Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Kitap Tahlili: Doç. Dr. Birsen KARACA: Sözde Ermeni Soykırımı Projesi: Toplumsal Bellek ve Sinema

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 23-24, 2006

 

Yazar: Doç. Dr. Birsen Karaca

İstanbul: Say Yayınları, 2006, 154 Sayfa.

 

Bilindiği gibi özellikle Ermeni sorunu konusunda çalışan bir çok bilim adamının yıllarca karşılaştığı önemli sorunlar arasında Türkiye’de Ermenice bilen akademisyenlerin olmayışı ve üniversitelerde Ermenice üzerine herhangi bir çalışmanın yapılmıyor oluşu idi. Bu bağlamda Doç Dr. Birsen Karaca’nın gerek Türkiye’de bir ilk olarak Ermeni Dili ve Kültürü üzerine açmış olduğu Yüksek Lisans programı ve gerekse kendisinin hazırlamış olduğu Doğu Ermenice sözlüğün bu alandaki önemli bir açığı kapattığını söylemek gerekir. Karaca’nın söz konusu sözlüğün yanı sıra Diyaloglarla Ermenice I, Ermeni Edebiyatı Seçkisi adlı eserleri ile yine Ermeni sorunu konusunda bir çok makalesi de bulunmaktadır. Halen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinde görev yapmakta olan Karaca’nın Rus Edebiyatı üzerine de çeşitli yayınları bulunmaktadır.

 

Karaca’nın Say yayınlarından çıkan “Sözde Ermeni Soykırımı Projesi: Toplumsal Bellek ve Sinema” adlı son kitabı Ermeni sorununun Türkiye’de pek de üzerinde durulmayan bir boyutunu ele alıyor olması bakımından önem arz etmektedir.  Bireysel ve toplumsal bellekleri yeniden kurmak için algılama mekanizmalarına müdahale sırasında kullanılan yöntemlerin ve araçların ele alındığı kitabın son bölümünde ise imgenin oluşumu üzerinde durulmuştur. 

 

Üç bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde Karaca, Sözde Ermeni Soykırımı Projesi ve bu projenin oluşum evrelerini ele almaktadır. Soykırım projesinin esas itibari ile “Dört T” planı üzerine kurulduğunu belirten Karaca, bu planın “Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak” taleplerini içerdiğini belirtmektedir.

 

“Dört T” planına destek veren çoğu araştırmacının uzun zamandır bu maddeleri onaylayan somut bir belgeyle dünya kamuoyunun karşısına çıkamadığını ve olayı siyasi alana taşımaya çalıştıklarını belirten Karaca, sorunu tartışmak için gerçekleştirilen hiçbir bilimsel ortamda Ermenilerin Türklerle bir araya gelmek istemediklerinin de altını çizerek bu bağlamda Türkiye’nin Ermenistan’a arşiv çalışması konusunda yapmış olduğu teklife de resmi olarak halen herhangi bir olumlu cevap vermeyen tarafın Ermeniler olduğunu belirtmektedir.

 

Kitapta yazar ayrıca Ermeni Yardım Haç’ı tarafından basılmış bir takvimin yapraklarındaki resimlere de yer vermiştir. Söz konusu takvimin yapraklarındaki görüntülerde Van Kalesi, Akdamar Adası, Nemrut Dağı, Şebin Karahisar, vb resimlerin kullanıldığı gözlerden kaçmamakla beraber takvimin 2004 yılı gibi yakın bir tarihte hazırlanmış olması da dikkat çeken bir diğer noktadır.

 

Ermeni yöneticiler tarafından siyasetin bilimi yönlendirdiğini ve Avrupalı bilim adamlarının da bu durumu desteklediklerini belirten Karaca, Ermeni Sorununun oluşumunda üç büyük evrenin etkili olduğunu, ilkinin Ermenilerin Hristyanlığı kabulüyle başladığına da değinmektedir. Bu dönemde özellikle Ermeni Kilisesinin etkisi üzerinde duran Karaca, bu yolla Ermeni halkının bir arada kalmalarının sağlandığını belirtmektedir.

 

Ermeni Sorununun ikinci büyük evresinin ise Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemi olduğu ve bu dönemde ilk kez Ermeni sorununun uluslararası platforma taşındığının anlatıldığı kitapta sorunun son evresinin ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanya’sında uygulanan Yahudi soykırımı ve bu olayın ardından gerçekleşen Hukuki gelişmeler olduğunu anlatmaktadır.

 

Bellek kavramının irdelendiği ikinci bölümde algılama mekanizmaları ile bellek arasındaki bağlantılar üzerinde durularak belleğin aslında öğrenme sürecinde oluştuğu ve geliştiği vurgulanmaktadır. Buradan hareketle en gelişmiş ve uzun ömürlü belleğin insana ve devlete ait olduğunu belirten Karaca, devletlerin fiziki, siyasi, ekonomik ve nüfus yapısı bakımından kompleks bir yapıya sahip olduğunu bu yapının oluşumunda ise söz konusu devletin bünyesindeki toplumların etkisinden bahseder. 

 

Kitle iletişim araçlarının toplumların belleğinin oluşum, gelişim ve korunmasındaki etkisini de ele alan Karaca, teknolojiden yararlanılarak kitle iletişim araçlarının yalnızca iyi niyetli bireyler tarafından kullanılmadığını çoğu zaman söz konusu teknolojinin kötüye kullanılabildiğini de örneklerle açıklamaktadır. Özellikle büyük önder Atatürk’ün kendi el yazısı ve imzasıyla Latife Hanım’a gönderdiği fotoğrafın fotomontaj tekniği kullanılarak tahrif edilmesi ve fotoğraftaki köpek yavrularının yerine karnı deşilerek öldürülmüş bir çocuk cesedinin yerleştirilmesi bu tahrifatlar arasında ilk sırada yer almaktadır.

 

“Yeni Bir Algılama Sistemi Kurulurken” başlıklı üçüncü bölümde ise Ermeni sorununda sık sık başvurulan anılar sorgulanmaktadır. Anıların öznel olduğunu ve çoğu zaman gerçeği yansıtmadığını belirten Karaca, dolayısıyla Ermeni görüşünü destekleyenlerin sorgulamayı, kıyaslamayı, doğrulanmayı gerektiren ve karşıt görüşlere yer veren bilimsel çalışmalardan kaçınmalarının temelinde anıların olduğu görüşünü savunuyor.

 

Yine bu bölümde incelenen konulardan biri de Atom Egoyan yönetmenliğini yaptığı ve ana teması eroin kaçakçılığı olan “Ağrı Dağı” adlı filmdir. Filmi biçim, içerik ve sanatsal yönden detaylı bir şekilde inceleyen Karaca, filmin senaristi Egoyan’ın hayatı, filmin finansmanını kimlerin sağladığı, filmde kullanılan dilleri ve filmin genel bir analizini de yaparak okuyucunun film hakkında her türlü bilgiyi edinmesini sağlamaktadır.  Filmden bazı pasajlara da yer verildiği kitapta ve bu pasajlarda geçen diyaloglardaki bilgilerin ne kadar gerçekten uzak olduğu yine Karaca’nın ortaya koyduğu belgelerle anlaşılmaktadır.

 

Kitapta incelenen bir diğer film ise Henri Verneul’nin “Anne” adlı filmidir. Gerçek adı Aşot Malakyan olan Verneul, “Anne”de Türkiye’den ayrılarak 1921 yılında Fransa’ya gelen Ermeni Zakaryan ailesinin geldikleri ülkede yaşamlarını nasıl yeniden kurduklarını hikaye etmektedir. Söz konusu filmin ortaya çıkış nedeninin Sözde Ermeni Soykırım Projesine destek toplamak ve yaratılan imgelerle, üretilen bilgi ve düşüncelerle Türkiye’yi Türk insanını karalamak olduğunu belirten Karaca, bu tür filmlerin Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik savaşa destek verdiğini de belirtmektedir.

 

Verneul’nin filminde izleyiciye Türklerin aleyhinde bir çok mesajlar verildiğine de değinen Karaca bu mesajları şöyle sıralamaktadır; a)Ermeniler çok eski bir halktır. b)Talat Paşa cinayetiyle Ermenilerin intikamını aldığını düşünen Sogomon Tehleryan bir Ermeni milletinin intikamını alan bir kahramandır. c)Ermenilerin gittikleri ülkelerde karşılaştıkları sorunların kaynağı Türklerdir.

 

Filmde Talat Paşa cinayetiyle gündeme gelen Sogomon Tehleryan’la ilgili sahnelere de yer veren Verneul’nin sanatı terörizmin hizmetine sunması Karaca’nın bu konu üzerinde daha detaylı durmasına neden olmuştur. Tehleryan’ın işlediği cinayet için mahkemeye sunduğu  tehcir sırasında aile bireylerinin gözünün önünde öldürüldüğü gerekçesinin doğru olmadığı, söz konusu dönemde Tehleryan’ın Osmanlı sınırları içinde değil Erivan’da olduğunu da yine Karaca’nın verdiği bilgilerden öğrenmekteyiz.

 

Ermenice kaynaklardan hareketle Tehleryan’ın Ermenilerin kahramanlaştırdığı gibi değil aksine terörist olduğunu ortaya koyan Karaca, Tehleryan’ın aslında Ermeni terör örgütü Nemesis üyesi olduğunun da altını çiziyor. Sonradan Ermeni terör örgütü ASALA’ya dönüşen Nemesin’in yönetmen Verneul tarafından desteklenmesi ise sanatın terörizme hizmet ettiğinin bir başka göstergesini oluşturuyor.

 

Yine bu bölümde filmin bazı sahnelerinde izleyiciye sunulan Ermenilerin Urartulardan geldiği bilgisinin de Ermeni tarihçiler tarafından kabul görmeyen bir bilgi olduğu ve dolayısıyla filmin tarih bilgisinin de doğru olmadığı ve buna benzer bir çok kurgu hatasının olduğunu belirtiyor.

 

Kitapta incelenen bir diğer film olan “Sason’un Oğulları” adlı film ise Türk kamuoyunda pek  bilinmeyen bir filmdir. Filmin senaristi Sarky Mouradian, daha önce Franz Werfel’in aynı adlı romanından uyarladığı “Musa Dağında 40 Gün” adlı filmin de yönetmenliğini yapmıştır. “Sason’un Oğulları” adlı filmde yönetmen Ermeni milliyetçilik duygularını güçlendirmeyi amaçlayarak, filmde sık sık muzaffer Ermeni imgesini çizdiği görülmektedir.

 

Yine meslektaşı Verneul gibi Ermeni teröristlerini kahramanlaştıran Mouradian’ın filmde Hristiyanlık uğruna kurban edilmiş Ermeni imgesi çizdiği görülmektedir. Kitabın son bölümünde ise “Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili Ermeni basınında 2005 yılının ilk sekiz ayı içerisinde yayımlanmış olan röportajlar incelenmektedir. Özellikle Türk kamuoyuna yönelik psikolojik baskı unsurlarının ele alındığı bu bölümde, Sasun isyanlarının elebaşısı durumunda olan Andranik’in 1907 yılında Taşnak Partisinin dördüncü Genel Kongresinde yapmış olduğu savunmaya da geniş yer verilmiştir. “Unutturulmak İstenen Geçmiş” adlı alt bölümde ise Türklerin ve Ermenilerin ortak geçmişlerindeki dostluk ilişiklerine vurgu yapılmaktadır.

 

Sonuç olarak son derece titiz bir çalışmanın sonucu hazırlanmış olan bu eser, Ermeni sorunu konusunda çalışma yapacak tüm akademisyenlerin kütüphanesinde bulundurması gereken bir eserdir. Ayrıca son dönemler de daha çok sorunun uluslararası ilişkiler ve tarih boyutuyla ilgili çalışmalar nedeniyle kitapta değinilen birçok konunun Türk kamuoyunda gündeme gelmediği ve göz ardı edildiği de bu eserle anlaşılmaktadır.

 ----------------------
* ERAREN Uzmanı - ydeveci@iksaren.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 23-24, 2006
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.