Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 3, Eylül-Ekim-Kasım 2001

 
Dergimizin, geçen sayılarda olduğu gibi Olaylar ve Yorumlar’ başlığını taşıyan bu yazımızda son üç ay (Eylül, Ekim, Kasım 2001) içinde Ermenilerle ilgili konularda görülen gelişmeler anlatılmaktadır.

Son üç ay, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan’a karşı olan politikasında ciddi başarısızlıkların yaşandığı bir dönem olmuştur.

Sözde Ermeni Soykırımının dolaylı bir şekilde tanınmasını sağlamak üzere İsviçre’de açılan bir dava beraatla sonuçlanmış, Almanya’daki Ermenilerin “soykırım”ın tanınması için Alman Meclisi’ne verdikleri bir dilekçe, bu konu Meclisin işi olmadığı belirtilerek, işleme konmamıştır.

Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği ile ilgili ilerleme raporuna ilişkin kararına sözde Ermeni “soykırımına değinen bir madde eklenmesi ile ilgili teklifleri reddetmiştir.

Azerbaycan ile ilgili olarak, bu ülkeye Amerikan yardımı yapılmasını önleyen bir hüküm, bazı koşullara bağlanarak kaldırılmıştır. Karabağ’da yapılan mahalli seçimler Avrupa Konseyi tarafından meşru addedilmemiştir.

Türkiye ve Azerbaycan’ı beraberce ilgilendiren bir konu olarak da Bakü-Ceyhan Petrol Boru hattını Ermenistan’dan geçirme girişimleri sonuçsuz kalmıştır.

Buna karşın Papa II. Jean-Paul ve Rusya Başkanı Viladimir Putin’in Ermenistan’ı ziyaretleri sırasında “soykırım”dan bahsetmeleri ise Ermeniler için olumlu puan olarak görülebilir. Ancak gerek Vatikan gerek Rus Duma’sı daha önce “soykırım”ı tanıyan kararlar aldıklarından Papa ve Başkan Putin’in ifadeleri teyitten öteye bir değer taşımamaktadır. Polonya Cumhurbaşkanı Kwasniewski’nin sözde soykırımı tanıması ise, Polonya Parlamentosu’nun bu konuda bir kanun çıkartacağından emin olmadığı için, daha ziyade kişisel bir görüş niteliği taşımaktadır.

Ermenilerin kaydettikleri başarısızlıkların temelinde, İsviçre’deki davada ve Alman Meclisi’ne verilen dilekçede görüldüğü gibi, durumu iyice değerlendirmeden acele yapılmış duygusal girişimler vardır.

Diğer yandan 11 Eylül 2001 tarihindeki New York olaylarından sonra ön plana çıkmış olan terörizme karşı mücadele ile Afganistan sorunu, Türkiye’nin ve daha az ölçüde Azerbaycan’ın stratejik önemini arttırmış olup, Ermenilerin bu iki ülkeyi hedef alan girişimlerinin, bir süre için olsun, uluslararası destek bulması zordur.

1. 1O’UNCU, 1700’ÜNCÜ VE 2783’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜ KUTLAMALARI

Eylül ve Ekim ayları içinde Ermenistan’da bağımsızlığın 10’uncu, Hıristiyanlığın kabul edilişinin 1700’üncü ve Erivan’ın sözde kuruluşunun 2783’üncü yıldönümleri tantanalı bir şekilde kutlandı.

Ermenistan’ın Bağımsızlığının 10’uncu Yıldönümü

21 Eylül 1991 tarihinde yapılan bir referandumda Ermeniler, büyük çoğunlukla, bağımsızlık lehine oy vermişler kısa bir süre sonra da Ermenistan Parlamentosu, ülkenin Sovyetler Birliği’nden ayrıldığını açıklamıştı. Böylelikle Ermenistan, Sovyetler Birliği’nden ayrılan ülkeler arasında, bu ayrılmayı Sovyet kanunlarına göre gerçekleştiren tek ülke oldu.[1] Karabağ sorunu nedeniyle Sovyetler’in yardımına ihtiyaç bulunduğundan bu ülkeyi gücendirmeme kaygısıyla Sovyet kanununa uygun hareket edilmişti. Nitekim bağımsızlığından sonra da Ermenistan’da önce Sovyet sonra Rus nüfuzu güçlü bir şekilde var olmaya devam etti.

Başkan Koçeryan bağımsızlığın 10’uncu yılı münasebetiyle verdiği demeçte[2] son 10 yıl içinde Ermenistan’ın başarılarını dile getirmekle beraber karşılaşılan zorluklara da değindi, ancak bunların nedeninden bahsetmedi. Oysa Ermenistan’ın bugün içinde bulunduğu zorlukların temelinde Karabağ sorununun çözülmemiş olması vardır. Bu durum Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkilerin normal hale getirilmesine, ülkenin kalkınmasına harcanacak kaynakların savunmaya ayrılmasına, Batıya açılış kapısı olan Türkiye’den yararlanılamamasına neden olmaktadır. Ermeniler ise sıkıntılarla dolu hayatlarına genelde alışmış görünmekte, direnme gücü olmayanlar ise, kendilerini kabul edecek bir ülke bulurlarsa göç etmektedirler. Nüfusun azalması bir ölçüde işsizliğin de azalmasına neden olduğundan, sonuçta bir tür denge yaratılmaktadır.

Koçeryan demecinde bunlardan bahsetmedi. Ancak Türkiye’nin ismini zikretmeden, sözde Ermeni Soykırımı’na değinerek şunları söyledi, “Ermeni soykırımını tanıyanların bugünkü düzeye çıkması on yıl önce ulaşılamaz bir hedef gibi görünürdü. On yıl sonra bugün inanılmaz gibi görünenleri başarmamız mümkün olabilecek midir?”.[3]

Ermenistan Devlet Başkanının bu sözlerinde bir övünme bir de vaat vardır.

Övünme, Ermenistan’ın bağımsızlığından sonra, sözde Ermeni soykırımını tanıyanların sayısında artış olduğuna dair ifadelerdir. Bu düşünce, rakamsal olarak doğru olmakla beraber, burada önemli olan söz konusu tanımaların Türkiye’yi de böyle bir tanımaya zorlayacak bir nitelik taşımamasıdır. 0 itibarla bazı ülkelerin 1915 tehcirini soykırım olarak kabul etmeleri, Ermenileri manen tatmin etmek dışında, bir sonuç vermemektedir. İleride bu nitelikteki tanımaların sayısının artması da, şimdiye kadar olduğu gibi, bir rahatsızlık duygusu dışında, Türkiye üzerinde etki yapmayacak ve her halde bir politika değişikliğine neden olamayacaktır.

Koçeryan’ın üstü kapalı vaadi ise on yıl sonra, bugün inanılmaz gibi görünen hususların gerçekleşmesi olasılığıdır. Bu sözler “soykırım” bağlamında düşünüldüğünde Koçeryan’ın Türkiye’nin “soykırım”ı tanımasını, Ermenilere tazminat ödemesini ve Doğu Anadolu’dan Ermenistan’a toprak verilmesini kastettiği sonucuna varılmaktadır. Ancak Ermeni militanlarının seksen altı yılda aldıkları mesafenin on bir devletin[4] ve bir uluslararası örgütün[5] “soykırım”ı tanımasından ibaret olduğu düşünüldüğünde ve yukarda izah ettiğimiz gibi, bu tanımaların da Türkiye’nin politikasını değiştirecek bir karakter taşımadığı dikkate alındığında, gelecek için beklenilen başarıların, bizzat Koçeryan’ın ifade ettiği gibi, gerçekten inanılmaz olacağı görülmektedir.

Burada üzerinde durulmasında yarar olan bir diğer husus Koçeryan’ın Türkiye politikasını “soykırım” eksenine oturtmuş olmasının Türk-Ermeni ilişkilerini Ter Petrosyan dönemine göre çok geriletmiş bulunmasıdır. ‘Soykırım”ı bir şantaj aracı olarak kullanmanın bir sonuç vermediği ortadadır.

Ermenistan’ın Hıristiyanlığı kabul edişinin 1700’üncü Yıldönümü

Rivayete göre 1700 yıl önce Ermenistan’da Hıristiyanlık devlet dini olarak kabul ve ilan edilmişti.[6]

1700’üncü yıldönümü 20–23 Eylül 2001 tarihlerinde, Ermenistan’ın bağımsızlığının 10’uncu yıldönümüne nazaran çok daha gösterişli bir şekilde ve Hıristiyan aleminin başlıca ileri gelenlerinin de katılımıyla kutlandı. Papa II. Jean Paul ise Rus Patriği II Aleksey’in kendisi ile karşılaşmak istemediğinden 25 Eylül’de Ermenistan’ı resmen ziyaret etti.

Misafir din adamları Ermenice “Tsitsernakaberd” adı verilen sözde soykırım anıtına götürüldüler. Burada saygı duruşunda bulunarak dini ayinlere katıldılar. Ermeni Katolikosu yaptığı bir konuşma¬da “soykırım” konusunda öfkele¬rini belirten dini liderler ve halklara şükranlarını ifade etti ve bunlara gelecek yıllarda başkalarının da katılacağını ümit ettiğini söyledi.[7]

 
Ermenilerin, ülkeyi ziyaret eden yabancıları “soykırımı” anıtına götürmeye büyük önem verdikleri görülmektedir. 1700’üncü yıldönümü kutlamalarını düzenleyenlerden Baş Piskopos Hovnan Terteryan “soykırım” anıtını ziyaret etmenin politik bir anlamı bulunduğunu zira bu ziyaretin soykırımını tanımak anlamına geldiğini söylemiştir.[8] Bu nedenledir ki Ermeniler ülkelerine gelen hemen herkesi bu anıtı ziyaret etmesi için ikna ve gerekirse biraz icbar etmeye çalışmaktadırlar. Nitekim Türkiye ile gayet dostça ilişkiler yürüten Gürcistan’ın Devlet Başkanı Şevardnadze dahi Ermenistan’ı ziyaret esnasında 24 Ekim 2001 tarihinde, bu anıta giderek çelenk koymak mecburiyetinde kalmıştır.[9] Aynı şekilde Türkiye ile gayet iyi ilişkiler içinde olan Romanya’nın Cumhurbaşkanı İliescu, Ermenistan’ı ziyareti esnasında, 1 Kasım 2001 tarihinde “soykırım” anıtına giderek üzerinde “Kurbanların anısına ve Ermeni halkının kahramanlığına” yazılı bir çelenk koymuştur. İliescu aynı gün Erivan Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada “Sizin trajik bir tarihiniz var, tarihi topraklarınızın çok büyük bir kısmını kaybettiniz.” sözlerini sarfetmiştir.[10]

Söz konusu kutlamalar Erivan’da büyük bir katedralin açılmasına da vesile teşkil etti.

İlk Ermeni Katolikosu olduğuna inanılan Surp Kirkor Lusaroviç’in adı verilen bu katedral dünyadaki en büyük Ermeni kilisesi oldu. On milyon dolara mal olan[11] bu katedralde yaklaşık 3000 kişilik oturacak yer bulunmaktadır.[12] Neredeyse Roma’daki Saint Pierre Katedrali ile boy ölçüşecek boyutlara sahip olan Erivan Katedralini kimlerin dolduracağını bilmek zordur. Zira yaklaşık bir milyon kişinin yaşadığı ve çok da dindar olmayan Erivan halkı için bu katedral çok büyüktür.

İstanbul Rum Patriği Bartolomeos, Ökümenik Patrik sıfatıyla, Ermenistan’ın Nıristiyanlığı kabul edişinin 1700. yıldönümü münasebetiyle bu ülkeyi 4 ve 5 Kasım 2001 tarihlerinde ziyaret etti. Kendisine İstanbul Ermeni Patriği Mesrop Mutafyan refakat etti. Bartolemeos dini ayin ve toplantıların yanında Başkan Koçeryan’ı da ziyaret etti.[13]

 
Rum Patriğinin, Papa gibi, diğer Hıristiyan din adamlarından ayrı bir şekilde, tek başına Ermenistan’ı ziyaret etmesi dikkati çekti. Ancak Papa’nın aksine Ermeni basını Bartolomeos’un ziyareti üzerinde pek durmadı, yabancı basın ise hemen hiç ilgilenmedi.

Bartolomeos’un “soykırım” anıtını ziyaret ettiğine dair bir bilgi alınmadı.

Erivan’ın Kuruluşunun 2783’üncü Yıldönümü

Erivan Belediyesi bu şehrin kuruluşunun 2783’üncü yıldönümü münasebetiyle 6–13 Ekim 2001 tarihlerini bayram ilan etti.

Bu konudaki haberlere göre[14] 2783 yıl önce bugün Erivan’ın bulunduğu yerde Urartu’lara ait Erebuni kalesinin temeli atılmış ve şehir böylelikle kurulmuştur. 27 asır önce, yazının yaygın olmadığı bir dönemde, Kafkasya’nın derinliklerindeki bir kalenin temelinin atıldığı tarihin kesin olarak nasıl saptanabildiğini anlamak güç olmakla beraber, burada önemli olan husus Urartu’ların Ermeni olmamasıdır. .

Bu arada, tarihte Erivan’ın bir Ermeni kenti olmadığını belirtmekte de yarar vardır. Nitekim büyük ansiklopediler15 bu şehrin tarih boyunca Komalılar, Partlar, Araplar, Moğollar, Türkler, İranlılar, Gürcüler ve 1827’de de Rusların hakimiyetine girdiğini yazmaktadır. Osmanlı tarihindeki Revan seferlerinden de anımsanacağı gibi bu şehrin asıl ismi Revan’dır. Vaktiyle önemli bir ticaret merkezi olması nedeniyle şehir ahalisi arasında Ermenilerin de bulunması normal ise de Erivan’ın Ermenileşmesi ancak 1827 istilasından sonra, Rusya’nın bazı stratejik düşüncelerle Kafkasya’da Ermeni nüfusunu arttırmak ve bu amaçla Osmanlı İmparatorluğundan ve İran’dan Ermenileri bu bölgeye yerleştirmek politikasının bir sonucudur. Kısaca Erivan belki 2783 yıllıktır, ancak Ermeni şehri olması yenidir.

Erivan Belediyesinin 2783’üncü yıldönümü kutlamaları, herhalde şehrin eskiliği konusundaki aşırı abartmanın yarattığı olumsuz tepkiler nedeniyle de sönük geçti.

Ermeni basınına göre 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki terörist saldırı Ermenistan’daki kutlamaları olumsuz yönde etkiledi  ve bir kaynağa göre[16] beklenenden 50.000 daha az turist geldi bu da yaklaşık elli milyon dolar kadar daha az gelirin elde edilmesine neden oldu.

2. PAPALIK VE ERMENİSTAN

Ermeni Katolikos’u II. Karekin, Kasım 2000’de Katolik Kilisesinin başı Papa II. Jean-Paul’ü ziyaret etmişti. Din adamları arasında normal bir temas olarak telakki edilebilecek olan bu ziyaret, II. Karekin’nin seçiminden bir ay gibi kısa bir zaman sonra yapıldığı için, dikkati çekiyor ve iki kilise arasında bir süreden beri yoğun temasların mevcut olduğunun işareti sayılıyordu.

Ortodoks kiliselerinin ve özellikle Rus kilisesinin Papalıkla bir çok sorunda, bu özellikle Katolik Kilisesinin otoritesini tanıyan Ortodokslar olarak tanımlanabilecek “uniate”lar nedeniyle, anlaşmazlıkları mevcuttur. Ermenilerin büyük çoğunluğunun mensubu bulunduğu Gregoryen mezhebi bazı benzerliklere rağmen Ortodokslardan ayrıdır. Ancak geçmişte, gerek coğrafi yakınlık gerek Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği’nde Ortodoks Kilisesinin diğer mezheplere üstün durumu, Gregoryen Kilisesinin gerektirmişti.

Ortodokslarla beraber hareket etmesini Ermenistan’ın bağımsızlığı Gregoryen Kilisesi’nin de bir tür bağımsızlığı sonucunu vermiştir.

Katolik kilisesine gelince, esas amacı dünyadaki tüm Hıristiyanları kendi çatısı altında toplamak olan bu kurum, gördüğü direniş karşısında taktik değişikliğine giderek diğer mezheplerin kendisi ile birleşmesi yerine Papa’nın önceliğini (primacy) tanımalarını sağlamaya çalışmış ve bunun için hedef olarak Ermenilerinki gibi küçük kiliseleri seçmiştir.

II. Karekin’in 2000 yılında Vatikan’a yaptığı ziyaret sonunda yayınlanan ortak bildiride yer alan “Asrı başlatan Ermeni soykırımı onu takip edecek olan dehşetlerin öncüsüydü.” sözleri Vatikan’ın Ermeni kilisesi ile yakınlaşmasının karşılığı olarak sözde soykırımı tanıdığını gösteriyordu. Bir süre sonra Papa’nın, 1915’de Mardin’de öldürüldüğü iddia edilen Başpiskopos Maloyan’ı, Ermenilerin sözde soykırımını anma günü olan 24 Nisan 2001 tarihinde “şehit” (martyr) ilan etmesi de bu tanımanın bir sonucuydu. Papa, bu kişiyi Ermenistan’ı ziyaretinden hemen sonra, 7 Ekim 2001 tarihinde, aziz rütbesine yükseltti.[17]

 
Bu durumda Papa’nın Ermenistan’ın Hıristiyanlığı kabul edişinin 1700. yılı münasebetiyle Ermenistan’a yapacağı resmi ziyaret sırasında “soykırımı tanıdığını teyit etmesi normaldi. Basın haberlerine göre Ankara Papa’nın “soykırım” anıtını ziyaret etmesinden büyük üzüntü duyulacağını Vatikan’a duyurmuş ve bu girişim üzerine Papa da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e bir mektup göndererek endişe edilmemesi gerektiğini bildirmişti.[18]

Ancak Papa, beklendiği gibi, “soykırım” anıtına gitti ve orada okuduğu duaya şu sözlerle başladı: “Tanrım, bu yerden yükselen yakarışları, “Metz Yeghern” in derinliklerinden gelen ölüm çağrısını dinle’.[19] Dua İngilizce yapılmıştı sadece “Metz Yeghern” kelimeleri Ermeniceydi. Bu kelimelerin sözlükteki birinci anlamı “büyük cinayet” idi. Ancak aynı kelimeler zamanla Ermenice’de “soykırım”ı da ifade eder hale gelmişti.[20] Büyük haber ajansları ve bazı gazeteler Papa’nın Türkiye’yi rencide etmemek için “soykırım” kelimesini telaffuz etmediği yorumunu yaptılar.[22] Ancak yanıldılar. Zira Papa’nın sözlerini dinleyen Ermeniler, haklı olarak, “Metz Yeghern”ı soykırım olarak kabul ettiler. Esasen, “soykırım” anıtında yapılan bir törende bu sözcüklere başka bir anlam verilmesi mümkün de değildi.

Papa’nın, ertesi gün Katolikos II. Karekin ile imzaladığı bildiride “soykırım” kelimesinin bulunması “Metz Yeghern” sözcüklerinin neden olduğu duraksamaları giderdi. Bildiride bu konuda “Genellikle Yirminci Yüzyılın ilk soykırımı olarak sözü edilen bir buçuk milyon Ermeni Hıristiyanın yok edilmesi ve sonraları eski totaliter rejim zamanında binlerce kişinin ortadan kaldırılması günümüz kuşağının belleginde hala canlı olan trajedilerdir cümlesi yer almıştı.[22] Papa Ermenistan’dan ayrılırken yaptığı veda konuşmasında “Geçen asrın başında halkınızı tamamen yok edilmenin eşiğine getiren “korkunç olaylardan” söz etti. Bu kez soykırım kelimesi yerine yok etme (annihilation) kelimesini kullanmıştı. Ancak bu iki kelime eş anlamlı sayılabileceğinden aslında bir değişiklik ifade etmiyordu.

Gerek ortak bildiride gerek veda konuşmasında Papa’nın eski totaliter rejim zamanında ortadan kaldırılan binlerce kişiden bahsetmesi ve bunlara adeta “soykırım”a uğrayanlar kadar değer vermesi ilginç bir husustur. Sovyetler Birliği’nde, özellikle Stalin zamanında, köylülerin kıtlıktan kıyıma uğradıkları ve Tatarlar, Meşketler ve diğer bazı halkların sürgüne gönderildiği doğru ise de Ermenilerin, normal sayılanların dışında, sıkıntı çektiğini söylemek zordur. Aslında Ermeniler, ülkenin Müslüman halklarının aksine, Sovyet rejimine iyi uyum sağlamışlar, devlet başkanlığına kadar yükselen Nikoyan ile mareşal rütbesini alan Bagramyan gibi rejime hizmet eden kişiler yetiştirmişler ve daima Moskova’nın kayırdığı bir halk olmuşlardır. O itibarla bazı rejim muhaliflerinin tasfiye edilmiş olması normal sayılabilirse de, kitlesel bir şekilde binlerce kişinin ortadan kaldırılmış olmasına inanmak zordur ve bu iddianın, aynen “soykırım” için olduğu gibi, acıma hissi uyandırarak dikkati çekmekten öte bir değer taşımaması gerekir.

Sonuç olarak Vatikan ile Ermeni Gregoryen Kilisesi arasında bir yakınlaşma sağlandığını, ancak bunun bedelini Türkiye’nin ödediği görülmektedir. Basına göre[23] Türkiye, Papa’nın bu tutumuna hem Ankara’da hem de Vatikan’da bir girişim yaparak tepki göstermiş ve Papa’nın Ermenistan’ı mutlu etmek için, sözde soykırımı anıtını ziyaret etmesiyle Türk halkını, Türk Hükümetini hiçe sayıp Türk tarihini karalayan bir tutum sergilemesinden duyduğu üzüntüyü bildirmiştir. Türk-Vatikan ilişkilerinin uzun süre bu olayın etkisi altında kalacağı anlaşılmaktadır.

Tarsus’ta Saint Paul’e atfedilen eski bir kilisenin tekrar ibadete açılması Vatikan tarafından öteden beri istenmekteydi. Türk makamları Vatikan’ın sözde soykırımını tanıyan tutumu ile büyük meblağlar harcanarak restore edilen bu kilise arasında bir bağ kurmayı uygun görmedi ve kilise, Papa’nın Ermenistan ziyaretinden birkaç gün sonra, bir törenle ibadete açıldı.[24]

3. SÖZDE SOYKIRIMINI TANIYAN VE TANIMAYAN DEVLETLER

İsviçre

1995 Yılı Mart ayında milletvekili Angetina Fankhauser mecliste verdiği bir önerge ile İsviçre hükümetinin Ermeni “Soykırımı”nı resmen tanımaya hazır olup olmadığını sormuştu. Aynı yılın Eylül ayında İsviçreli Ermeniler, Parlamentoya bu konuda 5000 imzalı bir dilekçe vermişlerdi. İsviçre’deki Türk dernekleri ise 30 Ocak 1996 tarihinde 4200 kadar imza taşıyan ve Ermenilerin dilekçesine karşı çıkan bir dilekçeyi Parlamentoya sunmuşlardı.25 Türklerin dilekçesinde, kısaca, Yahudilere karşı işlenen holokost suçu ile Ermeni tehciri arasında bir benzerlik bulunmadığı ve Osmanlı hükümetinin Ermenileri ortadan kaldırmak amacıyla hareket etmemiş olduğu için soykırımdan bahsetmenin mümkün olmadığı belirtiliyordu.[26]

İsviçre Ermeni Birliği, İsviçre Ceza Kanununun, soykırımı inkar eden, önemini azaltan veya haklı gören kişilerin hapis veya para cezasına çarptırılacağına dair 261‘inci maddesine dayanarak, söz konusu dilekçeyi kaleme almış bulunan İsviçre-Türk Dernekleri Birliği üyesi on yedi Türk hakkında dava açtı.[27]

Bu arada milletvekili Angelina Frankhauser’in sorusuna İsviçre Hükümetince verilen cevapta “soykırımı” değil “trajik olaylar” sözcükleri kullanıldı ve Ermeniler ile Türkler tarafından verilen yukarıda andığımız dilekçelerin de hükümete bildirilmesi ile yetinen bir karar alındı.[28]

1995 ve 2000 yıllarında yapılan ve sonuçlanmayan girişimlerden sonra İsviçre Parlamentosu 13 Mart 2001 tarihinde, İsviçre’nin sözde Ermeni soykırımını tanımasını öngören bir karar tasarısını üç oy farkla reddetti.[29]

İsviçre Ermeni Birliği tarafından açılan dava 17 Eylül 2001 tarihinde sonuçlanarak, suçlanan 17 Türk beraat etti. Basın haberlerine göre hakim Lienhard Ochsner’in verdiği kararın temelinde Türklerin, söz konusu dilekçeyi verirken, ırkçı bir inanç ile davranmamış oldukları sayı vardı. Hakime göre Türkler Ermenilerin girişimine karşı kültürel kimliklerini savunmak amacı ile hareket etmişlerdi. Diğer yandan Hakim 1915 olaylarını soykırımı olarak nitelendirmekten de kaçındı.[30]
 

Ermenilerin bu davayı açmaktan amacı, İsviçre Parlamentosunun soykırımını kabul etmekten kaçınması karşısında bir mahkemeye bu konuda karar aldırtmaktı. Ancak bu yanlış bir taktikti. Zira bir mahkemenin tarihi araştırma yaparak soykırım olup olmadığına karar vermesi imkansız denebilecek derecede zordu. Bazı etkiler altında böyle bir karar veritse dahi bunun üst yargı tarafından bozulması kesin gibiydi. Diğer yandan İsviçre Parlamentosu Ermeni “soykırımı” hakkındaki kararı kabul etmemiş olduğundan mahkeme için başvuracağı bir referans da mevcut değildi. Savcı Hans George Jester’in Türkleri suçlayacak yerde beraatlerini istemesi daha baştan mahkemenin sonucunu belli etmişti.

Ermeniler bu kararı temyiz ettiler. Ancak bir İsviçre gaze¬tesinin[31] yazdığı gibi, bu mahkeme İsviçre Ermenileri için tam bir yenilgi idi.

Almanya

Almanya’da yaşayan Ermeniler bazı Almanların da katılmasıyla 2000 yılı Nisan ayında Alman Meclisine bir dilekçe vererek Federal Almanya Cumhuriyetinin sözde Ermeni soykırımını resmen tanımasını talep etmişlerdi.

Bu dilekçe Alman Meclisi tarafından işleme konularak Alman Dışişleri Bakanlığından görüş istenmişti. Bu görüşün alınmasından sonra Dilekçe Komisyonu Eylül 2001 ayı içinde toplanarak bu konunun parlamentonun işi olmadığını ve Türkiye’nin duyarlılığının da dikkate alınması gerektiğini belirten ve Türk-Ermeni sivil toplum örgütleri arasında temasların başlamış olduğuna dikkatleri çeken bir karar kabul ederek konuyu kapattı.[32]

Ermeni ve Türk basınında hemen hiç yer almayan bu haber aslında, sözde soykırı¬mının tanınması konusunda, Almanya gibi büyük bir ülkenin tutumunu göstermesi bakımından gayet önemlidir. Alman Meclisi bu hususta yapılan başvuruyu daha dilekçe safhasında reddetmek ve ayrıca konunun parlamentonun işi olmadığını belirtmekle, başta Fransa olmak üzere, İtalya, Belçika ve Yunanistan gibi Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerin parlamentolarından ve bizzat bu birliğin parlamentosundan tamamen ayrı bir tutum almıştır.

Alman Parlamentosu’nun bu tutumu Ermeniler için ciddi bir yenilgiyi ifade etmektedir. Bununla beraber, Almanya’nın Türkiye için büyük önemi dikkate alındığında Ermeni “soykırımı” konusunun, başka şekiller altında, gelecekte tekrar Almanya’da gündeme gelmesini beklemek yanlış olmayacaktır.

Ermenistan’a resmi bir ziyaret yapmakta olan Alman Meclisi Başkan Yardımcısı Antje Vollmer 4 Ekim 2001 tarihinde “soykırım” anıtına giderek bir çelenk koydu. Bu vesileyle gazeteciler ile yaptığı konuşmada sözkonusu çelengi Alman Meclisi ve Alman halkı adına koyduğunu belirterek 1915 olaylarını modern tarihin ilk soykırımı olarak nitelendirdi.33 Ziyaretçiler defterine de milyonlarca kurban için çok üzgün olduğunu yazdı.[34] Almanya’nın Ermeni “soykırımını tanıyıp tanımayacağı hakkında ki bir soruyu ise Almanya’da herkesin Ermeni “soykırımı” bildiğini, Almanların kendileri tarafından işlenen suçları yıllardır tartıştığını, Ermenistan ve Türkiye’nin de eski cinayetler hakkında aralarında bir dialog başlatacaklarını umduğunu ifade etti.[35]

Bayan Antje Vollmer Yeşiller Partisi mensubu olup bu parti son seçimlerde oyların %6’sını almıştır. Hal böyle iken adıgeçenin Alman Meclisi ve Alman halkı adına hareket ettiğini söylemesinin doğru olmadığı açıktır.

Bilindiği üzere Almanya’da aşırı sol çevrelerde ve Yeşillerin pek çoğunda, sistematik denebilecek bir şekilde, Türkiye aleyhinde hareket ve girişimler mevcuttur. Bayan Antje Vollmer’in yetkilerini aşan söz ve davranışları bu çerçevede değerlendirmelidir.

Rusya

Rus Duma’sı 15 Nisan 1995 tarihinde sözde Ermeni soykırımını tanıyan bir karar kabul etmişti. Buna karşın Duma aynı konudaki bir önerinin görüşülmesini 14 Şubat 2001 tarihinde ret etmiş ancak 1995 tarihli karar yürürlükte kalmıştı.[36] Rus hükümeti ise bu konuda bir tutum almamıştır.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin Ermenistan’a yaptığı ziyaret sırasında, 15 Eylül 2001 tarihinde, Erivan’daki “soykırım” anıtına da giderek ziyaretçi defterine şunları yazdı:
“Rusya her zaman Ermeni halkının acı ve trajedilerine karşı duyarlı olmuştur. Soykırım kurbanlarının anısı önünde saygıyla eğiliriz.” Ayrıca Putin ve eşi Ludmila anıta bir çelenk koyarak bir de ağaç diktiler.[37] Putin, Erivan Üniversitesini ziyareti sırasında da bir soruya verdiği cevapta 1915 olaylarını soykırım olarak tanımladı.[38]

Rus Duma’sının 1995 yılında aldığı karar bir tavsiye niteliğinde olduğundan önemi sınırlıydı. Ancak devlet başkanının bu konuda açıkça tutum alması durumu değiştirmekte ve Rusya’yı soykırımını tanıyan devletler arasına sokmaktadır. Buna mukabil, Fransızların yaptığı gibi, Putin’de sözde Ermeni soykırımı ile günümüz Türkiye’si arasında (şimdilik) bir bağ kurmamakla, Türkiye Rusya ilişkilerinin zarar görmemesini sağlamaya çatışmıştır.

Polonya

Polonya Cumhurbaşkanı Alexander Kvashnewski Ermenistan’ı resmen ziyareti sırasında, 15 Kasım 2001 tarihinde “soykırım” anıtını ziyaret ettikten sonra deftere şunları yazdı: “Ermeni soykırımının acısını gayet derin olarak hissediyoruz. Nerede olursa olsun insana ve millete karşı yapılmış bu tür trajedilerin, cinayetlerin ve barbarlığın tekrarlanmasına izin vermeyeceğinize eminim.”[39]

Polonya Cumhurbaşkanı aynı gün Erivan Üniversitesinde öğrenci ve okutmanlarla görüşmesi sırasında “soykırımı” anıtına yaptığı ziyaretin resmi ziyaretinin en önemli kısmını teşkil ettiğini, bugün esas sorunun Türk-Ermeni ilişkilerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi. Kwasniewski Polonya Parlamentosunun Ermeni soykırımını tanıması hakkında bir kanun kabul edeceğine dair garanti veremeyeceğini de belirterek “gerçeklerle yüzleşmek zamanıdır ve Türk dostlarımı gerçeği söylemeye çağırıyorum.” dedi. Adı geçen ayrıca “soykırım sorununun tarihi bir problem olarak derhal çözülmesi gerektiğine inanıyorum.” ifadelerinde bulundu.

4. KARABAG KONUSUNDA GELİŞMELER

Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Başkanı Liechtenstein Dışişleri Bakanı Ernest Walch, Konseyin Parlamentosu Başkanı Lord Russell-Johnston ve Genel Sekreter Walter Schwimmer 24 Ağustosta yayınladıkları bir bildiride, meşru olmayacakları için, Karabağ’da yapılacak mahalli seçimlerden, vazgeçilmesini istediler.

Bildiride Azerbaycan ve Ermenistan’ın Avrupa Konseyine üye olurken Karabağ sorununu siyasi yollardan ve barışçı bir şekilde çözümü hususunda taahhütte bulundukları hatırlatıldıktan sonra çözüm çabalarına engel olmanın Karabağ çıkarlarına yaramayacağı ifade edildi. Bildiride ayrıca Minsk gurubu çalışmalarına destek verildi ve Avrupa Konseyinin çözüm arayışları için barış sürecine katkıda bulunmaya hazır olduğu ifade olundu.[40]

İslam Konferansı Örgütü’de yayınladığı bir bildiride Karabağ’da yapılacak mahalli seçimlere karşı çıktı ve Ermeni kuvvetlerinin işgal edilmiş yerlerden çekilmesini, Azerbaycan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini ve Ermenistan-Azerbaycan anlaşmazlığının barışçı müzakerelerle ve Birleşmiş Milletler, AQIT ve İslam Konferansı Örgütü kararları[41] dikkate alınarak çözülmesini istedi.

Buna karşın ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher sözkonusu mahalli seçimlerin müzakere süreci üzerine etkisi olacağına inanmadıklarını ifade ederek[42] Avrupalılardan ayrı bir tutum aldı.

Gerek Ermenistan gerek Karabağ yetkilileri Avrupa Konseyinin söz konusu bildirisine karşı çıktılar. Karabağ’da mahalli seçimler öngörüldüğü tarihte, 5 Eylül 2001’de, yapıldı. Bu seçimler, tahmin olunduğu gibi, başkan Gukasyan taraftarlarınca kazanıldı.[43]
 
 
Avrupa Konseyi Meclis Başkanı Lord Russell-Johnston’un 9 Eylül 2001 tarihinde Ermenistan’ı ziyareti sırasında “bir çözüm bulunana kadar uluslararası hukuk ve anlaşmalara göre Karabağ işgal edilmiş bir topraktır.”[44] sözleri Ermenistan’da büyük memnuniyetsizliğe yol açtı. Lord Russell-Johnston’un Avrupa Konseyinin Karabağ sorununun çözümüne daha aktif bir şekilde katılmasını arzu ettikleri yolundaki ifadelerine cevaben Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan, halen Minsk Grubu eş başkanlarının, Ermenistan’ın ve Karabağ’ın Avrupa Konseyi’nin Karabağ sorununun çözümüne katkı yapmasına ihtiyaç duymadıklarını söyledi.[45] Oysa Avrupa Konseyi’nde, AGIT üyelerinin hemen tamamı ve ABD hariç, diğer iki eşbaşkan olan Fransa ve Rusya ve ayrıca anlaşmazlığın taraftarı olan Ermenistan ve Azerbaycan’ın üye oldukları düşünüldüğünde bu teşkilatın Karabağ sorunu ile ilgilenmesi gayet normaldir.

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in 15 Eylül 2001 tarihinde Ermenistan’ı ziyareti sırasında, Başkan Koçeryan’ın kendisine Karabağ sorunu ile ilgili olarak “Rusya’nın aktif katkısı olmadan bu sorunun çözülmesi açıkça imkansızdır.” sözlerine karşılık olarak, Rusya’nın müzakere sürecinde olumlu bir rol oynamaya hazır olduğunu ifade etmekle beraber, “sorunun çözümü sadece Ermenistan ve Azerbaycan’ın elinde bulunmaktadır” demesi ve daha sonra da “Dağlık Karabağ sorunu sizin sorununuzdur ve bunu siz çözeceksiniz”[46] sözleriyle bu fikrini vurgulaması Karabağ sorunu konusunda Rusya’yı tamamen kendi saflarında görmek isteyen Ermeniler için hayal kırıklığı yarattı.

Bir süreden beri Minsk Grubunun pek aktif olmaması, Başkan Aliyev’in eleştirilerine neden oldu. Aliyev “maalesef AGIT kendi kabul ettiği ilkeleri ihlal ediyor. Bizim (Ermenistan ve Azerbaycan) müzakere edip anlaşmaya varmamızı telkin ediyor. Neyin üzerinde anlaşacağız? Ermenistan bizim topraklarımızı işgal ettiğine ve çekilmek istemediğine göre ne üzerinde anlaşacağız? Ya Minsk Grubu bu konuda ilkelere dayanarak bir tutum alır ya da biz savaşa başlar ve topraklarımızı işgalden kurtarırız. AGIT kesinlikle savaşa karşı. Biz de sorunun barışçı yollarla çözümüne inanıyoruz. Ancak çözülmüyor.”[47] Karabağ sorununun, gerekirse, kuvvet kullanarak çözümleneceğine dair bu sözler Azerbaycan’ın diğer yetkilileri tarafından da sıkça dile getirilen bir husus oldu.

Minsk Grubunun üç eşbaşkanı 4 Kasım’da Bakü’yü, 5 Kasım’da Stepanakert’i ve 6 Kasım’da Erivan’ı ziyaret ederek başkan Aliyev, Koçeryan ve Gukasyan Ile görüştüler.

Aliyev’in eşbaşkanlarla yaptığı görüşmenin başlangıcı televizyondan verildi. Aliyev uzun konuşmasında kendisinin ve eşbaşkanların “Ermeni-Azeri-Karabağ ihtilafını” barışçı yollardan çözmek gibi bir tek amaçları olduğunu, kurulalı 9 yıl olmakla beraber Minsk Grubunun sorunu hala çözemediğini söyledi. Böylelikle grubun başarılı olamadığına değindi.

Aliyev, Ermeni—Azeri ihtilafında tarafların eşit koşullara sahip olmadıklarını ifadeden sonra” “Ermenistan, Azerbaycan topraklarını işgal etti. Bir milyon mülteci zor durumda yaşıyor. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ihlal edilmiştir. Ermenistan, Azerbaycan toprakları üzerinde, ilhak etmek veya bu topraklara bağımsız statü vermek yoluyla, hak iddia etmektedir” sözleriyle Azerbaycan’ın tutumunu açıklıkla ortaya koydu.[48]

Koçeryan ve Gukasyan benzer şekilde kamuoyuna açık toplantılar yapmadıklarından eşbaşkanlara ne söylediklerini öğrenmek mümkün olamadı.

Basın haberlerine göre eş-başkanlar Karabağ sorununun çözümü için yeni öneriler getirdiler. Bunların ne olduğu açıklanmamış olmakla beraber, esas itibariyle, Paris ve Florida (Key West)’da[49] varılan muta¬bakatın değiştirilmiş bir şekli olduğu basında yazıldı.[50] Bir habere göre yeni teklifler arasında Ermeni kuvvetlerinin Karabağ haricindeki Azerbaycan topraklarından çekilmeye başlaması da vardı.[51]

Minsk Grubu eşbaşkanları bölgeden ayrılırken yayınladıkları ortak bildiride, özetle, Karabağ konusunda tarafların tutumlarını birbirlerine yaklaştıracağına inandıkları “yeni fikirleri” Ermenistan ve Azerbaycan başkanlarına sunduklarını ve anlaşmazlığa çözüm bulmak sorumluluğunun iki başkana ait olduğunu ifade ettiler. Ayrıca, askeri yollarla bir çözüm bulunması hakkındaki çağrıların kabul edilebilir olmadığı ve çarpışmaların tekrar başlamasının yalnız iki ülke için değil fakat tüm Kafkasya için kötü sonuçlar doğuracağını vurguladılar.[52]

Grubun Fransız eşbaşkanı Philippe De Surmain, bir soruya cevaben, Karabağ sorununa Türkiye ve Iran dahil bölgedeki diğer ülkelerin çıkarları dikkate alınmadan çözüm bulmanın imkansız olduğunu söyledi.[53] Bir habere göre, Karabağ ile ilgili görüşmelerin Türkiye’ye bildirilmesi hususunda Fransa ve Rusya arasında görüş ayrılığı vardır. Fransa bu bilgilerin Türkiye’ye verilmesini isterken Rusya bunun aleyhindedir.[54]

Başkan Aliyev ve Koçeryan 29 ve 30 Kasım tarihlerinde bağımsız devletler topluluğu Doruk Toplantısı münasebetiyle Moskova’da bir araya geleceklerdir.[55] Başkanların bu buluşmadan yararlanarak Karabağ sorununu görüşecekleri ümit edilmektedir.

5.TÜRK-ERMENİ BARIŞMA KOMİSYONU

Türk-Ermeni Barışma Komisyonu ikinci toplantısını İstanbul’da, 23–25 Eylül tarihlerinde yaptı.[56]

Komisyon üyeleri kendi aralarında yaptıkları görüşmelerden başka Türkiye’den bazı aydınlar, üniversite ve medya mensupları, işadamları vb ile görüşerek Türk Ermeni ilişkileri hakkında çeşitli görüşleri dinlediler. Bu arada Komisyonun Ermeni üyelerinin sözde soykırım hakkında duydukları bazı görüşlerden memnun kalmadıkları Türkiye’deki Ermeni basınında yer aldı.[57]

Bu toplantıdan önce olduğu gibi[58] sonra da Ermeni Diasporası ve daha az ölçüde Komisyon’un aldığı kararlar arasında en önemli görülen hususlar, Komisyon’un Ermeni üyelerinin sayısının arttırılması, Komisyon için bir sekretarya kurulması, bir Web sitesi açılması ile Uluslararası Geçiş Hukuku Merkezi’nin, Uluslararası Barış Modellerini de içeren hukuksal konular üzerinde bir seminer düzenlemeye davet edilmesi vardır.

Ermenistan basını l3arışma Komisyonunu şiddetle eleş¬tirmeye devam ettiler. Bu meyanda Avrupa’daki başlıca Ermeni kuruluşlarını bir araya getiren “Avrupa Ermeni Birlikleri Forumu” Komisyonun Ermeni üyelerini istifaya davet etti [59] Komisyon’un Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edildiğine dair iddialar ortaya atıldı.[60]

Bu eleştirilerin odağında görevleri arasında sözde Ermeni soykırımı bulunmayan Komisyon’un “soykırım”ın uluslararasınca tanınması sürecini durduracağı veya erteleyeceği endişesi vardır. Buna örnek olarak ise Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilgili olarak aldığı son karara “soykırım” hakkında bir madde eklemeyi kabul etmemesi ve Alman Meclisinin sözde soykırımın tanınması ile ilgili bir dilekçeyi işleme koymaması gösterilmektedir.[61]

Amerika’daki en büyük Ermeni kuruluşu olduğunu iddia eden Amerika Ermeni Asamblesi (Armenian Assembly of America)’nin Komisyonu tamamen desteklemesi rakip kuruluş olan Taşnak Partisinin uzantısı Ermeni Milli Komitesi (The Armenian National Committee)’nin itiraz ve eleştirilerine neden olmaktadır. Bu iki kuruluş arasındaki çekişmenin bu yıl Amerikan Kongresi’ne sözde soykırımı hakkında bir karar tasarısı verilememesinin nedeni olarak görülmektedir.[62] Oysa Komisyon’un bir Ermeni üyesinin dediği gibi “11 Eylül terörist saldırısından sonra kimse bu konuyu (sözde soykırımını) Kongre’ye getirmeyi düşünemez. Türkiye, ABD’nin Orta Doğu’daki stratejik çıkarlarının gerçekleşmesi için yeniden anahtar ülke olmuştur”[63]
   
 
Diğer yandan, gelecek bahiste görüleceği üzere, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ilerleme raporu için kabul ettiği kararda Barışma Komisyonu girişimlerinin, ilişkilerin normalleştirmesinde götürebileceğini ifade ile bu Komisyon’a önemli bir yer vermesi, Komisyona karşı yapılan eleştirilere iyi bir cevap teşkil etmiş ve ayrıca Amerika Ermeni Asamblesinin Taşnaklara karşı bir başarısı anlamına gelmiştir.

Komisyon’un Ermeni üyeleri, bu şiddetli eleştiri ve yermelere rağmen, çalışmaya devam ettiler ve Komisyon üçüncü toplantısını New York’ta 18–21 Kasım 2001 tarihleri arasında yaptı.

6. AVRUPA PARLAMENTOSU VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI

Avrupa Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı ile ilgili ilk kararı 18 Temmuz 1987 tarihini taşır.

Parlamentoyu bu konu ile ilgilenmeye yönelten hususların başında Türkiye’nin 14 Nisan 1987 tarihinde tam üyelik için Avrupa Birliğine başvurması ve bunu fırsat olarak gören Diaspora Ermenilerinin kendi “davaları” hususunda bir karar alınması için Parlamentoya baskı yapmaları ve Parlamento’nun da Ermenilerin terörizmi 1985 yılı itibariyle durdurulmuş olmalarını dikkate alarak onlara faaliyetlerini siyasi alanda sürdürmelerine imkan tanımak istemeleri gelmektedir. .

Kararın içeriğine gelince bu uzun metinde iki önemli husus vardır. Bunlardan birincisi Parlamentonun 1915–1917 olaylarını bir soykırım olarak kabul etmesidir. İkincisi ise Türkiye’nin soykırımını tanımamayı sürdürmesi halinde bunun Avrupa Birliğine alınmasına engel oluşturacağının belirtilmesidir. Bunun yanında kararda günümüz Türkiye’sinin sözkonusu olaylardan sorumlu tutulamayacağı ve Türkiye’nin soykırımını tanımasının siyasi, hukuki ve maddi talepler doğurmayacağı ve ayrıca Ermeni terörizminin kınandığı hususları da yer almıştır. Türkiye’nin adaylık başvurusu bir sonuca bağlanamayınca Parlamentonun bu kararı önemini kaybetmiş ve Ermenilerin yararlanamadıkları bir metin haline dönüşmüştü.

Türkiye’nin adaylığın 1999 yılı Helsinki zirvesinde kabul edilmesiyle beraber “soykırım” konusunun Avrupa Birliği içinde işlenebilmesi olasılığı tekrar belirmiş ve nitekim Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin ilerleme raporu hakkında 15 Kasım 2000 tarihinde kabul ettiği bir karara, uzun tartışmalardan sonra ve az sayılabilecek bir oy farkıyla, Ermeni “soykırımı” ve Ermenistan ile ilişkiler hakkında iki madde konmuştur.[64]

Bu maddelerin çevirisi şöyledir:

Avrupa Parlamentosu 

“10. Türk toplumunun önemli bir kesimini oluşturan Ermeni azınlığına yeni bir destek vermesi ve özellikle modern Türk devletinin kurulmasından önce bu azınlığın acısını çektiği soykırımının açıkça tanınması için Türk hükümetine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunur.”

“21. Bu bağlamda (Türkiye’nin Kafkas ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirmek bağlamı), özelikle iki ülke arasında normal diplomatik ve ticari ilişkilerin tekrar kurulması ve mevcut ambargonun kaldırılmasına yönelik olmak üzere Ermenistan ile bir diyalog başlatması için Türk hükümetine çağrıda bulunur.”

Bu maddelerin içerdiği bazı yanlışlıklar ve özellilikle tutarsızlıklar üzerinde durmayacağız. Ancak sözde soykırımdan sadece Türkiye’deki Ermeni azınlığının etkilenmiş olduğu anlamına gelebilecek ifadelerin Diaspora’da ciddi rahatsızlık yarattığını belirtelim.

Bu konuda ilginç olan bir husus da, 1987 yılı kararının aksine, bu kararda Türkiye’nin soykırımı tanımamasının Avrupa Birliğine girmesini engelliyebileceğine dair bir ifade bulunmamasıdır. Ayrıca bu karar 1987 yılı kararına atıfta da bulunmamıştır.

Bu yılki ilerleme raporu hakkında hazırlanan karar tasarısında Ermeni sorunu ve Ermenistan hakkında birer madde olduğu görülmüştür. Bu maddelerin çevirisi şöyledir.

Avrupa Parlamentosu 

“31. Türkiye’den ve Ermenistan’dan bir grup eski diplomat ve bilim adamı tarafından, geçmiş hakkında ortak bir anlayışa varılmak amacıyla ortaya atılan sivil girişimi destekler; bu girişimin diğerleriyle birlikte, ilgili iki toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sonucu vereceğine inanır; “

“32. Bu bağlamda, Kafkas bölgesinin tamamında istikrara uygun bir hava yaratılması için gerekli önlemleri ivedi olarak almasını Türkiye’den ister; Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki diyalogun tekrar tesisi için daha aktif bir rol üstlenmesini Türkiye’den talep eder ve Ermenistan’a uygula¬nan ambargonun kaldırıl¬masının bölgenin barış koşullarına kavuşması için ilk somut adım olabileceğini düşünür”

Görüldüğü üzere bu maddelerde soykırımdan bahis yoktur. Parlamento’nun bu konuda evvelce aldığı ve yukarıda değinilen kararlara atıfda yoktur. Bu şekliyle Avrupa Parlamentosu, 1987’de soykırımını tanımak ve Türkiye’ye tanıtmak gibi bir tutumdan soykırım iddialarını dikkate almayan bir tutuma doğru gerilemiştir. Bunda Avrupa Birliğine üye olmak yolunda esasen bir çok sorunu olan Türkiye’nin önüne, neredeyse bir asır önce yaşanmış bir olayı soykırımı olarak tanımlayarak yeni bir engel çıkartmamak isteği rol oynamış olabileceği gibi, 11 Eylül saldırılarından sonra stratejik önemi çok artmış olan Türkiye’yi geçmişe ait bir olayla sıkıntıya sokmamak düşüncesi de etki yapmış olabilir.

Soykırımdan hiç bahsetmemesinin yanında, şiddetle tenkit edilen Barışma Komisyonuna Türkler ve Ermeniler ve ayrıca Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi gibi önemli bir işlev tanınması da Ermenilerin eleştirmelerine neden oldu. Avrupa Parlamentosundaki Ermeni yanlıları bu maddelerin değiştirilmesi için değişiklik önerilerinde bulundular. Ancak yapılan oylamalarda bu öneriler, Ermeniler için hezimet teşkil edercesine, büyük oy farkı ile reddedildi.[65]

7. 907. BÖLÜM

Amerikan Kongresi’nce 1992 yılında kabul edilmiş olan Özgürlüğü Destekleme Kanunu’nun 907. bölümü şu hükmü içermektedir: “Azerbaycan hükümetinin Ermenistan ve Yukarı Karabağ’a karşı tüm ambargoları ve diğer saldırgan kuvvet kullanımlarını kaldırmak için kanıtlanabilir adımlar attığı Başkan tarafından belirlenip Kongre’ye rapor edilinceye kadar bu kanun veya herhangi bir diğer kanun gereğince Azerbaycan hükümetine Birleşik Devletler yardımı yapılamaz”

Ermenistan’ın saldırısına maruz kalıp topraklarının yüzde 20’sini kaybeden ve bir milyon civarında mültecinin çeşitli sorunları ile uğraşmak durumun¬da bulunan Azerbaycan’a, Er¬menistan’a ekonomik ambargo uyguladığı gerekçesiyle, Amerikan yardımı yapılmamasını ön¬gören bu maddenin bir adaletsizlik simgesi olduğunda şüphe yoktur. Bu madde saldırganın tarafını tutmakla onu yüreklendirmekte ve uzlaşmaz bir tutum sürdürmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle sözkonusu maddenin Minsk Grubu tarafından yürütülen barış sürecine olumsuz bir etki yaptığını söylemek mümkündür.

Amerika’nın Azerbaycan politikasına ciddi engeller getiren bu maddenin kaldırılması için Amerikan hükümetlerince sarfedilen çabalar, etnik grupların etkisine çok açık olan Kongre’nin direnmesi nedeniyle geçen yıllarda başarılı olamamıştı. Gerçekten de Amerikan Kongresi’nde bazı iç siyaset hesaplarının devletin dış siyaset çıkarlarına üstün tutulduğu birçok örnek vardır. Mesala 1970’li yıllarda Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu bu meyandadır.

11 Eylül 2001 tarihinde New York’ ve Washington’da meydana gelen büyük terörist saldırı, Azerbaycan’ın terörizmle mücadeleye katkıda bulunmasını sağlamak açısından, 907. bölümün kaldırılmasını tekrar gündeme getirdi. Bu konudaki haberlerin yayılması üzerine Ermenistan Başkanı Koçeryan Başkan Bush’a 9 Ekim 2001 tarihinde bir mektup göndererek 907. bölümünün kaldırılmasının veya bu bölümdeki hükümlerin hafifletilmesinin Karabağ sorununun çözümü için sürdürülen barış sürecine zarar vereceğini ifade etti.[66]

Ermenistan Devlet Başkanının bu girişimi etkili olamadı ve Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell Kongre’ye Başkan adına 15 Ekim 2001 tarihinde bir mektup göndererek Azerbaycan’ın hava sahasını ve hava üslerini Amerika’nın yararlanmasına açtığını ve ayrıca istihbarat bilgilerini paylaşmayı kabul ettiğini belirterek 907. bölüm ile Azerbaycan’a yardım için konan yasağın kaldırılmasını istedi.[67]
   
 
Konu Senato’da görüşülmeye başlamadan önce Amerika’daki Ermeni kuruluşları 907. bölümün değiştirilmemesi için yoğun bir kampanya düzenlediler.68 Buna karşın Musevi asıllı tanınmış bazı kişiler ile önde gelen Musevi kuruluşları bu bölümün kaldırılması veya yumuşatılması yönünde faaliyet gösterdiler.[69] Böylelikle Azerbaycan’a yapılacak yardım konusunda Amerika’daki iki önemli etnik lobi karşı karşıya geldi.

Senato 907. bölümünde bazı değişiklikler yapılmasını 25 Ekim 2001 tarihinde kabul etti.

Buna göre Amerika Başkanı, terörizme karşı mücadeleye destek verilmesi ve ABD ve müttefikleri silahlı kuvvetlerinin harekata hazır edilmesi için gerekli olduğu taktirde ve ayrıca Azerbaycan’ın sınır güvenliği için önemli ise 907. bölümü uygulamayabilecektir. Ancak bu uygulamama Karabağ sorununun barışçı çözümü gayretlerini engellemeyecek ve Ermenistan’a karşı saldırı amacı için kullanılamayacaktır. Bu değişiklik 31 Aralık 2002’ye kadar geçerli olacak ve Amerikan Başkanı yukarıdaki hususları teyit ettiği taktirde her yıl yeniden yürürlüğe konabilecektir.[70]

Senato bu değişikliğin yanında Ermenistan’a toplam 4,6 milyon Dolarlık bir askeri yardım yapılmasını da kabul etmiştir.71 Bu hareketin, ciddi bir düş kırıklığı yaşayan Ermenileri kısmen olsun teselli etmeye yönelik olduğu görülmektedir.

Böylelikle Azerbaycan Ermenistan’a uygulamakta olduğu ekonomik ambargoyu kaldırmadan, bazı kurallara bağlı kalarak da olsa, Amerika’dan yardım almak olanağını elde etmiştir.

Senatonun yaptığı bu değişiklikler 14 Kasım 2001 tarihinde Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinden oluşan bir ortak komitede ele alındı ve Ermeni yanlısı üyelerin ısrarı ile, Amerikan yardımının Kafkasya’da ki Ermeni toplumlarına karşı da kullanılamayacağına dair kanuna bir ilave yapıldı.[72] Kafkasya’daki Ermeni toplumları tasrih edilmemiş olmakla beraber Karabağ’ın kastedildiği açıktır.

,Amerikan yardımının Ermenistan’a veya Karabağ’a karşı kullanılması esasen sözkonusu olmadığına göre bu değişiklik, Azerbaycan’ın bundan böyle Amerikan yardımı alacak olmasını etkilemez.
 

8. BAKÜ-CEYHAN PETROL BORU HATTININ ERMENİSTAN’DAN GEÇMESİ

Bakü-Ceyhan petrol boru hattının, daha ekonomik olacağı mülahazasıyla, Ermenistan’dan geçilmesi için Amerikan Kongresi’nde başlatılan girişimler,[73] bu hat Ermenistan’dan geçmediği taktirde Amerikan Export-Import Bankasının hatla ilgili kredi vermesini önleyen bir teklife dönüşmüştü.

Bu teklif, Ermeni taraftarı Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Joseph Crowley’in adına izafeten “Crowley Değişik Teklifi” başlığı altında Temsilciler Meclisi Mali Hizmetler komitesinde görüşülmüş ve 31 Ekim 2001 tarihinde yirmiye karşı yirmi dört oy ile reddedilmişti r. [74]

Türkiye ile Azerbaycan’ın Ermenistan ile derin bir anlaşmazlığı olduğu bir ortamda, sözkonusu petrol boru hattının Ermenistan’dan geçmesi için ısrar etmenin, geçmediği taktirde bu projeye kredi verilmesini önlemeye çalışmanın ekonomik değil siyasi bir yaklaşım olduğu ve Ermenistan’ın Türkiye ile Azerbaycan’a karşı güttüğü husumet politikasından ilham aldığı açıktır. Bakü-Ceyhan Petrol Boru hattı inşa edilmediği taktirde sadece Türkiye ve Azerbaycan değil, Amerikan şirketlerinin de önemli gelir kaybına uğrayacakları belli iken, diğer bir deyimle Amerikan çıkarlarının da zedeleneceğinden şüphe bulunmaz iken Mali hizmetler Komitesi’nin bu konudaki teklifi ancak dört oy gibi küçük bir farkla reddetmesi Amerika’da etnik kökenli baskı gruplarının kendi çıkarları için milli çıkarları gözardı etmekte bir sakınca görmediklerinin kanıtını oluşturmaktadır.

9. ERMENİ TERÖRİSTLERİ

Ermeni teröristler 1973–1984 yıllarında aralarında büyükelçi başkonsolos ve askeri ataşelerin de bulunduğu 34 Türk diplomatını ve diğer görevlilerini katletmişlerdi. Ermeni çevrelerinin sözünü etmemeye özellikle dikkat gösterdiği ve Türk basınının da artık pek değinmediği bu cinayetler, maalesef, unutulmaya başlanmıştır.[75] Oysa bugün Ermeni Sorunu dendiğinde, 1915 olayları bahane edilerek işlenmiş olmaları nedeniyle, akla ilk gelmesi gereken bu cinayetlerdir.

 
 
 
Söz konusu cinayetlerin faillerinden bazıları kaçmış bazıları da yakalanarak çeşitli ülkelerde hapse mahkum olmuşlardır. Ermeniler bu kişileri bir katil değil bir kahraman gibi görmeye ve göstermeye çalışmışlar ve serbest kalmaları için devamlı gayret içinde olmuşlardır. Bunun en iyi örneğini bu yıl Orly katliamı katillerinden Varujan Garbidyan (veya Garabetyan) adındaki kişinin Fransa tarafından serbest bırakılması oluşturmuştur.

15 Temmuz 1983 tarihinde Paris’in Orly havaalanında Türk hava Yolları bürosu önünde bir bavul içine konmuş olan bomba patlayarak civarda bulunan 8 kişinin ölmesine ve 50 kadarının da yaralanmasına neden olmuştu. Bu kişilerden dördü Fransız, ikisi Türk, biri Amerikalı, biri de, Isveçli idi. Bu olayı işleyen üç Ermeni yakalanarak yargılanmışlar ve 2 Mart 1985 tarihinde mahkum olmuşlardır. Bunlar arasında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan tek kişi olan Garbidyan 22 Nisan 2001 tarihinde Val du Marne mahkemesince serbest bırakıldıktan sonra Ermenistan’a gitmiş ve 24 Nisan’da sözde soykırımını anma törenlerine katılmıştır.[76] Garbidyan’ın neye dayanılarak serbest bırakıldığı açıklanmamış olmakla beraber, adıgeçenin avukatlarının ifadelerine göre Ermeni “soykırımı”nın Fransa tarafından tanınması bunda başlıca etken olmuştur.[77] Ermenistan, vatandaşı olmamasına rağmen Qarbidyan’ı topraklarına kabul etmiş, Erivan belediyesi kendisine ev vermiş ve iş bulmuştur.[78]

“Fransa 1915 Ermeni Soykırımını açıkça tanır” şeklinde bir cümleden ibaret olan Fransız kanununun bir katilin serbest bırakılmasına temel teşkil edecek şekilde yorumlanması şaşırtıcıdır. Bu mantık kabul edildiği taktirde sözde soykırımı ileri sürerek gelecekte Türkleri öldürecek Ermenilerin de, bir süre sonra dahi olsa, serbest bırakılacakları sonucuna varılmaktadır. Böyle bir düşüncenin hukuk ve adalet kavramları ile ilgisi olmadıktan başka, olası cinayetten teşvik unsurunu da taşıdıklarını kabul etmek gerekir.

Ermenistan’a gelince daha önce bazı diğer katiller için olduğu gibi, Garbidyan’ı kabul etmek, ev ve iş vermek ve sözde soykırımı törenlerine iştirak ettirmek gibi, bilinçli olmaktan çok tahrik amacını taşıyan hareketlerle Türkiye ile olan anlaşmazlıklarının dosyasını daha da kabartmakta ve çok istediği diplomatik ilişkiler kurulmasından daha da uzaklaşmaktadır.

Fransa ömür boyu ceza almış bir kişiyi hapisten çıkarmak için olmadık bahanelere başvururken Amerika’da tamamen tersi bir olay yaşanmaya başlanmıştır.

Harry (Hampig) Sassunyan adlı bir Ermeni 28 Ocak 1982 tarihinde Los Angeles’te Türkiye Başkonsolosu Kemal Arıkan’ı katletmişti. Katil ömür boyu hapse mahkum olmuş ve yıllar süren temyiz davasında geçen yıl alınan kararda, ömür boyu hapis cezası teyit edilmekle beraber, cinayetin maktulun milli kökeni (yani Türk olması) nedeni ile işlendiğine dair ‘özel koşul” kabul edilmemiştir.[79] Bu karar, 19 yıldır hapiste yatmakta bulunan Sassunyan’ın şartlı tahliyeden yararlanmasına olanak tanıyordu.

Los Angeles Bölge (County) savcısı Steve Cooley, Sassunyan’ın şartlı tahliyesini önlemek için tekrar dava açmayı deneyeceğini söyledi. Savcı özel koşulları yani merhum Başkonsolos Arıkan’ın sadece Türk olduğu için katledildiğini yeniden kanıtlamak istediklerini özgün bir toplumda bir millet veya etnik gruba mensup kimselerin bir başka millet veya etnik gruba terörizm uygulamasının kabul edilemeyeceğini “ifade etti.[80]

10. DİĞER GELİŞMELER

Amerika Birleşik Devletlerinde eyalet meclislerinin, eyalet valilerinin ve belediye başkanlarının, seçmenlerine hoş görünmek için, onların istedikleri yönde beyanlarda bulunmaları, bildiriler yayınlamaları adettendir. Özellikle Ermeniler bu durumdan yararlanarak sözde soykırımını tanıyan bazı kararların eyalet parlamentolarından geçmesini sağlamışlardır.
 

Amerika’daki Türkler genellikle bu imkandan pek yararlanmaz iken 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle bazı anma günü kararları alındığı görüldü. Alabama Eyaleti Valisi Don Siegelman 30 Ağustos gününü “Kurtuluş, Egemenlik ve Bağımsızlık Yolunda Türklerin Yaşadığı Trajediyi Anma Günü”.[81] Connecticut Eyaletinin Hartford şehri Belediye Başkanı Michael P. Feters 30 Ağustos’u “Türkiye’nin Zafer Bayramını Kutlama Günü”[82] Connecticut Valisi John G. Rowland aynı günü “Türk Zafer Bayramını Connecticut Eyaletinde anma günü” olarak ilan etti.[83]

30 Ağustos sözkonusu olduğu için Amerika’daki Yunan lobisini bu kararlara karşı harekete geçirdi. Ermeniler ise, kendilerini doğrudan ilgilendiren bir durum olmamakla beraber, Türkiye ve Türklere karşı besledikleri kin ve düşmanlık duygularının etkisi altında sözkonusu kararlara karşı çıktılar. Bu konudaki girişimler Taşnak Partisinin bir uzantısı olan Ermeni Milli Komitesi tarafından yapıldı. Ermeni ve Yunanlıların müştereken yürüttükleri bu kampanya kısa sürede başarılı oldu Yapılan girişimler sonunda Hartford şehri Belediye Başkanı Peters kararından birkaç gün sonra, 5 Eylül’de vazgeçerek özür diledi.[84] Alabama Valisi Siegelman ise önce Siyasi Direktörü aracılığı ile, içerdiği “tarihi hatalar” nedeniyle, yaptığı beyanı geri aldığını belirtirken[85] daha sonra bu hususu kendi imzası ile teyit etti.[86]

Son olarak 30 Ağustos’u “Türk Zafer Bayramı’nı Connecticut Eyaletinde Anma Günü” olarak ilan eden Eyalet Valisi John G. Rowland’da tarihi hataları ileri sürerek kararını iptal etti.[87] Valinin bürosundan bu konuda Avrupa Ermeni Milli Komitesine gönderilen mektupta Valilige her yıl binlerce gün ilan edilmesi veya konuşma yapılması hakkında talep geldiği ve bunları yerine getirirken tartışmalı durumlardan kaçınıldığını belirtti ve Connecticut Eyaleti Ermeni ve Yunan cemaatlerinden özür diledi.



[1] Armenia This Week, 21 Eylül 2001.
[2] Armenpress Political, 21 Eylül 2001
[3] Armenpress Political, 21 Eylül 2001.
[4] Arjantin, Belçika, Fransa, İtalya, Kanada, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lübnan, Rusya, Uruguay, Vatikan, Yunanistan.
[5] Avrupa Parlamentosu.
[6] Dergimizin 2. sayısında yer alan Erich Feigl’ın “Ermeni Milli Kilisesinin Zafer ve Trajedisi” başlıkla yazısı Ermenistan’ın 301 yılında hıristiyanlığı kabul etmiş olmasının mümkün bulunmadığını açıklamaktadır.
[7] Press Release. Mother See of Holy Etchmiadzin, 23 Eylül 2001.
[8] RFEİRL Armenia Report 19 Eylül 2001.
[9] Zerkalo (Bakü) 25 Ekim 2001.
[10] La Lettre de L’UGAB, 10 Kasım 2001.
[11] La Lettre de L’UGAB, 29 Eylül 2001.
[12] Press Release Mother See of Holy Etchmiadzin, 25 Eylül 2001.
[13] Press Release. Mother See of Holy Etchmiadzin. 6 Kasım 2001.
[14] Arminfo 14 Eylül 2001.
[15] Encarta Encyclopedia 99 ve Encyclopaedia Britannica 2001’in Yerevan maddeleri.
[16] PanArmenian News, 8 Ekim 2001.
[17] Asbarez Online 09.Ekim 2001.
[18] Hürriyet 29 Eylül 2001.
[19] Reuters 26 Eylül 2001.
[20] Aynı kaynak.
[21] Associated Press, Reuters, Agence France Press 26 Eylül 2001.
[22] www. vatican.va/holy father. 28 Eylül 2001.
[25] Press Release: Association Switzerland-Armenia, 18 Nisan 2000.
[26] La Lettre de L’UGAB,11 Eylül 2001.
[27] Press Release:Associaion Switzerland-Armenia, 18 Nisan 2000.
[28] Neue Zürcher Zeitung, 16 Eylül 2001.
[29] Bkz. Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, s.58.
[30] Neuer Zürcher Zeitung, 16 Eylül 2001.
[31] Le Temps 16 Eylül 2001.
[32] www.bundestag.de/aktuell/bp/2001 bp0109/0109083b.html.
[33] RFE/RL Armenia Report 5 Ekim 2001.
[34] Asbarez Online, 5 Ekim 2001.
[35] Asbarez, 5 Ekim 2001.
[36] Ermeni Araştırmaları Dergisi sayı 1 s. 38.
[37] Noyan Tapan, 16 Eylül 2001.
[38] Armenpress, 18 Eylül 2001.
[39] ArmTv 15 Kasım 2001.
[40] Council of Europe Press Release, 24 Ağustos 2001.
[41] Ermeni Araştırmaları Dergisi Sayı 2 s.15–16 ve 264–267.
[42] La Lettre de L’UGAB, 7 Eyİül 2001.
[43] RFE/RL Armenia Report, 6 Eylül 2001.
[44] Noyan Tapan, 10 Eylül 2001.
[45] Armenpress, 13 Eylül 2001.
[46] AZG. Türkçe yayın, 18 Eylül 2001.
[47] Halk gazetesi 24 Ekim 2001.
[48] Azerbaijani TV Channel one 5 Kasım 2001.
[49] Ermeni Araştırmaları Dergisi Sayı 1 s.30,31
[50] Arminfo, 6 Kasım 2001.
[51] RFEİRL Armenia Report, 5 Kasım 2001.
[52] RFE/RL Armenia Report, 8 Kasım 2001.
[53] Arminfo, 7 Kasım 2001.
[54] AZG Daily, 8 Kasım 2001.
[55] Yeni Musavat, 6 Kasım 2001.
[56] Bu toplantı bildirisinin İngilizce orijinal metni Dergimizin “Belgeler” bölümündedir.
[57] Agos Gazetesi 28 Eylül 2001.
[58] Bkz. Ermeni Araştırmaları Dergisi Sayı 2, s. 18–21.
[59] AZG, 6 Kasım 2001. ,
[60] Armenian National Committee of America Press Release, 13 Ekim 2001.
[61] AWOL 27 Ekim–2 Kasım 2001 ve California Courier 7 Kasım 2001.
[62] Azg Daily, 18 Ekim 2001.
[63] Andranik Mihranyan. PanArmenian News, 17 Ekim 2001.
[64] Çeviriler tarafımızdan yapılmıştır.
[65] Armenian National Committe of Europe Press Release, 25 Ekim 2001; ve aynı tarihli www.ntv.com.tr/news/114964.asp.
[66] Arminfo, 10 Ekim 2001.
[67] Asbarez Online, 17 Ekim 2001.
[68] Asbarez, Online, 30 Ekim 2001.
[69] U.S. Newswire, 29 Ekim 2001.
[70] Asbarez Online, 25 Ekim 2001.
[71] Armenian Assembly of America Press Release, 25 Ekim 2001.
[72] Armenian National Committee of America, Press Release, 14 Kasım 2001.
[73] Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı 2, s.27–29
[74] Press Release, Armenian National Comittee Of America, 31 Ekim 2001.
[75] Dr. Bilal N. Şimşir tarafından 2000 yılında yayınlanan “Şehit Diplomatlarınız” başlıklı 2 cilt kitap bu konuda değerli bilgiler içermektedir.
[76] La Lettre de L’UGAB, 24 Nisan 2001.
[77] Milliyet Internet, 25 Nisan 2001.
[78] Milliyet Internet, 25 Nisan 2001.
[79] Los Angeles Times, 29 Eylül 2001.
[80] Los Angeles Times, 29 Eylül 2001.
[81] Hürriyetim, 24 Ağustos 2001.
[82] Hürriyetim, 31 Ağustos 2001.
[83] Armenian National Comittee of America Eastern Region —Press Report 15 Ekim 2001.
[84] Armenian National Comittee of America, Eastern Region- Press Release, 6 Eylül 2001.
[85] Armenian National Comittee of America Eastern Region — Press Report, 3 Ekim 2001.
[86] HEC-Associated Members and Hellenic Press, 24 Ekim 2001.
[87] Armenian National Comittee of America Eastern Region Press Release, 26 Ekim 2001.


 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 3, Eylül-Ekim-Kasım 2001
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.