Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Kitap Tahlili: Türkiye'de Sosyalist Ermenilerin Silahlanma Faaliyetleri ve Milli Mücadele'de Ermeniler (Dr. Erdal İlter)

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005

 

Yazar: Dr. Erdal İLTER

Turhan Kitabevi, Ankara, 2005, XII+242 sayfa, ISBN: 975-6194-40-5

 

“Türkiye’de Sosyalist Ermeniler’in Silâhlanma Faaliyetleri ve Millî Mücadele’de Ermeniler (1890-1923)” adlı bu kitapta, Osmanlı Devleti’nde azınlık bir grup olarak yaşayan Ermeni-ler’in Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Osmanlı Devleti’ne karşı, nasıl yabancılar ile işbirliği yaptıkları ve ayaklanmaları anlatılmaktadır. 

 

Türkiye’de Ermeni sorunuyla ilgili gelişmeleri yakından takip eden ve bu konuda birçok eseri bulunan Erdal İlter’in bu kitabı, mevcudunun kalmamış olması nedeniyle bir çok eklemelerle yeniden basılmıştır. 

 

Kitabın bibliyografya bölümü, Osmanlı, Amerikan, İngiliz, Fransız ve Rus arşiv belgelerine de değiniyor olması bakımından önemli kaynakları içermektedir.  Kitabı genel olarak iki bölüme ayırmak mümkündür. Birinci bölümde, daha çok Ermenilerin silâhlanma faali-yetlerine ağırlık verilmiştir. İkinci bölümünde ise, Millî Mücadele döneminde Ermenilerin büyük devletler ile olan ilişkileri ve bu ilişkilerden beklentileri üzerinde durulmaktadır.

 

“Türkiye’de Sosyalist Ermeniler” başlıklı bölümde “Ermeni Komiteleri’nin Doğuşu ve Silâhlanma Faaliyetleri, Ermeni Komiteleri’nde İhtilâlcilik Ruhunun Canlanması, Ermeni Meselesi’nin Alevlenmesi” gibi alt başlıklar bulunmaktadır. Türkiye’de ilk sosyalist hareketlerin 1908 yılında başladığına ve öncesinde Türklerle-Ermeniler arasında gayet dostane ilişkilerin mevcudiyetine değinen Erdal İlter, İmparatorlukta yaşayan gayr-i Müslim ve gayr-i Türk unsurlarının dil yatkınlıkları nedeniyle Batıyı daha yakından takip edebildikleri ve böylece Batı’daki gelişmelere sempati duyduklarını açıklamaktadır. Böylece, imparatorlukta yaşayan Ermeni ve Bulgarların Batıdan etkilendikleri ve ilk olarak sol faaliyetlerde bulunan gruplar olduğu vurgulanmaktadır.

 

Erdal İlter, Türkiye’de kurulan ilk sosyalist parti olan Hınçak Komitesi’nin diğer Ermeni komitelerinin doğmasına nasıl zemin hazırladığını ve zamanla yayılmaya başladığını şöyle açıklamaktadır;  “Böylece 1890 yılında Türkiye’deki teşkilâtını Rus Ermenileri’nin rolü ile yapan Hınçak Komitesi, başta İstanbul olmak üzere birçok yerde kanlı olayların çıkmasına sebep oldu. Ancak kısa bir zaman sonra 1897’de Hınçak Komitesi, bir bölümü Avetis Nazarbekyan’ın, bir bölümü de Arpiar Arpiaryan’ın liderliğinde ikiye bölündü. İki grup arasında Mısır (Kahire), İngiltere (Londra), Rusya (Petersburg) , Bulgaristan (Sofya) ve İran (Tahran)’da çıkan çatışmalarda yüzlerce Ermeni birbirini öldürmüştü. Hınçak Komitesi eski önemini kaybetti ise de, faaliyetlerini devam ettirmekte kararlı görünüyordu. Hınçaklar’ın yerini Taşnak Komitesi alacaktı.”

 

Erdal İlter’e göre, zamanla Taşnak Partisi’nin ortaya çıkmasını sağlayan Hınçak Partisi, Taşnaklarla başlangıçta işbirliği içinde çalışmaya başlamış ve iki parti ortak amaçlar belirlemişlerdir. Kitapta bu amaçlara ve emperyalist ülkelerin Taşnak Partisi’ne yaptıkları ekonomik ve silâh desteğine ayrıntılı bir şekilde yer verilmektedir. Bu bölümde dikkat çeken konulardan biri de Taşnak Komite’sinin Osmanlı Bankası’na yaptığı baskındır. Bu baskında, birlikte başta ABD ve Rusya olmak üzere, birçok ülkeye ait silâh ve mühimmat ortaya çıktığına da değinilmektedir. Yine Taşnak Partisi’nin 21 Temmuz 1905 tarihinde II. Abdülhamid’e yaptığı suikast ve bu suikast sırasında kullanılan silâhların da Yunanistan ve Bulgaristan’dan temin edildiğine yer verilmektedir.

 

Kitabın ikinci bölümünde, Millî Mücadele yıllarındaki Ermeni faaliyetleri anlatılmaktadır. Bu bölümde Mondros Mütarekesi, Doğu Lejyonu’nun kurulması ve Paris Barış Konferansı’ndaki Ermeni taleplerine yer verilmiştir. İlter, Fransa’nın desteği ile kurulan Doğu Lejyonu’nun nasıl zamanla Ermeni Lejyonu’na dönüştüğünü ve Ermeni Lejyonu'nun İngilizler ve Fransızlar tarafından nasıl kullanıldığını belgelerle ortaya koymaktadır. Bu bölümde İlter,  sonradan Franz Werfel tarafından ‘Musa Dağı’nda Kırk Gün’ olarak kaleme alınan Musa Dağı olayının aslına da değinmektedir. İngiliz ve Fransızlar’ın kışkırtmaları sonucu Osmanlı Ordusu ile silâhlı çatışmaya giren Çukurova Ermenileri’nin başarısızlığa uğrayarak Hatay dolaylarındaki Musa Dağı’na çekilmelerinden sonraki olayları şöyle anlat-maktadır; “Fransız Deniz Kuvvetleri’nin yardımı ile Port-Said’e getirilen Ermeniler, Fransa’ya aradığı fırsatı veriyordu. 4.000’e yakın göçmenin kendi topraklarına yerleştirilmesi için, Fransızlar bunları Osmanlılara karşı kullanmayı tasarlayacaklar ve böylece Doğu Lejyonu (Légion d’Orient) fikri doğacaktır. Fransız Savaş Bakanlığı 15 Kasım 1916 tarihinde Doğu Lejyonu’nun kurulmasına karar veriyordu. Fransız Savaş Bakanı kabineye sunduğu raporunda, Fransa’nın niyetinin Suriye’de bir cephe açmak olmadığını, antlaşmalarla kendilerine terkedilmiş topraklarda (Suriye, Lübnan, Kilikya), Fransa’nın gücünü her vesile ile göstermek olduğunu belirtiyordu.”

 

Kitapta, Paris Barış Konferansı bölümünde Ermenilerin isteklerine ve Büyük Ermenistan hayaline de değinilmektedir. Ermeniler, Büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için Paris’e üç ayrı heyet gönderirler, fakat bu heyetlerin hiç biri Paris Barış Konferansı’nda daimi temsilci olarak kabul edilmezler. Bu olay üzerine Bogos Nubar Paşa ve Avedis Aharonyan Ermenileri temsil ederler. Bu kişiler bir muhtıra ile, Ermenistan’a dahil edilecek vilâyetleri şöyle açıklamışlardır;

“a. Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas, Erzurum ve Trabzon vilayetlerini içine alan, Türkiye’nin yedi Doğu vilâyeti.

b. Güney ve Güneydoğu Anadolu’da Maraş, Kozan, Cebel-i Bereket (Dörtyol), Mersin ve İskenderun limanı ile birlikte Adana.”

 

TBMM Hükümeti, 1920 Gümrü ve 1921 Kars Antlaşmaları ile Türkiye sınırlarının resmen çizilmesiyle birlikte Ermeni sorununu tamamen çözdüğünü düşünmüştür. Ancak Ermeniler başta ABD olmak üzere birçok Batı ülkesine müracaat ederek Ermeni sorununun yeniden Lozan’da görüşülmesini talep etmiştir. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın desteğiyle bu sorunu “Azınlıklar Meselesi” adı altında Lozan’da ele almaya çalışmışlar ancak bunda başarılı olamamışlardır. Lozan Antlaşmasında Ermenilere herhangi bir ayrıcalık verilmemiştir. 

 

İlter, Ermeni sorununun ortaya çıkmasında birçok yabancı devletlerin olduğu kadar din faktörünün de önemli bir rolünün olduğuna değinmektedir; “XIX. Yüzyılda Katolik ve Protestan misyonerlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na akın etmeye başlamaları, ülkeye iyilik-ten çok kötülük getirmiştir. İmparatorluktaki Hıristiyan azınlıkların hamileri rolünü üstlenen bu misyonerler, onlara kendi tarih, dil ve edebiyatlarını öğretmekle kalmıyor, ihtilalci fikirler de aşılayarak onları kendi etkileri altına almaya çalışıyorlar, diğer taraftan büyük devletlere, müdahale etmeleri için müracaat ederek bir çok diplomatik olayın çıkmasına sebep oluyorlardı. Böylece misyonerlerin propaganda çabaları sonunda Batı’da “vahşi Türk” imajı sürdürülüyordu. Müslümanlığa ve Müslüman olduğu için de Türkler’e karşı işlenen bu din faktörü, Osmanlı İmparatorluğu’nda bir sun’i “Ermeni Meselesi”nin de çıkmasında en büyük rolü oynamıştır. Bu sebeple XIX. Yüzyıl ortalarından itibaren “Şark Meselesi”nin bir yönü de “Hıristiyanlık Meselesi” olmuştur denilebilir.”

 

Kitapta, Atatürk’ün azınlıklar hakkındaki görüşlerine de geniş yer verilmiştir. Atatürk özellik-le olası yabancı kaynaklı bir propagandaya karşı Türk gençlerinin hazırlıklı olması gerektiğini şöyle vurgulamaktadır; “Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken, onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve millî düşünceleri tam bir imanla, her mukâbil fikre karşı şiddetle ve fedakârane müdafaa mecburiyeti aşılanmalıdır.”

 

Görüldüğü gibi detaylı bir arşiv taraması sonucu oluşturulmuş kitapta, Ermeni sorununun ilk olarak ortaya çıkmasından 1923 yılına kadarki süreçte Ermeni faaliyetlerine geniş yer verilmiştir.  Ermeni Sorunu konusunda temel bilgilerin yanı sıra, olayın ortaya çıkı-şından varılan antlaşmalara kadar bilgiler belgeler ışığında okuyucunun hizmetine sunulmuştur. 

 

Sonuç olarak bugün başta Ermenistan, ABD ve diğer Batı ülkelerinde Türklerin 1915’li yıllarda Ermenileri öldürdüğü vurgulanırken bu kitap, 1890 ve 1923 yılları arasında Ermenilerin sanılanın aksine hiç de masumane davranışlar içinde olmadıklarını belgelerle ortaya koymaktadır.

 ----------------------
* ERAREN Uzmanı - ydeveci@iksaren.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.