Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Konferans:

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005

 

İstanbul Marmara Eğitim Vakfı, Bodrum Ticaret Odası ve Bodrum Belediyesi tarafından düzenlenen ''Tarihte Türkler-Ermeniler ve Gerçekler'' konulu sempozyum Bodrum'da 3 Aralık 2005 tarihinde başlamıştır. Sempozyumun birinci gününde açılış konuşması yapan Muğla Valisi Hüseyin Aksoy, Ermeni sorununun farklı kanallara taşınarak bir milletin mahkûm edilmeye çalışıldığını ifade etmiştir. Soykırım iddialarının BM kriterlerine uymadığını da ifade eden Aksoy, ''Soykırım iddialarının gerçek olup olmadığı bilimsel çalışmalar yapılarak ortaya konulması''  gerektiğini vurgulamıştır.

 

Açılış konuşması yapan Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aytekin Berkman, Türk-Ermeni ilişkilerinin her iki milletin tarihinde çok uzun süreli, çok köklü ve çok önemli bir yer işgal ettiğine değinerek şu açıklamaları yapmıştır;  ''Ermeniler; Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans,  Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşamışlardır. Ermenileri zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insansa yaşama hakkını bahşeden,  Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur.''

 

Sempozyuma katılan siyasetçiler arasında Nüzhet Kandemir, Onur Öymen ve Doğu Perinçek gibi isimler bulunmaktaydı. Öğleden sonra başlayan sempozyumun ilk oturumunda Maltepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç “Ermeni Sorununun Tarihsel Gelişimi” konusuna değinmiştir. Yine aynı oturumun devamında AKP Balıkesir Milletvekili Dr. Turhan Çömez ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur’da konuşmacı olarak yer almışlardır.

 

İkinci oturumda ise Türkiye Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Başkanı Dr. Agah Oktay Güner, Emekli Büyükelçi ve DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir ile İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek konuşma yapmıştır. 

 

Pazar günü de devam eden üçüncü oturumun konusu “Kafkasya'da Türk Kıyımı” olmuştur.  Dumlupınar Üniversitesi Tarih Araştırmaları Başkanı Prof. Dr. Aygün Atar,  Azerbaycan Hükümeti Milletvekili Sabir Rüstemhanlı ve Azerbaycan Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı bu oturuma bildiri sunmuşlardır.

 

Dördüncü oturumun konusu ise “Niçin Tehcir?” olmuştur. Bu oturumda Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof Dr. Yusuf Halaçoğlu,  Erzurum Üniversitesi Atatürk Araştırma Bölüm Başkanı Prof. Dr. Enver Konukçu, CHP Genel Başkan Yardımcısı E. Büyükelçi Onur Öymen yer almıştır.

 

Beşinci oturumda konuşmacılar “Dünyada Soykırım İddiaları ve Gerçekler” konusu üzerinde yoğunlaşmışlardır.  Yazar, E. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkkaya Ataöv ve Araştırmacı Şükrü Server Aya bu oturumda yer almışlardır. Yine aynı oturumun devamında ise Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Türk. Dün. Kadınlar Dost. ve Day. Der. Başkanı Yard. Doç. Dr. Şenol Bal ve Ulusal Birlik Konseyi Genel Sekreteri Av. Mehmet Cengiz katılmışlardır.

 

Bodrum'da 3-4 Aralık 2005 tarihinde düzenlenen "Tarihte Türkler-Ermeniler ve Gerçekler" adlı sempozyumunun ardından, aşağıda yer alan konuların kamuoyuna duyurulmasına karar verilmiş ve bir sonuç bildirgesi yayınlanmıştır;

 

1.Türkiye 1914-1922 yılları arasında büyük devletlerin paylaşma ve işgal girişimlerine karşı vatan savunması için mücadele etti ve çağımızın ilk Kurtuluş Savaşını verdi; böylece mazlum milletlerin 20. yüzyıla damgasını vuran kurtuluş hareketlerine önderlik etti.

 

2.Türkiye Birinci Dünya Savaşında ve ardından milli mücadele döneminde bir vatan savunması yapmıştır. İngiliz, Fransız ve Çarlık Rusyası emperyalistleri tarafından Türkiye'yi paylaşmak amacıyla kurulan ve ileri sürülen çeşitli Ermeni çetelerinin yok edilmeleri, cephe gerisinde çıkarılan isyanların bastırılması ve bu isyanlara destek sağlayan unsurların tehcire (zorunlu göçe) tabi tutulmaları, Osmanlı Devletinin uluslar arası hukuk çerçevesinde uyguladığı meşru müdafaa hakkıdır.

 

Bu hakkın kullanımı sırasında meydana gelen karşılıklı kırım (mukatele) gibi büyük acıların, göçlerin ve felaketlerin sorumluları emperyalist devletlerdir.

 

Yaşanan bu olayların o tarihte "soykırım" kavramının henüz ortaya çıkmamış olması bir yana, bir etnik grubun veya milletin kasıtlı olarak bir bölümünün tasfiye edilmesi anlamına da gelmeyeceği aşikardır.

 

Türkiye, paylaşılma ve işgal tehdidine karşı kendisini savunmuş ve bu amaçla savaşmıştır. Olayın özü Türkiye açısından haklı, istilacılar ve ateşe sürdükleri unsurlar açısından haksız bir savaştır.

 

En önemlisi bu mesele Kurtuluş Savaşı'nda silahla ve Lozan'da antlaşmayla çözümlenmiştir.

 

Buna rağmen bugün "Ermeni Soykırımı" iddialarının yeniden gündeme getirilmesi, eski emellerin günümüz koşullarında yeni bir uyarlamasından başka bir anlam taşımıyor.

 

2000 yılı Ekim ayından başlayarak, büyük devletlerin parlamentolarında birbiri ardı sıra sözde "Ermeni Soykırımı"nın kabul edilmesi, Türkiye’mize karşı düşmanca niyetlerin açık belirtileridir. ABD Temsilciler Meclisinin uluslar arası ilişkiler komisyonunun 15 Eylül 2005 tarihli kararı, ABD eyaletleri parlamentolarında kabul edilen kararlar, Avrupa Parlamentosunun 18 Temmuz 1987 ve 15 Kasım 2000 tarihli kararları, Fransa Meclisi’nin 18 Ocak 2001 günlü kararı, Federal Alman Meclisi Bilimsel Çalışma Servisi'nin 3 Nisan 2000 günlü yayımlanan raporu, Edimburg Meclis kararı, hem tarihsel gerçekler hem milletler arası hukukun temel değerlerini, hem de insanlık vicdanını ayaklar altına almıştır. Amaçları, Türk Kurtuluş Savaşını mahkûm etmek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna yol açan büyük bir devrimi "soykırım" ilan etmek, ırkçı bir anlayışın ifadesidir.

 

Türkiye, yalnız sözde "Ermeni Soykırımı" kararlarıyla değil, çok yönlü bir tehditle karşı karşıyadır. Kuzey Irak'ta fiilen kurulan kukla devlet, ordumuzun Kıbrıs'ta "işgalci" kabul edilmesi, Ege Denizini Türkiye'ye kapatma hesapları, vatanımızın güneydoğu bölgesine yönelik açık müdahaleler, tehdidin kapsamını ortaya koyan olgulardır.

 

Türkiye, Avrupa Kapısı'nda parçalanmak ve devletsiz halklar konumuna itilmek isteniyor. Milletler arası kurumlar ve antlaşmalar, Türk Devrimi'ne ve Anayasa'ya göre, "kayıtsız şartsız" olan millet egemenliğinin üstüne çıkarılıyor. Böylece milletin değil milletler arası otoritenin egemenliği kuruluyor ve milli devletimizin temel kurumları adım adım yıkıma uğratılıyor. İşte "Ermeni Soykırımını" tanıma dayatmaları bu genel tehdidin bir parçasıdır.

 

Bu durumda, milletimizin bütün kaynak ve imkânlarını milli devletin bağımsızlığı ve bütünlüğü için seferber etmek, Türk Ordusunun caydırıcı gücünü pekiştirmek, günümüzün en büyük görevidir. Bu amaçla, siyaset, ekonomi, savunma, kültür ve dış politika alanlarını kapsayan bir "Milli Direnme Programı"nın hazırlanması ve uygulanması elzemdir.

 

Türkiye'nin karşılaştığı durum yerel değil, küresel bir tehdittir. Büyük devletler "Yeni Dünya Düzeni" adını verdikleri programlarını uygulayarak milli devletleri yıkmak ve parçalamak için özellikle son on yılda Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Orta Doğu'da, Orta Asya'da ve Afrika'da etnik ve dinsel grupları birbirine karşı savaşlara sürüklemişlerdir. Bu emperyalist uygulamaları mahkûm etmek ve bu yöndeki yeni girişimlere karşı bölgemiz ülkelerini ve bütün Asya ve Kuzey Afrika ülkelerini kucaklayan bir dayanışma ve barış ortamı gerçekleştirmek günümüzün insanlık görevidir.

 

Milletlerarası hukuk, ülkelerin toprak bütünlüğünü ve devlet egemenliğini güvence altına almaktadır. ABD ve AB üyeleri ve onlara bağlı milletlerarası kuruluşlar, Sevr Antlaşmasına gönderme yaparak milletler arası hukuku çiğneme niyetlerini ortaya koymuşlardır. Bu sebeple "Ermeni Soykırımı" suçlamalarını desteklemek, aslında bu emperyalist girişimi desteklemekten başka anlama gelmiyor. Bu nedenle, bütün Dünya devletlerini, bütün insanlığı "Ermeni Soykırımını Tanıma" örtüsü altındaki girişimlere karşı uyanık olmaya ve Türkiye'nin haklı davasını kararlı olarak desteklemeye ve dayanışmaya çağırıyoruz.

 

Bodrum sempozyumu katılımcıları olarak bu haksız ve hukuksuz suçlamalar karşısında;

 

- Kurtuluş Savaşımızın haklılığına dayanan etkili, kararlı ve şuurlu bir politika izlenmelidir.

 

- Türkiye'ye "Ermeni Soykırımını" tanıma dayatmaları yanında, Kuzey Irak, Kıbrıs ve Ege üzerinden yöneltilen tehdide karşı, milli kaynakları ve imkanları seferber edebilecek bir "Milli Direnme Programı" hazırlanmalıdır.

 

- Bu kapsamda öncelikle milletimizin ve kamu görevlilerinin milli devletimizi savunma bilincini ve kararlılığını güçlendirecek bir aydınlatma kampanyası yürütülmelidir.  Bu çalışmaların yurt içi ve yurt dışı bir örgüt yapısına kavuşturularak yönlendirilmesi elzemdir.

 

-  ABD ve AB'nin bu yoldaki taleplerine milli devletimizi koruma inancıyla kesinlikle "Hayır" denilmelidir.

 

- Bu gelişmeler ve gerçekler ışığında "devletimizin ve cumhuriyetimizin bölünmez bütünlüğünü temin için" Kuvay-ı Milliye ruhunda bütünleşmeyi elzem görmekteyiz. Buna bağlı olarak, Aziz Atatürk'ü şükranla yad ediyor ve O'nun büyük irade ve inancıyla "vatan bir bütündür, bölünemez" diyoruz.

 

SEMPOZYUM GENEL KURULU
 ----------------------
* ERAREN Uzmanı - ydeveci@iksaren.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.