Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 12-13, Kış 2003 - İlkbahar 2004

 
Bu incelememizde 2004 yılı Şubat-Mayıs aylarında Türkiye-Ermenistan ilişkileriyle Ermeni sorunu hakkındaki başlıca gelişmeler ele alınmaktadır.

Bu dönemde iki ülke arasında üzerinde en fazla durulan konu kara sınırının açılması olmuştur. Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin olarak da, başta Kanada Parlamentosunun bunları benimsemesi olmak üzere, bazı önemli gelişmeler görülmüştür. Aynı dönemde Türkiye’de Ermeni Araştırmaları II. Kongresi yapılmış ve “Ermeniler: Sürgün ve Göç başlıklı kitap yayınlanmıştır.

I - Kara Sınırının Açılması ve Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan İlişkileri

Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinden sonra Azerbaycan’da Türkiye’nin Ermenistan ile olan kara sınırını açabileceği hakkında bir kanı yerleşmeye başladığı görülmüştür. Azeri kaynaklarına göre bu kanının nedeni Başbakan Erdoğan’ın ABD’de, New York’taki Türkiye’deki sözleridir. Daha önce de belirttiğimiz üzere Başbakan burada Ermenistan ile olan sınırın açılması için o bölge kentlerinden yoğun talepler geldiğine değinerek Türkiye’nin uzattığı dostluk elinin karşılıksız kalmaması halinde sınırın açılabileceği imâsında bulunmuştu.[1]

ABD’deki Azeriler bu sözleri protesto eden mektuplar göndermişler, Azerbaycan basınında da bu konuda Türkiye’yi eleştiren yazılar çıkmış[2] ve bu arada Başbakanın Amerikan Hükümeti ve Ermeni Diasporası tarafından sınırın açılmasını konusunda taviz vermeye zorlandığına dair yorumlar da yapılmıştır.[3]

Başkan İlham Aliyev bu konuda kendisine sorulan bir soruya şu yanıtı vermiştir: “Tahminlerde bulunmak istemiyorum. Başbakan iken Ankara’ya yaptığım ziyaret sırasında bu konuyu Başbakan Erdoğan ile görüştüm. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Karabağ sorunu çözümlenmeden Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırını açmayacağına dair bana güvence verdiler. Bu benim için yeterlidir. Bunu duyduğuma göre başka bir açıklamaya ihtiyacım yoktur. Ancak, Avrupa Birliği ve dünyada ciddi nüfuz sahibi bazı ülkeler, sınırı açmasını sağlamak için Türkiye’ye büyük baskı yapmaktadırlar. İlgili taraflarla yapılan toplantılarda, Türkiye Ermenistan ile olan sınırını açarsa Karabağ sorunun çözümünün imkânsız olacağını bir çok kez söyledik. Çünkü (bu taktirde) Azerbaycan önemli bir aracı kaybetmiş olacak ve sonra barış görüşmeleri de akamete uğrayacaktır. Bu durum görüşmeleri durduracak ve hoş olmayan sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle ilgili taraflar, sorunun barışçı bir çözümünü istiyorlarsa, Türkiye’ye baskı yapmamalıdır. Türkiye büyük ve güçlü bir devlettir. Türkiye’nin bu baskılara karşı koyacağına inanıyorum.”[4]

İlham Aliyev 14 Nisan’da Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretin arifesinde bir Türk gazetecinin kendisine yönelttiği “Türkiye bu kapıyı (sınır kapısını) açarsa ne olur ?” sorusuna şu yanıtı vermiştir: “Tabii Türkiye Azerbaycan ilişkilerine darbe vurur. Cumhurbaşkanımız Haydar Aliev defalarca şunu söylemiştir: ‘Biz bir millet, iki devletiz’. O nedenle böyle bir şeyin olacağına ihtimal vermiyorum. Ayrıca Ermenilerin sadece bizim toprağımızla ilgili iddiaları yok. Türkiye ile ilgili iddiaları da var. Ekonomik ilişkiler iyidir ama tarih de var. Tarihi de dikkate almak gerekir. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi Azeri halkında derin teessür yaratır.”[5]

İlham Aliev’in sözlerinin önemli noktaları şu şekilde belirlenebilir:

Azerbaycan Devlet Başkanı sınırın açılmayacağına dair Türk yetkililerce kendisine verilen güvenceye inanmaktadır.

Türk sınırının kapalı kalmasının Ermenistan’a karşı bir koz (araç) olduğu düşüncesindedir. Bu kozu kaybederse (Minsk Grubu aracılığıyla yapılan) görüşmelere devam etmeyecektir.

Bazı ülkeler sınırın açılması için Türkiye’ye baskı yapılmamalıdır. Türkiye baskılara karşı koyacak güçtedir.

Sınır açıldığı taktirde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bozulacaktır.

Görüldüğü üzere Azerbaycan Devlet Başkanı sınırın açılmasını Ermenilerle müzakerelerin kesilmesine ve Türkiye ile ilişkileri bozulmasına neden olabilecek derecede önemli bir olay olarak görmektedir. Gerçekten de Türkiye ile olan sınır kapıları açıldığı taktirde Ermenistan’ın Azerbaycan ile olan sorunlarını çözümü için artık acele etmemesi ve bunları zamana bırakması olasıdır. Bu ise Karabağ ve diğer Azeri topraklarının işgalinin devam edeceği anlamına geldiği için Azerbaycan Hükümetince kabul edilmez bir durum yaratacaktır.

Diğer yandan sınırın, herhangi bir karşılığı olmadan, açılmasının sadece Azerbaycan’ın değil Türkiye’nin de aleyhine olacağı görülmektedir. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normale hale gelebilmesi için sınırın açılması ve diplomatik ilişki kurulması yeterlidir. Ermenilerin sınırın açılmasını sağladıktan sonra, soykırımı iddialarından vazgeçilmesi, toprak bütünlüğünün tanınması, Karabağ ve diğer Azeri toprakların işgaline son verilmesi gibi Türk talepleri ile uğraşmaktansa diplomatik ilişki üzerinde durmamayı tercik etmeleri mümkündür. Diğer bir deyimle sınırın, herhangi bir karşılık olmadan, açılması Türkiye’nin Ermenistan’dan olan taleplerinin fiilen gündemden çıkması sonucunu verebilir.

İlham Aliev’in Türkiye ziyaretinden önce Azerbaycan’da Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırın açmasına karşı hareketler yoğunlaşarak devam etmiştir. Bu cümleden olarak bazı Azeri gazeteciler Iğdır’a gelmiş ve sınırın açılması aleyhinde gösteriler yapmışlardır.[6] Azeri gazeteciler Ankara’ya da geçerek Kızılay meydanında, Türkiye’de Azerilerin ve bazı Türk vatandaşlarının katıldığı bir miting düzenlemişlerdir.[7] Bu arada bazı Azerbaycan milletvekilleri de sınırın açılması aleyhinde, bazen Türkiye’yi de eleştiren beyanlar vermişlerdir.[8] Azerbaycan Meclis Başkanı Murtuz Alaskerov da Türkiye sınırı açtığı taktirde sadece Türkiye-Azerbaycan dostluğuna değil tüm Türk dünyasına bir darbe indireceğini söylemiştir.[9] Bu beyan ve eylemler sınırın açılmaması için Türkiye’ye baskı yapmayı amaçlayan, önceden planlanmış bir çeşit kampanya mevcut olduğunu düşündürmüştür.

İlham Aliev’in yukarıda değindiğimiz sözleri hakkında Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan bir açıklamada, Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu kaldırmasının Karabağ sorununun çözümünü kolaylaştıracağı ve “Türkiye Azerbaycan’ı kayıran tek yanlı politikasından vazgeçerse bölgemizdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerin gerçekten önemli bir unsuru olabileceği” belirtilmiştir.[10]

Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan Aliev’n yukarıda değindiğimiz beyanı hakkında Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasının sadece bölgesel işbirliğini kolaylaştırmakla kalmayıp aynı zamanda Karabağ Sorunu’nun çözümüne olumlu bir katkıda bulunacağını söylemiş ve Azerbaycan gibi küçük bir ülkenin Türkiye’yi bir araç olarak kullanmaya çalışmasının düşünülecek bir yanı olduğunu ifade etmiştir.[11] Oskanyan ayrıca Azerbaycan’ın sınırın açılması konusuna geleceğe dönük gelişmeler acısından değil, iç politika bakımından yaklaştığını da ileri sürmüştür.[12]

O sıralarda Ermenistan’ı ziyaret etmekte olan Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage ise “Bana öyle geliyor ki Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınırın açılması kısa zamanda ve etkili bir şekilde iki taraf halkına da yarar sağlayacaktır” demiş, bu konuyu Türkiye ile görüştükleri, şu anda (26 Mart) Türkiye’nin Kuzey Irak ve Kıbrıs sorunuyla meşgul olduğunu ve daha sonra sınırın açılması konusunun ele alınacağını umduğunu belirtmiştir.[13]

Türkiye’ye gelince İlham Aliev’in sözlerine üst düzeyde tepki gösterilmemiştir. Bunda Azerbaycan Devlet Başkanına cevap vermenin yararlı olmayacağı düşüncesi bulunsa gerektir. Diğer yandan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 9–10 Ocak 2004 tarihlerinde Azerbaycan’a yaptığı ve başlıca amacının Azerbaycan’daki endişeleri gidermek olduğu anlaşılan ziyaret sırasında Türkiye’nin tutumunu yeterince açıkladığından bu konunun üzerine gidilmesine gerek olmadığı da düşünülmüş olabilir. Hatırlanacağı üzere Gül, ziyareti sırasında şimdilik sınırın açılmasının sözkonusu olmadığını ve Türkiye’nin üçlü bir toplantı düzenlemeye çalıştığını beyan etmişti.[14]

Azerbaycan’da sınırın açılması konusunda ortaya çıkan hoşnutsuzluğun devam etmesi karşısında Türk yetkilileri de bu konuda konuşmak gereğini duymuşlardır. Baku’deki Türk Büyükelçisi Ünal Çeviköz, Ermenistan Türkiye ve Azerbaycan’dan toprak talep etmekten vazgeçmedikçe Türkiye-Ermenistan ilişkilerin normal duruma gelemeyeceğini ifade etmiştir.[15] O sırada Azerbaycan’ı ziyaret etmekte olan Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın Azerbaycan muvafakat etmedikçe Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırını açmayacağına söylemiştir.[16] Dışişleri Bakanı Gül de Başkan İlham Aliev’in Türkiye ziyareti sırasında Azerbaycan televizyonuna bir mülakat vererek Azerbaycan’daki protestolardan haberdar olduğunu, Türkiye’nin resmi tutumunun, Ermenistan Karabağ Sorunu’nda uzlaşmaya varmaya razı olmadığı, işgal altındaki topraklardan askerlerini çekmediği ve Ermeni lobisi sözde Ermeni soykırımı iddialarını ileri sürmekten vazgeçmediği sürece Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırını açmamak olduğunu söylemiştir. Bakan Gül, ayrıca, bu tutumu Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan’a da bir görüşmeleri sırasında bildirdiğini, gelecek toplantılarında da bu tutumu ifade edeceğini ifade etmiştir.[17]

Yukarıdaki beyanlara göre sınırın açılması konusunda ilgili devletlerin tutumu şu şekilde özetlenebilir:

Ermenistan ve ABD sınırların, herhangi bir koşula bağlanmadan açılmasından yanadır. Azerbaycan ise sınırların açılmasına tamamen karşıdır. Türkiye’nin tutumu da esas itibariyle aynıdır. Ancak, Abdullah Gül’ün yukarıda değindiğimiz beyanından da anlaşılacağı üzere Türkiye, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde, sınırların açılmasına razı olabilecektir. Ne var ki Ermenistan şu safhada bu koşulları kabule hazır görülmemektedir.

Başkan İlham Aliyev’ın Türkiye ziyareti başarılı geçmiştir. Sınırların açılması konusunun bu ziyarete gölge düşürmediği anlaşılmaktadır. Taraflar Karabağ ve diğer sorunların çözümünde
“kademeli yaklaşım” formülünü benimsemişlerdir. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İlham Aliev ile beraber yaptığı basın toplantısında iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel konuları ele aldıklarını ifadeden sonra şunları söylemiştir: “Bu çerçevede, yukarı Karabağ başta olmak üzere, Güney Kafkasya bölgesinde Azeri kardeşlerimize büyük acılar çektiren sorunların barışçı yollardan çözümlenebilmesi için, kademeli bir yaklaşım çerçevesinde elimizden gelen her çabayı harcamaya hazır olduğumuzu Azeri kardeşlerimize bir kez daha vurgulama olanağını bulduk.”[18]

Kademeli yaklaşımdan ne kastedildiği hakkında bir açıklama yapılmamıştır. Bu deyimin sorunların, bir bütün halinde ve aynı zamanda çözümlenmesi değil, bunları kademelere ayırarak, her kademenin karşılıklı atılacak adımlarla aşılması gibi bir metodu ifade etmesi olasıdır. Diğer yandan kademelerin neler olduğu hususunda da bilgi yoktur. Ancak, mesela, daha önce basında yer aldığı gibi, Ermenistan’ın Karabağ haricinde işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi karşılığında demiryolu seferlerine başlanması bir kademe oluşturabilir. Bu çerçevede Türkiye’nin kara sınırını açması da bir kademe olabilir.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İlham Aliyev’in ziyaretinden sonra Anadolu Ajansı’na verdiği bir mülakatta Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırını açmasının sözkonusu olmadığını tekrar etmiş ve Türkiye’nin Ermenistan ve Azerbaycan’la Karabağ Sorunu’nun çözümü için görüşmeler yaptığını, gelecek aylarda aynı konuda üçlü görüşmeler yapılmasını düşündüklerini ve Türkiye’nin bir katalizör rolü oynamayı denediğini de söylemiştir.[19]

Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan ise üçlü görüşmelere karşı olmadıklarını, benzer görüşmelerin daha önce de yapıldığını ve bölge sorunlarının tartışıldığını hatırlattıktan sonra Türkiye’nin Karabağ Sorunu’ndaki aracılığını (katalizör rolünü) anlamlı bulmadıklarını, zira Türkiye’nin izlediği siyaset ve bu günkü durum değerlendirildiğinde, tarafsız bir aracı rolü oynamasının mümkün bulunmadığını söylemiştir.[20] Diğer bir deyimle Ermeni Bakan Türkiye’nin Azerbaycan görüşlerini benimsediği için aracılık yapamayacağını ifade etmiştir.

Oskanyan TRT muhabiri Olcay Kıraç’a Erivan’da verdiği bir mülakatta Ermenistan’ın Türkiye politikasını bir kez daha açıklamıştır. Ermeni Bakana göre halen iki ülke arasında önemli sorunlar olmadığı bir dönemde bulunulmaktadır. Bazı tarihi sorunlar mevcut olduğu görmezden gelinemez ise de bunlar bir yana bırakılarak iki ülke arasında normal bir diyaloga girişilebilir. Ermenistan iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesi için Türkiye’nin koyduğu koşulları kaldırmasını beklemektedir.[21] Bu ifadeler Ermeni Bakanın bir yandan Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarının işgaline, Türkiye’ye karşı soykırım suçlamalarına ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımamaya devam ederken diğer yandan Türkiye’nin sınırı açmasını ve Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmasını istediğini göstermektedir. Bu gerçekdışı politika Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde neden ilerleme olmadığını yeterince açıklamaktadır.

Bunun yanında Ermenistan Dışişleri Bakanı yeni Türk Hükümetinden memnun olmadıklarını da dile getirmeye başlamıştır.[22] Oskanyan’a göre Türk Hükümeti ilk başlarda her istediğini yapacağını düşünmüş ancak sonraları Azerbaycan faktörünü ihmal edemeyeceğini görmüştür. Bu durum iki ülke dışişleri bakanlarının şimdiye kadar yaptıkları üç toplantıya da yansımıştır. İkili ilişkilerin ele alındığı birinci toplantı[23] iyi geçmiştir. Karabağ sorunun ortaya atıldığı ikinci toplantı[24] pek iyi geçmemiştir. Üçüncü toplantı[25] ise, Karabağ Sorunu ilişkilerin normalleştirilmesi için bir önkoşul haline getirildiğinden, kötü geçmiştir. Böylelikle, Oskanyan’a göre, Türkiye bir önceki hükümetin (Ecevit Hükümeti) tutumuna geri dönmüştür.

Ermenistan Hükümetinin Türkiye’ye karşı duyduğu hoşnutsuzluk Devlet Başkanı Robert Koçeryan’ın 29 Haziran 2004 tarihinde İstanbul’da yapılacak NATO Zirve Toplantısı’na katılmamasına neden olmuştur. Bu konuda yapılan açıklamada Koçeryan’ın bu kararı “Türk-Ermeni İlişkilerinin bugünkü durumu” nedeniyle alındığı belirtilmiştir.[26] Ancak, NATO Zirve toplantısının Türkiye-Ermenistan ilişkileriyle ilgisi olmadığından ve Ermenistan Devlet Başkanı, Türkiye ile ilişkilerin bu günden farklı olmadığı 1999 yılında, İstanbul’da AGİT Zirve toplantısına katıldığından Koçeryan’ın bu jestinin başka nedenleri olabileceği akla gelmiştir.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e göre bu karar iç politika mülahazalarıyla alınmıştır.[27] Koçeryan’ın istifasını sağlamak amacıyla Ermenistan’da yaklaşık iki aydan beri devam eden ve bazı tutuklamalara rağmen önü alınamayan gösterilerin Ermenistan Devlet Başkanının durumunu sarstığı malumdur. Koçeryan Türkiye’ye karşı sert bir jest yapmak suretiyle ülkesindeki aşırı unsurların sempatisini kazanmak istemiş olabilir. Bunun yanında, Başkan Putin’in de NATO zirvesine katılmayacağı hatırlandığında, halen Ermenistan’da, başta ekonomi olmak üzere, hemen her alanda nüfuzu çok artmış olan Rusya Federasyonu’ndan gelen bir talebi Koçeryan’ın yerine getirmekte olduğu da düşünülebilir.

II - Soykırım İddialarına İlişkin Gelişmeler

İncelediğimiz dönem içinde Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin olarak pek çok gelişme yaşanmıştır. Bunların en önemlileri Kanada Parlamentosunun bu sözde soykırımı tanıması ile bu konuda ABD, Fransa, Avrupa Birliği ve bazı ülkelerdeki gelişmelerdir.

Kanada Parlamentosunun Soykırım İddialarını Tanıması

Kanada’nın sözde Ermeni soykırımını resmen tanıması için bu ülkedeki Ermeni Diasporası uzun yıllardan beri harcadığı[28] çabalar sonuçlanmış ve Kanada Parlamentosu 21 Nisan 2004 tarihinde şu kararı almıştır. “Bu Meclis, 1915 yılı Ermeni soykırımını tanır ve insanlığa karşı bir suç olan bu hareketi kınar.”

Bu önerinin sahibi milletvekili Bayan Madeleine Dalphond-Guiral’dir. Öneriye, Kanada Parlamentosundaki tek Ermeni asıllı milletvekili olan Sarkis Assadourian ile diğer iki milletvekili ortak sunucu olmuşlardır. Bu kişilerin ayrı partilere mensup olması Parlamentoda bu konuda bir mutabakat bulunduğunun bir karinesi olarak görülmüş, nitekim görüşmelerde öneri aleyhinde bir, lehinde ise yedi milletvekili söz almış ve tasarı 153’de karşı 68 oyla kabul
edilmiştir.[29]

Kanada Hükümeti, Türkiye ile ilişkileri dikkate alarak tasarının aleyhinde olduğunu açıklamıştır. Ancak Başbakan Paul Martin Hükümet üyelerine aleyhte oy vermelerini isterken, mensubu olduğu Liberal Parti milletvekillerini oylamada serbest bıraktığından 75 liberal milletvekili tasarının lehinde oy vererek kabulünü sağlamışlardır.[30] Başbakanın kendisi ve iki bakan oylamaya katılmamış, bir bakan ise çekimser kalmıştır.[31]

Dışişleri Bakanı Bill Graham oylamadan önce milletvekillerine gönderdiği bir mektupta Kanada’nın NATO müttefiki olan Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olması gerektiğini ve Türkiye ile bir çok alanda işbirliği yapıldığını bildirmiştir.[32] Basın haberlerine göre Kanada Ticaret Odası da tasarının aleyhine çalışmış ve bu arada Kanada şirketleri olan Bombardier Aerospace ve SNC Lavalin’in Ankara metrosunun genişletilmesi gibi Türkiye’deki bazı ihaleleri başka şirketlere kaptırabileceğini vurgulamıştır. Ancak, bu siyasi ve ekonomik mülahazalar Kanada milletvekillerinin çoğunluğunu etkilememiştir.

Dışişleri Bill Graham kararın kabulünden sonra yaptığı açıklamada “Kanada Hükümetinin 10 Haziran 1999 tarihinde konuya ilişkin tutumunun değişmediği ve kabul edilen önergenin hükümeti bağlamadığını” bildirmiştir.[33] Kanada Hükümetinin sözü edilen 1999 tarihli tutumu ise 1915 yılı olaylarının bir trajedi olmakla beraber bir soykırım teşkil etmediği şeklindedir.[34]

Türkiye Dışişleri Bakanlığı 22 Nisan 2004 tarihinde yaptığı bir açıklamada Kanada Federal Parlamentosu’nun, marjinal görüşlerin peşine takılarak bu kararı kabul etmesinin kınandığı, Parlamentoların tarihin tartışmalı dönemlerine ilişkin bir yargıya varma görevleri bulunmadığını, bu tür kararların değişik kökenli insanlar arasında nefret duyguları uyandırarak toplumsal ahengi bozabileceği, bu kararın ne Kanada’daki Ermenilere ne de Ermenistan’a bir yarar sağlayacağı, kararın getireceği tüm olumsuzlukların sorumluluğu Kanadalı siyasetçilere ait olduğu bildirilmiştir.

Böylelikle Kanada Parlamentosu Hükümetinin muhalefetine ve Türkiye’nin ve Kanada’daki Türklerin şiddetli itirazlarına rağmen, sırf ülkedeki Ermeni Diasporasını tatmin etmek amacıyla bir karar almış bulunmaktadır. Ancak böyle yapmakla da ülkesindeki Ermenileri, Türkiye’nin soykırım suçu işlemediğine inanan Kanada’daki Türklere karşı tercih etmiş olmaktadır. Bu konuda bir Kanada gazetesi şu hususları belirtmiştir. “Kanada gibi çok uluslu bir ülke, dış siyaseti belirli bir yöne doğru çekecek şekilde eski kinlerin ortaya konmasına izin vermede dikkatli olmalıdır. Kanada gibi bir ülkede bu bir kere başlarsa sonu gelmez.”[35]
Kanada Parlamentosu’nun böyle bir kaygısı olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan, konuya hukuki acıdan bakıldığında Parlamentonun böyle bir karar almak için ehliyetli olmadığı zira, başka bir kıtada bir asır kadar önce cereyan etmiş bir olay hakkında yargıya varmak için hiçbir donanımı bulunmadığı görülmektedir. Diğer yandan Birleşmiş Milletlerin 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırması Sözleşmesi’nin 9. Maddesi’ne göre bir devletin soykırıma ilişkin sorumluluğunun tespiti Uluslar arası Adalet Divanına aittir.

Bu vesileyle sözde Ermeni soykırımı hakkında Fransa, İsviçre ve Kanada’da alınmış kararları aralarındaki benzerlikler açısından incelemekte yarar vardır.

2001 tarihli Fransız Parlamentosu’nun kararı şudur: “Fransa 1915 Ermeni soykırımını açıkça tanır.”[36] İsviçre Parlamentosu 2003 yılı kararının ana bölümü ise “İsviçre Milli Konseyi 1915 Ermeni soykırımını tanır” şeklindedir.[37] Kanada Parlamentosu ise bu konuda “Bu Meclis, 1915 yılı Ermeni soykırımını tanır ve insanlığa karşı bir suç olan bu hareketi kınar” kararını almıştır.

Bu metinlerin ortak yanı gayet kısa bir şekilde sözde soykırımın tanındığını ifade etmeleridir. Kararlarda Türkiye, Türkler veya Osmanlılardan bahis yoktur. Diğer yandan her üç ülkenin hükümeti bu kararı dikkate almayacaklarını ifade etmişlerdir. Buna göre ilgili ülkelerin, sözde soykırımını tanıyarak Ermenileri tatmin ederken, Türkiye’nin tepkisini en az çekecek şekilde hareket etmeye çalıştıkları görülmektedir. Gerçekten, 2001 yılı içinde Fransa aleyhinde beliren ve sonra tavsayan hava hariç, Türkiye’nin bu kararlara kınama bildirileri yayınlamak dışında bir tepkisi olmamıştır. Bu durum İsviçre’yi Fransa’nınkine benzer bir karar almaya Kanada’yı da aynı şekilde davranmaya götürmüştür. Diğer bir deyimle Fransa kararı İsviçre’yi, bu iki ülke kararı da Kanada kararını tetiklemiştir. Şimdi sorun, Türkiye’nin fazla tepkisini çekmeyen bu formülün bundan sonra hangi ülkelerin karar almasını kolaylaştıracağıdır.

Bu vesileyle son aylarda Uruguay ve Arjantin parlamentolarından da Ermeni soykırım iddialarını tanıyan kararlar çıktığını belirtelim.[38] Ancak, Uruguay bu konudaki ilk kararını 1965, Arjantin ise 1992 yılında aldığından 2004 kararları tekrardan öteye bir anlam taşımamaktadır.

ABD’de Soykırım İddialarına İlişkin Gelişmeler

Başkan Bush’un 24 Nisan Mesajı Bilindiği gibi Amerikan Başkanları bir süreden beri her yıl sözde Ermeni soykırımının başladığı tarih olduğu iddia edilen 24 Nisan’da bir mesaj yayınlamaktadırlar. Başkan Bush daha aday iken, Taşnakların bir kuruluşu olan Amerika Ermeni Ulusal Komitesi’nin sözde soykırımını hakkındaki tutumunu açıklamasını isteyen mektubuna cevaben, özetle, Ermenilerin geçen asırda soykırımsal (genocidal) bir kampanyaya maruz kaldıklarını belirtmişti. Diğer aday olan Al Gore’un Ermenilerin mektubuna cevap vermemesi, muhtemelen milliyetçi Ermenilerin oylarının George W. Bush’a
gitmesine neden olmuştu.

Bu olay Ermenilerde Başkan Bush’un 24 Nisan mesajlarında 1915 olayları için soykırım sözcüğünü kullanacağı ümidini doğurmuştu. Ancak Başkan Bush, her yıl Ermenilerin ve onları
destekleyen senatörlerin ve Temsilciler Meclisi üyelerinin yazılı taleplerine rağmen, 2001,[39] 2002[40] ve 2003[41] yıllarında bu olaylar için gayet ağır nitelendirmelerde bulunmakla beraber soykırım sözcüğünü kullanmamıştı.

2004 yılı mesajı için 169 Temsilciler Meclis üyesi ve 23 senatör Başkandan soykırım sözcüğünü kullanmasını istemişlerdir. Başkan ise mesajında[42] bu sözcüğe yer vermemiş ancak, 1915 Sevk ve İskânı için, “20. asrın en dehşet verici olaylarından biri”, “bir buçuk milyon kadar Ermeninin ortadan kaldırılması” gibi, esası itibariyle soykırım anlamına gelecek deyimler kullanmıştır.

Başkanın mesajında, ayrıca, I. Dünya Savaşı’ndan günümüze Ermenistan ile ABD arasındaki ilişkilerden ile bahsedilmiş, ABD’nin Karabağ sorunun çözümü için kararlılığı dile getirilmiş, Türk-Ermeni Barışma Komisyonu dahil, Türkiye ve Ermenistan arasında barış ve barışma için çalışan kişilerden övgü ile söz edilmiş ve Türkiye ve Ermenistan’a ekonomik, siyasi ve kültürel bağlarını yeniden kurmaları çağrısı yapılmıştır.

ABD’deki başlıca Ermeni kuruluşları Başkanın mesajına olumsuz tepkiler göstermişlerdir. Taşnak kuruluşu Amerika Ermeni Ulusal Komitesi, Başkanın müphem ve yumuşak ifadeler (!) kullanarak, Türkiye’nin 1915-1923 döneminde Ermeni halkına uyguladığı soykırımı hafiflettiğini belirtmiş, Başkanın Türk-Ermeni Barışma Komisyonun övmesi ve seçim kampanyası sırasında verdiği sözün aksine Ermeni soykırımını tanımamasını eleştirmiştir.[43] ABD’deki diğer önemli Ermeni kuruluşu olan ve genelde iktidardaki hükümet ile iyi geçinen Amerika Ermeni Asamblesi ise Başkanın olayları açıkça tanımlayan bir dil kullanmakla beraber soykırım sözcüğünü kullanmamış olmasının hayal kırıklığı yarattığını belirtmekle yetinmiştir.[44]

ABD Başkanlık Seçimleri ve Ermeniler

ABD Demokrat Partisi başkan adayı Senatör John Kerry öteden beri Ermeni yanlısı görüşleriyle bilinmekteydi. Başkan adayı olduktan sonra da bu görüşlerini yeri geldiğinde ifade etmişti. Kerry 22 Nisan 2004 tarihinde yaptığı yazılı açıklamada,özetle şu hususları dile getirmiştir: 24 Nisan tarihinin Ermeni soykırımının 89. yıldönümü olduğu, 1915-1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu idarecilerinin 1,5 milyon Ermeni erkek, kadın ve çocuğu, sistematik bir etnik yok etme politikasının sonucu olarak öldürdükleri veya sürgüne gönderdikleri, bu facianın uluslararasında tanınması için yürüttükleri mücadele nedeniyle Amerikalı Ermenilere teşekkür ettiği, Amerikalı Ermenilerin bu gibi dehşetlerin tekrarlanmaması için ortak sorumluluk bulunduğunu hatırlattıkları v.s. Senatör Kerry aynı beyanında şimdiye kadar Ermeni Soykırımı’nın tanınması ve çeşitli alanlarda Ermenistan’a yardım edilmesi için neler yapmış olduğunu da açıklamış ve tüm hükümetlerden Ermeni soykırımını resmen tanımalarını istemiştir.

Senatör Kerry ayrıca Ermeni asıllı George Kivork’u Amerikanın Arap, İrlandalı, İtalyan, Macar, Polonyalı, Portekiz gibi etnik toplulukların sorunları için seçim kampanyası örgütüne koordinatör olarak atamıştır.

Senatör Kerry’nın bu tutumunun milliyetçi Ermenileri etkilediğinde şüphe yoktur. Bir Ermeni gazeteci bu konudaki bir yazısına şu başlığı koymuştur. “Kerry Soykırım Diyor, Bush Demiyor. Ermeniler İçin Belli Bir Tercih.”[45]

Bu arada Amerika Ermeni Milli Komitesi yayınladığı bir bildiri[46] ile Başkan Bush ve Hükümetinden olan şikayetlerini şu şekilde dile getirmiştir: Başkan Bush’un, seçim kampanyasında verdiği sözün aksine, Ermeni soykırımını tanımaması, Kongre’nin Ermeni soykırımı hakkındaki kararına mani olunması, askeri yardım konusunda Ermenistan ve Azerbaycan arasında eşitliğin korunmaması, Azerbaycan’a yardım yapılmasını engelleyen kanun hükmümün (907 bölüm) ertelenmesi, Ermenistan’a yardımın azaltılmasının önerilmesi.

Bunlara Ermenilerin Amerikan Dışişleri Bakanlığından olan şikayetlerini de eklemek gerekmektedir. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi ABD Dışişleri Bakanlığı web sitesinde Ermenistan bölümünde sözde Ermeni soykırımına hiç değinilmediğini, bunun doğru bilgi almak için bu siteye başvuranları verilen kötü bir hizmet olduğunu belirterek bu konuda bir mektup kampanyası başlatmıştır.[47] Amerikan Dışişleri Bakanlığının Türkiye’deki insan hakları hakkındaki 2003 yılı raporunda “Osmanlı İmparatorluğu döneminde sözde Ermeni soykırımı” ifadeleri Komite tarafından ”soykırımını inkarda Amerikan Dışişlerinin Türkiye ile işbirliği şeklinde nitelendirilmiş,[48] bu konuda Dışişleri Bakanlığına yapılan başvuruya alınan cevap yeterli bulunmayınca bu kez Komitenin Başkanı Ken Hachikian Dışişleri Bakanı Colin Powell’e bir mektup göndererek Bakanlığın web sitesinde Ermeni soykırımından bahsedilmemesi uygulamasına son verilmesini istemiştir.[49] Bu Komitenin rakip kuruluşu olan ve bazen ılımlı yaklaşımları görülen Amerika Ermeni Asamblesi Başkanı olan Anthony Barsamian da bu konuda Colin Powell’e bir mektup göndermiştir.[50]

Gerçekte Bush hükümetinin gerek Amerikalı Ermenilerle gerek Ermenistan’la olan ilişkileri kötü değildir. Türkiye ile yürütülen iyi ilişkilere gölge düşürmemek amacıyla sözde soykırımın resmi bir tanınmasından kaçınılmakla beraber, bizzat Başkan Bush Ermenilerin ortadan kaldırıldığını söylemekle dolaylı bir şekilde bir tür soykırımdan bahsetmiştir. Diğer yandan Amerikan Hükümeti Ermenistan ile ilişkilerini yürütürken Azerbaycan’ı da hesaba katmak durumundadır. Nihayet Ermenistan, halen, ABD’den en fazla yardım alan üçüncü devlet konumundadır.

Milliyetçi duyguları ağır basın Ermenilerin önümüzdeki seçimlerde Senatör John Kerry’e oy vermeleri yüksek bir olasılıktır. Ancak Amerikan Ermenileri sadece milliyetçilerden ibaret değildir. Üç, dört kuşak önce Amerika’ya göç etmiş, zamanla tamamen Amerikan değerlerini benimsemiş yüz binlerce Ermeni asıllı vardır. Bu kişiler oylarını, neredeyse bir asır önce vuku bulmuş veya bulmamış olaylar hakkında başkan adaylarının ne düşündüklerine göre değil, Amerika’nın, başta ekonomik sorunlar olmak üzere, pek çok sorunu için adayların önerdikleri çözüm yollarını dikkate alarak kullanmaları normaldir.

Amerikan Eyaletleri ve Soykırım İddiaları

İncelediğimiz dönem içinde sözde Ermeni soykırımını tanıyan Amerikan Eyaletleri (federe devletleri) sayısı 3O’dan 36’ya yükselmiştir. Bu tanımayı yeni yapan devletler şunlardır: Montana, Idaho, Tennessee, Nebraska, Louisiana ve Vermont. Sözkonusu tanıma genellikle o eyalet valisinin veya meclisinin bir kararı ile olmakta ve 24 Nisan Ermeni soykırımını anma günü olarak ilân edilmektedir. Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bazı eyaletler ise bu kararlar her yıl almaktadır. Bunların başında California gelmektedir. Bu Eyaletin yeni valisi tanınmış aktör Arnold Schwarzenegger bu yıl yayınladığı ve 24 Nisan 2004 tarihini “Ermeni Soykırımını Anma Günü” olarak ilân ettiği bildirgesinde İstanbul’dan Kontantinopolis diye bahsetmiştir. Bazı Türk gazete ve televizyonları “terminatör” olarak adlandırdıkları Schwarzenegger’ eleştirmişlerdir.[51] Bu arada yeni valinin California’da 700.000 Ermeni bulunduğu ve Ermenistan’ın dışında en fazla Ermeninin California’da yaşadığı sözleri dikkat çekmiştir. Oysa 2002’de yapılan nüfus sayımına göre Rusya Federasyonunda 1,2 milyon Ermeni yaşamaktadır.

Amerikan Kongresinde Soykırım Hakkında Karar Tasarısı

Halen gerek Amerikan Temsilciler Meclisinde gerek Senatoda “Ermeni soykırımından” bahseden birer karar tasarısı bulunmaktadır. Bu tasarılar hakkında geçmiş sayılarımızda bilgi verilmişti.[52] Kısaca hatırlatmak gerekirse, Birleşmiş Milletlerin 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’nin ABD tarafından imzalanışının yıldönümünün kutlanması ve bu sözleşmenin desteklenmesi amacıya hazırlanan bir tasarıya Ermeni Lobisi “Ermeni soykırımı” sözcüklerini eklettirmiştir. Böylelikle tasarı kabul edildiği taktirde, dolaylı bir şekilde Ermeni soykırım iddialarının da ABD tarafından kabul edilmiş olacaktır.

Sözkonusu tasarı Senatoda H.Res.193 sayısını taşımakta olup ortak sunucularının sayısı 38’dir. Bilindiği üzere 100 senatör vardır. Temsilciler Meclisinde H. Res. 193 sayı ile anılmakta olan tasarıya 110 temsilci ortak sunucu olmuştur. Temsilcilerin toplam sayısı ise 435’dir. Bu duruma göre tasarının kabulü için yeterli oy bulunmamaktadır. Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert de, Ermenilerin taleplerine rağmen, tasarıyı gündeme almak için sahip olduğu münhasır yetkiyi kullanmamıştır.

Fransa ve Soykırım İddiaları

Cumhurbaşkanı Chirac’ın tutumu

Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Avrupa Birliği’nin genişlemesi konusunda 29 Nisan 2004 tarihinde düzenlediği bir basın toplantısında, Ermeni soykırımını tanımasının Türkiye’nin
Avrupa Birliği’ne girişi için bir önkoşul olarak görüp görmediği şeklindeki bir soruya bunun Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkileri ilgilendiren bir sorun olduğunu bildirerek cevap vermiş, ayrıca bu alanda olumlu gelişmeler olduğunu görmekten memnun olduğunu belirterek ikili ilişkilerde tüm bir geleceğin sadece geçmişe bağlı olarak değerlendirilemeyeceğini söylemiştir.[53]

Fransa’daki Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyi bu konuda bir bildiri yayınlayarak Cumhurbaşkanın sözlerini hayretle karşılandığını, Fransa’nın Başkan Chirac’ın döneminde Ermeni soykırımını tanıyan bir kanun kabul ettiğini, bu sorun sadece Türkiye ve Ermenistan’ı ilgilendiriyorsa neden Başkanın bu kanunu tasdik ettiğini sormuş ve Başkanı Türkiye’de Ermenilerin yok edilmesinden ellerini yıkamakla suçlamıştır.

Bu olay Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde, Fransa’da Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday olmasına, özellikle sağcı partilerce karşı çıkıldığı bir zamana rastlamıştır. Fransa da önemli bir kesimin Türkiye’nin AB üyeliğine neden istenmediği ayrı bir inceleme konusudur. Ancak kısaca, Avrupa’da en fazla Müslüman’ı barındıran ülke olan Fransa’da, bu kişilerin büyük çoğunluğunun değil asimile olmak Fransa’ya adapte bile olamamaları karşısında, bir tür Müslüman karşıtlığı gelişmiş olması söylenebilir. Sağcı partiler bu tutumun bir yansıması olarak Türkiye’nin AB üyeliğine muhalefet etmişler ve bu tutumları kamu oyunda tasvip de görmüştür. Bu durum, her türlü ayırımcılığa karşı olduklarını iler sürdükleri için Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren Sosyalistleri seçim döneminde güç durumda bırakmıştır. Sosyalistler sözde Ermeni soykırımını bahane ederek Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkarak durumlarını düzeltmeye çalışmışlardır.

Fransa’da Sosyalist-Taşnak İşbirliği

Fransız Sosyalist Partisi Birinci Sekreteri François Hollande ile Taşnak Partisi (Fransa) Başkanı Mourad Papazian 3 Haziran 2004 tarihinde bir ortak bildiri yayınlayarak[54] Türkiye ile katılım görüşmelerinin başlamasının Kopenhag Kriterleri’ne ve Avrupa Parlamentosunun 18 Haziran 1987 tarihli kararına saygı gösterilmesine bağlı olduğunu ifade etmişlerdir.

Ortak bildiride Türkiye tarafından girişilen reformların yetersiz olduğu, Türkiye’de subayların ülkenin idaresinde önemli bir yer işgal etmesinin Avrupa’nın demokratik ilkeleriyle bağdaşmadığı, başta Kürtler olmak üzere göre azınlıkların haklarının tanınmadığı gibi hususlar ileri sürülerek Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uymadığı ifade edilmiştir. Ayrıca, Avrupa Parlamentosunun anılan 1987 tarihli kararının Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabulünü Ermeni soykırımın Türkiye tarafından tanınmasına bağlamış olduğu da belirtilmiştir.

Taraflar Türkiye’den “Osmanlı hükümetinin sorumlu olduğu” Ermeni soykırımını tanımasını istemişlerdir. Sosyalist Parti Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören bir kanun teklifi yapacağını bildirmiştir. Taraflar ayrıca 18 Haziran 2004 tarihinde yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Sosyalist adaylara oy verilmesini istemişlerdir.

Fransa’daki bu Sosyalist-Taşnak işbirliğinin ne gibi sonuçları olacağına gelince, Sosyalist Partisi iktidarda olmadığından Türkiye ile katılım müzakerelerini önleyecek bir konumda değildir. Ancak sağcı partilere katılarak bu konuda hükümet üzerinde baskı oluşturabilir. Avrupa Parlamentosu içinde, diğer Sosyalist partilerle işbirliği halinde “Ermeni soykırımı” koşulunun uygulanmasına çalışabilir. Ancak müzakerelere başlama kararı Komisyonun olumlu görüşü üzerine Konsey tarafından vereceğinden bu safhada fazla etkili olamayacaktır.

Bunlara karşın Fransız Hükümetinin halen yaşadığı başarısızlıklar devam ederse Sosyalistlerin yaklaşık üç yıl sonra yapılacak olan seçimleri kazanacaklarına muhakkak nazarıyla bakılmaktadır. Bu gerçekleştiği taktirde iktidara gelecek Sosyalist hükümetin sözde Ermeni soykırımını tanımasını Türkiye’den istemesi olasıdır.

Ermeni soykırımını inkâr edenleri cezalandırmak için bir kanun çıkarmaya gelince Yahudi soykırımını inkâr edenler için Fransa’da, bu öneriyi getiren Gayssot’un adını taşıyan bir kanun mevcuttur. Ermeniler bundan esinlenerek kendileri için de bir kanun kabul edilmesini öteden beri istemektedirler. Sosyalist Partisi bu konuda bir kanun teklif ederse esasen Türkiye aleyhinde tutum almış olan Sağcı partilerden destek görmesi mümkündür. Böyle bir kanun çıkarılması, başka ülkeler için emsal teşkil etmesi yayında, Türkiye’nin bilimsel çalışmalarının tanıtılmasına da zarar verebilir.

Avrupa Birliği ve Soykırım İddiaları

İncelediğimiz dönem içinde Avrupa Birliği Parlamentosu biri Türkiye’nin 2003 yılı için ilerleme raporuna diğeri de Avrupa Birliğinin Güney Kafkaslar politikasına ilişkin iki karar kabul etmiştir. Aynı dönemde Avrupa Adalet Divanı Türkiye’ye adaylık statüsü verilmesinin aleyhine Fransa’daki bir Ermeni Derneği tarafından açılan bir davayı reddetmiştir.

Avrupa Parlamentosu Kararları

Avrupa Parlamentosunun Türkiye ile ilgili 2003 yılı İlerleme Raporu hakkında kabul ettiği kararda “soykırım”a doğrudan atıf yoktur. Parlamentodaki Ermeni taraftarlarının ısrarı üzerine, aşağıda ayrıca değineceğimiz 17 Haziran 1987 tarihli karara atıfta bulunulmakla yetinmiştir.

Buna karşın kararda Türkiye’den Ermenistan ile olan sınırını açması ve Ermenistan ile iyi ilişkileri teşvik etmesi ve “tarihi barışma” ya engel olabilecek hareketlerden kaçınması istenmektedir. Ayrıca, Türk ve Ermeni bilim adamlarının, sosyal ve hükümet dışı kuruluşların, “geçmişin trajik deneyimlerinin üstesinden gelinmesi için” diyalog kurmalarından memnun olunacağı belirtilmektedir.

Avrupa Birliği’nin Güney Kafkaslar politikasına ilişkin kararda da benzer hükümler bulunmaktadır. Burada da 1987 tarihli karara atıf yapılmakta, Ermenistan’a uygulanan ticari kısıtlamaların kaldırılması, kara sınırının aşamalı olarak açılması, iyi komşuluk ilişkileri kurulması ve bilim adamları, sosyal ve hükümet dışı kuruluşların diyaloga girmeleri istenmektedir.

Görüldüğü gibi, yumuşak sayılacak ifadelerle de olsa, Avrupa Parlamentosunun sözkonusu iki kararında yer alan hususlar, esas itibariyle, Ermeni taleplerini yansıtmaktadır. Bu sonucun alınmasında Osmanlı İmparatorluğunun miracısı olarak görülen Müslüman Türkiye’ye karşı beslenen olumsuz duygular kadarı Diaspora Ermenilerinin, kendine açındırma yoluyla, Parlamento üyelerine yaptıkları devamlı girişimlerin rol oynadığı görülmektedir.

Avrupa Adalet Divanı’nın Bir Ermeni Derneği’nin Açtığı Dava İçin Kararı

Marsilya’da Avrupa-Ermenistan adını taşıyan bir dernek ve idarecileri 9 Ekim 2003 tarihinde Avrupa Adalet Divanına başvurarak, Avrupa Parlamentosunun 17 Haziran 1987 tarihli kararıyla Ermeni soykırımını tanıdığını, o nedenle 1999 yılı Helsinki Zirve toplantısında Türkiye’ye verilmiş olan adaylık statünün iptal edilmesini ayrıca Avrupa Birliği makamlarının kendilerine tazminat olarak 1 Euro ödemesini ve dava masraflarını da karşılamasını talep etmişlerdir.

Adalet Divanı bu konuda 17 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararda hukuki dayanağı olmadığı için davayı reddetmiş ve davacıları mahkeme masraflarını ödemeye mahkûm etmiştir. Divanın davayı reddetmesinin başlıca nedeni Avrupa Parlamentosunun 17 Haziran 1987 tarihli kararının niteliğidir. Divan bu kararı “tamamen siyasi karakterde beyanlar içeren bir belge” olduğunu ve bu beyanların her an Avrupa Parlamentosu tarafından değiştirilebileceğini belirtmiştir Divan bu nedenle sözkonusu kararın ne Avrupa Parlamentosu ve de Avrupa Birliği’nin diğer kuruluşları için uyulması mecburi hukuki sonuçlar meydana getirmeyeceğini de ifade etmiştir.

Adalet Divanı kararının önemi, Ermeni soykırım iddialarının hukuki yollara Türkiye’nin adaylık statüsünün bozulamayacağını göstermesidir.

Ermenilerin Avrupa Parlamentosu’nun 17 Haziran 1987 tarihli kararından gitgide daha fazla yararlanmaya çalıştıkları görülmektedir. Kararın Ermeni soykırımını tanıyan ve Türkiye bu sözde soykırımı tanımadığı sürece Birliğe tam üye olamayacağını belirten kısımları şüphesiz Ermenilerin lehinedir. Ancak aynı kararda günümüz Türkiyesinin Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilerce yaşanan trajediden sorumlu tutulamayacağını da belirtmiş ve bu tarihi olayın bir soykırım hareketi olarak kabul edilmesinin Türkiye’den ne siyasi ne hukuki veya maddi taleplerde bulunulmasına mesnet olmayacağı vurgulamıştır. Diğer bir deyimle Parlamento Türkiye’nin soykırımını tanımasının tazminat ödemek veya toprak vermek gibi, Ermenilerin esas amaçlarına hizmet etmeyeceğini de belirtmiştir.

Soykırım İddialarına İlişkin Diğer Gelişmeler Krakow Şehrine Bir Ermeni Soykırım Anıtı Dikilmesi

17 Nisan 2004 tarihinde Polonya’nın Krakow şehrinde bir Katolik kilisesinin bahçesine üzerinde 1915 yılında Türkiye’de Ermenilere soykırım yapıldığına dair ifadeler bulunan bir anıt dikilmiştir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı bu konuda 21 Nisan’da yaptığı açıklamada bu anıtın dikilmesinin esefle karşılandığını, Polonya Hükümetinin anıttaki ifadelere karşı çıktığı öğrenilmiş olmakla beraber, tarihinin en zor dönemlerinde daima yanında yer alınan Polonya’nın toprakları üzerinde böyle bir anıtın bulunmasının üzüntü yarattığı, dinler arası diyalogun ancak inananların önyargılarından ve nefret duygularından arındırılabildiği ölçüde gerçekleşebileceği, içinde bulunan hassas dönemin herkesi ve özellikle din adamlarını daha sorumlu ve dikkatli davranmaya zorladığı belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi Dışişleri açıklamasının muhatabı Polonya Hükümetinden ziyade Katolik Kilisesidir. Anlaşılan Polonya hükümetinin olumsuz mütalaasına rağmen Katolik kilisesi, kilise
arazileri üzerinde sahip olduğu ayrıcalıkları öne sürerek, bu anıtın dikilmesine müsaade etmiştir. Vatikan 2001 yılında sözde Ermeni soykırımını tanıdığından[55] Polonya Katolik Kilisesi’nin bu tutumu Vatikan politikasına uygundur.

Sözkonusu anıtın neden başka bir ülkede değil de Polonya’da ve neden Krakow şehrinde dikildiğine gelince bunu Papa’nın Polonyalı olması ve uzun yıllar Krakow şehrinin başpiskoposluğunu yapmış bulunmasıyla açıklamak mümkündür.

Bu konuda son olarak değinilebilecek bir husus da Polonya’daki Ermenistan Büyükelçisi Aşot Hovakimyan’ın Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıyacağı zamanların geleceğine ve o zaman İstanbul’da da bir Ermeni soykırımı anıtı dikileceğine dair sözleridir.[56]

Erivan’daki “Soykırım” Anıtını Ziyaret Edenler

Erivan’da 1967 yılında yapımı bitirilmiş Ermenice Tsitsernakaberd denilen ve sözde soykırıma uğramış kişilere adanmış olan büyük bir anıt vardır. Bu anıtın inşası ve açılışı soykırım iddialarının ortaya atılmasında ve pekişmesinde önemli bir rol oynamış ve anıt halen bir tür kutsal simge haline getirilmiştir. Ermeniler ülkelerini ziyarete gelenleri ve bunlar arasında özellikle resmi kişileri bu anıtı ziyaret ettirmeyi adet haline getirmişlerdir. Ziyaretçilerin çoğu da, aslında bir propaganda aracı olduğunu fark etmeden, anıtı ziyaret etmek mecburiyetinde kalmışlardır.

12 Mart 2004 tarihinde Ermenistan’a resmi bir ziyarette bulunan Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili de, Ermenilerin hazırladığı program uyarınca, anıta gitmiştir. Saakaşvili daha sonra bu konuda bir açıklama yaparak, “1915 yılında Ermenilerin uğradığı zulmü kınadığı yolundaki haberlerin doğru olmadığını, protokol gereği bu anıtı ziyaret ettiğini ve burada Ermenilerin mutluluğunu da açılarını da paylaştığını” ifade etmiştir. Daha sonra da Türkiye’ye müteşekkir olduklarını, Türk halkının en zor dönemlerinde kendilerine yardımcı olmasını unutmayacaklarını söylemiştir.[57]

Bu vesileyle Gürcistan’da Cevaheti bölgesindeki Ahaltsihe şehrinde bir tepeye Ermeni “soykırımını” anmak için dikilmiş olan ve Ermenice haçkar denilen taştan bir hacın, gerekli izin alınmadan yapıldığı için Gürcü makamlarınca söküldüğüne de belirtelim.[58]

Federal Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer de Mart ayında Ermenistan’a yaptığı resmi ziyaret sırasında soykırımı anıtına giderek bir çelenk koymuştur.[59] Alman bakanın bu hareketine karşı Türkiye’den tepki gösterildiği-ne dair bilgi alınmamıştır.

Ermenistan’daki İngiliz Büyükelçisinin Beyanları

İngiltere’nin Ermenistan’daki Büyükelçisi Bayan Thorda Abbot- Watt’ın göreve başlamasının birinci yılı münasebetiyle düzenlediği bir basın toplantısında 1915 yılı olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesinin fazla bir yararı olmayacağına dair sözleri, önce Diaspora’da daha sonra da Ermenistan’da tepkilere neden olmuştur. Başkan Koçeryan üniversitede öğrencilerle yaptığı bir toplantıda bu konuda, Büyükelçinin sözleri tasvip etmemekle beraber İngiltere 1915 Ermeni soykırımını tanımadığına göre Büyükelçisinin de başka türlü bir beyanda bulunmasını düşünmenin saflık olacağını söyleyerek[60] olayı büyütmemeye gayret etmiş ancak özellikle Diasporada bu olayın bir kampanyaya dönüştürüldüğü gözlemlenmiştir. Taşnak Partisi İngiliz Büyükelçisinin sözlerini kınadığını açıklarken, Avrupa Ermeni Asamblesi ve bağlı kuruluşları bu konuda bir bildiri yayınlamışlar, Almanya’da Ermeni çıkarlarının korumasıyla tanınan Bayan Tesa Hoffman’da İngiliz Büyükelçisinin yeteneklerini sorgulayan bir beyanat vermiştir. Erivan Üniversitesi Büyükelçinin persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edilmesini istemiş.[61] İngiliz Hava Kuvvetlerinin eski bir mensubu olan Harutyan Şilkaryan II. Dünya Savaşına katılması nedeniyle aldığı madalyaları iade etmiştir.[62] Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hamlet Gasparyan’ın bu konudaki resmi görüşlerinin bir nota ile İngiliz Hükümetine bildirildiğini söylemesi[63] İngiltere’ye protesto notası verildiği şeklinde yorumlanmış[64] ancak
İngiliz makamları bu konuda sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Büyükelçi Abbot-Watt 24 Nisan’da Soykırımı anıtını ziyaret etmesinden sonra tepkiler durulmuştur.[65]

National Geographic Dergisi

National Geographic Dergisi Mart 2004 sayısında The Rebirth of Armenia (Ermenistan’ın yeniden doğuşu) başlığını taşıyan bir makale yayınlamıştır. Makalede Ermenistan hakkında bazı bilgilerin yanında 1915 olayları sırasında Osmanlı İmparatorluğundaki 2 milyon Ermeniden 600 bin ilâ 1,5 milyonun öldürüldüğü, bunun 20. asrın ilk soykırım olduğu, yetmişli yıllarda düzinelerle Türk diplomatının Ermeni teröristlerce öldürüldüğünün ileri sürüldüğü gibi bilinen Ermeni propagandası yer almıştır.

Yazıda Ağrı Dağı’na özellikle yer verilmiş ve medeniyetin başından beri Ermenilerin bu dağı seyrettikleri, Ağrı dağının artık düşman Türkiye’ye ait olduğu gibi ifadelerden sonra Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın bu konuda ”Her sabah Ararat’a bakıyoruz. Sadece 25 mil uzakta ve ona adeta dokunabileceğimizi hissediyoruz. Fakat oraya gidemiyoruz. Ararat bizim gururumuz ve hüsranımız. Bizim tarihimiz. Bize yön veren gerçekleşmemiş rüyamız” dediği bildirilmiştir. Böylelikle Ağrı Dağı ile Ermenistan özleştirildiğine ve bu dağın esasında Ermenistan’a ait olduğu gibi bir kanı yaratılmaya çalışıldığı görülmüştür.

Yukarıda kısaca ana hatlarına değindiğimiz bu makale sanki Ermenistan tarafından National Geographic’e verilmiş bir reklamı anımsatmıştır. Makalede o derecede Ermeni yanlısı görüşlerine yer vermiştir ki Ermenistan’ın Vaşington’daki Büyükelçisi Kirakosyan Dergiye teşekkürlerini bildirmiştir.[66]

Bu derginin idaresi sökonusu makalenin içerdiği yanlışlar hakkında Vaşington’daki Türkiye Büyükelçiliği ve National Geographic’in Türkiye’deki yayıncısı tarafından uyarılmıştı. Gerekli değişiklikler yapılmayınca makale Derginin Türkçe sayısına yayınlanmamıştır.[67] Ancak Derginin İngilizce nüshası sayesinde bu makale milyonlarca okuyucuya ulaşmıştır.

New York Times Gazetesi

6 Mart 2004 tarihinde New York Times gazetesinde Belinda Cooper imzasıyla yayınlanan “Turks Breach Wall of Silence on Armenians.” (Türkler Ermeniler Konusundaki Sessizlik Duvarını Yıkıyor) başlıklı bir yazıda Taner Akçam ve Halil Berktay’ın Ermeni görüşlerini benimseyen çalışmalarından övgü ile bahsedilmesi, genelde Ermeni iddiaları karşısında tarafsız kalan bu tanınmış ve saygın gazetede bir tutum değişikliğine gidilmekte olduğunun
işaretini vermişti.

Kısa süre sonra New York Times yazarlarına bir not göndererek, bundan böyle “Ermeni soykırımı” deyiminin serbestçe kullanılabileceğini ve bu deyimin, mesela “Ermenilerin ileri sürdüğü gibi” sözcüklerle nitelendirilmeyeceğini, gerektiğinde Türklerin bu olayı inkâr etmesinden de bahsedilebileceğini ancak bunlara eşit değer verilemeyeceğini bildirmiştir.

New York Times neden tutumunu değiştirmiştir? Bu konuda bir açıklama yoktur. Ancak Ermenilerin 1915 yılında sevk ve iskânı konusunda yeni bir bilimsel bulgu olmadığına göre bu olayların daha önce soykırım olmadığına inanan New York Times gazetesi editörlerinin aniden tutum değiştirmelerinin bilimsel bir nedene dayanmadığı açıktır.

New York Times’de “Ermeni Soykırımı” deyiminin artık serbestçe kullanılabileceğine dair bu bilgiler, Amerika’da Purdue Üniversitesi Siyasi Bilimler Bölümü içinde yer alan “Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Birliği” tarafından yayınlanmış[68] ve bu konuda Birlik Başkanı Robert Melson[69] ile Samantha Power[70] ve Peter
Balakian’a[71] baş vurulabileceği de bildirilmiştir. Sözkonusu üç kişi de Ermeni taraftarı yayın ve faaliyetleriyle tanınmaktadır.

III. Türkiye’deki Gelişmeler

İncelediğimiz dört aylık dönemde Türkiye’de Ermeni sorunun incelenmesi konularında görülen başlıca gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz: Türkiye’de Ermeni sorunu, Ermenistan ve Ermeniler konusunda çalışma yapan bilim adamları ikinci kez Ermeni Araştırmaları Kongresinde bir araya gelmişlerdir. Türk bilim adamları tarafından hazırlanan ve Ermenilerin sevk ve iskânına yeni bir ışık tutan “Ermeniler: Göç ve Sürgün” başlıklı bir kitap yayınlanmıştır ve Türk ve Ermeni tarihçilerini bir araya getircek bir toplantı düzenlenmesi kararlaştırılmıştır.

Ermeni Araştırmaları II. Kongresi

Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ile Ankara Ticaret Odası tarafından ortaklaşa düzenlenen ve çok sayıda Türk ve bazı yabancı bilim adamının katıldığı Ermeni Araştırmaları II. Kongresi[72] 29-30 Mayıs 2004 tarihinde Ankara’da
toplanmıştır.

Kongreye iki gün boyunca, 36 oturumda, Ermeni Sorunu, Ermeniler ve Ermenistan konularının her yönünü ele alan 130 kadar tebliğ sunulmuştur. Tebliğ sayısının fazlalığı ve konuların çeşitliliği Türkiye’de Ermeni sorununa karşı duyulan ilginin kanıtını oluşturmuştur. Türk Ermenileri Patriği II: Mesrop’un Kongreye bir mesaj göndermesi ve tanınmış yazar Levon Panos Dabağyan’ın Türkiye Ermenileri konusunda bir tebliğ sunması memnuniyet yaratmıştır.

Konferansa katılan İstanbul milletvekili Şükrü Elekdağ’ın Amerika’da Bir Anadolu Medeniyetleri Müzesi kurulması önerisi ile Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve diğer bilim adamlarının, aşağıda ayrıca bahsedeceğimiz “Ermeniler: Sürgün ve Göç” başlığıyla hazırladıkları kitap hakkındaki açıklamaları büyük ilgi ile karşılanmıştır.

Birinci Kongre için olduğu gibi[73] bu Kongreye de sunulan tebliğler kitap halinde yayınlanacaktır. Bu vesileyle Kongreyi düzenleyen ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ile Ankara Ticaret Odası’na bu değerli hizmetleri için teşekkürü bir borç biliriz.

“Ermeniler: Sürgün ve Göç” Başlıklı Kitap

Prof Dr. Hikmet Özdemir, Prof. Dr. Kemal Çiçek, Doç. Dr. Ömer Turan, Dr. Ramazan Çalık ve Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu tarafından hazırlanmış olan Ermeniler: Sürgün ve Göç başlıklı kitap Nisan ayında yayınlanmıştır. Osmanlı Devletinde Ermeni Nüfusu, Tehcir ve Ermenilerin Suriye’ye Nakli ve Tehcir sonrasında Ermeniler olmak üzere üç bölümden oluşan kitapta verilen yeni bilgiler arasında Osmanlı İmparatorluğunda 1.5 ilâ 1,7 milyon Ermeni bulunduğu, göç ettirilen kişilerin ise 500.000 kadar olduğunu, bunlardan büyük bir kısmının I, Dünya Savaşından sonra döndüğünü ancak Kurtuluş savaşı içinde tekrar göç ettiklerini hususu bulunmaktadır. Bu bilgiler, günümüzde yabancı ülkelerde genelde kabul göre tehcir sırasında 1,5 milyon Ermenin öldüğü veya öldürüldüğü savını matematik olarak çürütmektedir.

Kanımızca bu kitabın önemi şimdiye kadar genelde hiç el atılmamış kaynaklara dayanmasıdır. Diğer yandan bu kaynakların büyük çoğunluğu yabancıdır. Ermenilerin arşivlerin temizlendiği gibi bazı kanıtlanmamış iddialarla Osmanlı kaynaklarına güvenilemeyeceğini ileri sürerken şimdi yabancı kaynakların Ermeni iddialarını asılsızlığını ortaya koyması, Ermeni sorununun bilimsel incelenmesinde da önemli bir aşama teşkil etmektedir.

Türk ve Ermeni Tarihçileri Toplantısı

Avusturya Türk Bilim Ofisinden Dr. İnanç Atılgan 9 Mart 2004 tarihinde yaptığı bir açıklamada,[74] Viyana’da özel bir bilimsel girişim olarak, Viyana Türk-Ermeni Platformu (VAT) kurulduğunu bildirmiştir. Açıklamaya göre bu girişimin amacı Ermeni-Türk sorunu için sadece tarih bilimi malzemesi ve yöntemlerinin kullanılacağı bir diyalog ortamı hazırlamaktır. Platformun kurucuları iki Avusturyalı (Prof. Dr. W. Bihl ve K. Tomenendal) bir Ermeni (Dr. A Ohancanyan) ve bir Türk’tür. (Dr. İnanç Atılgan). Bu konu Türk Tarih Kurumu ve Ermenistan Bilimler Akademisinden ikişer bilim adamı tarafından tartışılacak ve moderatörlüğü Avusturyalı Prof. Wolfdieter Bihl üstlenecektir. Toplantılara Türkiye’de Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ile Kurumun Ermeni Masası Başkanı Prof Dr. Hikmet Özdemir, Ermenistan’dan ise Erivan Soykırım Müzesi Müdürü prof. Dr. Lavrenti Barseghian ve Ermeni Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsünden Prof. Dr. Ashot Melkonian katılacaklardır.

Taraflar 2004 yılı içinde, VAT aracılığıyla yüz belge teati edecekler sonra, ek olarak, ayrıca belirlenecek bir sayıda belge vereceklerledir. Tartışmaya malzeme teşkil edecek başka belge sunulamayacaktır. 2005 yılı baharında verilen belgelere ilişkin bir toplantı düzenlenecektir. Toplantıda söylenenler kaydedilecek ve sonuçlar bir kitap halinde yayınlanacaktır.

Bu toplantıların önemi Türk ve Ermeni tarihçilerini ilk kez, bilimsel bir ortamda ve eşit haklara sahip durumda bir araya getirecek olmasıdır. Tarafların arasında büyük görüş ayrılıkları bulunduğundan bu toplantıların sonucunda soykırım iddiaları konusunda mutabakata varmaları beklenemez. Ancak yayınlanması planlanan kitap her iki tarafın tezlerini ayrıntılarıyla ortaya koyacağından bu konuyu bilimsel açıdan inceleyecekler için bir referans teşkil edecektir.

 



[1] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Vol. 3, No. 11, s. 19.
[2] Baku Sun, 26 Mart 2004
[3] 525, 13 Eylül 2004
[4] ANS TV, 24 Mart 2004
[5] Hürriyet, 9 Nisan 2004
[6] ANS TV, 6 Nisan 2004.
[7] Azer Tag, 8 Nisan 2004
[8] ANS TV, 2 Nisan 2004
[9] Trend News Agency, 6 Nisan 2004
[10] RFE/RL Armenia Report, 25 Mart 2004
[11] Arminfo, 26 Mart 2004
[12] Arminfo, 9 Nisan 2004
[13] Associated Press Worldstream, 26 Mart 2004
[14] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Vol. 3, No. 11, s. 16
[15] Baku Today, 6 Nisan 2004
[16] ANS TV, 10 Nisan 2004
[17] Ans TV, 14 Nisan 2004
[18] Zaman, 13 Nisan 2004
[19] Anadolu Ajans›, 19 Nisan 2004
[20] Azg, 24 Nisan 2004
[21] TRT 2, 24 Nisan 2004
[22] Azg, 27 Nisan 2004
[23] Haziran 2003, Madrid. Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 9, ss.21,22
[24] Eylül 2003, NewYork. Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 11, ss.12-14
[25] Aralık 2003, Brüksel. Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 11, ss. 14,15
[26] Medimax News Agency, 10 May›s 2004
[27] Anadolu Ajansı, 20 Mayıs 2004
[28] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No.2, s. 25; No. 6, ss.15,16
[29] Armenian National Committee of Canada, Basın Açıklaması, 21 Nisan 2004
[30] Reuters, 21 Nisan 2004
[31] CBC Canada, 23 Nisan 2004
[32] Hürriyet, 22 Nisan 2004
[33] Aynı kaynak
[34] Reuters, 21 Nisan 2004
[35] The Globe and Mail, 27 Nisan 2004
[36] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 1, ss.10-20
[37] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 11, ss. 20-25
[38] Armenian National Institute’un web sitesi (www.armenian-genocide.org)
[39] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 1, ss. 39,40
[40] Bkz. Ermeni Araştırmaları No. 5, ss. 20,21
[41] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 9, ss. 25-26
[42] www.whitehouse.gov (Basın Açıklaması) 24 Nisan 2004
[43] ANCA, Basın Açıklaması, 24 Nisan 2004
[44]AAA, Basın Açıklaması, 26 Nisan 2004
[45] Harut Sassounian, California Courier Online, 29 Nisan 2004
[46] ANCA, Basın Açıklaması, 15 Nisan 2004
[47] Asbarez, 3 Mart 2004
[48] ANCA, Basın Açıklaması, 4 Mart 2004
[49] Asbarez, 7 Haziran 2004
[50] AAA, Basın Açıklaması, 5 Nisan 2004
[51] Türkiye, 26 Nisan 2004, Milliyet 5 Mayıs 2004
[52] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 6, ss. 22,23, No.9 ss. 22-24, No. 10, ss. 24-25
[53] Le Monde, 30 Nisan 2004
[54] Ortak Bildirinin tam metni için bkz. Comité de Defense de la Cause Arménienne, 3 Haziran 2004
[55] Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 3, ss. 13-15
[56] Asbarez, 7 Nisan 2004
[57] Anadolu Ajansı, 21 Mart 2004
[58] Arminfo, 23 Nisan 2004
[59] Hürriyet, 24 Nisan 2004
[60] Arminfo, 10 Mart 2004
[61] Yerkir, 26 Mart 2004
[62] Yerkir, 23 Mart 2004
[63] A1plus, 20 Mart 2005
[64] Asbarez, 18 Mart 2004
[65] A1plus, 24 Nisan 2004
[66] Embassy of the Republic of Armenia, Basın Açıklaması, 16 Mart 2004
[67] Milliyet, 4 Mart 2004
[68] Armenian National Committee of New York, Basın Açıklaması, 17 Nisan 2004
[69] Robert Melson Revolution and Genocide –On the Origins of the Armenian Gnocide and the Holocaust” ihtilâl ve Soykırım- Ermeni soykırımı ve Holokost’un Kökenleri) bafll›kl› kitabın yazarıdır
[70] Samantha Powell A Problem From Hell – America and the Age of Genocide (Cehennemden Gelen Sorun- Amerika ve Soykırım Çağı) bafll›kl› kitabıyla Pulitzer ödülünü kazanm›flt›r.
[71] Peter Balakian’ın Ermenilere ait bir çok kitabı vardır. Sonuncusu (2003) The Burning Tigris – The Armenian Genocide and America’s Response (Yanan Dicle –Ermeni Soykırımı ve Amerikanın Yanıtı) bafll›¤›n›
taşımaktadır.
[72] Birinci Kongre 20-21 Nisan 2002 tarihlerinde Ankara’da yapılmıştı. Bkz. Ermeni Araştırmaları, No. 5, s.7 ve ss. 260-262
[73] Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Tebliğleri, ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara 2003 (Üç cilt)
[74] Hye Tert, 8 Nisan 2004

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 12-13, Kış 2003 - İlkbahar 2004
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.