Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 14-15, Yaz - Sonbahar 2004

 
Bu yazımız iki bölüme ayrılmakta olup birinci bölümde, Haziran, Temmuz ve Ağustos 2004 ayları içinde, Türkiye’nin Ermenistan ile olan ilişkileri, ikinci bölümünde ise Ermeni sorunu bağlamında Türkiye-Fransa ilişkileri incelenmektedir.

Türkiye-Ermenistan İlişkileri

İncelediğimiz üç aylık dönem içinde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde olumsuz gelişmeler olduğu görülmüştür. Devlet Başkanı Koçeryan’ın NATO Zirvesi’ne katılmaması ve Avrupa Konseyi’nde Türkiye hakkında olumsuz beyanlarda bulunması, Başbakan Margaryan’ın, ileri bir tarih için dahi olsa, Türkiye’den toprak talepleri olduğunu ifade etmesi ve Ermenistan’ın Türkiye’nin AGİT dönem başkanlığını veto edeceğini açıklaması bu olumsuz gelişmeleri oluşturmaktadır.

Buna karşın NATO Zirve Toplantısı sırasında Ermeni dışişleri bakanının yaptığı görüşmeler ve bunlara önümüzdeki dönemde de devam edileceğinin açıklanması tarafların yaşanan olumsuzluklara rağmen temaslarına devam edeceğini göstermektedir.

Başkan Koçeryan ve Türkiye

Geçen yazımızda[1] belirttiğimiz gibi Başkan Koçeryan 29 Haziran 2004 tarihinde İstanbul’da yapılan NATO Zirve Toplantısı’na ‘Türk-Ermeni ilişkilerinin bugünkü durumu’nu neden göstererek katılmamıştı. Oysa NATO Zirvesi’nin Türk-Ermeni ilişkileriyle bir ilgisi bulunmadığından Koçeryan’ın ülkesindeki aşırı unsurların desteğini almak ve muhtemelen Başkan Putin’in talebini yerine getirmek amacıyla İstanbul’a gelmekten vazgeçtiği düşünülmüştü.

Ermeni basınında çıkan bir yazı Başkan Putin’in Koçeryan’dan NATO Zirvesi’ne katılmama talebinde bulunmuş olması olasılığını doğrulamıştır. Söz konusu yazıda[2] Ermenistan’daki Doğu-Batı Milli ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Aram Oganesyan’a atfen, Başkan Koçeryan’ın Moskova ziyaretinden döner dönmez İstanbul’a gitmeyeceğini açıkladığı, iki gün sonra da Başkan Putin’in aynı açıklamayı yaptığı bildirilmekte ve Ermenistan’ın milli çıkarlarını tartışmasız bir şekilde Rusya’nın siyasi ve milli çıkarlarına bağımlı kılmasının yanlış olduğu belirtilmektedir.

Rusya’nın Türkiye’nin bazı politikalarını beğenmediği bilinmektedir. Türk-Ermeni ilişkileri bağlamında Rusya, kendi rolünü azaltacağı endişesiyle, Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümüne katkıda bulunmasını istememektedir. Nitekim, NATO Zirve Toplantısı’ndan hemen sonra Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın Moskova’yı ziyareti sırasında Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Türkiye’yi Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığının çözümünde birinci derecede rol alıp Rusya’yı ‘bypass’ etmek istemekle suçlamış, Rusya’nın Karabağ sorunu için taraflarca kabul edilebilir bir barış formülünü garanti edebilecek durumda olduğunu söylemiş ve Rusya’nın Ermenistan’ın başlıca askeri müttefiki olduğunu hatırlatmıştır.[3] 

Rusya Dışişleri Bakanı, herhalde Türkiye’nin Karabağ çözümü için bulunacak bir çözümü garanti edemeyeceğini bunun için arabuluculuk girişimlerinden vazgeçmesi gerektiğini söylemek istese gerektir. Ancak tarafların (Azerbaycan ve Ermenistan’ın) kabul ettiği bir barış formülüne, ABD ve AB dahil, herkes garanti verebilir. Ruslar Karabağ sorunu aracılığıyla Güney Kafkaslar’da nüfuz sahibi olmaya devam ettiklerinden Türkiye’nin bu sorunun çözümüne katkısını arka bahçelerine müdahale olarak görmektedirler. Diğer yandan, Lavrov’un dediği gibi Rusya Ermenistan’ın başlıca askeri müttefiki olduğundan aslında Karabağ sorununda arabuluculuk yapacak son ülke olması gerekmektedir. Zira bu ittifak ilişkisi nedeniyle Rusya tarafsız davranamamaktadır.

Başkan Koçeryan 24 Haziran 2004 tarihinde Avrupa Konseyi Asamblesi önünde Rusça uzun bir konuşma yaparak ülkesinin iç ve dış sorunları hakkındaki görüşlerini anlatmıştır.[4]

Koçeryan, geçen aylarda kendisinin istifa etmesini sağlamak üzere muhalefet partileri tarafından düzenlen bir dizi gösteri sırasında yapılan tutuklamaları savunmuştur.

 Koçeryan Karabağ sorununda Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında biri Azerbaycan diğeri Karabağ olmak üzere iki devlet kurulmuş olduğundan Karabağ’ın hiçbir zaman bağımsız Azerbaycan’ın bir kısmı olmadığını vurgulamış ve o nedenle de Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün Karabağ ile bir ilgisi olmadığını ileri sürmüştür. Koçeryan ayrıca Karabağ’ın, artık yerleşmiş bir devlet olduğunu, Avrupa Konseyi üyeliğinin gerektirdiği tüm kıstaslara sahip bulunduğunu o itibarla müzakerelere katılması gerektiğini söylemiştir. Koçeryan’ın bu görüşleri Azerbaycan tarafından savunulan görüşlerin tamamen zıddıdır ve MINSK Grubu aracılığıyla yürütülen görüşmeler için ümit verici değildir. Buna karşın Koçeryan’ın Karabağ sorunundaki bu sert tutumu Ermenistan’da muhalif partilerce tasvip edilmektedir.

Koçeryan söz konusu konuşmasının son bölümünde ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerine de temas ederek şunları söylemiştir:
‘Bu çerçevede Türkiye-Ermenistan ilişkileri üzerinde, daha ziyade ilişki olmaması üzerinde,  durmak istiyorum. Bu ilişkiler geçmişin anıları tarafından gölgelenmiştir. Bunlar soykırım, sonuçları ve pişmanlık duyulmamasıdır. Günümüzde durum Türkiye’nin Ermenistan’a abluka uygulamasıyla daha da kötüleşmiştir. Bana göre, bu çıkmazdan kurtulmak için, çok önemli olan iki esası belirtmek istiyorum: Her şeyden önce geçmişten miras kalan sorunlar hakkında pratik temas ve görüşmelerin gelişmesi çeşitli düzeylerde olmalı ve birbirini etkilememelidir. İkinci olarak Ermenistan-Türkiye ilişkileri üçüncü bir ülke (Azerbaycan) ile olan ilişkilerimizle koşullandırılmamalıdır. Herhangi bir önkoşul olumlu beklentilere son verir.’ 
Bu kısa metinde, muğlak ve müphem ifadelerle de olsa Ermenistan’ın Türkiye’den olan talep ve şikayetlerin tamamı dile getirilmiştir. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:  Türkiye’nin soykırım ile suçlanması, soykırımın sonuçlarını (maddi tazminat, toprak verilmesi) kabul etmemesi, soykırım için Ermeniler’den af dilememesi, Türkiye’nin Ermenistan’a ekonomik ambargo uygulaması, Diaspora’nın ve resmi olmayan kuruluşların da Türkiye’den talepleri olabileceği ve görüşmeler yapabilecekleri ancak bunların resmi temas ve görüşmeleri etkilememesi gerektiği, Türkiye’nin Azerbaycan’ı desteklememesi ve iki ülke ilişkilerinin normal hale getirilmesi için Türkiye’nin ileri sürdüğü önkoşulların (Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarının işgaline son verilmesi, soykırım iddialarından vazgeçilmesi, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ve sınırlarının dokunulmazlığının tanınması gibi) olumlu beklentilere son vereceği. Görüldüğü üzere Koçeryan’ın bu sözleri Ermenistan ile bir süreden beri yapılmakta olan görüşmelerin geleceği için ümit vermemektedir.

Diğer yandan Koçeryan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi önünde yaptığı bu konuşmada ele aldığı diğer konularda da sert ve uzlaşmaz bir tutum sergilemiştir. Bir Ermeni yazar bu konuda ‘Koçeryan’ın alışılmışın dışında sert üslubunun bir devlet başkanından ziyade bir tank taburu kumandanına yaraştığı’ yorumunda bulunmuştur.[5]
Ermeni Başbakanının Türkiye ile İlişkilere İlişkin Görüşleri
Ermenistan Başbakanı Andranik Markaryan Mayıs ayı sonlarına doğru ülkesinin Türkiye olan ilişkileri hakkında gazetecilere bazı bilgiler verdi. Önemini dikkate alarak bu konudaki haberin[6] çevirisini veriyoruz:
‘Türkiye’den toprak talebi sorunu Ermenistan Hükümetinin dış politikası gündeminde değildir. Ermenistan’ın çabası, önkoşul olmaksızın, Ankara ile diplomatik ilişki kurmaktır; sorunlu konular daha sonra  ele alınabilir. Ermenistan halkının milli çıkarları çerçevesinde, her şeyden önce, Ermenistan devletinin güçlendirilmesi, ekonomik refaha ulaşılması ve sorunlara çözüm bulabilmek için uluslararası alanda otoritesinin artması gereklidir. Karabağ sorununun barışçı bir çözümü, Osmanlı Türkiyesi’nde vuku bulan Ermeni soykırımının uluslararasında tanınması ve Ankara’dan tazminat olarak toprak alınması ancak Ermenistan’da güçlü bir devlet kurulmasından sonra mümkündür...Ankara’dan tazminat olarak toprak almak istiyorsak bunu her yerde yüksek sesle dile getirmeye lüzum yoktur.’  
Markaryan’ın bu sözleri  Ermenistan Türkiye’den toprak talebi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak Ermenistan başbakanı bu talebin gerçekleşmesini ülkesinin güçlenmesine bırakmaktadır. Markaryan’a göre şu anda üzerinde durulması gereken Türkiye ile önkoşulsuz diplomatik ilişki kurmaktır.

Diğer bir deyimle Ermenistan Başbakanı soykırım iddialarından ve toprak talebinden vazgeçmeden, Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarının çekilmeden Türkiye ile diplomatik ilişki kurulmasını istemektedir. Diplomatik ilişki kurulduktan sonra tabii sınır kapıları açılacak, Ermenistan Türkiye üzerinden ticaret yapacak, Türkiye ile sorunlarını çözümlemiş olmasının getirdiği güven ortamının etkisiyle, yabancı sermaye akımı artacak ve Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği’nden daha fazla yardım alacaktır. Bu şekilde güçlendikten sonra Türkiye’den tazminat olarak toprak istenmesi ve sözde Ermeni soykırımının tanınması gündeme gelecektir.

Uzun vadede Ermenistan’ın Türkiye politikası bu olduğu anlaşılmaktadır. Dışişleri Bakanı Oskanyan bu politikanın birinci adımını oluşturan, Türkiye ile on koşulsuz diplomatik ilişki kurulması talebini yıllardan beri her fırsatta dile getirmiştir. Başbakan Markaryan da bu kez politikanın tamamını açıklamıştır.

Bu konuda belirtilmesi gereken başka bir husus, Türkiye’nin toprak bütünlüğü söz konusu olmasına rağmen Markaryan’ın sözlerine karşı Ankara’dan resmi bir tepki gelmemiş olmasıdır.  

Türkiye’nin AGİT Dönem Başkanlığı ve Ermenistan

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) başkanlığı oy birliği ile seçilen bir üye ülke tarafından bir yıl süreyle yapılmaktadır. Avrupa Birliği’nde olduğu gibi bu teşkilatta da başkanlığı yapmış olan, yapmakta bulunan ve yapacak olan ülkelerin beraberce çalışmasını öngören ‘troyka’ sistemi mevcut olduğundan, 2007 yılında başkan olacak ülkenin 2004 yılı sonunda belirlenmesi gerekmektedir. Bu arada Türkiye’nin 2007 yılı için AGİT başkanlığına adaylığını koyduğu anlaşılmaktadır.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan 14 Haziran 2004 tarihinde Vaşington’daki Stratejik ve Uluslararası İncelemeler Merkezi’nde[7] Ermenistan’ın ABD ve Avrupa ile gelişen ilişkileri konusunda verdiği bir konferanstan sonra, AGİT konusundaki bir soruyu cevaplarken Türkiye’nin 2007 yılında AGİT başkanı olmak istediğini, bu makama tek aday olduğunu, ancak Ermenistan’ın kendisiyle diplomatik ilişki kurmamış bir ülkenin Karabağ konusunda müzakereleri yürüten bir teşkilatın başkanı olmasına müsaade edemeyeceğini, Ermenistan’ın başkan seçimleri için veto hakkı bulunduğunu ve bu hakkı kullanacağını söylemiştir. Oskanyan bu kararlarını AGİT başkanının bazı hak ve ayrıcalıkları bulunduğunu ve bunları Ermenistan’a karşı kullanabileceğini belirterek izah etmeye çalışmış, diğer yandan Türkiye’nin bu bölgede  (Kafkaslarda)  son on iki yılda denge gözetmeyen bir politika izlediğini, Azerbaycan’a karşı gösterdiği tartışmasız destek ve dayanışma ile Karabağ’a karşı tek yanlı tutumu dikkate alındığında Ermenistan’ın, istese bile, Türkiye’nin bir yıl süreyle AGİT başkanlığını kabul edemeyeceğini belirtmiştir.

Diğer yandan Oskanyan, Türkiye’nin başkanlığını kabul etmeleri için birçok ülkeden baskı göreceklerini ancak bunun Ermenistan için son derecede zor bir siyasi karar olacağını da belirtmek suretiyle, karşılığını aldıkları taktirde, Türkiye’nin başkanlığına razı olabileceklerini de ima etmiştir. Ermeniler’in bekledikleri karşılık diplomatik ilişkilerin kurulmasıdır. Bu olamıyorsa sınırların açılmasına da razı olabilecekleri anlaşılmaktadır.

Yaklaşık bir ay sonra bir Ermeni web sitesinden[8] Türkiye’nin AGİT başkanlığı için adaylığını geri çektiği öğrenilmiştir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bu konudaki bir soruyu, ‘veto’nun söz konusu olmadığını, AGİT başkanlığının yüklü bir gündemi bulunduğunu ve 2007 yılının Türkiye’de seçimlerin yapılacağını, bu nedenle AGİT konularına gerekli zamanı ayıramayacaklarını düşündüklerini söylemiştir.[9]

Böylelikle Türkiye Ermenistan’ın şantajına boyun eğmemiş ve şu sırada Ermenistan ile sınırların açılmasına ve/veya diplomatik ilişki kurulmasına taraftar olmadığını açıklıkla göstermiştir. Buna karşın, AGİT başkanlığını yapmak gibi önemli bir uluslararası görevden vazgeçmek durumunda kalmıştır.

Türkiye 1999 yılında da AGİT başkanlığına adaydı. O sıralarda yeni seçilmiş olan ve Türkiye’ye karşı saldırgan bir politika izlemekte olduğu görülen Robert Koçeryan Türkiye’nin adaylığını veto edeceğini bildirmişti. Türkiye AGİT toplantısının İstanbul’dan başka bir yerde yapılmasını veto edebileceğini hissettirince, başta ABD olmak üzere, Batılı devletlerin bakısı sonunda Ermenistan tutumunu değiştirmiş, Başkan Koçeryan da İstanbul toplantısına katılmıştı. Türkiye’nin bu kez neden aynı yönteme başvurmadığı bilinmemektedir.

AGİT konusunda üzerinde durulması gereken bir husus Rusya Federasyonu ve başlıca müttefiklerinin bu teşkilatı açıkça eleştirmeye başlamış olmalarıdır. Azerbaycan, Gürcistan ve Türkmenistan hariç, Bağımsız Devletler Topluluğu’nun diğer dokuz üyesi (Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Rusya, Tacikistan, Ukrayna ve Özbekistan) 8 Temmuz 2004 tarihinde AGİT’in Viyana’daki merkezinde açıkladıkları bir bildiride AGİT’i ‘içişlere karışmamak ve milli egemenliğe saygı göstermek gibi temel ilkelere riayet etmemekle’  tenkit etmişlerdir.[10]

Bu alışılmamış girişimin altında AGİT’in, statüsü gereği, üye ülkelerde yapılan seçimleri gözlemlemek için gönderdiği heyetlerin düzenledikleri raporlar vardır. CIS üyelerinin hemen hepsinde ve bu arada özellikle Ermenistan’da[11] yapılan seçimler usulsüzlüklerle doludur. CIS gözlemci heyetlerinin raporları bunları meydana çıkarmış ve dolayısıyla seçimlerin meşruluğunu sorgulanır hale getirmiştir.

Bu arada, Bağımsız Devletler Topluluğu dokuz ülkenin yukarıda değindiğimiz bildirisinin Rusya Federasyonu’nca telkin edildiği, Başkan Putin’in geçen Mart ayında yeniden seçimi sırasındaki usulsüzlüklere AGİT tarafından yöneltilen eleştirilerden rahatsız olduğu da anlaşılmaktadır.[12] 
Rusya ve yakın müttefiklerinin AGİT’e karşı olan ve belki de uzun vadede bu teşkilattan ayrılmalarını öngören tutumu dikkate alındığında Türkiye’nin, AGİT Zirve Toplantısı için, yukarıda değindiğimiz gibi vetosunu kullanmak usulüne başvurmaması, adı geçen teşkilata yeni bir sorun çıkarmamak bakımından yararlı olmuştur.

Diğer yandan ABD ve AB ülkeleriyle de iyi ilişkiler içinde olmayı dış politikasının temel ilkesi olarak benimsemiş olan Ermenistan’ın Rusya’nın serbest seçimlere önem vermeyen bu antidemokratik girişimine destek olmasını bu ülkelere nasıl açıklayacağı merak konusudur. 

NATO Zirve Toplantısı Sırasında Yapılan Görüşmeler

Yukarıda belirttiğimiz gibi Ermenistan Devlet Başkanı Koçeryan, Rusya Federasyonu Başkanı Putin gibi, İstanbul’da yapılan NATO Zirve Toplantısı’na katılmamıştır. Bu konuda bir soruyu cevaplayan Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin komşularıyla olan sorunlarını çözümlemek gayreti içinde olduklarını, her zaman ‘kazan kazan’ zihniyetiyle hareket ettiklerini, Ermenistan ile bağları korumak istediklerini, ancak Ermenistan kaçıyorsa bir yere kadar peşinden koşacaklarını ifadeden sonra, soykırımla uğraşmanın bir sonuç vermeyeceğini, bu konu ile tarihçilerin uğraşması gerektiğini ve geleceğin dünyasını inşa etmekte yarar olduğunu ifade etmiştir.[13] Üçlü toplantıdan sonra ise bir Ermeni gazetesinin sorusuna cevaben  üçlü toplantılara devamda fayda olduğunu, bu toplantıların kazanan ve kaybeden olmayacak şekilde sorunların çözümüne yardımcı olacağını söylemiştir.[14]    

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan 29 Haziran 2004 tarihinde İstanbul’da yapılan NATO Zirve Toplantısı’nda ülkesini temsil etmiş ayrıca Dışişleri Bakanı Gül ile ikili ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Mehmetyarov ve Abdullah Gül ile üçlü görüşmelerde bulunmuştur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da ziyaret etmiştir.

Oskanyan NATO Zirve Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin coğrafya bakımından Kafkasya ile Avrupa arasında bir köprü oluşturduğunu, Türkiye’nin Kafkasya ülkeleri ile aynı sınırları paylaşan tek NATO ülkesi olduğunu, ayrıca artık Kafkaslar’ın Avrupa Birliği’nin ‘Yeni Komşuluk Girişimi’ne dahil bulunduğunu, Ermenistan’ın Avrupa ile bağlantısının Türkiye’den geçtiğini söylemiş ve bu bölgenin gerçek komşuluk ilişkileri içine girmesi için Türkiye’nin, Azerbaycan ve Gürcistan ile olduğu gibi, Ermenistan ile de normal ilişkilere sahip olması gerektiğini, bunun Karabağ sorunu üzerinde ölçülemeyecek kadar  olumlu etkileri olacağını ifade etmiştir.[15]

Görüldüğü üzere Ermenistan Dışişleri Bakanının başlıca kaygısı Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurulmasını sağlamaktır. Ayrıca bunun Karabağ sorununun çözümüne katkıda bulunacağını iddia etmektedir. Oysa Ermenistan’ın, Türkiye ile ilişkileri normal duruma geldikten sonra, Karabağ sorununun çözümü için gayret göstermesi beklenmemelidir.
 
Oskanyan Abdullah Gül ile yaptığı ikili görüşme hakkında gazetecilere ülkesinin Türkiye ile ilişkileri geliştirmeyi arzu ettiğini, Ermenistan’ın bu konuda gerekli iradeye sahip olduğunu söylemiştir. Abdullah Gül ise Türkiye’nin de aynı iradeye sahip olduğunu, buna karşın iki ülkenin hassas olduğu konular bulunduğunu, sorunların çözümünün zaman alacağını ifade etmiştir.[16]
Bir gazete[17] görüşmede Oskanyan’ın, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılmasını gündeme getirdiği Gül’ün ise, Ermenistan’ın, Türk kamuoyunu da rahatsız eden ‘sözde soykırım’ iddialarından ve anayasasında da yer alan Türkiye’den toprak talebinden vazgeçmesi gerektiğini ifade ettiği, ayrıca atılacak küçük adımlarla belirli bir sürecin başlayabileceğini belirttiğini yazmıştır. Üçlü toplantıdan sonra dışişleri bakanları basına açıklama yapmışlardır.[18]

Abdullah Gül, toplantının gayet yararlı geçtiğini, amacın AGİT Minsk Grubu çerçevesinde yürütülen görüşmelere yardım etmek olduğunu, Güney Kafkasya’nın kısa süre önce AB’nin ‘Genişletilmiş Avrupa’ programına alındığını ve buna uygun politikalar geliştirmesi gerektiğini, tarafların ayrıca ekonomik, siyasi ve diğer konuları görüştükleri ve bu görüşmelerine devam edeceklerini söylemiştir.

Vardan Oskanyan da toplantıyı yararlı ve yapıcı bulmuş, daha önce bir gündem hazırlanmamış olduğunu, uluslararası ve bölgesel gelişmelerin konuşulduğunu, NATO’nun genişlemesi ve AB’nin Genişletilmiş Avrupa Programı nedeniyle yeni parametreler belirlenmesinin çok önemli olduğunu belirtmiştir.

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmay Mehmetyarov ise tarafların Karabağ sorunundaki tutumlarını bir kez daha açıkladıklarını ifadeden sonra Türkiye’nin Karabağ barış sürecine aktif olarak katılmasının ele alındığını, bunun için özel bir mekanizma üzerinde mutabık kalındığını ve üçlü görüşmelerin süreceğini söylemiştir.

Ermenistan Dışişleri Bakanının bu görüşmelerden sonra bir Ermeni gazetesine verdiği mülakatta[19] Ermenistan’ın tutumuna daha açıklık kazanmıştır.
Oskanyan, gerek Abdullah Gül gerek Başbakan Erdoğan ile temaslarının gayet samimi bir hava içinde geçtiğini, adı geçenlerin Ermenistan’a karşı tutumunun gereğinden fazla sıcak olduğunu belirtmiştir. Ermeni Bakanın, Devlet Başkanı Koçeryan’ın ve Başbakan Markaryan’ın yukarıda değindiğimiz sözlerine ve Ermenistan’ın Türkiye’nin AGİT başkanlığını engellemesine rağmen Türkiye Başbakan ve Dışişleri Bakanının kendisine sıcak davranmasını şüphe ile karşıladığı anlaşılmaktadır. 

Oskanyan bu mülakatta Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini iyileştirmek için büyük bir arzu içinde olduğunu ancak bu konuda Türkiye’de siyasi irade bulunmadığını söylemiş ve Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerini önkoşullara bağlı olmaksızın normalleştirmek istediğini tekrarlamıştır. Ayrıca Üçlü Toplantı’nın sadece Karabağ ile ilgili olmayıp daha geniş konuları kapsadığını da vurgulamıştır.

Oskanyan ayrıca Ermenistan’ın Türkiye’ye ihtiyacı olmadığını, ambargoya rağmen Ermenistan ekonomisinin gelişmeye devam ettiğini, o nedenle Türkiye ile ilişkilerin iyileştirilmesinin Ermenistan için bir ölüm kalım meselesi olmadığını, sadece komşularıyla normal ilişkiler içinde olmamak istediklerini söylemiştir. Diğer yandan, soykırım iddiaları, toprak talepleri gibi Türkiye ile Ermenistan arasındaki ciddi sorunların varlığına hiç değinmeden, Türkiye ile normal ilişki kurulması için bir engel göremedikleri de belirtmiştir.

Son olarak Oskanyan, Türkiye’nin de, ekonomik ve siyasi bakımdan, Kafkaslar’da varlığını göstermek açısından Ermenistan ile olan sınırlarını açmaya ve ilişkilerini geliştirmeye ihtiyacı olduğunu iddia etmiştir. Ancak Türkiye Kafkaslar’da, Rusya Federasyonu, Gürcistan, Azerbaycan ile iyi ilişkiler içinde olduğundan, Kafkaslar’daki varlığı Ermenistan’a bağlı değildir. Ermenistan mevcut sorunları çözümlemek arzusu, Ermenistan’ın siyasi veya ekonomik bakımdan özel bir önemi olduğundan değil, ilke olarak bütün komşularıyla iyi ilişkiler içinde olmak arzusunun bir sonucudur.

Sonuç olarak NATO Zirve Toplantısı sırasında Ermenistan ile ikili ve üçlü olarak yapılan görüşmelerde, tarafların bilinen tutumlarında değişiklik olmadığı için bir sonuç alınamadığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık, özellikle üçlü görüşmelere devam edilmesi kararının alınmış olmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Bu arada bir olaya daha temas etmekte yarar vardır. Bir Türk gazetesi[20] Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün bir AKP toplantısında, üçlü görüşmelerde Oskanyan’ın ‘Karabağ dışındaki topraklardan çekilebiliriz’ dediğini, bunun Azerbaycan Dışişleri Bakanı Mehmetyarov tarafından olumlu karşılandığını ve böylelikle Ermeni sorunun çözümünde önemli bir adım atıldığını söylediğini yazmıştır. Oskanyan bunun gerçeğe uymadığını söylemiş,[21] Ermenistan Dışişleri Bakanlığı da bu haberi kesinlikle yalanlamıştır.[22] Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ise bu konuda bir yorum yapmamış ve üçlü toplantının danışma niteliği taşıdığı belirtmekle yetinmiştir.[23]

Ermeni Sorunu Bağlamında Türkiye- Fransız İlişkileri

Fransa’da son aylarda yapılan yerel seçimler ve özellikle Avrupa Parlamentosu seçimleri başlıca Fransız siyası partilerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olmasına karşı olduklarını ortaya koymuştur.    

Buna karşın Cumhurbaşkanı Chirac, AB Komisyonu’nun raporu olumlu olduğu taktirde Türkiye ile katılım müzakerelerin başlaması gerektiğini, ancak müzakerelerin çok uzun süreceğini belirterek Türkiye’nin üyeliğinin güncel bir konu olmadığını ifade etmektedir.

Türkiye’nin AB üyeliği aleyhinde Fransa’da oluşan olumsuz kanının nedenleri ayrı bir inceleme konusudur. Burada, kısaca, Fransa’da yaşayan ve büyük kısmı Kuzey Afrikalı Arap olan yaklaşık 5 milyon Müslümanın, eğitim düzeyi düşük, suç oranı yüksek ve genelde Fransa’ya entegre olamayan bir toplum olmasının Fransız kamuoyunu çok rahatsız etmiş olduğunu belirtelim. Türkiye’nin AB üyeliği Fransa’da şimdiye kadar kayda değer bir tepki yaratmazken, Türkler ile Müslümanların bir tutulması sonucunda, son seçimlerde, özellikle iktidar partileri, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkarak puan toplamaya çalışmışlardır. Muhalefetteki Sosyalist Parti de, sözde Ermeni soykırımını bahane ederek, onları izlemiştir.[24] Kısaca Fransa’daki Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkılması iç siyaset sorunlarından ileri gelmiştir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Fransız’da Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği aleyhindeki bu havayı dikkate alarak 19–21 Temmuz 2204 tarihlerinde bu ülkeye bir ziyaret yapmış ve Türk görüşlerini açıklamıştır.

Basın haberlerine göre[25] Cumhurbaşkanı Chirac Avrupa üyeliği konusunda Fransa’nın Türkiye’ye verdiği desteği teyit etmiştir. Buna karşın Erdoğan’ın diğer temaslarında bu tür bir destek görülmemiştir. Hükümet ortağı partilerden UDF’nin Başkanı François Bayrou ‘En az söylenebilecek husus Türkiye’nin bir Avrupa toplumu olmadığıdır’ sözleriyle eskiden beri Türkiye’nin adaylığına olan karşıtlığını tekrar etmiştir. Hükümetin diğer ortağı olan ve Türkiye’ye adaylık değil ve ‘ayrıcalıklı bir ortaklık’ verilmesi gerektiğini savunan UMP yetkileri ise bu konuda konuşmamayı tercih etmişlerdir Sosyalist Partisi Başkanı François Hollande ise Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olmadığını ifade etmekle beraber bu üyeliğin gerçekleşmesini insan haklarında, demokrasi uygulamalarında ve Ermeni soykırımı konusunda yapılacak olan ilerlemelere bağlamıştır.[26]

Ermeni soykırımı konusunun, François Hollande hariç, Başbakanın diğer görüşmelerinde önemli bir yer tutmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşın Başbakanın 20 Temmuz 2004 tarihinde düzenlediği basın toplantısında kendisine sorulan on beş sorudan beşi Ermeni sorunu ile ilgili olmuştur.[27] Başbakan bu sorulara, özetle, sözde Ermeni soykırımı konusu tarihçilerin uğraşması gerektiği, bu tür sorunlar yerine geleceğin inşası ile uğraşmakta yarar bulunduğu Ermeni Diasporası’nın sözde Ermeni soykırımının gündemde kalmasına çalıştığı, ancak bunun Ermenistan için yararlı olmadığı, bu tür kampanyalar devam ettiği sürece Türkiye-Ermenistan ikili ilişkilerinin gelişemeyeceği, Türkiye’ye karşı karalama kampanyasına son verdikleri taktirde Türkiye ve Ermenistan arasındaki sınır kapılarının açılabileceği şeklinde cevap vermiştir.[28]

 Başbakan Erdoğan’ın Fransa ziyareti bu ülkedeki Ermeni örgütlerinin aleyhte eylemlerine de neden olmuştur. Taşnak ve Ramgavar Partileri yayınladıkları bildirilerde[29] Türkiye Kıbrıs’ı işgale devam ettiği, Kürt halkının haklarını tanımadığı ve Ermeni soykırımını inkar ettiği için Avrupa Birliği’ne üye olamayacağını belirtmişlerdir. Fransa’daki Taşnak Örgütü’nün başı Mourad Papazian Cumhurbaşkanı Chirac’ın Başbakan Erdoğan’a Türkiye’nin neden Avrupa Birliği’ne üye olamayacağını açıkça söylemesini istemiş ve kendi düşüncelerine göre Türkiye ile müzakerelerin süresiz ertelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bu arada tanınmış şarkıcı Charles Aznavour da Türkiye Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsa Almanlar gibi yapması gerektiğini (sözde soykırımı tanıması gerektiğini) Ermenilerin seksen yıl sustuğunu ancak bulun artık bittiğini, şimdi Türkiye’nin mea culpa yapmasının (suçunu itiraf etmesi) zamanının geldiğini, hükümetlerin bir halkın şerefini ticari çıkarlar için feda etmeyeceğini ümit ettiğini söylemiştir.

Ermeniler ayrıca 20 Temmuz 2004 tarihinde Paris’in Trocadero meydanında büyük bir protesto mitingi düzenlemişlerdir.[30]
Ermeni soykırımı iddialarının Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini ne derecede etkilediğine gelince, Fransız Taşnak Partisi’nin Nisan ayında Louis Harris Enstitüsü’ne yaptırdığı bir kamuoyu yoklamasına göre[31] Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini istemeyenlerin oranı %53 isteyenlerin ise %39’dur. Aynı yoklamada Türkiye Ermeni soykırımını tanırsa bunun Avrupa Birliği’ne girişini kolaylaştırıp kolaylaştırmayacağı hakkındaki bir soruya %49 kolaylaştırmayacağı, % 45 ise kolaylaştıracağı şeklinde cevap vermişlerdir.
Buna göre Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması veya tanımamasının Avrupa Birliği üyeliği konusunda Fransa’da kayda değer bir etki yapmadığı görülmektedir. Buna karşın Fransız halkının çok büyük bir çoğunluğunun Ermeniler’in soykırıma uğradığına inandığını kaydetmekte yarar vardır.

Bu inanç 2001 yılında Fransız Parlamentosu’nun bir kanun çıkararak sözde Ermeni soykırımını tanımasına yol açmıştır.[32] Bu kanun Ermeni soykırım iddialarını kabul etmeyenlere karşı bir yaptırım içermediğinden Fransız Ermenileri bu hususta da bir kanun kabul edilmesine çalışmışlardır. Sonunda Sosyalist Parti bu konuda bir kanun teklifinde bulunmayı kabul etmiş[33] ve 148 imza ile bu Meclise bir tararı sunmuştur. İktidardaki UMP Partisi de 64 imza ile benzer bir teklifte bulunmuştur.[34] Hem iktidar hem de muhalefet tarafından desteklendiğine göre, normal koşullarda, söz konusu tasarıların kanunlaşması ve ondan sonra Fransa’da Ermeni soykırımı olmadığını söylemek veya yazmanın suç sayılması beklenmektedir.

Fransız Ermenileri bir yandan yukarıda değindiğimiz kanunu çıkartmaya uğraşırken diğer yandan bu kanun olmadan da, Ermeni soykırımını tanımayanları mahkûm ettirmek gayreti içine girmişlerdir.

Fransa’daki Ermeni Davasını Savunma Komitesi 9 Temmuz 2004 tarihinde Paris Mahkemesi’ne müracaat ederek, Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu İnternet sitesinde ‘Ermeni İddiaları ve Tarihi Olaylar’ başlığı altında, on soru ve on cevap şeklinde Ermeni ‘soykırımını’ inkâr eden bir metnin yer aldığını belirterek, Türkiye Başkonsolosunun Ermeni soykırımını bir kanunla tanımış olan Fransa’da bu soykırımı inkâr eden propaganda yaptığı için mahkum edilmesini ve Başkonsolosluğun İnternet sitesinin de kapatılmasını istemiştir.[35]
30 Ocak 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı Chirac tarafından onaylanarak yürürlüğe giren kanun şöyledir: ‘Fransa 1915 Ermeni soykırımını açıkça tanır. Yukarıda değindiğimiz gibi, kanun soykırım iddialarını kabul etmeyenlere karşı bir yaptırım içermemektedir. ‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’ şeklinde ifade edilen temel hukuk kuralı nedeniyle de bu kanuna göre kimsenin mahkûm edilmemesi gerekir. Durum böyle iken Paris Mahkemesi’nin Ermeniler’in ivedilik taleplerini dikkate alarak dava için 11 Ekim 2004 tarihini tespit etmesi[36] hayretle karşılanmıştır. Kaldı ki konsoloslukların görev ve ayrıcalıklarını saptayan 1964 tarihli Viyana sözleşmesine göre Türkiye’nin Paris Başkonsolosu’nun bu tür siyasi amaçlı bir davada yargılanmaması gerekir. Son olarak, Ermenilerin yakındıkları ‘Ermeni İddiaları ve Tarihi Olaylar’ yıllardan beri broşür halinde dağıtılmakta ve Türkiye büyükelçiliklerinin veya konsolosluklarının diplomatik sitelerinde yayınlanmaktadır. O nedenle mahkemenin Ermenilerin ivedilik taleplerinin mahkemece kabulü de hatalı görülmektedir.

Basın haberlerine göre duruşmaya katılması için Paris Başkonsolosu Aydın Sezgin’e yapılan tebligat, konsolosluk dokunulmazlıklarına aykırı olduğu gerekçesiyle iade edilmiştir[37]. Propaganda amaçlı bu davaya Başkonsolosun katılmaması yerinde bir karar olmakla beraber tebligatın reddedilmesi davanın görülmesini durdurmayacaktır. Davadan herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkması halinde bu Ermeni tezlerinin doğruluğunun tarafsız bir mahkeme tarafından da tasdik edildiği şeklinde kamuoyuna takdim edilecektir. Diğer yandan mahkemenin AB Komisyonu’nun Türkiye hakkındaki raporunu vereceği tarihlere rastlaması, ve mahkeme mahkumiyete karar verirse bunun AB raporunun müzakeresini etkilemesi de olasıdır.




[1] Ermeni Araştırmaları, Sayı 12–13, ss. 13, 14.
[2] Noyan Tapan, 21 Haziran 2004.
[3] Armenpress, 14 Haziran 2004.
[4] Armenpress, 24 Haziran 2004.
[5] David Petrosyan, ‘About an Opinion Poll and the Strasbourg Speech of the Armenian President’, The Noyan Tapan Highlights, 26 Temmuz 2004.
[6] Arminfo, 26 Mayıs 2004.
[7] Center For Strategic and International Studies (CSIS)
[8] California Courrier Online, 15 Temmuz 2004.
[9] Anadolu Ajansı, 17 Temmuz 2004.
[10] MosNews Russia, 9 Temmuz 2004 ve Armenews, 12 Temmuz 2004.
[11] Ermeni Araştırmaları, Sayı 8, ss. 19–28; Sayı 9, ss. 10–13.
[12] Armenews, 12 Temmuz 2004.
[13] Milliyet, 26 Haziran 2003.
[14] Mediamax News Agency, 29 Haziran 2004.
[15] Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Basın Bildirisi, 29 Haziran 2004.
[16] Anadolu Ajansı, 28 Haziran 2004.
[17] Hürriyet, 29 Haziran 2004.
[18] Armenpress ve Azertag, 28 Haziran 2004.
[19] Haykakan Zhamanak, 1 Temmuz 2004.
[20] Zaman, 3 Temmuz 2004.
[21] Asbarez, 7 Temmuz 2004.
[22] Arminfo, 8 Temmuz 2004.
[23] Armenpress, 6 Temmuz 2004.
[24] Ermeni Araştırmaları, Sayı 12–13. ss. 22, 23.
[25] Le Monde, 20 Temmuz 2004.
[26] Le Monde, 22 Temmuz 2004.
[27] Asbarez, 21 Temmuz 2004.
[28] Anadolu Ajansı, 20 Temmuz 2004.
[29] Le Comité de Defense de la Cause Arménienne (CDCA) 12, 15, 17 ve 20 Temmuz 2004 tarihli bildiriler.
[30] Bu mitinge kaç kişinin katıldığı hakkında çelişikli bilgiler vardır. Ermeniler (CDCA, 21 Temmuz 2004) 2500 kişiden söz ederken Zaman gazetesi (21 Temmuz 2004) mitingde 400 kişinin bulunduğunu bildirmektedir.
[31] CDCA, 13 Mayıs 2004.
[32] Ermeni Araştırmaları, Sayı 1. ss. 10–20.
[33] Ermeni Araştırmaları, Sayı 12–13. ss. 22–23.
[34] CDCA, 30 Haziran 2004.
[35] CDCA, 9 Temmuz 2004.
[36] CDCA, 19 Temmuz 2004.
[37] Halka ve Olaylara Tercüman, 18 Ağustos 2004.

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 14-15, Yaz - Sonbahar 2004
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.