Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Arşiv Belgesi: 1919 Paris Barış Konferansı'nda Ermeni Delegelerinin Konuşmaları (İngilizce Metni ve Türkçe Çevirisi)

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 22, Yaz 2006

 

ONLAR KONSEYİ

 

FRANSA

 

M. Gout

 

İTALYA

 

H. E. M. Crespi.

M. Galli.

 

GÖRÜŞMELERDE HAZIR BULUNANLAR

 

İTALYA

 

H. E. M. Crespi.

 

ERMENİ DELEGASYONU

 

Boghos Nubar Paşa.

A.Aharonian.

 

Çevirmen: Prof. Dr. P. J. Mantoux.

 

Ortak Sekreterlik

 

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ……………………………………… Teğmen Burden

İNGİLİZ İMPARATORLUĞU…………………………………………Yüzbaşı E. Abraham

FRANSA……………………………………………………………………Yüzbaşı A. Portier

İTALYA………………………………………………………………………Teğmen Zanchi

JAPONYA……………………………………………………………………………M. Saburi

 

Sayfa : 139

 

(Sonra Ermeni Delegeleri Odaya Girdiler)

 

(4) BAY AHARONYAN şu beyanı okudu:

 

“Bir yıl kadar önce Transkafkasya’da[1], parlamentosunun ve hükümetinin merkezi Erivan olarak, usulüne uygun bir biçimde kurulmuş olan Ermenistan Cumhuriyeti’nin temsilcileri  olarak Konferansa şu hususları sunmak ve şu taleplerde bulunmaktan onur duymaktayız:

 

1914–1918 savaşından önce Rusya Transkafkasya’sında,  Türkiye ve İran’da yaşayanlardan başka, 2 milyon Ermeni bulunuyordu. Bunların beşte biri büyük şehirlerde, özellikle Tiflis, Batum ve Bakü’ye dağılmış olup geri kalanı, yani bir buçuk milyondan fazlası, Erivan’ın ilçeleri olan Kars, Şuşa ve Aleksandropol’de[2] yoğun bir cemaat olarak yaşıyordu. Buraları ırkımızın iki veya üç bin yıldan beri ikamet ettiği ve Ermeni Kilisesinin başı olan, tüm Ermenileri Katolikos’unun Ecmiyazin’deki manastırında yaşadığı yerlerdir.

 

Milletimiz, savaşın başında, Çar idaresine karşı tüm şikâyetlerini unutarak, Müttefiklerin dâvasını desteklemek amacıyla içtenlikle Ruslara katılmakla kalmamış, Türkiye’de ve tüm dünyadaki Ermeniler, Rus generallerinin kumandası altında, Rus birlikleriyle yan yana dövüşmek için, masrafları kendileri tarafından karşılanarak Ermeni birlikleri kurulmasını ve desteklenmesini Çar hükümetine önermiştir. Paris’teki Rus Büyükelçiliği arşivleri bunu doğrulamaktadır.

 

Çar hükümeti, Paris’teki Büyükelçiliği aracılığıyla, Ermenilerin kişisel olarak Rus Ordusuna katılmasının tercih edildiğini bildirmiştir. Ermeniler derhal bunu kabul etmiş ve 1914, 1915, 1916 ve 1917 yıllarında dünyanın her yanından gelen Ermeni gönüllüleri, Rus Ordusunun muvazzaf askeri olan Ermenilerle birlikte, Müttefiklerin dâvası için çarpışmışlardır; 180.000’den fazla Ermeni milletlerin özgürlüğünü savunmuş ve ortak davaya gösterilen bu bağlılık, iki yıl süren ve Osmanlı İmparatorluğunun Ermeni vilâyetlerini harap eden katliama neden olan Osmanlılar ve Genç Türklerden nefret edilmesini Ermeni halkına aşılamıştır.

 

1917’de Rus İhtilali bir Kurucu Meclis oluşturunca halkımız tarafından özgürce seçilmiş olan Ermeni milletvekilleri, parlamenter bir anayasaya ve federal kurallara dayanan bir Rus Cumhuriyeti’nin meydana getirilmesine sadık bir şekilde yardımcı olmak ve bu uğurda sonuna kadar mücadele etmek görevini almışlardır. Karensky idaresinde Rusya’nın ne Avrupa ne de Asya’nın savaş alanlarında ne de Başkentin veya eyaletlerin idari makamlarında bizden daha sadık müttefiki olmamıştır.

 

1917 sonbaharında Rusya ve Ermenistan’ın ortak gayretleriyle kurtarılmış olan tüm Ermeni toprakları ve Osmanlı vilayetleri ile Transkafkasya eyaletleri, Bolşeviklerin ihaneti nedeniyle Türk istilâsına açık hale gelince, din adamı veya sivil olsun, halkımızın liderleri, Rus resmi makamlarına ve Rus askeri kumandanlarına onları yalnız bırakmamaları için yalvarmışlar ve mücadeleye devam için kendilerine yardım edilmesi önerilerini yenilemişlerdir. Fakat bizzat Rus generalleri kendi askerleri tarafından terk edilmiş ve Brest-Litovsk Barış Antlaşması, Kars kapısı dâhil, Kafkas Ermenistan’ının batısının yarısını Türklere bırakmış bu da tüm Transkafkasya’nın istilâya maruz hale gelmesi sonucunu vermiştir.

 

Bu istilâya karşı koyabilmek ve hâlâ Müttefiklerin dâvasına sadık kalabilmek üzere, Kafkaslardaki Ermeni halkı, 20 Ekim 1917 tarihinde Milli Kongre’yi toplamıştır; Ermeni halkı tarafından usulüne uygun olarak seçilen 125 delege bir Konsey, daha ziyade bir Milli Savunma Hükümeti atamıştır. Ben bu hükümetin başkanı oldum. Hükümetin on beş üyesine verilen görev tüm olanaklarla Türk istilâsına karşı koymak ve Asya’da çökmüş olan Rus cephesinin yerine bir Ermeni cephesi oluşturmaktı.

 

Benim idaremdeki bu hükümet 1917 Ekim’inden 1918 Haziran’ına kadar, sadece Ermeni kaynakların yardımıyla ve bir Ermeni ordusu kurdu ve devam ettirdi. Rusya’dan bir yardım gelmedi (o zamandan beri Rusya’yı yabancı bir ülke olarak görüyoruz)  Müttefikler de bize yardım etmedi; onlar bizi teşvik etmek ve vaatte bulunmanın dışında bir şey yapamayacak kadar uzaktaydı. Avrupa cephesinde Rus ordularında bulunan Ermeni askerler bile bize katılamadı ve Ermeni gönüllüleri Filistin’de Müttefik güçlerin bir parçası olarak çarpışmaya devam ettiler.

 

Fransız Hükümeti, Tiflis’teki Fransız Konsolosluğu aracılığıyla, Ermeni Katolikos’un[3] Müttefiklere gönderdiği heyetin başkanı olan Ekselansları Boghos Nubar Paşa’nın bir telgrafını bize ulaştırdı. Bu telgrafta dünyadaki bütün yurttaşlarımız ne olursa olsun, direnmemizi ve İtilaf Devletlerinin davasını terk etmememizi bizden istiyorlardı.

 

Milli Konsey adına, Tiflis’teki Fransız Konsolosluğu aracılığıyla cevap verdim:

 

Savaşın başından beri yaptığı gibi, Ermeni Milletinin âli görevini yapmaya hazır olduğunu

Müttefiklerin maddi, manevi ve mümkünse, askeri yardımına güvendiğini (bildirdim)

Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımalarını onlardan istedim.

 

Bu telgrafa cevap olarak, yine Fransız Konsolosluğu aracılığıyla, Boghos Nubar Paşa’dan, bize yardımcı olunacağı vaadini yenileyen, ikinci bir telgraf aldım.

 

Ermenistan’ın bağımsızlığı konusunda ise, İngiliz Avam Kamarası ve Fransız Millet Meclisi’nin bildirgelerin taleplerimizi karşılayacak nitelikte olduğu bize bildirildi.

 

Bu bildirgelerin metinlerini bilmememize rağmen Ermeni Milleti, Türklere karşı yeniden savaşmak amacıyla, Milli Konsey etrafında birleşti. Seferberlik ilân edildi, Bazı Kafkas komşularımızın bize ve İtilâf Devletlerine karşı gösterdiği husumetin yarattığı sonsuz güçlüklere rağmen, 1917 yılının son aylarında 50.000 kişilik bir ordu kuruldu.

 

Tatarlar[4] ve Kürtler açıkça Türkiye’nin yanında yer alarak gerimizde örgütlendiler ve bize engel olmak için her şeyi yaptılar. Geçmişte ayni dini inançla ve çekilen ızdıraplarla bağlı olduğumuz Gürcüler bizim tarafımızda yer almayı görev addetmediler. Müttefiklerden uzakta olmamıza, vaat edilen yardımların gelmemesine, yalnız ve terk edilmiş olmamıza ve hatta komşularımız tarafından rahatsız edilmemize rağmen kendimizi bu en yüce mücadeleye bir kez daha attık. Amacımız, Müttefikleri hiçbir şekilde şüphe etmediğimiz zaferini beklerken, muzaffer olamasak bile, Türklerin Kafkasya’nın içine doğru ilerlemelerini durdurmaktı.

 

Askeri yeteneği Rus Ordusu tarafından da çok takdir edilen General Nazarbekyan Başkumandan atandı ve Abdülhamit’e ve Türk zulmüne karşı otuz yıl mücadele etmiş olan meşhur Andranik Türk Ermenilerinden kurulan tümenin başına getirildi, İşte bu Ermeni Ordusu Rusların terk ettiği cepheye girdi ve Erzincan’dan İran sınırına kadar bu cepheyi elde tuttu.

 

Çok üstün bir düşmana karşı eşit olmayan mücadele 7 ay sürdü. En kanlı savaşlar Erzincan ve Van’da yer aldı. Erzurum, Sarıkamış, Kars kalesi, Gümrü, Serdarabat ve Karakilis’de (Karakilise) çarpışmalar oldu ve Türkler ağır bir şekilde kaybettiler. Bizzat Ben, moral verebilmek için, Sarıkamış’a gittim. Ermenilerin bu kahramanca direnişi sadece Türklerin Kafkasya’nın içlerine doğru ilerlemesini engellemekle kalmadı; fakat aynı zamanda ordusunu meşgul etmekle Mezopotamya’ya inişlerini 7 ay önledi ve Suriye güçlerinin büyük bir kısmının yönünü değiştirmekle General Allenby’nin zaferine yardımcı oldu.

 

Bu arada Alman kıtaları Kafkasya’ya ulaştığından Gürcistan, Alman askerî himâyesi altında, bağımsızlığını ilân etti. Tatar ülkesi de, Türk Ordusunun yardım ve desteğiyle, Azerbaycan adı altımda bağımsızlığını ilân etti. Böylece Kafkasya birliği bozuldu. İşte o zaman Ermeni Milli Konseyi Ermenistan’ın bağımsızlığını ilân etti.

 

Cumhuriyetimiz bir yıla yakın bir zamandır mevcuttur. Tatar ve Gürcü saldırıları püskürtülmüştür. Ve yaklaşık 40.000 kişilik nizami ve disiplinli bir ordusu bulunmaktadır. Bolşevizm’den veya moral bozucu bir diğer akımdan etkilenmedik ve 60.000 kilometre kareden büyük bir arazide mükemmel bir şekilde düzeni sağladık.

 

Şimdi, Ermenistan Cumhuriyeti adına, aşağıdaki taleplerde bulunuyorum:

 

Rusya’nın Ermenileri, tüm ricalarına rağmen, kendi kaderine terk etmesi, güçlerinin ötesinde bir savaşın  yükünün tek başına Ermenilerin üzerine kalması sonucunu vermiş ve daha da öte Rusya, Ermenilere danışmadan, Brest-Litovsk Antlaşmasıyla Ermeni illeri olan Kars, Ardahan ve Kağızman’ı Türkiye’ye teslim etmiş, böylelikle yüz binlerce Ermeninin mahvına neden olmuş, bu hareketiyle Ermenilerle arasındaki tüm bağları koparmıştır. Ermenistan Cumhuriyeti savaş alanında kazandığı bağımsızlığın tanınmasını istemektedir; silahlarının başarısı düşmanlarımızı bile bu tanımayı yapmaya zorlamıştır. Ermenistan’ın pazarlığa girişmeden, Müttefiklerin dâvası için yaptığı fedakârlıkları göz önünde tutarak, Paris Konferansında hakkettiği yerin, delegeleri aracılığıyla verilmesini Ermeni Milleti adına istemekle onur duyuyorum.

 

Kafkas Ermenileri Cumhuriyetin Türkiye’nin Ermeni vilâyetleriyle birleşmesini şu nedenlere dayanarak hararetle istemektedirler:

 

1. Çünkü, milletin iki esas kısmı olan, Türk Ermenistan’ı ve Kafkasya Ermenistan’ı, birbirlerinden tamamen keyfi bir şekilde ayrılmış olmalarına rağmen,temel nitelikleri itibariyle aynıdır; aynı dili konuşurlar, aynı geleneklere, adetlere, dine, kiliseye ve dinî öndere, tüm Ermenilerin Katolikos’una, sahiptirler.

 

2. Ermenistan’ın iki kısmı, kuzeyde Lori (Gori?) ve Borchalu’dan aşağıya Akdeniz’e ve güney’de Ermeni Toros’larına uzanan tek bir coğrafya ve ekonomik bütünlüğü temsil etmektedir.  

 

3. Bu milli birlik sadece tarihi haklar nedeniyle değil, aynı zamanda günümüz gereksinmeleri için de şarttır; zira medenî ve güçlü, yaklaşık 2.000.000 nüfusu olan Kafkas Ermenistan’ı, halen Türkler tarafından tahrip edilmiş ve nüfusu azaltılmış olan Türk Ermenistan’ının eski haline getirilmesi ve yeniden örgütlenmesi için, yegâne yeterli temeli oluşturabilir.

 

4. Kafkas Ermenilerinin Türkiye’deki yurttaşlarıyla  birleşme isteği, Kafkasya Ermenistan’ı halkının büyük bir kısmının Türkiye Ermenistan’ı kökenli olduğu ve geçen asır içinde Ruslar tarafından getirildiği gerçeğine dayanılarak daha da güçlü ve haklı olmaktadır. Gerçekten de Yeni Beyazıt, Kağızman, Aleksandropol[5], Akhaltzikh[6] hemen sadece Türk Ermenileri tarafından meskûndur.

 

5. Tüm Ermenilerin dini merkezi, Ermenistan Cumhuriyeti topraklarında, Arax (Aras) nehri kıyasındaki Ecmiyazin’dedir. Bu topraklar içinde Büyük Ermenistan’ın çeşitli hanedanlarının başkentlerinin neredeyse tamamı bulunmaktadır.  Örneğin Armavir, Vagharcapat, Dvin, Artaçat, Yervandakert, Yervandacat ve Ani [7].

 

6. Ermenistan’ın merkezini oluşturan Arax (Aras) vadisi, hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan beri, Ermeni kültür ve medeniyetinin merkezi olmuştur. Yukarıda değindiğimiz başkentlerin kalıntıları buna tanıklık etmektedir.

 

7. Ermeni birliği gereklidir, zira halkın ikiye bölünmüş durumu devam ederse bu bölünme bitmeyecek bir birleşme arzusunun meydana çıkmasına neden olacaktır; bu arzu da önlenemez karışıklık ve huzursuzluk yaratacaktır.  

 

8. Türk ve Kafkas Ermenistan’ının birliği zaten gerçekleşmiş bir durumdur, zira Ermenistan Cumhuriyeti topraklarında halen, savaş sırasında Türklerin katliamından kaçmış 400 ila 500.000 Türk Ermenisi bulunmaktadır; bunların genç kuşakları bütün savaş alanlarımızda özgürlüğü elde etmek için çarpışmıştır.

 

Kafkas Ermenileri ise son otuz yıl boyunca devamlı olarak gençlerinin en iyilerini, Durman, Vartan, Dro ve daha bir çok şanlı kumandanların önderliğinde, Türk zulmüne karşı çarpışmak ve Türk Ermenistan’ını Osmanlı boyunduruğundan kurtarmak için (cepheye) yollamışlardır.

 

Tarihimiz sadece birlik ve beraberliğin Ermeni halkına faydalı olduğunu göstermektedir.”

 

BOGHOS NUBAR PAŞA şu beyanda bulundu:

 

“Sabrınızı taşırmamak için mümkün olduğu kadar kısa konuşacağım. Bâb-ı Âli’nin, Berlin Kongresinden beri yaptığı birçok reform vaadini hatırlatmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Bu vaatler hiçbir zaman yerine getirilmedi. Sizin de gayet iyi bildiğiniz katliam ve sürgünleri de hatırlatmama gerek yoktur. Kurbanları bir milyona yaklaşan hatta daha bile fazla olan, şimdiye kadar tarihin kaydettiği her dehşeti aşan, o duyulmamış cinayetleri de yayınlanmış olan resmi kayıtlardan biliyorsunuz.

 

Bununla beraber, savaşın başında Türk Hükümetinin Ermenilere bir tür özerklik vermeyi önerdiğini ve karşılığında da Kafkasya’yı Ruslara karşı ayaklandıracak gönüllüler istediğini hatırlatmak isterim. Ermeniler bu öneriyi reddettiler ve kendilerini kurtarmasını bekledikleri Müttefiklerin yanında tereddüt etmeden yer aldılar.

 

Ermeniler savaşın ilk günlerinden ateşkes imzalanıncaya kadar tün cephelerde Müttefiklerin yanında çarpıştılar.

 

Ermenilerin Kafkasya’da neler başardıklarını tekrarlamayacağım. Ermenistan Cumhuriyeti Başkanı olan Bay Aharonyan biraz önce size, benim yapabileceğimden çok daha iyi bir şekilde, geniş bir açıklamada bulundu.

 

Bununla beraber, Suriye ve Filistin’de, Müttefik devletler arasında anlaşma imzalandığı 1916 yılında, Fransız Hükümeti’nin (Ermeni) Milli Delegasyonu’na yapmış olduğu davet uyarınca,

 

Légion d’Orient’da toplanmış olan beş bin kadar Ermeni gönüllüsünün ( o bölgedeki) Fransız güçlerinin yarısından fazlasını oluşturduğunu, Suriye’yi kurtaran büyük Filistin zaferine parlak bir katkıda bulunduğunu ve General Allenby’nin kendilerine resmi bir tebrik gönderdiğini belirtmek isterim.

 

Son olarak Fransa’da, şanlı ve şerefli bir birlik olan Légion Etrangère’de [8] Ermeni gönüllüleri yiğitlikleri ve dayanıklı olmalarıyla temayüz ettiler. Savaşın başında 800 kadar olan gönüllülerde ancak 40 kişi hayatta kaldı. Geri kalanlar hepsi savaşta düşman karşısında öldü.

 

(Ermenilerin) bu askeri katkısı Müttefik Hükümetler tarafından resmen ve hararetle taktir edildiği için bu konu üzerinde daha fazla durmama gerek yoktur. Belirtmek istediğim tek husus Ermenilerin İtilâf Devletlerinin davasına bağlılığının, maruz kaldıkları katliam ve sürgünlerin saiklerinden biri olduğudur.

 

Ermeniler bu nedenle savaşan taraf olmuşlardır. Sonunda Müttefiklerin tam bir zafer kazanmaları Ermenistan’ı Türk boyunduruğundan kurtarmıştır. Bu bir gerçektir. Katliam ve sürgün kurbanlarına savaş alanındaki kayıplarımız da eklenince Ermenistan tarafından yaşam olarak ödenen bedelin herhangi bir diğer muharip milletin ödediği bedelden daha ağır olduğunun ortaya çıkacağını sözlerimize eklemek isteriz. Ermenistan’ın kaybı, 4,5 milyon olan toplam nüfusu içinde 1 milyonu aşmaktadır, Ermenistan bağımsızlığını silahla ve çocuklarının kanıyla kazanmıştır. 

 

İki tür gözlemde bulunmak istiyorum. Önce, bizim anladığımız şekilde, gelecekteki Ermeni devletinin sınırlarından bahsetmek istiyorum. Sonra sizlere nüfusa dair bazı ayrıntılar vereceğim.

 

Sınırlar.

 

Talebimiz bağımsız Ermenistan’ın tüm Ermeni topraklarını içermesi ve şu yerlerden oluşmasıdır:-

 

1. Kilikya (Maraş Sancağı dâhill), Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbekir, Harput[9], Sivas ve Karadeniz’e çıkış için Trabzon Vilâyeti’nin bir bölümü

 

2. Halkı, Türkiye’deki kardeşleriyle tek bir Ermenistan Devleti altında birleşmek isteyen Kafkasya’daki Ermenistan Cumhuriyeti toprakları.  

 

Bu Devletin, gelecekteki Ermeni Devleti’nin,  sınırlarına Ermeni olmayan toprakları dahil etmek istendiğimiz bazen söylenmiş ve yazılmıştır. Bu doğru değildir. Böyle bir talebimiz olmadıktan başka, aksine, nihai sınırların tarafımızdan değil, tarihi, coğrafi ve etnik hakları esas alarak çalışacak olan bir karma komisyon tarafından saptanmasını istiyoruz. Söz konusu eyaletlerin veya Ermeni vilayetlerinin halen mevcut idarî sınırları keyfi ve yanlıştır. Bu sınırlar, Abdülhamit tarafından siyasi amaçlarla, Müslüman (bir) çoğunluk yaratılabilmesi için, Ermeni olmayan bölgelerin de dahil edilmesiyle keyfi olarak çizilmiştir. Talebimiz, bu dışarıda kalan, genellikle Kürt veya Türk olan bölgelerin, (Ermenistan’dan)  ayrılmasıdır.

 

Böylece, esas itibariyle Kürt olan Hakkari’nin tamamı ve Diyarbekir’in güneyi Ermenistan’ın dışında bırakılmalıdır; ayni şekilde Türk bölgesi olan Sivas’ın batısı ve bir çok yer de... Trabzon’a gelince, ahalisinin çoğunluğunun Rum olduğunu kabul ediyoruz, ancak Trabzon Limanı yukarı (kuzey) Ermenistan’ın tamamı için Karadeniz’e tek çıkış yerdir. Talebimiz ayrıca Venizelos’ın bildirisine de uymaktadır. Memnuniyetle belirtmek isterim ki Venizelos, Barış Konferansı’na sunduğu Muhtıra’da bu konuyu büyük bir adalet duygusu içinde ele almıştır.

 

Suriye ile sınırımıza gelince, son günlerde Suriyeli komşularımız kısa süre önce,  Suriye’ye dahil etmek istedikleri Kilikya’nın büyük bir kısmı için, son derece yersiz olan taleplerde bulundular.

 

Bunlara (taleplere) devam edilmemelidir. Kilikya esas itibariyle bir Ermeni bölgesidir. 1375 yılına kadar dört asır süreyle burada son Ermeni Krallığı mevcut olmuştur.  Zeytun bölgesi gibi bazı yerleri zamanımıza kadar Ermeni prenslerinin idaresinde yarı bağımsız durumunu korumuştur. Kilikya’nin Merkezi olan Sis’te[10], Türkiye’deki bütün Ermenilerin ruhani önderi olan Katolikos, hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan günümüze kadar, dini makamını korumuştur[11].

 

Nüfusa gelince büyük çoğunluğu Ermeni ve Türk’tür. Suriyelilerin sayısı önemsizdir. Savaştan önce Kilikya’da 20.000 Suriyeliye karşılık 200.000 Ermeni vardı. Eski ve yeni dünyaya dair hiçbir atlas Kilikya’yı Suriye’ye dahil göstermez. Coğrafî, tarihî ve etnik bakımdan Kilikya Ermenistan’ın ayrılmaz bir parçasıdır ve Akdeniz’e doğal çıkışıdır.

 

Kilikya’yı Suriye’ye dâhil etmek amacıyla Suriye Komitesi yayınlarında gösterildiği gibi, Suriye’nin kuzey sınırı Toros değil Amanos Dağları’dır.

 

Nüfus.

 

Şimdi nüfus konusuna birkaç sözle değineceğim. Önce Türkiye’de hiçbir zaman doğru istatistik olmadığını söylemek istiyorum. Türk Hükümeti daima bu istatistikleri, Ermenilerin önemsiz bir azınlık olduğunu kanıtlamak için, kasten tahrif etmiştir. Bu tahrifata ilişkin bazı örnekler vermek isterim. Türk Hükümeti Van Vilayeti’ndeki Ermenilerin sayısını 80.000 olarak göstermiştir. Şimdi bu vilâyetten Rusya’ya sığınmış olan Ermenilerin 220.000’den fazla olduğunu belirten kanıtlar vardır. 

 

Türk Hükümeti Ermenistan’ın diğer ucunda, Maraş Sancağında Ermenileri 4.200 olarak saymaktadır; şimdi ise,  Elysée Reclus’e[12] göre, sadece Maraş şehrinde, nüfusun yarısını oluşturan 20.000 Ermeni bulunmaktadır. 1880 yılında yerinde yapılan istatistiklere göre Maraş Sancağı’na bağlı Zeytun’da ve sekiz köyünde 27.400 Ermeni ve 8.344 Müslüman vardır.

 

Katliam ve sürgünlerden sonra Ermenistan’da Ermeni kalmadığı veya her hâl ve kârda kalanların önemsiz bir azınlık oluşturduğu iddia edilmiştir. Memnuniyetle söyleyeyim ki bu doğru değildir.

 

Önce, bu gün kimsenin tartışmadığı ilkelere göre, ölüler yaşayanlar gibi sayılmalıdır. Bütün bir ırka karşı işlenmiş tarifsiz cinayetlerin faillerine yarar sağlaması hoş görülemez. Fakat bütün bir halkı ortadan kaldırma amacına erişilememiştir. Bu savaştan sonra Ermeniler, savaştan önce olduğu gibi, Türklerden, hatta Türkler ve Kütlerin toplamından, bile, daha fazla olacaklardır.

 

Aslında, Ermeni kayıpları çok büyük olmakla beraber, savaşta Türklerin kayıpları daha aşağı olmamıştır.  Bir Alman raporu; savaş,  salgın hastalıklar ve kıtlık nedeniyle, Türklerin kayıplarını 2,5 milyon olarak vermektedir. Bu duruma tedbirsizlik, yeter sayıda hastane personeli ve ilaç olmamasının yarattığı korkunç tahribat neden olmuştur.

 

Bu kayıpların en aşağı yarısı,  Türklerin fiiliyatta sadece buradan askere aldığı ve Rus ve Ermeni orduları tarafından istilâ edilmiş olan Ermeni Vilayetleri halkı tarafından verilmiştir. Böylece şayet Türk halkının en az Ermeniler kadar ağır kayıplar verdiği kabul edilirse Ermeniler, daha önce de olduğu gibi, halen de çoğunluktadır.  Kafkasya ve Türkiye Ermenilerinin hararetle istedikleri gibi Kafkasya’daki Ermeni Cumhuriyeti Türk Ermenistanı’yla tek bir devlet kurmak üzere birleşirse bu çoğunluk daha da büyük olacaktır.

 

Bay Aharonyan az önce durumu sizlere sundu ben de bütün söylediklerini destekliyorum. Bu konun Ermeniler için çok önemli olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum, zira Ermenilerin iki grubu birbirine tâbidir. Kafkasya Ermenileri Türk Ermenilerinden daha kalabalıktır. Ancak Türk Ermenileri verimli topraklar bakımından daha uygun durumdadır.

 

Daha önce belirtildiği gibi (ve belki tekrarına gerek olmadan) iki grup arasında ırk, kan ve dil bağları vardır. Gerçekte bizler kardeşiz. Kafkasya Ermenileri bu bölgeye Türkiye’den kaçmak için yerleşmişlerdir. Şimdi tek arzuları doğdukları topraklara dönmektir. Kafkas Ermenileri sayesinde,  savaştan önceki katliamlar için, 1914 ve 1915’te Rus ve Müttefik Hükümetlerinden Türkiye Ermenileri lehine Türkiye’ye girişimde bulunmaları istenmişti.

 

Şimdi Doğu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilerin durumu hakkında birkaç söz sarf etmek istiyorum. Kendi kendilerini idareye ve zamanı geldiğinde bağımsız bir devlet kurmaya muktedir olduklarını birkaç olaya değinerek göstereceğim.

 

Türkiye’de Ermenilerin ekonomik faaliyeti hakkında bir fikir verebilmek üzere, daha önce Paris’te 1912 ve 1913 yılları müzakerelerinde kullanmış olduğum, savaştan önce Sivas Vilâyeti ticaret ve endüstri istatistiklerinden alınmış olan bazı rakamlar vereceğim.

 

Sivas Vilâyeti Altı Eyâletin (vilâyetin) en az Ermeni olanıdır; ancak ithalat rakamlarına bakarsanız 166 toptancı tüccardan 127sinin Ermeni, sadece 13ünün Türk olduğunu görürsünüz. İhracata ilişkin ticarette 127 Ermeni ve 23 Türk uğraşmaktadır. 37 bankacı ve sermayedardan 32si Ermeni, sadece 5’ı, Türk’tür. Ayrıca, kısa zaman önce Leipzius (Lepsius) tarafından yayınlanan kitaba göre (Osmanlı İmparatorluğu’nun) toplam 20.000.000 olan nüfusunun 2.000.000 Ermeni olduğu ve Ermenilerin ticaretin yüzde 80 ilâ 90ını ellerinde tuttuğu meydana çıkmaktadır.

 

Lepzius’un katliamlar hakkında İstanbul’da yaptığı soruşturmada, tüm ticaretin katledilmiş Ermenilerin elinde olması nedeniyle Alman ve Avusturyalıların alacaklarını tahsil edemeyeceklerini, mâli bakımdan sonucun Almanya ve Avusturya’nın aleyhinde olacağını belirtmiştir.

 

Ermenistan’ın Almanya’ya ilhak edilmesini isteyen, tanınmış pan-Germanist Dr. Rohrbach’ın kitabından bir pasaj okuyacağım ve bu size Almanların savaştan önce Ermeniler için düşünceleri hakkındaki bir fikir verecektir:

 

“Türkiye halen, adeta sadece Asya’daki topraklarına indirgenmiş olduğundan Ermeniler sayılarının gerektiğinden çok fazla önem taşımaktadır.  Yüksek entelektüel ve ticari düzeyleri nedeniyle Doğu milletleri arasında en aktif halk olduklarında şüphe yoktur. Esasında bu bölgenin, milli nitelikler olarak tanımlanabilecek değerlere sahip tek halkı oluşturdukları söylenebilir. Ermeni enerjiye ve amaca varmak için azme sahiptir. Bunlar Doğu karakteri için genelde kabul edilen niteliklerin tamamen tersidir.

 

Bu bir “Alman”ın görüşüdür ve bu alıntıyı sadece bu yazar bir Alman olduğu için yaptım.

 

Geriye Size Ermeni politikası, talepleri ve emellerinden bahsetmem kaldı. Coğrafî açıdan Ermenistan Devleti’nin ne anlama geldiğini Size anlattım. Milli Delegasyon[13] bakımından, siyasi alanda programımızın hiçbir şekilde değişmediğini belirtmem gerekmektedir. Büyük Müttefik Devletlere daha önce açıklamak şerefine nail olduğum bu program üç noktada özetlenebilir:

 

1. Türk Boyunduruğundan kurtuluş

 

2. Esaret altındaki Ermeni halkını kurtarmak yeterli değildir. Ermeniler şimdi zayıf durumda olduğundan Büyük Devletlerin ortak himayesini talep ettim. (Bu) toplantının karşı çıkacağını bildiğimden ortak idare talep etmedim. Şimdiye kadar kondominoyumun talihsiz örnekleri görülmüştür ve (bu) toplantının bu konuda bir diğer örnek yaratmaya kendini hazır hissetmediğini biliyorum. Bir Mısırlı olarak bunun ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum.

 

Büyük Devletlerin ortak himayesinden, dışarıdan gelen saldırıları önleyen ve iç siyasî ve idarî işlere müdahale etmeyen bir tür himaye kastediyorum.

 

3. Büyük himayeci devletlerin içlerinden birine veya diğerine Ermenistan’ı örgütlenmesi ve idare edilmesi için manda (vekâlet)  vermeleri gerektiğini başından beri talep ettim.

 

Bu 1915’te kabul ettiğimiz programdır. Başkan Wilson tarafından Milletler Cemiyeti fikri ortaya atılınca değişiklik yaptık ve programımızı yeni fikirlere uyarladık.

 

Türk boyunduruğundan kurtulmuş olduğumuza göre programımızın ilk noktası artık gerçekleşmiştir. Gazete haberleri doğruysa, Barış Konferansı Türklerin zulmü altındaki halkları, mandacı bir devlet (aracılığıyla)  Milletler Cemiyetinin himayesi altına almaya karar vermişse, programın diğer iki maddesi de gerçekleşmiş demektir. Böylece emellerimize kavuşacağımızı görmek kesin ümidimizdir.   

 

Şimdi Barış Konferansı’nın adalet duygusuna güvenmemiz gerekmektedir ve konferansın milli taleplerimizi içeren programı onaylayacağından kuşku duymuyoruz. Büyük Devletler şimdi Ermenileri tanımakta olup onlara güvenebilirler; Ermenilerin milli duyguları, yaşama gücü ve askeri değeri savaş sırasında çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır.

 

Büyük Devletler şimdi, nitelikler artık bilinen Ermenilerin bir barış, adalet ve özgürlük rejimi içinde, Milletler Cemiyeti’nin vesayeti altında, çabuk gelişen müreffeh bir devlet oluşturacaklarından ve Doğu’da barış ve medeniyetin en güçlü etmenlerinden biri olacaklarından emin olabilirler.”

 

(Oturum Başkanı Fransa Dışişleri Bakanı) Bay Pichon Ermeni Temsilcilerine teşekkür etti ve Ermeni Heyeti Salondan ayrıldı.

 


 

[1] Transkafkasya, Kafkas Dağları ötesi anlamınadır. Bu deyimle Kafkas Dağların güneyinde kalan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan kastedilmektedir

[2] Aleksandropol Rusların Gümrü şehrine verdiği addır.

[3] Katolikos veya Katogikos bütün Ermenilerin ruhani önderi olarak bilinmektedir.

[4] Tatar sözcüğü ile Azeriler kastedilmektedir.

[5] Aleksandropol  Gümrü şehridir.

[6] Akhaltzikh.

[7] Bu eski şehirlerin bu gün bulunduğu yaklaşık yerler şunlardır: Armavir, Vagharcapat, Dvin, Artaçat, Yervandakert, Yervandacat ve Ani.

[8] Bu özel isim metinde Foreign Legion olarak İngilizceye çevirisiyle yer almaktadır.

[9] Harput Vilâyeti değimiyle Mamuret-ül Aziz Vilâyet, (Malatya) kastedilmektedir.

[10] Kozan

[11] Sis Patrikliği 1916 yılında Küdüs’e taşınmıştır.

[12] 12  Elysée Reclus (1830-1905).  Fransız yazarı. En tanınmış eseri 19 ciltlik ‘Nouvelle géographie üniverselle’ dır (Yeni Evrensel Coğrafya). Bu kitaptaki Ermenilere ilişkin bilgiler "Les Arméniens" başlığı altında bir kitap haline getirilerek Ekim 2006'da Fransa'da yayınlanmıştır. 

[13] Mili Delegasyon Boghos Nubar Paşa’nın başkanlığını yaptığı Anadolu Ermenilerinin çıkarlarını koruyan kuruluştur.

 


 

THE COUNCIL OF TEN

 

 

M. Gout

 

 

H. E. M. Crespi.

M. Galli.

 

PRESENT DURING QUESTION 5

 

 

H. E. M. Crespi.

 

• ARMENIAN DELEGATION

 

Boghes Nubar Pasha.

 

A. Aharonian.

 

Interpreter: Prof. P. J. Mantoux.

 

Joint Secretariat

 

, UNITED STATES OF…………Lieut. Burden.

BRITISH EMPIRE………………………….Captain E. Abraham.

FRANCE…………………………………....Captain A. Portier.

………………………………………Lieut. Zanchi.

………………………………………M. Saburi.

 

 

• (The Armenian Delegates then entered the Room.)

 

(4) M. AIIARONIAN read the following statement:

 

 “As representatives of the Armenian Republic—which has been regularly constituted for a year in Transcaucasia, with Erivan as the statement of seat of its Parliament and Government we have the

 

Armenian honour to lay the following facts before the Conference and to make the following request: Before the war of 1914-1918, there were about 2 million Armenians

 

in Transcaucasian Russia, to say nothing of Armenians in and . A fifth of these were scattered in the big cities, especially Tiflis, Batum and Baku, and the remainder, i.e. more than a million and a half, lived as a compact community in the districts of Erivan, Kars, Chucha, and Alexandropol, which have been the dwelling-place of our race for two or three thousand years and where the Supreme Head of the Armenian Church, the Catholicos of all Armenians, lives in his monastery of Echmiadzin.

 

At the beginning of the war, our nation not only forgot all grievances against Tsarist rule and rallied whole-heartedly to the Russian flag in support of the Allied cause, but our fellow-countrymen in Turkey and all over the world offered to the Government of the Tsar (the archives of the Russian Embassy at Paris prove this) to establish and support Armenian legions at their own expense to fight side by side with Russian troops under the command of Russian generals.

 

The Tsar’s Government stated, through its Ambassador in Paris, that it would be preferable if individual Armenians enlisted in the Russian Army. They at once did so and during 1914, 1915, 1916 and 1917 Armenian volunteers from all parts of the world fought for the Allied cause side by side with their fellow-countrymen who were regulars in the Russian Army; more than 180,000 Armenians defended the freedom of nations, and this devotion to the common cause called down on the Armenian people the hatred of Ottomans and Young Turks, which gave rise to massacres lasting two years and laid waste aft the Armenian vilayets of the Ottoman Empire.

 

In 1917, when the Russian revolution summoned the Constituent Assembly, the Armenian deputies (who had been freely elected by -our nation) received a mandate to flght to a ffinish and to help loyally in the organisation of a Russian Republic based on a Parliamentary constitution and federative rule. had no more faithful helpers during Kerensky’s rule than our nation, either on the battlefields of Europe and Asia or in any administrative offices of the capital or provinces.

 

In the Autumn of 1917, when all Armenian territory and the Ottoman vilayets fleed by the combined efforts of Russia and Armenia, as well as the provinces of Transcaucasia, were exposed to the Turkish invasion owing to Bolshevist defection, the leaders of our people, both laymen and Churchmen, begged the authorities and the Russian Command not to forsake them and renewed their offers of help to continue the struggle. But the Russian generals themselves were forsaken by their men, and the Peace of Brest-Litovsk handed over to the western half of Caucasian Armenia, including the gate of Kars which laid all Transcaucasia open to invasion.

 

In order to oppose this invasion and still remain faithful to the Allied cause, the Armenian people in the Caucasus summoned the National Congress on 20th October, 1917; 125 delegates duly elected by the Armenian people, appointed a Council, or rather a Government for National Defence. I became its President, and the mandate given to its 15 members was to resist the Turkish invasion by all possible means and to replace the collapsed Russian front in Asia by an Armenian front.

 

From October 1917 to June 1918 this Government, under my direction, reorganised and maintained an Armenian army with the help of Armenian resources alone without any help from Russia (which we considered from then onward as a foreign country) or the Allies, who were too far away from us to send more than encouragement and promises. Even Armenian soldiers serving with the Russian armies on the European front could not rejoin us, and Armenian volunteers still fought in the Allied ranks in Palestine.

 

Through the French Consulate at Tiflis, the French Government sent us a telegram from His Excellency Boghos Nubar Pasha. (Head of the Delegation sent to the Allies by the Armenian Catholicos), in which our fellow-countrymen throughout the whole world urged us to hold on whatever happened and not to abandon the cause of the Entente.

 

On behalf of the National Council, I replied, through the French Consulate at Tiflis:

 

(1) That the Armenian Nation was ready to do its supreme duty, as it had done since the beginning of the war;

(2) That it counted on the material, moral, and, if possible, military help of the Allies.

(3) That it masked them to acknowledge the independence of .

 

In reply to this telegram, I received a second communication from His Excellency Boghos Nubar Pasha (still through the French Consulate) in which the promise of help and assistance was renewed to us.

 

As regards the independence of , we were told that the declarations made in the British House of Commons and the French Chamber of Deputies were of such a nature as to satisfy our claims.

 

Although we did not know what the text of those declarations was, the Armenian Nation rallied round its National Council, in order to fling itself yet again into the struggle against the Turks. A levee en masse was decreed, and an army of 50,000 men organised in the latter months of 1917, notwithstanding the endless difficulties created by the antagonism which our various Caucasian neighbours manifested against us and against the Entente.

 

The Tartars and the Kurds, siding openly with , organised themselves at our rear and did whatever they could to hamper us. The Georgians - with whom we had been linked in the past by the common bond of religion and of suffering - did not consider it their duty to side with us. Though far from the Allies and without their promised help, alone, abandoned and even harried by our neighbours, we nevertheless threw ourselves once more into this supreme struggle, intending, even if we could not be victorious, to stop the Turkish advance towards the interior of the Caucasus, whilst awaiting that Allied victory as to which we never cherished the least doubt.

 

General Nazarbekian - whose military skill had been greatly appreciated in the Russian Army - was appointed Commander-in-Chief, and the renowned Andranik, who had fought Abdul Hamid and Turkish tyranny for 30 years, was placed at the head of a division of Turkish Armenians. It was this Armenian Army which entered the front abandoned by the Russians, and held it from Erdinjan to the Persian frontier.

 

This unequal struggle against a greatly superior enemy lasted 7 months. The most sanguinary battles took place at Erdinjan and at Van. There were encounters at Erzerum, Sarikamish, the fortress of Kars, Alexandropol, Sarderabad, and Karaklis, when the Turks lost very heavily. I myself went to Sarikamish, in order to re-establish moral. It was this heroic Armenian resistance which not only prevented the Turks from advancing into the interior of the Caucasus, but also, by holding back their army, prevented their descent into Mesopotamia for 7 months and helped General Allenby to victory in Palestine by deflecting a large proportion of Syrian forces.

 

In the meantime, German troops having reached the Caucasus, declared its independence under German military protection. Tartary, with the help and support of the Turkish army, also declared its independence under the name of . Caucasian unity was thus destroyed. It was then that the Armenian National Council proclaimed the independence of .

 

Our Republic has been in existence for nearly a year. She has repulsed Tartar and Georgian aggression, and has maintained a regular and disciplined army approximately 40,000 strong. We have been untouched by Bolshevism and any other demoralising taint, and have kept perfect order over a territory of 60,000 square kilometres.

 

It is on behalf of the Armenian Republic that I now make the request set forth below:

 

In view of the fact that Russia abandoned the Armenians to their fate, in spite of their entreaties, allowed a war beyond their strength to devolve on them alone, and that, moreover, without even consulting them, she handed over to Turkey by the Treaty of Brest-Litovsk the Armenian provinces of Kars, Ardahan and Kaghisman, and so ruined hundreds of thousands of Armenians; that by these very acts she broke all ties which m bound her to the Armenian nation, the Armenian Republic asks for recognition of the independence it won on the battlefield, and which the success of its arms has forced even our enemies to acknowledge. In view of the sacrifices which made, without bargaining, for the cause of the Allies, I have the honour to demand, on behalf of the Armenian Nation, that it should be given, through its delegates, a well-merited seat at the Peace Conference.

 

The Caucasian Armenians ardently desire reunion of the republic with the Armenian provinces of , for the following reasons:

 

(1) Because the two main sections of the nation, Turkish Armenia and Caucasian Armenia, though separated from each other in an entirely arbitrary manner are identical as regards essential characteristics, speaking the same language, and possessing the same traditions and customs, religion, church and ecclesiastical head- the Catholicos of all Armenians.

(2) Both sections of represent a single geographic and economic whole, extending from Lori [Gori?] and Borchalu in the north down to the Mediterranean and, in the south, to the Armenian Taurus.

(3) This national unity is imperative not merely by reason of historical rights, but also by reason of present necessity, for Caucasian Armenia, which is civilised and powerful and possesses a population of nearly 2,000,000, would be the only sufficient basis for the reorganisation and restoration of Turkish Armenia, now depopulated and ruined by the Turks.

(4) The desire of the Caucasian Armenians to be united to their compatriots in is all the more intense and justifiable from the fact that a large portion of the population of Caucasian Armenia originated in Turkish Armenia, and was transplanted by the Russians during the last century. In fact, the districts of New Bayazet, Kaghisman, Kars, Alexandropol and Akhaltzikh are populated almost exclusively by Turkish Armenians.

(5) The ecclesiastical centre for all Armenians is situated ‘within the territory of the Republic at Ecbmiadzin, on the banks of the Arax. Within this territory are also to be found nearly all the capitals of the various dynasties of Great Armenia, i.e. Armavir, Vagharchapat, Dvin, Artachat, Yervandakert, Yervandachat and Ani.

(6) The valley of the Arax which is the centre of , has also from time immemorial been the centre of Armenian culture and civilisation. The ruins of the capitals above mentioned bear witness thereto.

(7) Armenian unity is necessary, for should the two sections of the people remain divided, such division would give rise to an undying desire for union, which desire ‘would inevitably cause disturbance and unrest.

(8) The union of Turkish and Caucasian Armenia is already an accomplished fact, for within the territory of the Armenian Republic there are at present from 400,000 to 500,000 Turkish Armenians who have escaped massacre by the Turks during the war, and the younger generation of which has fought for the conquest of liberty on all our battle-fields.

 

The Caucasian Armenians, for their part, have during the last thirty years continually sent the best of their youth, under the leadership of such glorious chiefs as Durman, Vartan, Dro, and many others, to fight against Turkish tyranny and deliver Turkish Armenia from the Ottoman yoke.

 

Our history has proved that unity and independence alone have served the Armenian Nation.” 

 

BOGHOS NUBAR PASHA made the following statement:

 

“I shall try to be as brief as possible in order not to tax your patience. I think it is needless to recall the numerous promises of reform made by the Porte since the Congress at Berlin. These promises were never fulfilled. Nor need I recall the massacres and deportations concerning which you have full knowledge. You also know by official evidence, which has been published, the unheard of crimes surpassing in horror all that history has registered hitherto, the victims of which reach and even exceed one million.

 

I wish, however, to recall that at the beginning of the War the Turkish Government had offered to grant the Armenians a sort of autonomy, asking from them in exchange, volunteers to rouse the Caucasus against Russia. The Armenians rejected this proposal and placed themselves without hesitation on the side of the Entente Powers from whom they expected liberation.

 

The Armenians have fought at the side of the Allies since the first days of the War, until the signature of the Armistice on all fronts.

 

I shall not repeat what they achieved in the Caucasus. M. Ahrounian, President of the delegation of the Armenian Republic has just given you a long account far better than I shall be able to do.

 

I would like to mention, however, that in Syria and Palestine, in the Legion d’Orient where Armenian Volunteers, in accordance ‘with the invitation made by the French Government to the National Delegation in 1916- when the agreement between the Allied Powers was signed- gathered to the number of five thousand forming more than half the French contingent and took so brilliant a share in the great Palestine victory, which liberated Syria, that General Allenby sent them an official congratulation.

 

Lastly, in France, in the Foreign Legion, a crack Corps ‘which has covered itself with glory, Armenian Volunteers gained a special distinction for bravery and endurance. Of 800 recruits at the beginning of the campaign, scarcely 40 have survived. All the rest fell facing the enemy.

 

This Military contribution has been officially and warmly appreciated by the Allied Governments and I need not press the matter further. All that I wish to indicate is that this attachment of the Armenians to the cause of the Entente was one of the motives of the massacres and deportations.

 

The Armenians, therefore, have been belligerents. The complete victory of the Allies has finally liberated from the Turkish yoke. That is an accomplished fact. We would add that, if to tile victims of massacres and deportations, be added our losses on the field of battle, it will appear that the tribute of life paid by is heavier than that of any other belligerent nation. Her losses reach more than one million lives out of a total population of 4½ million souls. has earned her independence by the arms and the blood of her children.

 

I have two kinds of observations to present. I wish first to speak of the delimitation of the future Armenian State as we understand it. I shaft then give you some details concerning the population.

 

Delimitation

 

Our claim is that independent should comprise all Armenian territory and should be formed of:-

 

1. Cilicia (with Sandjak of Marash) the six vilayets of Erzerum, Bitlis, Van, Diarbekr, Kharput, Sivas and a portion of the vilayet of Trebizond giving access to the Black Sea.

 

2. The territory of the Armenian Republic of the Caucasus the population of which demands union with its brothers in under one single Armenian State.

 

It has sometimes been said and written that we wish to include within the limits of this State the future Armenian State territories which are not Armenian. This is untrue. Not only do we not make any such demand, but on the contrary, we ask that the final frontiers be fixed not by us but by a mixed Commission which shall work on the basis of historical, geographical and ethnical rights. The present administrative limits of the provinces or Armenian vilayets are arbitrary and false. They were drawn by Abdul-Hamid for the purpose of his policy in such a way as to include capriciously non-Armenian regions, in order to bring about a Muslim majority. Our request is that these outlying regions, generally Kurdish or Turkish, should be detached.

 

Thus, the whole of Hekkiari and the South of Diarbekr which are mainly Kurdish should be excluded from ; similarly the Turkish region west of Sivas and many others. As to Trebizond we recognise that the population is mainly Greek, but the Port of Trebizond is the only considerable outlet for the whole of Upper Armenia on the Black Sea. Our claim is moreover in accord with the declaration made by M. Venizelos who treated the question in broad spirit of equity, which I am happy to recognise, in his memorandum addressed to the Peace Conference.

 

As to our border with , our Syrian neighbours have latterly it forward very unjustifiable claims to the major part of Cilicia which they would include in .

 

This pretension cannot be maintained. Cilicia is an essentially Armenian Province. It was for four centuries until 1375 the State the last kingdom of Armenia. Some parts of it, such as the region Zeitun maintained up to our time a semi-independence under Armenian Princes. At Sis, capital of Cilicia, the Catholicos, religious head of all the Armenians of Turkey, has, from time immemorial up to the present day, maintained his pontifical seat.

 

As to the population the great majority is Armenian and Turkish. The Syrian element is insignificant. Before the war, there were in Cilicia only 20,000 Syrians as against 200,000 Armenians. No atlas of the ancient or modern ‘world includes Cilicia in . Geographically, historically, ethnically, Cilicia is an integral part of and its natural outlet in the Mediterranean.

 

The North frontier of is the chain of the Amanus, not that of the Taurus, as represented in the publications of the Syrian Committee with the object of including Cilicia in .

 

Population.

 

A few words now on the subject of population. I would like to say at the outset that there have never been exact statistics in . The Turkish Government always falsified those returns intentionally with the object of proving that the Armenians were an insignificant minority. I wish to cite a few examples of these falsifications. The Turkish Government showed the Armenians of the vilayet of Van as numbering 80,000. Now there is certain evidence that the number of Armenians from this vilayet who took refuge in exceeds 220,000.          

 

At the other extremity of Armenia in the whole of Sandjak of Marash the Turkish Government reckoned about 4,200 Armenians; now in the town of Marash alone according to Elysee Reclus there were more than 20,000 Armenians, half the population of the town. Zeitun in the Sandjak of Marash with its eight villages had, in accordance with statistics made on the spot in 1880, 27,460 Armenians m and 8,344 Muslims.

 

It has been alleged that there are no Armenians left in since the massacres and deportations, or at aft events that those who remain form an insignificant minority. Happily this is untrue.

 

Firstly, according to principles no-one today disputes, the dead must count as much as the living. It would be intolerable that the unspeakable crimes committed against a whole race should benefit their authors. But the purpose of exterminating a whole people was not achieved. After this War the Armenians will be, as before it, more numerous than the Turks and even than the Turks and Kurds combined.

 

In fact, although the losses of the Armenians were very great, those of the Turks in the course of the war have not been less. A German report gives 21/2 millions as the total losses of the Turks by war, epidemic and famine, which have caused terrible havoc owing to improvidence and shortage of hospital personnel and medicines. At least half of these losses have been sustained by the population of the Armenian provinces, which have been practically the only recruiting grounds for the Turks, and which have been invaded both by Russian and Armenian armies. If, therefore, it is admitted that the Turkish population has at least sustained equally heavy losses, the Armenians are still in the majority after the war, as they were before it. But this majority will be still greater when the Armenian Republic of the Caucasus is united to Turkish Armenia to form one State, as both the Armenians of the Caucasus and those of ardently desire.

 

M. Abrounian [Aharonian] has just laid the case be-fore you and I support aft he has said. I cannot overstress the point that this is a matter of the greatest importance for the Armenians, because the two groups of Armenians are interdependent. The Caucasian Armenians are more numerous than the Turkish Armenians. The latter, however, are more favourably situated as regards fertile land.

 

As has already been said (and it is perhaps unnecessary to repeat it) there are bonds of race, blood, religion and language between the two groups. We are, in fact, brothers. The Armenians in the Caucasus have established themselves in that country to escape from . They have now only one desire, to return to their native land. During the massacres before the war it was due to the Caucasian Armenians that the Russian and Allied Governments were asked in 1915 and 1914 to approach in favour of tile Turkish Armenians

 

I wish now to say a few words with regard to the position of the Armenians in the East and in the Ottoman Empire. I shall demonstrate by a few facts that they are quite capable of governing themselves when the time’ comes for them to set up an independent State.

 

Just to give some idea of the economic activity of the Armenian element in Turkish Armenia, I will quote some figures, taken from pre-war commercial and industrial statistics of the Vilayet of Sivas, which I have produced at previous negotiations in Paris in 1912 and 1913.

 

The Vilayet of Sivas is the least Armenian of the six Vilayets, but if you look at the ffigures relating to imports you will see that out of 166 wholesale merchants, 141 were Armenians and only 13 were Turks. In the export trade there were 127 Armenian merchants and 23 Turks. Out of 37 bankers and capitalists, 32 were Armenians and 5 only were Turks. It appears, furthermore, according to the book recently published by M. Leipzius, that out of a total population of 20,000,000 inhabitants, of whom 2,000,000 were Armenians, the latter held some 80 to 90 percent of the commerce in their own hands.

 

M. Leipzius, after his enquiry at Constantinople in regard to the Massacres, stated that the result would be very detrimental financially to and , because, all commerce being in the hands of the massacred Armenians, the Germans and Austrians would be unable to recover their debts.

 

I will quote a passage from a book by Dr. Rohrbach, a well-known pan-Germanist, who desired to see annex , and this will give you an idea of the German opinion on the Armenians before the war :

 

“İn present-day , reduced almost entirely to its Asiatic possessions, the Armenians carry much more weight than their numbers would seem to warrant. Owing to their high intellectual and. commercial standards, they are without doubt the most active people among Eastern nations. In fact it might be said that they constitute the only people in those regions who are imbued with what might be called national qualities. The Armenian has that energy and tenacity of purpose which are quite contrary to the usually accepted attributes of the Eastern character”.

 

That is the opinion of a German, and. it is simply because the writer is a German that I have made the quotation.

 

It remains for me to address you on Armenian policy, claims and aspirations. I have already told you what is meant by the Armenian State from a geographical standpoint. I must now point out that, from the political point of view, our programme has not varied in any way as far as the national delegation is concerned. This programme, which I have already had the honour to explain to the Great Allied Powers, may be summed up in three points:

 

1. Liberation from the Turkish yoke.

 

2. It is not sufficient to liberate the Armenian people who have been in bondage. As they will now find themselves in an inferior position I asked for the joint protection of the Powers. I have not asked for joint rulership, to which I already knew the meeting would be opposed. There had already been unfortunate examples of condominium, and I know that the meeting would not feel disposed to make one more example. As an Egyptian, I know exactly what it means.

 

By joint protection of the Powers I mean that kind of protection which would prevent aggression from outside, and not an inter-meddling with internal political and administrative affairs.

 

3. From the first I have also asked that the Great Protecting Powers should give a mandate to one or other of them to administer and organise .

 

That is the programme we adopted in 1915. We modified it when the idea of a League of Nations was formulated by President Wilson, and we adapted our programme to the new ideas.

 

The first point of our programme is now realised, since we are freed from the Turkish yoke. The two other points are realised also, if the newspaper reports are correct, since the Peace Conference has already decided to place the peoples oppressed by the Turks under the protection of the League of Nations with a Power as mandatory. We therefore have the firm hope of seeing our aspirations realised.

 

We need only entrust ourselves to the sense of justice of the Peace Conference, and we have no doubt but that the Conference will approve the programme of our national claims. The Powers now know and can trust the Armenians, whose national feelings, vitality and warlike valour have been strikingly revealed in the course of the war.

 

The Powers can rest assured that, with the qualifications all now recognised, the Armenians, under a regime of peace, justice and liberty, and under the tutelage of the League of Nations, will soon form a flourishing and prosperous State, and will be one of the most powerful factors of peace and civilisation in the East.”

 

M. PICHON thanked, the Armenian Representatives, and the Armenian Delegation withdrew.

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 22, Yaz 2006
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.