Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Konferans:

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005

 

Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Platformu'nun düzenlediği ''Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi Gerçekler'' konulu sempozyum, 15-16 Aralık tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) Maçka kampüsünde gerçekleşmiştir.

 

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Aysel Ekşi, sempozyuma davet edilen bazı Ermeni bilim adamlarının ''önce soykırımı tanıyın'' şartını koştuklarını ve bu nedenle sempozyuma katılmadıklarını ifade etmiştir. Prof. Dr. Ekşi sempozyuma davet edilen Erivan Devlet Üniversitesi Rektörü Profesör Radik Martirosyan'ın, ''Davetinizde soykırım yerine 'savaş trajedisi' demeniz bir gerçeğin inkârıdır. Bu gerçek birçok parlamento tarafından tanınmıştır. Bazı ülkelerde 'soykırım yoktur' demek suçtur'' diyerek daveti kabul etmediğini, Michigan Üniversitesi Ermeni Araştırmaları Merkezi öğretim üyesi Prof. Dennis R. Papazian'ın da ''Sempozyuma Ermenistan'dan katılan olursa geleceğini, aksi takdirde sempozyumda yalnız kalmak istemediğini''  gerekçe göstererek sempozyuma gelmeyeceğini bildirmiştir. Prof. Dr. Ekşi, aralarında Bilgi Üniversitesi'nde gerçekleştirilen konferansa katılanların da bulunduğu bazı kişilerin ise daveti geri çevirdiğini ve bir kısmının, tekrar tekrar aranmalarına rağmen, yanıt vermediklerini ifade etmiştir.

 

İki gün süren sempozyumda emekli büyükelçilerden, Şükrü Elekdağ, Bilal Şimşir, Onur Öymen ve Gündüz Aktan bulunmaktaydı. Ayrıca Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Topkapı Müzesi Müdür Vekili Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ankara Üniversite’sinden Doç. Dr. Birsen Karaca,  21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norman Stone ve Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün katılımıyla gerçekleşmiştir.

 

ASAM Başkanı E. Büyükelçi Gündüz Aktan “Ermeni İddialarının Hukuki Boyutu” başlıklı konuşmasında, soykırımın hukuki bir terim olduğunu ve 1948 BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesine göre bir suçun soykırım olarak nitelendirilebilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerektiğini vurguladıktan sonra tehcirin, Cenevre Sözleşmesi'ne uygun olarak bir "askeri gereklilik" çerçevesinde uygulandığını ifade etmiştir. Aktan; “Dönemin yönetiminde ve Türk toplumunda Ermenilere karşı yok etme kastı mevcut olmamıştır. Çünkü Ermenileri aşağılık gören bir ırkçı nefret ne daha önce, ne de o sırada ortaya çıkmıştır. Böyle bir duygunun ne yazılı, ne sözlü örneği vardır. Tam tersine Ermeniler Osmanlı Türklerini aşağı, gayri medeni, hatta barbar görmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'nın tarihi önyargıları ya da ırkçılığının yol açtığı savaşlarda ve bu ırkçılıktan esinlenerek Türkleri aşağı gören Balkan Hıristiyanları ve Ermenilerin isyanlarıyla yıkılmıştır. Osmanlı hâkimiyetinden çıkan bölgelerdeki Türk ve Müslümanlar ırkçı nefretle katledilerek Anadolu'ya sürülmüşlerdir. Dünya bu trajedilere kayıtsız kalmıştır.” demiştir.

 

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norman Stone konuşmasına, "Ermeni diasporası ne oyun oynuyor, neden buradayız? Neden öğrenciler, insanlar bir şekilde milliyetçi akımlara kapılıyor?" sorularına cevap aramış ve diasporanın aşırı milliyetçi tavırlarının Türk-Ermeni ilişkilerine zarar verdiğini belirterek, Türklerin savlarını yabancılara sunma tarzlarının iyi olmadığını da ifade etmiştir.

 

CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ da Ermeni Sorununun giderek Türkiye'ye yönelen küresel bir tehdide dönüştüğünü ve bu suçlamaların Türk dış politikası üzerinde baskı yaptığını ifade ederek, batılı devletlerin Ermeni iddialarını Türkiye'ye karşı koz olarak kullandıklarını söylemiştir.

 

Sempozyumda Ermeni Sorununun hukuki boyutu üzerinde duran Nazan Moroğlu Diaspora Ermenilerini birleştiren tek noktanın sözde soykırım olduğunu açıklamıştır. Diaspora Ermenilerinin soykırımı savını tüm Avrupa ülkelerine kabul ettirme çabalarına değinen Moroğlu şu ifadeleri kullanmıştır; “Ermenilerin soykırımı dayatma çabalarının aslında sadece onların tek başına sürdürdüğü bir girişim olarak görmemeliyiz. Bunun küresel emperyalist bir girişim olduğunu gözden uzak tutmamalıyız. Emperyalist devletler bu konuyu kullanarak Türkiye üzerinde baskı oluşturmayı sürdürüyorlar.”

        

“Ermeni Kitle İletişim Araçlarında Ermeni Sorunu”  başlıklı konuyla sempozyuma katılan Doç. Dr. Birsen Karaca ise Ermeni Sorununu bir edebiyatçının bakış açıyla ele almış ve Avrupa ve Amerika’da başta dikilen anıtlarda olmak üzere, romanlarda, öykülerde, şiirlerde, ders kitaplarında, tarih kitaplarında, düşünce yazılarında, yüz yüze yaptığınız diyaloglarda, çizgi romanlarda, filmlerde, yontularda, tablolarda ve akla gelebilecek her yerde Ermeni entelektüeller tarafından oluşturulan Türk imgesinin negatif olarak şekillendirildiğini açıklamıştır. Ermeni görüşünü destekleyen tüm araştırmacıların, tıpkı hazine avcıları gibi, Türkler tarafından Ermenilere soykırım yapıldığını gösteren belgeleri bulan kişi olmak amacıyla arşivlerde çalıştığına değinen Karaca, Avrupa’da durumun daha vahim olduğunu herhangi bir araştırma yapılmadan Türk karşıtı tezlerin gözü kapalı kabul edildiğini vurgulamıştır. Ermeni Sorunu konusunda dünya kamuoyuna sunulan bilgi ve belgelerin, ağırlıklı olarak Türk kamuoyuna psikolojik baskı yapmak amacıyla hazırlandığına değinen Karaca, bu konuda Türk kamuoyunun bilinçlenmesi gerektiğinin altını çizmiştir. 

 

Sempozyuma katılan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ise I. Dünya Savaşı'nda Ermenilerin de diğer insanlarla aynı acıyı paylaştıklarına değinerek, bu konuyla ilgili Osmanlı arşivleri gibi diğer arşivlerin henüz tam anlamıyla incelenemediğini şöyle açıklamıştır; “Osmanlı arşivleri son 1 yıldır internet ortamındadır. Osmanlı arşivlerinin yüzde 10'u incelenebilmiştir. Buna rağmen soykırıma uğradıklarını söylemektedirler. Bu durumda verilecek yanıt 'hayır' olacaktır. Bu takdirde iddianameyi hazırlayanlar ile kararı verenlerin varmak istedikleri sonuç nedir? Yok eğer 'yeterli bilgilerimiz var' deniyorsa, bu durumda ellerindeki verileri dünya kamuoyuna sunmaları gerekir. Ama görülen o ki ellerinde böyle bir veri yok.”

 

Prof. Dr. Halaçoğlu, yazar Orhan Pamuk'un bir İsviçre gazetesinde yayımlanan "Türkiye'nin Ermeni katliamı gibi tabulaşmış konuları tartışmaya başlamasının zamanı geldi. Bu bilgiler Türk halkından saklanıyor ve iyi bir şey değil. Bu konunun tabu olduğu ve tartışılamadığı bir ülkede yaşamak utanç verici" şeklindeki açıklamalarına cevaben şunları söylemiştir; "Konunun tartışılmasını engelleyen kim? Beyefendi, geliniz her ortamda tartışalım. Dağarcığınızda ne varsa söyleyiniz ve cevabınızı alınız. Tabulaştıran sizsiniz. Bu toplantıya katılmayanlar da sizin gibi aynı düşüncede olanlar. Ben bu ülkede yaşamaktan, bu milletin bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum. Bizim tartışmaktan utanacak ne bir tarihi geçmişimiz ne de sizin bilmeden söylediğiniz bir soykırım vardır. Ancak sizler gibi ellerinde hiçbir araştırma olmadan, bilimsel çalışma yapmadan sorumsuzca ve insanlık değerlerini ayaklar altına alarak konuşan kimseler var. Bize demokrasi dersi vermeye hakkınız yok. Siz önce Fransa'ya ve demeç verdiğiniz İsviçre'ye bakınız ve sözlerinizde samimiyseniz oradaki yasaklara bakınız ve bu ülkelerdeki yasakları dile getiriniz. Kendinizi nasıl savcı ve hakim yerine koyabiliyorsunuz, nasıl rahat uyuyabiliyorsunuz?"

 

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu çeşitli parlamentolarda parmak kaldırmak suretiyle Türkiye aleyhine kararlar alınmasının ve Türkiye’nin mahkûm edilmesinin yanlış olduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullanmıştır; "Ermeniler, tehcir öncesinde iddia edildiği gibi hiçbir faaliyette bulunmayan bir durumda değildiler. Anadolu'nun hemen yer yerinde isyan etmişler ve en önemlisi de Osmanlı Devleti'nin savaş içinde olduğu devletlerle anlaşmışlar, onların ordularına asker vermişler, onlardan silah alarak fiilen Osmanlı Devleti'ne karşı resmen ilan edilmemiş bir savaşa girişmişlerdir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, güvenlik nedeniyle onları savaş alanı dışına sürmüştür.”

 

Sempozyuma katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de arşivlerin önemini vurgulayarak halen Ermeni arşivlerinin kapalı olduğunu ve bu konularda çalışan bilim adamlarının büyük bir kısmının objektif olmadığı üzerinde durmuştur. Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Ermenilerin Karabağ’ı işgal ettiklerinin ve 18 bin kişinin hayatını kaybetmelerine neden olduklarını ifade eden Öymen, konuşmasına şöyle devam etmiştir; “Yukarı-Karabağ ve diğer altı Azeri eyaleti Ermeni işgaline geçti ve 1 milyon Azeri göç etti. o tarihten beri Azerbaycan topraklarının % 20’si Ermeni işgali altındadır. Bu soruna çözüm bulmak için Avrupa Güvenlik ve işbirliği Örgütü çerçevesinde oluşturulan Minsk süreci içinde çok çaba sarf edilmiş, ancak hiçbir sonuç alınmamıştır. Bugün hala bu topraklar işgal altındadır ve o bölgede yaşayanlar çok ağır koşullar altında hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.”

 

Ermenistan’ın BM Güvenlik Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından işgalci olduğunun ilan edilmesine rağmen Ermenistan’ın bu topraklardan çekilmediğini ifade eden Öymen şöyle devam etmiştir; “Ermenistan dikkatleri başka tarafa çekmek için 1915 olaylarını dünya kamuoyunda ön plana çıkartmaya çalıştı ve Azerilere yaptığı zulmü unutturarak zulme uğrayan taraf görüntüsü sergilemeye gayret etti. Bugün Ermenistan konusundan bahsedilince Yukarı Karabağ’da yaşanan büyük insanlık dramını, 20 bine yakın insanın ölümünü, 1 milyon mültecinin perişan vaziyette yaşadığını dünyada kaç kişi hatırlıyor? Ne yazık ki Türkiye’de de bu oyuna gelenler çok oldu. 1915 yılındaki olaylar hakkında kendi ülkelerini en ağır bir dille suçlayan Türk aydınlarından kaç tanesi Yukarı Karabağ konusuna değindi?”

 

Öymen konuşmasında İngiltere’nin I. Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Türkiye aleyhine çok sayıda propaganda kitap ve broşürü yayınladığına dikkat çekerek Mavi Kitap’la ilgili şunları belirtmiştir; “Üzerinde tartışma konusu olmayan noktalardan biri Mavi Kitap’ın bir propaganda belgesi olduğudur. Ankara’daki İngiliz Büyükelçisinin geçen Temmuz ayında Meclis Başkanımıza gönderdiği mektupta da bu belgenin bir propaganda belgesi olduğu açıkça ifade ediliyor. Bir kitap hem propaganda belgesi hem de tarafsız bir bilimsel eser olabilir mi? Eğer bir propaganda bürosu tarafından ısmarlanmamış olan, başka dönemde başka koşullarda ve tamamen bilimsel düşüncelerle tarafsız bir anlayışla yazılmış olup da sonradan bir propaganda bürosu tarafından başka amaçlarla kullanılan bir kitap bilimsel özelliğini kaybetmemiştir denilebilir ama Mavi Kitap’ta durum farklıdır. O, bir Propaganda bürosu tarafından ısmarlanmış olan bir kitaptır.” 

 

Sempozyuma katılan E. Büyükelçi Bilal Şimşir ise ASALA tarafından öldürülen şehit diplomatlarımızı hatırlatarak bugün bu şehitler için hiçbir yerde herhangi bir anıt dikilmediğini buna karşın Ermeni suikastçilerin Ermenistan’da adeta birer milli kahraman ilan edildiklerini ifade etmiştir.  Ermeni sorununun tarihi ve siyasi yönü üzerinde duran Şimşir, diasporadaki Ermenilerin bugünkü davranışlarında Batılı devletlerin önemli etkisi olduğunu vurgulamıştır. Şimşir ayrıca, Ermenistan’ın Bağımsızlık bildirgesinde sözde soykırımın uluslar arası alanda tanınmasına değinildiğini ve Doğu Anadolu’dan Batı Ermenistan olarak bahsedildiğini söylemiştir.

 

“Ay’da Petrol Var Mı? başlıklı konuşmasıyla başlayan 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ Ermeni Meselesinin bir tür oyuna benzediğini, bu oyunlarla Türk milletinin tarihinden koparılmaya çalışıldığına değinmiştir. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde bu sorunun giderek adeta ön koşul haline geleceğine değinen Özdağ, birçok Avrupa ülkesinde Türkiye aleyhinde kararlar alındığını da ifade etmiştir.

 

“Genocide” kavramı üzerinde duran Topkapı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı bu kavramın Türk toplumunda hiçbir zaman var olmadığını ve bunu kullananların devletle hesaplaşmasını tamamlayamayan aydınlar olduğunun altını çizmiştir. Ortaylı, ayrıca geçmişten günümüze hiçbir zaman Türk toplumunda Ermenilere karşı önyargının olmadığını da söylemiştir. Ortaylı “genocide” olmuştur yönündeki fikirlerin tamamen politik olduğunu, tarihi bilgi ve hukuki yoruma dayanmadığının da altını çizmiştir.

 

Sempozyum sonunda yayınlanan “Sonuç Bildirgesi”nin metni aşağıdadır.

 

“TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHİ GERÇEKLER” SEMPOZYUMU

SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Platformu’nun İTÜ Rektörlüğü ile birlikte düzenlediği “Türk Ermeni İlişkilerinde Tarihi Gerçekler” konusundaki ikinci Sempozyum 15 – 16 Aralık 2005 tarihlerinde yapıldı. Sempozyuma, Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV, Doç. Dr. Birsen KARACA, Dr. Abdullah KEHALE, Şükrü ELEKDAĞ, Gündüz AKTAN, Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, Onur ÖYMEN, Prof. Dr. Norman STONE, Nazan MOROĞLU, Prof. Dr. İlber ORTAYLI, Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ ve Bilal ŞİMŞİR konuşmacı olarak katıldılar. Anılar bölümünde;1915 olaylarından somut örnekler, Tuncay Özkan, Boğazlayan Kaymakamı’nın torunu Kemal Ergüder, Iğdır ve Kağızman toplu mezar kazılarında bulunan Ali Eşref Uzundere ve Latif Karaağaç tarafından sunulan görüntüler ilgi ile izlendi.

 

Düzenleme kurulu, Ermeni diasporası ve destek veren emperyalist güçler tarafında yıllardır tek yanlı olarak sürdürülen sözde Ermeni soykırım konusunun farklı ve eleştirel bakış açısıyla ele alınmasına özen göstermiş, Ermeni tezini savunmakta olan Türk ve yabancıları da davet etmiştir. Ancak, başvurulanlardan bir kısmı hiç yanıt vermemiş, bir kısmı da “gerçek kanıtlanmıştır, konunun tartışılacak bir yanı yoktur” diyerek katılmayı reddetmişlerdir.

 

Sempozyumda özellikle “Ermeni Belge Sahtekârlıkları”; “Ermeni Kitle İletişim Araçlarında Ermeni Sorunu”, “ABD’deki Ermeni Lobi Faaliyetleri”; “Hukuki ve Psikolojik Açıdan Ermeni Soykırımı İddiaları” ve “Jenosit Kavramı” tarihi belgelere dayanılarak ele alınmış ve aşağıdaki hususların kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir:

 

Ermeni iddialarını kuvvetlendirmek üzere, diaspora Ermenileri tarafından çok sayıda sahte belge düzenlenmiştir.

 

Türk Ermeni ilişkileri konusunun, ilgili bütün ülkelerden konunun uzmanı olan bilim adamlarının katılımıyla objektif ve bilimsel bir yaklaşımla görüşülüp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için ilgili bütün ülkelerin ve kuruluşların ellerindeki arşivler bilim adamlarının istifadesine sunulmalıdır. Bütün bilgilere ulaşılmadan doğru ve sağlıklı değerlendirme yapılması mümkün değildir. Hele Ermenistan gibi bu konuda iddia sahibi olan bir ülkenin arşivlerini henüz açmamış olmasının izah edilebilir ve savunulabilir bir tarafı bulunmamaktadır.

 

Osmanlı İdaresinin Ermenilerin yok edilmesini kararını kanıtlayacak bir belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz Hükümetleri 1915 ve 1916’daki olayları soykırım olarak tanımamaktadır. Malta mahkemesi bunun kanıtıdır. İngiltere soykırım iddialarını kabul etmezken Fransa ve bazı başka ülkelerin Parlamentoları soykırım iddiasını kabul eden kararlar almışlardır. Tarihi ve hukuki gerçekler gözardı edilerek olay siyasi propaganda aracı olarak kullanılmaktadır.

 

Birleşmiş Milletler Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi’ne göre sözde Ermeni soykırımı suçu hukuken oluşmamıştır. Ermeniler bir ‘politik’ gruptur. Anadolu’nun doğusunda çoğunlukta olmadıkları yerleri alıp bağımsız bir devlet kurmayı amaçlamışlardır. Bu bağlamda düşmanla işbirliği yapmışlar; Türklere saldırmışlar; Türk ordularıyla nizami ve gayrı nizami savaşmışlardır. 

 

Tehcir, bir teamüli hukuk hükmü olan ve Cenevre Sözleşmelerine ek 2 nolu protokolun 18 maddesinde yer alan ‘askeri gereklilik’ çerçevesinde uygulanmıştır. Sözleşme’de aranan milli, etnik, ırksal ve dinsel bir grubu yok etme kastı yoktur, hiç olmamıştır.

 

Ermenilerin Sevk ve Nakledilmeleri 30 Mayıs 1915’de çıkarılan bir talimatname çerçevesinde yapılmış, talimatnamede tehcire tabi tutulan Ermenilerin mallarının tesbiti, hazırlanmaları İçin 15 güne kadar bir süre verilmesi gibi hususlara yer verilmiştir. Nakillerinin güvenli bir şekilde yapılması konusunda da bir talimatname çıkarılmıştır. Gerekli güvenlik tedbiri almayı ihmal eden devlet görevlileri yargılanmıştır. Savaş sonrasında geri dönüşlerine ilişkin çıkarılan 31 Aralık 1918 tarihli talimatname de göstermektedir ki, Osmanlının Soykırım yapma, Ermenileri yok etme kastı hiçbir zaman olmamıştır. Ermenileri yok etmek isteyen bir devlet sevk ve nakilleri için, geri dönüşleri için, yolda güvenlikleri için talimatnameler ve yönetmelikler çıkararak Soykırım yapılamayacağı açıktır.

 

Türk bilim adamları geçtiğimiz ve yaşadığımız yüzyılda dünyanın başka ülkelerinde yaşanan ve milyonlarca insanın hayatına mal olan insanlık suçlarıyla da ilgilenmeli ve onları da bilimsel bir yaklaşımla incelemelidir. Tarihçilerin tarihi geniş bir pencereden ve bütün dünyayı kapsayacak biçimde incelemeleri tarihe ve bilime yapılacak en büyük hizmettir.

 

Tarihi gerçekleri bilimsel yöntemler ve objektif olarak araştırmak yerine, siyasi amaçlı psikolojik propaganda oyunları ile saptırarak, Türk toplumunun asılsız suçlamaları kabul edecek kıvama getirilmesi amacı güdülmektedir.

 

Bazı bilim adamlarının ve aydınların dahi; katliam, cinayet ve sürgün gibi olaylarla jenosit gibi ağır bir suçu karıştırdıkları anlaşılmaktadır.

 

Konunun gelecek nesillere ve gençlerimize çok iyi anlatılması, kamuoyunun bilinçlendirilmesi, soykırım gibi çok ağır bir suçun sorumsuzca kabullenilmemesi için karşı önlemler alınması gerekmektedir.

 

Bu amaçla, STKB Platformu olarak, demokrasi anlayışı, fikir özgürlüğü ve bilimin tarafsızlığı çerçevesinde konferans ve paneller düzenlemeye sabırla devam edeceğiz.

 

STKB Platformu Dönem Sözcüleri: Gökhan ECEVİT, Zafer FORTACI

 

STKB Platformu Yürütme Kurulu Üyesi ve Proje Öncüsü: Prof. Dr. Aysel EKŞİ

 

Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Platformu Onur Başkanı: Prof. Dr. Bülent BERKARDA
 ----------------------
* ERAREN Uzmanı - ydeveci@iksaren.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.