ilkelerine saygı esası dahilinde çözümlenmesi öngörülmekte, Minsk Grubunca yürütülen barış sürecinin devamı etmesi istenmekte, bu arada AGİT’in 1996 yılında Lizbon’da aldığı ve Ermenistan ile Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü, Karabağ’a Azerbaycan içinde geniş bir otonomi verilmesi ve Karabağ’ın güvenliğinin sağlanmasını öngören ve fakat Ermenistan’ın reddettiği kararın desteklendiği ifade olunmakta ve ayrıca “kaçkın”ların evlerine dönmeleri, bunlara yardım yapılması, Azerbaycan’ın tazminata hakkı olduğu ve Ermenistan’ın bu tazminattan sorumlu bulunduğu gibi hususlar dile getirilmektedir.[19]

 
Görüldüğü üzere İslam Konferansı Örgütü’nün Karabağ ile ilgili kararları

Azerbaycan görüşlerine tamamen uymaktadır. Bu itibarla Minsk Grubu, şimdiye kadar olduğu gibi, Karabağ sorununu çözmekteki başarısızlığını sürdürürse Azerbaycan’ın konuyu, esas görevi barışı korumak olan Birleşmiş Milletlere tekrar götürmesinde yarar vardır. Minsk Grubunun Ermenistan’ı kollayan üç eşbaşkanının üye olduğu Güvenlik Konseyi’nden etkili bir hareket beklenmemesine karşın, sorunun Genel Kurul’da görüşülmesi sağlanabildiği takdirde, sayıları elliyi aşan Müslüman ülkelerin desteği sayesinde burada alınacak kararların Ermenistan üzerinde önemli baskılar oluşturması olasıdır.

2. TÜRK-ERMENİ BARIŞMA KOMİSYONU

Resmi bir sıfat ve görevi olmayan ancak kendi alanlarında isim yapmış bazı Türk ve Ermeniler 9 Temmuz 2001 tarihinde Cenevre’de bir “Türk-Ermeni Barışma Komisyonu” (Turkish-Armenian Reconciliation Commission) kurdular.

Komisyon’un görevleri, özet olarak, şu hususları kapsamaktadır[20]: Türkler ve Ermeniler arasında karşılıklı anlayış ve iyi niyeti geliştirmek, Ermenistan ile Türkiye ilişkilerinin iyileştirilmesini teşvik etmek, Türk ve Ermeni sivil toplum örgütleri ve Ermeni Diasporasında mevcut barışma arzusundan yararlanmak ve söz konusu örgütler arasında temas, diyalog ve işbirliğini desteklemek, bazı faaliyetlere doğrudan girişmek ve diğer kuruluşların projelerinin gerçekleşmesine yardımcı olmak, hükûmetlere sunulmak üzere bazı tavsiyeler geliştirmek, iş dünyası, turizm, kültür, eğitim, araştırma, çevre, medya ve güven arttırıcı önlemler alanında resmi olmayan işbirliğini desteklemek, talep üzerine, tarihi, psikolojik, hukuki ve diğer alanlardaki bazı projeler için uzman incelemesi sağlamak.

Tarafların bu konuda geçen Eylül ayından beri temas ve müzakere halinde bulundukları ve sonunda dikenli meseleleri bir yana bırakarak diğer konularda işbirliği yapmayı tercih eden bir strateji benimsedikleri anlaşılmaktadır.[21]

Dikenli meselelerin başında sözde soykırımı iddialarının olduğu, tarafların bu konuda birbirinin tersi olan görüşlerini defalarca, ancak bir anlaşmaya varamadan, açıkladıkları ve sonuçta ilişkileri normalleştirmek için Türkiye’nin bu konudaki tutumunu değiştirmesini beklemenin bir anlamı olmadığının görüldüğü, bunun da tarafların anlaşmaya varmasında başlıca amili oluşturduğu görülmektedir.[22] Gerçekten de Komisyonun yukarıda değindiğimiz görevlerinde soykırımından hiç bahis yoktur. Tarihi, psikolojik, hukuki vb. alanlarda bazı uzmanlık incelemeleri yapılabileceğine dair ifadeler, sözde soykırımının bu çerçevede ele alınabileceğini düşündürmektedir. Soykırımı iddialarının tamamen bilimsel bir şekilde incelenmesine kimsenin bir itirazı olmaması gerekir. Öteden beri Türkiye’yi endişelendiren husus soykırımı iddialarının Türkiye ve Türklerin imajını zedelemek veya tazminat ve toprak taleplerine mesnet teşkil etmek için ortaya atılması ve bazı aşırı çevrelerde Türk-Ermeni barışmasının ön şartı olarak ileri sürülmesidir. Barışma Komisyonunun sözde soykırımını taraflar arasındaki işbirliğini önleyici veya kısıtlayıcı bir unsur olarak görmemesi olumlu bir gelişmedir.

Buna karşılık Ermenilerin bir yandan Türkiye ile çeşitli konularda işbirliği yaparken diğer yandan sözde soykırımı hakkındaki kararları yabancı ülkeler parlamentolarından geçirmek için gayretlerine devam edecekleri akla gelebilir. Bu düşünce, Armenian Assembly of America’nın Amerikan Kongresi’nin soykırımını tanıması için gayret sarf eden Ermeni kuruluşlarının başında geldiği hatırlandığında daha da önem kazanır. Ancak Komisyon’un görevleri arasında soykırımına hiç değinilmezken sözde soykırımının tanınması faaliyetlerine devam etmek ve hele bu konuda Parlamentolarda kararlar alınmasında başlıca amil olmak herhalde Komisyon’un başarılı bir şekilde işlemesi için gerekli karşılıklı güven duygusuna ters düşen bir hareket olacaktır.

Türk-Ermeni ilişkilerinin geliştirilmesi için Ermeni tarafının ödediği bedel soykırımı konusunu arka plana atmak ise Türk tarafının bu amaçla ödediği bedelin Karabağ konusunda şimdiye kadar tamamen Azerbaycan lehine olan tutumundan, hiç olmaz ise Komisyonun Türk üyeleri bakımından, vazgeçmek olduğu görülmektedir. Bu tutum, Komisyon’un görevleri arasında Karabağ konusuna hiç bir şekilde temas edilmemesi ile kendini göstermiş bulunmaktadır.

Ne var ki Türk Hükûmetinin Karabağ sorunu hakkındaki tutumu Komisyon’dan çok farklıdır. Komisyon’un kurulduğu haberinin alınmasından bir gün sonra Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz Azerbaycan Meclis Başkanı Aleskerov’u kabulü sırasında Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların çözümünün Karabağ sorununun çözümüne bağlı olduğunu ifade etmiştir.[23] Bir Azerbaycan gazetesi ise Başbakan Ecevit ile Başbakan Yardımcısı Bahçeli’nin ancak Karabağ sorunu çözümlendikten sonra Ermenistan ile diplomatik ilişki kurulacağını Alesketrov’a beyan ettiklerini ileri sürmüştür.[24] Başbakan Ecevit’in Haziran ayında, Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmanın şartları arasında Karabağ’ın tamamen boşaltılmasını saydığını da aşağıda göreceğiz.

Azerbaycan’lıların, resmi bir sıfatı bulunmayan bir Komisyon tarafından dahi olsa, Karabağ konusunu bir sorun olarak görmeyen bir yaklaşımından memnun olmayacakları açıktır. Nitekim, Azerbaycan Meclis Başkanı Aleskerov Türkiye ve Ermenistan arasında siyasi ilişkiler mevcut değilken ekonomik ve kültürel ilişkilerin iyileştirilmesi için atılan adımlara karşı olduğunu ifade etmiştir.[25]   Azerbaycan’da ise, resmi bir açıklama yapılmazken, siyasi parti liderlerinin değişik görüşlere sahip oldukları gözlemlenmiştir. Azerbaycan Halk Cephesi başkanı Ali Kerimov “içinde bulunduğumuz durumda bir Türk-Ermeni barışma komisyonu kurulması doğru değildir” şeklinde karşıtlığını açıkça belirtirken,  Milli İstiklâl Partisi Başkanı Etibar Memadov sözkonusu Komisyon’un kuruluşunu Azerbaycan diplomasisinin pasif davranmasına bağlamış, Azerbaycan Demokratik Partisi Genel Sekreteri Serdar Celaloğlu ile Adalet Partisi Başkanı İlyas İsmailov ise Karabağ sorununun çözümüne katkıda bulunabileceği düşüncesiyle Komisyon’a karşı çıkmamışlardır.[26] Söz konusu Komisyon hakkında resmi makamların tepkisine gelince Türkiye’de bu konuda herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

Ermenistan’da ise Dışişleri Bakanlığı Basın Sözcüsü J. Ağacanyan 13 Temmuz 2001 tarihinde yaptığı bir açıklamada söz konusu Komisyon’un kurulması ile Dışişleri Bakanlığının hiç bir ilgisi bulunmadığını, ancak gelişmelerden haberdar olduğunu belirttikten sonra “Ermenistan’ın, mevcut sorunların açıkça tartışılmasını teşvik eden Ermeni ve Türk halkları arasındaki her türlü temas ve diyaloga daima taraftar olduğunu, bununla beraber benzer diyalogların, iki halkın karşılaştığı bir çok sorunun çözümü için, devletler düzeyindeki ciddi görüşmelerin yerini hiç bir şekilde alamayacağını” söylemiştir.[27]

Tahmin olunacağı üzere söz konusu Komisyon’a en büyük tepki Taşnaklardan gelmiştir. Adı geçen Partinin Bürosu 13 Temmuz 2001 tarihinde Erivan’da yayınladığı bir bildiride: “yabancı güçler tarafından emredilen, yetkisiz kişilerin katıldığı ve Ermeni milli çıkarlarını gözetmeyen her girişimi reddediyoruz.”  “kimse Türkiye tarafından yapılan Ermeni soykırımının tanınması gerekliliğini engelleyemez ve soykırımının uluslararası alanda tanınması çabalarını tehlikeye atamaz.  Barışma (Türkiye ile), tarihi hakikat kabul edilmeden gerçekleşemez. Türk-Ermeni diyalogu, taviz verilemeyecek bir gereksinme olan, Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanımasından sonra geçerli olabilir. Türkiye Karabağ sorunu karşısında önyargılı tutumunu koruduğu ve Ermenistan’ın ablukasına devam ettiği sürece, Ermeni-Türk veya Ermenistan-Türkiye arasında diyalog kurma girişimleri başarısız olmaya mahkumdur.” “Bu girişim barışma kisvesi altında, gerçekte,  Ermeni talepleri ve Ermenistan’ın milli güvenliği karşısında Türkiye ve yandaşlarının tutumunu güçlendirmeyi hedeflemektedir.” denilmiştir.[28] Taşnaklar bundan sonra da gerek Amerika’da gerek Ermenistan’da Barışma Komisyonuna muhalefet eden başlıca güç olmaya devam etmişlerdir. Taşnakların esas kaygısı Komisyonun sözde soykırımını ikinci plana itmiş olmasıdır.  Bunun dışındaki eleştirileri ise şöyle özetlenebilir[29] : Komisyondaki Türklerin Ermeni karşıtı duygular besleyen ve Ermeni soykırımını reddeden kişiler olması, Komisyonun Ermeni üyelerinin ise temsil yeteneğinden mahrum ve Ermeni halkının güvenmediği kişilerden oluşması, bu kişilerin nasıl seçildiklerinin ve çalışmalarının kimler tarafından finanse edildiğinin bilinmemesi ancak Amerikan Dışişleri Bakanlığının desteğinin olduğunun anlaşılması. Bu arada Komisyonda altı Türk üyeye karşılık sadece dört Ermeni bulunması da eleştirilen bir konu olmuştur.

Taşnakların bu ısrarlı muhalefeti Ermenistan’daki on siyasi parti ve grubun 31 Temmuz 2001 tarihinde ortak bir bildiri yayınlayarak Türk-Ermeni Barışma Komisyonunu kınaması sonucunu vermiştir.[30] Söz konusu bildiride, özetle, Barış Komisyonu “şüpheli bir süreç “ olarak nitelendirilmekte, Ermenistan’ın belirli bir dış siyaset stratejisi olmadığı ileri sürülmekte, Türkiye’nin Ermeni soykırımını inkâr etmek, Ermenistan’a abluka uygulamak ve Karabağ sorununda taraf tutmak suretiyle aslında Ermenistan ile ilişki kurmayı arzulamadığı iddia olunmaktadır. Bildiride ayrıca bu gibi girişimlerin Ermeni soykırımını gündemden çıkarmak ve Karabağ konusunda yapılan müzakerelere Türkiye’yi dahil etmek amacını taşıdığı belirtildikten sonra “Ermeni soykırımının uluslararası alanda tanınması sürecinin zayıflamasının ve birleşik Ermeni cephesinin bölünmesinin “ kabul edilemez olduğu vurgulanmaktadır. Bildiride Türk-Ermeni ilişkilerinin sadece yetkili ve meşru temsilciler aracılığı ile kurulabileceği de ifade olunmaktadır.

Söz konusu on parti ve grubun[31] Ermenistan Milli Meclisinde çoğunluğa sahip olmaları ayrıca Başbakan Markaryan’ın Cumhuriyetçi Partisi’nin de bildiriyi imzalayanlar arasında bulunması Barış Komisyonu’na karşı Ermenistan’da oluşan muhalefetin boyutları hakkında yeterince fikir vermektedir.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü J. Ağacanyan 1 Ağustos 2001 tarihinde gazetecilere yaptığı bir açıklamada Barışma Komisyonu konusunda Ermeni Meclisinde çoğunluğu oluşturan partilerin aynı tutumu almalarının dikkate değer olduğunu, bu bildiride yer alan hususların Komisyon tarafından inceleneceğini ümit ettiklerini, Ermeni soykırımı konusunda mevcut birleşik Ermeni cephesinin bölünmesinden ve Ermeni soykırımının tanınması sürecinin durmasından endişe ettiklerini, bu gibi girişimlerin Ermeni resmi makamlarını soykırımının tanınması çabalarından saptıramayacağını, ayrıca bu gibi girişimlerin devletler düzeyindeki görüşmelerin yerini alamayacağını, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların sadece devletten devlete diyalog ile çözümlenebileceğini söylemiştir.

Görüldüğü üzere Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Barışma Komisyonu hakkında yukarıda değindiğimiz 13 Temmuz 2001 tarihli açıklamasındaki olumlu sayılabilecek görüşlerini değiştirerek partilerin bildirisindeki hususları benimseyen ve dolayısıyla komisyona karşı olan bir tutum almıştır.

Barışma Komisyonu’na karşı yukarıda açıklamaya çalıştığımız olumsuz gelişmeler esasen kişisel olarak bunlara cevap verme çabası içinde olan Komisyon’un Ermeni üyelerini 2 Ağustos 2001 tarihinde ortak bir bildiri yayınlamaya yöneltmiştir.

Komisyon’un dört Ermeni üyesi bu bildiride Ermeni soykırımının gerçekliğinin tartışılamayacağını, bu olayın uluslararasında tanındığını, Komisyonun faaliyetlerinin diğer ülkelerin soykırımını tanıma sürecini engelleyemeyeceğini ifade etmişler ve soykırımı Türkler tarafından tanınıncaya kadar gerçek bir barışma olmayacağına dair görüşleri paylaştıklarını belirtmişlerdir. Ermeni üyeler, ayrıca, Komisyon’un Türk ve Ermeni Hükûmetleri arasında doğrudan yapılacak temasların yerini alamayacağını, kendilerinin bütün Ermenileri ve Ermenistan’ı temsil etmek gibi bir iddialarının bulunmadığını, Ermenistan Hükûmetinin Komisyon’un faaliyetlerinden bilgisi olduğunu ancak Komisyon’un Ermeni hükûmetinin gayretleri sonucunda oluşmadığını vurgulamışlardır.

Görüldüğü üzere, gerek Ermenistan’da gerek Ermeni Diasporasında Barışma Komisyonu konusunda, olumsuzların daha ağır bastığı, görüş ayrılıkları belirmiş bulunmaktadır.

Bir Ermeni yazar Komisyon’un, Erivan’da olduğu gibi Vaşington’da da,  Ermeniler arasındaki dayanışmayı bozucu bir etki yaptığını belirterek buna örnek olmak üzere Amerika’da Komisyonu destekleyen örgüt olan Armenian Assembly of America ile bir Taşnak örgütü olan Armenian National  Committee’nin Vaşington’da Temsilciler Meclisine sunulacak Ermeni soykırımı hakkındaki yeni tasarının zamanlaması ve yararlanılacak mekanizmalar hakkında anlaşamamalarını göstermiştir. Yazar, Komisyon üzerindeki tartışmaların Taşnakların Başkan Koçaryan’a verdikleri desteği gözden geçirmeleri sonucunu da verebileceğini belirterek Ermeni Meclisinde elektrik şebekelerinin özelleştirilmesi konusunda Başkan Koçaryan’ın önem verdiği bir tasarıya Taşnakların karşı çıkmalarına dikkatleri çekmiştir. Aynı yazar Ermeni çıkarları daha fazla zarar görmeden ve Barışma Komisyonu İstanbul’da tekrar toplanmadan önce Başkan Koçaryan’ın Barışma Komisyonunun Ermeni üyeleri ile başlıca Ermeni örgütleri temsilcilerini Erivan’da bir danışma toplantısına çağırması teklifinde bulunmuştur.[32]

Sonuç olarak sözkonusu Komisyon gerek Ermenistan gerekse Diaspora Ermenileri üzerinde genelde olumsuz bir etki yapmıştır. Bunda Komisyonun kurulması ile ilgili haberlerin en büyük Türk gazetesinde[33] olduğu kadar bazı büyük Amerikan gazetelerinde de[34] gösterişli bir tarzda kamuoyuna duyurulmasının rolü büyüktür. Beklenmeyen bu haber, özellikle Diaspora ve Ermenistan’da şok etkisi yaratmış bu da abartılı olumsuz tepkilere yol açmıştır. Oysa bu gibi girişimlerin, gizli olmasa bile sessiz bir şekilde yürütüldükleri taktirde başarılı olma şansları daha fazladır.

3. ERMENİSTAN İLE DİPLOMATİK İLİŞKİ KURMANIN YENİ BİR KOŞULU

Bilindiği üzere Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik ilişki kurması iki koşula bağlanmıştır. Bunlardan birincisi Türkiye’ye karşı soykırım iddiaları ileri sürülmesinden vazgeçilmesidir. İkincisi ise Karabağ sorununun çözümüdür. Bu hususlar kamuoyuna, Dışişleri Bakanlığının WEB Sitesinin Dış Politika Bölümünde “Türkiye’nin Kafkas Cumhuriyetleriyle İlişkileri “kısmında şu şekilde açıklanmış bulunmaktadır: “ Ermenistan geçmişiyle barışma yönünde nihai seçimini yaparak tarihin yargılanmasını tarihe bıraktığında ve Azerbaycan ile sorunlarının çözümü yönünde somut adımlar attığında, bu ülke ile olan ilişkilerimizin normale döndürülmesi amacımızdır”

Başbakan Ecevit'in 5 Haziran 2001 tarihinde verdiği bir beyanatta yukarıda değinilen iki koşula bir üçüncüsünü ekledi: Nahçivan ile Azerbaycan arasında bir koridor açılması. Basın haberlerine göre Ecevit bu beyanını Ankara'yı ziyaret eden Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'e yaptı ve Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmanın koşulları olarak Ermenistan'ın Dağlık Karabağ'ı tamamen boşaltması ve Nahçivan ile Azerbaycan arasında güvenli bir koridor açılması gerektiğini söyledi. Ecevit bu vesileyle "aslında bu söylediklerimiz Ermenistan'ın yararına. Ermenistan bugünkü koşullarda kapalı kutu gibi. Ekonomisi tükenmiş, halkı açlık sınırında. Erivan yönetimi bu dediklerimizi yerine getirdiği zaman ülke Türkiye üzerinden Karadeniz'e açılabilecek, ekonomisi canlandırıp, halkını refaha kavuşturabilecek. Bölgeye istikrar gelecek. Bu dediklerimin Ermeni halkına ne zararı olabilir ki ?"[35]

Başbakan'ın bu sözleri Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan'ın tepkisini çekti. Adı geçen 13 Haziran 2001 tarihindeki basın toplantısında bu hususta" Türk tarafının Ermenistan'ın üçüncü ülkelerle ilişkileri hakkında bazı ön şartlar ileri sürmesi kesin olarak kabul edilemez" dedikten sonra " Eğer Ecevit'in beyanları basın tarafından yanlış yorumlanmamış ise bunlar anlamsızdır ve uluslararası ilişkilerin etik kurallarına aykırıdır"[36] ifadelerinde bulundu. Ermenistan Türkiye ile bir an evvel diplomatik ilişki kurmak istediğinden Ermenistan Dışişleri Bakanının Ecevit'in bu sözlerine tepki göstermesi normal ise de bu sözlerin uluslararası ilişkilerin etik kurallarına neden aykırı olduğunu anlamak mümkün olamadı.

Başbakan Ecevit yukarıda değindiğimiz beyanında soykırımı iddialarına temas etmemişti. Bir kaç gün sonra, 11 Haziran 2001 tarihinde, Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi Heyetini kabulü sırasında, yaptığı konuşmada bu hususa da kısaca değinerek “Kafkasya’da işbirliği sürecini başlatmakta çok büyük yarar var. Bunun için Ermenistan’ın yalnız geçmişi karıştırmakla kalmayıp, aynı zamanda işgal ettiği toprakları da bırakması gerekir. İşgal ettiği topraklar sadece Karabağ’dan ibaret değil, bunun dışında Azerbaycan’ın geniş toprakları da fiilen Ermenistan’ın işgali altında.”[37]  ifadelerinde bulundu.

4.   SÖZDE SOYKIRIMINI TANIYAN VE TANIMAYAN DEVLETLER

2001 yılının ilk sekiz ayında, Dergimizin geçen sayısında ayrıntılı bir şekilde incelemiş olduğumuz Fransa’nın sözde Ermeni soykırımını tanıması dışında başka bir devlet bu konuda tanıma yapmamıştır. Kanada parlamentosuna sunulan karar tasarıları kabul edilmemiş, İngiltere ise aşağıda değineceğimiz bir olay sonucunda, 1915-1916’ de olanların soykırımı olarak nitelendirilemeyeceğini belirten bir bildiri yayınlamıştır.

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Buna karşın 2001 yılının incelediğimiz bölümünde onbir ABD eyaleti sözde soykırımını tanıyan kararlar almışlardır. Bunlardan sekizi daha önce bu eyaletlerde alınan kararların teyidi niteliğindedir. Üç eyalet ise ( Arkansas, Minnesota ve New Mexico) bu konuda ilk defa bir karar kabul etmişlerdir.

Amerikan eyaletlerinin sözde Ermeni soykırımını tanıyan kararlar almaları 1975 yılında başlamıştır. 1980’li yılların sonunda kadar sadece altı eyalet (bazıları birden fazla olmak üzere), bu tür kararlar almışlardır. 1990’lı yıllarda ise on yedi eyalet daha bunlara katılmıştır. 2001 yılında yukarıda değindiğimiz üç eyaletin de eklenmesiyle Ermeni soykırımını tanıyan Amerikan eyaletlerinin sayısı yirmi altıya ulaşmış olup, elli eyalet olduğu düşünüldüğünde, eyaletlerin yarıdan fazlasının sözde Ermeni soykırımını tanımış olduğu görülmektedir.

Bu konuda alınan kararların içeriği çok çeşitlidir. Genellikle 24 Nisan bir anma günü olarak ilan edilmektedir. Bunun yanında, az sayıda da olsa, Türkiye’nin de sözde soykırımını tanıması ve tazminat ödemesi gibi aşırı talepler de görülmektedir.

Sözkonusu kararların ne anlam veya değer taşıdığına gelince, yabancı bir ülke (Türkiye) söz konusu olduğu için Amerikan eyaletlerince alınan herhangi bir kararın, değil Türkiye, Amerikan Federal Hükûmeti için dahi bir bağlayıcı etkisi yoktur.   Kararlar sadece o eyalet içinde geçerlidir. Bununla beraber, sözde Ermeni soykırımını tanıyan eyaletlerin sayısı daha da artarsa, bunun Amerikan Kongresi üzerinde etki yapacağı ve Kongre’nin de bu konuda bir karar alınmasını kolaylaştıracağı muhakkaktır. O nedenle söz konusu sayının artmaması için aralıksız çaba sarfında yarar vardır ve Türk diplomasisinin eyaletler üzerinde ciddi bir etkisi olamayacağına göre bu çabaların ABD’de yaşayan Türklerden gelmesi beklenmelidir.

Bu vesileyle geçen yıl Ekim ayında Amerikan Temsilciler Meclisinin sözde soykırımını tanıyan bir karar almak üzere iken Başkan Clinton’un Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgedeki Amerikan çıkarlarının önemini belirten bir mektubu Temsilciler Meclisine göndermesi üzerine bu maddenin gündemden çıkartıldığını hatırlatalım.   Başkan Bush yönetiminin Türkiye’ye stratejik bakımdan verdiği önem dikkate alındığında, konu tekrar Temsilciler Meclisine geldiğinde Yönetimin buna karşı çıkması normal ise de Kongre’nin mutlaka Yönetimin tavsiyelerini dinlemesi gerekmemektedir. Diğer yandan özellikle seçim dönemlerine Kongre’nin dış politika mülahazalarını dikkate almayabileceğini hesaba katmakta yarar vardır. Kısaca Amerikan Kongresinin sözde Ermeni soykırımını tanıyan bir karar alması konusu kapanmış değildir. Bir süre ertelendiğini düşünmek daha isabetli olur.

KANADA

Kanada’ya yaklaşık 100.000 Ermeni yaşamakta olup bunların üçte ikisi Montreal’de yerleşiktir. Sözde Ermeni soykırımının tanınması için Kanada’daki faaliyetler şu ana kadar Federal düzeyde bir sonuç vermemiştir. Kanada Parlamentosu bu konuda 1996’da kabul ettiği bir kararda soykırımını değil “trajik olaylar” deyimini kullanmıştır.[38] Buna karşın Ontario ve Québec eyalet parlamentoları 1980 yılında sözde Ermeni soykırımını kabul eden kararlar almışlardır.[39]

İçinde bulunduğumuz yıl içinde, Nisan ayında, Ermeni asıllı Kanada milletvekili Serkis Asaduryan’ın Avam Kamarasına, Senatör Shirley Maheu’nün de Senatoya sundukları taslaklar kabul edilmemiş[40] Kanada Parlamentosunda 3 Mayıs 2001 tarihinde Serkis Asaduryan’ın bu konudaki bir sorusuna cevap veren Dışişleri Bakanı John Manley  “soykırım” yerine “korkunç bir felaket “ değimini kullanmış ve ayrıca Türk ve Ermeni hükûmetlerini anlaşmaları için teşvik etmiştir.[41]

Serkis Asaduryan 1 Haziran 2001 tarihinde Parlamentoya sözde Ermeni soykırımının tanınmasını öngören bir karar tasarısı sunmuştur. Parlamentonun usul kuralları gereğince ya bu tasarının oya konmasını ya da, hiç itiraz olmaması halinde, oya başvurmadan mutabakat ile kabul edilmesi şıklarından birini seçmek hakkına sahip bulunan Asaduryan ikinci şıkkı tercih etmiş ve bir üyenin itiraz etmesi üzerine tasarı reddedilmiştir.[42] Ermenistan’ın Kanada’daki Büyükelçisi Ara Papayan’a göre bu konu Eylül ayında tekrar parlamentonun gündemine gelecektir.[43] 

İNGİLTERE

Ermenistan’daki İngiliz Büyükelçisi Timothy Jones’un İngiltere’nin Dünya Gıda Yardım Programı çerçevesinde Ermenistan’a yaptığı yardımlar hakkında Vanadzor şehrinde yaptığı bir konuşmada sözde soykırımına da değinerek “1915-1923 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapılmış olan Ermeni soykırımı ülkemizde tanınmaktadır. Bunu tarihin korkunç olayları arasında görüyoruz.” dediği Ermeni basınında yer almıştır.[44]

İki gün sonra, 20 Temmuz 2001 tarihinde, Erivan’daki İngiltere Büyükelçiliği bir bildiri yayınlayarak Büyükelçinin hiçbir şekilde soykırımı sözcüğünü kullanmamış olduğunu ileri sürmüştür. Haberi veren Armenpress Ajansı ise yaptığı açıklamada büyükelçinin sözlerinin teybe alınmış olduğu, soykırımı sözcüğünü kullanmış olduğunun burada açıkça duyulduğunu, şüphesi olanlara teybin dinletilebileceğini belirtmiştir.[45] 

İngiltere’nin Erivan Büyükelçisinin soykırım sözcüğünü kullandığına dair haberlerin Türk basınında yer alması üzerine Ankara’daki İngiltere Büyükelçiliği 23 Temmuz 2001 tarihinde bir basın bildirisi yayınlayarak[46] İngiliz Hükûmetinin 1915-1916 yıllarında meydana gelen olaylar hakkındaki tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını, Timothy Jones’un “1915-1923 yıllarında Osmanlı İmparatorluğundaki Ermeni Toplumu’nun başına gelenler ülkemizde tanınmaktadır. Biz bunları korkunç tarihi olaylar arasında görüyoruz.” dediği belirtilmiştir. Aynı bildiride söz konusu olayların, 1948 BM Soykırımı Sözleşmesine göre belirli bir anlamı olan soykırımı olarak nitelendirilemeyeceğini delillerin gösterdiği ifade edildikten sonra, geçen Şubat ayında İngiliz Bakan Baroness Scotland’ın bu hususu bir soruya cevaben Lordlar Kamerasında söylediği ve ayrıca soykırımı hakkındaki BM Sözleşmesinin geriye işlemediğini ve 1915-1916 olaylarının tarihçiler arasında hala tartışılmakta olduğunu da belirttiğini vurgulanmıştır.

Bu olay, Büyükelçi Timothy Jones’un soykırımı sözcüğünü kullanıp kullanmamasının ötesinde İngiliz Hükûmetinin geçen Şubat ayında Baroness Scotland tarafından açıklanan ancak kamu oyunda pek yankı bulmayan tutumunun tekrarlanması açısından özel bir öneme sahiptir. Bir yazarımızın ifade ettiği ilk kez bir batılı hükümet 1915 olaylarının BM Soykırım Sözleşmesine göre değerlendirmekte ve bu olayların Sözleşmedeki tanıma uymadığını ifade etmektedir.[47] İngiltere’nin Güvenlik Konseyi’nde sandalye sahibi büyük bir devlet olmasının yanında Birinci Dünya Savaşı sonrasında, savaş içinde Ermenilere karşı yapılan hareketlerin faillerinin takip edilip cezalandırılması talep eden başlıca ülke olması da bugünkü İngiliz tutumunu, başka ülkeler için emsal teşkil edebilecek olması bakımından,  daha da önemli kılmaktadır.

5. BAKU-CEYHAN PETROL BORU HATTININ ERMENİSTAN’DAN GEÇMESİ

Ermeniler ve Ermenistan lehindeki devamlı faaliyetleri ile tanınan Amerikan Temsilciler Meclisi üyeleri Knollenberg, Crowley, Pallone ve Sweeney 14 Haziran 2001 tarihinde Temsilciler Meclisine Baku-Ceyhan Petrol Boru hattı hakkında bir karar tasarısı sundular.

Söz konusu tasarı, özetle, Güney Kafkasya’da ticari değeri şüpheli veya Ermenistan’ı bölgenin ekonomik düzenine entegre olmasını tehlikeye atan petrol veya gaz boru hatlarının ABD tarafından sübvansione edilmemesi, Güney Kafkasya’dan geçecek bu hatlarının tüm Kafkas ülkelerini içermesini sağlayacak şekilde yeniden değerlendirilmesi, Baku-Ceyhan petrol boru hattı ile benzer enerji taşıma projeleri ile ilgili ABD hükûmeti fonlarını kullanarak yapılan mühendislik ve diğer incelemelerinin, bu hatların Ermenistan’dan geçmesi şıkkını da incelemeleri ve Baku-Ceyhan boru hattı Ermenistan’dan geçtiği taktirde maliyetteki azalmanın saptanması hususlarını içermektedir.[48]

Baku-Ceyhan petrol boru hattının ve gelecekte güney Kafkasya’daki diğer enerji nakil hatlarının Ermenistan’dan geçmesini sağlamayı amaçlayan söz konusu karar tasarısının görünürdeki amacı maliyetin azaltılmasıdır. Tasarıyı takdim konuşmasını yapan Crowley hattın Ermenistan’dan geçmesi halinde 600 milyon dolarlık bir tasarruf yapılacağını iddia etmiştir. Ancak bu husus kesin olmamalı ki tasarıda hattın Ermenistan’dan geçmesi halinde maliyette ne kadar azalma olacağının incelenmesi hususu da yer almıştır.

Söz konusu karar tasarısı tasarruf sağlamak için sunulmuş gibi görülse de esasında bazı siyasi amaçların güdüldüğünde şüphe yoktur. Azerbaycan,  1994 yılına kadar savaş halinde bulunduğu ve halen de makul bir barışa taraftar olmayan Ermenistan’dan kendi petrolünü taşıyacak olan boru hatlarının geçmesini, güvenlik mülahazalarıyla, istememektedir. Türkiye’nin ise devamlı soykırımı iddialarında bulunan ve ayrıca toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı gibi ilkeleri tanımaya yanaşmayan Ermenistan’dan geçecek boru hatları aracılığı ile petrol almayı, güvenlik mülahazalarıyla kabul etmesi mümkün değildir. Buna karşılık Türkiye ve Azerbaycan’ın değindiğimiz tutumlarının,  enerji kaynakları gayet yoksul olan Ermenistan’ı ekonomik bakımdan, özellikle gelecek için, gayet güç durumda bıraktığında da şüphe yoktur.

Diğer yandan Baku-Ceyhan hattının Azerbaycan ve Türkiye ile olan anlaşmazlıklarını bir an önce çözmesi için Ermenistan üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğu da bir gerçektir. İşte bu nedenledir ki Ermenistan’ın Amerikan Kongresindeki menfaatlerini kollamakla isim yapmış bazı Temsilciler Meclisi üyeleri, Baku-Ceyhan hattının gerçekleşme safhasına girmekte olduğunu da dikkate alarak, söz konusu karar tasarısını vermişler ve böylelikle Baku-Ceyhan hattının gerçekleşmesini zorlaştırmayı hedeflemişlerdir. Bu girişimi, Temsilciler Meclisinin otuz altı üyesinin 11 Temmuz 2001 tarihinde Başkan Bush’a gönderdikleri ve bölgede istikrarsızlık yaratılmaması için Ermenistan’ın da Baku-Ceyhan projesine dahil edilmesini istedikleri bir mektup izlemiştir.

Bu girişimlerin başarıya ulaşması şansı var mıdır?  Ermenistan’ın bu projeye dahil edilmesinin ekonomik acıdan bir getirisi yoktur. Bunun da ötesinde Ermenistan üzerinde ısrar etmek projeyi siyasi sorunların çözümlenmesine kadar ertelemek anlamına gelecektir ki bu, yıllar alabileceğinden, ekonomik bakımdan ciddi kayıplar söz konusu olabilecektir.

Ekonomik açıdan bir anlam taşımadığına göre bu girişimlerin başka amaçları olması mümkündür. Bu konuda yayınlanan bir incelemede “Öncelikle çekincelerimizi dile getirmek ve Baku-Ceyhan petrol boru hattının Ermenistan’dan geçmesi ihtimaline inanmadığımızı söylemek isteriz”  ifadelerinde bulunulmuştur.[49] Aynı incelemeye göre Başkan Koçaryan’ın Ermenistan ile Azerbaycan arasında ekonomik işbirliği üzerinde son zamanlarda ısrarla durması söz konusu karar tasarısının asıl amacının bu işbirliğine dikkatleri çekmek olduğunu göstermektedir.  Avrupa Birliği’nin de taraftar olduğu Ermenistan-Azerbaycan ekonomik işbirliği bu karar tasarısı aracılığı ile tekrar gündeme gelebilir ve ekonomik ambargoyu kaldırmaya yanaşmayan Azerbaycan üzerinde bir baskı oluşturabilir.  Ermenilerin beklentileri böyle olmakla beraber, Azerbaycan’ın elindeki en önemli kozlardan biri olan ekonomik ambargoyu bir kenara bırakıp, siyasi bir çözümün ufukta görülmediği bir dönemde Ermenistan ile ekonomik işbirliğine girmesini beklemek herhalde inandırıcı olmasa gerektir. Nitekim Azerbaycan petrol şirketi SOCAR’ın Başkan Yardımcısı İlham Aliev, boru hattının Ermenistan’dan geçmesinin imkânsız olduğunu söylemiş; Temsilciler Meclisi otuz altı üyesinin gönderdiği mektup için ise, Amerikan Kongresinde Azerbaycan halkının çok düşmanı olduğunu, bunların Ermeniler tarafından finanse edildiğini, Ermenilerden para alıp onların dediklerini yaptıkları gibi sert ve itham edici ifadelerde bulunmuştur.[50]

 

[1] Reuters, 4. 5. 2001.
[2] ‘Meghri: The Pan-Turkish Superhighway and other Wrong Turns’,  AZG Daily, 30.5.2001.
[3] Hayots Ashkhar, 28.4.2001, in Groong, 2.5.2001
[4]  RFE/RL Newsline,  30.4.2001.
[5] Asbarez Online, 14.5.2001.
[6] Ermeni Araştırmaları Dergisi Sayı 1, s. 30
[7] Asbarez Online,  29.5.2001
[8] Bizim Asır,   6-12 Haziran 2001
[9]    Reuters, 2.6.2001.
[10] PanArmenian Net News 14.6.2001,  Medimax 11.7.2001, Noyan Tapan 16.7.2001
[11] PanArmenian Net News, 4.7.2001.
[12] Noyan Tapan, 13.7.2001.
[13] State Department, Office of the Spoksman, 11.7.2001.
[14] Turan, 12.7.2001.
[15] RFE/RL Armenia Report,  1.8.2001.
[16] BM Güvenlik Konseyi’nin 10 Nisan 1993 tarihli ve822 sayılı, 14 Ekim 1993 tarihli ve 874 sayılı, 12 Kasım 1993 tarihli ve 884 sayılı kararları
[17] Ermeni Araştırmaları, Sayı. 1, s. 32
[18] Aynı kaynak
[19] Bu konudaki son karar, İKÖ Dışişleri Bakanlarının Bamako’da (Mali)’ 25-27 Haziran 2001 tarihinde yaptıkları toplantıda kabul edilmiştir. Bu kararın tam metni Belgeler kısmındadır.
[20] Bu görevler “Terms of Reference” başlığı altında The Armenian Assembly of America’nın 10 Temmuz 2001 tarihli basın bildirisinde yayınlanmıştır. Söz konusu görevlerin İngilizce tam metni dergimizin belgeler bölümünde mevcuttur
[21] Daily News, 13.7.2001. Kemal İlter: ‘Greece model’ is used in setting up commission between Turks and Armenia.
[22]  Radikal 11.0.2001.  Gündüz Aktan: Türk-Ermeni Dialoğu
[23] Anadolu Ajansı, 11.7.2001.
[24] Yeni Musavat, 12.7.2001.
[25] Turkish Daily News, 12.7.2001.
[26] Azerbaycan ANS Televizyonu, 12.7.2001.
[27] Noyan Tapan News Agency, 13.7.2001.
[28] Asbarez Online,  13.7.2001.
[29] Bu eleştiriler Taşnak Partisinin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Doğu ve Batı Merkez Komitelerinin 3.8.2001 tarihinde ortaklaşa yayınladıkları bildiriden alınmıştır. Asbarz Online,  3.8.2001.
[30] Asbarez Online,  31.7.2001.
[31] Bu parti ve gruplar şunlardır: Milli Demokratik Birlik, Ermenistan Komünist Partisi, Ermenistan Cumhuriyetci Partisi, Ermenistan Devrimci Federasyonu (Taşnak Partisi), Ermenistan Halk Partisi, Anayasal Haklar Birliği, Kanun Ülkesi Partisi, Demokratik Temsil Grubu, Tarım-Sanayi Demokratik Birliği, Hayastan (Ermenistan) Grubu
[32] California Courrier Online,  2.8.2001. Harut Sassounian: President Kocharian Must  Intervene to Prevent Futher Damage by Turkish Commission.
[33] Hürriyet, 11 Temmuz 2001. Sürmanşet:  Tarihi Adım
[34]  New York Times ve International Herald Tribune, 10 Temmuz 2001.
[35] Hürriyet, 6.6.2001.
[36] Prime-News, 13.6.2001.
[37] Akşam, 12.6.2001.
[38] The Ottowa Citizen, 7.5.2001.
[39] Armenian-genocid.org International Affirmation of the Armenian Genocide. State and Provincial Governments.
[40] Turkish Daily News,  28.4.2001.
[41] The Ottowa Citizen 7.5.2001.
[42] Groong, 1.6.2001.
[43] PanArmenian News, 17.7.2001.
[44] Asbarez Online, 18.7.2001.
[45] Asbarez Online, 23.7.2001.
[46] Bu bildirinin İngilizce original metni dergimizin Belgeler kısmındadır.
[47] Gündüz Aktan, ‘İlk Yenilgi mi?’, Radikal, 30.7.2001. 
[48] Groong, 15.6.2001. H:Con.Res. 162.
[49] Medimax, 16 Haziran 2001.
[50] Azerbaijan News Service, 2.8.2001.

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.