Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 10, Yaz 2003

 

ERMENİSTAN’IN YENİ HÜKÜMETİ

25 Mayıs 2003 tarihinde yapılan genel seçimlerden sonra Başbakan Markaryan’ın Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi ile Hukuk Devleti Partisi (Orinats Yerkir) ve Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaklar) bir koalisyon hükümeti kurmak için 11 Haziran 2003 tarihinde bir memorandum imzaladılar.[1]

Buna göre kurulacak yeni hükümette Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi’nin başbakanlıktan başka 7 bakanlık daha alması, Hukuk Devleti Partisi ve Taşnaklar’ın üçer bakanlığa sahip olmaları ve üç bakanın da Başkan Koçaryan tarafından atanması, ayrıca Millet Meclisi’ndeki başlıca makamların bu üç parti arasında paylaşılması kararlaştırıldı.

Bakanlar Kurulu şu kişilerden kuruldu:

Başbakan                                        : Andranik Markaryan (Cumhuriyetçi Parti)

Koordinasyonla Görevli Bakan     : Hovannes Abrahamyan (Cumhuriyetçi Parti)

Kamu Yönetimi Bakanı                 : Manuk Topuzyan (Cumhuriyetçi Parti)

Savunma Bakanı                            : Serj Sargsiyan (Devlet Başkanı ataması)

Dışişleri Bakanı                             : Vartan Oskanyan (Devlet Başkanı ataması)

Adalet Bakanı                                : David Harutiunyan (Devlet Başkanı ataması)

Maliye Bakanı                               : Vartan Haçatriyan (Cumhuriyetçi Parti)

Ticaret ve Kalkınma Bakanı         : Karen Çeşmarityan (Cumhuriyetçi Parti)

Enerji Bakanı                                : Armen Movsisyan (Cumhuriyetçi Parti)

Tarım Bakanı                              : David Lokiyan (Taşnak)

Ulaştırma ve İletişim Bakanı      : Andranik Manukyan (Cumhuriyetçi P)

İnşaat Bakanı                              : Ara Aramyan (Hukuk Devleti P)

Eğitim ve Bilim Bakanı              : Serj Yeritsiyan (Hukuk Devleti P.)

Sosyal İşler Bakanı                     : Agvan Vardanyan (Taşnak)

Sağlık Bakanı                              : Norayır Davidyan (Taşnak)

Çevre Bakanı                              : Vartan Ayvazyan (Cumhuriyetçi Parti)

Kültür Bakanı                              : Tamara Pogosyan (Hukuk Devleti Partisi)

19 Haziran 2003 tarihinde Başbakan Markaryan Meclis’te hükümet programını okudu. Ermenistan’da geçerli olan usule göre güvenoyu istenmemekte, güvensizlik oyu verilmediği taktirde hükümet meclis tarafından kabul edilmiş sayılmaktadır. Muhalefeti oluşturan Adalet Bloğu partileri meclise gelmediklerinden güvensizlik önergesi verilemedi. 131 sandalyelik Millet Meclisi’nde muhalefetin, bazı bağımsızların katılımıyla, en fazla 25 oyu bulunduğundan esasen güvensizlik önergesini kabul ettirecek bir gücü de bulunmuyordu.

Millet Meclis Başkanlığı’na Hukuk Devleti Partisi Başkanı olan ve 34 yaşında bulunan Artur Bagdasariyan seçildi. Yardımcılıklarına ise Cumhuriyetçi Parti’den Tigran Torosyan ile Taşnaklar’dan Vahan Hovannisyan getirildiler.

Başkan Markaryan’ın 19 Haziran’da Meclis’te okuduğu program, esas itibariyle, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerin önümüzdeki dört yıl içinde arttırılmasını ve yoksullukla mücadele edilmesini öngörmektedir. Bunun için Ermenistan’da yıllık milli gelir artışının asgari % 6 olması gerektiği ifade olunmaktadır. Ermenistan’ın milli geliri son yıllarda büyük artış göstererek 2002’de % 12,9 oranına ulaştığından, hükümetin programına koyduğu hedef gerçekleşebilir. Programa, Taşnaklar’ın ısrarı üzerine, ülkenin gelişmesine mani olacak derecede yaygın olduğu ileri sürülen yolsuzluklarla mücadele edileceğine dair olan bölüm konmuştur.[2]

Programda dış siyaset, Karabağ Sorunu ve insan hakları konularında hükümetin politikasının ne olacağı belirtilmemiştir. Başbakan Markaryan programı takdim eden konuşmasında Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olamayacağını, Ermenistan ile Karabağ arasında müşterek bir sınır bulunması ve Karabağ’ın kendi kaderini kendisi tayin etme hakkına sahip olması gerektiğini söylemekle yetinmiştir.[3]

Dışişleri, savunma ve adalet bakanlarını atama hakkının Başkan Koçaryan’a verilmiş olmasının da gösterdiği gibi hükümetin bu konuların yürütülmesini Başkana bıraktığı ve bu nedenle de hükümet programında bu konuların yer almadığı anlaşılmaktadır. Ancak buna göre Ermenistan’da biri dış siyaset ve güvenlik konuları, diğeri de geri kalan tüm konulara bakmak üzere iki hükümet bulunduğu gibi bir sonuca varılmaktadır, ki hukuken bu mümkün değildir. Hükümetin, fiilen Devlet Başkanı tarafından yürütülen dış siyaset ve güvenlik konularında sorumlu olmadığını vurgulamak için bu hususları programa almamış olması mümkündür.

PARLAMENTO SEÇİMLERİYLE İLGİLİ GELİŞMELER

Parlamento seçimlerinde muhalefeti temsil eden Adalet Bloğu, seçimlerden sonra Ermenistan Anayasa Mahkemesi’ne müracaatla yapılan usulsüzlük ve yolsuzlukları ileri sürerek seçimlerin iptalini istemiş, ancak Anayasa Mahkemesi bu talebi reddetmiştir. Adalet Bloğu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceğini açıklamıştır.[4]

Avrupa Konseyi Danışma Meclisi adına Ermenistan’daki parlamento seçimlerini izleyen heyetin raportörü olan Bernard Schnainer, Danışma Meclisi’ne üye olarak gönderilecek olan Ermenistan milletvekillerinin, seçimlerde yapılan usulsüzlük ve yolsuzluklar nedeniyle, yetkilerinin tanınmamasını önermiştir.[5] Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü seçimlerde bazı usulsüzlükler yapılmış olmasının Ermenistan Parlamentosu’nun meşruluğunu ortadan kaldırmayacağını bildirmiştir. Schnainer’in raporu, muhtemelen Eylül ayında Danışma Meclisi’nde görüşülerek karara bağlanacaktır. Bu kararın ne olabileceğini şimdiden söylemek mümkün olmamakla beraber, Danışma Meclisi’nin Ermeni milletvekillerini dört yıl için uzaklaştırmak isteyeceğini düşünmek zordur.

Avrupa Birliği Başkanlığı, Atina’da yapılan zirve toplantısı sırasında Ermenistan seçimleri hakkında 27 Haziran 2003 tarihinde bir bildirge kabul ederek, parlamento seçimlerinde, başkanlık seçimlerine göre, özellikle teknik hazırlıklar ve medyanın serbestçe çalışması alanlarında, ilerleme görülmüşse de bazı bakımlardan uluslararası standartlara uygun olmadığını belirtmiş ve özellikle oy sayımı sırasında yapılan sahtekarlıklara, seçim komisyonlarındaki dengesiz temsile, bazı kişilerin tehdit edilmesine ve seçim sonuçlarının yayınlanmasının yeterince saydam olmamasına değinilmiştir. Bildirgede, Ermenistan seçimlerinin meşruluğu konusu ele alınmamış ve Avrupa Birliği’nin bu eksikliklerin giderilmesi için, diğer ilgili uluslararası kuruluşlarla birlikte, Ermeni makamlarına yardım yapmaya hazır olunduğunun bildirilmesiyle yetinilmiştir. Avrupa Birliği’nin bu bildirgesine, diğer tüm Avrupa ülkeleriyle beraber, Türkiye de katılmıştır.[6]

Avrupa Konseyi Danışma Meclisi ile AGİT Parlamenter Meclisi ve AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (ODIHR) tarafından oluşturulan OSCE/ODIHR Heyeti de nihai raporunu Temmuz ayı sonunda yayınlayarak, parlamento seçimlerinin başkanlık seçimlerine göre bazı ilerlemeler göstermekle beraber, uluslararası standartların altında kaldığını belirterek bu konudaki ilk raporunu teyit etmiştir.[7]

Görüldüğü gibi Avrupa kuruluşları Ermenistan‘ın başkanlık seçimlerine olduğu kadar parlamento seçimlerine de büyük ilgi göstermişlerdir. Ancak seçimler hakkında bu kuruluşlarından gelen eleştirilerin Ermenistan kamuoyu üzerinde bir etkisi olduğunu söylemek mümkün değildir.

ERMENİSTAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının Haziran ayı başında Madrid’de bir araya gelmelerinin iki ülke ilişkilerinin geleceği için yarattığı olumlu hava Taşnaklar’ı bu konuda kendi tutumlarını açıklamaya yöneltmiştir. Parti ileri gelenlerinden Armen Rustamyan bir gazetecinin sorusuna cevaben ‘Türkiye önce Karabağ sorununda tarafsız davranmalı, ikinci olarak da Ermeni ‘soykırımını’ tanımalıdır. Eğer bu iki koşul yerine getirilirse o zaman Türkiye ile gerçekten normal ilişkiler geliştirilmesini düşünmek mümkün olur’ demiştir.[8]

Ermenistan Dışişleri yıllardan beri Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi, hatta diplomatik ilişki kurulması için hiçbir ön şart bulunmadığını ısrarla belirtmektedir. Taşnaklar ise aynı konuda biri Türkiye’nin Karabağ sorununda Azerbaycan’ı desteklememesi diğeri ise sözde soykırımını tanıması olmak üzere iki şart ileri sürmektedir. Taşnaklar hükümet ortağı olduğuna göre Türkiye ile ilişkiler konusunda hükümet içinde, henüz su yüzüne çıkmayan bir anlaşmazlığın bulunduğu görülmektedir. Rustamyan bu anlaşmazlığa değinmemiş buna karşın Türkiye’den toprak talebi konusunda Ermenistan’ın resmi tutumunu açıklamadığını, buna karşın Taşnaklar’ın tutumunun hem toprak hem de tazminat taleplerini kapsadığını belirtmiştir.[9]

Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi sürecinin başlaması olasılığı Azerbaycan’ın tepkisini çekmiştir. Ankara’daki Azerbaycan Büyükelçiliği yayınladığı bir basın bildirisinde Türkiye-Ermenistan sınırının açılmayacağının ümit edildiği ve Ermenistan’ın barış ve istikrar yönünde adımlar atması gerektiği belirtilmiştir.[10] Ankara’daki Azerbaycan Büyükelçisi, bu konudaki tepkisini ‘Yanlış adımlar atılırsa Azerbaycan halkının Türkiye’ye sevgisi azalır’ sözleriyle dile getirmiştir.[11] Azerbaycan Dışişleri Bakanı Vilayet Guliev ise bu konuda ölçülü davranmak gereğini duyarak Türk-Ermeni diyalogunun yeni sayılamayacağını, Türk tarafının gerçekte Ermenilere yön veren diyaspora ile temas kurmasının normal olduğunu, bunun Ermenilerin niyetlerinin anlaşılması amacıyla yapıldığını ifade etmiştir.[12]

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan da ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerine temasla Türk Hükümeti’nin Ermenistan’a karşı tutumunun önemli değişiklik geçirdiğini, Türk Hükümetinin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme eğiliminde olduğunu, iki devlet arasındaki diyalogun devam edeceğini, küçük adımlarla dahi ikili ilişkilerde olumlu bir değişim sağlanacağını söylemiştir. Oskanyan ayrıca, bu konunun (iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesinin) çözümünün Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasının koşullarından biri olduğunu da sözlerine eklemiştir.[13] Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasının koşullarını saptayan Kopenhag kriterleri arasında Ermenistan’dan bahis yoktur. Ancak Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin katılımı hakkındaki son kararında[14] ‘Kıbrıs sorununun çözümü ve Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi de elbette Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi arasındadır’ ibaresini koymak suretiyle bu konuyu Kopenhag kriterleriyle irtibatlandırmaya çalışmıştır. Ancak bu hususta esas olan katılım görüşmelerini yürüten Avrupa Komisyonunun tutumudur. Komisyonun Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesini istediğine dair bir bilgi yoktur.

Diğer yandan bu kararda, ayrıca, Türkiye’den Ermenistan işe iyi komşuluk ilişkileri geliştirmesini istenmekte ve bunun ilk adımı olarak da sınırların açılmasını ve diplomatik ilişkilerin kurumasını gösterilmektedir. Buna karşın Türkiye’nin sözde soykırımını tanıması için karara bir madde eklenmesi önerisi reddedilmiş ancak, bu konudaki eski kararlara atıf yapılmakla yetinilmiştir.

Görüldüğü üzere Avrupa Birliğinin son kararı Ermeni görüşlerini destekler niteliktedir. Bu da Ermeni Dışişleri Bakanı Oskanyan’ı iki ülke ilişkilerinin normal hale getirilmesinin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasının koşullarından biri olduğunu ifade etmeye yöneltmiştir.

Oskanyan aynı konuşmasında ABD’nin de bu sorunun çözümü için ısrarlı olduğunu söylemiştir. ABD’nin, Kafkasya’nın barış ve istikrar koşullarına kavuşması için, diğer bazı sorunlar yanında, Türkiye -Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini de istediği ve bu nedenle iki tarafa telkin ve tavsiyelerde bulunduğu öteden beri bilinmektedir. Bunun yanında ABD’nin Türk-Ermeni Barış Komisyonu, gazeteciler toplantısı, kadınlar toplantısı gibi bazı toplantıları teşvik ederek sivil toplum temsilcileri arasında bir yakınlaşma olmasını sağlamaya çalıştığı da malumdur.

Amerika’nın bu sorunun çözümüne gösterdiği ilgi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 24 Temmuz’da Vaşington’da yaptığı son ziyareti sırasında da kendisini göstermiştir. Amerikan Kongresi’nde Ermeni çıkarlarını gözeten sekiz üyenin Ermenistan’a uyguladığı ambargonun kaldırılması için Türkiye’ye baskı yapılması amacıyla ABD Dışişleri Bakanı Powell’e gönderdikleri bir mektuba[15], Gül’ün ziyaretinden sonra verilen cevapta[16], Powell’in Türk Dışişleri Bakanı ile görüşmesi sırasında Türkiye ile Ermenistan’ın barışması gereği konusuna da temas ettiği, bu bağlamda özellikle kara sınırının açılması üzerinde durulduğu bildirilmiştir. Aynı cevapta, Dişleri Bakanı Gül’ün sınır resmen açık olmamakla beraber burada artan bir trafik olduğunu, Türkiye’nin Ermenistan’ın ekonomik kalkınmasına yardım etmek istediğini, Ermeni Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın son Madrid toplantısından memnun olduğunu ve kendisiyle Eylül ayında BM Genel Kurulu sırasında tekrar görüşeceğini söylediği belirtilmektedir. Söz konusu mektup bu konudaki Amerikan politikasını özetleyen şu sözlerle son bulmaktadır: ‘Türk-Ermeni barışmasında ilerleme sağlanması bizim için en üst önceliğe sahiptir. Biz bu sorunu her fırsatta Türk ve Ermeni Hükümetleri nezdinde en yüksek düzeyde ısrarla takip etmeye devam edeceğiz.’

Diğer yandan, ayrı bir bahiste incelediğimiz gibi, ABD Senatosundaki sözde Ermeni ‘soykırımına’ da değinen bir karar tasarının kabul edilme olasılığının yüksek olması da Türkiye üzerinde, Ermenistan ile ilişkilerin düzeltilmesi için, bir baskı oluşturmaktadır.

Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni yanlısı tutumu, ABD’nin iki ülke arasında barışma olması hususundaki ısrarı, ABD Senatosundaki karar tasarısı ve ayrıca Madrid toplantısındaki olumlu hava, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde, Türkiye’nin bazı tavizler vermesiyle, kısa zamanda olumlu gelişmeler olacağı kanısını uyandırmış ve Türkiye’nin Ermenistan ile sınır kapısını açacağı ve bunun Başbakan Erdoğan tarafından Haziran ayı sonunda Kars’ta açıklanacağı hususunda iki ülke basınında spekülasyonlar yapılmasına yol açmıştır.[17] Ancak Başbakan Erdoğan 27 Haziran’da Kars’ta yaptığı konuşmada sınırların açılmasına değinmemiştir. Başbakan TRT’ye yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik adım atmaya taraftar olduğunu söyledikten sonra, ‘Fakat bizim karşımızdakiler de bu aşamada anlayış göstermeliler. Ancak onlar, Avrupa’da, Amerika’da ayağa kalkarak, orada burada, tarihi olayları farklı şekilde harmanlama aracılığıyla puan toplama deneyimleri yapıyorlar. Böylesine yaklaşıma sahip olanlarla nasıl anlaşmaya varacağız. Bırakın bu meseleyi tarihçiler çözsün. Biz ise siyaset ile varolan yüzyılı barış ve dostluk yüzyılına çevirelim. Biz bu doğrultuda çalışmalıyız.’ Demiştir.[18] Dışişleri Bakanı Gül de ATV Televizyonuna verdiği bir demeçte ‘halen sınırda kapı yok, ancak neden gelecekte olmasın’ dedikten sonra Ermenistan ile iyi ilişkiler istediklerini belirtmiş ve ‘Tarihimizde utanılacak bir şey yok’ ifadesini kullanmıştır.[19]

Böylece Türkiye’nin, Avrupa Parlamentosundan ve ABD’den gelen bazı baskılara rağmen, Ermenistan Türkiye’ye karşı tutumunu değiştirmediği sürece ve mesela soykırım iddialarında bir değişiklik yapmadığı taktirde bu ülke ile ilişkilerini tamamen normalleştirmek niyetinde olmadığı anlaşılmıştır.

Başbakan Erdoğan’ın Ermenilerin beklentilerine cevap vermeyen bu tutumuna karşın Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için Karabağ sorunun çözümlenmesini bir koşul olara ileriye sürmemesi bazı Ermeni basınında[20] olumlu bir işaret olarak görülmüştür.

Türkiye ile ilişkiler konusunun Ermenistan’da tartışılmaya başlaması üzerine, Dışişleri Bakanı Oskanyan Ermenistan Devlet televizyonuna 2 Temmuz 2003 tarihinde bir mülakat vererek ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur.

Oskanyan, özetle, Türk tarafının daha önce Yukarı Karabağ konusuna öncelik verirken Madrid toplantısında ikili ilişkilere daha fazla önem verdiğini ve bunların geliştirilmesi üzerinde durduğunu söylemiştir. Oskanyan, Abdullah Gül ile Madrid’de yapmış olduğu görüşme sonrasında iki tarafının ilişkileri, adım adım normalleştirmeyi kabul ettiğini belirtmiş, ayrıca diplomatik ilişki kurmadan da sınır ticareti yapılabileceğini ve demiryolu bağlantısı kurulabileceğini ifade etmiştir.

Oskanyan ‘soykırım’ konusunda, özetle, ‘Ermenistan, Ermeni-Türk ilişkilerin normalleştirilmesi için ‘soykırımının’ tanınmasını hiçbir zaman bir şart olarak ileri sürmemiştir’ demiş[21]  ancak bu konunun Ermenistan’ın gündeminde bulunduğunu Türk tarafına söylediklerini ifade etmiş ve Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurduktan sonra ‘soykırım’ konusunun çözümünü ele alacaklarını belirtmiştir. Oskanyan, Türkiye tarafından önerilen üçlü toplantı (Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan) hakkında, böyle bir toplantının amacının Karabağ sorunun çözümü olamayacağını, Türkiye’nin bu sorunun çözümü için aracı rolü oynayamayacağını, böyle bir toplantının bölgesel işbirliğini, ikili ilişkileri ve bu çerçevede Karabağ sorunu ele alabileceğini söylemiştir. Ermeni Dışişleri Bakanının bu sözlerinin en önemli yanı Türkiye’nin artık Karabağ sorununu Ermenistan ile olan ilişkilerinde bir unsur olarak görmediğidir.

Ancak Oskanyan, açıkça söylememiş olsa da, Türkiye’nin, yukarıda değinilen üçlü toplantı aracılığıyla Karabağ sorunu ile ilgisini devam ettirmek niyetinde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan tarafların ilişkilerini adım adım geliştirecekleri (mesela sınır ticaretine izin vermek, demiryolu bağlantısı yapmak gibi) ve bu süreç sonunda da diplomatik ilişki kuracakları sonucuna varılmaktadır. Nihayet Ermenistan’ın Türkiye ile normal ilişkiler kuruncaya kadar ‘soykırım’ konusunu ortaya atmayacağı görülmektedir.

Bu arada Başbakan Erdoğan’ın Kars’taki sözleri Ermenistan’da geniş yankı bulmuştur. Yukarıda değindiğimiz gibi bazıları Başbakanın Karabağ sorununa değinmemesini olumlu görürken Taşnaklar bu konuda bir bildiri yayınlamışlardır.[22] Söz konusu bildiride ‘Ermeni Devrimci Federasyonu Ermenistan ile Türkiye arasında normal ilişkiler kurulmasını desteklediğini çeşitli vesilelerle açıklamış bulunmaktadır. Fakat bu, ancak Türkiye tarihi gerçeği kabul ettiği zaman gerçekleşebilir. Ermeni-Türk diyalogu ancak Türkiye, müzakere konusu olmayan, Ermeni ‘soykırımı’ olayını kabul ettiği zaman sonuç verebilir. Türkiye Karabağ sorununda taraf tuttuğu ve Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu kaldırmadığı sürece Ermenistan-Türkiye veya Ermeni-Türk diyalogunun bir geleceği mevcut değildir’ denmektedir.

Görüldüğü üzere Taşnaklar, Türkiye ile normal ilişkiler kurulmasını bu kez üç önkoşula bağlamışlardır: Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması, Karabağ sorununda Azerbaycan’ı desteklememesi ve yeni bir koşul olarak da Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu kaldırması.

Başkan Koçaryan’ın basın sözcüsü Aşot Koçaryan, bu konuda yaptığı bir açıklamada Ermenistan’ın önkoşul olmadan Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek istediğini belirtmiş ve bunun iki tarafa da, en hassas olanlar dahil, bir çok konuyu  görüşme imkanını vereceğini söylemiştir.  Dışişleri Bakanı Oskanyan ise, yukarıda değindiğimiz gibi, ‘Ermenistan’ın Ermeni-Türk ilişkilerin normalleştirilmesi için ‘soykırımın’ tanınmasını hiçbir zaman bir şart olarak ileri sürmediklerini söylemiş[23] ve bir başka vesileyle de ‘Türkiye ‘soykırımı’ tanısın veya tanımasın, Ermenistan bu ülkeyle normal komşuluk ve diplomatik ilişkiler kurmaya hazırdır’ diyerek  Hükümetin bu konudaki tutumunu açıklıkla ortaya koymuştur.

Böylelikle Başkan Koçaryan ve ilke olarak Ermenistan Hükümetin büyük bir bölümü Türkiye ile ilişki kurulmasını herhangi bir koşula bağlamazken Hükümetin küçük ortağı Taşnaklar bu ilişkiler için üç koşul ileri sürmüş bulunmaktadır. Bu görüş ayrılığının ne gibi bir sonuç vereceği şimdiden belli değildir. Bilinen tek husus Taşnakların, muhalefetlerini sürdürmekle berber, Hükümetten ayrılmak niyetinde olmadıklarıdır. Nitekim bu partinin sözcüsü Gegam Manukyan ‘tutumumuzu muhafaza edeceğiz, görüşlerimizi bildirecek ve diğerlerini ikna etmeye çalışacağız’ demekle yetinmiştir.[24] Diğer yandan, aşağıda değineceğimiz gibi, Hükümeti oluşturan Cumhuriyetçi Parti ile Hukuk Devleti Partisi ileri gelenlerinin Türkiye ile ilişkiler konusunda Dışişleri Bakanı Oskanyan’ı, dolayısıyla Başkan Koçeryan’ı, tam olarak desteklemeyen bir tutum içinde olmaları Taşnakların görüldüğü kadar izole olmadıklarını ortaya koymuştur.

Koalisyon Hükümetinin ikinci ortağı olan Hukuk Devleti Partisi Başkanı ve Millet Meclisi Başkanı Artur Bagdasaryan, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi için bir Türk-Ermeni parlamento komisyonu kurulmasını önermiş ancak Türkiye’nin kucağına düşülmemesi gerektiğini de belirtmiştir.[25] Taşnak Partisinin Meclis Başkan Yardımcısı Vahan Hovannisyan ise kendisini tenkit ederek bunun yanlış bir adım olduğunu zira Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki bulunmadığını söylemiştir.[26] 

Ermenistan kamu oyunda Türkiye ile ilişkiler etrafında ileri sürülen bu görüşler kısa zamanda sınırların açılması halinde Ermenistan’ın bundan zarar görüp görmeyeceğinin tartışılmasına dönüşmüştür. Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın sınırların açılmasının ülke ekonomisine olumsuz etki yapmayacağını, bunun sadece iki ülke için değil tüm bölgenin yararına olacağını ifade etmesine rağmen[27] bu konuda fazla bir taraftar toplayamamıştır.

Ticaret Bakan Yardımcısı Tigran Davtiyan Türkiye Ermenistan sınırı açılırsa Ermenistan’da yerli üretimde bir milyar dolar artış olacağını belirtmesine[28] karşın Taşnaklar sınırın açılmasının bir milli güvenlik meselesi olduğunu iddia etmişler, sınırların açılmasından zarar görenlerin sayısının yararlananlardan daha fazla olacağını ileri sürerek sınırlar açıldığı taktirde düşük kaliteli ucuz Türk mallarının Ermenistan’da üretime zarar vereceğini vurgulamışladır.[29] Taşnakların yayın organının bu konuda yaptığı bir araştırmada vardığı sonuçlar şöyledir:[30]

a. Türkiye ticareti OECD ve AB ülkelerine karşı açık vermektedir. Bu nedenle Türkiye Avrasya ülkelerine karşı ekonomik bir açılma yapmak durumundadır.

b. Ermenistan, Türkiye için Azerbaycan ve Orta Asya ülkelerine giriş bakımından bir transit ülkesidir. Bu bakımdan Ermenistan sınırlarının açılması ekonomik olarak Türkiye’nin çıkarınadır.

c. Türkiye ile sınırların açılmasından Ermenistan’ın sağlayacağı ekonomik çıkarlar hakkında beyanlar ve beklentiler abartmalıdır.

d. Ermenistan’ın Dünya Ticaret Örgütü üyeliği dikkate alınırsa, (yani serbest ticaret ilkesi uygulanırda) Türkiye ile sınırların açılması Ermenistan’ın yiyecek maddelerini sağlama güvenliğine zarar verebilecek ve Ermenistan pazarlarının Türk tarım ve hafif endüstrisi mallarıyla istila edilmesine yol açacaktır.

Taşnaklar, sınır açıldığı taktirde, Türk demiryollarının Ermenistan demiryollarına bağlanmasına da karşı çıkmışlardır. Bu parti üyesi olup Ermenistan Meclis Başkan Yardımcısı Vahan Hovannisyan Türkiye’nin Ermenistan demiryollarına bağlanmanın Ermenistan, Azerbaycan ve Abhazya demiryolları ile de bağlanarak bir transit olanağı elde ettiği taktirde yararlı olacağını aksi halde Ermenistan’ın Doğu Türkiye pazarlarının bir uzantısı haline geleceğini söylemiştir.[31]

Taşnakların sınırın açılmasına itirazlarının ekonomik değil siyasi nedenlere dayandığı görülmektedir. Sınırların açılması halinde Türk mallarının Ermenistan’ı istila etmesi olasılığı yoktur. Zira, halen, Türk tüccarları Gürcistan yoluyla Ermenistan’la ticaret yapmaktadır.[32] Sınırlar açıldığı taktirde bu ticaretin bir miktar artması normaldir. Buna karşın Ermenistan’ın da Türkiye’ye ihracatının artması beklenmektedir. Diğer yandan, ucuz mal gelecek korkusuyla ithalata yasak veya kısıntı getirmenin kaçakçılığı teşvik etmenin ötesinde bir yararı bulunmadığını tecrübeler göstermektedir.

Taşnakların endişesi Türkiye ile Ermenistan arasında ekonomik ilişkiler geliştiği taktirde bunun siyasi alanda da bir yumuşamaya neden olmasıdır. Bu partinin felsefesi Türkiye karşıtlığı üzerine kurulmuş bulunduğundan Ermenistan ile Türkiye arasındaki her yakınlaşmayı kendi varlıklarını tehdit eden bir olay olarak görmekte ve bunu engellemeye çalışmaktadırlar.

Taşnakların sınırların açılması aleyhindeki tutumları bazı Ermeni siyasi partilerince de benimsenmeye başlamıştır. 27 Ekim 1999 Ermeni Meclisi baskınında ölen Vazgen Sarkisyan kardeşi olup 2000 yılında bir ara başbakanlık da yapmış bulunan Aram Sarkisyan sınır açıldığı taktirde pazarların Türk malları ile dolacağı görüşüne katılmıştır.[33] Sarkisyan ayrıca Türkiye ile ilişkilerin Mecliste görüşülmesini teklif edeceklerini bildirmiştir.[34]

Küçük bir siyasi kuruluş olan Ermeni Mili Güvenlik Partisi başkanı Garnik İsagülyan da aynı fikirde olduğunu ve sınır açıldığı taktide tek taraflı olarak Türk mallarının Ermenistan’a akacağını söylemiştir.[35]

Hükümet ortağı olan Hukuk Devleti Partisi Meclis Grup Başkanı Samvel Balasanyan, Türk-Ermeni ilişkileri konusunun Mecliste görüşülmesine taraftar olduklarını belirtmiştir.[36]

Hükümet Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Partinin Meclis Grubu Başkanı Galust Saakyan, iki ülke arasında ekonomik işbirliğinin taraflarca bir taahhüde girişilmeden başlaması gerektiğini ancak ‘Ermeni Davasının’ ve ‘soykırımın’ tanınması konusunun unutulmaması gerektiğini söylemiştir.[37] Aynı partiden Millet Meclisi Başkan yardımcısı Tigran Torosyan ise Partisinin Türkiye ile sınırların açılmasına değil Türkiye ile ön koşul olmadan diyalog taraftarı olduğunu belirtmiş, sınırların açılmasının denetimsiz ticaret anlamına gelmediğini ifade etmiştir.[38]

Ermenistan Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Bakanı Karen Çeşmarityan ise Türkiye ile sınırları açmanın ekonomik sonuçları hakkında derinlemesine incelemeler bulunmadığını, bu konuda demiryolu bağlantısının ihracatı artırma kapasitesi ile Türkiye’den yapılacak ithalatın getirdiklerini birlikte düşünmek gerektiğini, ayrıca Ermenistan’ın Türk yatırımcılarıyla ne kadar bağdaşabileceğinin de önemli bir konu olduğunu söylemiştir. Ermeni Bakan ayrıca Dünya Ticaret örgütü kurallarının (serbest ticaret kastediliyor) Türkiye için geçerli olmayacağını, zira Ermenistan bu örgüte girdiğinde Türkiye’nin Örgüt Antlaşmasının 13. maddesini ileri sürdüğünü, buna göre şimdi Ermenistan ve Türkiye’nin birbirlerine karşı istedikleri ticaret rejimini uygulayabileceklerini ifade etmiştir.

Görüldüğü üzere Ermenistan Hükümeti yetkilileri, Taşnakların etkisi altında, daha Türkiye ile sınırlar açılmadan hatta Türkiye bu konuda herhangi bir karar dahi almadan, Türkiye’den yapılacak ithalatın nasıl sınırlandırılabileceğinin çareleri aramaya başlamışlardır. Diğer yandan Ermenistan’ın Türkiye ile gelecekte ne gibi ilişkileri olacağı hakkındaki belirsizlik ve kararsızlık ve bu konunun Ermenistan Millet Meclisinde görüşülmesi lehinde bir akım yaratmış bulunmaktadır.

Diyaspora kadar olmasa da Ermenistan’da da, Taşnakların teşvikiyle, Türkiye’ye karşı bir çekingenlik ve güvensizlik bulunduğu gözlemlenmektedir. Ancak, Ermenistan kamu oyunda Türkiye ile ilişkiler tartışılmaya başlayınca ön yargıları reddeden görüşler de ileri sürülmeye başlanmıştır. Bir gazete[39] şunları yazmıştır. ‘Ermenistan lehine olan bu durumu (Türkiye ile ilişki kurulmasını) reddederek tüm dünyaya Türkiye Ermeni ‘soykırımını’ tanımadığı sürece kendisiyle ekonomik bile olsa hiçbir temasa bulunulmayacağının ilanı anlamsızdır. Bu bir hastalık belirtisidir, zira bu nedenle, sadece Azeriler ve Türkler değil, onların dışında kalanlar da bizi mazoşist addedeceklerdir. Geçmişte ve günümüzde çektiğimiz acılarla iftihar eder gibi görünüyoruz.  Bugün de ambargo yüzünden açı çekmek istiyoruz. ’Milletin Efendileri’ (Taşnaklar kastedilmektedir) bizi daima kurban rolünde görmek istiyor.’  Bu arada tanınmış iş adamı, milletvekili ve Ermeni Futbol Federasyonu Başkanı Ruben Hayrapetyan’ın şu sözleri de dikkati çekmiştir:[40] ‘Bir iş adamı olarak şunu biliyorum: Türkiye- Ermenistan sınırının açılması ve komşularımızla ilişkilerimizin iyileşmesi bizim için hayati öneme haizdir. Türk sınırının açılmasının bizim ekonomik koşullarımızı ciddi şekilde iyileştireceğini anlamak için çok zeki veya iktisatçı olmak gerekmez. Son olarak da,  katledildiğimiz ve milletimizin ‘soykırıma’ uğratıldığı hakkında yalvarıp yakarmaktan vazgeçmenin zamanı gelmiştir. Çocuklarımın bir kurban sendromu ile yaşamasını istemiyorum’.

Ermenistan’da fikir özgürlüğü daha yaygın hale geldiği ve ön yargılar silinmeye başladığı taktirde bunun iki ülke ilişkilerine olumlu katkı yapacağı görülmektedir.

DİYASPORA VE TÜRKİYE

Büyükelçi Tezcan’ın Temasları

Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Genel Müdürü Büyükelçi Evcet Tezcan başlıca diyaspora kuruluşlarıyla temaslarda bulunmak üzere Haziran ayı başlarında ABD’ye gitti. Bu girişimin amacı, Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi çabalarının yoğunlaştığı bir sırada Türkiye’nin görüşlerini diyaspora kuruluşlarına bildirmek ve onların da görüşlerini almaktı. Kısaca bilgi edinme ve bilgi verme söz konusuydu.

Büyükelçi Tezcan’ın ziyareti ABD Taşnaklarını endişelendirdi. Bu ülkede başlıca Taşnak örgütü olan Amerika Ermeni Milli Komitesi (ANCA) yayınladığı bir basın bildirisinde diğer Ermeni kuruluşlarını bu tür Türk girişimlerine karşı uyanık olmaya davet etti.[41] ANCA Başkanı Kenneth V. Hachikian bu konuda ‘ Türkiye Ermeni ‘soykırımını’ tam olarak kabul etmedikçe ve bunun sorumluluğunu yüklenmedikçe bu toplantıya karşıyız ve bu toplantı sadece Türk Hükümetinin ‘soykırımı’ inkâr kampanyasına yarayacaktır. Yüksek rütbeli Türk yetkilisinin davetini kabul etmenin ciddi bir hata olacağına inanıyoruz’ diyerek diğer Ermeni kuruluşlarının Büyükelçi Tezcan ile görüşmesini engellemeye çalıştı.

ABD’de ikinci büyük Ermeni kuruluşu olan Amerika Ermeni Asamblesi (AAA) ise bu toplantıları düzenleyen New York Başkonsolosu Ömer Önhon’a bir mektup göndererek Büyükelçi Tezcan ile Ermeni ‘soykırımı’, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Yukarı Karabağ barış süreci ve Türkiye’deki Ermeni Azınlığına yapılan muamele gibi konuların tartışılması kabul edilirse toplantıya katılacaklarını bildirdi.[42] Kabul cevabı alınca 11 Haziran’da Büyükelçi Tezcan ile görüşen AAA yetkilileri temasların sonucunu bir basın bildirisi ile yayınladılar.[43] Bu bildiriye göre toplantıda Büyükelçi Tezcan’a, Ermeni diasporasının Türkiye’nin Ermeni ‘soykırımını’ ele alması hususunda ısrarlı olduğu, Türkiye’nin, Azerbaycan’ın Karabağ tutumundan etkilenmeden, Ermenistan ile normal ilişkiler kurması ve Türkiye’deki Ermeni cemaatinin yaşamına getirilen kısıtlama ve baskıların kaldırması gerektiği ifade edildi.

Tarihi Ramgavar Partisi (Ermeni Demokratik Liberal Partisi) ise bir koşul öne sürmeden Büyükelçi Tezcan ile görüştü. Bu partinin organında[44] çıkan bir habere göre Ramgavar Heyeti Büyükelçi Tezcan’a Türkiye ile Ermenistan arasındaki önemli meselelerin devamlı görüşme ve müzakereler yoluyla çözümlenebileceğini belirttikten sonra Ermeni ‘soykırımı’, Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladığı ambargo, Karabağ sorunun barışçı yollarla çözümü, Türkiye’deki Ermeni azınlığının durumu, halen Türkiye’nin bir parçasını oluşturan tarihi Ermenistan’da bulunan mimarı eserler hakkında görüşlerini bildirmiştir. Büyükelçi Tezcan ise bu konularda kendi görüşlerini ifadeden sonra bu değerlendirmeleri, son seksen yıl içinde olduğu gibi, üçüncü taraflardan dinlemek yerine doğrudan diyaspora Ermenilerinden dinlemeye karar verildiğini belirtmiş ve Ermeniler gerçekçi amaçlara sahip oldukları ve hayal peşinde koşmadıkları sürece bu tür tartışmaların Türkiye-Ermenistan ilişliklerinde daha ciddi değişikliklere doğru somut adımlar oluşturabileceğini söylemiştir.

Büyükelçi Tezcan Amerika’nın Batı Yakasına giderek orada da Amerika Ermeni Asamblesi, Ermeni Hayırsever Birliği (AGBU) ve Kuzey Amerika Ermeni Kilisesinin Batı Bölümü temsilcileriyle görüşmüştür. Bu görüşmelerde Ermeni muhatapları da Doğu Yakasındakiler gibi, ‘soykırım’, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesi ve Türkiye’ye ki Ermeni azınlığı üzerinde durmuşlardır.[45]

Büyükelçi Tezcan ABD’nin hem Batı hem de Doğu Yakasında isimleri açıklanmayan bazı diğer Ermeni Örgütü temsilcileriyle de görüşmeler yapmıştır.

Türkiye’de Büyükelçi Tezcan’ın diyaspora ile temaslarının ayrıntıları hakkında bir açıklama yapılmamıştır. Bu temaslarda herhangi bir karar alınmamış ve görüş alışverişinin ilerisine gidilmemiş olduğu için ayrıca bir açıklamaya ihtiyaç da olmamıştır.

Buna karşın Ermeni örgütleri bu temaslar hakkında basın bildirileri yayınlamışlar ve başta Taşnak basını olmak üzere diyaspora basını söz konusu temaslara geniş yer vermiştir. Bunun bazı nedenleri olduğunu görmekteyiz. Taşnak basını diğer Ermeni örgütlerinin Büyükelçi Tezcan ile temas etmesine mani olmak ve bu vesile ile katı görüşlerini bir kez daha Ermeni toplumuna duyurmak amacıyla hareket etmiştir. Diğer örgütler ise bu görüşmeler sırasında ‘soykırım’, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi ve Türkiye’deki Ermeni azınlığı gibi tüm Ermenilerin kabul edeceği konuları görüştüklerini belirterek Taşnakların olası eleştiri ve kınamalarını önlemeye çalışmışlardır.

Büyükelçi Tezcan’ın temasları, Taşnaklarla diğer Ermeni Örgütleri arasındaki büyük çatlağı bir kez daha ortaya koymuştur. Taşnaklar Türk Temsilcisiyle görüşmek için Türkiye’nin önce ‘soykırımı’ tanımasını ve bunun sorumluluğunu yüklenmesini (yani tazminat ve toprak vermesini) isterlerken diğer Ermeni örgütleri böyle bir talepte bulunmadan Büyükelçi Tezcan ile görüşmüşler ve ancak bu görüşmeler sırasında ‘soykırımı’ konusunu dile getirmişlerdir. Bildirilerinde değinmediklerine göre tazminat ve toprak taleplerinden bahsetmemişlerdir. Taşnakların aksine diğer diyaspora örgütlerin tutumunun, Türkiye ile önkoşulsuz müzakerelerde bulunmak isteyen Ermenistan Hükümetinin tutumuna uyduğu dikkat çekmiştir.

Taşnakların Görüşleri

Türkiye’nin Ermeni diyasporası ile temas etmesine karşı çıkan ve Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesini de önlemeye çalışan Taşnak Partisi yetkililerinin ne derecede aşırı düşüncelere sahip olabileceklerini sergilemek bakımından bu partinin Başkanı Hrant Markaryan’ın Armenian Forum Dergisine[46] verdiği birçok konuyu kapsayan bir mülakatında ‘Batı Ermenistan’ yani Doğu Anadolu hakkında neler söylediğini görelim.

Markaryan ‘Batı Ermenistan’ın kurtarılması hakkında ‘ilhak etmek ve kurtarmak arasında fark vardır. Eğer Ermenistan Türkiye’den toprak talebinde bulunursa bu, bir bakıma yayılmacılık olarak tanımlanabilir. Ancak bizim anavatanımızda soykırıma uğratıldığımız ve bu topraklardan zorla çıkarıldığımız dikkate alınırsa o zaman burasının ilhak etmek istediğimiz herhangi bir toprak parçası değil kendi malımız olduğu ortaya çıkar’  demektedir. Markaryan ‘Batı Ermenistan’ın ‘kurtarılması’ hususunda ise ‘Batı Ermenistan’ın kurtarılması mücadelesi devletler arasında bir arazi ihtilafı değil, anavatanın kurtarılması mücadelesidir’ dedikten sonra bu topraklara geri dönüşün talepleri arasında bulunduğunu belirtmektedir. Markaryan ayrıca bu toprakların Ermeni toprağı ve malı olduğuna dair Sevr antlaşmasından gelen bir tarihi hak olduğunu da iddia etmekte ve ‘Sevr Antlaşması benim için bir sınırlar belgesi değil bir haklar belgesidir. Buraların Ermeni toprağı olduğunu belirten bir belgedir ve tabii ki bu toprakların nasıl idare edileceğini biz saptayacağız’. demektedir.

Diğer yandan Markaryan, ‘soykırımın tanınması çabası kendi başına bir amaç değildir bu çaba Batı Ermenistan’ın kurtarılması mücadelesinde bir safhadır’ dedikten sonra ‘Batı Ermenistan’ın kurtarılmasının ve birleşmiş bir Ermenistan yaratılması halkımızın güvenliği ve kalkınması için garantiler olarak gündeme geldiğini’ ifade etmektedir.

Kısaca özetlemek gerekirse Taşnakların başı anavatan addettiği Doğu Anadolu’nun Türkiye’den ayrılmasını, buraya Ermenilerin yerleştirilmesini ve bu bölgenin Ermenistan ile birleştirilmesini istemekte, sözde ‘soykırımın’ tanınmasını ise bu sürecin bir safhası olarak görmektedir.

Halen 1920’nin koşullarının mevcut olduğunu zanneden Markaryan’ın bu sözleri bir hezeyan olarak görülebilir. Ancak diasporanın çoğunluğun Taşnakların etkisinde bulunduğu ve Ermenistan’da da Taşnakların Hükümet ortağı olduğu göz önünde tutulursa, saçma bile olsa, bu fikirleri hafife almamakta isabet vardır.

ABD Senatosunda (Sözde)‘Soykırım’ Tasarısı

BM Milletler Soykırım Sözleşmesinin ABD tarafından imzalanmasının yıldönümünün kutlanması ve bu sözleşmenin desteklenmesini öngören bir karar tasarısının Amerikan Temsilciler Meclisi’ne sunulduğunu, bu tasarının bir paragrafında Ermeni ‘soykırımına’ bir atıf bulunduğunu ve tasarı karar haline dönüşürse bunun, dolaylı bir şekilde, Ermeni ‘soykırımının’ tanınması anlamına geleceğini daha önce gördük.[47]

Bu tasarı, muhtemelen ABD’nin Irak harekatı sırasında Türkiye’nin tutumunun yarattığı hoşnutsuzluk nedeniyle, Temsilciler Meclisi’nin Adalet Komitesinden süratle geçerek oylanmaya hazır hale gelmişti. Ancak Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert taktir hakkını kullanarak tasarıyı henüz oya sunmamıştır.

Bu kez tasarı, S.Res. 184 sayı ile Amerikan Senatosuna sunulmuş ve 100 senatörden 30’unun desteğini almıştır. Ancak burada da tasarının oylaması yapılmamıştır.

Diğer yandan Senato'da, Dışişleri Bakanlığı bütçe tasarısına yapılacak bir ekleme ile Ermeni ‘soykırımının’ kabul edilesi için bir girişim daha olmuş.[48] Ancak burada da oylama yapılmadan Senato tatile girmiştir.

Söz konusu tasarıların oylanmaması nedenleri arasında Musevi Lobisinin tasarıya karşı çıkması sayılabilir. Gerek Temsilciler Meclisi’nde gerek Senato’daki tasarıların, Yahudi Holokostu nedeniyle, ABD’deki Musevi lobisi tarafından desteklenmesi normaldir. Ancak, esas olarak Yahudileri ilgilendiren bir konunun Ermeniler tarafından adeta gasp edilmesi Amerikan Yahudilerinde rahatsızlık yaratmıştır. Amerikan Musevi Komitesi, Ermeni soykırımı iddiasının Dışişleri Bakanlığı bütçesi yasa tasarısına eklenmemesi gerektiği yönünde Senato'ya bir mektup göndermiş ve ayrıca metinden sözde Ermeni soykırımına işaret eden ifadenin çıkarılması çağrısında bulunmuştur.[49]

Diğer yandan başta ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney olmak üzere, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage‘ın senatörler nezdinde girişimde bulunarak söz konusu tasarının oylanmamasını istedikleri basında belirtilmiştir.[50] Görevinden ayrılmakta olan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Pearson’da Cheney’in müdahalesini doğrulamıştır.[51] Daha sonra da Başbakan Erdoğan söz konusu tasarının Dick Cheney ile yaptığı telefon görüşmeleri sonunda gündeme gelmediğinin ifade etmiştir.[52]

ABD Hükümeti yetkililerinin tasarılar aleyhindeki davranışının nedenini 4 Temmuz 2003 tarihinde Irak’ın Süleymaniye kentinde tevkif edilen Türk silahlı kuvvetleri mensuplarına yapılan kötü muamelenin Türk kamu oyunda yarattığı gayet olumsuz etkilerde aramak doğru olacaktır. Bu etkilerin en canlı olduğu bir dönemde bir de sözde soykırımını tanıyan bir karar alınması iki ülke arasında ciddi bir bunalım yaratmasından endişe edildiği için tasarısının oylanmasının durdurulduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu tasarıların gerek Temsilciler Meclisi ve gerek Senato’nun gündeminde olduğu ve Amerikan Hükümeti itirazını kaldırdığı taktirde bunların oylamasının yapılacağı hatırda tutulmalıdır.




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Noyan Tapan, 11 Haziran 2003.

[2] RFE/RL, 19 Haziran 2003; ArmenPress, 20 Haziran 2003.

[3] Haykakan Jamanak, 20 Haziran 2003.

[4] RFE/RL Newsline, 10 Temmuz 2003.

[5] Arminfo, 24 Haziran 2003.

[6] EU Presidency Declaration on the Armenian Elections, Athens, 27 June 2003.

[7] Bkz. Ermeni Araştırmaları, Sayı 9, s. 12.

[8] Asbarez, 12 Haziran 2003.

[9] Asbarez, 12 Haziran 2003.

[10] Turkish Daily News, 14 Haziran 2003.

[11] Hürriyet, 13 Haziran 2003.

[12] PanArmenian.Net, 24 Haziran 2003.

[13] Arminfo, 12 Haziran 2003.

[14] Raportörüne izafeten ‘Oostlander Raporu’ denen bu rapor ve ekindeki karar 5 Haziran 2003 tarihinde 216’ya karşı 75 olumsuz ve 38 çekimser oyla kabul edilmiştir. Türkiye hakkında pek çok hususa değinen bu raporda, Ermeni konusunda, yukarıda belirtilenler dışında, Ermeni dilinin kullanımı, Ermeni ve Süryani kültürel eserlerine saygı gösterilmesi ve bunların değerlendirilmesi, Türk okullarında sözde Ermeni ‘soykırımı’ hakkındaki eğitimin kaldırılması gibi hususlar vardır. Ayrıca iki ülke bilim adamlarından ve sivil toplum temsilcilerinden geçmişin trajik deneyimlerinin üstesinden gelinmesi için diyaloga devam etmeleri istenmektedir.

[15] Armenpress, 23 Temmuz 2003.

[16] ANCA Press Release, 5 Ağustos 2003.

[17] Radikal 25 Haziran 2003; Azg, 27 Haziran 2003.

[18] TRT 1’e atfen Azg, 29 Haziran 2003.

[19] Anadolu Ajansı , 29 Haziran 2003.

[20] Armenialiberty, 1 Temmuz 2003; RFE/RL, 30 Temmuz 2003.

[21] Public Television of Armenia, 2 Temmuz 2003 in Ann Groong, 4 Temmuz 2003.

[22] Asbarez, 30 Haziran 2003.

[23] Public Television of Armenia, 2 Temmuz 2003, ( Ann Groong, 04.Temmuz 2003).

[24] RFE/RL Armenia Report, 17 Temmuz 2003.

[25] Hürriyet ve A1+web, 11 Temmuz 2003.

[26] Medimax, 14 Temmuz 2003.

[27] Golos Armenii, 19 Temmuz 2003.

[28] Panarmenian, 2 Temmuz 2003.

[29] Yerkir, 11 Temmuz 2003.

[30] Yerkir, 29 Temmuz 2003.

[31] Armenianow, 29 Temmuz 2003.

[32] Golos Armenii’ye (13 Ağustos 2003) göre Türkiye’nin Ermenistan’a ihracatı 25-30 milyon dolar, ithalatı ise 10 milyon dolar kadardır  .

[33] Aravot. 16 Temmuz 2003.

[34] Azg, 22 Ağustos 2003.

[35] Hayots Ashkharh, 18 Temmuz 2003.

[36] Azg, 22 Ağustos 2003.

[37] Azg, 22 Ağustos 2003.

[38] Interfax 30 Temmuz 2003.

[39] Aravot, 1 Temmuz 2003.

[40] Haykakan Jamanak, 19 Temmuz 2003.

[41] ANCA Press Release, 6 Haziran 2003.

[42] AAA Press Release, 5 Haziran 2003.

[43] AAA Press Release, 12 Haziran 2003.

[44] Mirror On-Line, 15 Haziran 2003.

[45] AAA, AGBU, Western Diocese of the Armenian Church of North America Press Release, 18 Haziran 2003.

[46] Armenian Forum, Vol.2, No.4 ve Armenian Weekly On-Line, 28 Haziran, 4 Temmuz 2003.

[47]Ermeni Araştırmaları, Sayı 9, ss. 22–24.

[48] Nethaber, 28 Mayıs 2003.

[49] Hürriyet, 11 Temmuz 2003.

[50]  Sabah, 11 Temmuz 2003.

[51] Turkish Daily News, 12 Temmuz 2003.
[52] Anadolu Ajansı, 13 Temmuz 2003.

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 10, Yaz 2003
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.