Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 11, Sonbahar 2003

 

Bu yazımızda Eylül 2003 – Ocak 2004 ayları içinde Türkiye’nin Ermenistan ile olan kara sınırının açılması konusundaki tartışmalar, iki ülke dışişleri bakanlarının New York ve Brüksel’de yaptıkları toplantılar, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Azerbaycan’ı ziyareti, ABD Başkanlık seçimleri ve Ermeniler, Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretine Ermenilerin gösterdiği tepkiler, Ermeni soykırımı iddialarının İsviçre Parlamentosunca benimsenmesi ve Türkiye’nin Ermenistan’a karşı ilkesel tutumu hakkında yapılan açıklamalar ele alınmıştır. 

 

KARA SINIRININ AÇILMASI KONUSUNDA TARTIŞMALAR

 

Ermenistan’da, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve kara sınırının açılması hakkında, geçen yazımızda[1] değindiğimiz tartışmalar devam etmektedir.

 

Başta Taşnaklar olmak üzere aşırı milliyetçi eğilimli kesimler Türkiye ile sınırların açılmasının milli güvenlik alanında ne gibi etkiler yapacağının incelenmediğini, Hükümetin hiçbir ön şart ileri sürmeden Türkiye ile ilişkileri geliştirmek istemesinin doğru olmadığını, bu şaşırtıcı hoşgörünün Türkiye’nin Ermenistan’a daha ağır önkoşullar ileri sürmesine neden olduğunu iddia etmektedirler.[2] Bir kaynak bu koşulları Ermenistan’ın Karabağ’ı boşaltması, soykırım iddialarından ve Türkiye’den toprak taleplerinden vazgeçmesi olarak göstermektedir ki bunlar ana hatlarıyla Türkiye’nin Ermenistan ile normal ilişkiler kurumak için ileri sürdüğü hususlardır. Taşnaklar ise Türkiye’nin, Ermenistan ile normal ilişkiler kurması karşılığında,  sözde soykırımı tanımasını, Ermenistan’a toprak vermesini ve tazminat ödemesini istemektedirler. Ermenistan Hükümeti bu gibi talepler ileri sürdüğü taktirde Türkiye ile hiçbir şekilde anlaşmasına imkan olmadığının bilinci içerisinde, önkoşulsuz ilişki kurulmasını savunmaktadır. Ne var ki Ermenistan bu taleplerden vazgeçtiğini resmen beyan etmemiştir. Dışişleri Bakanı Oskanyan sözde soykırımın tanınması konusunun diplomatik ilişkiler kurulduktan sonra Türkiye ile ele alınacağını söylemiştir.[3]

 

İki ülke sınırlarının açılmasına karşı olanların savlarından biri de bunun, siyasi alanda, Ermenistan’dan ziyade Türkiye’nin lehinde olacağıdır. Hınçakların yayın organı, Türkiye’nin Orta Asya’daki Türklerle birleşerek bir Türk İmparatorluğu kurmak gibi Turancı emelleri bulunduğunu, Ermenistan sınır kapılarını açarsa bu emellerin gerçekleşmesine katkıda bulunacağını yazmıştır.[4] Ermenistan’ın Türkiye’nin Orta Asya Türkleri ile birleşmesini engelleyeceği iddiası Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında düşlenen büyük bir Ermenistan devletinin kurulmasına yardımcı olmak üzere ortaya atılmış bir görüştü.  O yıllarda dahi geçerliliği olmayan bu görüşün koşulların tamamen değişik olduğu günümüzde ileri sürülmesi şaşırtıcıdır ve Parlamento seçimlerinde bir varlık gösteremeyen Hınçakların, eski demagojik görüşlerden yardım bekleyecek kadar zayıflamış olduğuna işaret etmektedir.

 

Bir diğer görüş de sınırlar açıldığı taktirde Ermenistan’ın Türkiye için olduğu kadar Azerbaycan ve Orta Asya için de bir transit ülkesi olacağıdır. Kuramsal olarak doğru olan bu görüşün günümüz gerçekleri karşısında değeri olduğunu söylemek güçtür. Zira Ermenistan’ın doğu kesimlerinin tamamı Azerbaycan toprağıdır. Azerbaycan’ın bu transit geçişlere müsaade etmesi ise Ermenistan ile olan anlaşmazlıklarının çözümlenmesine bağlıdır. Demiryolları için ise farklı bir durum vardır. Türkiye’nin Gürcistan ve Azerbaycan ile demiryolu bağı yoktur. Demiryolu Kars üzerinden Ermenistan’a girmekte oradan kuzeye doğru Gürcistan’a, güneye doğru da Azerbaycan’a bağlanmaktadır. Gürcistan üzerinden de Rusya demiryolu şebekesi aracılığı ile Orta Asya ülkelerine ulaşılabilmektedir. Azerbaycan ile anlaşmazlığı nedeniyle Ermenistan kara yollarının transit yol niteliğini kaybetmesi karşısında Ermeni demiryollarının transit geçiş vermesi, Türkiye- Ermenistan arasındaki sınırların açılması konusunu demiryolu bağlantısı haline dönüştürmüştür. Ancak Türkiye Ermenistan demiryollarından yararlanmak için bir talepte bulunmamış, hatta Ermenistan’ı ‘by-pass’ eden, Kars-Tiflis arasında demiryolu inşa edilmesi projesinin tekrar gündeme geldiği görülmüştür.

 

Sınırların açılması konusu Ermenistan’da o derecede önem kazanmıştır ki Ermenistan Sanayiciler ve İş Adamları Birliği 17 Eylül 1987 tarihinde bu hususta bir seminer düzenlemiştir.[5] Bu seminerde ileri sürülen görüşlerden bazılarını aşağıda özetliyoruz. 

 

Anılan Birliğin Başkanı Arsen Gazaryan on yıl kadar önce iki ülke sınırının kapandığına değindikten sonra şimdi Türkiye’nin doğu bölgelerindeki iş adamlarının Ermenistan sınırının açılmasını resmi makamlardan istediklerini söylemiştir. Gazaryan ayrıca, Ermenistan’ın Türkiye için Azerbaycan ve Orta Asya pazarlarına geçiş yolu olduğu fikrini tekrarlamış, bunun yanında Türkiye’nin de Ermenistan için Avrupa’ya geçiş yolu olduğunu belirtmiş ve bu gerçekleştiği taktirde Gürcistan’a bağımlı olmanın azalacağını söylemiştir. 

 

Gazeteci Tatul Manaseryan sınırların açılmasında Türkiye’nin daha büyük çıkarı olduğu görüşünü tekrarlamış ve bunu Türkiye’nin doğu bölgelerinin kalkınmasına bağlamıştır. Bu görüş son derecede abartılıdır zira Ermenistan gibi küçük bir ülkeye yapılacak sınırlı ihracatın Türkiye’nin Doğu Bölgelerinin kalkınmasına olan katkısının da sınırlı olacağında muhakkaktır.[6]

 

Ermenistan’ın en önemli haber ajansı Noyan Tapan’ın Direktör Yardımcısı Harutyun Haçatriyan, sınırların açılmasının muhakkak Ermenistan’ın yararına olacağını zira bunun Azerbaycan’a manevi bir darbe indireceğini söylemekle bir gerçeğe değinmiştir.

 

Ermenistan Tarım Bakan Yardımcısı Samvel Avetisyan ise Türkiye’nin Ermenistan’a fazla ihtiyacı olmadığını zira büyük Türk ekonomisi için Ermenistan’ın küçük bir pazar olduğunu söylemekle sınırların açılmasının Türkiye’ye daha fazla yarayacağını ileri sürenleri dolaylı bir şekilde yalanlamıştır.

 

Ermeni kaynaklarına göre Türkiye’nin Ermenistan’a ihracatı 25–25 milyon dolar civarındadır.[7] Sınırların açılmasıyla bu ihracat,  mesela birkaç yılda on misli artsa bile, (ki pek mümkün değildir) Türkiye’nin tüm ihracatı içindeki yeri  %1’den dahi az olacaktır. O itibarla Ermenistan ile olan sınırların açılmasının Türkiye’ye getireceği maddi kazanç ve doğu illerimizin kalkınmasına yapacağı katkı kayda değmez orandadır. Bu açıdan bakıldığında sınırların açılması ekonomik yönden değil, iki ülke ilişkilerinin normal hale gelmesinin bir evresi olması bakımından önem taşımaktadır.

 

Ermenistan’da bu tartışmalar devam ederken Türkiye’de Hükümetin tutumunu teyit eden açıklamalar yapılmıştır.

 

Azerbaycan Başbakanlığına atanan İlham Aliev ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmıştır. 8 Eylül 2003 tarihinde İlham Aliev ile birlikte bir basın toplantısı yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Karabağ sorunu için Türkiye’nin, toprakları Ermenistan tarafından işgal altında tutulan Azerbaycan’ın her zaman yanında olduğunu, bu konunun çözüme kavuşması amacına yönelik tüm girişimlere Türkiye’nin elinden gelen desteği vermeyi sürdüreceğini söylemiştir.[8]

 

Başbakan, bir gazetecinin Türkiye ile Ermenistan arasında tren yolunun açılıp açılmayacağına ilişkin bir sorusuna cevaben, bu konuda üzerinde durulan tek projenin Kars-Tiflis demiryolu projesi olduğunu, bunun henüz hayata geçirilmediğini ve Ermenistan’ı kapsayan bir projenin bulunmadığını söylemiştir. Başbakan ayrıca Kars-Tiflis demiryolu projesi hedefinin Türk Cumhuriyetlerine kadar ulaşmak olduğunu da belirtmiştir.[9] Başbakan böylelikle Türkiye’yi demiryolu ile Kafkaslara ve oradan da Türk Cumhuriyetlerine bağlama planlarında Ermenistan’ı dışarıda bırakmıştır. Diğer yandan, Ermeni kaynaklarına göre, Başbakan, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrop Mutafyan’ı 25 Eylül 2003 tarihinde kabulü sırasında kendisine, Türkiye’nin komşularıyla sorunlarını çözümlemekte ve iyi ilişkiler kurmakta olduğunu, ancak Ermenistan Türkiye’nin sınırlarını tanımadığı için bu ülkeyle böyle ilişkiler kurulamadığını ve sınırların açılmayacağını söylemiş ve ayrıca tarihin acı olaylarının tarihçilere bırakılmasını da ifade etmiştir.[10]

 

Türkiye Başbakanının bu sözlerine Ermeni resmi makamları yumuşak tepki göstermeyi tercih etmişlerdir. Dışişleri Bakanı Oskanyan bir soruya cevaben, Türk-Ermeni sınırının kısa zamanda açılacağına dair sözlerin son derecede abartılı olduğunu,  kendisinin bu konuda hiçbir zaman büyük ümitler beslememiş bulunduğunu, Türkiye Dışişleri Bakanı ile yapacağı görüşmede durumun aydınlanacağını söylemiştir.[11] Başkan Koçeryan’ın basın sözcüsü Aşot Koçeryan ise Başkanın, uzun zamandan beri beklenen, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını desteklediğini ancak Ankara’nın bu konuda çabuk davranacağından şüphe duyduğunu ifade etmiştir.[12]

 

Sınırların açılmasının iki ülke arasında bir yakınlaşma yaratmasından ve böylelikle de kendi görüşlerinin gündemden düşmesinden çekinen Taşnaklar ise Başbakan Erdoğan’ın beyanından hem Türkiye’yi hem de sınırların açılmasına taraftar olan Ermeni kişi ve çevreleri eleştirmek için yararlanmışlardır.

 

Ermeni Devrimci Federasyonu Yüksek Kurulu üyesi Gegam Manukyan, Türkiye’nin Ermenistan’a karşı hoşgörüsüz politikasının her zaman bilindiğini ve Ermenilerin çoğunluğun Ermenistan’ın ablukasının devam edeceğinden ve Ankara’nın bu önyargılı tutumunu devam ettireceğinden emin olduğunu söylemiştir. Ayrıca, Erdoğan’ın sözlerinin, Türk Hükümetinin uluslararası toplumun isteklerini dinlemeye, işbirliği ve hoşgörü zihniyetiyle çalışmaya hazır olmadığını gösterdiğini ve Türkiye’nin Ermeni soykırımını inkâr etmekle ve Ermenistan’ı abluka altında tutmakla İnsan haklarını ve uluslararası kuralları ihlal ettiğini ifade etmiştir.[13]

 

Manukyan, ayrıca, Erdoğan’ın beyanlarının, sınırların açılması için acele eden ve Gümrü demiryolunun onarılıp hazır hale getirilmesini isteyenler için bir uyarma olması gerektiğini, zira sınırın açılmasının Ermenistan’a bağlı olmadığını, Ankara tarafından kapatılan sınırın Ankara tarafından açılması gerektiğini de belirtmiştir. Manukyan’ın, kastettiği kişinin, demiryolu ile ilgili tüm hazırlıkların yapıldığı ve Türkiye ile ulaşımın başlamasına hazır olunduğunu ifade eden Ulaştırma Bakanı Andranik Manukyan[14] olduğu anlaşılmıştır. 

 

Görüldüğü gibi Taşnaklar sınırların açılması konusunda da Hükümetin diğer üyelerine ters düşmüş durumdadırlar. Bu uzlaşmaz tutumları, ileride sınırların açılması gerçekleşirse, Taşnakların hükümetten ayrılmasına yol açabilir. Markaryan Hükümetinin Taşnaklar olmadan da çoğunluğa sahip olması böyle bir gelişmeyi kolaylaştırabilir.

 

Taşnakların bu aşırı tutumuna karşın Koçeryan’ın yakını olarak bilinen Savunma Bakanı Serj Sarkisyan’ın, sınırların birkaç ay içinde açılacağına dair sözleri[15] Koçeryan ve çevresinin sınırların açılmasını gerçekten çok arzu ettiklerini göstermektedir.

 

DIŞİŞLERİ BAKANLARININ NEW YORK TOPLANTISI, 25 Eylül 2003

 

İki ülkenin Dışişleri Bakanları Eylül ayı sonuna doğru Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarına katılarak burada geleneksel konuşmalarını yaptılar. Ayrıca bu fırsattan yararlanarak ikili görüşmelerde bulundular.

 

Vardan Oskanyan, 25 Eylül günü yaptığı Genel Kurul konuşmasının büyük bir bölümünü, Azerbaycan Başbakanı İlham Aliev’in aynı forumda birkaç gün önce yaptığı ve Ermenistan’ı eleştiren konuşmasına cevap vermeye ayırmış ve ülkesinin Türkiye ile ilişkilerine değinmemiştir. Ancak, konuşmasının sonuna doğru, sözde Ermeni soykırımından şu şekilde bahsetmiştir: ‘Bizim için, tüm insanlık için, önemli olan bir diğer konu da Ermenistan’ın dünyadaki ülkeleri ve hükümetleri 20. Yüzyılın ilk soykırımını tanımaya ve kınamaya çağırmasıdır. Soykırımından kurtulanlar ile onların çocukları, geleceğe dönük olarak, ancak geçmişi de unutmadan, demokratik Ermenistan’ın kurulmasına yardım etmektedirler’.[16] Oskanyan’ın konuşmasının tamamı dikkate alındığında bu cümlenin konu dışı kaldığı görülmektedir. Bu da, her yıl bu sözde soykırımı BM Genel Kurul konuşmasında dile getirmiş olan Ermeni Bakanın, bu yıl bahsetmediği taktirde kendisine özellikle Taşnaklar tarafından yöneltilecek eleştirilerden çekinerek hareket ettiğini düşündürmektedir.

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise konuşmasında Ermenistan hakkında sadece Karabağ sorununa değinerek şunları söylemiştir: ‘Türkiye, Karabağ sorununa acil ve adil bir çözüm bulunabilmesi için, Ermenistan’ın bu konudaki Birleşmiş Milletler kararlarına tam olarak uymasını beklemektedir. Bu anlaşmazlığın barışçı yollarla çözümü Türk-Ermeni ilişkilerinin ve aynı zamanda bölgesel işbirliğinin normal hale gelmesine olumlu katkıda bulunacaktır.’[17] 

İki bakanın 25 Eylül’de yaptıkları görüşme hakkında Türk tarafından bir açıklama yapılmaz iken Vardan Oskanyan, bu toplantı hakkında birçok beyanda bulunmuş ve özetle, Ermenistan ve Türkiye’nin gergin ilişkilerini normalleştirme yolunda bir adım daha attıklarını, şu safhada pratik sonuçlardan bahsedilemeyeceğini ancak ikili ilişkilerin geliştirilmesi için doğru yolda bulunduğunu söylemiştir.[18] Ermeni Bakan ülkesine döndükten sonra da bu konuda konuşmayı sürdürerek, Türkiye’den Ermenistan ile ilişkilerinde olumlu bir değişiklik istediğine dair işaretler gelmekte bulunduğunu, Karabağ sorununun Türk-Ermenistan ilişkileri gündeminden çıkarıldığını söylemek için erken olmakla beraber bu konunun artık Türklerin zihninde fazla yer işgal etmediği ve geçmişte olduğunun aksine, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleştirilmesi konusuna sıkıca bağlanmadığı kanısında olduğunu belirtmiştir.[19]    Oskanyan sınırların açılması konusunda ise ülkesinin ekonomik programlarının bu soruna bağlı olmadığını, Ermenistan ekonomisinin abluka koşullarına kendisini adapte ettiğini ifade etmiştir.[20] Taşnakların yayın organına göre de Oskanyan Türkiye’nin artık toprak bütünlüğünün tanınmasını istemediğini de söylemiştir.[21]

 

Türkiye ile olan sınırların açılması için Ermenistan’ın sarf ettiği çabalar ortada iken sınırların açılmasının ekonomiyi fazla etkilemeyeceği belirtilerek bu konunun küçümsenmeye çalışılması, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki yakınlığı görmezden gelip Karabağ sorunun Türkiye’yi çok ilgilendirmediğinin söylenmesi ve Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımasını Türkiye’nin istemediği gibi ortaya mantık dışı bir iddia atılmasının Oskanyan’ın daha ziyade Ermenistan’ın kamu oyunu tatmin etmek için konuşmuş olduğu kanısını uyandırmaktadır.  

 

Ermenistan Dışişleri Bakanı Türkiye ile olan sınırın açılmasına önem vermez görünürken Gürcistan’da Başkan Şevardnadze’nin istifaya zorlanması ile başlayan bunalım sınır sorununu tekrar gündeme getirmiştir.

Halen Ermenistan’ın Rusya’ya oradan da Avrupa’ya karadan bağlantısı Gürcistan üzerindendir. Gürcistan’da olaylar başlayınca Ermeni makamlarının ilk akıllarına gelen husus bu ülke üzerinden yapılan taşımacılık olmuştur. Devlet Başkanı Koçeryan Gürcistan’da istikrar olmasının, transit tanımacılığında sorunlar çıkması gibi olumsuzlukları önleyeceğinden bahsederken[22] Dışişleri Bakanı Oskanyan da Gürcistan’daki olayların iki ülke arasındaki ulaşımın aksamamasından duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.[23] Ulaştırma Bakanı Andranik Manukyan ise Millet Meclisinde yaptığı bir konuşmada, Gürcistan yolundan ve özellikle Gürcistan’dan geçen demiryolu üzerinden yapılan taşımacılığın son olaylardan etkilenmemiş olduğunu ancak yarın durumun ne olacağını bilmediğini söylemiştir. Manukyan Ermenistan’ın ticaretinin %90ının Gürcistan’ın Batum ve Poti limanlarından yapıldığını da eklemiştir.[24] Cumhuriyetçi Partiden Galust Saakyan ise Gürcistan’daki durumun Ermenistan için yarattığı tehlikeye dikkati çekerken, Ermeni makamlarının ülkenin ekonomik kalkınması için alternatif yollar bulunmasını düşünmeleri gerektiğine ve bu durumda Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasının ivedilik kazandığına değinmiştir.[25] Böylelikle Gürcistan olayları, Türkiye ile sınırların açılmasının Ermenistan bakımından birinci derecede önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.

 

DIŞİŞLERİ BAKANLARININ BRÜKSEL TOPLANTISI, 5 Aralık 2003

 

İki Ülkenin Dışişleri Bakanları, Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi Bakanlar toplantısı münasebetiyle gittikleri Brüksel’de,  5 Aralık 2003 tarihinde üçüncü kez buluşmuşlardır.

 

Anadolu Ajansı’nın bu konudaki haberine göre[26] iki bakan, Gürcistan’daki durum, Kafkasya ülkelerinin istikrarı, bu ülkelerin Avrupa ve NATO ile ilişkilerinin geliştirilmesi ve Barış için Ortaklık faaliyetlerine daha fazla içerik kazandırılması konularını görüşmüşlerdir.

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Ankara’nın Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sorunların çözümü çabalarını desteklediğini, güven arttırıcı önlemler alınması zamanının geldiğini,  Türkiye’nin bu alanda katkıda bulunmaya ve katalizör rolü oynamaya hazır olduğunu söylemiştir. Gül, aynı hususları ayrıca görüştüğü Azerbaycan Dışişleri Bakanı Guliev’e de tekrarlamıştır.

 

Bu haberde, herkesin merak ettiği konu olan, bakanların Türkiye-Ermenistan ilişkileri konusunda neleri görüştükleri hakkında bir bilgi yoktur. Türk tarafı da, muhtemelen ortada bir sonuç değil bir müzakere süreci olduğu için, bir açıklama yapmamıştır: Buna karşın Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan ülkesi basınına yaptığı açıklamalarda özellikle ikili ilişkiler üzerinde durarak,  Brüksel toplantısının, geçen iki toplantıya göre,  nitelik bakımından farklı olduğunu, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde ilk adımın atılmasının yakın bulunduğunu, açıklıkla konuşmak için erken olmakla beraber, birkaç ay içinde, Türkiye-Ermenistan sınırı sorununda, küçük de olsa,  ilk olumlu sonuca varılacağını söylemiştir.[27]

 

Ermeni Bakanın sözlerine göre, Türkiye-Ermenistan sınırının önümüzdeki aylarda açılaması olasılığı vardır. Sınırın neden hemen açılmadığı açıklanmamış ise de bunun, önümüzdeki aylarda bazı gelişmeler olmasının beklenmesinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Bu gelişmeler,  Ermenistan ve Azerbaycan Devlet Başkanlarının, bir buçuk yıl kadar bir aradan sonra,  tekrar görüşmeyi kabul ettikleri dikkate alındığında, Karabağ sorunu ile ilgili olabilir. Buna göre Karabağ sorununun çözümü alanında taraflar bir ilerleme sağladıkları taktirde Türkiye’nin de, Ermenistan’ı teşvik etmek amacıyla, sınırını açması olasıdır. Böyle bir gelişme, ileride iki ülke arasındaki diğer sorunların da olumlu hava içinde ele alınmasına olanak sağlayacaktır.

 

DIŞİŞLERİ BAKANI ABDULLAH GÜL’ÜN AZERBAYCAN ZİYARETİ,                      9–10 Ocak 2004

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 9–10 Ocak 2004 tarihlerinde Azerbaycan’a resmi bir ziyarette bulunmuştur. Gül, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Milli Meclis Başkanı Sayın Murtuz Aleskerov, Başbakan Sayın Artur Rasizade, Başbakan Yardımcısı Sayın Abid Şerifov ve Dışişleri Bakanı Sayın Vilayet Guliyev ile görüşmeler yapmıştır.

 

Gül’ün bu ziyaretinde, ikili işbirliği konuları yanında, Karabağ sorunu başta olmak üzere Ermenistan ile olan ilişkileri öncelikli olarak ele alındığı gözlemlenmiştir. Abdullah Gül’ün, selefi İsmail Cem gibi, Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan ile ikili görüşmeleri sürdürmesi ve Oskanyan’ın bu görüşmeler hakkında iyimser beyanlarda bulunması Azerilerde, ister istemez,  bazı endişeler yaratmıştı.

 

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Vilayat Guliev bir televizyon söyleşisinde, Türkiye Azerbaycan’a büyük destek veren bir ülke olduğu için, Türk-Ermeni ilişkilerini özel bir duyarlılıkla izlediklerini, diğer yandan Ermenistan’ın Türkiye’den de toprak talebi bulunduğunu, ayrıca sözde Ermeni soykırımını gündemde tutmaya çalıştığını, bu nedenle Türkiye Ermenistan’a doğru küçük bir açılım yaparsa bunun hem Azerbaycan’a hem de kendi milli çıkarlarına zarar verebileceğini, o nedenle Karabağ sorunu çözümlenmeden Ermenistan’a bir açılım yapılmamasını ümit ettiklerini söylemiştir.[28]

 

Gül ise ziyareti sırasında Azerilerin endişelerini gidermeye çalışmıştır. Gül, Azerbaycan toprakları işgal altında olduğu sürece Karabağ sorununun çözümlemenin zor olduğunu, Türkiye’nin Ermenistan’a karşı tutumunda bir değişiklik bulunmadığını,[29] şimdilik Türkiye-Ermenistan sınırlarının açılmasının sözkonusu olmadığını, Türkiye’nin barışçı bir çözüm istediğini ve bu amaçla gelecekte üçlü bir toplantı düzenleneceğini[30] söylemiştir. Diğer yandan Gül, Başkan İlham Aliev’i ziyareti sırasında yaptığı konuşmada Türkiye’nin tutumunu açıklıkla ortaya koyarak ‘Bildiğiniz gibi Karabağ sorunu yalnız sizin değil bizim de sorunumuzdur. Bu sorunun, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde barışçı yollarla çözümlenmesi için,  çaba harcanmaktadır. Diğer tarafın da iyi niyet göstereceğini ve yapıcı bir tutum alacağını ve dünyanın bu anlaşmazlığın barışçı bir şekilde ve adil olarak çözümlenmesine yardım edeceğini ve Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının kurtarılacağını ümit ediyoruz. Türkiye bu yönde elinden gelenin azamisini yapacaktır. Bundan şüphe duyulmamalıdır.’[31]

 

ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİ VE ERMENİLER

 

ABD’deki Ermeni Diasporası her Başkanlık seçimlerinden önce Başkan adaylarının Ermeni talepleri lehinde tutum almalarını sağlamaya çalışır. 2004 yılı Başkanlık seçimleri için adaylıklarını koyan kişilere bir soru listesi gönderilerek kendilerinden sözde Ermeni soykırımı, Türkiye’nin ve Ermenistan’a uyguladığı abluka, Karabağ halkının kendi geleceğini kendisinin tayin etme hakkı gibi hususlularda fikirleri sorulmuştur. Ayrıca Başkan seçildikleri taktirde Ermenistan’a resmen ziyaret edip etmeyeceklerini de bildirilmeleri istenmiştir. Ermeni basınında çıkan haberlere göre başkan adayları bu sorulara sarih cevap vermemişlerdir.[32]

 

Başkan adaylarından, NATO’nun eski kumandanı General Wesley Clark ise 12 Aralık 2003 tarihinde Amerikalı Ermeniler Topluluğuna gönderdiği bir açık mektupta, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı makamlarının yüz binlerce Ermeniyi çöle sürdüğünü, bu kişilerin yolda katledildiğini, açlıktan veya hastalıklardan öldüğünü, ölenlerin sayısının bilinmediğini ancak bir milyon kadar kişinin öldürülmüş olabileceğini yazmış ve ‘1915’te olanlar soykırımdı’ ifadesinde bulunmuştur.[33] General NATO Kumandanlığı sırasında Türkiye ile iyi ilişkiler sürdüren ve 2000 yılı Ekim ayında Ermeni soykırım iddialarına dair bir karar tasarısının Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında bu tasarının kabul edilmemesi için bir bildiriyi imzalayan General Clark’ın şimdi tamamen aksi bir fikri savunarak, 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirmesinin siyası çıkarcılığın doruğuna ulaşmış bir hareket olduğunda şüphe yoktur. O kadar ki bazı Ermeni yazarlar dahi General Clark’ın bu hareketini inandırıcı bulmamışlardır.[34]

 

Amerikan Başkanlık seçimlerine on ay kadar bir zaman vardır. Ermeniler bu seçim döneminde kendi taleplerinin ve özellikle soykırım iddialarının tanıması için çaba göstermeye devam edeceklerdir. Bazı adayların oy kaygısıyla Ermeni taleplerine olumlu cevap vermesi mümkündür. Bu bağlamda George Bush’un, adaylığı döneminde, 19 Şubat 2001 tarihli bir mektupta  ‘Ermeniler soykırımsal bir kampanyaya maruz kalmışlardır’ sözlerini kullandığını hatırlamakta yarar vardır.[35] Buna karşın George Bush, başkan olduktan sonra, her yıl 24 Nisan’da yayınladığı mesajlarda soykırım kavramına yakın kelimeler kullanmışsa da soykırım sözcüğünü telaffuz etmekten kaçınmıştır.[36]

 

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN ABD ZİYARETİ

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2004 Ocak ayında ABD’ye yapacağı resmi ziyaret öncesinde bu ülkedeki Ermeni örgütleri ve taraftarları bazı girişimlerde bulundular. 

 

Amerikan Kongresinde Ermeni Çıkarları Grubu (Armenian Caucus) Eş Başkanlıları olan Temsilciler Meclisi üyeleri Frank Pallone ve Joe Knollenberg, Başkan Bush’a gönderilmek üzere kaleme aldıkları ve Kongrenin diğer üyelerinin imzasına sundukları bir mektupta, özetle, Türkiye-Ermenistan arasında ekonomik, siyasi ve kültürel bağların tekrar kurulabilmesi için Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu derhal kaldırmasını Başbakan Erdoğan’dan ısrarla istemesini talep ettiler.[37] Bu mektubun elli kadar imza toplayabilmesi[38] Ermeni Çıkarları Grubunun yarısından fazlasının imzalamadığını göstermektedir. Diğer yandan bu mektubun, sadece sınırların açılması konusu ele alması ve alışılmışın aksine,  soykırım iddialarına değinmemesi Ermenistan Hükümetinin şu sırada sınırların açılmasına birinci derecede önem verdiğinin kanıtını oluşturmaktadır.

 

Başbakan Erdoğan’a Amerikan Musevi Kongresi tarafından Kahramanlık ödülü verilecek olması ABD’de en büyük Ermeni örgütü olan, Taşnak eğilimli,  Armenian National Committee of America (ANCA) tarafından itirazla karşılandı.  Bu örgütün Başkanı Kenneth V. Hachikian Amerika Yunan Enstitüsü Kurucusu Gene Rossides ile birlikte Amerikan Musevi Kongresi Başkanı Rosen’e bir mektup göndererek, Recep Tayyip Erdoğan’ın Dünyanın en fazla işkence yapan, insan haklarını ihlal eden ve gazetecileri hapseden bir milletin başbakanı olduğu, Türk Hükümetinin bağımsız Kıbrıs devletinin üçte birinden fazlasını işgal ettiği, Ermeni soykırımını inkâr etmeleri için ABD, İsrail ve diğer ülkelere baskı yaptığı gibi ve diğer bazı iddialarda bulunarak Başbakan Erdoğan’a ödül verilecek olmasının kendilerinde yarattığı hayal kırıklığını dile getirdiler.[39] 

 

Diğer yandan ANCA Başkan Bush’a faks mesajları gönderilmesi için bir kampanya başlattı. Bu mesajlarda Başkan Bush’tan, Türk Hükümetinin Ermeni soykırımının inkârına yönelik ‘utanç verici ve ahlak dışı’ kampanyasına son vermesini, Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu kaldırmasını, Yukarı Karabağ barış sürecine müdahale etmekten vazgeçmesini sağlamak üzere Başbakan Erdoğan’a baskı yapması isteniyordu.  

 

Başbakan Erdoğan ABD ziyareti sırasında Ermeni sorununa 27 Ocak 2004 tarihinde New York’ta Türk Evi’nde ABD’deki Türklere yaptığı konuşmada değindi.[40] Bu konuda müdafaada değil taarruzda bir siyaset düşündüklerini ifade etmek suretiyle Türkiye’nin daha aktif bir politika izlemek istediğinin işaretini veren Başbakan ‘Tarihte Ermenilerin de bizim de yaptıklarımız var. Biz kendimizi anlatalım. Önemli olan güçlü olmaktır. Eğer güçlü olmazsanız size çok elbise dikerler. Güçlü olursanız bunların hepsi ortadan kalkar’ dedi. Ayrıca bu konunun tarihçilerin işi olduğunu ifadeyle ‘Biz bugüne, geleceğe bakalım’ şeklinde konuştu. Başbakan ayrıca sınır kapılarının açılması için bölge kentlerinde yaşayanlardan yoğun talepler geldiğine de değinerek, Türkiye’nin dostluk elinin karşılıksız kalmaması halinde bunun gerçekleşebileceği imâsında bulundu.

 

Başbakan Harvard Üniversitesinde 31 Ocak’ta verdiği ve konferansta kendisine Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olması için Ermeni soykırımını tanıması koşulu getirilirse yaklaşımın ne olacağı hakkındaki bir soruya ‘Olmamış bir şeyi (soykırımı iddialarını kastediyor) varmış gibi ortaya koymak, bunu geleceğe taşınmak yanlıştır’ şeklinde cevaplandırdıktan sonra Türkiye ile Ermenistan arasında dışişleri bakanlarının görüşmesi ve uçak seferleri gibi olumlu gelişmelerden bahsetti ve ‘Bütün bu gelişmelerden sonra soykırımından bahsetmek yanlış. Bunları konuşmakla insanlığa hizmet edemezsiniz. Barışın küreselleşmesini beklediğimiz bir dünyada bunlar adeta barışı tahrip eden bombalardır. Barışa hizmet ediniz’ demiştir.[41]

 

Başbakanın yukarıda değindiğimiz konuşmaları Ermenistan’dan bir hareket veya jest geldiği taktirde Türkiye’nin sınır kapılarını açabileceği seklinde yorumlanabilir. Bu hareket veya jestin ne olabileceği hakkında açıklık olmamasına karşın bu günkü konjonktürde Karabağ sorunu ön planda olduğundan bu sorunla ilgili olumlu bir Ermeni adımının beklenmekte olduğu sonucuna varılabilir. Diğer yandan Başbakanın Harvard’daki sözleri soykırımı iddialarına karşı olduğunu hatta bunları barışı tehdit eden bir nitelik taşıdığını düşündüğünü göstermektedir.

 

Resmi temaslara gelince Başbakan Erdoğan ile Başkan Bush 28 Ocak 2004 tarihinde görüştüler. Başkan Bush bu görüşmeler hakkında basın mensuplarına bilgi verirken, görüşülen konular arasında sınırların açılmasını saymadı. Kıbrıs ve Irak gibi konuların görüşüldüğü bir ortamda sınırların açılması konusunun bir önceliği olmadığını görülüyordu.

 

Buna karşın Dışişleri Bakanı Colin Powell’in Abdullah Gül ile konuşması sırasında diğer konular arasında sınırların açılmasına da temas ettiği Gül’ün ise sınırların açılmasını

 

Karabağ sorununda gelişme olmasına bağladığı basın haberlerinden anlaşılmaktadır.[42] Hatta bir kaynağa[43] göre bu gelişme,  Ermenistan’ın Azerbaycan’daki işgalini sona erdirme yolunda adımlar atması olabilecektir.

 

İSVİÇRE PARLAMENTOSUNUN ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINI KABULÜ       

 

İsviçre Parlamentosu 16 Aralık 2003 tarihinde 107 olumlu, 67 olumsuz ve 11 çekimser oyla aldığı bir kararla sözde Ermeni soykırımını tanıdı.[44]

İsviçre’de, sayıları ile orantılı olmayan bir ölçüde nüfuz sahibi bulunan Ermeni azınlığının devamlı uğraşıları ve bölücü Kürt unsurları ile onları destekleyen bazı siyasetçilerin katkılarıyla bir süreden beri Parlamentonun Ermeni soykırımı iddialarını benimseyen bir karar kabul etmesine çalışılıyordu. Buna karşın İsviçre Hükümetleri, Türkiye ile ikili ilişkileri göz önünde bulundurarak,  böyle bir karara karşı çıkıyordu. 1995 ve 2000 ve 2001 yıllarında yapılan girişimler sonuçsuz kalmış, 13 Mart 2001 tarihinde yapılan bir oylamada bu konudaki bir karar tasarısı ancak üç oy farkla reddedilmişti. 20 Mart 2002 tarihinde 201 sandalyeli parlamentonun 115 üyesi tarafından, sözde soykırımın tanınmasını ve bunun Türkiye’ye bildirilmesini öngören bir önerge, Hükümetin aleyhte görüş bildirmesi üzerine oylamaya konmamıştı.[45]  Ancak Parlamentonun yaklaşık yarısının taraftar olması nedeniyle böyle bir kararın er geç kabul edileceği anlaşılıyordu.

Bu arada Cenevre Kantonu 10 Aralık 2001 tarihinde Ermeni soykırımı iddialarını benimseyen bir karar kabul etmişti. Vaux Kantonu da 23 Eylül 2003’de benzer bir karar almıştı.  Bu karar bazı Ermeni basınında,  Ermenistan’ı haritadan silen antlaşma bu şehirde imzalandığı için (Lozan şehri bu Kantondadır) kararın sembolik bir yönü olduğu şeklinde[46] yorumlanmıştı.

İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey 6 Ekim’de Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapacak ve İsviçre basın haberlerine göre Ankara ve İstanbul’dan başka « Kürt Bölgelerine » de gidecekti.[47] Ancak Ankara, Vaux Kantonunun aldığı kararı gerekçe göstererek bu ziyareti iptal etti.[48]

İsviçre Dışişleri ziyaretin iptalini büyütmemeye çalışırken[49] basında çıkan yazılarda Türkiye’nin İsviçre’yi hiçe saydığı hatta hakaret ettiği ileri sürüldü[50] ve böylelikle kamu oyunda Türkiye aleyhinde bir hava doğdu. 

Bir süre sonra Dışişleri Bakanı Calmy-Rey’in bir PKK üst düzey yetkilisi ile Öcalan hakkında görüştüğünün MİT tarafından İsviçre istihbaratına bildirildiğine, Cumhurbaşkanı Couchepin’in ise kendisinden izahat istediğine dair haberler[51] de İsviçre basınında Türkiye’nin İsviçre’de casusluk yaptığı gibi iddiaların ortaya atılmasına neden oldu.[52] Federal Savcılık bu konuda soruşturma açtı.[53] Bu soruşturma sonucunda Federal Savcı V. Roschacher, ceza hukukuna göre, Federal Hükümetin bir üyesinin ve İsviçre’de yaşayan bir Kürdün casusluğa maruz kaldığına dair bir bulgu olmadığını açıkladı.[54] Ancak bu Türkiye aleyhtarı havayı değiştirmedi.

Bu koşullar altında zaten üyelerinin yaklaşık yarısının Ermeni görüşlerini desteklediği İsviçre Parlamentosunun sözde soykırımı tanıyan bir karar alması bir sürpriz teşkil etmedi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı İsviçre Parlamentosunun aldığı karar hakkında bir açıklama yaparak bu kararın şiddetle kınandığını ve reddedildiğini, olayların çarpıtılarak tek tarafa bir soykırım olarak takdiminin kabul edilemeyeceğini, kamuoyunun yanıltılmaya teşebbüs edilmesinin hayretle karşılandığını, İsviçre Parlamentosunun, iç siyasal mülahazalarla, Türkiye-İsviçre ilişkileri ile ülkesindeki Türklerin duygu ve düşüncelerini göz ardı ederek aldığı bu kararın yol açacağı olumsuz sonuçları bakımından sorumluluk yüklenmiş bulunduğunu bildirdi.[55]

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi de, 22 Aralık 2003 tarihinde, AKP ve CHP grupları tarafından ortaklaşa kabul edilen ve İsviçre Parlamentosunun kararını kınayan bir bildiriyi oybirliği ile kabul etti.  Bu bildiride şu hususlar yer aldı: ‘Parlamentolar, uygarlıklar arasında çatışma isteyen çevrelerin emellerine hizmet eder durumlara düşmekten kaçınmalıdır. Uluslararası terörizme karşı dayanışma ve işbirliği içinde olunması gereken hassas dönemde, alınan yanlış kararlar  çok sayıda masum insanın hayatına kıymış, İsviçre dahil birçok ülke çıkarlarını hedef almış ırkçı Ermeni terörünün ödüllendirilmesi olarak değerlendiriyoruz. Ulusal Meclis, Türk Milleti'ni derinden yaralayan kararıyla son yıllarda birçok alanda olumlu ilerlemeler kaydeden Türkiye-İsviçre ilişkilerinde meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu da üstlenmiş olmaktadır. Meclis, İsviçre Ulusal Meclisi'nin tarihi gerçekleri kasıtlı biçimde çarpıtan, hatalı ve tek yanlı kararını kınamakta ve kabul edilemez olarak değerlendirmektedir.’[56]

 

İsviçre Parlamentosunun kabul ettiği karar ‘İsviçre Milli Konseyi (parlamentosu) 1915 Ermeni soykırımını tanır. Federal Konseyden (hükümetten) bu tanımayı not etmesini ve mutat diplomatik yollarla iletmesini ister’[57] şeklindedir. Buna göre İsviçre Parlamentosu sözde Ermeni soykırımı kendisi tanımakta ancak İsviçre Hükümetinden ve Türkiye’den böyle bir tanımada bulunmalarını istememektedir. İsviçre Hükümetine düşen sadece Parlamentonun böyle bir karar aldığını diplomatik yollarla duyurmaktır.

 

Görüldüğü gibi bu karar yumuşak ifadelerle kaleme alınmıştır. Ancak bu yumuşaklık şekilde olup karar, esasında, başlıca iki sakıncayı beraberinde getirmektedir.      

Bunlardan birincisi, İsviçre-Ermenistan Birliği tarafından da belirtildiği gibi,[58] bundan böyle 1915 Ermeni sevk ve iskânın soykırım olmadığını ileri sürmenin cezayı gerektirebileceğidir. Daha önce Parlamentonun böyle bir kararı olmadığı için, olayların soykırım olmadığını ileri süren bazı Türk dernekleri yöneticileri aleyhine Ermenilerce açılmış bulunan bir dava ret edilmişti.[59] Artık böyle bir davanın reddine imkân yoktur. Bu haliyle İsviçre Parlamentosu kararı, haksız olmanın yanında, fikir ve ifade özgürlüklerini de zedeleyen bir nitelik taşımaktadır.

İkinci sakınca ise İsviçre Parlamentosunun bu kararının diğer ülkeler için emsal teşkil etmesi olasılığıdır. Son yıllarda, İtalya ve özellikle Fransa’da alınan ve Ermeni soykırımı iddialarını kabul eden kararlar, Türkiye’nin şiddetli itirazlarını çekmiş olmakla beraber, ikili ilişkilerin gelişmesine bir engel teşkil etmemiştir. İsviçre de Türkiye ile ilişkilerinde bir sıkıntıyla karşılaşmadığı taktirde bu durumun başka ülkeleri Ermeni soykırım iddialarını kabul etmeye götürmesi olasıdır.

Başbakan Recep Tayyib Erdoğan Erdoğan Dünya Ekonomik Forumu’na katılmak üzere gittiği Davos’ta İsviçre’nin yeni Cumhurbaşkanı Jopeh Deiss ve Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey ile görüştü. Bu konuda basına bilgi veren İsviçre Cumhurbaşkanı, İsviçre Parlamentosunun Ermeni soykırımı hakkında yaptığı oylamanın ayrıntılarını Başbakan Erdoğan’a anlattıklarını, Türkiye ile İsviçre arasında halen bazı sorunlar bulunmakla beraber ilişkilerde bir yumuşama olması ihtimalinin bulunduğunu, Erdoğan’ın geçen yıl ertelenen Türkiye ziyareti için Calmy-Rey’i yeniden davet ettiğini söyledi.[60]

 

İsviçre gazeteleri ve bazı uluslararası haber ajansları söz konusu görüşme hakkındaki haberlerinde Türkiye Başbakanının Calmy-Rey’i davet etmesine öncelik verdiler.[61] Yukarıda belirtildiği üzere Calmy-Rey’in Türkiye’yi ziyaretinin ertelenmesi İsviçre kamu oyunda bir tür hakaret gibi kabul olmuş bu da İsviçre Dışişleri Bakanını güç durumda bırakmıştı. Cumhurbaşkanının Erdoğan’ın daveti yenilediğine dair sözleri Dışişleri Bakanı bu durumdan kurtarmış, ayrıca Türkiye ile olan sorunların çözülmekte olduğu anlamına gelen ifadeleri de Türkiye ile ilişkilerin bozulması nedeniyle hükümete yöneltilen tenkitleri durdurdu. 

 

Erdoğan-Deiss görüşmesi hakkında Türk kaynaklı haberlerde[62] ise Başbakanın Calmy-Rey’i davet etmesinden ve iki ülke arasında yumuşama olduğundan bahis yoktur.

 

Anadolu Ajansına göre Başbakan, İsviçre Cumhurbaşkanının İsviçre parlamentosunun aldığı kararın ikilli ilişkilere zarar vermesinin yanlış olduğunu, olaylar sırasında Türk ve Ermenilerin de öldüğünü, bu sorunun incelenmesinin tarihçilere bırakılması ve parlamentoların tarihi konularda karar almaması gerektiğini, İsviçre’de 100 bin Türk yaşadığını bunlardan 20 bininin çifte vatandaşlığı olduğunu, İsviçre Hükümetinin ülkesindeki Türklerin tepkilerini dikkate alması ve fanatik Ermenilere teslim olmaması gerektiğini söylemiş ve Türkiye’ye yapacağı ziyaretinin erteleme nedeninin anlayamadıklarını ifade eden Calmy-Rey’e cevaben de Türkiye’de Vaux Canton’unun kararına gösterilen tepkilerin buna neden olduğunu belirtmiştir.[63]  Başbakan Erdoğan 24 Ocak 2004 tarihinde düzenlediği basın toplantısında aynı hususları tekrarlamış ve bu arada İsviçre Dışişleri Bakanının Türkiye’yi ziyaretinin ertelemesinin asıl nedeninin sözde Ermeni soykırımı hakkında alınan karar olduğunu, bu kararı esefle karşıladıklarını, İsviçre’de 5 bin Ermeniye karşılık 100 bin Türk bulunduğunu, tarihi olayları tekrar gündeme almanın yararı olmadığını, İsviçre Parlamentosunun bu konuyla bir ilgisi bulunmadığını söylemiştir.[64]

 

Başbakan ABD ziyareti sırasında, 27 Ocak 2004 tarihinde,  New York’taki Türk Evinde yaptığı konuşmada İsviçre parlamentosunun kararına değinerek, Davas’ta İsviçre Cumhurbaşkanına ‘bu karar neye yarar. İsviçre böyle bir karar alırsa bu sadece ilişkilerimizi zedeler, İsviçre de 100 bin Türk var, 5 bin de Ermeni, Siz 5 bin Ermeni için 100 bin Türk’ü karşınıza alıyorsunuz, dedim’[65] şeklinde konuştuğunu söylemiştir.

 

Gerçekten de İsviçre Parlamentosunun ülkesinde 20 bini kendi vatandaşı olan toplam 100 bin Türkü ihmal ederek 5 bin Ermeniyi tatmin etmeye çalışmasını ilk bakışta anlamak güçtür. İsviçre Parlamentosunun hangi cemaatin daha kalabalık olduğunu değil, hangisinin daha etkili olduğunu dikkate alarak hareket ettiği anlaşılmaktadır. 

 

TÜRKİYE’NİN ERMENİSTAN’A KARŞI İLKESEL TUTUMU HAKKINDA AÇIKLAMALAR

 

İncelediğimiz dönem içinde Türkiye’nin Ermenistan’a karşı ilkesel tutumunu tekrar açıklayan iki resmi beyan yapılmıştır.

 

Birinci beyan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e ait olup Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı münasebetiyle, 1 Ekim 2003 tarihinde yaptığı ve ülkenin iç ve dış sorunlarına değindiği konuşmasında Ermenistan ile ilişkiler için şunları söylemiştir: ‘Türkiye, tüm komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmek yönündeki isteği doğrultusunda, Ermenistan’la da ilişkilerini normalleştirmek amacındadır. Ancak, bu amaca ulaşılması, Ermenistan’ın iyi komşuluk ve uluslararası hukuk ilkeleriyle uyumlu bir dış siyaset izlemesine, komşularıyla sorunlarını bu doğrultuda çözme yönünde ciddi çaba göstermesine, geçmişiyle barışmak yönünde son seçimini yaparak tarihin yargılanmasını tarihçilere bırakmasına bağlıdır. Doğal olarak, Ermenistan’ın bu davranış içine girmesi ve bu yönde siyasal istenç göstermesi Türkiye tarafından karşılıksız bırakılmayacağı gibi, böyle bir olumlu gelişme tüm Güney Kafkasya bölgesinin istikrar ve gönencine somut katkı sağlayacaktır.’[66]

 

İkinci beyan ise Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Bakanlığının 2004 Mali Yılı Bütçe Tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda takdimi vesilesiyle 3 Kasım 2003 tarihinde yaptığı konuşmada yer almıştır. Bu konuşmanın Ermenistan ile ilgili bölümü şöyledir: ‘Türkiye Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirmek ve bu ülkeyle iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde işbirliğini geliştirmek istemektedir. Bu hedefe ulaşmak ise Ermenistan’ın uluslararası hukuk ilkelerine riayet etmesine, geçmişiyle barışma yönünde nihai seçimini yaparak tarihin yargılanmasını tarihçilere bırakmasına ve komşularıyla sorunlarını çözümlemek yönünde ciddi irade göstermesine bağlıdır.  Bu yönde bir yaklaşım benimsendiğini açıkça ortaya koyması halinde Ermenistan’ın bu tutumu Türkiye tarafından karşılıksız bırakılmayacak bu durum da güney Kafkasya bölgesinin istikrar ve refahına önemli katkılar getirecektir.[67]

 

Görüldüğü üzere, Ermenistan’a karşı uygulanan politika konusunda Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanının konuşmaları aynı ilkeleri içermektedir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz.

 

Birinci ilke Ermenistan’ın uluslararası hukuk ilkelerine riayet etmesidir. Bunu Türkiye-Ermenistan ilişkilerine uyguladığımızda, Türkiye’nin sınırları uluslararası antlaşmalarla saptanmış olduğundan, Ermenistan’ın Anayasa Bildirgesinde Doğu Anadolu’nun Batı Ermenistan olarak belirtilmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğu ve bu çerçevede Ermenistan’ın Türkiye’den toprak veya tazminat talebinde bulunamayacağı görülmektedir. Aynı şekilde hukuken Azerbaycan toprağı olan Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgal edilmesi de uluslararası hukuka aykırıdır. Diğer yandan Karabağ’ın statüsünde yapılacak olası her değişikliğin Azerbaycan tarafından kabul edilmesi uluslararası hukuk gereğidir.

 

İkinci ilke Ermenistan’ın komşularıyla sorunlarını, uluslararası hukuk ilkeleri doğrultuda, çözme yönünde ciddi çaba veya irade göstermesidir. Ermenistan’ın gerek Türkiye gerek Azerbaycan’a karşı izlediği politika irdelendiğinde başlıca amacın, sorunları nihai çözümler bulmaya değil,   bazı avantajlar sağlamak olduğu görülmektedir. Örneğin Ermenistan, soykırım iddialarından ve toprak ve tazminat taleplerinden resmen vazgeçmeden ve Karabağ sorunu çözümlenmeden Türkiye ile diplomatik ilişki kurulmasına, hiç olmazsa sınırların açılmasına çalışmaktadır. Diğer yandan Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarından çekilmeden Azerbaycan’ın uyguladığı ambargoyu kaldırmaya ve ilişkilerini normalleştirmeye gayret etmektedir.

 

Üçüncü ilke ise Ermenistan’ın tarihin yargısını tarihçilere bırakmasıdır. Bunun için Ermenistan’ın geçmişiyle barışma yönünde nihai bir seçim yapması ve geçmişin sorunlarını günümüz sorunları olarak görmekten vazgeçmesi gerekmektedir. Oysa Ermenistan, tehcir olarak bilinen, 1915 yılı Ermeni sevk ve iskânını, uluslararası topluma bir soykırım olarak kabul ettirme politikasını izlemektedir. Bu politika, soykırım gibi ağır bir suçlamada bulunmak ve toprak ve tazminat talepleri için bir zemin oluşturmaya çalışmakla, Türkiye üzerinde baskı kurulmasını amaçlamaktadır. 1915 olayları üzerinden bir asra yakın zaman geçmiştir. Bu olayların yer aldığı Birinci Dünya savaşı sonrasında yeni bir siyasi düzen kurulmuş,  Türkiye Cumhuriyeti de bu düzen içinde yer almış ve sınırları da uluslararası anlaşmalarla kabul edilmiştir. O günden günümüze bir siyasi sorun kalması mümkün değildir. Eğer o zaman kurulan siyasi düzenin revize edilebileceği fikri savunulursa bu, Balkanlarda, Orta Doğuda, Kafkaslarda ve dünyanın diğer bölgelerindeki eski sorun ve taleplerin de günümüzde tekrar ortaya atılabileceği,  diğer bir deyimle mevcut uluslararası düzenin sorgulanabileceği anlamına gelecektir. O yıllarda yaşanan tüm olaylar artık tarih olmuştur. Bu olayların incelenmesi ve yargılanması da tarihçilere aittir.

 

Yukarıda değindiğimiz metinlere göre Ermenistan,  söz konusu ilkelere uyduğu taktirde, Türkiye’nin, ‘tüm komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmek yönündeki isteği doğrultusunda’, Ermenistan’la da ilişkilerini normalleştireceği diğer bir deyimle kara sınırlarını açacağı ve diplomatik ilişki kuracağı anlaşılmaktadır.





 

[1] Ermeni Araştırmaları, Sayı 10, s. 17.

[2] Armenian Policies must be based on principles of Armenian-centrism, Yerkir, 5 Eylül 2003

[3] Ermeni Araştırmaları, Sayı 10, s. 15

[4] Turkish Embargo of , Armenian Mirror Spectator, 3 Eylül, 2003

[5] Takings and Losses of Open Border, Economists present their outlooks, Azg, 19 Eylül 2003

[6] Bu konu için bkz. ‘Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Sınır Kapısı Sorunu ve Ekonomik Boyutu’,

Sedat Laçiner, Ermeni Araştırmaları, Sayı 6,  ss. 35–65

[7]   Ermeni Araştırmaları, Sayı 10, s. 18, dipnot 32 

[8]   Hürriyetim, 8 Eylül 2003

[9]   Aynı kaynak

[10] Türkiye’de Ermenice çıkan Marmara gazetesine atfen Yerkir, 29 Eylül 2003

[11] Asbarez, 16 Eylül 2003

[12] RFE/RL, 23 Eylül 2003

[13] Asbarez, 9 Eylül 2003

[14] Panarmenian, 7 Eylül 2003

[15] Golos Armenii ve Hürriyet

[16] www.armenianforeignministry.com.speeches,statements, Vartan Oskanian, Statement of the UN

    General Assembly General Debate, September, 25, 2003

[17] Anadolu Ajansı, 26 Eylül 2003

[18] RFE/RL, 26 Eylül 2003

[19] Azg Daily, 7 Ekim 2003

[20] Mediamax News Agency, 6 Ekim 2003

[21] Asbarez , 6 Ekim 2003

[22] Mediamax News Agency, 24 Kasım 2003

[23] Azg Daily, 25 Kasım 2003

[24] Armenpress, 4 Aralık 2003 ve RFE/RL 3 Aralık 2003

[25] Noyan Tapan, 1 Aralık 2003

[26] Anadolu Ajansı,  5 Aralık 2003

[27] Mediamax News Agency, 6 Aralık 2003

[28] ANS TV, Baku, 10 Ocak 2004

[29] Baku Today, 9 Ocak 2004

[30] Associated Press Worldstream, Ocak 2004

[31] Azer  Tag, Info Agency, 10 Ocak 2004

[32] Pan  Armenian Network, 21 Ocak 2004  

[33] www.clark04.com

[34] The California Courier, 20 Aralık 2003

[35] Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, s. 39

[36] Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, s.40; Sayı 5, s. 20; Sayı 9, s. 25

[37] Armenian Assembly of , Press Release, 22 Ocak 2004

[38] a1plus, 28 Ocak 2004

[39] ANCA, Press Release, 23 Ocak 2004

[40] Hürriyet, 28 Ocak 2004

[41] Hürriyet, 1 Şubat 2004

[42] Anadolu Ajansı, 30 Ocak 2004

[43] Hürriyet,  31 Ocak 2004, Sedat Ergin: Kerkük Özel Vaka

[44] Hürriyet ve Vatan, 17 Aralık 2003

[45] Bu konuda bkz. Ermeni Araştırmaları, Sayı 3, ss.13–17;  Sayı 4, s. 19; Sayı 5, ss. 17–19

[46] Yerkir, 24 Eylül 2003,

[47] Neue Zürcher Zeitung, 30 Eylül 2003

[48] Sabah, 2 Ekim 2003

[49] Neue Zürcher Zeitung, 1 Ekim 2001 (Swiss play down Turkish Rebuff), Swissinfo, 1 Ekim 2003

     (La Diplomatie suisse adopte un profile bas)

[50] Neue Zürcher Zeitung, 30 Eylül 2003 ( snubs Calmy-Rey), Swissinfo, 1 Ekim 2003

    ( snubs Swiss;  Swiss protest about snub after Armenian genocide decision),

     Agence  France Presse, 1 Ekim  2003 (Turkish cancellation of swiss trip an ‘affont’)  

[51] Hürriyet, 25 Ekim 2003

[52] Swissınfo, 26 Ekim 2003 (Swiss investigate alleged case of Turkish espionage;  Micheline Calmy-

     Rey et les  espions turcs;  Micheline Calmy-Rey espionnée par les services turcs),  Agence  

     France Presse, 26 Ekim 2003  (Turks spied on Swiss foreign minister over Kurd link)

[53] Neue Zürcher Zeitung, 27 Ekim 2003 (Swiss investigate alleged case of Turkish espionage) 

[54] Agence Presse, 31 Ekim 2003

[55] www.mfa.gov.tr (Basın açıklamaları No. 214, 16 Aralık 2003)

[56] Akşam, 24 Aralık 2003

[57] Fédération euro-arménienne, Communiqué de Presse, 1& Aralık 2003 

[58]Association Switzerland-Armenia, Bern, Press Release,, 16 Aralık  2003

[59] Ermeni Araştırmaları, Sayı 4, s.19

[60] Swissinfo, 25 Ocak 2004

[61] 20 Ocak 2004, Neu Zürcher Zeitung, Swissinfo, The Associated Press, Xinhua General News

    Agency

[62] Hürriyet, Tercüman 25 Ocak 2004,

[63] Anadolu Ajansı, 24 Ocak 2004

[64] Anadolu Ajansı, 25 Ocak 2004

[65] Hürriyet, 28 Ocak 2004

[66] www.cankaya.gov.tr/tr_html/KONUSMALAR/01.10.2003-349.html

[67] Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan,  3 Kasım 2003 tarihli ve ‘Dışişleri Bakanı ve Başbakan

     Yardımcısı Sayın Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı 2004 Mâli Yılı Bütçe Tasarısını Türkiye Büyük

     Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’na Takdimi Vesilesiyle Hazırlanan Kitapçık’ başlığını

     taşıyan belge

 

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 11, Sonbahar 2003
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.