Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Amerika'da Türk Ermeni Çatışması ve Harry The Turk Cinayeti

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 20-21, Kış 2005 - İlkbahar 2006

 

Öz: Bu makalede, Harry the Turk lakabıyla çağrılan Halil adlı bir Türk kökenli Osmanlı vatandaşının Ermeniler tarafından öldürülmesi incelenmektedir. Harry the Turk 1890 başlarında İstanbul’dan Amerika’ya göç etmiş ve Massachusetts eyaletine bağlı Maine kasabasında işçi olarak işe başlamıştır. Başlangıçta dil bilmemesi nedeniyle kendisi gibi Türkiyeli olan Ermeniler ile dostluk kurmuş, hatta onlarla aynı yerde kalmıştır. Ancak 1895 yılından itibaren Anadolu’da başlayan Türk-Ermeni olayları, diaspora Ermenilerinin buradaki Türklere karşı düşmanca tavır almalarına sebep olmuştur. Nihayet 1896 yılının Şubat ayında bir Pazar günü Ermeni arkadaşlarıyla görüşmeye giden Harry the Turk’ten bir daha haber alınamamış, aynı yılın Mayıs ayında cesedi bulunmuştur. Yapılan soruşturmalar ve Ermenilerin ifadeleri, olayın bir cinayet olduğunu göstermekle beraber, Maine savcılığı olayı aydınlatamamıştır. Böylece Harry the Turk’ün ölümü bir faili meçhul cinayet olarak kalmıştır. O belki de Amerika’da Ermeniler tarafından Türk olduğu için öldürülen ilk kişidir. Ne yazık ki son olmamıştır.

Anahtar Kelimeler: Harry the Turk, Osmanlı İmparatorluğu, Ermeniler, Amerika’da Ermeniler/Türkler.

Abstract: In this paper, the murder of Halil, known among his acquaintances as ‘Harry the Turk’, is to be examined. Harry the Turk, an Ottoman citizen of Turkish origin, is reported to have emigrated from Istanbul in the beginning of the  1890’s to the city of Maine located  in the state of Massachusetts of the USA. There he found a job as  a worker along with many other Armenians of Ottoman origin, with whom he developed  friendly relations  because of his lack of adeptness in the English language. In his early days he shared living quarters with the Armenians. Nevertheless, on the onset of the Armenian-Turkish conflicts of 1895  in the eastern provinces of the Ottoman Empire, his relations with the Armenians deteriorated since the Armenians began to approach him with enmity. When Harry the Turk had left his shared living quarters on one Sunday afternoon in February to meet his Armenian friends at  Wilmot Street, no news was heard of him again. In May 16, 1896, his dead body was discovered at the Back Bay not far from the residency shared with the Armenians. Investigation into the incident by the Deputy Marshall, as well as the testimonies of some witnesses, firmly established that the death of Harry the Turk was indeed a perfect murder, as a result of which no concrete evidence was brought in by the police to bring the perpetuators of the crime to justice. It is possible that  Harry the Turk is the first person to be killed in America by Armenians due to his identity as a Turk. Yet he was not the last and the struggle and rivalry between the Diaspora Armenians and Turks in America continues uninterrupted.

Keywords: Incident of Harry the Turk, Armenians, Turks, Ottoman Empire.

GİRİŞ

Bu makalede, Amerika’daki Türkler ve Ermeniler arasında Osmanlı topraklarındaki anlaşmazlıklara paralel olarak gelişen ilk çatışmalar, Ermenilerin ilk siyasi faaliyetleri ve Ermeni terörünün belki de ilk faili meçhul cinayetine kurban giden “Harry the Turk” olayı ele alınacaktır. Yaptığımız araştırmalara göre, Harry the Turk lakabıyla tanınan Halil adlı Osmanlı vatandaşı, Massachusetts eyaletine bağlı Maine kasabasında 1896 yılı Şubat ayında korkunç bir cinayete kurban gitmiştir. Bu cinayetin Ermeniler tarafından işlendiği polis soruşturmasına göre kesin olmakla birlikte, suçlu veya suçlular yakalanamamıştır. Başka bir deyişle Harry the Turk lakablı Halil’in öldürülmesi, faili meçhul bir cinayet olarak Amerikan adli kayıtlarına geçmiştir. Bu durum, Amerika’da Ermeni siyasi faaliyetlerini yakından izleyen Osmanlı büyükelçisi Mavroyeni Bey’in[1] tepkisini çekmiştir. Çünkü Mavroyeni Bey, Amerika’nın muhtelif şehirlerindeki Ermeni siyasi faaliyetleri hakkında sürekli bilgi toplamış ve temasta olduğu dışişleri yetkililerini bu tür bir olayın olabileceği konusunda uyarmıştı. Osmanlı elçisinin bütün uyarılarına rağmen cinayetin işlenmesi, Amerika’daki Ermeni siyasi faaliyetlerinin ve ulaştığı boyutun anlaşılması açısından çok büyük önem taşımaktadır. Hatta Harry the Turk cinayetinin Amerika’daki Türk-Ermeni mücadelesinde sembolik bir yeri olduğu ileri sürülebilir. İşte bu nedenle bu cinayetinin Amerika’da Türk-Ermeni ilişkilerine dair yapılan araştırmalarda hemen hiç konu edinilmemiş olması şaşırtıcıdır.[2] Bu makale, bu eksiliği giderme amacını taşımaktadır.

Harry the Turk cinayeti, Amerika’da Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişimini anlamak bakımından da çok büyük önem arz etmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, cinayetin işlendiği Maine kasabası, Amerika’ya göç eden Ermeni ve Türklerin yoğun olarak yerleştikleri yerlerin başında gelmektedir. Aynı dili konuşan, yaşam biçimleri ve kültürleri birbirine benzeyen Türkler ve Ermenilerin tıpkı Anadolu’da olduğu gibi aynı yerleşim alanlarını tercih etmelerini elbette yadsınacak bir şey değildir. Şaşırtıcı olan, Anadolu’dan binlerce kilometre uzakta, geçim sıkıntılarını gidermek amacıyla Amerika’ya göç eden Türk ve Ermenilerin çatışma ortamına nasıl geldiklerini ortaya koymaktır. Bu yüzden bu makalede Harry the Turk cinayetinin ayrıntılarına geçmeden önce, olayın yaşandığı çevrenin oluşumu üzerinde kısaca durulacaktır. 

1. Amerika’da Türk ve Ermeni Komşuluk İlişkilerinin Başlaması

Macera veya ticaret amacıyla Amerika’ya çok eski yıllarda göç eden birkaç Türk ve Ermeni bir tarafa bırakılırsa, Osmanlı vatandaşlarının Amerika’ya göçlerinin 19. yüzyıl sonlarında kayda değer bir sayıya ulaştığı söylenebilir. Her ne kadar 1899 yılına kadar Amerikan göçmen kayıtlarında etnik köken yazılmamış olsa da gelenlerin büyük bir kısmının Ermeni olduğundan kuşku yoktur. Bununla birlikte ilk göçler esnasında gümrük yetkililerinin bile etnik bakımdan “Türk” olarak kaydetmekle yetindiği Osmanlı vatandaşları aynı kentlerde birbirine komşu olmuşlardır. Özellikle Türkler ve Ermeniler yeni yurtlarında da birlikte yaşamayı tercih etmişlerdir. Nitekim Amerikan istatistiklerine ve göçmen dairesi belgelerine dayalı olarak yaptığımız araştırmalar, Türk ve Ermeni topluluklarının aynı coğrafyalarda yoğunlaştıklarını kesin olarak ortaya koymaktadır. Doğal olarak Ermeniler ve Türkler Amerika’nın kuzey bölgelerinde iklim olarak doğu Anadolu’ya benzeyen yerlere yerleşmişlerdir. Hatta göç eden bazı Türklerin başlangıçta ya Ermeniler tarafından yardım görerek ya da onların kimliği[3] ile bu ülkeye göç ettikleri pek çok kaynakta vurgulanmaktadır.[4]

Ayrıca göç eden Ermenilerin büyük bir kısmının Türkçe’den başka doğru akıcı bir dile sahip olmadıkları da bir gerçektir.[5] Dolayısıyla gerek Türkler gerekse Ermeniler benzeri kabiliyet ve becerilere sahip olduklarından dolayı hemen hemen aynı iş alanla çalışıyorlardı. İki etnik unsurun aynı bölgelerde buluşmasının arkasındaki bir başka neden de, eğitim seviyeleri ilk gelenlere göre daha düşük olan Ermenilerin ve Türklerin ucuz işgücüne şiddetle gereksinim duyulan Massachusetts, New York, New Jersey, ve Pennsylvania eyaletleri gibi sanayi ve endüstri bölgelerine yönelmesi olabilir.[6] İlk gidenlerin iş bulmakta zorlanmaması, daha fazla akrabanın davet edilmesiyle sonuçlanmış ve 1890’ların ortalarından itibaren ekonomik sebepler ağırlıklı olmak üzere Türkiye’den Amerika’ya göçleri hızlandırmıştır.[7] Nitekim resmi kayıtlara göre 1895 ile 1900 yılları arasında 9952 Osmanlı vatandaşı (çoğu Ermeni ve Harputlu) ülkeye giriş yapmıştır. Bu tarihten sonra ise gerek misyoner faaliyetleri gerekse de Doğu Anadolu’da Türk-Ermeni ilişkilerinin gerginleşmesi nedeniyle göçler yoğunluk kazandı.[8] 1900-1914 yılları arasında Amerika’ya göç eden Ermeni sayısı 40.608’e ulaştı.[9] Bunların büyük bir çoğunluğu New England bölgesi ile New York, Michigan, Rhode Island, New Jersey, Illinois, Pennsylvania ve California civarına yerleşiyorlardı.[10] Bu bölgeler, yukarıda da belirtildiği gibi, 1900-1915 yılları arasında resmi yollardan Amerika’ya giriş yapan 20.189 Türk göçmenin de yerleşim alanıydı. Nitekim Ermeni diasporasını anlatan eserlerde New York, Michigan ve Rhode Island’daki Ermeni mahallerinde veya çok yakınında çok sayıda Türk göçmenin yaşadığı tasvir edilmektedir.[11]

Bu durum, Ermenilerin Amerika’ya göçünü ele alan son çalışmalarda, göçlerin temel sebepleri arasında iki toplumun Türkiye’de dayanılmaz hale gelen komşuluk ilişkilerinin gösterilmesinin doğru olmadığını göstermektedir.[12] Ne yazık ki, geçim sıkıntısının aynı kareye çektiği Türk ve Ermeniler, geleceklerini kurmak amacıyla göç ettikleri Amerika’ya ana yurtlarındaki problemlerini de taşımışlardır.[13] Ermeni ve Türklerin Anadolu’dan Amerika’ya taşıdıkları iyi komşuluk ilişkileri 1890’lı yılların başlarından itibaren tıpkı anayurtta olduğu gibi bozulmaya başladı. Türk ve Ermeni göçmenler, Türkiye’deki olayların etkisiyle birbirleriyle çatışmaya başladılar. Bu çatışma ortamının oluşumunda, Ermenilerin öncü olduğuna kuşku yoktur, çünkü Anadolu’da başlayan Ermeni bağımsızlık hareketi Amerika’ya göç eden Ermeniler arasında çok da fazla da yankı bulmaktaydı.[14]

1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında imzalan Yeşilköy ve özellikle Berlin Antlaşmalarının (1878) bağımsızlık yönünde cesaretlendirdiği Osmanlı Ermenileri, siyasi örgütlenmelerini Amerika’ya da taşıdılar. Mıgirdiç Portakalyan ve Joseph Sarajian gibi Osmanlı topraklarında yaptıkları anarşik eylemler yüzünden aranan kişilerin Amerika’ya gelmesiyle örgütleşme hız kazandı.  Kısa süre içerisinde, Tiflis ve Cenevre’de kurulan Hınçak ve Taşnak gibi Ermeni ihtilalci örgütlerinin şubeleri New York, Boston ve Worcester’da da açıldı. Bu süreçte Protestan misyonerlerin rolünü belirtmeden geçmek mümkün değildir. Çünkü 1820’li yıllardan itibaren siyasi ve etnik bir kimlik kazandırmak için Ermeniler arasında çalışma yapan Protestan misyonerler de, genel merkezlerinin tam bir onayı olmamakla birlikte, Ermeni siyasi davasına gönüllü olarak katılmışlardır. Ermeni siyasi ve dini önderlerini yetiştirmek amacıyla Amerika’daki merkezlerine taşıdıkları Ermeni gençler, buradaki ihtilalci derneklerin doğal üyesi oldular. Eski Protestan misyonerlerin Amerika’da yaydıkları Ermeni sempatisi sayesinde de, bu ihtilalci dernek ve partiler çok büyük maddi olanaklara da kavuştukları açıktır.[15] Toplanan yardım paraları daha fazla Ermeni gencini eğitim amacıyla Amerika’ya getirmek için kullanılmıştır.

Amerika’ya gelen bu gençler, 1893 yılı başlarından itibaren akrabalarının Türkiye’de katliama maruz kaldığı şeklindeki propagandaların da etkisiyle Osmanlı hedeflerine karşı terör eylemlerine girişmeye başladılar. Hatta vatandaşlık yoluyla elde ettikleri himaye ve Amerikan kilise teşkilatlarının maddi ve manevi yardımları sayesinde Osmanlı topraklarındaki eylemleri destekler içerikte ciddi gösteriler gerçekleştirdiler. Özellikle Hınçaklar Amerika’nın Ermenilere bakışını ve siyasetini çok önemli ölçüde değiştirdiler. Bu yüzden Ermeni terör örgütlerinin Amerika’daki Türklere karşı giriştikleri ilk tedhiş ve terör hareketleri, iki toplumun birlikte yaşadığı çevrelerde meydana geldi.[16] Nitekim bu makalenin konusu olan Harry the Turk olayı da Türk ve Ermenilerin karışık olarak yaşadığı bir mahallede yaşandı. Ayrıca Ermenilerin Türklere karşı eylemleri Harry the Turk’ün öldürülmesi ile sınırlı değildi. Bu olay üzerine gazetelere yansıyan haberler ve elçiliğin yazışmaları, Türkiye’de Ermeniler ile Türkler arasındaki anlaşmazlık ve çatışmaların Amerika’ya aynen yansımaya başladığını göstermektedir. Osmanlı devletinin Washington elçiliğinin evrakı incelendiğinde, Harry the Turk’ün öldürülmesinin öncesinde ve sonrasında Mavroyeni Bey’in sık sık Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na Ermenilerin şiddet hareketleri ve Türklere karşı tacizlerini şikayet ettiğini görmekteyiz. Bununla birlikte söz konusu cinayet, elçiliğin uyarılarının önemsenmediğini ortaya koymaktadır. Çünkü New York ve Boston’da 1893 yılında yapılan silahlı gösteri yürüyüşleri Ermeni siyasi hareketinin ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığını göstermesi bakımından önemlidir. Nitekim Harry the Turk olayını müteakip başka yerlerde de Türklerin öldürülmesi Türklere yönelik tehditlerin sürekli hale geldiğinin bir göstergesidir.[17] Bu bakımdan Ermenilerin ABD’deki faaliyet ve örgütlenmelerini kısaca gözden geçirmek, cinayetin perde arkasının değerlendirilmesine imkan verecektir.

Amerika’da Ermenilerin Örgütlenmesi ve Eylemleri

Washington’da Türkiye büyükelçisi olan Mavroyeni Bey[18] görev yaptığı dönemde Amerika’da Ermenilerin yürüttüğü örgütsel ve yayın faaliyetlerini çok yakından izliyor ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nı ülkesine karşı yapılan düşmanca eylemlere karşı önlem almaya davet ediyordu. Örneğin 1893 yılı başlarında Ermenilerin hazırlığını yaptığı bir gösteri ile ilgili olarak yazdığı bir raporda New York’ta Ermenice yayınlanan bir gazetede[19] çoğu Amerika vatandaşı olan göçmenlere, Türkiye’de yaşayan Ermenileri kurtarmak için ayaklanmaya teşvik eden makaleler yayınlandığını haber veriyordu.[20] Mavroyeni Bey’in yaptırdığı soruşturmaya göre özellikle Hınçak örgütünün yayın organı Haik Osmanlı Ermenilerini isyana teşvik eden ve Amerika’daki Ermenileri Türklere karşı kışkırtan yazılar yayınlamakla meşhurdu. Bu gazetenin bir haberinde şöyle deniyordu:

“Askerî bilinci kelimeler ve makalelerle ayakta tutmak imkansızdır. Biz örgütlenmeliyiz. Yabancı ülkelerde yaşayan genç Ermeniler arasında askerî bilinci ayakta tutmanın da en iyi yolu, onlara askerî eğitim vermektir ki bu cephede savaşa hazırlanmanın yegane aracıdır....Gerekirse milletin yarısının kurtulması için diğer yarısını kaybedebilmeliyiz.”[21]

Yine aynı gazetenin 288. sayfasında Ermenilerin bağımsızlığını elde etmek için izleyecekleri yöntemler ve siyasi yol haritası anlatılıyordu:

“Tecrübeler göstermiştir ki bir milletin siyasi olara kurulması, diplomasi yoluyla gerçekleşemez. Bu siyasi hedefi gerçekleştirmek için daha olumlu ve enerjik araçlar gerekir. Bu araçlar ateş ve kılıçtır ki bunlar asker ve para gerektirir. Bunları sağlaması gereken de millettir. Bu millet, Rusya veya ABD’yi faaliyet merkezleri olarak belirlemelidir. Tıpkı doğuda Ermeni-Rus birlikleri olduğu gibi, batıda da aynı şekilde güçlü bir Ermeni-Amerikan birliği her zaman hazır ve organize olarak bulunmalıdır”[22]

Aynı gazetenin 15 Ekim 1893 tarihinde yayınlanan 19. sayısında ise şu satırlar okunmaktadır.

“Doğrudur; bir Millet tıpkı bir elektrik lambasının ışığını açmak gibi bir anda yaratılmaz. Ancak Doğu Sorunu tekrar gündeme gelirse en az iki yıl çıkarlarımız için kullanılabilir. Önce itaatsizlik yapılacak ki bunu baskı izlesin, sonra da savaş ve nihayet Büyük Güçlerin Kongresi. Eğer Ermeniler hazırlanır ve bu iki yıl geçmeden bir başlangıç yapabilirlerse, iyi bir zamanlama ile isyan etmiş olurlar. Ben Hınçakların derhal çeteler kurmak şeklindeki yöntemini onaylıyorum. Doğu Sorunu tekrar ortaya atıldığında bu çeteler birleşebilirler. Gerilla olarak teşkilatlanmak ve dağlarda operasyonlar gerçekleştirmek onlar için daha iyidir. Bu tarz kent ve kırsal alandaki nüfusu da koruyabilir.”[23]

O yıllarda Amerika’da kurulan Ermeni dernekleri her geçen gün artıyor taraftar ve sempatizan kazanma konusunda kayda değer çalışmalar yapıyorlardı. Boston’da Ermeniler tarafından kurulan The United Friends of Armenia (Ermenistan’ın Dostları Birliği) adlı dernek propaganda konusunda çok önemli faaliyetler yapıyordu. Bu dernek de diğerleri gibi kiliselerden kolaylıkla taraftar ve sempatizan buluyor ve açıkça Ermenileri Osmanlı Devletine karşı isyana davet eden açıklamalar yapıyordu. Boston Daily Advertiser gazetesinde 22 Mart 1894 günü yayınlanan bir habere göre Dr. Blackwell adlı bir misyoner yaptığı konuşmada Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanması için sözlü mücadelenin yeterli olamayacağını, kurtuluşun silahlı eylem yoluyla elde edilmesi gerektiğini söylüyordu.[24] Her ne kadar toplantıdaki pek çok kişinin silahlı mücadeleye taraftar olmadığı haberde belirtilse de, faaliyetlerin geldiği noktaya işaret etmesi bakımından haber ilgi çekicidir.

Aynı yıllarda kiliselerde Ermeniler din sömürüsü yaparak Hıristiyanları Türkiye’nin doğusunda baskı altında yaşayan Ermenilere yardıma çağırıyor, bu yolla örgütleri için maddi ve manevi destek elde etmeye çalışıyorlardı. Bu din dayanışması sayesinde Amerikan Ermeni derneklerinin sayısı ve Türkiye aleyhindeki faaliyetleri gün geçtikçe artıyordu. Bu derneklerden birisi de Washington’da kurulan Phil-Armenic Association (Ermeni Dostları Derneği) idi. Bu dernek hakkında dikkat çekici unsurlardan birisi kurucuların tamamının kilise liderleri olmasıydı. Mavroyeni Bey’in Daily Star gazetesinden aktardığı bilgilere göre derneğin kurucuları Rev. S.M. Newman, Rev. J.S.Hamlin, Rev. J. C. Easton, Rev. J.S. Childs, Rev. A.J. Graham, Justice Strong, Dr. Sheldon Jackson idi. Derneğin amacı “Ermenistan’da can, mal ve insan onurunun sağlanmasını temin için çalışmak” olarak açıklanmakla birlikte, bu tür derneklerin Ermenileri eylemlerinde ve Türkiye aleyhindeki faaliyetlere sempatizan kazanmada cesaretlendirici rol oynadığı muhakkaktı.[25] Öte yandan muhtelif tarihlerde Amerika’da kiliselerin Ermenileri destekleyen bildiriler yayınladıkları görülmektedir.[26] Bunlar tek tek tespit edilerek Mavroyeni tarafından Dışişleri bakanlıklarına bildirilmiş ve görüş sorulmuştur.[27] Ermeni sempatizanı dernek ve kuruluşlar kilise yetkililerini de yanlarına alarak yapmış oldukları faaliyetler sonucu sadece bildiri yayınlamakla yetinmemişler aynı zamanda Ermenilere yardım için para toplama kampanyalarına da başlamışlardır.[28]

Burada dikkat çekilmesi gereken noktalardan birisi şudur ki, sözünü ettiğimiz bu faaliyetlerin yapıldığı tarihlerde henüz Osmanlı topraklarında Ermenilere karşı ciddi hiçbir olay olmamıştır. Buna rağmen örneğin Amerikan Ermenileri Pennsylvania’da St. Savior Episcopal Church’ün 3 Ekim 1893 tarihindeki toplantısında Türkiye’yi kınayan bir bildiri yayınlamışlardı. Bu bildiride Osmanlı hükümeti, Hıristiyan tebaasını kasten ve sistematik bir şekilde Müslüman fanatiklerin insafına bırakarak eşi görülmemiş zulümlere uğramasına seyirci kalmakla suçlanıyordu. Osmanlı İmparatorluğunun “bilerek ve sistemli olarak Hıristiyan vatandaşlarını Müslüman fanatiklerin görülmemiş ve duyulmamış zulümlerine terk ettiği ve bu şekilde yabancıların müdahalesi olmadan ülkeyi yönetme kapasitesine sahip olmadığını gösterdiğini” ileri sürülüyordu. Mavroyeni bu satırları esefle karşıladığını belirttiği yazısında ABD Dışişleri Bakanlığına hiçbir anlaşmanın Ermenilere otonomi ve bağımsızlık hakkı vermediğini hatırlatıyor ve bildiride buna yönelik satırları ve devrimci Ermenilerin eylemlerine müsaade edilmesini kınadığını belirtiyordu.[29]

Öte yandan Massachusetts Home Missionary Society (Massachusetts Ev Misyoner Derneği) sorumlusu Cyrus Hamlin, Hınçak’ın kurucularından ve Worcester’da yaşayan Nishan Garabedian (Rupen Hanazad adıyla da bilinir)[30] ile yaptığı bir görüşmeden sonra, Protestan Misyoner ve Ermenilere yazılı bir çağrı da bulunarak Hınçak üyelerinin Amerikan Ermenileri arasında taraftar ve sempatizan kazanma faaliyetlerinde bulunduklarını ve isyana hazırlanarak Ermenilerin ve misyonerlerin hayatlarını tehlikeye attığını belirtiyordu.[31] Boston Daily Advertiser gazetesinin editörü de yazdığı bir yazıda, Ermeni Hınçak Partisinin Dr. Cyrus Hamlin’i ve misyonerleri Ermeni davasına kayıtsız kalmakla suçladığı bildirisine yanıt vermekte ve Ermenileri silahlı mücadelenin tehlikeleri konusunda uyarmaktaydı.[32] Ancak onun “Amerikan misyonerleri Ermenilerin en hakiki dostlarıdır” şeklindeki sözleri, Mavroyeni Bey’in dikkatini çekmiş ve Dışişleri Bakanlığına şikayet etmiştir.[33]

Hınçak Komitesinin Amerika’daki üyeleri 1894 yılı başlarında Amerika’da faaliyetlerini daha da artırmışlar, açıkça isyan provaları yapmaktan geri kalmamışlardır. Osmanlı elçisinin diplomatik yazışmalarda “devrimci/revolutionists” olarak tanımladığı 30 kadar Amerikan vatandaşı Ermeni 1894 yılının Ocak ayında New York’ta bir askeri tatbikat düzenlemeye bile cüret etmişlerdir. Bu tatbikata engel olması için Mavroyeni Bey Dışişleri Bakanlığına bir yazı ile başvurmuş fakat sonuç alamamıştır[34].

Hınçakların Amerika’daki Ermenileri kışkırtan faaliyetleri bununla sınırlı değildi. The New York Herald gazetesindeki bir habere göre New York Ermenilerinden Dr. N. M. Boyajian bu şehirde 1892 tarihinde The Armenian Young Men’s Christian Association (Genç Ermeni Hıristiyan Erkekleri Derneği) adlı bir dernek kurmuştu. Derneğin sekreteri de Mr. M. M. Chamalian idi. Üyeler genellikle 18-30 yaş arasında 200 civarında Ermeni gençti. New York da o dönem 500 kadar Ermeni yaşadığı düşünülürse, derneğin The Armenian Revolutionary Society’den (ARS/ Devrimci Ermeni Derneği) sonra ikinci önemli Ermeni diaspora derneği olduğu söylenebilir. Bu dernek ayda en az bir kez toplanıyordu. Amacı Ermeniler arasında dayanışmayı artırmak ve devrimci Ermenilere yardımcı olmaktı. Ayrıca başta Dr. Boyajian olmak üzere derneğin bir çok üyesi aynı zamanda ARS’nin de üyesiydi.

Yine Amerika’da Nishan Garabedian tarafından temsil edilen Huntchagist Revolutionary Party’nin (Devrimci Hınçak Partisi) Ermeni gençlere kendi imkanlarıyla silahlı eğitim veriyor ve daha sonra bunları eylemlerde ve suikastlerde bulunmak üzere Türkiye’ye gönderiyordu. Bu şekilde Türkiye’ye gönderilenlerden birisi de Atan Aivazian adlı bir Ermeni idi. Bu kişi Simon Kahia’nın öldüren çete içerisinde bulunduğu iddiasıyla tutuklanmış ve suçu sabit görülerek 10 yıl hapse mahkum olmuştu. Bu tür kişiler Amerika-Türkiye ilişkilerini de gerginleştiriyorlardı, çünkü Türkiye’ye dönmeden birkaç gün önce Amerikan vatandaşlığına geçip elçiliğin himayesini kazanıyorlar, yakalandıklarında Amerikan vatandaşı olduklarını iddia ediyorlardı.[35] Halbuki Türkiye’de iken kendilerini gizlemek için normal tebaa statülerini korumaya gayret ediyor, hatta bedel-i askeriye ve temettü vergilerini diğerleri gibi ödemeyi sürdürüyorlardı.[36] Öte yandan, bunun istisnai bir olay olmadığını Haik Gazetesinin 1 Mayıs 1894 tarihli nüshasında Chitzian[37] adlı Ermeni sözcünün Türkiye’deki bazı Ermeni ileri gelenlerinin cinayetlerini açıkça üstlenmesinden anlıyoruz. Mavroyeni Bey’in de naklettiğine göre Arapkir’den avukat Yazidjian’ı Hınçak militanları öldürmüştü. Aynı kişi diğer cinayetlerin sorumlusunun kendileri değil Armeno-Russian Revolutionists (Ermeni-Rus Devrimcileri) örgütü olduğunu da belirtmekteydi.[38]

Yine Hınçakların Boston’daki sekreteri B. Chitjian gazetelere verdiği mülakatlarda “bir ay içinde 1000’den fazla Ermeni genç katledilen eşleri, çocukları ve soydaşlarının intikamını almak ve isyan başlatmak için silahlı olarak Türkiye’ye gidecekler” diyordu.[39] Boston Advertiser gazetesinde “intikam” başlığı altında verilen haber Boston’da Hınçakların ne kadar güçlü olduklarını ve Türklere karşı düşmanca hislerle soydaşlarını doldurduklarını açıklıkla ortaya koymaktadır. Söz konusu habere göre, Amerika’daki 10.000 Ermeniden 3000 kadarı Massachusetts eyaletinde yaşıyordu. Bunların hepsi silah taşıyabilecek durumdaydı ve büyük bir kısmı düşünce olarak Hınçak partisine yakındı. Chitjian’ın verdiği söz konusu mülakatta, açıkça eylemlerinin detaylarını veriyor, silahların Türkiye’ye rüşvet verilerek sokulduğunu iddia ediyordu. Bu haberler göstermektedir ki, Ermenilerin çoğunlukta yaşadığı yerlerde kiliselerden başlayarak yoğun bir anti-Türk propagandası vardı ve bu durum özellikle Hınçak yanlısı taraftar toplamak için çok uygun bir ortam yaratmıştı.[40]

Yine Ermenice Haik gazetesi Türkiye’deki bazı Ermeni olaylarını henüz olmadan haber vermekteydi. Mesela İstanbul ayaklanmalarını Haik bir ay evvel duyurmuştu.[41] Yine Mavroyeni’nin Amerika Dışişlerine yazdığı bir memoranduma göre,[42] bir grup Hınçak (Huntchaguist) partisi üyesi 28 Temmuz 1890 tarihindeki Sasun isyanının 4. yıldönümü bahanesiyle 25 Temmuz’da New York’da bir gösteri yürüyüşü düzenlemişlerdi. Mavroyeni’nin bütün protestolarına rağmen kendilerine yürüyüş izni verilmişti. Yürüyüş beklendiği gibi tam bir anarşik eyleme dönüşmüş, silahlı göstericiler Türkiye aleyhine sloganlar atarak yürümüşlerdi.[43]

Hıncakların Amerika’da soydaşlarını Türkiye’ye göndermek suretiyle gerçekleştirmeye çalıştıkları önemli eylemlerinden birisi de Sultan II. Abdülhamit’e suikast düzenlenmek içindi. Bu konuda New York Herald’da çıkan bir haberin ana başlığı “Sultanı öldürmek için” şeklindeydi. Alt başlıkta ise şunlar yazıyordu: “Amerika’da Ermeni sakinleri Türk Sultana iyi bir darbe vurmaya hazırlanıyorlar”. Ara başlıkta eylemin amacı “Ermenistan’ın Özgürleştirilmesi” şeklinde belirtiliyordu. Haberin altındaki küçük alt başlıkta ise “New York’tan gönderilen Devrimci lejyonerler Türkiye’de acımasızca katledildi” deniliyordu. Daha sonra da “Hınçak Dernekleri İş üzerinde. Amerikanın Büyük kentlerindeki örgütler Güç Kullanımına inanıyorlar” başlığı altında Ermeni örgütlerinin eylemleri övülüyordu. Dahası bu başlıkların altındaki haberin detaylarında şunlar anlatılıyordu: New York’taki farklı devrimci Ermeni gruplar, Sultana suikast için New York’tan gönderilen bir grup suikastçının Beyrut’a ayak bastıkları anda yakalanarak, Adana’ya götürüldükleri ve bir kaçının orada idam edilmesi haberiyle sarsıldılar.[44] Yine aynı haberde New York’ta yaşayan 1000 civarındaki Ermeni’nin 400 kadarının Hınçak üyesi olduğu belirtiliyordu. Bu da Amerikan Ermenileri arasında şiddete dayalı ve silahlı mücadele yoluyla Ermenistan kurmayı tasavvur edenlerin çoğaldığını göstermesi bakımdan dikkat çekicidir.

Nitekim kısa sürede Amerika’daki Türk toplumuna karşı da Ermeniler tavır almaya, hatta kendilerine katılmayan Ermenilere baskı ve şiddet olmaya başlamışlardı.[45] Osmanlı İmparatorluğuna ve Amerika’da yaşayan Türklere karşı eylem ve gösterilerin artması üzerine elçiliğimiz Amerika Dışişleri Bakanlığından önlemlerin artırılmasını isteyecekti. Bu talep üzerine Amerikan Hazine Bakanlığının yürüttüğü gizli bir soruşturma Ermeni örgüt ve tehditlerinin boyutunu bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Osmanlı büyükelçisi Mavroyeni Bey’e de gönderilen soruşturma raporunda belirtildiğine göre Amerika’da üç Ermeni devrimci örgüt faaliyet göstermekteydi. Bunlar Hentchakist, New Hentchakist, ve Dashnaktrakan veya Droshakian. Her örgüt Pazar günleri açık veya gizli toplantılar düzenlemekteydi. Çünkü katılımcılar çalışan insanlardı ve ancak o gün serbest olabilmekteydi. Her bir yerel Hentchakist şubesi veya fraksiyonu üç ayda bir; her bir yerel New Henchakist şubesi yılda bir; ve her yerel Dashnaktakan şubesi altı ayda bir kendi yetkilisini seçiyordu. Bu yetkililerin görevi düzenli olarak yerel kayıtları ve harcamaların defterini tutmak ve New York’taki merkez karargahıyla iletişim kurarak detaylı bir rapor vermekti. Bu kişilerin görevlerinin en önemli kısmını “propaganda” olarak adlandırdıkları konuşmalar hazırlamak oluşturmaktaydı. Propaganda çalışmasında milliyetçilik, kahramanlık ve cesaretlendirici kelimelerle dolu ateşli nutuklar atılmakta ve dinleyicilerin duygularına, deyim yerindeyse ta kalplerinin derinliklerine hitap edilmekteydi. Bu toplantıların ve nutukların asıl amacı para toplamaktı. Son zamanlarda sık sık New York’tan kişiler başka yerlere yardım toplamak amacıyla gönderilmekteydi. Bunlardan birisi de Bedros H. Varjabedian idi. Bu kişi New York’tan Chicago, Waukegan, St. Louis, ve Detroit şehirlerine gönderilmişti. Onun hazine soruşturmacısına verdiği bilgilere göre, Waukegan’da tek başına iki toplantıda $782 toplamıştı. Üç ay önceki toplantıda burada sadece $290 toplanmış olması desteğin arttığına işaret ediyordu. Nitekim St. Louis’de $172 ve Chicago’da $250 ve $75 iki ayrı toplantıda kolaylıkla toplanmıştı.

Gerçekten de Amerikan Hazine Bakanlığı’nın yaptığı soruşturma Mavroyeni Bey’in istihbaratını doğruluyordu. Onun “Hairenik” ve “Tzain Hairenitz” gazetelerindeki haberlere dayanarak verdiği bilgilere göre, ABD ve Kanada’da Ermeni davasına çok cömertçe bağışlar yapılmaktaydı. Yine hazine ajanının topladığı ve Mavroyeni Bey’e teslim edilen rapora göre bağış yapan herkes hayali bir isim belirtiyor, böylelikle bağış listesi gazetelerde yayınlandığında kimin katkı yaptığı anlaşılamıyordu. Toplanan paralar New York’taki merkeze gönderiliyordu.

Bu bağışlar on yıllarca azalmadan sürdü. Örneğin 3 Şubat tarihli “Hairenik” gazetesinde Rhode Island, Providence’de 28 Ocak 1906 tarihinde yapılan bir toplantıda $1,700 toplandığı haber verilmektedir. Kanada Hamilton’da ise 31 Aralık 1905 günü bir toplantıda $400 toplanmış, $10 ve $20 banknotlar insanlar tarafından büyük bir heyecan ve gururla komiteye teslim edilmiştir.[46] New York City, Troy, New York ve Concord, New Hampshire’da 24-25 Aralık günlerinde sırasıyla $450, $225 ve $80,32 toplanmıştır. Lynn, Massachusetts’de 14 Aralık günü $800 toplanmıştır.

Yine B. H. Varjabedian tarafından gizili servise verilen bilgiye göre silah ve patlayıcılar büyük şehirler üzerinden değil Karadeniz kıyısında Samsun ve Trabzon yakınlarındaki küçük kasabalar üzerinden derin vadiler kullanılarak Ermenistan’a, buradaki ajan ve dernekler aracılığıyla ulaştırılıyordu. Taşınan malın gerçek içeriğini gizlemek ve gümrük vergisinden kaçmak için bu yola tevessül edildiğine kayıkçılar ikna edildikten sonra yasak maddeler ülkeye sokulabiliyordu. Ermeniler Türk gümrüklerine rüşvet vermek suretiyle her şeyin ülkeye sokulabildiğini ileri sürüyordu. Zaten patlayıcıları ülkede yapacak malzeme bulunduğunu sadece bir tür asit dışında dışarıdan bir şey sokmaya ihtiyaç olmadığını söylüyorlardı. Hazine ajanı yaptığı görüşmeler sayesinde önde gelen Ermeni örgüt mensuplarının isimlerini belirlemeyi başarmıştı.[47]

Türk-Ermeni Çatışmaları ve Harry the Turk Cinayeti

Hınçak Partisinin Amerika’daki faaliyetleri bir süre sonra aynı bölgelerde yaşayan Türkler ve Ermeniler arasında da gerginliklere yol açmakta gecikmedi. 27 Mart 1896 tarihinde 6 Türk’ün imzasıyla elçiliğe gönderilen bir dilekçede gerginliklerin geldiği nokta açıkça tasvir edilmektedir.[48] Bu dilekçeye göre, Providence’de ikamet eden ve ticaret amacıyla Amerika’da bulunan 15 Türk, Ermeniler tarafından hakarete uğramakta, tehdit edilmekte, gece gündüz gerek evde gerekse sokakta taciz edilerek huzur verilmemekteydi. Dahası kendilerinden Ermeni örgütleri adına haraç istenmekteydi. Haraç vermek istemeyenleri Ermeniler yalancı şahitler bularak kasaba şerifine “kendilerine saldırdıkları, bıçak çektikleri vs.” şeklinde iftira atarak şikayet etmekteydi. Bu yüzden haksız yere hapse atılan Türkler vardı. Şikayet sahiplerine göre güvenlik güçleri durumu tam olarak değerlendirememekte ve Türklerin mağduriyetini önleyememekteydi. Hapse girenlerin her biri ancak 150 dolar kefaret ödeyerek kurtulabilmekteydi. Dil bilmedikleri için Türkler haklarını arayamamakta, her geçen gün durum onlar için yaşanmaz bir hal almaktaydı.

Nitekim çok geçmeden Türklere yapılan baskı ve tehditler cinayete kadar varmıştı. Mavroyeni Bey, Amerikan Dışişleri Bakanlığına yazdığı bir yazıda, Kaliforniya’da 15 Haziran 1891 yılında öldürülen Galib Abdullah adlı bir Türk’ten bahsetmektedir. Mavroyeni Bey’in yazdığı yazıya göre Kaliforniya eyaletinin Susanville, Lassen County bölgesinde öldürülen bu Türk’ün katillerinin aradan geçen dört yıla rağmen hala yakalanamaması başka cinayetleri de beraberinde getirmiştir.[49] Bu cinayetin siyasi mi yoksa adi bir cinayet mi olup olmadığı konusunda bir bilgiye rastlanılmadığından burada üzerinde durulmayacaktır. Ancak yine Mavroyeni Bey sayesinde öğrendiğimiz asıl adı Halil olan ve arkadaşları arasında Harry the Turk olarak çağrılan Osmanlı vatandaşın Türkün öldürülmesi kesin olarak siyasi bir cinayettir.  Bu nedenle bu makalemizde Harry the Turk cinayeti ve sonrasında gelişen olaylar ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır.

24 Haziran 1896 tarihinde Mavroyeni Bey tarafından Dışişleri Bakanlığına yazılan bir mektup ile Amerika Dışişleri Bakanlığının dikkatine sunulan bu cinayet şu şekilde basında yer bulmuştur.[50] Gazete’nin haberine göre 16 Şubat 1896 gününden beri kayıp olan ve arkadaşları arasında Harry the Turk lakabıyla çağrılan Halil’in cesedi Back Cave adlı bir yerde dere içinde bulunmuştur. Haber yerel gazetede şu başlıklarla verildi:

“Forest City Cemetry’de bulunan erkek cesedi teşhis edildi.”
“Patrick Connell cesedi kesin olarak Harry’nin olarak teşhis etti.”
“Otopside herhangi bir şiddet bulgusuna rastlanmadı.”
“Ölüm sebebinin bilinmesi çok küçük bir olasılık”.

Haberin metni şu şekilde idi:

“Back Cave’de bulunan adamın cesedi dün öğleden sonra defnedildi. Düşünüldüğü gibi cesedin geçen Şubat ayında ortadan kaybolan ve arkadaşları arasında Harry the Turk lakabıyla tanınan kişiye ait olduğu belirlendi. Söz konusu Türkün son üç yıldır yanında çalıştığı patronu Mr. Daniel T. Kelly, ARGUS muhabirine Harry’nin tek cümle İngilizce konuşamadığını söyledi. Harry çalıştığı dükkan hakkında asla kötü konuşmaz ve diğer bir işçi arkadaşı küfürlü konuştuğunda “iyi bir kişi değil der”, yüz çevirir ve bu tiplere nefretle bakardı. Ondan övgüyle bahseden işverenine göre o iyi bir adamdı, dürüst ve çalışkandı. Hiçbir içki kullanmıyordu. Ortadan kaybolmasından az önce Harry 80 Dolarını kaybetmişti. Bir süre sonra Harry parasının çalındığına kanaat getirdi ve şehirde Ermenilerle arkadaşlık yaptığı için şüphelerini Ermenilere yöneltti. Mr. Kelly kendisine 80 doları bulma konusunda elinden geldiğince yardımcı olacağına söz vererek Ermenilerin yaşadığı mahalleye gittiğinde, orada İngilizce anlaşacak adam bulmakta epey sıkıntı çekti. Nihayet bir Ermeni bozuk İngilizcisiyle küstahça “Harry yalan söylüyor, o para falan kaybetmedi. O bir Türk. O kötü biri. O bizim insanlarımızı öldürdü” dedi. Tatmin edici bir yanıt elde edemeyen Kelly soruşturmadan vazgeçti.

Dökümhanede çalıştığı sırada Harry sağ elinin orta parmağının ucunu kesmişti. Dün öğleden sonra Pazartesi günü cesedi bulunan adamın cenazesi Forest City mezarlığından alınarak defnedildi.

Ceset defnedilmeden önce, hem Mr. Patrick Connell’in adamı teşhis edebilmesine olanak sağlamak hem de polise herhangi bir şiddete maruz kalıp kalmadığına dair kanıt bulma şansı vermek bakımından inceleme yapıldı. Mezarda Bay Connell, şerif yardımcısı Hartnett, Bekçi Rich, Dr. John F. Thompson ve gazetecilerin bulunduğu ortamda ceset üzerinde yarım saat süren incelemede şiddete maruz kaldığına dair herhangi bir iz bulunamadı. 

(...)

Bay Connell görür görmez şüpheye yer bırakmayacak şekilde cesedin oda arkadaşına ait olduğunu teşhis etti. Mr Connell cesedi görür görmez “aynı adam aynı adam” diye bağırdı. Ona paltosu gösterildiğinde dikkatle inceledikten sonra “eminim, onun paltosu” dedi. Elbiseleri çıkarıldığında da o kırmızı astarından paltonun olduğunu kesin olarak belirledi.

Bir Argus muhabirine konuşan Bay Connell onun ayakkabısının sol topuğunun basılı olduğunu ve sağ topuğunun düzgün olduğunu söyledi. Ayrıca bağcıklı ayakkabısın topuğunu kaplayan tipik bir pençe (?) olduğunu söyledi. Muhabir ve Bay Connell ayakkabı ve topuklarını incelediğinde tam da söylenen işaretlerin ayakkabıda var olduğunu gördüler.

Bundan sonra artık cesedin Harry the Turk olduğuna herkes kesin olarak ikna oldu. Dr. Thompson’un ceset üzerindeki incelemesi hiçbir darb izinin olmadığını ortaya koydu. Kafatası çatlamamıştı, dolayısıyla adamın başına sert bir cisimle vurulmamıştı. Vücutta yara da yoktu. Elbiseleri de dikkatle incelenmiş ve yırtık bulunamamıştı. Açık olan göğsünde bıçaklandığına dair bir yara veya bere yoktu.

Dr. Thompson “cesedin suda birkaç ay beklemesinden dolayı ciğeri ve diğer iç organları tamamen deforme olduğundan incelemenin yararsız olduğunu, suda kısa bir süre kalmış olsaydı, dereye atıldığında ölü mü canlı mı olduğunun tespit edilebileceğini söyledi Ama bu durumda ölüm nedenini bilmek imkansızdı.

Ölüm yüzlerce sebepten kaynaklanmış olabilir, fakat cesedin dış görünüşü sebep ileri sürmeye imkan vermemekteydi. Eğer ölüm suya cebren itilme şeklinde olmuşsa bu iki veya üç şekilde gelişmiş olabilir: başına bir darbe yemiş, bilincini kaybetmiş ve daha sonra suya atılmış olabilirdi.

Harry’nin ölümüyle ilgili olarak bir başka teori de olayla en çok ilgilenenler tarafından tartışılmaktadır. Harry kaybolduğu Pazar günü öğleden sonra kaldığı evden ayrılırken oda arkadaşı Bay Connell’e Wilmot Caddesindeki Ermenilere uğrayacağını ve ona eşlik edip etmek istemediğini sormuştu. Cornell odasında dinlenmek istediği için gitmemiş, bunun üzerine Halil yalnız gitmişti. O ayrıca Bayan O’Day’a da nereye gideceğini söylemişti.

Teoriye göre, Harry Ermenilerin yaşadığı ve kendisinin de 80 Dolarını çaldırıncaya kadar kaldığı yatakhaneye gittiğinde mutlu bir hafta sonu geçirmek istiyordu. O zamanlar gazeteler Ermenilerin yaşadığı problemler hakkında sık sık haberler yayınlıyorlardı, muhtemelen Harry Ermenilerle konu hakkında hararetli bir tartışma yaşamış veya oradakilerden birisini parasını çalmakla suçladığı için kavga çıkmış olabilirdi.

Belki de birisi art niyeti olmaksızın onun gırtladığına sarılmış, istemeden biraz fazla sıkmış ve zavallı adamı boğmuştu. Katil yaptığını anlayınca, suçunu örtbas etmek için iyi bir plan yapmaya karar verdi. Elbisesinin cebindeki parayı alarak onun cesedini evden sadece 100 feet uzaktaki Back Bay tarafına atmak çok da zor olmayacaktı. Bu sadece bir teori olmakla birlikte, bütün deliller hikayeye uymaktadır.

Cesedin incelenmesi sırasında ağzının ön kısmında birkaç dişin eksik olduğu ve damağında boşluklar bulunduğu görüldü. Harry’yi iyi bilenler kaybolduğunda onun hiçbir ön dişinin eksik olmadığını söylediler.

Harry’nin İstanbul yakınlarında bir yerde eşi ve üç çocuğu olduğu sanılıyor. O yeterince para kazandığında ailesini yanına almayı arzuluyordu.”

Görüldüğü her ne kadar ceset üzerinde doktor tarafından yapılan incelemede herhangi bir darp izine rastlanılmadığı belirtilmişse de Argus Gazetesi muhabiri cinayeti kanıtlayacak pek çok delil ve cinayeti haklı kılacak sebep ortaya koymuştur. Harry tanıyanlar ve öldüğü günün sabahına dair anlattıkları Harry’nin bir cinayete kurban gittiğini göstermektedir. Argus muhabiri de aynı kanaatte olduğunu açıkça belirtmektedir. Buna rağmen cesedin cinayetin işlenmesinin üzerinden yaklaşık üç ay sonra bulunması, delilleri ortadan kaldırmış ve iyi bir otopsi olanağı kalmamıştır.

Harry the Turk olarak bilinen Halil’in öldürülmesiyle ilgili haber Washington büyükelçisi Mavroyeni Bey’e ulaştığında, elçi 26 May 1896 tarihli bir yazı ile Amerikan Dışişleri bakanlığından konu hakkında bilgi ve suçluların yakalanmasını istemiştir. Dışişleri Bakanlığı yanıtında 16 Şubat’tan beri kayıp olan Harry the Turk’ün cesedinin Back Bay’da 6 Mayıs 1896 günü bulunduğunu bildirmiştir. Ayrıca ek bir bilgi olarak merhumun 167. Kennebec Caddesi’nde faaliyet gösteren Daniel Kelly and Sons’da (Daniel J. Kelly ve Oğulları) şirketinde çalıştığı belirtilmiştir. Ancak ilginç bir şekilde Amerikan Dışişleri bakanlığı Harry’nin ölüm sebebinin bilinmediğini kaydetmiştir. Buna rağmen ABD Dışişleri Bakanlığının 28 Mayıs tarihinde Maine Valisi’nin dikkatini olaya çektiğini ve titiz bir soruşturma emri verdiğini kaydetmiştir. Ancak Dışişleri Bakanlığının kanalıyla elçiliğe gelen Maine valisinin 17 Temmuz tarihli yazısında gelişmeler özetlendikten sonra suçluların bulunabileceği konusunda kuşkulu olunduğu belirtilmekteydi.

Bu gelişme üzerine Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı 24 Temmuz 1896 tarihli bir yazısında, Mavroyeni Bey “Maine Eyaleti otoritelerinin Osmanlı vatandaşının ölüm sebebini bulmakta başarısız olduklarını bildiren notunuzu almak benim için büyük bir üzüntü kaynağı ve biraz da sürpriz oldu” dedikten sonra Harry the Turk veya pasaporttaki adıyla Halil Mehemmed’in[51] katillerinin bulunması için ısrarcı olacağını şu satırlarla ifade etmiştir: “Halil’in ölümüne giden olaylar kesinlikle onun öldürüldüğünü göstermektedir. Her şeye rağmen ümit ediyorum ki sonuçta Maine Eyalet yetkilileri bu cinayeti işleyenleri mutlaka ortaya çıkartacaktır, ki göndermiş olduğum gazete kupürüne göre bunlar Ermenilerdir” demiştir.[52]

Mavroyeni Bey’in gösterdiği bütün delillere rağmen katillerin bulunması konusunda Maine Valiliği bir ilerleme kaydedememiş, 12 Ekim 1896 tarihli yazılarında katilin bulunamadığı fakat Portland yetkililerinin katili yakalamak için samimi bir çaba içinde oldukları belirtilmiştir. Dışişleri Bakanlığının yazısında ayrıca son haberleşmeden sonra olayla ilgili olarak kendilerine herhangi başka bir yazı gelmediğine vurgu yapılarak şöyle denilmekteydi:

“Halil Mehemmed’in esrarengiz ölümüne dair –cinayet bile olsa- soruşturmanın aydınlatıcı bir bilgi doğurmadığı konusunda Valinin önceki görüşünü desteklemektedir. Bu gerçekler ışığında sizde takdir edeceksiniz ki bu hükümet anayasanın verdiği yetkiler dahilinde suçluları yakalamak, adalet önüne çıkarmak ve cezalandırmak hususunda hiçbir yetkisini esirgememiştir. Eğer bu gayret ve çalışmalar herhangi bir sonuç ortaya koymamışsa, bu dost bir ülkenin taleplerine ilgisiz kalındığı veya olayların ciddiyetinin yeterince takdir edilmediği için değil, fakat olayı çevreleyen sır perdesi ve bu suçun faillerinin adalet önüne çıkarılmasına imkan verecek somut delillerin bulunamamasındandır.” [53]

Dışişleri Bakanlığı’nın bu son yazısı, Harry the Turk’ün ölümünün artık yetkililerce de bir cinayet olarak görüldüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Zaten bu yeni bilgiler ışığında Osmanlı büyükelçisi Mustafa Bey Dışişleri bakanlığının ilgisine teşekkür etmiş ve ilgili valiliğin soruşturmayı devam ettirmesini talep etmiştir.[54] Nitekim Harry the Turk Cinayeti’nin soruşturulması kapanmamıştır. Ne var ki yapılan soruşturmalardan sonuç alınamamıştır. Üstelik yıllar geçtikçe olay hakkında çelişkiler daha da artmış, yeni soruşturmacılar olayı tam olarak anlayamadıkları için cinayeti, hatta cesedin kesin olarak Harry the Turk adlı Osmanlı vatandaşına ait olduğu konusundaki ilk otopsi raporlarını bile sorgulamaya başlamış görünmektedir. Mesela soruşturmanın akıbeti hakkında elçiliğe gelen 6 Mart 1897 tarihli bir yanıt her nedense önceki yazıda olayı cinayet olarak gören Maine valiliğinin tavır değiştirdiğini göstermektedir. Ancak tavır değiştirmek için elde yeni bir bulgu da yoktur. Elçiliğin olayı ısrarla takip etmesi karşısında yetkililer dosyayı kapatma eğilimlerini açıkça belirtmektedirler. Söz konusu belgede şunlar kaydedilmiştir: 

“Dışişleri Bakanlığımız Maine Valisinden gelen son raporda olayın aydınlatılamadığını bildirmekten üzüntü duyar. Ancak bu durum, Vali’nin mektubundan alınan alıntının da ortaya koyduğu gibi, Eyalet yetkililerinin olayın etrafındaki sır perdesini aralamak konusunda samimi bir çaba içinde olduklarını göstermektedir. Ortada, bulunan cesedin Harry the Turk ait olup olmadığı konusunda bazı sorular vardı ve her zaman olmuştu. Bulunan kişinin öldürüldüğüne dair kesin bir bulgu da hiçbir zaman ortaya konulamamıştı. Ben Vali’ye soruşturmanın devam etmesinin önemi konusunda polisi bilgilendirmesi gerektiğini söyledim ve sizi temin ederim ki yetkili kişiler yapılması gerekenler konusunda hiçbir konuyu ihmal etmeyecekler ve eğer bir suç işlenmişse, suçlunun adalet huzuruna çıkarılması için gerekli her şeyi yapacaklardır.”[55]

Verilen bu sözlere rağmen olay bir türlü aydınlatılamamıştır. Buna rağmen bu cinayetin takibini Mavroyeni Bey’den sonraki Osmanlı elçileri de usanmadan sürdürmüşlerdi. Nitekim cinayetin üçüncü yılında ve üçüncü Osmanlı elçisi değiştikten sonra John Hay imzasıyla yeni elçi Ali Ferruh Bey’e gelen 27 Mart 1899 tarihli bir yazıda Harry the Turk olayının aydınlatılamadığını belirtiliyordu elçilikten şu talepte bulunuluyordu:

“Eğer siz söz konusu kişinin öldürülmesi konusunda her hangi bir delil veya ip ucu verebilirseniz, Dışişleri Bakanlığı derhal Maine Valisine iletecek ve suçluların yakalanması ve cezalandırılması görüşünü bildirecektir.”[56]

Bunun üzerine Osmanlı büyükelçiliği 1899 tarihindeki bir mektubunda Maine polisinin hala cinayeti aydınlatamadığını esefle Dışişleri bakanlığına bildirmekte ve olayla ilgili olarak kendilerine gelen istihbaratı paylaşmaktadır. Bu istihbarata göre, Polis olayı titiz bir şekilde araştırmamış hatta savsaklamıştır. Elçilik kendi soruşturmaları sonucunda Harry the Turk cinayetini işleyen kişilerin isimlerini “Keshich Oghlou Eschhan, Moussih Oghlou Agop, Tcholak Caspar, Tizik Oglou Zafar” olarak belirlemiştir. Olayın üzerinden üç yıldan fazla süre geçtikten sonra elçiliğin ilk kez katillerin ismiyle ortaya çıkması çok önemlidir. Yetkililerin soruşturmayı savsaklamasına rağmen Mavroyeni Bey’i izleyen elçiler ısrarla olayı takip etmişlerdir. Osmanlı elçisinin bu son derece ciddi yazısına herhangi bir yanıt gelmemesi de çok ilginçtir. Çünkü 14 Haziran 1900 tarihinde Osmanlı elçisinin Dışişlerine yazdığı bir yazıda, katillerinin isimlerinin bildirilmesine rağmen niçin hala yanıt verilmediği sorulmuştur. Elçinin bu ısrarlı talepleri sonuçsuz kalmamış ve ABD Dışişleri bakanlığı 25 Nisan 1899 tarihinde elçiliğin ihbarı üzerine sanıklarla ilgili Maine otoritelerinden soruşturma istendiğini bildirmiştir.[57] Maalesef bu tarihten sonra da herhangi bir cevap alınamamış, olay arşivlerin tozlu raflarında belki de Amerika’da Ermeni terörünün ilk faili meçhul cinayeti olarak kalmıştır.

Öte yandan Mavroyeni Bey görevi esnasında Harry the Turk olayı ile ilgili olarak Dışişleri Bakanlığına yazdığı bir yazıda, Halil’in öldürülmesinin ilk olmadığına da dikkat çekmiştir:

“Söz konusu olay son zamanlarda ABD’de öldürülen ve sanıkların bulunamadığı ikinci cinayettir. Siz de farkındasınız ki Haziran 1891 tarihinde Kaliforniya’da öldürülen Galip Abdullah’ın sorumluları halen yakalanmamıştır.”

Bununla birlikte Harry the Turk olayının çözülememesi ve Maine yetkililerin soruşturmayı titiz bir şekilde yürütmemeleri Ermenileri cesaretlendirmiş olmalıdır. Çünkü Harry the Turk olayından sonra Ermenilerin Türklere karşı düşmanca tavrı sürmüştür. Nitekim 19 Kasım 1897 tarihli bir başka elçilik notunda Dışişleri bakanlığından Harputlu Mahmud adlı Osmanlı vatandaşının Worcester’da intikam peşinde bir Ermeni’nin suçlaması yüzünden neden iki aydır hapiste tutulduğu soruluyordu. Bu yazıda aynen şöyle denilmekteydi:

“Küçük Asya’da Harput doğumlu olan ve Worcester’da ikamet eden Mahmud adlı Osmanlı vatandaşı iki ay önce Lawrence (Massachusetts) eyaletinde Paul Kirkonan adlı bir Ermeni’nin intikam hırsıyla attığı iftira üzerine tutuklanmış ve serbest bırakılmamıştır” deniliyordu.

Mavroyeni Bey’e göre bu olay da tamamen politik bir karalama olduğu için ABD Dışişleri Bakanlığı Lawrance Bölge Savcılığının dikkati çekmeliydi. Ayrıca Elçilik kaynaklarının verdiği bilgiye göre Worcester’da ikamet eden Türklerin ifadeleri, Türklere karşı siyasi baskıların arttığını gösteriyordu. Bu kayıtlardan anlaşıldığına göre 1895 sonrasında Türkiye’de yaşanan Ermeni olayları Amerika’da Ermeni ve Türklerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde toplumlar arası çatışmalara yoğunluk kazandırmıştır. Başka bir ifadeyle Anadolu’daki çatışmalar Amerika’ya da taşınmıştır.[58] Bu tespiti doğrulayan başka örmekler de ne yazık ki vardır. Elçilik ile Amerikan Dışişleri Bakanlığının yazışmaları, benzeri durumların Türk ve Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları diğer bölgelerde sıklıkla tekrarlandığını ortaya koymaktadır. Mesela 10 Kasım 1900 tarihlinde Dışişlerine gönderilen bir yazıda Nhitins (Massachussets) yakınlarında bir fabrikada çalışan başka bir Halil Mehemmed adlı bir Osmanlı vatandaşına aynı fabrikada çalışan Ermenilerin saldırdığı ve dövdüğü, bu fabrikadaki işçilerin sık sık Türk işçilere tacizde bulundukları belirtilerek tedbir alınmasının temine yönelik harekete geçilmesi talep edilmektedir.[59]

Bu arada önemle belirtilmelidir ki Washington elçiliğimiz Türklerin hukukunu korumakta titiz davranmayı daima sürdürüyordu. Buna rağmen suçluların takibi ve yakalanması konusunda Amerikan yetkililerin ilerleme kaydettiği söylenemez. Olaylarla ilgili olarak elçi Mustafa Bey’in 1897 başlarında Amerikan Dışişlerinden aldığı cevabî yazısında, son beş yılda öldürülen Galib Abdullah (Ghaleb Abdullah), Joseph Nadir ve Halil Mehammed (Harry the Turk) olaylarının esrarını koruduğu belirtiliyor ve “Elçilik ve konsoloslarımızın çabalarına rağmen söz konusu olayların faillerinin yakalanmadığı ve adalet önüne çıkarılmadığı belirtiliyordu. Bu ısrarlı takip karşısında Amerikan Dışişleri Bakanlığı olayların aydınlatılmasının şiddetle arzu edildiğini ifade ediyor ve gelişmeleri takip ettiğini usanmadan tekrarlıyordu.

SONUÇ

Harry the Turk adlı Türk'ün öldürülmesi ve sonrasında Amerika’da Türk ve Ermeniler arasındaki çatışmaları alan bu makale, açıkça Anadolu’da yaşanan Türk-Ermeni çatışmasının diaspora Ermenileri tarafından Amerika’ya da taşındığını ortaya koymaktadır. Amerikan basını ve Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde yapılan çalışmalar, Türk kökenli Osmanlı vatandaşlarının kurban durumunda olduğunu ve olayların başlatıcısı olmadığını göstermektedir. Ermeniler, misyonerlerin ve onların desteklediği kiliselerin desteklerini arkalarına alarak Amerika’da da tıpkı Anadolu’da olduğu gibi örgütlenmişler ve Osmanlı devleti aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunmuşlardır. 1893 gibi erken tarihte New York’ta yaptıkları bir silahlı gösteri yürüyüşünde bağımsızlık andı içmeleri kayda değer bir gelişmedir. Ayrıca Ermeni siyasi partilerin şantaj ve tehditle de olsa Amerika’ya göç eden Ermeniler ve özellikle gençler arasında taraftar bulmaları da ilginçtir. Bu yoğun taraftar kitlesi ne yazık ki Türk düşmanlığını cinayet işleyecek kadar ileri götürmüştür. Başlangıçta, tıpkı Anadolu’da olduğu gibi ortak yaşam alanlarını gönüllü olarak ve yardımlaşarak seçen Türk ve Ermenilerin çatışmaya itilmeleri oldukça anlamlıdır. Ayrıca Maine’da yaşanan Harry the Turk cinayetinin soruşturmasındaki savsaklama da aynı ölçüde anlamlıdır, çünkü olayın cinayet olduğu açık olmasına ve suçlular elçiliğin ısrarlı takibiyle isim isim belirlenmesine rağmen mahkemeye çıkarılmamışlardır. Bu durum Ermenilerin diğer Türkleri de tehdit etmelerine ortam hazırlamıştır. Bu çalışma Amerika’da halen süren Türk-Ermeni mücadelesinin ilk dönmelerini ele alması bakımından ilginçtir ve yeni çalışmalara ışık tutması ümit edilmektedir. Yerel basın üzerinde çalışmalar arttıkça sadece Harry the Turk olayının değil diğer bazı Türk-Ermeni anlaşmazlıklarının ortaya çıkacağı kuvvetle muhtemeldir.


[1] Alexandre Mavroyeni Bey 1887-1896 yılları arasında Amerika’da elçilik yapmıştır. Biyoğrafisi için bkz. Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani; Sinan Kuneralp, Son Dönem Osmanlı Erkân ve Ricali, ISIS, İstanbul, 1999, s.90. Mavroyeninin Ermeni olayları ile ilgili yazışmalarını kısmen değerlendiren bir yazı için bkz. Bilal N. Şimşir, “Washington’da Osmanlı Elçisi Alexandre Mavroyeni Bey ve Ermeni Gailesi (1887-1896), Ermeni Araştırmaları 4 (Aralık-Ocak-Şubat,2002), s. 32-54.
[2] Bkz. Bilal Şimşir, Mavroyeni Bey, s. 32-54; Çağrı Erhan, Türk Amerikan İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri, İmge Kitabevi, Ankara, 2001, s.222-225. Çağrı Erhan bu eserinde Halil bin Mehemmed (Harry the Turk)’ün cinayetinden kısa bir not şeklinde bahsetmekle beraber, olay hakkında verdiği bilgiler yanlıştır.
[3] Şimşir, Mavroyeni Bey, s. 35. Mavroyeni’nin Said Paşa’ya gönderdiği bir yazıya göre, Ermeni kimliği ile 1892 yılından itibaren bazı Türkler ABD’ye göç etmiştir. Şimşir’in bu belgeye dayanarak ifade ettiğine göre Türk sayısı şu şekildedir : “Worcester’de yaklaşık 30, Providence’da da 30, Michigan’da 20, Saint Louis’de 10 kişi. Ayrıca Massachussets eyaletinde 40 kişi. Toplam yaklaşık 130 kişi”. 
[4] Kemal Karpat, “The Turks in America”, Les Annales de l’Autre Islam, 3, Paris: Inalco-Erism, 1995. Burada makalenin yeni basımı kullanılmıştır: Kemal H. Karpat Studies on Turkish Politics and Society, Brill, 2004, s. 612-638.
[5] Amerikan göçmen istatistiklerine göre Ermenilerin büyük bir çoğunluğu okur yazar (Can neither read nor write) değildi. Okur-yazamaz (can read bu cannot write) kategorisindekiler ise muhtemelen sadece dua kitaplarından ezber yapmış olsalar gerektir. Çünkü Türklerde de Kuran okumayı bilenler genelde yazamazlar. Ermeniler için de bu tür tasnifin yapılması ilginçtir. 1905-1920 arasında „okur-yazamaz“ olan göçmen sayısı sadece 32 kişi olması dikkat çekicidir. Bkz. Annual Report of the Commissioner General of Immigration, US Department of Labour., Vols: 1900-1930.
[6] Amerika’ya gelen ilk önemli grubun eğitim ve ticaret amacıyla geldiğinden ve din adamları ve tüccarlardan oluştuğundan hareketle bu tespitte bulunmaktayız. Bkz. Robert Mirak, Torn Between Two Lands: Armenians in America 1890 to World War I, Cambridge, Massachusetts, 1983, s. 36-40.
[7] Ahmet Akgündüz, “Osmanlı İmparatorluğu ve Dış Göçler, 1783-1922, Toplum ve Bilim 80 (Bahar 1999), s. 144-170.
[8] Kemal Karpat, “The Ottoman Emigration to America, 1860-1914,” International Journal of Middle East Studies 17/2 (1985), s. 175-209; yeni basım, Kemal H. Karpat, Studies on Ottoman Social and Political History, Brill, Ledien, Boston, Köln, 2002, s. 90-132.
[9] Annual Report of the Commissioner General of Immigration to the Sec of Labor, Government Printing Office, beginning 1895-1932. Krş. Karpat, Turks in America, s. 614.
[10] James H. Tashjian, The Armenians of the United States and Canada, Hairenik Press, Boston, Mass., 1947. Ayrıca, Şenol Kantarcı, Amerika Birleşik Devletleri’nde Ermeniler ve Ermeni Lobisi, Aktüel yay, İstanbul, 2004, s. 97.
[11] Amerika’da Ermeni varlığı konusundaki en ciddi ve bilimsel çalışma şudur: M. Vartan Malcom, The Armenians in America, The Pilgrim Press, Boston Chicago, 1919
[12] Robert Mirak çalışmasında 1890-99 arasındaki göçleri Türkiye’den zorunlu kaçış olarak tasnif eder. Bkz. Mirak, Torn Between Two Lands, s. 44.
[13] Kantarcı, Ermeni Lobisi, s. 97-99.
[14] Bu konuda ana hatlarıyla şu eserlerde bilgi verilmiştir. Bkz. Şenol Kantarcı, “Ermeni Lobisi: ABD’de Ermeni Diasporasının oluşması ve Lobi Faaliyetleri”, Ermeni Araştırmaları 1 (Mart-Nisan-Mayıs, 2001), s.139-169 ve aynı yazar, “ABD ve Kanada’da Ermeni Diasporası: Kuruluşlar ve Faaliyetleri“, Ermeni Araştırmaları 3 (Eylül-Ekim-Kasım, 2001), s.67-118. Bu makalemizde göç istatistikleri konusunda doğrudan Amerikan  Göçmen Komisyonu istatistiklerine atıf yapılmıştır. Diğer kaynaklar ikinci derece kaynaklara dayandığı için burada karşılaştırma gereği duyulmamıştır.
[15] Kemal Çiçek, ‘Türk Amerikan İlişkilerinde Ermeni Diasporasının Rolü’, IV. Türkiye’nin Güvenliği Sempozyumu, Tarihten Günümüze Dış Tehditler, Bildiriler, 16-17 Ekim 2003, Elazığ, 2004, s. 253-258.
[16] Osmanlı Amerika ilişkilerinde henüz ele alınmamış bu konu, bu makalede sadece Harry the Turk cinayetinin arkasında yatan sebeplerin anlaşılmasını sağlamak amacıyla kısaca ele alındığından, daha derin araştırmalara ihtiyaç olduğu belirtilmelidir.
[17] Yazışmalardan anlaşıldığına göre cinayetlerin çoğunun failleri bulunamamıştır. Bazı örnekler için bkz. Erhan, Türk-Amerikan, s. 224-225.
[18] Burada Türkiye, bizzat elçi tarafından “Turkey” şeklinde yazıldığı için Osmanlı Devleti yerine kullanmanın yanlış olmadığını düşünüyoruz.
[19] Bu gazetelerin başında New York’ta Kaprilian tarafından 15 günde bir yayınlanan Haik gazetesi gelmektedir.  Sonraki yıllarda Ermeniler İngilizce gazetelerde çıkarmaya başlamışlardır. Bkz. Kantarcı, Ermeni Lobisi, s. 124-127.
[20] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni’den Mr. Gresham’a. 26 Ekim 1893.
[21] Haik, 1 Ekim 1893, No: 18, s.. 280 vd..
[22] Haik, 1 Ekim 1893, No: 18, s. 288 vd.
[23] Haik, 15 Ekim 1893, No: 19, s. 303.
[24] Boston Daily Advertiser, 22 Mart 1894. Bu toplantıyla ilgili elçiliğin Dışişlerine yaptığı şikayet için bkz. NARA T-815 Roll 7: Mavroyeni’den Dışişleri Bakanı’na. 25 Mart 1894.
[25] NARA T-815 Roll 7. General No: 7531. Özel No: 5. Mavroyeni’den Dışişleri Bakanı’na. 1 Şubat 1895. Nitekim bu derneğe üye Ermenilerin niyetlerinin Türkiye’de düzeni yıkmak olduğunu aynı gazete haber yapmış, Mavroyeni bunu bakanlığa 14 Şubat 1895 tarihinde bildirmiştir.
[26] Bu konudaki bildirilere karşı Mavroyeni Bey tarafından yapılan girişimlerin kısa bir değerlendirmesi için bkz. Şimşir, Mavroyeni Bey, s. 49-54.
[27] NARA T-815 Roll 7: Mavroyeni’den Dışişleri Bakanı’na. 15 Ekim 1895.
[28] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni’den Dışişleri Bakanı, R. Olney’e 30 Kasım 1895; The New York Times, s. 14.
[29] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni’den Mr. Gresham’a 12 Kasım 1893.
[30] Bu kişi Cenevre’de Hınçak partisinin ilk kurucularından olup eski Ermeni Patriği Migirdiç Kırımyan tarafından Amerika’ya gönderilmiştir.
[31] The Congregationalist, 23 Aralık 1894. Benzeri görüşlerini aynı derginin 28 Aralık 1893 tarihli nüshasına yazdığı “A Dangerous Movement Among the Armenians” adlı makalesinde de savunmuştur. Metin hakkında Şimşir, Mavroyeni Bey, s. 50.
[32] Boston Daily Advertiser, 13 Nisan 1894.
[33] Şimşir, Documents Diplomatiques Ottomans II s. 96-97. No :37 : Mavroyeni Bey’den Gresham’a imzalı nota, 18.8.1894, No. 7072/23.
[34] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni Bey’den Gresham’a, 16 Ocak 1894.
[35] Yaşanan tabiiyet sorunları için bkz. Çağrı Erhan, Türk-Amerikan, s. 226 vd.
[36] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni Bey’den Gresham’a 15 Ağustos 1894
[37] Şimşir, Mavroyeni Bey, s. 40’da bu kişiler hakkında elçinin iyi istihbarata sahip olduğunu beyan ediyor.
[38] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni Bey’den Gresham’a, 18 Haziran 1894.
[39] The Boston Advertiser, 6 Aralık 1895. Nishan Garabedian’in ilk röportajlarından birisinin de 21 Mart 1894 tarihinde Worcester Daily Star gazetesinde “Acı Çeken Ermenistan” başlığı ile çıktığı bilinmektedir.
[40]  Bu haber hakkında elçiliğin uyarısı için: NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni Bey’den Mr. R. Olney’e. 9 Aralık 1895.
[41] Haik, 1 Eylül 1895. Elçinin protestosu için bkz. NARA T-815 Roll 7: Mavroyeni Bey’den Dışişleri Bakanlığına 12 Ekim 1895.
[42] NARA, T-815/Roll 7. General No: 7192 ; Special No : 31. Mavroyeni Bey’den Gresham’a 29 Temmuz 1894.
[43] NARA, T-815/Roll 7: Mavroyeni Bey’den Gresham’a. 16 Ocak 1894.
[44] Washingon elçimiz Mavroyeni bu idamlar konusunda bir bilgisi olmadığını bildiren bir notu Dışişleri Bakanlığına göndermiştir. Bkz. NARA, T-815/Roll 7: General No: 7365; Özel No: 43: Mavroyeni Bey’den Gresham’a. 17 Kasım 1894.
[45] Şimşir, Mavroyeni Bey, s. 37’de Osmanlı hesabına casusluk yapan Bogigian’ın ve diğer tarafsız Ermenilerin hedefi olduklarını nakleder.
[46] Hairenik, 13 Ocak 1906.
[47] NARA M99: Roll 97; Robert Bacon’dan Minister Chekib Bey’e, 9 Mart 1906.
[48] NARA, T-815/Roll 7: 27 Mart 1896.
[49] NARA, T-815/Roll 7. Mavroyeni’den Dışişleri Bakanlığı’na. 21 Aralık 1895.
[50] NARA, T-815/Roll 7. Mavroyeni’den Dışişleri Bakanlığı’na. 24 Temmuz 1896.
[51] İlk kez 20 Nisan 1899 tarihli bir elçilik yazısında maktulün adı Mehemmed bin Hadji Halil olarak geçmektedir. Bkz. NARA T-815/Roll 7. Ali Ferrouh’tan John Hay’a.
[52] NARA, T-815/Roll 7. Mavroyeni’den Mr. W.W.Rockhill’a. 24 Temmuz 1896.
[53] NARA, M99; Roll 97: Belge No:7
[54] NARA M99; Roll 97, Belge No:8
[55] NARA M99; Roll 97, Belge No: 11.
[56] NARA M99; Roll 97, Belge No: 30
[57] NARA M99; Roll 97, Belge No: 32.
[58] NARA, T-815/Roll 7. 19 Kasım 1897. Bu yazıya cevap alınamadığın tekrar sorulmasına dair elçiliğin Nov 10, 1900 tarihli yazı.
[59] NARA, T-815/Roll 7. 10 Kasım 1900.

 ----------------------
* Türk Tarih Kurumu - kemal@ttk.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 20-21, Kış 2005 - İlkbahar 2006
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.