Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Kitap Tahlili: Ermeni Soykırımı İddiaları: Yanlış Hesap Talat'dan ve Tehcir'den Dönünce

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 20-21, Kış 2005 - İlkbahar 2006

 

Derleyen: Mustafa Çalık

Ankara: Cedit Neşriyat Yayınları, 2006, 260 sayfa.

“Ermeni Soykırımı İddiaları: Yanlış Hesap Talât'dan ve Tehcir'den Dönünce” adlı eser, Justin McCarthy, Gündüz Aktan, Guenter Lewy, Nuri Bilgin, Yusuf Halaçoğlu, Kemal Çiçek, Yusuf Sarınay,  Ömer Turan ve Hikmet Özdemir’in makalelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir derleme kitaptır.

Kitabın ana teması Ermeni sorununun nasıl ortaya çıktığı, Türk-Ermeni ilişkileri ve I. Dünya Savaşı sırasında Salgın hastalıklar nedeniyle ortaya çıkan ölümlerdir. Bunların yanı sıra Ermeni sorununun hukuki boyutu ve tehcir yıllarındaki yargılanmalara da kitapta geniş yer verilmektedir.

Justin McCarthy’nin “Kim Başlattı” başlıklı makalesiyle başlayan bölümde yazarın tarihi ve tarihçiliği sorguladığı görülmektedir. Tarihin yazılmadan önce ilgili bütün kaynaklarının incelenmesinin gerekliliğini vurgulayan yazar tarihin sadece bir kaynaktan beslenerek de yazılamayacağını, yazıldığı taktirde bunun tarih olamayacağını ifade etmektedir.

Tarih ve siyasetin birbirinden bağımsız alanlar olduğunu belirten McCarthy, siyasilerin tarih konusunda yargıda bulunamayacaklarını, bulunurlarsa tarihin tüm görev ve sorumluluklarını da üstlenmeleri gerektiğine değinmiştir. Özellikle Fransız Parlamentosu ve Avrupa Birliği Parlamentosunun hiçbir zaman tarihçilerin kurallarını izlemediklerini ve tarihsel konularla ilgili araştırma yapmaya zamanları olmadıkları halde bu konularda kararlar almış olmalarını eleştirmiştir.

Türkiye’de bir çok yazarın “soykırım yapılmıştır” yönünde kitaplar yazdığını ve bu yönde fikirlerini rahatça beyan edebildiklerini anlatan McCarthy, Türkiye’nin olgun ve özgüven duygusuna sahip olduğunu belirterek aynı hoşgörünün  Avrupa’da “soykırım olmamıştır” yönünde fikir beyan eden Türklere karşı gösterilmediğine değinmiştir.

Türklerin Ermenilere karşı çarpışmalarını “kendilerini savunuyorlardı” şeklinde açıklayan McCarthy, bunu “Türklerin yerinde kim olsaydı aynı şeyi yapardı, ifadeleriyle dile getirmiştir. Yazar, iki toplum arasındaki sorunun, bilinenin aksine, 19. yüzyılda değil daha 18. yüzyıldan itibaren İran İmparatorluğu döneminde başladığını ifade etmiştir.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının başlamasıyla birlikte Türk-Ermeni ilişkilerinde başlayan kırılmanın İhtilalci Ermeni Örgütleri sayesinde iyice gün yüzüne çıktığını anlatan McCarthy, 1890’lardaki ayaklanmalarda Batılı ülkelerin ve Ermeni kilisesinin rolüne de değinmiştir. Makalenin devamında I. Dünya Savaşı ve Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunun ortaya çıkışını da ele alan yazar, iki ülke arasındaki temel anlaşmazlığın Bolşeviklerle birleşen Ermeni milliyetçilerinin Bakü’deki Türk nüfusunu yok etmeye zorlamaları ile başladığının altını çizmiştir.

“Devletler Hukukuna Göre Ermeni Meselesi” başlıklı bölüm ise Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan tarafından kaleme alınmıştır. Aktan bugüne kadar Ermeni sorununun daha çok siyasi ve tarihi boyutu üzerinde durulduğunu ve hukuki boyutunun ise göz ardı edildiğine değinmiştir.

‘Genocide’ sözcüğünün ilk kez Polonya Yahudisi olan Raphael Lemkin tarafından ortaya atıldığını ve Lemkin’in Ermeni olaylarını da bir soykırım olarak tanımladığına değinen Aktan, Lemkin’in soykırım tanımının zamanla gelişen hukuk sayesinde giderek daraldığını vurgulamıştır. Buna göre her grubun değil sadece bazı grupların ve sadece fizik ve biyolojik olarak yok edilmesi amacıyla işlenen fiiller soykırım olarak nitelendirilmeye başlanmıştır.

Soykırımın yer aldığı ilk hukuki belge’nin BM Genel kurulu olduğuna değinen Aktan, Soykırım Sözleşmesinin ise ilk kez 9 Aralık 1948 yılında kabul edildiğini belirtmiştir. 1951’de yürürlüğe giren sözleşmeye göre soykırım, bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup olarak, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla bir takım fiillerin işlenmesiyle gerçekleşmiş sayılmaktaydı;

“a-Grubun mensuplarını katletmek,
b-Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek,
c-Grubun bedeni varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kasten tabi tutmak,
d-Grup içinde doğumları önlemek kastıyla önlemler dayatmak,
e-Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek.”

Devletler Hukuku açısından da soykırım konusu üzerinde duran Aktan, uluslar arası toplumun, soykırımdan farklı olarak, insanlığa karşı işlenen suçlara karşı aynı duyarlılığı göstermediğine de değinmektedir.

Osmanlılarda Ermenilere karşı, Nazilerin Yahudilere karşı duyduğu antisemitizme benzer bir ırkçı nefretin olmadığını ve tehcirin Ermenileri grup olarak yok etme saikiyle yapılmadığını vurgulayan Aktan ayrıca tehcirin tüm Ermenilere uygulanmadığını ve Soykırım Sözleşmesinin 2.maddesindeki yok etme niyetinin de Osmanlılarda bulunmadığının altını çizmiştir.

Guenter Lewy’nin “Ermeni Soykırımı Davasının Yeniden Değerlendirilmesi” başlıklı makalesinde Türklerin Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilere soykırım yaptığı yolundaki iddiaların üç temel kaynağını incelemiştir. Önce 1919-1920 yıllarında kurulan Türk Mahkemeleri’ni (Divan-ı Harb-i Örfi)   inceleyen yazar bu mahkemelerde yapılan yargılamaların ne kadar sağlıksız olduğunu açıklamıştır. Bu yargılamalar sırasında altı bölgesel mahkemenin varlığının bilindiğine değinen yazar, belge yetersizliği nedeniyle mahkemelerin toplam sayısının bilinmeğini ifade etmiştir.

Daha sonra Ermeni iddialarının temel noktalarından biri olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ermeni soykırımındaki rolü tartışmaları üzerinde duran Lewy belgelerle bu teşkilatın soykırım ile alakası olmadığını şöyle belirtmiştir:

“Türk Genelkurmay Arşivi’nde Teşkilat-ı Mahsusa’ya gönderilen şifreli telgraflar bulunduğu söyleniyor, ama bu belgeler henüz bilimsel bir sorgulamaya tabi tutulmamıştır. Yeni belgeler ortaya çıkana kadar Teşkilat-ı Mahsusa ile Ermeni katliamları arasında bir irtibatın bulunduğu, doğrulanmamış bir iddiadan başka bir şey değildir.”

Son olarak Naim Bey’in Hatıraları olarak tabir edilen Aram Andonyan’ın hazırladığı kitaptaki belgeleri değerlendiren yazar bu belgelerin orijinalliğinin son derece tartışmalı olduğunu ifade etmiştir. 

Prof. Dr. Nuri Bilgin’in ‘Ermeni Soykırım İddiaları ve Tarihin İnşası’ başlıklı makalesinde soykırım iddialarının sosyal kullanımı, öteki olarak Türk’ün işlevselliği ve mağduriyetin cazibesi konuları üzerinde durmaktadır. Batılıların Ermeni sorunu konusundaki tutumlarını Sartre’nin Bulantı adlı eserindeki temaya benzeten Bilgin, Batı’da Ermeni sorununun bu kadar çok taraftar bulmasının nedenini şöyle açıklamaktadır;

‘Geçmişsinde şu veya bu şekilde, çeşitli nedenlerle suç veya günah işlemiş olanlar, vicdanlarını rahatlatma yönünde güçlü bir ihtiyaç duymaktadırlar. Bu insani duygu, tüm büyük dinler tarafından ritüel bir pratiğe bağlanmış son derece köklü bir eğilimin ifadesidir. Hemen her din, işlenen günahlara ilişkin bir kefaret yöntemi geliştirmiştir. Vicdan rahatlatma yöntemi, ya bir diyet ödemeye dayanmakta, ya da aksi yönde bir eylem yada etkinlik ortaya koyma, örneğin, daha dindar, daha iyiliksever, daha vatansever, daha insan hakları savunmacısı, vb. olma şeklinde somutlaşmaktadır.’

Söz konusu sorunun gündemde kalmasında kitle iletişim araçlarının önemine de değinen Bilgin, sosyal psikolojik açıdan insanların başkalarının başına gelen kötülükleri okumaktan veya görmekten garip bir hoşnutluk duyduğunu vurgulamaktadır. Başkalarının olumsuzluklarını göz önünde tutmanın bireyi rahatlattığının altını çizen yazar, bireyin böylelikle kendini daha iyi hissettiğini ya da bir başka deyişle bu yolla adeta günah çıkardığını ifade etmektedir.

Bilgin ayrıca  Osmanlı dönemindeki ‘barbar Türk’ imgesinin imparatorluğun yıkılışıyla birlikte yerini ‘soykırımcı ve işgalci Türk’ imgesine bıraktığını da anlatarak söz konusu düşmanlığın eski dönemlerden günümüze uzanan olumsuz Türk imgesine dayandığını açıklamaktadır.

Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu’nun da Ermeni soykırımı iddiaları konusunda kısa bir değerlendirmesinin bulunduğu kitapta daha çok Rus arşivlerinden hareketle savaş yıllarında Ermenilerin neden tehcire tabi tutulduğu ele alınmaktadır. Söz konusu tehcirin gerçekleştiği yıllarda ne gibi önlemlerin alındığı ve Batılı kaynaklardaki Ermeni nüfusuna da yer veren Hallaçoğlu, dünyanın hiçbir ülkesinin, kendisini yıkmaya çalışanlara karşı sessiz kalamayacağının da altını çizmektedir.

Prof. Dr. Kemal Çiçek’in de tehcir konusuna yer verdiği makalesinde Türk-Ermeni ilişiklerinin tarihi boyutunun da ele alındığı görülmektedir. Daha çok Müslüman Türklerle- Ermenilerin ilk karşılaşmaları üzerinde duran Çiçek, Osmanlı devletinde Ermenilerin önemli görevler üstlendiklerini vurgulamaktadır.

Tehcir kararının meşru bir güvenlik önlemi olduğunu ve tüm Ermenilere uygulanmadığını belirten Çiçek, söz konusu kararın maddelerini de okuyucuların hizmetine sunmaktadır. Bunun yanı sıra tehcir kararının hangi esaslar çerçevesinde uygulanması gerektiği yönündeki Yönetmeliğin de bulunduğu makale, tehcir yolculuğunu da detaylı bir şekilde ele almaktadır. Tehcir sırasında ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle Ermenilerin yanı sıra toplumun bir çok kesiminden insanların da olumsuz bir şekilde etkilendiğinin altını çizen yazar, savaşın sona ermesiyle birlikte bir çok Ermeninin yerlerine geri döndüğünü de belirtmektedir.

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yusuf Sarınay’ın kaleme aldığı ‘Ermeni Tehciri ve Yargılamalar’ başlıklı bölümde ise yine tehcirin sebepleri üzerinde durulduğu görülmektedir. Ermenilerin sevk ve iskana tabi tutulduğu bütün bölgelerde soruşturma komisyonlarının kurulduğunu ve görevini kötüye kullananların tespit edilmesi halinde Divan-ı Harplere sevk edildiklerini belirten Sarınay, Divan-ı Harplerde yargılanan 1673 kişi arasında asker, polis ve Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarının da bulunduğuna işaret etmektedir.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ömer Turan ‘Amerikan Misyonerlerinden E. Smith ve H. G. O. Dwigh’e Göre 1830-1831 Yıllarında Ermeniler’  konusunu ele almıştır. Daha çok The American Board misyonerlerinin bölgedeki faaliyetleri üzerinde yoğunlaşan Turan, söz konusu misyonerlerin görevlendirildikleri bölgelerde etnik/dini gruplarla ilgili raporlar hazırladıklarını vurgulamıştır. Bu raporlar sayesinde bölgeye yönelik çeşitli stratejilerin geliştirildiğine değinen yazar, ayrıca raporların Batı kamuoyunun dikkatini bölgeye çektiğinin altını çizmektedir.

The American Board tarafından bir araştırma yapmak üzere Ermenistan adını verdikleri bölgeye gönderilen misyoner Eli Smith ve H. G. O. Dwigh’tin yaklaşık bir buçuk yıl süren gezileri sırasında hazırlamış oldukları raporlara yer veren Turan, iki misyonerin uğradıkları yerlerde daha çok burada yaşayan insanların tarihleri, dinleri, gelenekleri, demografik, ekonomik, sosyal ve siyasal durumları hakkında önemli bilgiler topladıklarına değinmektedir.

Son makalede ise ‘Dünya Savaşı’nda Salgınlar ve Ölümler’ konusu ele alınmıştır. Prof. Dr. Hikmet Özdemir tarafından kalem alınan makalede Dünya savaşı sırasında savaş koşullarının zorluğu ve bir çok olumsuzluklar nedeniyle sağlık hizmetlerinin yetersizliğine dikkat çekilmektedir. Yazarın,  başta İngiliz, Alman ve Rus olmak üzere bir çok kaynakta açlık ve hastalık nedeniyle ortaya çıkan Türk kayıplarına yer verdiği görülmektedir. Böylelikle savaş yıllarında ortaya çıkan salgın hastalıkların mültecilerle birlikte bir çok Müslüman’ın da ölümüne sebep olduğu görülmektedir.

Editörlüğünü Mustafa Çalık’ın yaptığı derleme kitabı okuyucuların istifade edebilecekleri önemli bir kaynak olarak değerlendirmek mümkündür.

 ----------------------
* ERAREN Uzmanı - ydeveci@iksaren.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 20-21, Kış 2005 - İlkbahar 2006
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.