Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, 29, 2008

 

Öz: Bu yazı Mart-Mayıs 2008 döneminde Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkileri, Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki gelişmeleri 19 Şubat 2008 tarihinde yapılmış olan Ermenistan Başkan seçimini, bu seçime katılan adayları, seçimlerin sonucuna yapılan itirazları ve seçimlerden sonra Ermeni hükümetinin kurulmasını incelemektedir.  

Anahtar Kelimeler: Türkiye Ermenistan, Bulgaristan, Vatikan, İsrail, Arjantin, soykırım iddiaları, Levon Ter-Petrosyan, Serj Sarkisyan, Robert Koçaryan, Karekin II. 

Abstract: This article examines the relationship between Turkey and Armenia between March and May 2008 and the recent developments regarding the Armenian genocide allegations. What is more, it elaborates on the Armenian presidential elections on February 19, 2008, the candidates of the election, the reaction to the election results as well as the establishment of Armenian government after the elections.

Key Words: Turkey-Armenia, Bulgaria, Vatican, Israel, Argentina, genocide allegations, Levon Ter-Petrosyan, Serj Sarkisyan, Robert Kocharian, Karekin II. 

I - Türkiye-Ermenistan İlişkileri  

Serj Sarkisyan 19 Şubat 20008 tarihinde Ermenistan Devlet Başkanı seçildikten kısa süre sonra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  kendisine 21 Şubat 2008’de şu  kutlama mesajını göndermiştir[1]:  

"Sayın Devlet Başkanı,

Ermenistan Cumhurbaşkanlığına seçilmeniz dolayısıyla, Türk milleti ve şahsım adına Zat-ı Devletlerini kutluyor, başarılar diliyorum.

Yeni görevinizin, yüzyıllar boyunca barış ve uyum içerisinde birlikte yaşayabildiklerini kanıtlamış olan Türk ve Ermeni halkları arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için gerekli ortamın yaratılmasına imkan tanıyacağını umuyorum.

Ortak çabalarımızın, bölgemizde barış ve refaha katkıda bulunacak, istikrar, karşılıklı güven ve işbirliğine dayalı bir atmosfer oluşturmasını içtenlikle temenni ediyorum.

Bu vesileyle, sağlık ve mutluluğunuz ile Ermenistan halkının huzur ve refahı için en samimi dileklerimi iletiyorum." 

Seçimlere hile karıştırıldığına ilişkin yaygın duyumların alındığı ve seçim sonuçlarını kabul etmeyen Ter Petrosyan’ın öncülük ettiği büyük gösterilerin yapıldığı ve bu nedenlerle de bir çok ülkenin Sarkisyan’ın kutlamak için acele etmediği bir ortamda Türkiye Cumhurbaşkanın bu mesajı, Türkiye’nin Ermenistan’daki yeni iktidara iyi niyetlw yaklaştığını gösteriyordu.  

Ermenistan Hükümeti kurulduktan sonra da Başbakan Erdoğan Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan’a ve  Dış İşleri  Bakanı Ali Babacan’da Ermenistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan’a birer kutlama mesajı gönderdiler. 

Dışişleri Bakanı Ali Babacan bu konuda gazetecilerin sorularına verdiği cevapta  Türkiye’nin Ermenistan ile  ilişkilerini normalleştirme arzusunda olduğunu ve bu amaçla diyalog yollarını açık tuttuğunu söyledi[2].

İki gün sonra, 23 Nisan gecesi,  Erivan’da yapılan gösterilerde Türk bayrakları yakındı. 24 Nisan’da Soykırım Anıtında ise Türk bayrağı çiğnendi. Bu olay, haklı olarak, Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Dışişleri Bakanlığı ertesi gün şu açıklamayı yaptı[3]: 

“Bazı Türk basın organlarında bugün yer alan haberlerde, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da 24 Nisan 2008 günü düzenlenen resmi törenlerde, alana Türk bayrağının serildiği, bu şekilde tören katılımcılarının bayrağımızı çiğneyerek geçtikleri, bundan bir gün önce de yine Erivan’da yapılan bir gösteride Türk bayrağının yakıldığı yönünde haberlerin yer aldığı görülmektedir. 

Bu konudaki haberlerde Erivan’daki törende söz konusu uygulamanın resmi yöneticilerce yapıldığı yönünde de bilgilere rastlanmaktadır.  

Türk bayrağı taşıdığı anlam itibariyle, yüce Türk milletinin tarihten bugüne gelen bütün temel değer ve inançlarını, özgürlüğünü sembolize etmekte, bu yönüyle de milletimizin bir nevi var oluşuyla eşanlamlı kabul edilmektedir. Türk milletinin bu değerlerine ve bunları yansıtan bayrağına atfettiği önem bütün herkes tarafından da yakinen bilinmektedir. Bu bakımdan söz konusu haberler toplumumuzda büyük üzüntü, tepki ve infial doğurmuştur.  

Söz konusu davranış ve eylemleri şiddetle kınıyoruz”.

Bu olayın yanında Ermenistan’ın yeni Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın 24 Nisan münasebetiyle yayınladığı bildirinin çok olumsuz öğeler taşıdığı görüldü[4].

Sarkisyan, Ermeni “soykırımının” uluslararasında tanınması ve kınanmasının Ermenistan dış politikası gündemimin vazgeçilmez bir parçası olduğunu ifade ederek bu konuda Koçaryan hükümetleriyle yeni hükümet arasında bir fark olmadığını gösterdi. Bildirideki “tarihi adaletin yerine getirilmesi için Ermenistan’ın gayretlerinin ikiye katlamalıdır”. İfadeleri de olumsuzdur; zira “tarihi adalet”in tanımlaması yapılmamışsa da bu deyimle genellikle Ermenilerinin Osmanlı İmparatorluğu döneminde adaletsizliğe uğradığı bu nedenle de soykırım iddialarının tanınması yanında “kaybedilen” toprakların geri verilmesi ve tehcir için de tazminat alınması söylenmek istenmektedir.  

Sarkisyan mesajında Türkiye’ye dolaylı bir atıf yaparak, bir çok ülkenin gerçeği kabul ettiği dikkate alındığında inkârcılığın bir geleceği olmadığını söylemiş ve böylelikle Türkiye’ye  “soykırımı” inkâr değil kabul etmesi imâsında bulunmuştur.  

Ermenistan Devlet Başkanı amaçlarının (soykırım iddialarının tanınması ve “tarihi adaletin” yerine getirilmesi) düşmanlık veya intikamla ilgisi olmadığını    “suçsuz kurbanların anısını canlı tutarken, halen, hiçbir önkoşul olmadan, Türkiye ile normal ilişkiler kurmaya hazır”  bulunduklarını da ifade etmiştir.  

Bildiri yakından incelendiğinde bir yandan soykırım iddialarının kabul edilmesi için çabaların arttırmasının ve imâ yoluyla dahi olsa toprak ve tazminat taleplerinin dile getirilmesinin, diğer yandan Türkiye ile normal ilişki kurmak istenmesinin bir çelişki oluşturduğu görülmektedir. Diğer yandan üslup ve demagoji bir yana bırakılırsa, bildirinin Koçaryan döneminin “önkoşulsuz ilişki kurmak” formülünü de açıkça benimsemiş olduğu gözlemlenmektedir.

Bilindiği üzere Türkiye Ermenistan ile normal ilişki kurmak için bazı koşullar öne sürmektedir. Bunların başında iki ülkenin birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanıması gelmektedir. Ermenistan’ın  soykırım iddialarının kabul edilmesi için  gayretlerine son vermesi ve Karabağ sorunun bir çözüme bağlanması da diğer koşullardır.. Ermenistan ise bu sorunları çözmeden (yani önkoşullara uymadan) Türkiye ile diplomatik ilişki kurmayı ve kara sınırını açtırmayı amaçlamaktadır.  

Basın haberlerine göre Başbakan Erdoğan Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan’a gönderdiği kutlama mesajında[5], özetle, diyalog yoluyla mevcut sorunlara kalıcı çözümler bulunmasının ve iyi komşuluğun inşasının öncelik taşıdığını, ikili ilişkiler alanında bazı spesifik adımlar atılabileceğini, bu çerçevede daha önce Ermenistan’a yapılmış olan önerilerin hala gündemde bulunduğunu ifade etmiştir.  Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan verdiği cevapta[6], özetle, kişisel temaslar yoluyla iki tarafı ilgilendiren sorunların çözümünü teşvik edebileceklerine emin olduğunu, yapıcı bir diyalogun başlatılması ve iki ülke arasında önkoşul olmadan normal ilişkiler kurulması hususunda Ermenistan hükümetinin istekli bulunduğunu bildirmiş ve karşılıklı bir güven havasının yaratılmasının önemini vurgulamıştır. 

Dışişleri Bakanı Babacan da Ermenistan Dışişleri Bakanına bir mesaj göndererek kendisini yeni görevi için tebrik etmiş ve iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi amacıyla diyalog çağrısında bulunmuştu[7]. Bu mesaja verilen cevabın da olumlu olduğu ancak ön koşulsuz ilişki kurulması isteğinin tekrarlandığı anlaşılmaktadır.  

Bu arada Ermenistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Edward Nalbantyan’ın bazı vesilelerle soykırımın Ermenistan tarihinin karanlık sayfalarından biri olduğu bu sayfaya çevirmek ve istikrarlı bir gelecek inşa etmek için Türkiye ile birlikte çalışılması gerektiği hakkındaki sözleri[8] ilginçtir.  Kanımızca “soykırım” hakkında sayfayı çevirmenin en kolay yolu Ermenistan’ın 1915 sevk ve iskânını günümüze değil geçmişe ait bir olay olarak görmesidir. Bu bağlamda Türkiye’nin 2005 yılında Ermenistan’a önerdiği tarihçiler ortak komisyonu bu olayla ilgili bilimsel araştırmaların yapılması için en uygun araçtır.  

Bu mesajlar iki ülke arasında bir görüşme sürecinin başlamakta olduğunu göstermektedir. Ancak taraflar, iyi niyet ifadelerinde bulunmakla beraber, şimdiye kadar bilinen tutumlarında bir değişiklik yapabileceklerine dair açık bir işaret vermediklerinden bu görüşme sürecinden  ne gibi bir sonuç alınabileceği  hakkında tahminde bulunmak zordur. 

II - SOYKIRIM İDDİALARINA İLİŞKİN GELİŞMELER 

1. Arjantin

Arjantin Parlamentosu son zamanlarda her yıl aldığı kararlarla Ermeni soykırım iddialarını en fazla tanıyan ülke olmuştur. Bu konudaki ilk kez 1994 yılında Arjantin Senatosu bir karar kabul etmiştir. On yıl kadar aradan sonra, 2003 yılından başlamak üzere her yıl Arjantin Senatosunun b ir kararı vardır. 2007 yılında ise bu konuda bir kanun kabul edilerek 24 Nisan “Halklar Arasında Hoşgörü ve Saygı İçin Eylem Günü ilan edilmiş ve bu gün için  Ermeni asıllı öğrenciler ve kamu kesiminde çalışan Ermeni asıllı kişiler izinli sayılmıştı. Türkiye Arjantin’de alınan bu kararlardan sonra gerekli diplomatik girişimleri yapmış ve Dışişleri Bakanlığı ayrıca bu konuda açıklamalar yayınlamıştı[9].  

Bu yıl Arjantin Senatosu 24 Nisan münasebetiyle yeniden bir karar kabul etmiştir. Dışişleri Bakanlığının bu konudaki 25 Nisan tarihli açıklaması aşağıdadır[10] : 

Arjantin Senatosu asılsız Ermeni iddialarına destek veren yeni bir metin daha kabul etmiş bulunmaktadır.  

Bu kararın alınması üzerine, “Medeniyetler İttifakı Girişimi” için 28-29 Nisan 2008 tarihlerinde Buenos Aires’teki bir toplantıya katılacak Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın’ın bu seyahati iptal edilmiştir.  

Arjantin Senatosu’nun kararı tarihi gerçeklerle bağdaşmamakta, uluslararası hukuk ilkelerini ihlal etmektedir.  

Şiddetle kınadığımız ve tümünü reddettiğimiz bu kararla ilgili olarak gerekli girişimler yapılmaktadır.  

Bu çerçevede Ankara’daki Arjantin Büyükelçisine bir protesto notası verilmiş olduğu da anlaşılmaktadır[11]  

Arjantin Parlamentosu’nun son kararına karşılık Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın bu ülkede yapılacak bir toplantıya katılmaması toplantının ikili düzeyde olmayıp uluslararası bir toplantı olduğundan fazla bir etki yapması beklenmemektedir.  

Diğer yandan bu tür kararların alındığı birçok ülkede hükümetler, bu konuda kendileri tarafından bir telkinde bulunulmadığı veya kararı tasvip etmediklerini ancak önleyemedikleri gibi gerekçeler göstererek meclis kararlarıyla aralarına mesafe koymak istemekte ve böylelikle Türkiye ile olan ilişkilerinin zarar görmemesine çalışmaktadırlar.  Arjantin hükümetinin böyle bir yaklaşımı olmadığı görülmekte bu ise iki ülke arasındaki sorunu daha da vahim hale getirmektedir. 

Sonuç olarak, bu konuda Arjantin ile bu safhada bir mutabakat sağlanamadığına göre,

Türkiye için, ister istemez, bazı yaptırımların gündeme gelmesi kaçınılmaz görülmektedir. Bir kaynağa göre[12] Türkiye’nin bu ülkedeki Büyükelçisinin geri çağrılması ve buna bağlı olarak da Arjantin Büyükelçisinin de ülkesine dönmesi söz konusudur.  Ancak, Arjantin’in Parlamento ve Hükümetinin bu güne kadar tutumları dikkate alındığında böyle bir girişimin etkisinin sınırlı olacaktır. O nedenle ekonomik alanda yaptırım olanaklarının da incelenmesinde yarar vardır.   

2. Başkan Bush’un Bildirisi 

 Başkan Bush, son sekiz yıldan beri yaptığı gibi, bu yıl da  24 Nisan’da  bir bildiri yayınladı.

Bu konudaki tüm bildirilerinde olduğu gibi bu kez de “soykırım” sözcüğünü değil, yaklaşık aynı anlama gelen “mass killings” (kitle halinde öldürme )  deyimini kullandı. Ayrıca bu olayı  “20. asrın en büyük trajedilerinden biri” olarak nitelendirildi.  Diğer yandan, hiçbir bilimsel veriye dayanmamakla beraber 1,5 milyon çıvarında Ermeninin yaşamını yitirdiği iddiasını yineledi.  

Bildiride, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için çalışan Türkiye ve Ermenistan’daki kişilerden övgü ile bahsedildi; ancak bu kişilerin kim olduğu hakkında bilgi verilmedi. 

Bildiride ki tarihi olayların samimi ve açık incelenmesi gereğinden ve tarih hakkında ortak bir anlayışa varmak için çalışanların ABD tarafından desteklendiğinden bahseden ifadeler, Türkiye’nin 1915 olaylarının bir ortak tarihçiler komisyonu tarafından incelenmesi hakkındaki önerisinin  ABD tarafından da desteklendiğini anlamına gelmektedir. Başkan Bush 2005 yılı bildirisinde, Başbakan Erdoğan’ın adını da vermek suretiyle, bu öneriyi açıkça desteklerken, Ermenilerin karşı çıkması sonucunda öneriye olan desteğini artık dolaylı ifadelerle belirtmek yolunu seçmiştir. 

Bildiride ayrıca ABD’nin Karabağ sorunun barışçı bir çözümünden yana olduğu kayıtlıdır.  

Amerika’daki başlıca Ermeni kuruluşları bu bildiriden memnun kalmamışlar ve Başkan Bush’u seçilmeden önce Ermeni soykırım iddialarını tanımak konusunda verdiği sözü tutmadığı için eleştirmişlerdir. 

3. İsrail 

İsrail Parlamentosu (Knesset)  sol kanat partilerinden Meretz’in başkan Haim Auron’un 26 Mart 2008 tarihinde Parlamentoya sunduğu ve  “Ermeni Soykırımı” konusun ele alınmasını öngören önerisi kabul edildi. Bu konun görüşülmesi sırasında Hükümet adına parlamento’da bulunan Tarım Bakanı Şalom Simhon da olumlu oy kullandı. Simhon Yahudi halkı için bu konun çok hassasa olduğunu, Türkler ve Ermeniler arasındaki bu soruna İsrail’in taraf olmak istemediğini söyledi[13] ve bir kaynağa göre bu konuda soykırım değil, trajedi sözcüklerini kullandı[14].  

Haim Auron geçen yıllarda da, 24 Nisan vesilesiyle “Ermeni Soykırımı”nın Knesset tarafından tanınması için girişimlerde bulunmuştur[15].Adı geçen Ermenilerin soykırıma uğradıklarını kanıtlamak amacıyla kitaplar yazan Prof.Yair Auron’un[16] kardeşidir.  Haim Auron’un önerisi ilgili komisyonda görüşülecek, kabul edilirse Knesset Genel Kuruluna oylama için gelecektir. 

Türk Hükümeti bu olaya derhal tepki göstermiş ve Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçisi Namık Tan Dışişlerine giderek önerinin durdurulmasını istemiş kendisine  İsrail’in tutumunun değişmediği yanıtı verilmiştir[17]. 

Bu olaydan on gün kadar sonra T.B.M.M. Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan beraberindeki bir heyetle birlikte İsrail’e giderek, bölge güvenliği, İsrail-Filistin ilişkileri İran ve Irak gibi konular yanında Knesset’e verilen “Ermeni Soykırım”ı hakkındaki öneri konusunda da, başka Cumhurbaşkanı Şimon Perez olmak üzere görüş yetkililerle; görüşmüş ve bu girişimin sonuçsuz kalacağı yönünde sinyal aldıklarını söylemiştir[18].  

Knesset’de İsrail-Ermenistan Parlamentolar arası Birliği Başkanı Zeev Eklin ise “Ermeni soykırımı” konusunun 20 yıldan beri İsrail’de görüşülemediğini, konun gündeme alınmasının bile büyük başarı olduğunu, her yıl bu konun gündeme getirildiğini ancak bu kez sadece muhalefetten değil koalisyonuna dahil bir partiden de destek aldıklarını söylemiş ve ayrıca bu konuda milletvekillerinin İsrail Dışişleri Bakanlığı ve Türk ve Azerbaycan lobisinin baskısı altında bulunduğunu belirtmiştir[19].   

Museviler bilinen nedenlerle soykırım konusuna ve iddialarına karşı son derecede duyarlıdır. Şimdiye kadar İsrail’in Türkiye ile olan ilişkilerinin önemi dikkate alınarak, Ermenilerin gerek ABD’de gerek İsrail’deki bazı girişimlerine rağmen,  Ermeni soykırım iddiaları genelde arka planda kalmıştı. Ancak, gitgide artan Ermeni propagandasına ilaveten Türkiye’nin son yıllarda Filistinlilerle kurduğu yakın ilişkilerin etkisiyle Musevilerin Türkiye’ye karşı tutumunda değişiklik görülmeye başlanmıştır. Bunun en iyi örneğini geçen yıl Amerikan Musevi kuruluşlarının, Temsilciler Meclisindeki Ermeni soykırım iddiaları hakkındaki 106 sayılı karar hakkında değişik tutum almaları olmuştur. Bazı kuruluşlar, geleneksel tutumu sürdürerek bu karara karşı çıkarken bazıları lehinde tutum almış  en büyük kuruluşlardan olan ADL ise, ortalama bir yol izleyerek, bir yandan soykırım iddialarını kabul etmiş ancak 106 sayılı karara karşı çıkmıştır[20]. Knesset’deki son oylama bazı Musevi çevrelerinin Türkiye’ye karşı tutum değiştirmekte olduğunu göstermektedir. Buna karşın, normal koşullarda, söz konusu önerinin bu kez reddedileceği sonucuna varılmaktadır.  Ancak sorun devam edeceği görülen Ermeni soykırımı iddialarını kabul ettirmek girişimleri karşısında Knesset’in bundan sonra ne yapacağıdır. 

4. Bulgaristan 

Bulgar Millet Meclisinin Ermeni soykırım iddialarını kabul etmesini öngören karar tasarıları sunulduğunu ve bunların Koalisyon Hükümeti ortağı Hak ve Özgürlükler Partisinin girişimleriyle önlendiğini daha açıklamıştık[21].  

Bu kez Bulgaristan’daki bazı Ermeni kuruluşları aşırı milliyetçi ATAKa Partisi ile birlikte bazı şehir meclislerinden kararlar çıkartmak girişimlerine[22] başlamışlar ve  Burgaz, Filibe, Eski Zağra (Stara Zagora) Rusçuk, Silistre,  Dobriç ve Varna şehir meclisleri bu yönde kararlar almışlardır.  

Sofya şehir Meclisinin de karar alması için Mart ayı sonunda bir girişim olmuş ancak Başbakan Erdoğan o sırada Bulgaristan’ı ziyaret ettiğinden, Bulgar Hükümetinin girişimiyle bu karar önlenmiştir.  ATAKa Partisi gösteriler düzenlemek suretiyle Başbakan’ın Bulgaristan içindeki ziyaretlerini engellemeye çalışmıştır. İkinci girişim iki hafta kadar sonra olmuş ancak yapılan oylamada Sofya Şehir Meclisi sunulan karar tasarısını gündeme almamış ancak Meclis Ermeni soykırımı kurbanları anısına bir dakika saygı duruşunda bulunmuştur Sofya Belediye Başkanı Boyko Borisov ayrıca Ermeni Cemaati ileri gelenleriyle görüştüğünü ve onlara taziyelerini bildirdiğini ifade etmiş, kararın gündeme alınmayışını ise Türkiye ile sorun çıkartmak istememesine bağlamıştır[23]. 

Bulgar basınına göre Rusçuk Şehir Meclis 17 Nisan 2008 tarihinde kabul ettiği bildiride  ”Türk Devlet ve Ordusu tarafından Ermenilere ve Bulgarlara karşı yapılan soykırımı tanımıştır. Kararda 1903 ve 1913 arasında on binlerce Bulgarin, Bulgaristan dışındaki Türkler tarafından katledildiği ve 1915-1918 arasında da 1,5 milyondan fazla Ermeninin öldürüldüğü;  bundan önce de 1895-1896’da 100.000 ilâ 200.000 Ermeninin boğazlandığı gibi ifadeler yer almıştır. Bildiride 20. asrın başında vuku bulan bu çok aşırı şiddet hareketlerini Türkiye’nin tanıması ve bu konuda sorumluluk yüklenmesi, Bulgarları beş asır boyunca köle yaptığı için ve 1879 Berlin Antlaşması gereğince Türkiye sınırları içinde kalmış tüm Bulgarlara karşı girişilen kitlesel katliamlar için özür dilemesi ve Türkiye’de kalmış bulunan toprak ve mallarına el konmuş olduğu ve çektikleri açılar için mültecilere ve mirasçılarına tazminat ödemesi çağrısında bulunmuştur.  Bu bildirinin Sofya’daki Türkiye Büyükelçiliğine ve Avrupa Parlamentosunun İnsan Hakları Komisyonuna sunulması kararlaştırılmıştır[24].  

Söz konusu bildirinin Burgaz Şehir Meclisinde kabul edileninkiyle aynı olduğu ve Burgaz’da bu kararın alınması üzerine Edirne’nin bu şehirle olan ortak projeleri sona erdirdiği de haberlerde yer almaktadır.  

Görüldüğü gibi bu bildirinin ana konusu Ermeni soykırım iddiaları değil, aşırı milliyetçi Bulgarların Türkiye’ye karşı suçlamaları ve talepleridir. Ermeni soykırımı iddialarından bu taleplerin ileri sürülmesi için yararlanılmıştır.

Nasıl bugün Diaspora Ermenileri soykırım iddialarıyla kendi kimliklerini muhafaza etmeye çalınıyorlarsa,  1877-1878 savaşından sonra Bulgaristan, Rusya tarafından kendisine hediye edilen toprakları muhafaza edebilmek için, o zamana kadar Bulgar halkında hemen hiç mevcut olmayan milliyetçiliği yaratmak durumunda kalmış ve bunun içinde Türklerin (Osmanlıların) Bulgarları beş asır esaret altında tuttuğu, geri bıraktığı gibi bazı mitoslar yaratmıştı. Bir diğer mitos da kurulan Bulgar devletinin Orta Cağdaki Bulgar devletinden çok küçük olduğundan, o devletin sınırlarına ulaşmak, diğer bir deyimle Büyük Bulgaristan’ı kurmaktır. Bulgaristan bu hayallerle Balkan Savaşlarına, I. Ve II Dünya Savaşlarına girmiş ve hepsinde de mağlup olmuştur.  Bu savaşlardaki kayıplar, zaten kök salmış olan Bulgar milliyetçiliğini daha da körüklemiş ve intikam ve rövanş arzularını canlı tutmuştur. 1944 yılında ülkeye hakim olan Komünist rejim, Sovyetlerin Balkanlarda statükonun korunmasını öngören politikası karşısında, komşularından toprak istemekten vazgeçmiş ancak bir süre sonra aşırı milliyetçi duygularını Türk azınlığına karşı yöneltmiştir. Türklere karşı zaman içinde giderek gelişen baskılar ve asimilasyon politikası, 1985 yılı başlarında Türklerin isimlerinin zorla Bulgar isimleriyle değiştirilmesi ve Türkçenin, Türk müziğinin, geleneksel kıyafetlerinin yasaklanması ile doruk noktasına ulaşmış ancak 1989’da Jivkov’un devrilmesinden sonra zorla asimilasyona son verilmişti. Komünist rejimin devrilmesinden sonra aşırı milliyetçilik akımları bu kez Sağ’da ortaya çıkmış, marjinal olmakla beraber daima varlığını korumuş ve hatta, ATAKA örneğinde olduğu gibi, Bulgaristan AB katıldıktan sonra bu akımlar güçlenmiştir. Bugün ATAKA’nın izlediği politika, Ermeni soykırım iddialarına birçok AB ülkesinde sempatiyle bakıldığından, Bulgarların aşırı milliyetçi taleplerini de bu iddialarla beraber öne sürülmek suretiyle  bunları da kamu oylarına duyurmaya çalışılmaktır.  

i5. Karekin II’nin Vatikan’ı Ziyareti 

Tüm Ermenilerin Katolikos’u (Patriği) Karekin II  Mayıs ayı başında Vatikan!a resmi bir ziyarette bulunmuştur. Adı geçen bu ziyareti sırasında soykırım iddialarına ve Karabağ sorununa da değinmiştir.  

Karekin II, 7 Mayıs 2008 tarihinde, Vatikan’da her Çarşamba günü düzenlenen halka açık toplantı sırasında Papa XVI. Benedikt tarafından kabul olunmuş ve burada yaptığı uzun konuşmada soykırım iddialarına da değinmiştir. Karekin II bu çerçevede Ermenilerin, “soykırımı yaşamış bir halk olarak”  aşk, kardeşlik, dostluk, barış ve güvenli bir yaşamın değerini bildiğini,  “Osmanlı Türkiye’si” tarafından Ermeni halkına karşı yapılmış olan soykırımın bugün dünyanın birçok ülkesi tarafından tanındığını ve kınandığını, kendisinin 2000 yılında yaptığı ziyaret sırasında Papa Jean-Paul II’nin de Ermeni soykırımını tanıdığını, tarih boyunca meydana gelen soykırımları ve günümüzde de devam edenleri kınamaları için tüm milletlere çağrıda bulunduğunu söylemiştir[25]. 

Papa ise konuşmasında bu konuya dolaylı bir şekilde değinerek “Hıristiyan Ermenilerin, özellikle geçen asırda maruz kaldığı şiddetli zulümlerden bahsetmekle yetinmiştir[26].   

Vatikan’ın dünyanın Katolik olmayan Hıristiyanlarına karşı bir yakınlaşma politikası izlediği bilinmektedir. Ortodoks kilisesi gibi büyük kiliselerin, çeşitli nedenlerle, Vatikan ile yakınlaşmaya pak taraftar olmaması karşısında Vatikan bu politikayı daha küçük kiliselerde uygulamaya çalışmaktadır. Bu çerçevede Ermeni Kilisesiyle de yıllarca müzakereler yapılmıştır.  Bu çerçevede ilk önce Karekin II’nin Papa’yı ziyaret etmesi Vatikan tarafından istenmiş Ermeniler de buna karşılık Papa’nın “soykırımı” tanımasını talep etmişlerdir. 2000 yılında Karekin II’nin Roma’yı ziyareti sırasında bu tanıma yapılmış ve Jean-Paul II 2001 yılında bu ziyareti iadesi sırasında tanıma teyit edilmiştir[27].  Türkiye’nin gösterdiği tepkileri dikkate alan Vatikan’ın artık, mümkün olduğu kadar,  “Ermeni soykırımı” konusuna değinmemek istediği anlaşılmaktadır. Buna karşın Karekin II, resmi konuşmalarda Papa’nın soykırım sözcüğünü kullanmayacağını kendisine daha önceden bildirilmiş olmasına rağmen ısrar ederek kendi konuşmasında bu konuya değinmiştir. Karekin II’nin böyle yapmakla Ermenistan’da ve diasporadaki çok sayıdaki aşırı milliyetçileri memnun etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. 

Karekin II, iki gün sonra, 9 Mayıs’ta Papa’yı makamında ziyaret etmiştir.  Papa’nın bu münasebetle yaptığı konuşmada, dini konular dışında, şu ifadeleri dikkati çekmiştir[28].  “Yakın geçmişte Ermeni Kilisesinin tarihi,  zulüm ve şehitlik, karanlık ve ümit, aşağılama ve manen yeniden doğma gibi birbiriyle çelişkili renklerle yazılmıştır. Ermeni kilisesinin yeniden özgürlüğüne kavuşması hepimiz için büyük bir sevinç kaynağı olmuştur  Papa’nın bu yakın geçmişe ilişkin bu  sözleri hayli belirsizdir. Ancak Ermeni Kilisesinden ve bu kilisenin özgürlüğüne kavuşmasından bahsetmesi, Osmanlı değil Sovyetler Birliği dönemini kastettiğini düşündürmektedir.  

Karekin II ise konuşmasında[29] Papa Jean-Paul II’nin “Ağrı Dağının nazarları altında” Ermenistan’da ağırlandığını belirttikten sonra bu kez Karabağ sorununa değinerek “Dağlık Karabağ için milli kurtuluş mücadelesinde Ermeni halkının zaferinden”  ve ayrıca özgür ve kendi kaderini kendisi tayin etmiş olan Dağlık Karabağ Cumhuriyetinin uluslararasında tanınmasının Tanrının iradesi ve insancıl ve adil hükümetlerin yardımıyla gerçekleşmesinden bahsetmiştir. 

Karabağ güncel bir sorundur. Papalık, dini yönleri de olanlar hariç, ilke olarak, siyasi sorunlara karışmamayı benimsemiş olduğundan Karekin II’nin bu konudaki ifadelerinin, en azından Azerbaycan’ın tepkisini çekeceği için, memnuniyetsizlik yaratında şüphe yoktur. Ne var ki Karekin II, özellikle diğer ülkeleri ziyaretlerinde bu şekilde hareket etmektedir.  Yılında Rum Patriği Bartolomeos’un davetlisi olarak İstanbul’a geldiğinde de böyle davrandığını malumdur[30]. Bu vesileyle Beyrut’a Antelyas’ta oturan diğer Ermeni Patriği Aram II’nin,  Karekin II’den çok daha fazla bir şekilde siyasi konularda konuştuğunu ve özellikle Türkiye’yi hedef aldığını belirtmek isteriz. 

 6. Avrupa Parlamentosu

Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmak için ilk başvurusunu yaptığı 1987 yılından beri Ermeni sorunuyla ilgilenmektedir. Anılan yıl kabul edilen ve Ermeni Sorununun Siyasi Çözümü” başlığını taşıyan bir kararında Parlamento 1915 olaylarını soykırım olarak kabul etmiş, Türkiye’den de kabul etmesini istemiş ve kabul etmediği sürece Avrupa Birliği’ne katılamayacağını bildirmişti. Türkiye’nin adaylığı kabul edilmeyince söz konusu karar da bir sonuç doğurmamıştı 

 Türkiye’nin 1999 yılında yeniden AB’ye başvurması üzerine Ermeni sorunu tekrar gündeme gelmiştir. Avrupa Parlamentosu her yıl Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan İlerleme Raporlarını inceledikten sonra bu konuda kabul ettiği kararlarda, bir yıl hariç soykırım iddialarına yer vermiştir. Hatta 28 Eylül 2005 tarihli kararında Türkiye’nin Ermeni “soykırımın” tanımasının  Avrupa Birliği’ne katılmasının ön şartı olduğunu ileri sürmüştür.

Avrupa Parlamentosu’nun bu tutumu 2007 yılında değişmeye başlamıştır. 2006 yılı İlerleme Raporu hakkındaki 24 Ekim 2007 tarihli kararda   “soykırım” konusuna değinilmemiştir. Ancak Hrant Dink katledilmesinin kınandığı belirtilmiş ayrıca  (Ermenistan kastedilerek) Türkiye’nin her türlü abluka ve sınırların kapanmasından kaçınması gerektiği bildirilmiş ve Türkiye ile Ermenistan’dan uzlaşma konusunda bir süreç başlatmaları istenmiştir. 

Avrupa Parlamentosu’nun 17 Ocak 2008 tarihinde Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya politikası hakkında kabul ettiği bir başka karar da soykırım iddiaları yer almamıştır.  Kararda  “geçmiş olayların açıkça ve dürüstçe tartışılması için Türkiye’nin ciddi ve yoğun çaba göstermesine” dair ifadeler bu konuya dolaylı bir atıf olarak görülmüştür.  Diğer yandan kararda Türkiye ve Ermenistan’dan, bu gün ve geçmiş için, bir uzlaşma süreci başlatmaları, Avrupa Komisyonu’nun bu sürece yardımcı olması, ayrıca Avrupa Komisyonu ve Konseyi’nin,  Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırının açılması konusunu bu iki ülkenin makamlarıyla ele alması istenmektedir. Kars-Ahalkelek demiryolu projesiyle ilgili olarak ise, dünyanın bu bölgesinin Avrupa’ya ve uluslararası ekonomiye, ekonomik ve siyasi alanlarda daha iyi entegre olmasının yolunu açtığı  ve bölgenin ekonomik ve ticari gelişmesine katkıda bulunacağı bildirilmektedir. Buna karşılık bu projenin Ermenistan’da işler durumdaki demiryolunu “by-pass” ettiği de belirtilmektedir.

Türkiye hakkındaki 2007 ilerleme raporu hakkında Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonunda 23 Nisan 2008 tarihinde 2 karşı 4 çekimser karşı 53 oyla kabul edilen bir karar tasarısında da Ermeni soykırım iddialarına yer verilmemiştir. 2006 yılı kararında olduğu gibi bu kararda da ekonomik ablukaya son vermesi ve Ermenistan’la olan sınırını açması için Türkiye’ye çağrıda bulunulmuş Türkiye ile Ermenistan’dan günümüz ve geçmiş için uzlaşma konusunda bir süreç başlatmaları tekrar istenmiş ve bu amaçla geçmiş olayların açık ve samimi bir tartışmasının yapılması ve Avrupa Komisyonun da buzlaşma sürecine yardımcı olması talep edilmiştir.  rapor Avrupa Parlamentosu tarafından 62 olumsuz ve 61 çekimsere karşı 467 oyla kabul edilmiştir[31]                                

 7. 24 Nisan’ın Türkiye’de anılması

Ermeni “soykırımının” başladığı gün olarak lanse edilen 24 Nisan 1915 tarihinde, devlete karşı faaliyetleri olan veya bu şüphe altında bulunan İstanbul’daki 200 kadar Ermeninin tutuklandığı ve bu kişilerin, iddia edildiğinin aksine, öldürülmeyip Çankırı ve Ayaş’a yollandıkları bilinmektedir. Ancak 24 Nisan, çok büyük bir katliama sahne olmuş gibi,  her yıl Ermenilerin bulunduğu her ülkede büyük törenlerle anılmaya devam edilmektedir. 

Bu yılki törenler geçen yılkına benzer nitelikte ve yoğunlukta olmuştur. Ancak Serj Sarkisyan’ın  bu yıl yayımladığı  ve bu yazımızın “Türkiye-Ermenistan İlişkileri” bölümünde incelediğimiz mesajı, Koçaryan’ın geçen yılki mesajına nazaran daha sert ifadeler içermiştir. 

Türkiye’de şimdiye kadar, geçen yıl bir girişim hariç, 24 Nisan’ın anılmamıştı. Bu yıl bu “eksiklik” giderilmiş bulunmaktadır.

İnsan Hakları Derneği 24 Nisan 2008 tarihinde Bilgi Üniversitesinin Dolapdere kampusunda ”24 Nisan 1915’te ne oldu ?” başlığını taşıyan bir sempozyum düzenlemiştir.     Polisin, katılımcıları korumak için geniş güvenlik önlemleri aldığı bu sempozyumda, açılış konuşmasını yapan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri’den başka, Londra’daki Gomidas Enstitüsü Direktörü Ara Sarafyan, Avukat Eren Keskin, Yazar Erdoğan Aydın ve Yayımcı Ragıp Zarakolu söz almışlardır.  Tam metinler de yayımlanmadığı için bu konuşmaların sağlıklı bir özetini yapamıyoruz; ancak gazete haberlerinden[32] bu konuşmaların  yeni bir bilgi veya bulgu içermediğini anlıyoruz.

Buna karşılık, yine gazete haberlerine göre, söz alan herkesin tarihle hesaplaşmak veya geçmişle yüzleşmek üzerinde durduğunu anlıyoruz. Bu deyimler, günümüz Türkiye’sinde Ermeni sorunu hakkında gerçeklerin saklandığı ve/veya bu konuların yeterince tartışılmadığı gibi bir anlam taşımaktadır. Ayrıca 301. maddenin de bu bağlamda  özgür tartışmayı önlediği iddia edilmektedir. 

Önce 301. maddenin tartışmayla değil, hakaretle ilgili olduğunu hatırlatalım. Kanunda

“Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” yazılıdır. Kanun, eleştiri veya bilimsel araştırma kisvesi altında, hakarette bulunulursa uygulanmaktadır. Ayrıca bildiğimize göre, 1915 olayları “soykırım” olarak nitelendirdiği için bu maddeye göre mahkum olan yoktur. 

Tarihle hesaplaşmak ve geçmişle yüzleşmeye gelince yaklaşık 2000 yılından bu yana ve gitgide artan bir şekilde Ermeni sorunu ve soykırım iddiaları Türkiye’de tartışılmaktadır. Bu konuda sayısız makale ve birçok kitap vardır. Diğer yandan Ermeni görüşlerini ve soykırım iddialarını savunan kitaplar, çoğunluğu Zarakolu’nun Bilgi Yayınevi tarafından olmak üzere, Türkçe çevrilerek yayımlanmaktadır. Bu itibarla Türkiye’de bir tartışma eksikliği bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir.  Ancak bu iddiaya yakından bakıldığında hesaplaşmak ve yüzleşmek sözcükleriyle konunun tartışılmasının değil, Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesinin kastedildiği anlaşılmakta ve kamuoyunun çok büyük bir bölümü böyle bir düşünceden çok uzak olmasından yakınılmaktadır.

Sonuç olarak bu sempozyumun  Ermeni sorunun araştırmasına bilimsel bir katkı yapmadığını ve daha ziyade Ermeni görüşleri doğrultusunda siyasi bir eylem olduğunu söyleyebiliriz. 

III - BAŞKAN SECİMİ 

Ermenistan’daki başkan seçimi, Robert Koçaryan’ın tekrar seçilmesi mümkün olmadığından   çok önem kazanmış, ancak Savunma Bakanı Serj Sarkisyan’ın  başbakan olması ve başkanlığını yaptığı Ermenistan Cumhuriyetçi Partisinin geçen yıl parlamento seçimleri kazanmasından sonra  Devlet Başkanlığı için çok güçlü bir aday haline gelmesi başkanlık seçimlerine duyulan ilgiyi azaltmıştı. Buna karşın eski Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan’ın aday olacağını açıklaması üzerine seçimler yeniden gündemin ilk sırasını oluşturmuştu. 

A. Adaylar ve görüşleri  

Başkan Seçimi için şu kişiler aday olmuşlardır: 

Artur Bagdasaryan   . Hukuk Devleti Partisi Başkanı ve Meclis Eski Başkanı
Artaşes Gegemyan   : Ulusal  Parti Başkanı
Aram Harutyunyan   : Ulusal İttifak Partisi Başkanı
Vahan Hovhannisyan : Millet Meclis Başkan Yardımcısı, Ermeni Devrimci 
                                      Federasyonu (Taşnak Partisi) Bürosu üyesi

Tigran Karapetyan    : Ermenistan Halk Partisi Başkanı
Arman Melikyan       : Karabağ Bölgesinden
Vazgen Manukyan    : Ulusal Demokratik Birlik Başkanı
Serj Sarkisyan         : Cumhuriyetçi Parti Başkanı ve Başbakan
Levon Ter-Petrosyan : Eski Cumhurbaşkanı 

Bu adayların çoğunluğunun seçilmek için hiç sansı olmadığı ayrıca gibi kayda değer oy da alamayacakları baştan beri belli olmuştur. Biz bu adaylardan seçimlerde en fazla oyu alan Sarkisyan, Ter-Petrosyan, Bagdasaryan ve Hovannisyan  üzerinde duracağız ve seçim kampanyasında ileri sürdükleri fikirlerini, Türkiye ile ilişkiler ve Karabağ  sorununa ağırlık vererek, açıklamaya çalışacağız. Levon Ter-Petrosyan’dan ise,  seçimleri kaybetmesine rağmen, diğerlerine daha fazla bahsedeceğiz. Zira seçim aslında Sarkisyan ile ter-Petrosyan arasında geçmiş ve Ter-Petrosyan’ın konuşma ve ve eleştirileri günümüz Ermenistan’ının iç olduğu kadar dış siyasetine de ışık tutmuştur. 

    1.  Serj Sarkisyan  

1954 yılında Karabağ’ın Stapanakert (Hankenti) şehrinde doğmuştur. 1959’da Erivan Üniversitesi Filoloji bölümünden mezun olmuştur. .Stananakert’in şehri Komünist Partisi daha sonra’da Karabağ Bölgesi Komünist Partisinde üst düzeyde bazı görevlerden sonra 1989–1993 yılları arasında Karabağ Savunma Komitesini yöneltmiştir. Bu sıfatla Azerbaycan’a karşı yürütülen silahlı mücadelenin başlıca sorumlusu olduğu anlaşılmaktadır. Sarkisyan 1993’te Başbakan olarak atandığı 2007 yılına kadar, yaklaşık 14 yıl boyunca, , Savunma Bakanı, Milli Güvenlik Bakanı, İçişleri ve Milli Güvenlik Bakanı ve diğer bazı unvanlarla Ermenistan ordusu ve iç güvenlik güçlerini yöneltmiştir. Sarkisyan bu süre içinde  Ermenistan’ın en güçlü adamı veya perde arkasındaki gerçek güç olarak bilinmiştir.  Başbakan Antranik Markaryan’ın 25 Mart 2007 tarihinde beklenmeyen ölümü üzerine Başbakan olarak atanmıştır.  Ayrıca Markaryan’ın başkanlığını yaptığı Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi başkanlığına da getirilmiştir. Böylece Sarkisyan, Başkan Koçaryan’la birlikte, ülkedeki tüm güçleri elinde bulunduran bir konuma sahip olmuştur.  Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi 12 Mart 2007 seçimlerinde en fazla oyu alınca Sarkisyan başkanlığında bir koalisyon hükümeti kurulmuş ve yukarıda değindiğimiz gibi, Koçaryan tekrar seçilemeyeceği için kendisine başkanlık yolu açılmıştır. Başkanlık seçimleri boyunca yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında Sarkisyan diğer adayların çok ötesinde daima birinci olarak gösterilmiştir.  

Ayrıca inceleyeceğimiz gibi, başkan seçimi kampanyası Ter-Petrosyan ile aday olmayan Koçaryan arasında sert bir söz düellosu şeklinde geçmiş, Sarkisyan, mecbur olmadığı takdirde bu düelloya karışmamaya gayret etmiş, böylelikle kampanya sırasında pek yıpranmamış ve bu da seçimleri açık farkla kazanmasının nedenlerinden birini oluşturmuştur. Diğer ve daha önemli bir neden Ermeni medyasının (basın, televizyonlar ve radyolar) büyük bir kısmının, seçim gözlemcisi bazı uluslar arası  kuruluşların da raporlarında belirttiği gibi, Ter-Petrosyan’ı olumsuz Sarkisyan’ı da olumlu bir şekilde kamu oyuna takdim etmeleridir. Per-Petrosyan döneminde,  Sovyetler Birliğinin dağılması ve Karabağ savaşı nedeniyle Ermenistan’da özellikle ekonomik alanda çekilen sıkıntıların halen hatırlanması da Sarkisyan’ın kazanmasının etkenlerinden biridir. 

Serj Sarkisyan’ın Karabağ Sorunu ve Türkiye ile ilişkiler konulardaki tutumu yıllardan beri Koçaryan’la işbirliği yaptığı ve adı geçenin başkanlık yaptığı son on yıl içinde tüm hükümetlerde yer aldığı için, ilke olarak, Koçaryan’dan farklı değildir.  Nitekim Sarkisyan

Türkiye ile ilişkiler söz konusu oldukta, Koçaryan döneminin   “Ermenistan’ın önkoşulsuz ilişki kurmaya” hazır olduğu formülünü tekrarlamaktadır.  Dergimizin geçen sayısında belirttiğimiz gibi[33], Başbakan olduktan sonra Türkiye hakkında düşüncelerini açıklamış ve “önkoşulsuz” ilişki dışında bu konuda Türkiye ile yapıcı bir diyaloga girmek istediklerini, aralarında ilişki olmamasının iki ülkeye de zarar verdiğini, Ermenistan’ın ilişki kurulması için soykırımın tanınmasını önkoşul olarak ileri sürmediğini, bugünün Türkiye’sini ve hükümetini soykırımla itham etmediklerini, sınırın kapalı kalmasının önemi olmadığını ve bu günkü durumun Ermenistan’ın gelişmesini engellemeyenlerin bulunduğunu ancak  kendisinin aksine inandığını ifade etmiştir. 

Sarkisyan’ın döneminde Rusya Federasyonun Ermenistan’daki tartışılmaz üstünlüğünü koruyacağı anlaşılmaktadır; zira Sarkisyan öteden beri Koçaryan’dan daha fazla “Rusların” adamı” olarak bilinmektedir. Seçimlerden kısa süre önce, 5 Şubat 2008 tarihinde Rusya Federasyonu Başbakanı Victor Zubkov’un Ermenistan’ı ziyaret etmesi[34] ve Başbakan Serj Sarkisyan’la görüşmesi, haklı olarak, Rusya’nın Sarkisyan’ı desteklediği şekilde yorumlanmıştır.

Sarkisyan’ın seçim programına gelince, seçilmesinin garanti olmasının etkisi altında bu program, birçok sayfadan oluşmakla beraber, bilinenin dışında olabilecek hususlar içermemektedir. Ekonomik alanda Sarkisyan müreffeh Ermenistan’ı kurmayı amaçlamakta ve arada 2012 yılına kadar ücretleri ve devlet bütçesini iki kat arttırmayı ve bu süre sonunda da adam başına milli geliri 7.000 dolara çıkartmayı vaat etmektedir.[35]. Son yıllarda Ermenistan’ın her yıl % 12,13 civarında bir büyüme gerçekleştirdiği düşünülürse, bu tempo devam etmesi koşuluyla, ücretlerin ve bütçenin iki misline çıkması mümkün olabilir. Ancak adam başına gelirin 7.000 dolara yükselmesi ise, halen bu rakamın 1.700 dolar kadar olduğu dikkate alındığında gerçekçi görülmemektedir.

2. Artur Bagdasaryan 

Arthur Bagdasaryan 1968 yılında doğmuş olmakla adayların en gencidir.  1992 yılında Erivan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Daha sonra doktora yapmıştır.. 1995’de milletvekili seçilmiş, 1998 yılında ise Orinats Yerkir (Hukuk Devleti) Partisine başkan olmuştur. 2000 yılında Erivan’daki Fransız Üniversitesi Rektörlüğünü yapmış,  2003 yılında Ermenistan Millet Meclisi Başkanlığına seçilmiş ve bu görevde üç yıl kadar kalmıştır. Ayrılma nedeni Bagdasaryan’ın hükümete karşı eleştirici davranışıdır. Ayrıca 2005 yılı Anayasa referandumuna usulsüzlük yapıldığını iddia etmiştir.

Bagdasaryan Meclis Başkanlığından istifa etmesi, daha doğrusu ettirilmesi, Mecliste geniş bir çoğunluğa dayanan Markaryan hükümetini zora sokmamış yerine Ermenistan Cumhuriyetçi Partisinden Tigran Torosyan seçilmiştir. Hukuk Devleti Partisi 2007 seçimlerinde, 2003 seçimlerine göre sahip olduğu 18 milletvekilinin yarısını seçtirememiştir. Ancak o seçimlerde toplam oyları % 6,85 ‘ini alabilmişken başkanlık seçimlerindeki oy oranı %16.2  olup  Sarkisyan ve Ter-Petrosyan’dan sonra en fazla oy alan kişidir. Bu durumunu muhafaza ederse gelecek başkanlı seçimlerinde ( 2012)  veya ondan sonraki seçim için şansı mevcuttur.  Henüz kırk yasında olan Bagdasaryan’ın bekleyecek zamanı vardır.

Bagdasaryan kalbur üssü Ermeni politikacılar Batıya ve özellikle Fransa’ya en yakın kişi olarak bilinir. Nitekim seçim kampanyası sırasında,  Avrupa Birliğine üye olmasının Ermenistan’ın en önemli amacı olduğunu aynıca NATO ile işbirliğinin de derinleştirilmesi gerektirdiğini) söylemiştir. Bagdasaryan ABD ile ilişkilerin dostluk ve ortaklık ilkesi üzerine Rusya ile olan ilişkilerin ise hak eşitliği ve karşılıklı çıkarlar ilkesi üzerine inşa edilmesi gerektiğini belirtmiştir[36]. Bagdasaryan böylelikle, dolaylı bir şekilde, halen Rusya ile olan ilişkilerde Ermenistan’ın eşit bir durumda olmadığının ifade etmiştir.

    3.  Vahan Hovannisyan

1956 doğumlu olan Hovannisyan pedagoji tahsil etmiştir, tarih ve arkeoloji dallarında doktorası vardır 9 yıl süreyle Erivan’daki Erebuni Müzesi’nde çalışmıştır. Karabağ Savaşına gönüllü olarak katılmıştır. Hovannisyan 1992’de Taşnak Partisinin en üst organ sayılan Büro üyeliğine getirilmiştir.2003’de i Ermeni Millet Meclisi Başkan Yardımcısı olmuştur. 

Hovannisyan verdiği bir mülakatta[37] Karabağ sorunu, Gürcistan’la ilişkiler ve Türkiye ile barış yapılması hakkında, özetle, şunları söylemiştir.

Karabağ’a ayrı bir konu olarak bakanların ve bu sorunun çözümünün bölgeye istikrar getireceğini düşünenler bulunduğunu, kendileri (Taşnak Partisi) için ise Karabağ sorunun “Ermeni Davası” için devamlı mücadelenin bir parçası olduğunu bugün varılacak bir çözümün bir aşama olacağını ancak ondan sonra gelecek aşama için hazırlanılması gerektiğini ve bunun onlarca yıl alabileceğini ifade etmiş, ayrıca Karabağ’ın 700 yıl önce kaybedildiğini ve bir mucizeyle veya bir darbeyle geri alınamayacağının bildiklerini söylemiştir. Bu hayli belirsiz sözleri şu şekilde çözümleyebiliriz. “Ermeni Davası” deyimi, özetle,  büyük ve müreffeh bir Ermenistan kurulması demektir. Büyük Ermenistan’’ın parçaları günümüz Ermenistan’ından başka, Doğu Anadolu, Cevaheti, Nahcivan ve Karabağ’dır.  Bu çerçevede Karabağ sorunun çözümü ancak kısmi bir çözümdür, bir aşamadır. Bundan sonra diğer sorunlara (aşamalara) geçilmesi gerekecektir.
 
Hovannisyan bu çerçevede Minsk Grubun soruna barışçıl bir çözüm bulma çabalarını desteklediklerini,  barışçıl bir çözümün karşılıklı taviz gerektirdiğini  ancak Azerbaycan’ın Karabağ için Sovyetler zamanındaki durumu geri getirmek istediklerini, ancak bunun kendileri için kabul edilebilir olmadığını ifade etmiştir. Bilindiği üzere Sovyetler Birliği zamanında Karabağ, Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölgeydi. Halen de Azerbaycan’ın bu konuda tezi, çok geniş özerklik hakları verilmek suretiyle bu bölgenin Azerbaycan’a bağlı olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında Taşnakların tutumunun yakın zamanda Karabağ sorunun çözümüne yardımcı olmayacağı söylenebilir.
 
Gürcistan’ın Ermenilerle meskun ve Taşnak görüşüne göre ileride Ermenistan’a katılması gereken Cevaheti bölgesi için ise Hovannisyan, ılımlı bir tutum sergileyerek, başkan olduğu taktirde, Avrupa Birliğinden esinlenerek, Gürcistan ve Ermenistan arasında bir gümrük birliği ve ekonomik bölge gerçekleştirmeye çalışacağını ve  zamanla iki ülke arasındaki sınırların öneminin kalmayacağını söylemiştir.  Hovannisyan’ın böylelikle Cevaheti Ermenilerinin fiili bir şekilde Ermenistan’a bağlanacağını ümit ettiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan adı geçen, Türkiye ve Azerbaycan’ın Kars-Ahalkelek demir yolu ve enerji projeleriyle, araya bir “Türkçe konuşanlar kaması" sokmak suretiyle, Ermeni ve Gürcü halkları arasındaki tarihe dayanan komşuluğu sona erdirmek istediklerini de ifade etmiştir.
 
Bu vesileyle normal koşullarda Taşnakların Başkan Seçimini kazanma şansları olmaması ayrıca iyi ilişkiler içinde oldukları Sarkisyan’ın oylarını bölmemek için de aday göstermemeleri gerekirdi. Ancak Taşnaklar, bir koalisyon içinde de olsalar, ayrı bir kimlik taşıdıklarını kanıtlamaya özel önem vermişlerdir. Diğer yandan diasporadaki taraftarlarından para toplayabilmek için başkan seçimine katılmış olmaları mümkündür.
 
Hovannisyan Türkiye ile ilişkiler için şu ifadeleri kullanmıştır. “On yıllar boyunca şekillenmiş olan jeopolitik gerçeğin kolayca değiştirilemeyeceğini anlıyoruz. Bunun sorunumuz Türkiye’den bir şeyler koparmak değildir. Sorunumuz haklı olan davamızın tanınmasıdır.  Bu tanınınca ve her şeyden önce Türkiye Soykırımı tanıyınca, bu bizi kaçınılmaz bir şekilde tazminat fikrine götürür. Türk-Ermeni anlaşmazlığının adil bir çözümü Türkler kadar Ermenilerin de yararınadır. Ermeniler Dünya devletleri ve Türkiye’ye karşı o derecede akıllı bir şekilde hareket etmelidirler ki Türk Halkı ve Devleti, Ermenistan Halkı ve Devletiyle iyi ilişkiler kurulmasının kendi çıkarına olduğunu anlamalıdır Hovannisyan ayrıca tazminat konusunda Taşnak Partisinin programının ne ölçüde gerçekleşeceğini zamanın göstereceğini söylemiş ve son yıllarda Ermeni soykırımının dünya çapında tanınması için çok olumlu sonuçlar alınmış olduğunu da eklemiştir.
 
Bu hayli muğlâk sözleri şu şekilde deşifre edebiliriz. Hovannisyan önce jeopolitik gerçek nedeniyle (Türkiye’nin Ermenistan’a göre çok güçlü bir devlet olması nedeniyle) Türkiye’den toprak alınamayacağını söylemek istemiştir. Ancak yukarıda değindiğimiz,  aşamalı bir şekilde hareket etmek fikri dikkate alındığında Taşnakların Türkiye’den toprak almak fikrinden  “şimdilik” vazgeçtikleri sonucuna varılabilir.  Buna karşın Taşnakların tüm çabalarını soykırım iddialarının Türkiye tarafından tanınması üzerinde topladıkları görülmektedir. Türkiye böyle bir tanımayı yaptığı takdirde tazminat ödemesinin kaçınmaz olacağı da belirtilmektedir. Gerçekten de Türkiye’nin şu veya bu şekilde soykırım iddialarını kabul etmesinin mantıki sonucu tazminat ödemek olacaktır. Çünkü bu tanıma Ermenilere kasten zarar verildiği anlamına gelecek, genel hukuk ilkesi gereğince de bu zararın tazmin edilmesi gerekecektir. 
 
Hovannisyan’ın sözlerinden Türkiye’nin soykırım iddialarını tanımaya nasıl ikna edileceği anlaşılamamaktadır. “Akıllıca hareket etmek” formülünün neyi kapsadığı belli değildir. Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesinin Türkiye’nin çıkarı olduğu doğrudur. Ancak bunun karşılığı olarak soykırım iddialarını kabul etmek ve tazminat ödemek bugün olduğu gibi yarında Türkiye’de hiçbir hükümet kabul edemeyeceği bir husustur. Taşnaklar, soykırım iddialarını kabul eden parlamento kararlarına karşı Türkiye’de gösterilen çoğu zaman duygusal tepkileri Türkiye’nin dayanma gücünün zayıflamakta olduğu şeklinde aldıkları ve baskılar arttığı takdirde Türkiye’nin “soykırımı” tanıyacağı ve tazminat ödeyeceği fikrine saplandıkları görülmektedir.
 
Yakından bakıldığında zor durumda olanın Türkiye değil Taşnaklardır. Türkiye’ye karşı izlemekte oldukları toprak ve tazminat politikasının bir yere gitmediğini ve gidemeyeceğini gördükleri,  ancak bunu itiraf da edemedikleri, toprak talebini jeopolitik nedenle şimdiden bir yana bıraktıkları, tazminat talebinin ise Türkiye’nin çıkarlarını görmesi gibi içi boş bir formüle bağladıkları anlaşılmaktadır. Bu arada Hovannisyan’ın hiç değinmediği husus Koalisyon’un büyük ortağı Ermenistan Cumhuriyet Partisinin, eski başkan Koçaryan gibi yeni Başkan Sarkisyan’ın da Türkiye’nin “soykırımı” tanıması ve tazminat ödemesinden hiç bahsetmedikleri, nadiren olmak üzere “soykırımın uluslar arası tanınmasında” söz ettikleri ve bunu da daha ziyade diasporaya ait bir iş gibi gördükleridir. Esasen Taşnakların bu görüşleri hükümet programında da yer almamaktadır.
 
Hovannisyan seçimlerde tüm oyların %6,2sini almıştır. Taşnaklar 2007 seçimlerinde oyların 12,2 sini aldıklarından başkanlık seçimlerinde yüzde elli oranında oy kaybetmeli kendileri için bir hezimet olmuştur. Hovannisyan Meclis Başkan Yardımcısı görevinden istifa etmiştir. Diğer yandan yaptığı yazılı açıklamada seçimlerinde ciddi kusurlar olduğunu,  oy satın alındığını, bazı sandıklarda şiddet kullanıldığını ve sahte oy atıldığını söylemiştir[38]. Ancak Taşnak Partisi seçimlerden sonra kurulan hükümete girmekte tereddüt etmemiştir. Meclis Başkan yardımcılığına aynı partiden Hrayr Karapetyan seçilmiştir[39]  Hovannisyan ise partinin Meclisteki Grup Başkanı olmuştur.  

4. Levon Ter-Petrosyan

Levon Ter-Petrosyan 1945 yılında Suriye’de doğmuştur. 1915 yılında Ermeni sevk ve iskânı sırasında Suriye’ye gönderilen bir ailenin çocuğudur. Ailesi, Sovyetlerin Diaspora Ermenilerini Ermenistan’da toplamak politikaları çerçevesinde tüm Ermenilere yaptıkları çağrıya uyarak 1946 yılında Ermenistan’a yerleşmiştir Petrosyan 1972 yılında Erivan Üniversitesi Şarkiyat Bölümünden mezun olmuş, 1987 yılında Leningrad Üniversitesinde doktorasını vermiş ve çeşitli araştırma merkezlerinde çalışmıştır; yetmiş kadar bilimsel yayını vardır. Rusça, Fransızca, İngilizce, Almanca, Arapça ve bazı ölü dilleri ve muhtemelen Türkçeyi bilmektedir.

Petrosyan 1965 yılında “soykırımın” 5O. yılı için yapılan gösterilerde tutuklanmıştır. Ondan sonra da Karabağ ile ilgili bazı yasal olmayan örgütlere girmiştir.  1989 yılında Sovyet Ermenistan’ı Meclisine seçilmiş, Ertesi yıl bir tür devlet başkanlığı anlamına gelen Sovyet Ermenistan’ı Yüksek Konseyi Başkanlığına getirilmiştir. Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra ise 1991’de Başkan seçilmiş, 1996 yılında yeniden bu makama getirilmiştir.

Ter- Petrostan’ın başkanlık yılları bir yandan Karabağ savaşı, diğer yandan gayet kötü ekonomik koşullar ve iç karışıklıklarla geçmiştir. Bu arada yasa dışı faaliyetleri nedeniyle Taşnak Partisini kapatmıştır. Ter-Petrosyan savaş bittikten sonra ise Karabağ sorununa, Minsk Grubu dâhilinde barışçı bir çözüm bulunması için uğraşmıştır. Karabağ sorunu hakkında Minsk Grubu tarafından önerilen aşamalı bir planı kabul etmiş, ancak Başbakan Robert Koçaryan’ın ve Ermenistan Meclisinin n bu planı benimsememesi üzerine 1998 yılı Şubat ayında istifa etmiştir. Yerine Robert Koçaryan başkan olmuştur.

Ter-Petrosyan başkanlıktan ayrıldıktan sonra bilimsel çalışmalarla uğraşmış, 2003 seçimleri için adaylığını koyacağına dair rivayetler çıkmışsa da bu gerçekleşmemiştir.

2008 Başkan Seçimi için aday olan Ter-Petrosyan vaktiyle başkanı olduğu Ermenistan Milli Hareketi Partisi çok zayıflamış olduğu için tüm seçim kampanyasını kendisi yürütmüştür. Ermenistan’da medya’nın büyük çoğunluğu Serj Sarkisyan yandaşı olduğundan, sesini duyurabilmek için meydanlarda büyük mitingler yapmak durumunda kalmıştır. Ter-Petrosyan ayrıca Koçaryan-Sarkisyan tandemini şiddetli bir şekilde eleştirmek yolunu seçmiştir. Bu eleştiriler Ermenistan’ın yakın geçmişine ve bu güne ışık tutacak bilgiler içermektedir. Bunlardan en önemli gördüklerimizi aşağıda özetliyoruz [40].  

Karabağ Sorunu Ve Ermenistan’ın Komşularıyla İlişkileri Hakkında  

Başkan seçimi kampanyası sırasında Ter-Petrosyan, 1997-98 döneminde Karabağ sorunun çözümü için kendisinin kabul ettiği ancak Koçaryan ve Sarkisyan’ın bozguncu olarak niteleyip reddettikleri önerileri şimdi bu ikilinin benimsediğini söylemiştir.     Koçaryan’ın Karabağ konusunda çözümsüzlüğü çözüm saymak politikasına gönderme yaparak statüko felsefesinden çözüm felsefesine geçilmesi ve uzlaşıdan korkulmaması gerektiğini söylemiştir.  

Ayrıca Karabağ sorunu çözümlenmedikçe, ablukalar kalkmadıkça ( yani sınırlar açılmadıkça) komşularıyla ilişkileri normal hale gelmedikçe, bölge ve uluslararası sistemlere (işbirliğine) entegre olmadıkça Ermenistan’ın, günümüz dünyasının gerektirdiği şekilde gelişemeyeceğini ve güçlenemeyeceğini ifade etmiştir   

Ermenistan’ın Dış Politika Alanındaki Hataları Hakkında[41]
 

Ter-Petrosyan Ermenistan’ın son on yılda dış politika alanında birçok başarısızlığı olduğunu ve bunların Ermenistan’ın izole edilmesine yol açtığını söylemiştir. Petrosyan bunların başında soykırım konusunda Birleşmiş Milletlerde bir oylama yapılmamasının geldiğini[42] ve ikinci olarak da Gürcistan’ın Ahalkelek bölgesindeki Rus üssünün kapatılmış olmasını saymıştır. Bu olay Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bu bölge ekonomisini olumsuz etkilemiştir.  Üçüncü olarak ise Kars- Ahalkelek demir yolunun inşasına başlanmasını göstermiştir.

Koçaryan  Ve Sarkisyan’ Hakkında  

Ter-Petrosyan Koçaryan ve Sarkisyan iktidarının güvenlik güçlerinin, adli makamların ve televizyonun sıkı bir şekilde kontrol altında tutulmasına ve ayrıca bir  korku havası yayılmış olmasına dayandığını söylemiştir.    

Ayrıca söz konusu ikilinin Ermenistan’ı bir fethedilmiş toprak ve iş alanı olarak gördüklerini belirtmiştir. Ter-Petrosyan bu sözleriyle,  Karabağ’lı olan Koçaryan ve Sarkisyan’ı idareyi ele geçirdikten sonra Ermenistan’ı fethettikleri bir ülke gibi gördüklerini ve yakın çevreleri aracılığıyla ülkenin en zengin kaynaklarını kontrol ettiklerini belirtmek istemiştir. Diğer yandan, isimlerini vermeden Koçaryan’ın oğlu Sedrak ve Sarkisyan’ın kardeşi Aleksandr’ın kısa zamanda çok zenginleştiklere ve ülke dışına para çıkardıklarına işaret etmiştir. Ter-Petrosyan daha da ileri giderek, son beş yıl içinde bu “canî “rejimin halktan en aşağı üç veya dört milyar dolar çaldığını, bu meblağ Ermenistan’a yatırılsaydı ülkenin kalite bakımından daha değişik olacağını, eğer Karabağ’a yatırılsaydı  bu bölgenin bağımsızlığını kazanmış olacağını söylemiştir. 

Ermenistan’ın Ekonomik Durumu Hakkında  

Bilindiği üzere Ermenistan ekonomisi Koçaryan idaresi döneminde, özellikle son yıllarda, büyük gelişme göstermiş yayımlanan istatistiklere göre GSMH yılda  % 12, 13’ünü  geçen oranlarda artmıştır. Ter-Petrosyan buna itiraz etmiş ve  resmi istatistiklerin hileli olduğunu söylemiş, ekonomik kalkınmanın aslında çok daha ağır olduğunu   ve ülke dışında yaşayan yüz binlerce Ermeninin gönderdiği paralardan ileri geldiğini iddia etmiştir. 

27 Ekim 1999 Suikastı Hakkında    

Koçaryan’ın başkan seçilmesinden bir buçuk yıl kadar sonra 27 Ekim 1999 tarihinde silahlı bir grup Ermenistan Milli Meclisini basarak Meclis Başkanı Karen Demirciyan, Başbakan Vazgen Sarkisyan ile bazı milletvekillerini öldürmüşlerdi. Demirciyan ve Sarkisyan’ın  Koçaryan’a rakip olabilecek niteliklere sahip olmaları bu suikastın Koçaryan ile ilgisi olabileceğini düşündürmüş ancak bu konuda herhangi bir kanıt bulunmamış, yakalanan saldırganlar da Koçaryan’ı suçlamamıştı. 

Ter-Petrosyan bu olayı 24 Nisan 1915 tarihinde İstanbul’da, “ Ermeni soykırımının başlangıcını oluşturan İstanbul’da yüzlerce Ermeni aydının öldürülmesine” benzetmiş ve Koçaryan’ın bu olaydan çok yararlandığını ve bu olayı tasarlayanların  araştırılmasını engellediğini söylemiştir.  

            f. Koçaryan’ın cevapları

Başkan Koçaryan 30 Ekim’de Yer Petrosyan’a verdiği cevapta adı geçenin başkanlığı dönemindeki yaşam koşulları üzerinde durmuş ve Ter-Petrosyan’ın partisi olan Ermeni Milli Hareketi’nin (1990 Ağustos ayında iktidara geldiği zaman Ermenistan’ın Sovyetler Birliğini oluşturan cumhuriyetlerden endüstri alanında en fazla gelişmiş olanlardan biri olduğunu, ayrıca tarım alanında de gelişmiş bulunduğunu 3-4 yıl içinde Ermenistan’ın dünyanın en fakir ülkelerinden biri haline geldiğini belirtmiş ve Böylece Ermeni Milli Hareketi Partisinin normal durumda bir ülkeyi devraldığını, 1996’da ise kendisine ekonomisi tahrip olmuş bir ülke devrettiğini, 1997 yılında Ermenistan’ın milli gelirinin günümüz Ermenistan’ın bütçesinden bile az olduğunu söylemiştir[43].

 Koçaryan’ın aile fertlerinin zenginleşmesi ve 27 Ekim 1999 suikastında oyladığı rol hakkındaki Ter-Petrosyan tarafından ileri sürülen iddialara cevap vermekten kaçındığı  dikkatleri çekmiştir.  

Buna karşın Ter-Petrosyan dönemi başbakanlarından Hrant Bagratyan, Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan’ın Ermenistan’ın safi milli hasılasının % 17’sini  ellerinde tuttuklarını  iddia etmiş, en az iki bankanın  Koçaryan’ın kişisel  denetimi altında olduğunu ayrıca adı geçenin maden endüstrisi ve inşaat sektöründe çıkarları bulunduğunu, özelleştirilmiş olan Ermeni Hava Yollarının (Armavia) gerçek sahibinin ise Serj Sarkisyan olduğunu söylemiştir.[44]  Sarkisyan, başkan adayı olduğu için, mal beyanında bulunmuştu.  Buna göre adı geçen Karabağ’ın Başkenti Stepanakert’de (Han Kenti) ortak olarak bir dairesi, 58 milyon (191.000 dolar) nakit parası ve bazı antikaları vardır. [45]  

Ter-Petrosyan 16 Kasım 2007 tarihinde düzenlenen bir miting’de yapmış olduğu uzun bir konuşmayla[46] Koçaryan’a cevap vermiş ve esas itibariyle kendi başkanlığı dönemindeki ekonomik koşullar ve özellikle enerji bunalımı (elektrik yetersizliği) üzerinde durmuş, Karabağ savaşı sırasında enerji sıkıntısı çekildiğini, savaştan sonra durumun düzeldiğini, şimdi kendisini yeren Koçaryan’ın vaktiyle ona methiyeler düzdüğünü söylemiştir. Ter-Petrosyan ayrıca, genel olarak ifade edilenin aksine Ermenistan silahlı kuvvetlerinin de Karabağ savaşına fiilen katıldıklarını ifade etmiştir. 

 Kanımızca Ter Petrosyan’ın bu konuşmasının en ilginç kısmı vaktiyle Koçaryan ve Sarkisyan’a Karabağ’dan çağırıp Ermenistan’da görev verdiği için günah işlediğine ve bu nedenle de özür dilediğine dair olan ifadeleridir.  Bu hususta hata işlediğini, hata değil bir felakete neden olduğunu belirten Ter-Petrosyan şimdi Ermenistan’ı bu felaketten kurtarmasına yardım edilmesi sözleriyle kendisine oy verilmesini istemiştir. 

Koçaryan, Ter-Petrosyan’ın bu sözlerine cevaben, Ter-Petrosyan’ın az olan doğru kararlarından birisinin de kendisini başbakan olarak atamak olduğunu söylemiştir[47].  

g. Türkiye ve Karabağ hakkında görüş ayrılıkları

Koçaryan Ter-Petrosyan’ın başkanı olduğu Ermenistan Milli Hareketi Partisi’nin milli ideolojiden yoksun olduğunu, soykırımı unutmaya hazır bulunduğunu ve Ermenistan’ı Türkiye’nin bir uzantısı haline getirmek istediğini ileri sürerek Ter-Petrosyan’a yeni bir suçlama yöneltmiştir[48].   Ter-Petrosyan’ın Ermeni Ordusunun küçültülmesi gerektiği hakkındaki düşüncesine karşılık olarak da “Karabağ’ı bırakmaya,  Ermeni soykırımının uluslararasında tanınmasını reddetmeye ve Azerbaycan’ın küçük kardeşi olmaya hazır bir adamın bir orduya hiç ihtiyacı olmadığı söylemiştir. 

Ter-Petrosyan,  8 Aralık 2007 tarihinde düzenlenen bir miting’de yaptığı konuşmada[49]  bu konuya da değinerek Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı olduğu dönemde Koçaryan ve Sarkisyan’ın bu bölge Komünist Partisinin üst düzey yöneticileri olduğuna gönderme yaparak “kendisine Türk taraftarı diyenlerin uzun zaman Türklere (Azerilere koyun gibi hizmet ettiklerini” kendi ailesinde üç kuşağın şu veya bu şekilde Türklere karşı koyduğunu, Büyükbabasının Musa Dağı savaşına katıldığını, kendisini ise, Koçaryan ve Sarkisyan’ın soykırım sözcüğünü dahi duymadığı bir zamanda, 1966 yılında soykırımın yıldönümü münasebetiyle düzenlenen bir gösteriye katıldığı için tutuklandığını ve bir hafta kadar hapis yattığını söylemiştir. 

Ter-Petrosyan aynı konuşmasında, 19. asrın sonu 20. asrın başındaki hataları tekrarlamak hakları olmadığını, Türk-Ermeni ilişkileri için üçüncü bir tarafa güvenilmemesi gerektiğini, Ermenilerin kendilerini eski komplekslerden kurtarmaları, içinde bulundukları mağdur psikolojisinin üstesinden gelmeleri, aksi halde modern bir millet olunamayacağını Koçaryan’ın aksine soykırım konusunun Ermenistan’ın dış politikasının temel taşı yapılmasının zamansız olduğuna inandığını,  , ültimatomlar vererek ve köşeye sıkıştırarak kimsenin Türkiye’yi Ermeni soykırımını tanımaya zorlayamayacağını,  ancak Diasporanın bulundukları ülkelerde bu konuyu gündeme getirebileceğini, Türkiye’nin Ermenistan ile Diasporayı karıştırmaması gerektiğini, zira diasporanın soykırımın bir sonucu olduğunu, diğer yandan Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde gerçeği dikkate alarak hareket etmek gerektiğini, bu bağlamda kendileri 1915 olaylarının soykırım olduğuna inandıklarını, Türkiye’nin ise inanmadığını, Türkiye’nin er veya geç soykırımı tanıyacağından şüphe duymadığını ancak bunun iki ülke arasında normal ve iyi komşuluk ilişkileri bulunduğu takdirde mümkün olabileceğini söylemiştir.

Ter-Petrosyan Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmasının, ekonomik, siyasi ve güvenlik açılarından Ermenistan’ın lehine olduğunu ayrıca Ermenistan’ın Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine müdahale etmesinin yanlış olduğunu; zira Ermenistan’ın Türkiye’nin üyeliğini kolaylaştırmayacağı gibi engelleyemeyeceğini,   Avrupa Birliği Türkiye’yi kabul etmeye hazır olunca, soykırım dâhil Ermenistan’ın ileri sürdüğü itirazları kolaylıkla bir kenara koyacağını, Ermenistan’ın Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılmasını önlemeye çalışmak yerine Brüksel’den Türkiye ile olan ilişkilerinde Ermeni kartını oynamamasını istemesi gerektiğini söylemiştir. Bilindiği üzere Koçaryan Hükümetleri de, ilke olarak, Türkiye’nin AB üyesi olmasını desteklemişler ancak üyeliğin Türkiye’nin Ermenistan’la normal ilişkiler kurmak için ileri sürdüğü ön koşullardan vazgeçtikten sonra gerçekleşmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.  Buna karşı Diaspora bu konuda daha sert bir tutum içinde olup soykırımı tanımasının Türkiye’nin AB üyesi olmasının ön koşulu olmasını ileri sürmektedir. 

Diğer yandan Ter-Petrosyan, Türkiye’nin Tarihçiler Ortak komisyonu kurulması önerisini kabul edilmez bulduğunu, zira bu Komisyonun görevinin Ermenilerin kitle halinde öldürülmesinin soykırım olup olmadığını araştırmak olacağını ifade etmiş ve  çeşitli ülkelerde kabul edilen soykırım kararlarına şiddetli tepki gösterdiği için Türkiye’yi eleştirmiştir. 

Ter-Petrosyan’ın seçim kampanyası döneminde yaptığı bu konuşmalar Türkiye’ye karşı izlenen politikalar açısından kendi dönemi ve Koçaryan dönemi hükümetleri arasındaki farkları ortaya koymuştur. Sarkisyan’ın da, ana hatları itibariyle Türkiye’ye karşı Koçaryan’ın politikasını izleyeceği anlaşılmaktadır. Söz konusu farklar şu şekilde özetlenebilir: 

- Ter- Petrosyan’a göre soykırım iddialarının uluslararasında tanınması Ermenistan’ın değil Diasporanın işidir. Koçaryan hükümetleri ise diğer ülkelerin bu tanımayı yapmasını politikanın temel taşı haline getirmiştir. 

-  Ter-Petrosyan Türkiye’nin soykırımı tanımaya zorlanamayacağını, bunun ancak iki ülke arasında normal ilişkiler kurulduktan sonra gerçekleşebileceğini söylemektedir. Koçaryan hükümetleri de ile normal ilişki kurmak için Türkiye’den soykırımın tanınmasını istememişler ve bunu gelecek kuşaklara bırakmışlardır.  Diaspora için ise Türkiye’nin bu tanımayı yapması şarttır; ancak bu şartın Türkiye ile normal ilişkiler kurulması için gerekli görülüp görülmediğinde açıklık yoktur. 

- Ter-Petrosyan Ermenistan’ın Türkiye ile olan sorunlarını tek başına çözmeye çalışmasını istemekte ve Koçaryan hükümetlerinin bu konuda başka ülkelerden yardım istediğini imâ etmektedir. 

- Ter-Petrosyan Ermenistan’ın Türkiye’nin AB üyeliği sürecine müdahale etmemesi

gerektiğini söylemekte; Koçaryan hükümetleri bu üyeliğin, iki ülke arasında normal ilişki kurulduktan sonra gerçekleşmesini istemekte, Diaspora ise bu üyeliği Türkiye’nin “soykırımı” tanıması koşuluna bağlamaya çalışmaktadır. 

-Ter-Petrosyan, Koçaryan gibi, tarihçiler ortak komisyonu önerisine karşıdır. 

            h. Per-Petrosyan’ın Seçim Bildirgesi

Ter-Petrosyan yayınladığı uzun seçim bildirgesinde[50] seçildiği taktirde kleptokratik ( para çalmaya dayanan)  sisteme son vereceğini, özgür seçimlere, insan haklarına ve yargının bağımsızlığına dayalı tam bir demokrasi kurulacağını, güvenlik güçlerinin ve ordunun hükümetin baskısının aracı olarak kullanılamayacağını söylemiştir.  Bildirgede ekonomik konulara geniş yer verilmiştir Bu arada dürüst bir ekonomik rekabet ve özel mülkiyetin mutlak korunması hakkındaki ifadelerle hükümetle bağlantılı zengin iş adamlarının halktan çaldıkları muazzam paraların geri alınacağına dair sözler dikkat çekmektedir. Diğer bir husus vergi kaçakçılığına karşı sıkı önlemler alınmasıdır.   Ter-Petrosyan’a göre bütçe gelirlerinin sadece % 22’si büyük iş adamları tarafından ödenmektedir; oysa bu oranın % 75 olması gerekmektedir. 

Ter-Petrosyan bu ve diğer önlemlerin önümüzdeki beş yıl içinde GSMH’I iki misli, ve  bütçe gelirlerini üç misli artıracağını, Karabağ sorunun çözümlenmesi sonucunda ekonomik ambargolar kaldırılır, Türkiye-Ermenistan sınırı açılırsa daha etkileyici sonuçlar  beklenebileceğini de belirtmiştir.   

Bildirgenin dış politika bölümü ayrıntılı değildir. Burada Ermenistan’ın Rusya, Gürcistan ve Iran ile olan ilişkilerini güçlendireceği ve Türkiye ile Azerbaycan’la normal ilişkiler kurulması için yapıcı çabalar harcanacağı gibi müphem ifadeler yer almaktadır. 

Ter-Petrosyan’ın Karabağ konusundaki sözleri de belirsizdir. Adı geçen Azerbaycan’la, Karabağ’lı Ermenilere kendi kaderini kendi tayin etme hakkını kullanmalarına olanak sağlayacak bir uzlaşıya varmak için gerekli siyasi iradeyi göstereceğini söylemiştir.  Buna göre amaç Karabağ’ın statüsünün Karabağ’lılar tarafından bir referandumla belirlenmesidir ( Koçaryan idaresi de bunu savunmaktadır) Ancak Ter-Petrosyan referandum formülünün Azerbaycan’a benimsetmek istemektedir. Halen Karabağ’da hiç Azeri kalmadığından bu formülün Azerbaycan tarafından kabulünün anlamı yoktur.

Ermenistan’da bazı gazetelerle birçok televizyon kanalı Koçaryan-Sarkisyan ikilisini destekleyen zengin iş adamlarının elindedir. Bu gazete ve televizyonlar Per-Petrosyan’ın seçim kampanyasına mümkün olduğu kadar az yer vermekte, ayrıca eski Cumhurbaşkanı karalamaya çalışmaktadırlar. Bu arada Ter-Petrosyan’ın Türkiye taraftarı gibi gösterilmesine özel özen gösterilmektedir. Mesela bir gazete ( Hayots Aşharh) Ter-Petrosyan’ın fes giymiş şeklide gösteren ve ayrıca Türk bayrağını sallayan fotomontajlar yayınlamışlardır. Bazı gazetelerde ise kendisine “Levon Efendi” diye hitap eden yazılar çıkmıştır. Bazı medyanın Ter-Petrosyan aleyhindeki bu aşırı tutumu, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis ve Avrupa Birliğinin Güney Kafkasya için Özel Temsilcisi Peter Semneby tarafından eleştirilmiştir[51].  

Ermenistan seçimlerini gözlemleyen en önemli kuruluş Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT=OSCE) merkezi Varşova’da bulunan ve kısa adı ODIHR olan Demokratik Kuruluşlar ve İnsan Hakları Ofisidir.  Bu kuruluş da  Ermeni seçimleri hakkındaki ilk ara raporunda  medyanın büyük bir kısmının, dengesiz bir şekilde Ter-Petrosyan’ın aleyhinde durum aldığını belirtmiş bunun yanında aynı medyanın Serj Sarkisyan’ın kayrıldığını da altını çizmiştir[52].

B. Seçim Sonuçları ve Gösteriler 

Seçimlerden önce Ter-Petrosyan ve taraftarlarının düzenlediği devamlı gösteriler Ermenistan güvenlik güçleri tarafından hoşgörüyle karşılanmamıştır. Normalin dışına çıkan her hareket takip edilmiş ve bunları yapanlar yakalanarak  tutuklanmış ve haklarında kovuşturma yapılmıştır. Tutuklananlar arasında Ter-Petrosyan’ın seçim kampanyası koordinatörü eski Dışişleri Bakanı Aleksandr Arzumyan da vardır. Adı geçen halen (Mayıs 2008 sonu) hapistedir. Ancak bu tutuklama olayları AGİT’ın seçim gözleme kuruluşu ODİHR’in fazla dikkatini çekmemiş görülmektedir. Adı geçen kuruluş, yukarıda da belirttiğimiz gibi, esas itibariyle meydanın Sarkisyan’a büyük yer vermesi, Ter-Petrosyan başta olmak üzere diğer adayların ihmal edilmesi üzerinde durmuştur[53]. Buna karşın Ter-Petrosyan, kendi seçim kampanyasına çıkarılan güçlüklerin bu kampanyanın devamını imkansız kıldığını belirterek Ermenistan Anayasa mahkemesinden seçimlerin ertelenmesini istemiştir. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmemiştir[54].

19 Şubat 2008 tarihinde yapılan seçimler, birçok usulsüzlük iddiaları hariç tutulursa, nispeten sakin geçmiştir. Yukarıda incelediğimiz dört aday oyların %97’sini toplamıştır.  Her birinin oy oranı aşağıdadır[55] Seçim sonuçları şöyledir[56]: 

Serj Sarkisyan  % 52,8 

Levon Ter-Petrosyan  % 21,5 

Arthur Bagdasaryan  % 16,2 

Vahan Hovannisyan  %  6,12  

Seçimler konusunda yapılan tüm kamuoyu yoklamaları Serj Sarkisyan’ın kazanacağını göstermişti. Son yoklamalar ise adı geçenin birinci turda seçileceğini ortaya koymuştu. Kamuoyu yoklamaları önce Ter Petrosyan’ın çok az oy alacağını göstermiş sonraları adı geçenin oy oranı devamlı artmıştır. Bir aralık Ter-Petrosyan ile Bagdasaryan arasında bir ittifaktan söz edilmişse de bu gerçekleşmemiştir. Bu ittifak kurulsaydı dahi Sarkisyan’ın aldığı oya ulaşılamayacağını yukarıdaki oranlar göstermektedir. 

AGİT-ODİHR, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu seçim gözlemcileri, ilk raporlarında  başkan seçiminin büyük ölçüde AGİT ve Avrupa Konseyi standartlarına uygun olarak  yapılmış olduğunu,  resmi makamların geçmiş seçimlerde görülen eksikliklerin giderilmesi için gerçek çabalar gösterdiklerini ifade etmiştir [57].   Bu ifadeler Sarkisyan’ın seçimine meşruiyet kazandırmıştır. Türkiye dâhil bir çok ülke ve uluslararası kuruluş Sarkisyan’a kutlama mesajı göndermiştir. Ancak ABD’nin tutumunda bir duraksama görülmüştür. Başkan Bush’tan bir kutlama gelmemiş buna karşılık ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı, yukarıda değindiğimiz AGİT ve Avrupa Konseyi değerlendirmelerini esas alarak, bu seçimler için Ermeni halkını kutlamıştır[58].  Ancak ter-Petrosyan seçim sonuçlarını kabul etmemiş ve oyların yeniden sayılması halinde Serj Sarkisyan’ın birincilikten dördüncülüğe düşeceğini,  % 65,66 oyla kendisinin birinci, Bagdasaryan’ın ikinci. Taşnak adayı Hovannisyan’ın üçüncü olacağını iddia etmiştir[59]. Daha sonra Anayasa mahkemesine başvurarak seçim [60]sonucuna itiraz etmiştir. Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği kararda, Ter-Petrosyan ve temsilcilerinin Başkan Seçiminde Serj Sarkisyan lehine hile yapıldığını kanıtlayamadıklarına ve bazı hileli olaylarında seçimlerin sonucunu değiştirmeyeceğine karar vermiş, bu onaylarlarla ilgili bilgileri, soruşturma yapılması için, Baş Savcıya göndermiştir[61].  

Seçimden hemen sonra Ter-Petrosyan ve taraftarları hemen her gün büyük gösteriler düzenleyerek seçim sonuçlarına itiraz etmişlerdir. Bu gösterilerin çoğu Erivan’daki Özgürlük Meydanında olmuş burada çadırlar kurularak gösterilerin kesintisiz sürmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Böylelikle Ter-Petrosyan’ın Ermenistan’da, Ukrayna’dakine benzer  bir  “Turuncu Devrim” yapmaya çalıştığı kanısı doğmuştur. Bu arada Ordudan bazı generaller ile emekli subaylar, dışişlerinden bazı büyükelçiler, ayrıca Baş Savcının yardımcılarından biri Ter-Petrosyan’a katılmışlardır. Koçaryan ise bu kişilerden ve göstericilerden bazılarını tutuklattırmıştır[62].  

1 Mart 2008 günü polis ve diğer güvenlik güçleri göstericileri dağıtmak üzere harekete geçmişlerdir. Uzun süren ve ertesi güne de sarkan çarpışmalar sonucunda göstericiler, Ter-Petrosyan’ın evlerine gitmeleri çağrısının[63] da etkisi altında, dağılmışlardır. Çarpışmalarda biri polis 10 kişi ölmüş çok sayıda kişi de yaralanmıştır[64]. Aralarında milletvekillerinin de bulunduğu70 kadar kişi tutuklanmış, Ermenistan Meclisi milletvekillerinin tutuklanmasını onaylamıştır[65]. Başkan Koçaryan yirmi gün süreyle olağanüstü hal ila etmiştir[66]. Meclis bunu da onaylamıştır. Olağanüstü Hal, her türlü gösteriyi yasaklamanın yanında, basına da bir tür sansür koymuştur[67]. 

Tüm bu olaylarda Sarkisyan’ın mümkün olduğu kadar arka planda kalmaya özen gösterdiği Koçaryan’ın ise tamamen ön planda olduğu gözlemlenmiştir. Bunu, Sarkisyan daha başkanlık görevine başlamadığı için Koçaryan’ın önlem almak durumunda kalmasıyla açıklamak mümkündür. Ancak, yasal olmasa bilen sadece gösteri yaptıkları için kişilerin öldürülmesinin ağır bir sorumluluk olduğu da açıktır.  

 Ermenistan’daki bu olaylar üzerine ABD, AGİT, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi yetkilileri ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon endişelerini ifade eden mesajlar yayınlamışlardır. Ayrıca AGİT ve Avrupa Birliği’nin Ermenistan’a gönderdiği temsilciler Koçaryan ve Sarkisyan ile görüşmeler yaparak durumun normale dönmesini Olağanüstü Hal’in süresinin kısaltılmasını istemişlerdir[68]. Daha sonra ABD Dışişleri Bakanı Rice

 Ermenistan’a yapılan yardımlardan bazılarının durdurulabileceğini söylemiştir[69].  

Avrupa Parlamentosu Ermenistan’daki olaylar hakkında 13 Mart 2008 tarihinde kabul ettiği bir kararda, bu olaylarda ölenler için üzüntülerini bildirmiş, ilgili taraflardan sorumlu bir şekilde davranmalarını, resmi makamlardan ise şiddet hareketlerini soruşturmalarını ve gerekli önlemleri almalarını ayrıca Olağanüstü Hali kaldırmalarını, basın özgürlüğünü sağlamalarını ve barışçıl gösteri hakkını kullanan kişilerin serbest bırakılmasını talep etmiştir[70].  

Ermenistan Miller Meclisi Olağanüstü Halin kalkmasından bir kaç gün önce bazı hallerde  gösteri yapılmasını önleyen  bir kanunu kabul etmiştir. Buna göre yerel makamlar kamu güvenliğini, kamu düzenini ve anayasal hakları tehlikeye atabilecek gösterilere izin verilmeyecektir[71].Olağan Üstü Hal l 21 Mart’ta kalktıktan sonra gösteriler, daha küçük çapta olsa da tekrar başlamıştır. Polis bunlara da müdahale etmiş ve yaklaşık 50 kişi tutuklamıştır[72].  

Avrupa Konseyi de Ermenistan’daki durumla yakından ilgilenmeye başlamıştır. Konseyin Bakanlar Komitesini temsilen yüksek dereceli diplomatlardan oluşan ve Ermenistan’ın Avrupa Konseyi ile ilgili taahhütlerine riayetini denetleyen AGO Grubu Mart ayı sonunda Ermenistan’a gelerek resmi makamlarla ve Ter-Petrosyan’la bazı görüşmelerde bulunmuştur. Grubun tavsiyeleri, esas itibariyle Avrupa Parlamentosunun yukarıda değindiğimiz kararınkiyle aynı olmuştur[73].
 
Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi 17 Nisan 2008 tarihinde “Ermenistan’daki Demokratik Kurumların İşleyişi” başlığını taşıyan uzun bir karar kabul etmiştir. Kararda, özetle,  Ermenistan’da başkan seçimleri sonrasında muhalefete karşı alınan sert önlemler kınanmakta, 1 Mart olayları hakkında bağımsız,  saydam ve inanılır soruşturma yapılması, bu olaylarda siyasi amaçlarla tutuklanmış kişilerin serbest bırakılması, gösterileri kısıtlayan kanun kaldırılması istenmektedir.  Karada bu önlemlerin alınmamasının  Ermenistan’ın  Avrupa Konseyi üyesi olarak inanırlığına şüphe getireceği   ve bu taleplerle ilgili olarak ciddi gelişmeler olmadığı taktirde  Danışma Meclisinin, Ermenistan Delegasyonun oy hakkının  askıya alınmasını Haziran 2008’de başlayacak olan oturumunda inceleyebileceği  belirtilmektedir.
 
Görüldüğü üzere Avrupa Konseyi Danışma Meclisi Ermenistan makamlarının muhalefete karşı tutumunu sert bir dille kınamakta ayrıca demokrasiyi amaçlayan bazı önlemler alınmadığı takdirde Ermenistan’ın Danışma Meclisindeki oy hakkının kaldırılabileceğini belirtmektedir.
 
Avrupa Konseyi ilgilileriyle yapılan görüşmelerde Ermeni yetkililerin gösterileri kısıtlayan kanunda değişiklik yapılacağını kabul etmeleri Avrupa Konseyi ve AGİT tarafından memnuniyetle karşılanmıştır[74]. 
 
IV- YENİ BAŞKAN VE YENİ HÜKÜMET  

Serj Sarkisyan’ın 9 Nisan 2008 tarihinde Opera’da düzenlenen milletvekilleri ve davetlilerin hazır olduğu bir törende yemin ettikten sonra göreve başlamıştır. Opera ve civarı güvenlik güçleri tarafından sarılmış ve hiçbir gösteriye müsaade edilmemiştir. Ancak şehrin başka bir yerinde bin kadar kişi Sarkisyan aleyhinde gösteri yapmıştır.[75]  

Sarkisyan bu münasebetle yaptığı konuşmada Robert Koçaryan’dan övgü ile bahsetmiş ve kendisine teşekkür etmiştir. Bazı genel vaatlerin yer aldığı bu konuşmada Karabağ sorununa adil, barışçı ve uygun bir çözüm bulmak için her şeyi yapacaklarını söylemiş,  Ermenistan dış politikasının ise “proaktif” olacağından bahsetmiştir. 

Serj Sarkisyan % 52 gibi büyük bir oranla seçimi kazanmasına rağmen seçimi izleyen kanlı olaylar Ermenistan’da bir tür siyasi bunalım yaratmıştır. Bunu aşabilmek için yeni kurulacak Hükümetin mümkün olduğu kadar geniş bir desteğe sahip olmasına çalışılmıştır. Diğer yandan söz konusu geniş desteğin Ter-Petrosyan ve taraftarlarını izole etmeye de hizmet edeceği düşünülmüştür. 

İşbirliğinin ilk işaretini Sarkisyan ve Bagdasaryan vermişlerdir. Adı geçenler 17 Mart 2008 tarihinde Washington Post gazetesine yazdıkları “Ermenistan’da İleriye Doğru Gidiş” başlıklı ortak bir makalede Ter-Petrosyan’ın seçim öncesi ve sonrasındaki tutumunu şiddetle eleştirmişler ve kendilerinin başkan seçiminde rakip olduklarını ancak mevcut bunalımı sona erdirmek ve Ermenistan’ı yeniden rayına oturtmak için birleştiklerini ifade etmişlerdir.  Bu amaçla siyasi bir ittifak kurduklarını, her ikisinin aldığı oyların toplam oyların % 70’ine ulaştığını,  bunun kendilerine verilmiş ciddi bir yetki olduğunu ve Ermenistan’da demokrasiyi ve halkın sosyal ve ekonomik gelişmesini sağlamak üzere büyük ancak gerçekçi reformlar izleyeceklerini bildirmişler ve ortak bir şekilde Ermenistan’ın idaresini üstlenmek için anlaştıklarını belirtmişlerdir. 

Bu makalede karşılaşılan dış sorunların birincisinin Karabağ, ikincisinin ise Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi olduğu ifade olunmakta ve sadece geniş halk desteğine sahip bir hükümetin bu sorunları başarılı bir şekilde çözebileceği belirtilmektedir. Soykırım iddiaları konusunda ise Koçaryan döneminin söylemi tekrarlanarak “Ermeni soykırımının tanınmasını uluslararası topluluktan istemeye devam edeceğiz, ancak bu sorun bizi ilerlemekten alıkoymamalıdır” denmektedir. “İlerlemekten alıkoymamak” sözcükleriyle, herhalde, Türkiye ile diplomatik ilişki kurulması kastedilse gerektir. 

Dört parti koalisyon hükümeti kurmak için  21 Mart 2008 tarihinde bir belge imzalamışlardır[76]. Söz konusu dört parti şunlardır: Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi, Müreffeh Ermenistan Partisi, Hukuk Devleti Partisi ve Ermenistan Devrimci Federasyonu. 12 mayıs 2007 seçimlerine göre bu partilerin toplam sandalye sayısı 113’dür ve 131 sandalyesi olan Ermenistan Meclisinde  %86 gibi büyük bir çoğunluğu bulunmaktadır.  Koalisyon dışında kalan tek Parti, Raffi Hovannisyan’ın 7 sandalye sahibi Miras Partisi’dir. Ayrıca 11 bağımsız milletvekili vardır;  ancak bunların çoğunluğu hükümet yanlısıdır.    Böylece Ermenistan Meclisinde muhalefet yok gibidir. Ancak, muhalefetin Meclis dışında olduğu,  Levon Ter-Petrosyan’ın oyların %21,5’i aldığı ve adı geçenin taraftarlarının da sokağa dökülebilen ve gerektiğinde polisle de çatışabilen türden olduğu unutulmamalıdır.  

Yeni başbakanın kim olacağı bir süre anlaşılmamış ve Robert Koçaryan’ın bu koltuğa oturabileceği spekülasyonları yapılmıştı. Koçaryan’ın Ter-Petrosyan taraftarlarını güç kullanarak dağıtması ve böylece asayişi sağlayan bir imaj yaratması bu düşünceleri güçlendirmişti. Ancak Serj Sarkisyan 14 Mart’ta yaptığı bir konuşmada Koçaryan’ın başbakan olarak atamayacağını söylemiş böyle bir durum olsaydı bunu Vladimir Putin ve Dimitri Medvedev’in yaptığı gibi, seçimlerden önce açıklayacağını ifade etmiştir[77]. 

Bir sürpriz şeklinde 9 Nisan 2003 tarihinde Ermenistan Başbakanlığına Merkez Bankası Başkanı Tigran Sarkisyan atanmıştır. Adı geçen 48 yaşında olup (1960 doğumlu) Erivan’da ve St. Petersburg’da ekonomi tahsil etmiş ayrıca Vaşinton’da lisans üstü çalışma yapmıştır. Daha sonra Erivan Üniversitesinde öğretim görevlisi olmuş, Ermenistan Parlamentosuna seçilmiş,  1995–98 yıllarında Ermeni Bankalar Birliğinin başına getirilmiş ve 1998’de Merkez Bankası Başkanlığına atanmıştır[78].

Tigran Torosyan’ın beğenilen bir uzman olduğu anlaşılmaktadır. Koçaryan (ve Sarkisyan) ile iyi ilişkiler içinde olmuş olmakla beraber siyasi bir kişiliği yoktur. Bu makama gelmesini Sarkisyan’a borçludur. Bunun karşılığında da Sarkisyan hükümeti yakından denetlemek olanağına kavuşacaktır. 

21 Nisan 2008 tarihinde açıklanan yeni  hükümet üyelinin isimler ve mensup olduklar partiler aşağıda gösterilmiştir[79].  

1. Sağlık Bakanı   :  Harutiun Kuşkiyan  ( Müreffeh Ermenistan Partisi)

2. Adalet Bakanı   :  Gevork Danielyan  ( Partisiz)

3. Dışişleri Bakanı :  Edvard Nalbantyan  (Partisiz) *

4. Acil Durumlar Bakanı :  Mher Şahgeldiyan (Hukuk Devleti Partisi) *

5. Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı :   Agvan Vardantan (Taşnak Partisi)

6. Çevre Bakanı   : Aram Harutiunyan ( Cumhuriyetçi Parti)

7. Tarım Bakanı   : David Lokyan ( Taşnak Partisi)

8.  Ekonomi Bakanı :  Nerses Yeritsiyan (Partisiz)

9.  Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı : Armen Movsissyan (Cumhuriyetçi Parti )

10 .Eğitim ve Bilim Bakanı : Levon Mıgırdıçyan  (Taşnak Partisi) 

11. Kültür Bakanı : Hasmik Poghossyan  (Partisiz)

12. Savunma Bakanı : Seyran Ohanyan (Partisiz) *

13. Spor ve Gençlik Bakanı : Armen Grigoryan (Müreffeh Ermenistan Partisi)

14. Araziyi Düzenleme Bakanı : Armen Gevorkiyan (Partisiz) *

15 Ulaştırna ve Naklıye  Bakan : ı Gurgen Sarkissyan ( Hukuk Devleti Partisi) *

16.Şehircilik Bakanı : Vardan Vardanyan ( Müreffeh Ermenistan Partisi)

17.Maliye Bakanı : Tigran Davtiyan ( Partisiz) * 

Eski Hükümetin 11 bakanı yerlerini muhafaza etmiştir. Yeni bakan sayısı altıdır (Bu kişiler * işaretiyle gösterilmiştir).  

Bakanların partilere bölünüşü şöyledir: 2 Cumhuriyetçi, 3 Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak),  3 Müreffeh Ermenistan, 2 Hukuk Devleti ve 7 Partisiz. Başbakan da partisizler arasındadır. Partisiz Bakanları genel olarak Devlet Başkanın bazen de Başbakanın seçtiği kişiler olarak düşünmek doğru olacaktır.  

Serj Sarkisyan seçilmeden önce Cumhuriyetçi Parti Başkanı olduğu, Müreffeh Ermenistan Partisiyle yakın ilişkileri bulunduğu ve Başbakan ve tarafsız bakanları da seçtiğine göre hükümete hâkim durumdadır. 

Ermenistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan’dır. Adı geçen 1956 doğumlu olup,

Moskova Uluslararası Enstitüsü’nden mezundur. Lisansa üstü çalışmasını Şarkiyat Enstitüsünde yapmıştır. 1992 yılına kadar Sovyetler Birliği Dışişlerinin mensubu olarak önce Libya sonra Mısır’daki büyükelçiliklerinde çalışmış sonra Ermenistan Dışişlerine geçerek Mısır, Fas ve Umman’da görev yapmıştır.  1999 yılında Paris’e büyükelçi olarak atanmış ve Dışişleri bakanı oluncaya kadar bu görevde kalmıştır. Nalbantyan Paris’te Ermeni diasporasıyla yakın ilişkiler içine girmiş  ve özellikle soykırım iddialarında aktif olduğu görülmüştür. 

Eski Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan Diasporadan (Suriye’den) gelmiş Ermeni vatandaşlığını ancak bakan olduktan sonra almıştı. Oskanyan Ermenistan hükümetinde diasporanın temsilcisi gibi görünürdü.  Oskanyan Rusya ile pek ilgilenmemiş bu ülkeyle temaslar doğrudan Koçaryan tarafından yürütülmüştü.  Nalbantyan ise tamamen Sovyetler Birliği’nin ürünüdür. Orada okumuş, orada çalışmıştır.  O itibarla bakanlığı sırasında Rusya ile yakın temaslar yürüteceğinde şüphe yoktur. Bu arada Serj Sarkisyan’ın da Rusya ile yakın ilişkileri bulunduğunu hatta bunların, belki de Koçaryan’dan daha fazla olduğunu bildirmemizde fayda vardır. 

Oskanyan’ın bakanlıktan ayrılması bir diaspora bakanlığı kurulacağı söylentilerine yol açmıştır. Ancak bu olmamış Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak bir “Diasporayla İlişkiler Devlet Komitesi” kurulmuştur[80]  

Başbakan Sarkisyan Hükümet Programını 28 Nisan 2008 tarihinde Mecliste okumuş ve iki gün sonra, tahmin edilebileceği gibi rahat bir şekilde (88’e karşı 3) güvenoyu almıştır. Bu programda uluslar arası ilişkilere değinilmemiş ve ekonomik ve sosyal konular, genel ifadelerle yer almıştır[81]. 

 

 

                                              ***********************

 

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/ACIKLAMALAR/21.02.2008-4244.html

[2] cnnturk.com, 21 Nisan 2008. Ermenistan’a Diyalog Mektubu

[3] http://www.mfa.gov.tr/sc_11---25-nisan-2008_-disisleri-bakanligi-sozcusunun-bir-soruya-cevabi.tr.mfa

[4] PanArmenian.Net, 24 Nisan 2008. RA President: Armenian Genocide bears universal significance

  and must receive universal recognition

[5] PanArmenian.Net, 28 Nisan 2008. Erdoğan :Turkey and Armenia Have a Priority to Build Up

  Good-Neighborly Relationship

[6] Aynı kaynak

[7] cnnturk.com, 21 Nisan 2008. Ermenistan’a Diyalog Mektubu

[8] PanArmenian. Net 22 Nisan 2008. Turkey makes strange demands of Armenian to establish

  relations

[9] Ömer Engin Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları No.23-24, ss.45-51

[10] http://www.mfa.gov.tr/sc_10---25-nisan-2008_-disisleri-bakanligi-sozcusunun-bir-soruya-

  cevabi-_arjantin-senatosunun-kabul-ettigi-metin-hk__.tr.mfa

[11] Today’s Zaman. 15 Mayıs 2008. Argentina Losing Us Over Genocide Row, Warns Ankara

[12] Aynı kaynak

[13] Milliyet, 27 Mart 2008. 1915 Olayları İsrail Parlamentosunun Gündeminde

[14] PanArmenian.Net, 27 Mart 2008. Israeli Knesset to Debate Armenian Genocide.

[15] Radikal, 28 Mart 2008, Soykırım’da Sıra İsrail’de

[16] Yair Auron’un bu konudaki en bilinen kitabı “ Banality of Indefference: Zionism and the Armenian

    Genocide” başlığını taiımaktadır. 

[17] Cumhuriyet, 28 Mart 2008. İsrail ile Ermeni Krizi Kapıda

[18] Milliyet, 8 Nisan 2008. Ermeni Soykırımı İddiası İsrail’in Gündeminde

[19] PanArmenian.Net, 12 Nisan 2008. The Knesset Goes on Holiday, but Ankara Has Already Started

    Putting  Pressure On Israel in the Issue of Armenian Genocide

[20] Bu konuda bkz. Ömer Engin Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları Sayı 26,

    ss.32-37

[21] Ömer Engin Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları Sayı 27-28, ss.35-36

[22] Zaman, 28 Mart 2008. Bulgaristan, Erdoğan'ı Jestle Karşıladı: Ermeni Tasarısı İptal

[23] Sofia News Agency, 24 Nisan 2008.  Sofia City Council Fails to Vote on Armenian Genocide

[24] Frontier Times (Bulgaria), 19 Nisan 2008. Recognition of Genocide

[25] Press Release, Mother See of Holy Etchmiadzin, 7 Mayıs 2009. First  Message of His   Holiness

    Karekin II, Catholicos of  All Armenians

[26] RFE/RL, 7 Mayıs 2008.  Garegin Urges Armenian Genocide Recognition Before Pope

[27] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Ömer Engin Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları

  Sayı. 3  ss.13-15

[28] [28] RFE/RL, 12 Mayıs 2008. Pope Recalls Armenian Martyrdom

[29] Press Release, Mother See of Holy Etchmiadzin, 9 Mayıs 2009. Second Message of His Holiness

   Karekin II, Catholicos of All Armenians to His Holiness Benedict XVI, Pope of the Catholic Church

[30] Ömer Engin Lütem, Olaylar ve Yorumlar, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 23-24,  ss.51-52

[31] Hürriyet, 21 Mayıs 2008

[32] Sempozyuma ilişkiler bilgiler şu kaynaklardan derlenmiştir Agos, 2 Mayıs 2008. 1915 Tabusunda bir Gedik; Cumhuriyet, 25 Nisan 2008. Çözüm İçin Konuşalım;   Bianet, 25 Nisan 2008. 1915’le Hesaplaşmamadan Demokratik, Çoğulcu Bir Yaşam Zor; Armenews 27 Nisan 2008. Pour la première foi le 24 avril a été commémoré à Istanbul lors d’une réunion publique.

[33] Ermeni Araştırmaları, Sayı 27-28, ss.14-15

[34] Largir, 4 Şubat 2008. Russian Prime Minister Arrives In Yerevan

[35] Armenpress, 28 Ocak 2008, Prime Minister reiterates his Pledge to Double Wages,   pensions and

   GDP

[36] Noyan Tapan, 25 Ocak 2008, Artur Baghdasarin Attaches importance to Deepenşng of

  NATO-Armenia Cooperation

[37] Armenian Reporter, 26 Ocak 2008, The Candidates: Vahan  Hovhannesian seeks to retore chechs

   and balances in Armenia’s government

[38] RFE/RL, 22 Şubat 2008. Dashnak Leader Resigns From Parliament Post

[39] armradio.am, 20 Mayıs 2008. Hrayr Karapetyan Elected NA Vıce-Speaker
[40] Radio Liberty, 26 Ekim 2008, Ter-Ter-Petrosyan Declares Presidential Bid in Yerevan Rally

[41] Armenews, 12 Aralık 2007. Ter Petrosian déclare que l’Arménie ne devrait pas s’appuyer sur un

    intermédiaire dans ses relations avec la Turquie

[42] BM’in çeşitli organların gündeminde Ermeni “soykırımı” bulunmamaktadır. Ter-Petrosyan bu

   sözleriyle, Robert Koçaryan’ın başkan seçildikten az bir zaman sonra, 1998 yılında BM Genel

   Kurulunda yaptığı bir konuşmada soykırım konusuna değinmesi ancak aradan geçen on yıla

   yakın bi süre içinde bu konudaBirleşmiş Milletlerde bir karar alınmamış olmasını kastetmesi

   mümkündür.

[43] Arminfo, 31.10.2007 Incumbent President of Armenia About Ex-President

[44] Largir, 21 Aralık 2007, Two People Hold 17 Percent of the GDP of Armenia

[45] RFE/RL, 12 Aralık 2008. Armenian Presidential Hopefuls Declare Assets

[46] RFE/RL, 16 Kasım 2007 

[47] ArmInfo, 26 Ocak 2008. Robert Kocharyan: One of the few Levon Ter-Petrosyan’s true decisions

   was to  appoint me Armenian Prime Minister

[48] Armradio.arm, 6 Aralık 2007. AMM is Ready to Forget the genocide and Turn Armenia into

   Turkey’s appendage

[49] Arminfo 12 Aralık 2008. Levon Ter Petyrosyan: We Must Not Base on A Third Party in Armenian

  Turkish Relations ve Radio Liberty, 10 Aralık 2007, Emil Danielian. Ter  Petrosian Reaffirms

  Conciliatory Line On Turkey

 

[50] RFE/RL 7 Ocak 2008. Ter-Ter-Petrosyan Unveils Election Manifesto

[51] Transitions Online, 14 Ocak 2008. Presidential Ambitions

[52] RFE/RL, 30 Ocak, 2008. Emil Danielyan. OSCE Deplores `Excessive' TV Coverage Of  Sarkisian

[53] Aynı kaynak
[54] Arminfo, 11 Şubat 2008.  Constitutional Court Starts Considering Presidential Candidate Levon

   Ter-Petrosian’s Application

[55]  Diğer beş  adayın oy oranları şöyledir: Vazgen Manukyan- % 1,2% ; Tigran Karapetyan

    % 0,6% ;  Artaşes Gegemyan % 0,4 ; Arman Melikyan % 0,2  ve Aram Harutiunyan %  0,2

[56] Armenews, 21 Şubat 2008. Résultats finaux des élections présidentielles  en Arménie

[57] RFE/RL, 20 Şubat 2008.  Emil Danielyan. Armenian Vote “Largely Democratic”

[58] Armradio, 23 Şubat 2008, US Department of State Congratulates the Armenian People on

   Holding Active and Competitive Elections

[59] Arminfo, 24 Şubat 2008. Levon Ter-Petrosyan gives his version of results of past presidential

    election in Armenia,

[60]  Intedrfax News Agency, Russia. 29 Şubat 2008. Armenian Presidential Candidate    Ter-

    Petrosian challenges election results in court

[61]  RFE/RL, 8 Mart 2008. Armenian Court Rejects Ter-Petrosian Election Appeal

[62] Eurasia Daily Monitor, 26 Şubat 2008. Armenia in Turmoil after presidential election

    praised by West

[63] RFE/RL Newsline. Vol.12, No.42, Part I, 3 Mart 2008.  Defeated Armenian Presidential

    Candidate  Tells Supporters to go Home

[64] Aynı kaynak ve RFE/RL, 14 Nisan 2008.  Death Toll in Armenia’s Post-election Melee Rises

    to Ten

[65] RFE/Rl Newsline Vol.12, No.44, Part I, 5 Mart 2008. Armenian Parliament Gives Green Light

    for Deputies’ Arrest

[66] Le Monde, 1 Mart 2008, L’Etat d’urgence en Arménie contre les manifestants de  l’opposition

[67] Panorama.am, 2 Mart 2008. Extraordinary Circumstances in Armenia

[68] RFE/RL Newsline. Vol.12, No.42, Part I, 3 Mart 2008. OSCE, Council of Europe, USA  condemn

   Armenian violence

[69] Medimax, 13 Mart 2008. U.S. Secretary of State stated that the realization of MCA  Program in

    Armenia may suffer from the State of Emergency

[70] PanArmenian.Net. EU adopts resolution calling on RA authorities to lift emercency rule

[71] Armenews, 19 Mart 2008. Le parlement arménien adopte une loi visant à restreindre
   les manifestations
[72] RFE/RL NewslınE Vol. 12, No. 56, Part I, 25 March 2008. Armenıan Opposıtıon Resumes Protests

    After State Of Emergency

[73] RFE/RL, 31, March 2008. Council Of Europe Concerned About Armenian Crackdown  
 

[74] Press Release, Council of Europe Press Division, 22 Nisan 2008

[75]  Voice of America News, 9 Nisan 2008. Armenia Inaugurates New President 

[76] Armradio.am.21 Mart 2008, Four Parliamentary Forces Sign a Coali,tion Agreement

[77] RFE/RL, 14 Mart 2008. Sarkisian Rules Out Job Swap With Kocharian

[78] RFE/RL NEWSLINE Vol. 12, No. 68, Part I, 10 April 2008. New Armenıan Premıer Appoınted
[79] ITAR-Tass, 22 Nisan 2008, Elected on February 19 President Sarkisyan Forms New Government

   Of Armenia; Armenews, 23 Nisan 2008 . Le Nouveau Gouvernement de la République d’Arménie

[80] Aynı kaynak

[81] RFE/RL, 30 Nisan 2008. New Armenian Cabinet Wins Vote of Confidence

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, 29, 2008
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.