Anasayfaİletişim
  
English

Ermeni Kültür Stratejisi ve Albanlar Meselesi

Mahmut Niyazi SEZGİN*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 5, Bahar 2002

 

Giriş

Şurası muhakkak ki Türkler ve Ermeniler arasında yaklaşık bir asırdır gerek sıcak gerekse soğuk olarak cereyan eden bir savaş yaşanmaktadır. Ve öyle görünmektedir ki bu savaş daha uzun süre de devam edecektir. Esasen bu savaş, Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında değildir; bu bir Türk-Ermeni savaşıdır[1]. Bu savaş kimi tarihçiler tarafından yüzyılın kan davası olarak tanımlanmıştır.[2] Bu savaşın mahiyetini belirleyen muhtelif faktörlere rağmen en karakteristik özelliği, birlikte yaşamış iki halktan birisinin her dönem emperyalist amaçlı destek görmüş olmasıdır.

Günümüzde Türkiye Türklüğü, Türk-Ermeni çatışmasını dünya Türklüğü’ne mâl edememiş; buna mukabil Ermeniler diasporaları, lobileri, Karabağ ve Erivan potansiyâlleri ile topyekûn kuvvetlerini harekete geçirebilmişlerdir. Ermeniler, bu topyekûn millî güç hareketlerinde diplomasilerini, askerî kuvvetlerini, propaganda becerilerini, kültürel girişimlerini ve ekonomik kaynaklarını cepheye organize bir biçimde sevk etmişlerdir. Karşılarındaki cephenin ise aynı organizasyon, disiplin ve istikrarı gösterdiğini söylemek oldukça zordur.[3]

Bu yazıda; Ermeni cephesinde mevzilenen sözkonusu kuvvetlerin din ve kültür savaşını nasıl yürüttükleri ve bu konuda ne gibi bir strateji takip ettikleri izah edilmeye çalışılacaktır. Bu çerçevede Ermeniler’in kendilerini Kafkasya’da Hıristiyanlık’ın varisleriymiş gibi göstermek ve etno-kültürel olarak Kafkasya’nın asıl sahipleriymiş gibi takdim etmek suretiyle nasıl haksız kazanç sağladıklarının ve bu konuları nasıl, yayılmacı ve istilacı bir zihniyetin ürünü olan Haydat[4] ideolojisine birer altyapı malzemesi haline getirdikleri üzerinde durulacaktır.

Ermeniler ve Ermeni Tarihi

Ermenistan ismi, sınırları belirsiz olmakla birlikte, Doğu Anadolu ve güneybatı Kafkasya’yı kapsayan ve iç bütünlüğü bulunmayan bir coğrafya adı olarak tarihte yaygın biçimde kullanılmıştır. Aslında bugün Ermeni olarak adlandırdığımız millet, kendisine Hayk ve “Yüksek Ülke” anlamına gelen bölgeye de Hayastan demektedir. Hayk kavminin yaşadığı topraklara neden Ermenistan dendiği ilerleyen bölümlerde izah edilecektir. Ermenistan coğrafi bölgesinin belirsizliği gibi, Hayk toplumunun da kimliği ve bu bölgeye ne zaman geldiği aydınlanmış değildir. Bölgeye ait en eski kaynaklarda Hayk adlı bir topluma ait hiçbir kayıt yoktur.

Hayk kavminin kökenleri hakkında Ermeni tarihiçileri de dahil olmak üzere tarihçiler arasında bir ittifak mevcut değildir. Hayklar’ın Urartular’dan, Hititler’den, Frigler’den, Trekler’den geldiği yolunda ve daha başka da pekçok iddia bulunmaktadır. Ermeni mitolojisine göre Ermeniler, Büyük Tufan’dan sonra gemisi Ağrı Dağı’nda karaya oturan Nuh Peygamber’in torunu olan Hayk’tan türemişlerdir.[5] Efsanelerle iç içe geçmiş bu savların tarihî bakımdan delil olabilme yeterlilikleri elbette ki yoktur. Ermeniler, kimi tarihçilere göre, tarihlerini bu denli efsanelerle dokuyan tek halktır.[6]

Ermenistan adıyla anılan bölgenin otoktan halklarından olmadığını belirttiğimiz Hayk kavmi bölgeye sonradan gelmiş ve tarihte bilinen ilk Ermeni siyasi yapılanması, M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu’da oluşmuş ve bir yüzyıl kadar yaşamıştır. Daha sonra M.Ö. 2-1. yüzyıllarda kurulan Ermeni mahalli yönetimlerinin I. Artaşes ve II. Tigran dönemlerinde, Roma’daki iç karışıklardan faydalanarak, M.Ö. 93 –66 yılları arasında (27 yıl) sınırlarının genişlediği görülmektedir.[7] Ermeniler, işte bu dönemki Ermeni sınırlarına ait hayali Büyük Ermenistan haritaları[8] çizmekte ve buna dayanarak komşu ülkelerden toprak taleplerinde bulunmaktadır. Ermeniler’in, çizdikleri haritalarda sınırlarını bir hayli abarttıkları bu devlete Romalı general Pompey, Roma iç karışıklarını halleder etmez son vermiştir.[9]

Aslında tarih boyunca bağımsız bir Ermeni devletinden bahsetmek mümkün değildir.[10] Zirâ bu devlet önce Pers İmparatorluğu’na (Ahamenidler’e), sonra Büyük İskender’e, sonra da Roma-Bizans’a bağlı olmuş; hatta bunların birer eyaleti konumunda bulunmuştur.[11] Ermeniler tarih boyunca hiçbir zaman sorumluluk taşıyabilecek ve kendi kararlarını alabilecek bir devlet kuramamışlar, kısacası Ermeni devleti yalnız nominal bir siyasi statüye sahip olmuştur.[12] Ermenistan genelde bir İranlı yahut Gürcü prensin şahsında Persler veya Roma-Bizans tarafından yönetilmiş, diğer bir deyişle Ermeni prenslerinin halefiyet hakkı da olmamıştır.[13]

En son yarı bağımsız devlete 5. yüzyılda sahip olan Ermeniler, bundan sonra bir daha tarihsel olarak hak iddia ettikleri topraklarda 1918’e kadar bir Ermeni devleti kurmaya muvaffak olamamışlardır.[14]

Sonuç olarak; günümüzde Ermeniler olarak bilinen toplumun Urartu, Hitit ve Trek gibi birbirinden apayrı kavimlerden hareketle kökenlerinin izah edilmesi ve birbirleriyle coğrafi bağlantıları bulunmayan bölgelerde tarih sahnesine çıkmış olmaları, bu ırkın, ırkî menşei ile Gregoryenlik realitesinin birbirine karıştırılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Yaşadığımız gerçek, bir ırkın bir mezheple, yanlışlıkla, doğal bir tarihi ve sosyo-kültürel sürecin sonucu olarak özdeşleştirilmesi olayı değildir. Ermeniler, Gregoryen inancı taşıyan her toplumu Ermenilik adına sahiplenme stratejisini gütmüşlerdir. Buradan hareketle de Gregoryen Kilisesi cemaatinin sahip olduğu kültürel ve ekonomik potansiyel ve çok kere de yerel güvenlik güçlerini Ermeni milliyeti adına sahiplenmişlerdir. Belli bir coğrafyada bir mezhep örgütlenmesi etrafında ve Ermeni adı altında oluşturulan kültürel, ekonomik ve siyasi değerlerin Hayk kavmi tarafından sahiplenilmesi olarak özetlenebilecek bu stratejinin ayrıntılarına “Gregoryen Kilisesi, Haydat ve Mono Milliyetçilik” başlığı altında değinilecektir.

Hıristiyanlık’ın Kabulü

Ermeni tarihinin en önemli dönüm noktası hiç şüphe yok ki topluca Hıristiyanlık’ı kabul ettikleri iddiasıdır. Bu olaydan sonra Hıristiyanlık ve ona takılan Gregoryen markası Ermeni kimliğinin başat öğesi olmuştur.[15] Ancak; Ermeni yurdunun tarihi coğrafyası ve Ermeni etnosunun kaynağı meseleleri gibi, Ermeniler’in Hıristiyanlık tarihi de önemli tartışmalara ve iddialara konu olmuştur.

Ermeniler, Hıristiyanlık’ı 301 yılında topluca kabul ettiklerini ifade etmektedir[16] ve buna bağlı olarak da 2001 yılının Eylül ayında, Ermenistan’da Hıristiyanlık’ın ve Apostolik Ermeni Kilisesi’nin 1700. yıldönümünü; yani ilk Hıristiyan devlet efsanesini kutlamışlardır.

Ne var ki tarihsel bir inceleme 301 yılının Ermeniler’in Hıristiyanlık’ı kabul, yani Ermeni Kilisesi’nin kuruluş yılı ve Ermeni Kilisesi’nin Apostolik Kilise olmadığını gösterecektir.[17] Bu konuya ilişkin tarihi hakikatler şunlardır:

Ermeniler’in iddia ettiği gibi 301 yılında Hıristiyanlık Ermenistan’da resmi din olmamış, Aziz Gregor Gregoryen Kilisesi’ni 301 yılında kurmamıştır.[18] III. yüzyılın sonları ve IV. yüzyılın başlarında Roma’da, ve buna bağlı olarak Ermenistan’da, Hıristiyanlar’a çeşitli baskılar uygulanmıştır. Nitekim dönemin uluslararası konjonktürü de dikkate alındığında siyasi bağımsızlığa sahip olmayan Ermeni prensliğinin resmi din kabulü gibi hayati bir konuda, vassalı bulunduğu Roma İmparatorluğu’ndan bağımsız hareket edemeyeceği çok açıktır. Bu dönemde Roma yönetimi tarafından Hıristiyanlık bir fesat unsuru olarak telakki edilmiş ve ağır surette ezilmiştir. Bu konuda çeşitli tarihi Hıristiyan kaynakları, Ermeni Prensi (kral değil) Tridat’ın, bir Hıristiyan katili olan Roma İmparatoru’nun en sadık yardımcısı olduğunu belirtmektedir. Bu çerçevede, 298 yılında (yüksek ülke anlamına gelen ve Hayk kavmi ile ilgisi olmayan) Ermenistan’a gelen Aziz Gregor’a totemlere kurban kesmediği ve Hıristiyanlık’tan dönmediği için işkence edilmiş ve kendisi hapse atılmıştır.[19]

298 yılında hapse girdiği ve 15 yıl hapiste kaldığı bütün kaynaklarca müttefiken sabit olan Aziz Gregor’un –Ermeni iddialarının aksine- 301 yılında hapisten çıkmış olması mantıken imkânsızdır. Basit bir matematik hesabıyla Aziz Gregor, 313 yılında hapisten çıkmış ve bu tarihten itibaren Hıristiyanlık’ı yaymaya başlamıştır. Aslında Aziz Gregor’un serbest bırakılma tarihi hiç de tesadüfi değildir. Zirâ serbest bırakılması ve Ermenistan’da vaazlarının başlaması, Roma İmparatoru Konstantin’in Milano Bildirgesi’ni ilan ettiği yıla rastlamaktadır.[20] Bilindiği gibi bu bildirgeyle Roma tarafından Hıristiyanlık resmen tanınmıştı. Bütün bunlara göre Hıristiyanlık’ın, Ermenistan’da kabulü en erken 314 yılında gerçekleşmiştir. Kitle halinde din değiştirmenin çok hızlı gelişen bir süreç olmadığı da göz önünde bulundurulursa, bu tarihin IV. yüzyılın ortalarına ve hatta sonlarına sarktığı da düşünülebilir.[21]

Bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir: 1700 yıla yakın bir süre devam eden bir olgu zaten yeterince güçlü ve köklü değil midir; birkaç yıl eksik ya da fazla olması ona öneminden bir şey kaybettirir mi?       

Elbette Hıristiyanlık’ın Ermeniler arasında köklü bir tarihi ve geleneği vardır. Tartışılmak istenen husus, Ermeniler’in Hıristiyan oluşları veya niçin Hıristiyan oldukları konusu değildir. Böyle bir problematik, bu makalenin kapsamının ve amacının dışında ve ötesindedir. Ancak Ermeniler’in bu tarih üzerinde bu kadar ısrarla durmaları sebepsiz değildir. Zirâ eğer bu bilgi doğrulanabilir ise Ermeniler, tarihin ilk Hıristiyan devletinin kurucuları sahipleri olmuş olurlar. Bu ilk Hıristiyan devletini sahiplenmekten bazı siyasi ve kültürel haklar doğar ve komşu ülkeler psikolojik ve diplomatik etki altına alınabilir. Bu etki Kafkas Albanyası’nın ortadan kaldırılmasından 1915’teki olaylara ve sözde soykırım çığırtkanlığına kadar, oradan 1918’de Gürcistan’ı fetih savaşına ve 1990’larda Azerbaycan’ın batısının işgal edilmesine ve tüm bölge halkının mülteci durumuna düşürülmesine kadar uzanır. Bütün bunlar sözde bir şehitlik efsanesinin ve ilk Hıristiyan devlet mitolojisinin sis perdesi arkasında yapılmaktadır.[22] Sonuçta; büyük çoğunluğu son yüz yılda siyasileştirilen kilise tarafından tasarlanmış tarih ve toprak iddiaları vasıtasıyla, çevre ülkelerin işgalini öngören Haydat ideolojisi gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Gregoryen Kilisesi, Haydat ve Mono Milliyetçilik

Daha önce de belirtildiği gibi bu Ermeni iddia ve faaliyetlerinin hemen hemen tamamı siyasileştirilmiş Kilise tarafından tasarlanmış ve hayata geçirilmiştir. Aslında bu noktada Ermeni milletinden, Ermeni devletinden ve Ermeni tarihinden değil; Ermenilere mâl edilen Gregoryen Kilisesi’nden ve Ermeni Kilise devletinden bahsetmek icap eder.[23] Ermeniler, kiliseleri için “Ermeni milletinin can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur”, demektedir.[24] Tarihi olarak; Ermeni Kilisesi mevcudiyetini koruyabilmek için bir kuvvete, bir siyasi-idari yapıya ihtiyaç duymuş ve böylece Ermeni devleti fikrini Ermeni milleti değil, Ermeni Kilisesi ortaya çıkarmıştır. İşte Kilise ve Hıristiyanlık Ermeni çalışmalarında bu yüzden önemlidir.

Peki, Ermeni milletiyle –daha doğrusu Hayk milletiyle- Gregoryen Kilisesi arasındaki tarihi ilişkinin mahiyeti nedir? Gerçekten Gregoryen Kilisesi Haykların milli kilisesi midir? Gregoryen Kilisesi ve Hayk milletinin tarihi gelişimleri birbirine ne derecede bağlıdır? Ermeniler’in Gregoryen cemaatinden Hayk’ın torunlarına doğru olan evrimleşmesi nasıl gerçekleşmiştir?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki; tarihsel olarak, ve bugün de, Ermenistan’da mono milliyetçi bir politika görülmektedir. Mono milliyetçilik; tek milliyetli toplumun hedeflenmesi, azınlık ve etnik unsurlara kimliklerini yaşama şansı tanımayarak etnik temizliğe gidilmek üzere sınırdışı edilmeleri, fiziki veya kültürel olarak yok edilmeleri düşüncesi ve politikasıdır.[25]

Ermeni tarihiyle ilgili bölümde de belirtildiği gibi, Ermenistan denen coğrafi bölgede tarih boyunca bir tek etnisite değil pekçok etnik gurubun bir arada bulunduğu ve bunların her birine “Ermenistanlı” anlamında Ermeni dendiği bilinmektedir.[26] Burada kullanılan Ermeni kelimesiyle bugün Ermeni olarak adlandırılan Hayk kavmi arasında hiçbir tarihi ilişki yoktur. Bu hususu Gürün şu şekilde ifade etmektedir:

“...Ermenistan isminin Hayastan ile ve Ermeni kelimesinin Hayk ile ilgisi olmadığı kabul edilince, ismini nereden ve ne sebeple almış olursa olsun, Ermenistan’da eski tarihlerde yaşamış bütün topluluklara Ermeni denmiş olması ne kadar normal ise, bu Ermeni dediğimiz toplulukların, bugün bu kelimeden anladığımız manada yani Hayk manasında Ermeni olduklarını kabul etmenin o derece anormal olacağı ortaya çıkar. Bunun sonucu olarak da, yazılı vesikalarda Ermeni isminin ilk geçtiği günden beri bu bölgede, bugünkü anladığımız manada Ermenilerin yaşamış oldukları düşüncesi derhal iflas edeceği gibi, bugün anladığımız manada Ermeni olan toplumun bu bölgeye geldiği tarihte yerleştiği ve kaç asır varsa topluca yaşadığı bölge ile coğrafi terim olarak kullanılan Ermenistan’ın hudutlarının aynı olması için herhangi bir sebep bulunmadığı da ortaya çıkar.” [27]


Sonradan Ermeni adını kendi tekeline alan Hayk kavmi bölgede çoğunluğu da oluşturmamaktadır. Ancak muhtemeldir ki Hayk kavmi Gregoryen cemaat içinde çoğunluktadır. Şu halde mensuplarına Ermeni denen Gregoryen cemaatinin, Aziz Gregor’un Hıristiyanlık yorumunun bir araya getirdiği Grek, Türk, Hayk, Pers, Süryani gibi bölgedeki etnik gruplardan oluşmuş bir cemaat toplumu olduğu sonucuna varılabilir.[28]

Gregoryen cemaatinin oluştuğu bu ilk dönemde bir Ermeni milliyetinden söz etmek mümkün değildir. Gregoryen mezhebine bağlı çeşitli kavimlerin kültürlerinden oluşan bir cemaat kültürü vardır. Ve öyle ki; özellikle bu ilk dönemde Hayk kavminin bu kültüre katkısı da pek fazla değildir. Meselâ Gregoryen mezhebinin kurucusu olan Aziz Gregor, Hayk kavmine mensup değildir, Partlı’dır.[29] Bu konuda tarihçilerin büyük çoğunluğu hemfikirdir. Bunun yanısıra Aziz Gregor’un Türk olduğunu hattâ Dede Korkut’la aynı kişi olduğunu iddia edenler de vardır.[30] Dahası Hayklar’ın yazı dilleri olmadığından, Aziz Gregor Hıristiyanlık’ı yaymak için Grekçe ve Süryanice’yi kullanmıştır.[31] Ayrıca yine bu dönemde Türkçe’nin Gregoryen dini eğitiminde oynadığı role de dikkat çekmek gerekir.[32]

Kısaca toparlamak gerekirse; Hıristiyanlık’ın Gregoryen mezhebi tarih sahnesine çıkmadan önce, bu mezhebin ortaya çıkıp yaygınlaştığı coğrafyada (Ermenistan) çeşitli ırklar bulunmaktaydı. Gregor isimli bir kimse Hıristiyanlık’ı yorumlayınca, onun vaazını benimseyip ona inananlara, bu şahsın adına izafeten Gregoryen denmeye başlandı.[33] 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise Gregoryen cemaatinin içinde kendisine Hayk diyen bir topluluk Gregoryen Kilisesi’ni, mezhebini tek başına sahiplenmeye kalkmıştır. 19. yüzyılın ortalarına kadar Ermeniler, Ermenistan olarak tarif edilen coğrafyada bir millet olarak değil, Gregoryen cemaati olarak yaşamışlardır. Batılı misyoner faaliyetleri bu Hıristiyan topluma Ermeni milliyeti fikrini enjekte edince, ilk Ermeni milli şuurlanması bu cemaatten doğmuştur.[34] Hayk toplumu, Gregoryen cemaat kültüründe payı olan diğer etnik grupları, onların din ve kültür mirasını ve birikimini silmeye kalkışıp bunda başarılı olunca yalnız bu topluluk Ermeni olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Gregoryen Kilisesi’nin Ermeniler’in milli kilisesi olduğu tezi, mono milliyetçi Ermeni milli yapılanmasını güçlendirmek için ortaya atılmıştır.[35] Bugün Gregoryen inançlı Ermeni milleti içinde Hayk kavmi dışındaki Türk, Pers, Grek ve Süryani gibi diğer etnik grupları görmüyor isek bu, Ermeniler’in mono milliyetçilik politikaları sebebiyledir. Özetlemek gerekirse; Ermeniler, Albanlar’ın oluşturduğu Hıristiyanlık kültürüne sahip çıkmakla kalmayıp Gregoryen cemaatinin ürettiği her türlü kültür değerini de Ermenilik adına sahiplenmiş ve Hayk etnik kimliği dışındaki toplumları ya zorla asimile etmiş ya da sürmüştür. Bu mono milliyetçi politikaların çağımızın siyasal ve sosyal “Zeitgeist”ı ile taban tabana zıt bir anakronizm abidesi olduğu çok açıktır. Bu hakikatin Hıristiyan kamuoyuna anlatılamamış olması, dini taassup içinde olan bazı Batılı Hıristiyan kesimlerin Ermeniler’e haksız destek sağlamalarına yol açmıştır.[36]

Albanlar

Bütün bu değerlendirmelerle Ermeni din ve kültür stratejisinin ana hatları ortaya konmuş oldu. Öyleyse bu çerçeve içerisinde Albanlar’ın yeri nedir? Dahası Albanlar kimdir, Albanya neresidir ve Albanlar’ın, Gregoryen mezhebinden ve Hıristiyanlık’tan yayılmacı Haydat ideolojisi için faydalanan Ermeni din ve kültür stratejisi bakımından önemi nedir?

Albanya kuzeyde Derbent, güneyde Aras nehri, batıda İberya (Gürcistan) ve doğuda Hazar Denizi’yle sınırlandırılabilecek bir tarihi coğrafyadır.[37] Aslında bu tanım, pekçok okuyucuya tanıdık gelecektir; zirâ bu sınırlar hemen hemen bugünkü Azerbaycan sınırlarıdır. Öyle ki bugün Azerbaycan, kimi İngilizce kaynaklarda hâlâ Albanya yahut Kafkas Albanyası şeklinde geçmektedir.[38]

Albanlar, bu coğrafyada yaşayan, 26 boydan oluşan bir etnik gruplar konfederasyonudur.[39] Bu grupların içinde Türk olanların da varlığı bilinmektedir.[40]

Albanlar’ın tarihinin incelenmesi, tarihin değişik dönemlerindeki devlet, toplum ve kültür yapılarının açığa çıkarılması; Güney Kafkasya’nın genel etno-kültürel görünümü, buradaki ulusların tarihi ve kültürel varlığı ile kimliği ve bu bölgede uluslararası kültürel etkileşimin sınırlarını belirlemek açısından son derece önemlidir.[41] Zirâ Albanlar Güney Kafkasya’nın büyük bir bölümünü (kısa dönemli kesintiler hariç olmak üzere), M.Ö. III. yüzyıldan M.S. VIII. yüzyıla kadar yaklaşık 1000 yıl hakimiyetlerinde bulundurmuşlardır.[42]

Ermeni iddialarına göre Azerbaycan (Alban) toprakları ilk çağlarda ve orta çağın başlarında Kür Nehri’nin kuzeyinde yer almaktaydı.[43] Yani Kür’ün sol tarafı ile Aras arasında kalan bölge (tabii ki Karabağ başta olmak üzere) Ermeni toprağı idi. Bölge daha sonra Albanya’ya dahil olduysa da etno-kültürel olarak hayali “Büyük Ermenistan”ın doğu bölgesi sayılmaya devam etmiştir.[44]


Yukarıda ifade edilen iddialar, Ermeni Kilisesi tarafından Haydat ideolojisini gerçekleştirmek için komşu ülke toprakları üzerinde yoktan var edilen –tabiri caizse- fantastik hak iddialarıdır.[45] Aşağıda görüleceği gibi, bu iddialar da Hıristiyanlık’ın Kabulü başlığı altında incelenen iddialar gibi tarihi mesnetten yoksundur.

Ermeni kaynakları da dahil olmak üzere o dönemden kalan hiçbir tarihi kaynakta Kür’ün ne sağında ne de solunda hiçbir Ermeni varlığından söz edilmemektedir.[46] Bir kere M.Ö. III. yüzyıldan Güney Kafkasya’nın Arap hakimiyetine girdiği VIII. Yüzyıla kadar, yani istisnalar olmakla birlikte 1000 yıl kadar, Albanya’nın aynı sınırlar içinde kaldığı bilinmektedir.

Albanlar’ın konumuz açısından önemi, Kafkaslar bölgesinin ilk Hıristiyanları olmalarıdır. Albanya’da Hıristiyanlık’ın tarihi havariler dönemine kadar gitmektedir. Buradaki ilk Hıristiyan vaiz Elisey’dir.[47] Elisey, bugünkü Şeki şehri civarındaki Kiş bölgesinde Kafkasya’nın ilk kilisesini inşa etmiştir.[48] Onun başlattığı Hıristiyanlaşma sürecini Alban Kralı Urnair pekiştirmiştir.[49] Albanya’da Hıristiyanlık Milan Bildirgesi’nin yarattığı uygun uluslararası ortamda devlet dini ilan edilmiştir.[50]

Buna göre hem Ermenistan’da hem de Albanya’da Hıristiyanlık, 313’teki Milan Bildirgesi’nden sonra oluşan uluslararası ortamda devlet dini olmuştur. Bu yüzden Ermenistan’ı Hıristiyanlık’ı benimseyen ilk devlet olarak kabul etmek için hiçbir sebep yoktur. Buna karşılık Albanya’da Hıristiyanlık, havariler dönemi kadar eskiye dayanmaktadır. Hıristiyanlık’ın daha Ermenistan’da bilinmediği dönemlerde bile Albanya’da bu konuda bilinçli bir kamuoyunun varlığı bilinmektedir. Ermenistan’da –Roma’nın siyasetine uygun olarak- Hıristiyanlar’a eziyet edilirken; siyasi bağımsızlığını kaybetmemiş olan Albanya’da kiliseler inşa edilmiş, İncil Albanca’ya çevrilmiş ve Hıristiyanlık’la ilgili önemli eser ve yazıtlar meydana getirilmiştir.[51]

Arap Fetihleri ve Sonrası

V-VI. yüzyıllarda Albanya’da Hıristiyanlık’ın, Hıristiyanlık aleminin Hz. İsa’nın tabiatıyla ilgili olarak yaşadığı genel tartışmanın içine çekildiği ve Alban Kilisesi’nin              –Gregoryen Kilisesi’nin aksine- Hz. İsa’da biri tanrısal, biri beşeri olmak üzere iki tabiat olduğunu savunan Diyofizit görüşü Bizans’la birlikte benimsediği görülmektedir.[52]

640’lı yıllardan itibaren Arap orduları Kafkasya’ya girmeye başlamışlar, hem Albanya hem de bütün Güney Kafkasya Müslüman Araplar’a karşı bağımsızlığını koruyamamıştır. 705 yılı itibariyle Albanya ve Güney Kafkasya’nın Arap orduları tarafından işgalinin büyük ölçüde tamamlanmasıyla Alban Kilisesi, tarihindeki ilk baskı dönemine girmiştir. Zirâ Müslüman Arap yönetimi, Diyofizit inanca bağlı olması dolayısıyla Alban Kilisesi ve  Bizans arasındaki ideolojik yakınlığa, Gregoryen Kilisesi’nin de araya girmesiyle, müsamaha göstermemiştir.[53]

Gregoryen Kilisesi ile Alban Kilisesi arasındaki bu mezhep mücadelesinde, Müslüman Araplar’ı Alban Kilisesi’ne karşı kışkırtan Ermeni Katolikosu Yelia’nın rolü gerçekten dikkate değerdir. Ermeni Katolikosu, Arap hükümdarı Halife Abdülmelik’ten, birtakım Alban din merkezlerinin kendi otoritesine bağlanmasını talep etmiştir. Yelia, Halife Abdülmelik’e yazdığı mektupta ülkesinin Halife’ye olan bağlılığını bildirdikten sonra, kendisiyle aynı dine mensup olduğunu belirttiği Alban Katolikosu’nun Bizans İmparatoru ile gizli bir anlaşma yaptığını, Albanya’da dini ayinlerde Bizans İmparatoru’na dua edildiğini ve Katolikos’un herkesi İmparator’la birlik olmaya çağırdığını ifade etmektedir. Katolikos’un bu faaliyetlerine hanedan üyeleri arasında da taraftar bulduğunu iddia eden Yelia, Halife’den bu kimseleri cezalandırmasını istemiştir.[54] Cevaben yazdığı mesajda Halife, otoritesine karşı ayaklanan Albanlar’ı Gregoryen Kilisesi’ne bağlamak için çok kalabalık bir ordu gönderdiğini ve asileri Katolikos Yelia’nın gözleri önünde cezalandıracağını belirtmiştir.[55]

Arap ordusunun desteğinde Berde’ye giren Yelia, bağımsızlık taraftarlarını çok acımasızca katletmekle kalmayıp arşivlerde saklanan Albanca dini literatürü de yok etmiştir. Bunlarla yetinmeyen Yelia, Alban ruhbanlarından sonsuza kadar Gregoryen Monofizit Katolikosluğu’na bağlı kalacaklarına dair yazılı birer senet almıştır. Yine Yelia’nın emriyle son Alban Katolikosu Nerses Bakur (686–705) idam edilmiştir.[56]

Ermeni Katolikosu’nun sahnelediği bu entrikalar sebebiyle Araplar, Albanlar’ın egemenliğine son vermiş ve Alban Katolikosluğu’nu Gregoryen Katolikosluğu’na tâbi kılmıştır. Bu tarihi gelişme, Albanlar’ın etnik kimliğinin yok olmasının (deethnization) ve bir kısım Albanlar’ın tedricen Ermenileştirilmesinin başlangıcı olmuştur. Özellikle dini törenlerin Ermenice yapılmaya başlanması ve dini metinlerin Ermenice yazılması sonucu zamanla Ermenice’nin günlük hayatta da Albanca’nın yerini almaya başlaması, bu süreci körüklemiştir.[57]

Öte yandan Arap hakimiyetiyle birlikte bölgede İslam da hızla yayılmaya başlamıştır. Halkın cizye vermek istemeyişinin de bunda payı olduğu söylenebilir. Ancak yine de özellikle Karabağ’da, büyük ölçüde Gregoryen Kilisesi’nin etkisi altında da olsa, Hıristiyanlık varlığını sürdürmüştür. Bunların dışında ne Gregoryen Hıristiyan ne de Müslüman olmak isteyen bir kısım Albanlar da, kısmen Karabağ’da olmak üzere, dağlık bölgelerde hayatlarını sürdürmüşlerdir.[58]

IX. yüzyılda çıkan bir dizi isyan neticesinde bölgedeki Arap hakimiyeti zayıflamış ve böylece Karabağ’da Alban uyanışı diyebileceğimiz bir döneme girilmiştir.[59] XIII. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bu dönemde Alban Kilisesi de Ermeni tesirinden kurtulmayı başarabilmiştir. Ancak XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu uyanışın etkisini yitirmesi, Albanlar için adetâ sonun başlangıcı olmuştur.


Rusya’nın Kafkasya’da Belirmesi ve Rus Politikasının Etkisi

Yukarıda özetlenen süreç içinde 18. yüzyıla kadar yaşayan Albanlar, bu yüzyılın sonlarından itibaren Rusya’nın Kafkasya’ya doğru yayılmasıyla bir varlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bu dönemde Ermeni din adamları, Ermeniler’in Türk ve İran etki alanlarından çıkartılması gerektiğini savunarak Rusya’ya başvurmuş ve onu kışkırtmışlardır.[60] Bu durum, Rusya’nın da, Kafkasya’daki yayılmacı siyaseti bakımından, işine gelmiştir.


Rus çıkarları, Kafkasya’daki Ermeni nüfusunu arttırmayı ve Türkiye ve İran ile sınır olan bölgelerde Rusya yanlısı bir Hıristiyan toplumun varlığını gerekli kılmaktaydı. Bunu yaparak Rusya, Türkiye’deki Ermeniler’in de desteğini kazanmayı ve Anadolu’da güçlü bir beşinci kola sahip olmayı da istemekteydi. Bu yüzden Türkmençay ve Edirne anlaşmalarına Kafkasya’ya Ermeni yerleşimlerini içeren özel maddeler kondu. Bu dönem Ermeniler’in, özellikle İran’dan, Karabağ ve Zangezur’a ilk gelişleri oldu.[61]

Rusya, bütün bölge Ermenilerini kontrol edebilmek için hepsini dinsel olarak tek bir merkeze bağlaması gerektiğini biliyordu. Bunun için Erivan’daki Eçmiyazin Katolikosluğu’na çeşitli tavizler verildi. Bunların arasında bağımsız Alban Patrikliğinin ilgası ve, bu defa nihai olarak, Ermeni Gregoryen Kilisesi’ne tâbi kılınması da vardı. Daha sonra 1909-1910 yıllarında Gregoryen Kilisesi, Rusya’nın izniyle Alban Kilisesi’nin arşivlerini imha etti. Böylece Alban dini külliyatını ortadan kaldırdı. Bununla beraber Ermeni ruhbanları Alban Hıristiyan anıtlarını yıkmaya ve Alban Hıristiyan kültürünü tarihten silmeye başlamışlardı bile.[62]

Bu dönemde Ermeni ruhbanlarının yaptığı kültür tahribatı ve tarih tahrifatının boyutları, bir ülkenin ve bir kültürün bütün tarihsel mirasını yok etme derecesine ulaşmıştı. Şöyle ki; o dönemde yazılan Ermeni kaynaklarında Karabağ Albanyası, Ermeni bölgesi olarak geçmiş; daha da vahimi Alban tarihine ait olaylar aynen Ermeni tarihine transfer edilmiştir.[63] Ermeni ruhbanlarının maharetle yaptıkları bir başka şey de yazılı Alban anıtlarını silip üzerlerine Ermenice metinler yazmak veya Ermeni haçları kazımaktır. [64]Apaçık bir tarih hırsızlığı olan bu davranış sebebiyle bugün elimizde Albanlar’la ilgili pek az orjinal belge kalmıştır. Bu belgelerin bir kısmı, Erivan’da gizli tutulmaktadır.[65]

Ermeniler, inkâr etseler de, dil ve kültürlerinin tarihi gelişiminde Albanlar’ın, Türkler’in ve Gregoryen cemaat içindeki diğer etnik unsurların önemli etkisi olmuştur.[66] Günümüzde İlk Çağ Ermeni tarihçisi olarak bilinen geçmişteki tarihçilerin çoğu Alban’dır. Ermeni ve Alban kilise mimarileri farklıdır. Ermeniler, ilaveler ve tadilatlar yaparak Alban kiliselerine Ermeni havası vermeye çalışmışlardır. Alban kiliselerinde Ermeni aziz heykelleri yoktur, bu aziz heykellerini de Ermeniler sonradan eklemişlerdir.[67] Bu tahrifat işlemleri sırasında bir kısım Ermeniler’in, ilk ve orta çağlarda yapılan eserlere modern Ermenice yazılar kazıyacak kadar –adetâ- gözlerini kan bürümüştür.

Ermeniler, belli bir coğrafyada ve belirli bir tarihi dönemde yaratılan kültür ve medeniyet ürünlerini, bu ürünleri yaratan unsuru ortadan kaldırmak suretiyle, kendilerine mâl etmeye çalışmakta; bunu da tarihi ve medeni açıdan büyük vasıflara sahip olduklarını ispat etmek için yapmaktadırlar. Ermeniler’in, Büyük Ermenistan’ın altyapısını oluşturacağını düşündükleri Büyük Ermeni Tarihi’ni yaratmak için giriştikleri bu gayret, pekçok tarihi olayın çarpıtılmasına yol açmıştır. Bu gayret, Ermeni tarihini, efsanelerle iç içe bir olgu haline getirmiştir. Hemen her milletin tarihin karanlık çağlarıyla ya da çok eski devirlerle ilgili efsane ve destanları vardır. Tabiidir ki bu efsane ve destanlar, doğaüstü unsurlar içermektedir. Bu sebeple efsaneler kültürel, moral ve psikolojik değerler olarak kabul edilir; ancak bilimsel ve tarihi gerçeklermiş gibi öne sürülmez. Oysa Ermeniler, Nuh Peygamber’in torunu olan Hayk’ın soyundan geldiklerine kesin gözüyle bakmakta ve bunu bir tarihi hakikatmiş gibi yansıtabilmektedir. Halbuki Nuh Peygamber ve Büyük Tufan efsanesi semavi dinlerin ortak bir değeridir, münhasıran Ermeni tarihine mâl edilemez. Köklü bir tarihe ve medeniyete sahip büyük bir millet olmak, başka milletlerin kültür ve medeniyetlerini takdir etmemek veya kendi kültürüne katkı yapmış kültür ve toplumları inkâr etmek demek değildir.

Karabağ Boyutu

Bu tarihi süreç içinde Karabağ Albanları dinsel olarak Gregoryen, kültürel olarak da Ermenileşmişler ve Ermeni olarak adlandırılmaya başlanmışlardır. Böylece Albanlar, kendi etnik benliklerini kaybetmişlerdir. Bu iddiamıza dayanak olacak ilginç bir belge 1908’de bir Alban Hıristiyan’ın dinini değiştirip Lutheryan olmak istemesi, buna gerekçe olarak da Gregoryen olduğu için yanlış olarak Ermeni addedildiğini ileri sürmesidir.[68]

Daha da ilginç bir belge, 1979’da Rus bilimadamlarının yaptığı bir çalışma neticesinde ortaya çıkan rapordur. Bilindiği gibi etnik problemlerin araştırılmasında antropoloji yöntemlerine sıkça başvurulur. Bunlardan biri de dental karakterin araştırılması demek olan odontolojik yöntemdir. Zirâ dental karakterin morfogenezisi, genetik faktörlere dayanır ve çevresel faktörlerden hemen hemen hiç etkilenmez. Bu yüzden de odontolojik yöntem etnogenezis çalışmalarında sıkça kullanılır. Bütün Kafkasya’da yapılan sözkonusu odontolojik araştırmada kullanılan toplam 31 gruptan 3’ü Azerbaycan’lı, 3’ü Ermenistan’lı ve 1’i de Karabağlıdır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre Karabağ Ermenileri’nden oluşan grup, dental karakter bakımından Azerbaycanlı gruplarla şaşırtıcı bir benzerlik ve Ermenistanlı gruplarla ciddi bir farklılık göstermektedir.[69] Bu araştırma, bazı bilimadamlarınca Ermenistan Ermenileri’yle Karabağ Ermenileri’nin etnik kökenlerinin farklı olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Aslında bu sonuç, Kafkasya’nın ilk ve orta çağlar tarihiyle yakından ilgilenen kimselere hiç de şaşırtıcı gelmeyecektir. Zirâ bugün Karabağ Ermenileri diye bilinen toplum  –1828’deki Türkmençay Anlaşması’ndan sonra bölgeye gelenler hariç olmak üzere- Gregoryenleşmiş Albanlar’dan veya gregoryen inançlı Türkler’den[70] başkası değildir.

Karabağ’da bağımsız Alban Kilisesi varlığını 1836’ya kadar sürdürebilmiştir. 1828’de İran’la Rusya arasında imzalanan Türkmençay Anlaşması’na göre bölgeye çok yoğun şekilde Ermeni göçleri yaşanmıştır. Alban Kilisesi’nin Ermeni Kilisesi’ne bağlanmasını ve Albanlar’ın yarattığı Hıristiyan kültür mirasının Ermeniler tarafından istismar edildiğine daha önce değinmiştik. Karabağ sözkonusu olduğunda, sorunun Hıristiyanlık hakkındaki tartışmanın Karabağ topraklarının sahipliği konusunda tarihi bir hak iddiasına dönüştüğü görülmektedir. Karabağ’daki Alban Hıristiyan mirasının Ermenileştirilmesi, Ermeniler’in, işgal ettikleri Azerbaycan topraklarındaki tarihi hak iddialarını meşrulaştırmak için kullanılmaktadır. Öyle ki; 1978’de Karabağ’a gelişlerinin 150. yılı anısına Ağdere anıtını dikip[71] 1988’de Karabağ’da Türkler ve Ermeniler arasında silahlı çatışmaların başlaması üzerine, bu anıtın ifade ettiği anlam ( yani Ermeniler’in Karabağ’ın otoktan halkı olmadığı, buraya sonradan –yalnızca 150 yıl önce- geldiği) yüzünden Karabağ’daki tarihi hak iddialarının ortadan kalkacağını farkeden Ermeniler, bu anıtı yıkmıştır.[72] Buna karşılık Ermeniler, Karabağ’daki Alban katedral ve kiliselerinde tadilat yaparak bunlara Ermeni yapıtı görünümü vermiştir[73] ve buna dayanarak Karabağ’da bin küsur yıldır var oldukları masalını dünyaya anlatmaktadır.

Bütün bunlardan sonra Albanlar’a bugün ne olduğuna gelince, bahsettiğimiz tarihi süreç içerisinde Hititler gibi, eski Mısırlılar gibi tarih sahnesinden silinip gitmişleridir. Albanlar’ın bakiyesi son topluluk olan Udinler, bugün Azerbaycan’ın Oğuz ve Gebele şehirlerinde yaşamaktadır.[74]


Sonuç


Ermeniler, Hıristiyanlaşmalarının tarihini olduğundan eski ve sıradan kiliselerini Apostolik kilise gibi takdim ederek kendi seçilmişliklerini, üstünlüklerini ispatlamaya çalışmaktadır ve bu sayede ortaya çıkan dindaşlık gayretlerini siyasi ranta tahvil edebilmenin hesabı içindedir. Hıristiyanlık’ı kabul edişlerinin -sözümona- 1700. yıldönümünü kutlayan Ermeniler, Karabağ’daki tarihi Alban abidelerini, tarihi Ermeni yapıtlarıymış gibi dünya kamuoyuna tanıtmakta ve bu suretle tarihi gerçekleri çarpıtarak bunları komşu ülke toprakları üzerindeki yayılmacı emellerine alet etmektedirler.

Bu stratejinin dünya çapındaki etkileri tahmin edilebileceğinden çok daha büyüktür. 2001’deki 1700. yıldönümü kutlamalarına şeref konuğu olarak Papa II. Jean Paul iştirak etmiştir. 2001 yılının aralık ayında Venezuella’da Ermeni soykırımı anıtı, Ermeni ve Venezuellalı din adamlarının katıldığı bir törenle açılmıştır.[75] Görüldüğü gibi işin içine Hıristiyan kardeşliği girdiğinde Venezuella ve Ermenistan arasındaki mesafe birden kısalmakta ve bu iki ülke birlikte hareket edebilmektedir. Bu ise Türkiye’nin üstündeki uluslararası baskıyı artırmakta ve günden güne Türkiye’nin hareket alanını kısıtlamaktadır.

Sonuç olarak Ermeni kültür stratejisinin amaçları ve Ermeniler’in bu stratejileriyle elde ettikleri haksız kazanımları şu şekilde özetlenebilir:

· Genelde dünya, özelde Kafkasya’da Hıristiyanlık’ı sahiplenmek, kendilerini Hıristiyanlık’ın Kafkasya’daki kalesi gibi göstermek, Hıristiyanlık’ın yayılışındaki baskılara göğüs geren şehit millet imajı yaratmak;[76]
· Gregoryen mezhep, kilise ve cemaat kültürünü –onu oluşturan diğer unsurları dışlayarak- tek başına sahiplenmek;
· Alban tarih ve kültürünü kendilerine mâl etmek.
· Haydat ideolojisi çerçevesinde Büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için Ermeniler’i; Hıristiyanlık’a en büyük hizmeti etmiş, köklü bir tarih, kültür ve medeniyet sahibi, bu Büyük Ermenistan’ı kurmayı tarihi olarak hak eden büyük bir millet olarak dünya kamuoyuna takdim etmek;
· Mono milliyetli ve tek mezhepli Ermeni milli yapılanmasını meşrulaştırmak ve güçlendirmek;
· Türkler’e karşı yürütülen savaşta Hıristiyan dünyanın desteğini ve sempatisini kazanmak ve böylece Hıristiyanlık gayretiyle dünyayı kandırarak yayılmacı siyasetlerini örtbas etmek;
· Alban tarihini çarpıtarak Azerbaycan toprakları üzerinde tarih hak iddia etmek; Karabağ’da yaşanan trajedi ve katliamları, Azerbaycan’da sayıları bir milyonu bulan mültecileri, onların darmadağın olan evlerini, köylerini, şehirlerini ve hayatlarını dünya kamuoyuna unutturmak;
· Dünyanın çeşitli yerlerindeki Ermeni lobilerini Erivan’a daha sıkı bağlamak
· Ermenistan’da ekonomik durumdan hoşnutsuz olan ulusal kamuoyunun gözünü boyamak.

Kültür stratejisi, Türk-Ermeni çatışmasında Ermeni tarafına üstünlük sağlayan unsurların başında gelmektedir. Bu strateji, Türk tarafının uluslararası ortamda, daha en başından, ifade ve iddia kabiliyetini son derece sınırlandırmaktadır. Mesela; üzerinde bugüne kadar ciddi bir çalışma yapılmamış olmasına rağmen Batı’da soykırım iddiası bilimsel anlamda veri olarak, önkabul olarak ele alınmakta ve Türk tarafının bunun aksini ifade eden söylemine itibar edilmemektedir.


Türkler’in Ermeniler’le yaptıkları mücadelede en büyük eksikliği stratejisiz ve perspektifsiz olmalarıdır. Bugüne kadar Türkler tarafından yapılan çalışmalar, Ermeni iddialarının paralelinde ve gölgesinde cılız birer savunma olmanın ötesine geçememiştir.[77] Şu anlaşılmıştır ki; Ermeni iddiaları çerçevesinde ortaya konan çabalar, Ermeni paradigmasının ifade ettiği söylemin dümen suyundan çıkamamış ve Ermeni söyleminin uluslararası dünyada Ermeniler lehine yarattığı siyasal ve kültürel iktidarın aciz bir mahkumu olmaktan kurtulamamıştır. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde Ermeni sorunu sebebiyle içine düştüğü çıkmaz bir kez daha açıkça ortaya koymuştur ki; yeni stratejilerin geliştirilmesi, kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir. Görüldüğü gibi kültür bir stratejidir, din bir stratejidir. Ve belki de bir mücadeleyi kazanabilmenin en önemli yolu, psikolojik çatışmaya iyi hazırlanmak ve kültür ile dilde yarattığınız iktidarı karşı tarafa kabul ettirebilmektir.     


[1] Yaşar Kalafat, Türk-Ermeni İlişkilerinde Kültürel Boyut, I. Uluslararası Tarih ve Kültür Sempozyumu, 27-29 Kasım 2001, Ankara
[2] Bu tabir Mim Kemal Öke’ye aittir. Öke’nin aynı adlı, Ermeni sorununu uluslararası ilişkiler düzleminde bir emperyalizm problemi olarak ele alan bir de kitabı bulunmaktadır.
[3] Kalafat, age. Türk dünyasının diplomatik desteğini asgari düzeyde bile sağlayamayan Türkiye, Kırgızistan Cumhuriyeti gibi bazı Türk cumhuriyetlerinin bu konuda Osmanlı Türklüğünü ve dolayısıyla Türkiye Türklüğünü suçlayan, devlet başkanı seviyesindeki açıklamalarına dahi muhatap olabilmiştir.   
[4] Ermeni Megalo İdeası olarak tanımlanabilecek Haydat ideolojisi için bkz. Nazmi Gül, “Yirmibirinci Yüzyılın Başlangıcında “Haydat” (Ermeniler’in Davası)”, Stratejik Analiz, c. 1, s. 2, Haziran 2000, ss. 25-28.
[5] Antik Ermeni tarihi ve Ermeni milletinin oluşumu için bakılabilecek bazı kaynaklar şunlardır:James Russell, “The Formation of the Armenian Nation”, The Armenian People,From Ancient To Modern Times, ed. Richard G. Hovannisian, c. 1, ss. 19-36, Boghos Levon Zekiyan, “Das Armenische Volk: Ein Historischer Rückblick”, Die Armenier, Brücke Zwischen Abendland und Orient, ss.47-67, Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, ss.22-70 ve 98-107, Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, ss. 19-38, Davud Kılıç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler Arasındaki Dini ve Siyasi Mücadeleler, ss. 1-22, Nino Garsoian, “The Emergence of Armenia”, The Armenian People,From Ancient To Modern Times, ed. Richard G. Hovannisian, c. 1, ss. 37-62, Aram Kossian, “The End of the Hittite Empire: Thracians in the Armenian Highland?”, Armenian Perspectives, ed. Nicholas Awde, ss. 35-38, Hüdâvendigâr Onur, Millet-i Sadıkâ’dan Hayk’ın Çocuklarına Ermeniler, ss.3-6, Gültekin Ural, Ermeni Dosyası, ss. 15-21, Emin Arifoğlu Şıhaliyev, Türkiye ve Azerbaycan Açısından Ermeni Sorunu, ss. 16-22   
[6] Erich Feigl, “Ermeni Milli Kilisesi’nin Zaferi ve Trajedisi”, Ermeni Araştırmaları, s. 2, ss. 65-66, Erdal İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, s. 15
[7] Farida Mamedova, “On Historical Geography of Caucasian Albania, Armenia and the Albanian Ethnos”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s. 10
[8] 19. yüzyılın ikinci yarısından önce “Büyük Ermenistan” hayali yahut haritası yoktur.
[9] Gürün, age, s. 30, Uras, age, s. 47, Garsoian, agm, 59, iddia edilen sınırlar için bkz. Garsoian, agm, s. 53
[10] Gürün, age, s. 37
[11] Mamedova, agm, s. 10
[12] Mim Kemal Öke, Yüzyılın Kan Davası, Ermeni Sorunu, 1914-1923, s.88, Uras, age, s.89, Gürün, age, s. 37
[13] Mamedova, agm, s. 10
[14] Mamedova, agm, s. 11
[15] Boghos Levon Zekiyan, “Begegnung mit der Wirklichkeit-Bedeutung des »Heiligen«”, Die Armenier, Brücke Zwischen Abendland und Orient, s. 85, Richard G. Hovannisian, “Inroduction”, The Armenian People,From Ancient To Modern Times, ed. Richard G. Hovannisian, c. 1, s. vii
[16] Stepan Danielyan, “Religious Minorities in Armenia”, Central Asia and the Caucasus, s. 2(8), 2001, s. 131, Şaban Kuzgun, Dört İncil-Farklılıkları ve Çelişkileri, s. 301
[17] Ermeniler, Aziz Gregor’u bir silsileyle havari Thaddaeus ve Bartholomaeus’a bağlamak istemektedirler. Ne var ki bu silsilenin tarihsel olarak hiçbir geçerliliği yoktur. Bertold Spuler, Die morgenlaendischen Kirchen’den nakleden Feigl, agm, s. 67
[18] Zurab Kanantchev, “On Dating of Christinization of Peoples of Caucasian Albania and Armenia”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s. 41, İlter, age., s. 16, Feigl, agm., s. 72
[19] Kanantchev, agm, ss. 43-45
[20] agm, s. 44
[21] Feigl, agm, 71
[22] agm, s. 71
[23] Gürün, age, s. 45
[24] H. Pasdermadjian, Histoire de l’Armenie, s. 23’ten nakleden Gürün, age, s. 46
[25] Yaşar Kalafat, “Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise”, Sekizinci Askeri Tarih Semineri (24-27 Ekim 2001), İstanbul
[26] Yaşar Kalafat, Nazmi Gül,“Importance of Folklore in Shaping the Identity-Armenian Culture and Cultural Identity”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s.159
[27] Gürün, age, ss. 20-21
[28] M. F. Kırzıoğlu, “Milli Destanlarımızda Dede Korkut Oğuznamelerinin Tarih Belgeleri Bakımından Değerleri- Armenya/Yukarı Eller Tarihinin İçyüzü”, Belleten, c. 50, s.198 (Aralık,1986)’dan ayrı basım, Ankara, 1987, s. 920, Kalafat, “Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise”
[29] Uras, age., s. 92, Kılıç, age, s. 25, Jacques de Morgan, Histoire du Peuple Armenieni Paris, 1919, s. 102’den nakleden Gürün, age, s. 47, Jacques de Morgan, Histoire du Peuple Armenieni, Paris, 1919, ss. 102-104,364, H. Pasdermadjian, Histoire De L’Armenie, Paris, 1971, ss. 101-104, Rene Grausset, Histoire de l’Armenie des origines a 1071, Paris, 1973, ss. 121-122, Karekin Sarkissian, “The Armenian Church in Contemporary Times”, Religion in the Middle East’ten ayrıbasım, 1969, s. 81, G. Amadouni, L’Eglise Armenienne et la Catholicite, 1978, s. 14’ten nakleden İlter, age, s. 16, Kanantchev, agm, s. 43
[30] M. Fahrettin Kırzıoğlu, “Albanlar Tarihi” Üzerine(M.Ö. IV.-M.S. X. Yüzyıllar), XI. Türk Tarih Kongresi Bildiriler kitabından ayrıbasım, s. 49
[31] Kalafat, “Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise”
[32] İ. Necdet Çetinok, “Sarı Gelin Türküsü ve Ermenilik”, Erciyes, s. 282, Haziran 2001, ss.7-13
[33] Yaşar Kalafat, “Kültürel Küreselleşme-Dinler Arası Dialog ve Mono Milliyetçilik”, 2000. Yılında Hıristiyanlık-Dünü, Bugünü veGeleceği (9-10 Haziran 2001), Ankara
[34] bkz. Abdurrahman Küçük, “Belgelerin Işığında Türk-Ermeni Münasebetlerine Genel Bir Bakış”, A.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara, 1989, c. 31, ss. 245-259
[35] Kalafat, “Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise”
[36] Kalafat, Gül, “Importance of Folklore in Shaping the Identity-Armenian Culture and Cultural Identity”, s. 160
[37] Audrey L. Altstadt, The Azerbaijani Turks-Power and Identity Under Russian Rule, s. 3, İlyas Babayev, “Atropaten ve Alban Dövletleri”, Azerbaycan Tarihi-uzaq keçmişden1870. illere qeder, red. Süleyman Eliyarlı, s. 92-93, Mammedova, agm, s. 9, Istoricheskaya geografiya Azerbayjana, Baku, 1987’den nakleden Davud Akhundov, “Genesis of the Architecture of Caucasian Albania and Criticism of Falsifiers”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s. 23, Elyas Babayev, “Some Features of Caucasian Albania material culture”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s. 89, Volodimir Sergiychuk, “Ukraine-Azerbaijan: Historical Parallels of the struggle for approving their independence and mutual tendency to relations”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s. 179, Feride Memmedova, Azerbaycan’ın Siyasi Tarihi ve Tarihi Coğrafyası(Kiril alfabesi ve Azerbaycan Türkçesi’yle), s. 105, 134, 136, 137, 140, 142, 143, Şıhaliyev, age, ss. 24-25 [38] Edmund Herzig, The New Caucasus-Armenia, Azerbaijan and Georgia, s. 3
[39] Gamarshah Javadov, “Regarding Azerbaijan Ethnos of Alban Origin”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, s. 73, 74
[40] Tofik Magomed Oglı Mamedov, Kavkazskaya Albaniya, s. 207
[41] R. B. Geyuşev, Hristianstvo V Kavkazckoy Albanii, s. 146
[42] Feride Memmedova, Azerbaycan’ın…, s. 229
[43] age, ss. 36-47, Robert h. Hewsen, “ The Geography of Armenia”, The Armenian People,From Ancient To Modern Times, ed. Richard G. Hovannisian, c. 1, ss. 1-17
[44] Mammedova, agm, s. 9, Elyas Babayev, “Some Features of…”, ss. 89-90
[45] Some aspects on “Appearance” of Armenians in Transcaucasus,
http://www.bakililar.az/ca/eng/news/news13_eng.html
[46] Albania and the “Greater Armenia”, http://karabakh.org/?id=3032&item=5
[47] Kanantchev, agm, s. 42, Geyuşev, age, s. 147
[48] “Mukaddes Patrik Kiş’e geldi, burada kilise dikti ve kansız bir kurban verdi”, Moucej Kalankatuklu, Albaniya Tarihi(Kiril alfabesi ve Azerbaycan Türkçesi’nde), s. 18
[49] Geyuşev, age, s. 148
[50] Kanantchev, agm, s. 45, Geyuşev, age, s. 148
[51] Kanantchev, agm, s. 45, Geyuşev, age, s. 156, Gulchokhra Mamedova, “Church in the Village of Kish is the     « Mother of Albanian Churches»”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, ss. 29-32, Zaza Aleksidze, “Preliminary Account on the identification and deciphering of the Caucasian Albanian text discovered on Mount Sinai”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, ss. 37-38, Sabina Gadjiyeva, To the Question on study of Albanian Christian Monuments settled on the territory of Upper Karabagh,
http://www.bakililar.az/ca/eng/news/news14_eng.html
[52] Loss of Independence and Commencement of the Deethnization Process of the Albanians, http://karabakh.org/?id=3044&item=5
[53] age.
[54] Kalankatuklu, age, s. 176
[55] age, s. 177
[56] Loss of Independence and Commencement of the Deethnization Process of the Albanians,
http://karabakh.org/?id=3044&item=5
[57] age.
[58] age, Geyuşev, age, ss. 150-151
[59] End of the Arab Rule,Revival of the Albanian Statehood in Karabakh,
http://karabakh.org/?id=3045&item=5
[60] Mamedova, agm, s. 11
[61] Mamedova, agm, s. 12
[62] agm, s. 12
[63] agm, s. 12
[64] Feigl, agm, s. 88
[65] agm, s. 75
[66] Kalafat, “Mono Milliyetçilik ve Milli Kilise”, Kalafat, “Türk-Ermeni İlişkilerinde Kültürel Boyut”, Kalafat, Gül, “Importance of Folklore in Shaping the Identity-Armenian Culture and Cultural Identity”, s. 160
[67] Kalafat, Gül, “Importance of Folklore in Shaping the Identity-Armenian Culture and Cultural Identity”, s. 160
[68] Mamedova, agm, s. 12
[69] Ulduz Gashimova, “Some Anthropological Materials on the Transformation of the Peoples of Caucasian Albania”, History of the Caucasus, The Scientific-Public Almanac, ss. 65-68
[70] Kafkasya ve Karabağ çerçevesinde, Gregoryen cemaati içindeki Türk unsurun tarihine başka bir makalemizde değinilecektir.
[71] İ. Aliyev, Nagornıy Karabah, ss. 75-78’den nakleden Araz Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası, c. 7, sayı. 1, s. 395
[72] Aslanlı, agm, s. 395
[73] Gadjiyeva, agm
[74] Mamedova, agm, s. 15
[75] The Armenian Genocide Monument Opening Ceremony in Caracas, Venezuella,
http://groong.usc.edu/news/msg41617.html
[76] bkz. Wolfgang Gust, Der Völkermord an den Armeniern, Die Tragödie des aeltesten Christienvolkes der Welt, Münih, 1993
[77] Hattâ Ermeni propagandasının bazı öğeleri Türk tarafınca da sonuçları hesap edilmeksizin kabul edilmektedir. Bunların başında Ermeniler’in dünyanın ilk Hıristiyan devleti oldukları iddiası gelmektedir (bkz. Aytunç Altındal, Türkiye ve Ortodokslar, ss. 103-105). Ermeniler’in, Hıristiyanlık üzerine kurdukları kültür stratejisi bakımından bu durum, uluslararası alanda Ermeniler’in haksız yere pozisyonlarını güçlendirmelerine sebep olmaktadır. Aslında sorun, çalışmamızda görüldüğü gibi, Ermeniler’in dünyanın ilk Hıristiyanları olup olmadıkları ya da ne kadar zamandır Hıristiyan oldukları değildir. Esas sorun din, inanç ve kültür öğelerinin yayılmacı bir zihniyetin elinde nasıl, tehlikeli birer silaha dönüştüğüdür.
  

 ----------------------
* -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 5, Bahar 2002
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar