Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, 30, 2008

 

Öz: Bu makale, Haziran-Eylül 2008 döneminde Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki gelişmeleri, bu arada özellikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan’ı ziyareti,  Amerikan Başkanlık Seçimi bağlamında Ermeni Sorununu, Ermenistan’a Amerikan Büyükelçisinin atanmasını,  bazı ülkelerdeki Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili faaliyetleri, Washington’da kurulmak istenen Ermeni Soykırım Müzesini ve Karabağ sorununda son yıllarda görülen gelişmeleri incelemektedir.

 

Anahtar Kelimeler: Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan,  Abdullah Gül, Serge Sarkisyan, Ermeni soykırım iddiaları, Amerikan Başkanlık seçimi,  Ermeni Soykırım Müzesi, Karabağ Sorunu.  

Abstract: This article study Turkey-Armenia relations during the June-September 2008 and especially President Gül’s visit to Yerevan; Armenian Question and US Presidential Election, nomination of an American ambassador to Armenia, Armenian genocide allegations in some countries, Armenian Genocide Museum in Washington and  last years developments on the Karabakh question. 

Key Words: Turkey, Armenia, Azerbaijan, A. Gül, S. Sarkisian, American Presidential Election, Armenian Genocide Allegations, Washington’s Armenian Genocide Museum and Karabakh Question.  

I -  TÜRKİYE - ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ   

Dergimizin bir önceki sayısında Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’a, Başbakan Erdoğan’ın Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan’a ve Dışişleri Bakanı Babacan’ın Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbatyan’a birer tebrik mesajı gönderdiklerini ve iki ülke arasındaki sorunlara çözüm bulunması çağrısında bulunduklarını belirtmiştik[1]. 24 Nisan münasebetiyle Erivan’da yapılan gösterilerde Türk Bayrağının yakılması ve Serj Sarkisyan’ın bu konudaki mesajında malum soykırım iddialarında bulunması bir süre gerginliğe neden olmuşsa da[2]  Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbatyan’ın Türkiye yetkililerin tebrik mesajlarının gayet olumlu buldukların, kendilerinin de bunlara olumlu cevaplar verdiklerini, samimi ve açık bir şekilde tüm önemli konuları tartışmaya hazır olduklarını belirtmesi[3] iki ülke arasında yeni bir dönem başlaması beklentilerinin devam ettiği göstermiştir.  

Ermenistan Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana iki ülke üst düzey diplomatlarının ve dışişleri bakanlarının birçok kez bir araya geldikleri düşünüldüğünde taraflar arasında temas eksikliğinden bahsetmek mümkün değildir. Eksik olan, mevcut sınırların tanınması, soykırım iddialarının siyasi alanda kullanılmasından vazgeçilmesi ve Karabağ sorununun çözümlenmesi olarak özetlenebilecek olan mevcut sorunların hangi ilkeler esas alınarak çözümlenebileceği konusunda mutabakat olmamasıdır.  

Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığının üst düzey yetkililerinin iki ülke arasındaki sorunların çözümü için bazı ilke veya formüller ortaya atmaya başladıkları gözlemlenmiştir. Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried Temsilciler Meclisinde yaptığı bir konuşmada, Türkiye’nin sınırını açmasını, “tarihinin karanlık bir bölümüyle yüzleşmesini”  ve Ermenistan’ın da mevcut Türk sınırını tanımasını ve Türkiye’nin toprakları üzerinde talepte bulunmaktan vazgeçmesini önermiştir[4]. Bir diğer Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Matthew Bryza ise, Vaşington’da Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde yaptığı bir konuşmada bu formülü biraz daha değişik bir şekilde dile getirerek iki ülkenin ilişkilerini normalleştirmelerini ümit ettiklerini belirttikten sonra bu konuda Türkiye’nin Ermenistan’la diplomatik ilişki kurmasını ve sınırını açmasını,  Ermenistan’ın ise Türkiye ile olan sınırını tanıması gerektiğini söylemiş ve bu önlemlerin ortak trajik geçmişin içten bir tartışmasına neden olmasını umduklarını ifade etmiştir. Amerikan Dışişleri yetkililerinin konuşmaları üzerinde durmamızın nedeni çözüm formülleri hakkındaki önerilerini kamuoyu önünde dile getirdiklerine göre bunları Türk ve Ermeni dışişlerine de iletmiş olduklarıdır. Diğer yandan Türk devlet adamlarının Ermeni muhataplarına tebrik mesajları göndermelerinin ve bunlara olumlu cevaplar verilmesinin de ABD tarafından telkin edilmiş olmasını düşünmek yanlış değildir.  

Başkan Serj Sarkisyan Moskova’da bulunduğu bir sırada yaptığı bir konuşmada,  Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişmesi için yeni adımlar atacağını ve bu çerçevede Türkiye- Ermenistan arasında yapılacak milli maça muhtemelen Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de davet edeceğini, 21. asırda sınırların kapalı olmaması gerektiğini, bölgesel işbirliğinin istikrarın sağlanması için iyi bir yol olduğunu,  Türkiye’nin soykırım’ın tarihi yönlerini incelemek üzere bir uzmanlar komisyonu kurulmasını önerdiğini, kendilerin herhangi bir incelemeye karşı olmadıklarını, zira incelemenin gerçeklerden şüphe duymak anlamına gelmediğini; ancak diplomatik ilişkilerin kurulmasından ve sınırların açılmasından sonra böyle bir komisyon kurulmasının daha mantıki olacağını, aksi halde sorunun sürüp gideceğini söylemiştir[5].  

Sarkisyan’ın formülü ABD Dışişleri yetkililerinin önerilerinden farklıdır. Türkiye’nin Ermenistan’la diplomatik ilişki kurması ve sınırını açması, Ermenistan’ın bundan sonra  bir tarihçiler ortak komisyonu kurulmasına rıza göstermesi şeklindedir. Ancak Sarkisyan  bu “gerçeklerden şüphe duymadıklarını” ifade etmekle daha başta söz konusu komisyonu  işlevsiz hale getirmiştir;  zira “soykırım” bir gerçekse komisyon neyi görüşecektir? Diğer yandan Sarkisyan Türkiye’nin sınırlarının tanınmasından hiç bahsetmemiştir.

 

Sarkisyan’ın bu ihtiyatlı sözleri dahi Ermenistan’da itirazlara neden olmuştur. Taşnaklar komisyon fikrine kesinlikle karşı çıkarak böyle bir komisyon kurulmasının Ermenistan’ın soykırım gerçeğini sorguladığı anlamına geleceğini, böylelikle Türkiye’nin “soykırım” konusunun çözümlenmesini geciktireceğini ileri sürmüşler[6] ve bu öneriye karşı olduklarını belirtmişlerdir. Eski Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan yanlısı olan Halk Hareketi  ise soykırım gerçeğini sorguladığı için Sarkisyan’ın sözlerini kınamıştır[7].

 

Bu arada Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan, Ermenistan söz konusu Komisyonu kabul etse de Ermeni “soykırımının” uluslararasında tanınması faaliyetlerine devam edeceğini ifade etmekle[8]  Sarkisyan’ın önerisini tamamen anlamsız hale getirmiştir. Zira bu durumda Ermenistan, Türkiye’nin sınırlarını (toprak bütünlüğünü) tanımadan Türkiye ile diplomatik ilişki kuracak, sınır açılacak ve daha sonra bir tarihçiler komisyonu kurulacaktır.  Bu arada Ermenistan soykırım propagandası yapmaya ve bazı ülkelerin soykırım iddialarını tanıyan kararlar alması için çalışmaya devam edecektir.
 
Sarkisyan yapmış olduğu daveti haklı çıkarabilmek amacıyla, Ermeni politikacıların bu güne kadar denemedikleri bir usule başvurarak Amerikan Wall Street Journal’da bir makale yayımlamıştır[9].  Sarkisyan Türkiye sınırın kapalı olmasından ve Baku-Tiflis-Ceyhan boru hattının ve Baku-Tiflis-Kars demiryolu hattının Ermenistan’ı “by-pass” etmesinden şikayet ettikten sonra, bu çıkmaza bir son vermek gerektiğini bu amaçla Ermenistan Cumhurbaşkanı olarak, ilişkilerin normalleşmesi ve sınırın açılması için,  Türk Hükümeti ve halkıyla ile yeni bir başlangıç, diyalog için yeni bir aşama önermek istediğini ifade etmiş ve normal ilişkiler kurulmasının Türkiye ve Ermenistan’ı ilgilendiren karmaşık sorunların kapsamlı bir şekilde tartışılması için bir komisyon kurulmasına olanak sağlayacağını belirtmiştir. Sarkisyan ayrıca, Cumhurbaşkanı Gül’ü Türkiye-Ermenistan milli maçına davet ettiğini, bunun iki ülke ilişkilerinde simgesel bir yeni başlangıç olduğunu, iki ülke arasındaki farklar ne olursa olsun, kapalı sınıra rağmen iki halkın paylaştığı kültürel, insani ve spor temasları mevcut bulunduğu, Ermenistan ve Türkiye’nin devamlı rakip olmaması gerektiğini,  Türkiye ve Ermenistan için daha müreffeh ve yararlı bir geleceğin ve Doğu-Batı koridoru ile Hazar bölgesinin Avrupa ve dünyaya açılmasının gerçekleştirilmesi gereken amaçlar olduğunu ifade etmiştir.    

 

Bu makalenin özü, Sarkisyan’ın ilişkilerin normalleştirilmesi ve sınırın açılması amacıyla Türkiye’ye yeni bir diyalog önermesidir.  Ancak resmi temaslar öteden beri mevcut olduğundan bu yeni önerisinin bilinenin dışında neler içerdiği belli değildir. Sadece “tüm karmaşık sorunların kapsamlı bir şekilde tartışılması için” bir komisyon kurulması söz konusudur ki esasen bu gibi sorunların komisyon, komite, çalışma grubu vb organlarda ele alınması usuldendir. Bu dikkate alındığında Sarkisyan’ın makalesinin Ermenistan’ın iyi niyetini Batı kamuoyuna duyurmaktan başka bir işlevi olmadığı düşünülebilir. Ancak daha yakından bakıldığında Sarkisyan’ın 21 Haziran’da Moskova’da yaptığı konuşmayı bir noktada değiştirdiği görülmektedir. O da bu makalede tarihçiler ortak komisyonundan hiç bahsetmemesidir. Bu komisyon yerine tüm sorunlar için tek komisyon önerilmektedir. Bilindiği üzere Başbakan Erdoğan’ın tarihçiler ortak komisyonu önerisine karşılık Başkan Koçaryan da  tüm sorunları ele almak üzere tek komisyon fikrini ortaya atmıştı. Bu kez Başkan Sarkisyan, her halde tarihçiler ortak komisyonuna gösterilen tepkileri dikkate alarak, tek komisyon fikrini benimsemiştir.

 

Diğer yandan Ermenistan’ın tutumunda bir değişiklik olmadığı Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan’ın bir basın toplantısında önkoşulsuz olarak Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek istedikleri, Başkan Sarkisyan’ın Cumhurbaşkanı Gül’e yaptığı davetin bir iyi niyet jesti olduğu ve asla soykırım olayının sorgulanması anlamına gelmediğini, Türkiye’nin sınırlarının tanınması ve Karabağ sorunu için de taviz vermeyeceklerini söylemesinden de belli olmuştur [10].  

 

Türkiye-Ermenistan Milli Maçına Türkiye Cumhurbaşkanının davetine gelince buna Taşnaklar kesinlikle karşı çıkmış ve bu ziyaret gerçekleştiği takdirde aleyhte gösteri yapacaklarını söylemişlerdir[11]. Bu tutumları muhalefetteki Cumhuriyetçi Partinin tepkisini çekmiş ve bu parti ileri gelenlerinden Suren Surenyants, Türkiye Cumhurbaşkanın Erivan’a gelişi Taşnaklar için bu kadar önemliyse,  hükümetten çekilmeleri ve daha sonra Devlet Başkanını eleştirmeleri gerektiğini ifade etmiştir[12]. Diğer yandan eski Devlet Başkanı Robert Koçaryan görevde olsaydı kendisinin Türkiye Cumhurbaşkanını futbol maçına davet etmeyeceğini söylemiştir[13].  Maçtan önceki günlerde bazı Türk televizyonlarının Erivan’da yaptığı mülakatlar kişilerin hemen hepsinin Türkiye Cumhurbaşkanı Erivan’a gelişini desteklediklerini göstermiştir. Bu arada, Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan “Türkiye karşıtı bir anlayıştan ziyade Ermenistan yanlısı bir anlayış geliştirmeliyiz” sözleriyle[14], dolaylı bir şekilde Taşnak ve diğer Türkiye karşıtlarını eleştirmiştir. 

 

Türkiye’ye gelince Cumhurbaşkanı Gül’ün Ani’ye yaptığı ziyaret Ermenistan’a karşı ilgi gösterdiği şeklinde yorumlanmıştır. Gül,  Baku-Tiflis-Kars Demiryolu’nun Aliev ve Sakaşvili’nin de katıldığı temel atma töreninde yaptığı konuşmada “Bu proje, Kafkasya’daki bütün ülkelere de açıktır. Bölgenin istikrarına, bölgenin barışına katkı sağlayan, iyi komşuluk ilişkileri içinde olma arzusunu gösteren herkese açıktır”[15]  demiş ve bu konuda  bir Ermeni gazetesinin sorusuna cevaben sözlerine açıklık getirerek “ Eğer ülkeler bu projelere katılmak istiyorlarsa diğer ülkelerin toprak bütünlüğünü tanımalı”  ifadesini kullanmıştır[16].

 

Gül’ün Ermenistan ziyaretinin gerçekleşme olasılığı belirince, bölgede aktif bir politika izlemek isteyen İran’ın Dışişleri bakanı Manuşehr Mottaki, bir vesileyle görüştüğü Ermenistan Dışişleri bakanı Nalbantyan’a Türkiye-Ermenistan uzlaşması için arabuluculuk önerisinde bulunmuş, , ancak Türk Dışişleri Sözcüsü, bu konuda teşekkürlerini belirtmekle beraber, Ermeni yetkililerle doğrudan görüştüklerini belirtmek suretiyle arabuluculuğa ihtiyaç olmadığını ifade etmiştir[17].

 

Cumhurbaşkanı Gül’ün milli maç için Ermenistan’a gitme hususundaki kati bir karar almadan önce iki tarafta da birbirlerine karşı iyi niyet jestleri yaptıkları gözlemlenmiştir. Bu çerçevede Ermenistan milli maça izlemeye gidecek Türk seyircilerden vize alınmayacağı açıklanmış[18], Türkiye ise Güney Osetya’daki çarpışmalar nedeniyle Gürcistan’ı terk ederek Ermenistan’a gelen yolcuların bu ülkeden uçakla ayrılmalarını kolaylaştırmak üzere Ermenistan’a uyguladığı uçuş kotalarını arttırmıştır[19] . Diğer yandan karşılıklı iyi niyet beyanları da devam etmiştir. Abdullah Gül’ün Nevşehir’de, Osetya’daki çatışmalardan sonra Türkiye’nin ortaya attığı Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu önerisiyle ilgili olarak Türkiye’nin bu bölgede kimsenin düşmanı olmadığına ilişkin sözleri[20]  Sarkisyan tarafından memnuniyetle karşılanmış ve adı geçen bu beyanatın, tarafların ilişkileri için somut adımlar atılması sonucunu vereceğine inandığını söylemiş ve ayrıca devamlı olarak hasım durumunda olmanın anlam ve gereği olmadığını ifade etmiştir[21].

 

Bu iyi niyet jest ve ifadeleri yanında Ermenistan’ın mevcut sorunlar karşısındaki tutumunda belirgin bir değişiklik olmadığı Serj Sarkisyan’ın Radikal Gazetesi yazarı Murat Yetkin’e vermiş olduğu uzun bir mülakattan da [22] anlaşılmıştır.

Sarkisyan bu mülakatında, Türkiye’nin sınırlarının tanınması (veya toprak bütünlüğünün tanınması) konusunda hiçbir Ermenistan yetkilisinin Türkiye’den toprak talebinde bulunmadığını, Ermenistan’ın uluslararası yükümlülüklerine saygılı olduğunu söylemiş ve böylece adını vermeden, iki ülke arasında sınırı saptayan 1921 Kars antlaşmasının yürürlükte olduğunu imâ etmiştir. Bu husus, pek sık olmamakla beraber, daha önce Ermeni devlet adamları tarafından da ifade edilmişti. Ancak sorun bu ifadelerin resmiyet kazanması, diğer bir deyimle bunların,  mesela bir protokol veya nota değişimi gibi usullerle kâğıda dökülmesidir.  Türkiye’nin yıllardan beri bu konudaki taleplerine rağmen Ermenistan’ın yazılı bir teyitte bulunmayı kabul etmemesi, şifahi ifadelerinin samimiyeti hakkında daima şüphe uyandırmıştır.  Nitekim birkaç yıl önce eski Devlet Başkanı Koçaryan Batı Ermenistan (Doğu Anadolu) toprakları hakkında ısrarlı sorulara muhatap olunca günümüz Ermenistan’ın bu toprakları alacak gücü bulunmadığı ve bu konuyla gelecek Ermenistan hükümetlerinin uğraşması gerektiğini söylemişti.  Buna dayanılarak Ermenistan’ın toprak talebinden vazgeçmeyip, ertelediği ve bu nedenle de bir belge imzalamaktan kaçındığı sonucuna varılmaktadır.

Sarkisyan anılan mülakatında, soykırım iddiaları konusunda, dünyada soykırım olmadığına inanan tek bir Ermeni bulunmadığını söylemekle yetinmiştir. Ancak sorun kimin neye inandığı değil, soykırım iddialarını üçüncü ülke parlamento ve diğer meclislerine kabul ettirmek için Diaspora gibi Ermenistan’ın da, diplomatik temsilcilileri kanalıyla Türkiye aleyhinde bir kampanya yürütmesidir. Bu tür davranışları, kurulduğu takdirde, normal diplomatik ilişkilerle bağdaştırmak mümkün değildir; en azından çok zordur. Bu arada, yukarıda değindiğimiz gibi,  Sarkisyan’ın kısa süre önce olumlu baktığı tarihçiler ortak komisyon önerisine bu mülakatında yer vermemiş olması ve önce diplomatik ilişkiler tesis edilmesini, ardından hükümetler arası bir komisyon kurulmasını,  bu komisyonun da alt komisyonlarının olmasını ve sorunlara buralarda çözüm bulunmasını düşündükleri yönündeki fikileri Koçaryan döneminin önerilerini benimsediğini göstermektedir. 

Karabağ konusunda ise Sarkisyan bu soruna kısa sürede çözüm bulunacağını söylemekle Azerbaycan başkanlık seçimlerini beklemek gerektiğini ima etmiştir.  Oysa başta İlham Aliev olmak üzere Azeri yetkililerinin bu konudaki beyanları hiç de iyimser değildir ve taraflar arasında Karabağ’ın statüsü hakkındaki anlaşmazlığın devam etmekte olduğunu göstermektedir.

Murat Yetkin bir gün sonra Cumhurbaşkanı Gül’le de kısa bir söyleşi yapmıştır[23]. Cumhurbaşkanı, Sarkisyan ile yapılan mülakatı dikkatli bir şekilde okuduğunu ve önemli bulduğunu söylemiş,  Ermenistan’la diplomatik ilişki kurulması ve sınırın açılması yönünde bir gelişme beklenebilir mi sorusuna ise son dönemde bölgenin barışı için yapılan çabaları samimiyetle desteklediğini, fırsatların değerlendirilmesinin önemli olduğunu düşündüğünü, Türkiye’nin bütün komşularıyla problemlerini çözmek istediğini, diyalog yoluyla çözüme çok önem verdiğini, bölgede problem çözen bir ülke durumunda olduğunu, Kafkaslarda, başta Yukarı Karabağ olmak üzere, donmuş problemleri cesaretle çözmenin bu bölge insanına büyük huzur ve refah getireceğine inandığını, Temmuz ayı başında Astana’da bu şehrin kuruluşunun onuncu yıldönümü törenleri sırasında karşılaştığı Başkan Sarkisyan’a bu bölgenin, hepimizin bölgesi olduğunu, hepimizin bu toprakların çocukları olduğumuzu söylediğini, bir gün bütün bölge ülkelerinin mevcut işbirliği projelere katılmasını arzu ettiğini, kültür ve gelenekler olarak birbirine çok yakın olan bölge insanının, farklı etnik kökenlerden ve dinlerden olsalar da, güvenli bir ortam oluştuğunda tahminlerin ötesinde bir istikrar ve refah düzeyini yakalayacağına inandığını söylemiştir.

 

Cumhurbaşkanının milli maçı izlemek için Ermenistan’a gideceği maç tarihinden iki gün önce açıklanmıştır. Bu gecikmenin başlıca nedeni, bir Ermeni yazarın bildirdiğinin aksine[24], Türkiye’deki tepkilerin önlenmesi değil, ziyaret sırasında ele alınacak konular, güvenlik önlemleri ve olası gösteriler hakkında son güne kadar Ermenistan’la yürütülen temaslar olmuştur. Bu temasları yürüten Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ünal Çeviköz’ ün raporu değerlendirildikten sonra ziyarete karar verilmiştir. Bu arada Ermenistan’ın bu ziyarete verdiği önemin bir göstergesi olarak Çeviköz’ün görüşmelerinin büyük kısmını bizzat Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan ile yaptığını ve protokol bakımından gerekli olmamakla beraber, Başkan Sarkisyan tarafından da kabul edildiğini belirtelim[25].

 

Ermenistan ziyaretinin açıklanmasından bir gün önce Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı George W. Bush ile bir telefon görüşmesi yaparak Gürcistan, İran ve Kıbrıs ile ilgili sorunlar yanında Ermenistan’a yapacağı ziyaretini de görüşmüştür [26].

 

Cumhurbaşkanının Erivan ziyareti bir gün sürmüştür. Gül Erivan’da önce Türk Milli Takımı oyuncuları ve Teknik Direktörü ile görüşmüş, sonra Başkanlık Saray’ında Sarkisyan ile bir araya gelmiş, daha sonra milli maçı izleyerek Türkiye’ye dönmüştür. Erivan’a hareketinden önce Esenboğa Havalimanında yaptığı açıklamada, maçın iki ülke arasında ilk kez mili bir karşılaşma olmanın ötesinde önemli fırsatlar sunacağını,  bu ziyaret çerçevesinde Ermenistan Cumhurbaşkanıyla bölgedeki gelişmelerin değerlendirileceğini, bu arada Türkiye’nin Kafkaslarda İstikrar ve İşbirliği Platformu ile inisiyatifinin ele alacağını, ayrıca Yukarı Karabağ ihtilafı ve ikili ilişkilerin de gündeme geleceğini söylemiştir[27].

 

Sarkisyan Gül’e büyük itibar göstererek ilk karşılaştıklarında “Davetimizi kabul ettiniz. Elimizi havada bırakmadınız. Bizi mutlu ettiniz. Size tüm Ermeni halkı adına teşekkür ediyorum” demiştir[28]. Buna karşılık havaalanından şehre gelinceye kadar yer yer Gül ve beraberindeki heyet aleyhine Taşnaklar tarafından gösteriler yapılmış, pankartlar açılmış ve maç sırasında da bazı kişiler Türk milli maçını yuhalamıştır. Ancak aleyhteki bu gösteriler sınırlı kalmış ve Gül ve beraberindekiler için ciddi bir rahatsızlık yaratmamıştır. Bu arada Ermeni güvenlik güçlerinin olağan üstüönlemler aldıkları görülmüştür. Gül ve Sarkisyan maçı kurşun geçirmez bir cam arkasından izlemişlerdir[29].

 

Cumhurbaşkanı Türkiye’ye döndükten sonra havaalanında yaptığı açıklamada, özetle,  ziyareti çok olumlu duygu ve düşüncelerle tamamlamış olduğunu,  ziyaret sırasında Ermenistan Başkanı ile ikili ilişkiler ve başta Gürcistan’daki gelişmeler olmak üzere bölgesel konular üzerinde yapıcı ve samimi bir görüşme yaptığını,  Ermenistan’ın Türkiye’nin Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu nisiyatifini kuvvetle desteklemesinin kendisini memnun ettiğini, diğer yandan bu görüşmede Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin de gündeme geldiğini, ikili ilişkilerin gelişmesinin önündeki engellerin karşılıklı diyalog yoluyla ortadan kaldırılması hususunda görüş birliği içinde olunduğunu, kısaca ziyaretinin verimli geçtiğini, ileriye dönük olarak umut vaat ettiğini söylemiştir[30].

 

Cumhurbaşkanı Türkiye’ye dönerken uçakta gazetecilerle yaptığı sohbet sırasında Sarkisyan ile yapılan görüşmelerde “sözde soykırımı ne ağızlarına aldılar ne de ima ettiler”  diyerek bu konunun görüşülmediğini belirtmiştir.  Ayrıca kara sınırının da gündeme gelmediğini söylemiştir. Buna karşın Karabağ konusunu Sarkisyan’ın açtığını ve bu konunun ayrıntılı bir şekilde konuşulduğunu, bu ziyaretinin anılan sorunun çözümüne katkısı olabileceğini vurgulamıştır. Ayrıca ziyaretinin Kafkaslardaki psikolojik duvarı kırdığına inandığını da eklemiştir[31].

 

Bu ziyaretten bir hafta kadar sonra Serj Sarkisyan’ın bir gazetecinin sorularına verdiği cevaptan[32] Gül’ün kendisine, gerekirse Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunun çözümü için yardım etmeye hazır olduğunu söylediğini, bu öneriyi memnuniyetle kabul ettiğini, zira ancak anormal bir kişinin bunu reddedebileceğini, buna karşın yardım etmek ile arabuluculuk yapmak arasında fark olduğunu ve Minsk Grubu’nun sorunun çözümü faaliyetlerine katkıda bulunacak her adımı olumlu olarak değerlendirmesi gerektiğini söylemiştir.
 

Cumhurbaşkanı Gül ziyaretinden sonra Serj Sarkisyan'a bir mektup göndererek kendisine ve beraberindeki heyete gösterilen konukseverlik için teşekkür etmiş, ayrıca, söz konusu ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin verimli geçtiğine inandığını ifadeyle Sarkisyan’ı  milli takımlar arasında 2009 yılında  Türkiye'de yapılacak  rövanş maçına davet etmiştir [33].

 

Cumhurbaşkanının Erivan’a gitmesi T.B.M.M.’deki en büyük muhalefet partileri olan CHP ve MHP tarafından eleştirilmiştir.

 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bu konudaki bir soruya cevaben, Ermenistan ile normal ilişki kurulamamasının üç temel gerekçesi olduğunu, bunlardan birincisinin Türkiye’nin ulusal sınırlarının, toprak bütünlüğünün Ermenistan tarafından kabul edilmemesi,  ikincisinin Türkiye'ye karşı soykırım iddiasını Ermenistanın bütün olanaklarıyla desteklemesi üçüncüsünün ise Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını ve Yukarı Karabağ'ı işgali olduğunu ve bu işgalin fiilen devam ettiğini belirttikten sonra “ Bana 'Erivan'a maça gider misiniz' diyorsunuz, Bakü'ye maça gitmeyi tercih ederim.” demiştir[34].

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise yazılı bir açıklama yaparak iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin önündeki en büyük engelin Türkiye düşmanlığı üzerine kurulu Ermeni politikaları olduğunu,  Ermenistan’ın  Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarını tanımadığını, Anayasasında Türkiye’den toprak taleplerinden vazgeçmediğini, Ermenistan’ın PKK desteğinin bilindiğini, Azerbaycan topraklarının dörtte biri üzerindeki Ermeni işgalinin devam ettiğini, Türkiye’nin ilişkilerin düzeltilmesi için ricacı konumuna sokulmasının siyasi, ahlaki, meşru bir izahı ve gerekçesi olamayacağını, dış dayatmalara boyun eğilerek, içerdeki Erivan lobilerine teslim olunarak Ermenistan’a gidilmesinin  tarihi gaflet olacağını ve Türkiye’nin onurunu yaralayacağını, Ermenistan’ın ‘Ortak Tarih Komisyonu’ kurulmasını lafzen kabul etmesi gibi sözde bir jestin, ziyaret için göstermelik bir siyasi rüşvet olarak kullanılmasının  Türkiye’ye itibar kazandırmayacağını, Gül’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak için yemin ettiğini, bu şartlarda Erivan’a gitmesinin bulunduğu makamla bağdaşmayacağını, Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’nin onurunu zedeleyecek bir davranış içine girmeyeceğine olan ümidi korumak istediklerini söylemiştir[35].

AKP doğal olarak Gül’ün Erivan’ı ziyaretini desteklemiş; ancak önceleri otuz kadar AKP milletvekilinin Cumhurbaşkanına refakat etmesi söz konusu iken sonraları Başbakan’ın “Muhalefet Partileri bu konuyu siyasi istismar malzemesi haline getirdi. Milletvekili arkadaşlarımız maça gitmesin” sözleri üzerine AKP’li milletvekilleri maça gitmemişlerdir[36].

Ermenistan’a gelince ülkedeki başlıca muhalefeti oluşturan Ermeni Milli Kongresi Başkanı, eski Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan Gül’ün ziyaretinden memnuniyet duyduğunu belirtmiş ve milli maçın ikili ilişkilerin geliştirilmesi için iyi bir fırsat oluşturduğunu söylemiştir [37]. 

Taşnak Partisinin baştan beri Gül’ün ziyaretine karşı çıktığı ve bu ziyaret sırasında  gösterileri düzenlediğini yukarıda belirttik. Taşnak Partisinin ileri gelenleri bu ziyaret vesilesiyle pek çok konuşma yaptılar ve mülakat verdiler. Bu yoğun faaliyetin amacının Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uğramış oldukları hezimetten (ancak %6 oy almışlardı) sonra, Türkiye karşıtı davranışlarla aşırı milliyetçilerin gözüne girebilmek olduğu anlaşılmaktadır. 

Kısaca Taşnak olarak adlandırılan Ermeni Devrimci Federasyonu Partisinin Bürosu 10 Eylül 2008 tarihinde Türkiye Ermenistan ilişkileri hakkında bir bildiri yayınlamıştır [38]. Bu bildiride, özetle, iki komşu devlet olarak Ermenistan ve Türkiye’nin ilişkilerinin normalleşmesi için çaba harcaması gerektiği, ancak taraflar arasında iyi komşuluğun Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıması ve Ermeni Halkının haklarını iade etmesinden sonra kurulabileceği, Ermenistan’a uygulanan ablukanın kaldırılması ve diplomatik ilişkilerin kurulmasının bu konuda atılacak ilk adımlar olduğu, Türkiye’nin Karabağ sorununa karışmamasının, Ermenistan’a önkoşullar ileri sürmemesinin, Ermenistan’a abluka uygulamaması ve izole etmemesinin gerekli olduğu ifade edilmiştir. Ermenistan 1998’den beri soykırımın evrensel olarak tanınması ve kınanması politikasını izlemektedir. Bunun, sadece tarihi adaletin yerine getirilmesi için değil, Kafkaslarda genel durumun düzelmesi karşılıklı güvenin kurulması ve böylelikle gelecek soykırımların önlenmesi için de lazım olduğu belirtilmiştir.
 
Taşnakların diğer önemli bir eylemi, ABD’de başlıca Taşnak kuruluşu olan ANCA’nın Başkanı olan Ken Hachikian’ın Temsilciler Meclisi ve Senatörlere bir mektup göndererek benzer görüş ve talepleri dile getirmesi olmuştur. Hachikian bunların dışında muhataplarından, özetle, Türkiye’nin Ermeni soykırımının incelenmesine getirdiği sınırlamaları kaldırmasını ve bu suçun tanınmasına ve anılmasına karşı olmaktan vazgeçmesi, Türkiye’deki Ermeni kültürel ve dini mirası ile Ermenilerin ilgilenmesine izin vermesi, Azerbaycan silahlı kuvvetlerine yardım etmemesi,  Türkiye’deki Ermeni Cemaatinin haklarına konan kısıtlamaların kaldırılmasını istemiştir[39]. Ken Hachikian ayrıca Cumhurbaşkanının Erivan’daki soykırım anıtını ziyaret etmesini de talep etmiştir[40].

 
Görüldüğü üzere Ermenistan Taşnakları, koalisyon hükümetinde yer almalarına rağmen, Türkiye’ye karşı izlenecek politika konusunda Devlet Başkanının aleyhinde bir tutum izlemişlerdir. Henüz, iyi niyet beyanları dışında Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde bir gelişme bulunmadığından,  bu tutumları Sarkisyan ve Ermeni hükümeti için zararlı değildir. Ancak ileride Türkiye ve Ermenistan arasında bir işbirliği başlarsa Taşnakların koalisyondan ayrılmaları mantıkî olacaktır.
 
Diaspora’daki diğer tepkilere değinmeye yerimiz müsait değildir. Ancak Gül’ün ziyaretinin endişe ile izlendiğini, Serj Sarkisyan’ın nadiren ve ılımlı bir şekilde eleştirildiğini ve genelde bir “bekle-gör” havasının hâkim olduğunu söylemek mümkündür.

 

Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyaretine karşı en büyük tepki Azerbaycan medyasından ve bazı politikacılarından gelmiştir.  Genelde ziyaretin Türkiye’nin kendi inisiyatifi ile değil de ABD ve AB’nin baskısıyla yapıldığı,  Türkiye’nin Azerbaycan’a rağmen Ermenistan ile olan sınırını açabileceği ve Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımasına karşılık olarak Türkiye’nin de Karabağ konusunda Azerbaycan’ı destekleyen tutumundan vazgeçebileceği gibi[41] daha ziyade spekülasyon niteliğinde bir çok yazı yayımlanmıştır.

 

Bir fikir verebilmek üzere bazı siyaset adamlarının görüşlerden özet şeklinde örnekler veriyoruz.  Vatandaş Hemreyliği Genel Başkanı Sabir Rüstemhanlı bu ziyaretin Azerbaycan için sorunlara yol açacağını, Türkiye’nin verdiği sözleri tutması gerektiğini söylemiş, başlıca muhalefet partisi olan Musavat’ın içinde yer alan Penah Hüseyinov, Gül’ün Erivan ziyaretinin olumlu bir gelişme olmadığını belirtmiş, iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisinden Güler Ahmetova Ankara’nın, Ermenilerin Türklere yaptıklarını göz ardı etmemesi ve tarihin verdiği derslerin unutulmaması gerektiğini ifade etmiş[42], aynı partiden Ganira Paşayeva hiçbir Azerbaycanlının Türkiye Cumhuriyetinin Ermenistan’ı ziyaretini kabul edemeyeceğini, bunun kendilerini manen yaraladığını ileri sürmüş, tanınmış dış siyaset yorumcusu Vefa Gulizade ise Türkiye’nin Azerbaycan’a kötü bir kaynana gibi davrandığını iddia etmiştir[43]. Buna karşın Musavat Partisi lideri İsa Kamber Azerbaycan’ın Türkiye’ye itimat etmesi gerektiğini, Türkiye’nin, Türk halkının, Türkî milletlerin ve Türkî cumhuriyetlerin kaderinden sorumlu olduğunu ifade etmiştir[44]. Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyaretinden sonra yayımlanan bir kamuoyu yoklamasında “Bu ziyaret hakkında düşünceniz nedir ?”  sorusuna verilen cevapların % 88 i olumsuz, % 9 u olumlu olmuş, % 3 fikir beyan etmemiştir.

 

Bu olumsuz hava Azerbaycan Hükümetinde görülmemiştir. Bunun başlıca nedeni Gül’ün Ermenistan ziyareti hakkında Azeri yetkililere en yüksek düzeyde bilgi verilmesidir. Bu çerçevede Gürcistan olayları hakkında görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Mammadyarov’a bu olası ziyaret hakkında bilgi verilmiş[45], Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu girişimini anlatmak üzere Ağustos ayında Bakü’ye giden Başbakan Recep Tayip Erdoğan da 21 Ağustos’ta Azerbaycan’a yaptığı ziyaret sırasında Cumhurbaşkanının Ermenistan’a muhtemelen yapacağı ziyaretin nedenlerini İlham Aliev’e anlatmak fırsatını bulmuştur.  Türk tarafının bu açıklamalarına rağmen Azeri yetkilileri Gül’ün ziyaretini anlayışla karşılayan ve/veya Türkiye’nin Ermenistan politikasını destekleyen nitelikte konuşmalar yapmamışlar daha nötr bir tutum benimseyerek bu ziyaretin Türkiye’nin iç işi olduğu, Azerbaycan’ın Türkiye’nin kararlarına karışamayacağı[46]  veya Türkiye’nin her konuda karar alma hakkı olduğu, kendilerinin bu hususta fikir beyan edemeyecekleri [47]  gibi formüllerle Türkiye’nin kararına karşı çıkmayan ancak dolaylı olarak endişe, hatta kırgınlık ifade eden beyanlar vermişlerdir.

 

Azerbaycan’daki bu durum Cumhurbaşkanı Gül’ün Bakü’yü ziyaret etmesini gerekli kılmıştır. Gül, Erivan’dan döndükten dört gün sonra Bakü’ye  giderek İlham Aliev ile Ermenistan’da yaptığı temaslar, Gürcistan’da meydana gelen olaylardan sonra bölgede durum, Türkiye’nin Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu önerisi ve iki ülkeyi ilgilendiren diğer konular hakkında görüşmüş[48], Aliev’le birlikte bir basın toplantısı düzenledikten sonra Ankara’ya dönmüştür.

 

Cumhurbaşkanı Bakü’ye giderken uçakta gazetecilerle yaptığı sohbette Ermenistan ziyaretinin Azerbaycan’da yarattığı rahatsızlık hakkında, bunun olmaması gerektiğini, öyle düşünenler varsa bunun haksızlık olduğunu Türkiye’nin çıkarlarını feda edip Azerbaycan davasına en güçlü desteği verdiğini söylemiştir[49].

 

Cumhurbaşkanın Azerbaycan ziyaretinden döndükten sonra havaalanında basına yaptığı açıklamada dikkati çeken hususların başında iki ülkenin bölgesel gelişmelerle ilgili değerlendirmelerinin ve mevcut sorunlara çözümler getirilmesine yönelik yaklaşımlarının her zaman olduğu gibi bugün de büyük ölçüde örtüştüğü hakkındaki değerlendirmedir. Bu sözler esasta aynı şekilde düşünüldüğü ancak ayrıntıda veya uygulamada bazı farklar olduğu şeklinde yorumlanabilir.  İkinci olarak Cumhurbaşkanı konuşarak, görüşerek çözüme kavuşturulmayacak hiçbir bölgesel sorun ve ihtilafın bulunmadığı hususunda Aliev’le mutabakata vardıklarını, esasen bölge sorunlarının barışçı yollardan ve diyalogla çözümlenmesinin iki ülkenin her zaman savunduğu temel ilke olduğunu söylemiştir[50].   Temel ilke bu olmakla beraber, Başkan Aliev’in Karabağ sorununun barışçı yol ve diyaloglarla çözümlenmediği takdirde Azerbaycan’ın topraklarını güç kullanarak geri almak durumunda kalabileceğini birçok kez ifade etmiş olduğu da bilinmektedir. 

 

Cumhurbaşkanın Ermenistan ve Azerbaycan’da yaptığı görüşmelerin ana noktaları bunlardan ibarettir.  Bu arada Ermenistan’la ikili ilişkiler konusunda görüşmeler devam etmektedir. Ayrıca Kafkaslarda durum, Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu ve olasılıkla Karabağ sorunu hakkında üç ülkenin dışişleri bakanlarının New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarında bir araya gelmeleri de gündemdedir.

 

İkili ilişkiler konusundaki ilk toplantı Erivan’da 6 Eylül akşamı, Cumhurbaşkanlarının toplantısından sonra Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbatyan arasında yapılmıştır. Bu konuda Ermenistan Dışişleri Bakanlığı tarafında yapılan açıklamada[51] Ermenistan Dışişleri Bakanının önkoşulsuz ilişki kurmak hakkında ülkesinin tutumunu tekrarladığını ve Ermenistan’ın Türkiye Cumhurbaşkanının ziyaretini bu yönde ciddi bir teşvik olarak gördüğünü ifade ettiği belirtilmekte,  ayrıca iki bakanın, ikili ilişkilerin kapsamlı bir şekilde normalleştirilmesi için karar aldıkları ve bu yönde adımlar atılmasına değindikleri, diğer yandan Karabağ barış sürecini inceledikleri ve New York’ta, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında bir araya gelmeyi kararlaştırdıkları ifade olunmaktadır. Açıklamada Ermenistan’ın Türkiye’nin Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu girişimini memnunlukla karşıladığı da belirtilmektedir. 

 

Bu açıklamada Ermenistan’ın önkoşulsuz ilişki hususunda yani Türk sınırının açılması ve diplomatik ilişki kurulması hakkında ısrar ettiği, buna karşın Türkiye’yi özellikle ilgilendiren Türkiye’nin toprak bütünlüğünün (veya sınırlarının) tanınmasının ve soykırım iddialarının gündeme gelmemiş olduğu gibi bir kanı edinilmektedir. Oysa Dışişleri Bakanı Babacan’ın daha sonraki beyanlarından bu konuların ele alındığı anlaşılmıştır. Bir televizyon kanalına konuşan Babacan, 1915 olaylarının açıklığa kavuşturulmasının çok önemli olduğunu, tarihçiler ortak komisyonu önerisinin masada bulunduğunu, Ermenistan’dan arşivlerini açmasının istendiğini belirttikten sonra “artık bu konuda belli bir eşik aşmış gibi görünüyor “ sözleriyle ilerlemeler olduğunu ima etmiş[52] ve başka bir vesileyle de Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmeye hazır olduğunu, tarihçiler ortak komisyonunun incelemeleri sonunda varacağı bulgularını da kabul edeceklerini söylemiştir[53]  Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talebi konusuna ise Ermenistan’da çözüm için güçlü bir irade olduğunu, Türkiye’nin hassasiyetlerini gayet iyi anladıklarını, Türkiye’nin de onlarınkini anladığına dolaylı olarak temas etmiştir[54].  Bu iki konuda fazla bilgi verilmemesinin nedenini Ermenistan’da, Taşnaklar başta olmak üzere, milliyetçi çevrelerin ve ayrıca Diaspora Ermenilerinin hassasiyetine bağlamak mümkündür. Nitekim Edvard Nalbantyan Gül’ün ziyareti vesilesiyle görüştüğü bazı Türk gazetecilerine “sonuç alınıncaya kadar bazı konuların kamuoyuyla paylaşılmayacağına ilişkin bir ilke kararından”[55] bahsetmiştir.

 

Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan ziyaretinden ve daha sonra iki ülke Dışişleri Bakanları arasında yapılan toplantılardan şu sonuçların alındığını söylemek mümkündür:

 

-         Ermenistan Türkiye’nin Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu girişimini kabul ettiğini açıklamıştır.

 

-         Ermenistan Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümüne yardımcı olmasını kabul

etmiştir. Ancak Minsk Grubunun arabuluculuk görevi sürecektir.

 

-         Türkiye’nin 1915 olaylarını (soykırım iddialarını) incelemek üzere kurulmasını

önerdiği tarihçiler ortak komisyonu hakkında şu safhada bir karar alınmamış olduğu ancak temasların sürmekte olduğu anlaşılmaktadır. Ermenilerin bu komisyonun yanı sıra ekonomi, kültür ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi için de komisyonlar kurulmasını istemesi olasıdır[56].

 

-         Türkiye’nin toprak bütünlüğünün (veya sınırlarının) tanınması konusunda da şu anda bir ilerleme gözlenmemektedir. Ancak Ermeni yetkililerin sınırlarını tanımaktan kaçındıkları bir devlet ile diplomatik ilişki kurmak istemenin açıklanamaz bir çelişki olacağını bilmeleri gerekir.

 

Bu arada basın haberlerine göre iki ülkenin üst düzey yetkilileri arasındaki görüşmeler de Bern de devam etmekte olup bir iyi niyet deklarasyonun hazırlanmasına çalışılmaktadır[57].

 

Son olarak Cumhurbaşkanı Gül’ün Ermenistan ziyaretinin Batılı ülkeler kamuoylarında gayet olumlu izlenimler yaratmış olduğunu belirtmemiz gerekir.  Bu ülkeler basınında çıkan yazıların hepsi, değişik ölçülerde de olsa, lehtedir. Ermeni Diaspora basının dahi ölçülü bir dil kullanmaya çalıştığı görülmektedir. Bunun başlıca nedeninin Türkiye-Ermenistan arasında kemikleşmiş görülen anlaşmazlıkların çözümlenme olasılığının büyük memnuniyet yaratması olduğu düşünülmektedir. Diğer yandan son Gürcistan-Rusya çatışmalarının ciddi endişelere neden olduğu bir dönemde Kafkasya’dan iyi bir haber gelmesi de bir rahatlama duygusu yaratmıştır.

 

Kamuoyunun bu durumuna paralel olarak ABD ve AB resmi çevreleri de Cumhurbaşkanın temaslarından duydukları memnuniyeti dile getirmişlerdir. Birkaç örnek vermek gerekirse, genelde Türkiye’ye karşı bir tutum içinde olduğu görülen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Abdullah Gül ve Serj Sarkisyan’ın siyasi cesaretini övmüş ve onların açıklık, diyalog ve diğerine saygı yoluyla dünyada uzlaşmanın mümkün olduğunu gösterdiklerini söylemiştir.[58] AB Konseyi Başkanlığından yapılan açıklamada  Cumhurbaşkanı Gül’ övülerek ziyaretin  tarihi ve simgesel olduğu belirtilmiş ve  iki ülke arasındaki gergin ilişkilerin normalleşmesinin ilk adımı olacağı ümidi  dile getirilmiştir[59]. AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn bu ziyareti “önemli bir ilk adım” olarak  yorumlamış ve bunu izleyecek diğer adımların iki ülke ilişkilerinin tam olarak normalleşmesini sağlayacağını umduğunu ifade etmiştir[60].   ABD’nin Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonunda yaptığı bir konuşmada Başkan Sarkisyan’ın Cumhurbaşkanı Gül’ü davet etmesinden ve Gül’ün de bu daveti kabul etmesinden son derecede memnun olduklarını ifade etmiş, aralarındaki anlaşmazlığı çözümlemek üzere ABD’nin Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ı teşvik ettiğini belirtmiş aynı zamanda Ermenistan’ın sınırlarının açık olmasını istediklerini de eklemiştir[61].

 

Türkiye ve Ermenistan arasındaki gergin ilişkiler ve Diaspora Ermenilerinin ABD ve AB’de bazı çevrelerle birlikte ısrarla ortaya attığı soykırım iddiaları Türkiye’nin prestijini önemli ölçüde zedelemişti. Cumhurbaşkanı Gül’ün, beklenenin aksine, Sarkisyan’ın davetini kabul ederek Erivan’a gitmesi ve bu münasebetle yapılan görüşmelerin iyi geçmesi AB ve ABD resmi makamlarında olduğu kadar Batı ülkeleri kamuoyunda da memnuniyetle karşılanmış ve Türkiye lehinde bir havanın doğmasına neden olmuştur. Kanımızca Cumhurbaşkanın Erivan ziyaretinin en büyük getirisi budur. Şimdi, bir süre için olsun Türkiye, Ermenistan’la olan ilişkileri için tenkit edilemeyecek ve bu arada Batılı ülke parlamentolarından soykırım iddiaları hakkında bir karar çıkartmak imkânsız denecek şekilde güçleşecektir. Türkiye- Ermenistan arasında yeniden başlayan görüşmelerden olumlu sonuçlar alınabilmesi Türkiye’nin lehindeki bu havanın sürmesini sağlayacaktır. Buna karşın görüşmelerden bir sonuç alınamazsa ve özellikle iki ülke arasında yeniden gerginlikler yaşanırsa, Ermeni propagandası tekrar etkin bir hale gelebilecektir.

 

 

II - ABD’de GELİŞMELER 
 

İncelediğimiz süre içinde ABD’de Ermeni Sorununa ilişkin bazı gelişmeler olmuştur. Bunların başında Demokrat Parti Başkan adayı Senatör Barak Obama’nın Ermeni soykırım iddialarını benimsediğini her fırsatta tekrar etmesi ve ayrıca, yine Ermeni yanlısı tutumuyla tanınan Senato Dışişleri Komisyonu Başkanı Joe Biden’i Başkan Yardımcısı adayı olarak seçmesidir. İkinci bir gelişme, Ermeni çıkarlarının başlıca savunucularından olan Temsilciler Meclisi üyesi Adam Schiff’in bu Meclise Türkiye’nin Ermenistan’la olan sınırını açmasına ilişkin bir yasa tasarısı sunmasıdır. Son olarak da yaklaşık iki yıldan beri askıda olan A.B.D’nin  Ermenistan’a büyükelçi ataması sorunun çözümlenmesidir.

 

Başkan Adayı Barack Obama’nın Tutumu

 

Bu yılın Kasım ayında yapılacak olan ABD başkanlık seçimi için Demokrat Parti adaylarından Senatör Barack Obama’nın, başkan seçildiği takdirde Ermeni “soykırımını” tanıyacağını ve Türkiye ve Azerbaycan tarafından Ermenistan’a uygulanan “ambargoyu” sona erdireceğini açıklamış olduğunu daha önce bildirmiştik[62]. Senatör Obama bundan sonra da aynı mealde beyanlarda bulunmaya devam etmiştir.

 

Obama, Nisan ayında Ermeni “soykırımının” anılması vesilesiyle yaptığı bir açıklamada Osmanlı İmparatorluğu’nun 1915-1923 yılları arasında iki milyon Ermeniyi  sürdüğü, bunlardan 1,5 milyon kadarının öldürüldüğü, Ermeni halkına karşı yapılan bu dehşet verici olayları soykırım olarak tanımanın gerekli olduğu ve Amerika’daki  Ermeni toplumu ile beraber  bu olayın soykırım olarak tanınması için Türkiye Hükümetine  çağrıda bulunmaya devam edeceğini söylemiştir[63]. 

 

Barack Obama veya yardımcılarının Ermenilerce hazırlanan bir metni hemen hiç incelemeden bildiri haline dönüştürdükleri anlaşılmaktadır. Zira hiçbir kanıt gösterilmeden 1,5 milyon Ermeninin öldürüldüğü sıkça iddia edilmekle beraber Ermeni yanlısı tarihçilerin yapıtlarında dahi 2 milyon Ermeninin sürgüne gönderildiğine rastlamak güçtür. Diğer yandan 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun artık mevcut olmadığı da unutulmuştur. Diğer yandan Obama’nın bildirisinde en sakıncalı husus, 1915 olaylarını soykırım olarak adlandırması yanında Türkiye’den de bu olayları aynı şekilde nitelendirmesini isteyeceğine dair sözlerdir. 

 

Obama Marie Yovanovitch’in Ermenistan’a büyükelçi olarak atanması münasebetiyle, bir Taşnak Örgütü olan ANCA’nın (Armenian National Committee of America) başkanına gönderdiği mektupta da yukarıdaki hususlar tekrarlanmış ve ayrıca Ermeni sürgününe temasla Başkan Bush idaresinin bu olayı soykırım olarak tanımamasının mazur gösterilemeyeceğini ve bu tutumun değiştirilmesini istemeye devam edeceğini belirtmiştir[64]. 

 

Obama ayrıca, büyükelçi adayı Marie Yovanovitch’e “soykırım” konusunda yazılı olarak şu bazı sorular yöneltmiştir. Bu soruları ve cevaplarını kısaca aşağıda göreceğiz.

 

Araştırmalarımıza göre Barack Obama, şimdiye kadar tüm başkan adayları arasında en fazla Ermenilere angaje olmuş kişidir. Seçildiği takdirde bu vaatlerini, kısmen olsun yerine getirmek isteyecek,  aksi halde Ermenilerin şiddetli eleştirine muhatap olacaktır. Ancak soykırım iddiaları hakkında sözlerini tutarsa da bu kez Türkiye’nin tepkilerini çekecektir. Halen Orta Doğu ve Kafkaslardaki gayet kritik durum nedeniyle Türkiye ABD için vaz geçilemez bir müttefik olduğundan Obama’nın Ermeniler nedeniyle ülkesini zor bir durumda bırakmak veya bırakmamak ikilemi ile karşılaşması kaçınılmazdır. 

 

Son olarak Barack Obamanın kendisine Başkan Yardımcısı adayı olarak Senatör Joe (Joseph) Biden’i seçtiğini belirtelim. 1967 yılından beri Kongre’de görev yapan ve halen de Senato’nun Dışişleri Komitesi Başkanı olan Biden, Türkiye karşıtı olarak bilinen ve yıllardan beri soykırım iddialarına ait çeşitli metinlerin kabulü için çaba göstermiş bir kişidir[65].  Biden’in başkan yardımcılığı adaylığına seçilmesi Amerika’da Ermeni çevrelerinde büyük memnuniyet yaratmış olup başlıca kuruluşlar olan ANCA ile Armenian Assembly of America birer bildiri yayınlayarak Biden’i övmüşler ve Ermeniler lehine olan çabalarını dile getirmişlerdir[66].

 

 

Türkiye’nin Ermenistan’la Olan Sınırını Açmasına Dair Bir Yasa Tasarısı

 

Amerikan Temsilciler Meclisinde Ermeni çıkarlarını savunanların en önde leken isimlerinden olan Adam Schiff 15 Mayıs 2008 tarihinde Meclise bir yasa tasarısı vererek Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladığı ambargoyu kaldırmasını istemiştir. Yasa tasarısının gerekçe kısmında iki ülke sınırının kapalı olması hakkında bilinen iddialar tekrarlanmıştır. Bu arada sınırın kapalı olmasının Ermeni malları naklinin %30,35 arttırdığını, Ermenistan’a yapılan Amerikan insani yardımını önlediğini, uluslararası hukukun bir ihlalini oluşturduğunu belirtildikten sonra şu hususların yerine getirilmesi istenmiştir[67]:

 

- Amerikan Başkanı ve Dışişleri Bakanının, Ermenistan’la ekonomik, siyasi ve kültürel bağların yeniden kurulabilmesi için, bu ülkeye uygulamakta olduğu ablukayı derhal kaldırmasını Türkiye’den talep etmesi,

 

- Bu kanunun kabulünden otuz gün sonra Dışişleri Bakanının, Türkiye’nin Ermenistan’a

uyguladığı ablukanın kaldırılması için ABD tarafından alınan önlemler hakkında

Kongre’ye  bir rapor vermesi, 

 

Adam Schiff bundan önce de bu konuda kanun tasarıları vermiş ancak bunlar ele alınmamıştı. Bu kez, herkesin başkan seçimi ile Temsilciler Meclisi ve Senato kısmı seçimleriyle meşgul olduğu ve esasen Kongre’nin tatile gireceği bir sırada böyle bir tasarı vermesinin,  Kaliforniya’daki kendi seçim bölgesinde çok sayıda Ermeni olduğundan tekrar seçilebilmek isteğine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

 

Ermenistan’a Amerikan Büyükelçisi Atanması

 

Yaklaşık iki yıldır Erivan’da bir Amerikan büyükelçisi yoktur. Daha öncede bildirdiğimiz gibi[68] Büyükelçi John M. Evans, 2006 yılı Eylül ayında görevinden alınmıştı. Bunda, Bush yönetiminin  tutumunun aksine, 1915 olaylarını soykırım olarak nitelemesinin rol oynadığı anlaşılmıştı. Kendisinin yerine Richard Hoagland büyükelçi olarak atanmak istendi. ABD’de usul gereğince bu atamanın Senato tarafından onaylanması gerekiyordu. Hoagland, Senato Dışişleri Komitesinde çok sıkıştırılmasına rağmen, hükümetinin tutumuna sadık kalarak, soykırım sözcüğünü telaffuz etmemiş, Komisyon 8’e karşı 11 oyla atamasını kabul ederek Senato Genel Kuruluna tasdik için göndermiş, ancak Senatör Robert Mendez kesin olarak bu atamaya karşı çıkınca Hoagland’ın tayini onaylanmamıştı.

 

Bu olayda üç hususu dikkate almak gerekmektedir. Birincisi bazı Diaspora Ermeni kuruluşlarının,  yandaşları senatörler aracılığı ile büyükelçi adaylarına 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirmeye zorlamak, böylelikle bu nitelendirmeyi yapmayan Bush hükümetini güç durumda bırakmaktır. İkincisi ise bazı Senatörlerin, Ermenilerin taleplerin haricinde, bu onay sürecini Bush yönetimine karşı kullanmak istemesidir.  Üçüncü husus, Ermenistan Hükümetinin ABD ile en üst düzeyde ilişkiler sürdürmek amacıyla bir an önce bir Amerikan büyükelçisinin atanmasını istemesidir.  Bu açıdan bakıldığında Diaspora ile Ermenistan Hükümetinin farklı tutumlara sahip oldukları ve Diaspora kuruluşlarının soykırım saplantılarını tatmin etmeyi Ermenistan hükümetinin çıkarlarının üstünde tuttukları görülmektedir. Bush Yönetimi tarafından uzun süre Ermenistan’a büyükelçi atanmamıştır.  Bu, büyük olasılıkla, atamaya karşı çıkan senatörleri Ermenistan hükümeti karşısında zor durumda bırakma isteğinin bir sonucudur.

 

Bu yılın Mart ayında, halen Kırgızistan’da Büyükelçi olan Bayan Marie L. Yovanovitch aday olarak gösterilmiştir. Adı geçen 19 Haziran’da ayında Senato Dışişleri Komitesinde senatörlerin sorularını yanıtlamıştır.  Özellikle Robert Mendez’in, 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendirmesi için kendisine yönelttiği sorulara rağmen Yovanovitch, bu sözcüğü kullanmamıştır. Buna karşın, özet olarak,  Amerikan Hükümeti gibi kedisinin de Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde 1,5 milyondan fazla Ermeniyi mahveden kitle halinde öldürmeleri, etnik temizliği ve zorunlu yer değiştirmeyi kabul ettiğini ve yasını tuttuğunu, ABD’nin, Ermenilerin “Medz Yeghern” veya “Büyük Felaket” olarak tanımladıkları bu olayı 20. asrın en büyük trajedilerinden biri olarak gördüğünü söylemiştir. Soykırım sözcüğünün niye kullanılmadığı hakkındaki bir soruya cevaben de eski başkanlar gibi Başkan Bush’un da bu deyimi kullanmama politikası güttüğünü belirtmiş  ve Başkanın  kendi geçmişleriyle  ve Ermenilerle barışmaları için Türk vatandaşlarını teşvik  ettiğini ifade etmiştir[69].

 

Yovanovitch’in sorgulanması tamamlanamadığından bazı Senatörler kendisine yazılı sorular sormuşlardır. Bunlar arasında, önemini dikkate alarak, sadece Barack Obama’nın sorularının bir kısmına ve Yovanovitch’in bunlara verdiği cevaplara değineceğiz.  

 

Obama'nın, "Ermeni 'soykırımını' çevreleyen olayları nasıl tanımlıyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine Yovanovitch, şifahen söylediklerini tekrarlayarak, özetle, ABD'nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki "kitle öldürmelerini, etnik temizliği ve zorunlu göçü" kabul ettiğini ifade etmiştir.


Obama'nın, "göreve başlamanızın onaylanması durumunda 'soykırım' kurbanlarını nasıl anacaksınız?" sorusuna Yovanovitch, özetle, Erivan'da her yıl Nisan ayında düzenlenen resmi anma törenine katılma geleneğini sürdüreceğini ve Türk Ermeni halkları ve hükümetleri arasında anlayış ve uzlaşma sağlanması çabalarına öncelik vereceğini söylemiştir


Barack Obama'nın, "Türkiye'de 'soykırımın' daha fazla incelenmesi ve 'tanınması' için ABD Dışişleri Bakanlığı ne adımlar atıyor?" şeklindeki sorusunu yanıtlayan Yovanovitch, Türk devlet arşivlerindeki arşivcilerin ABD'de tarihi araştırmaların yapılış biçimini izlemek üzere davet edilmesine ilişkin bir program üzerinde çalıştıkları, Ermeni arşivcilerle de temas ettikleri ve sonunda iki ülkeden arşivcilerin ortak bir program üzerinde birlikte çalışmalarını umdukları cevabını vermiştir. 


Obama’nın, özetle, "TCK'nın 301'inci maddesinde yapılan değişiklikten ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tatmin olup olmadığını" sorması üzerine de Yovanovitch, ABD yönetiminin, 301'inci maddenin kaldırılmasını tercih ettiğini, ancak mevcut düzenlemeyle de azami hapis cezasının üç yıldan iki yıla indirildiğini ve dava açma kararının Adalet Bakanına bırakıldığını belirtmiş ve Adalet Bakanına verilen yetki nedeniyle  dava sayısında önemli azalma meydana gelmesinin beklendiğini söylemiştir[70].

 

Yovanovitch’in atanması için oylama yapılacağı 29 Temmuz günü Hukuk İşler için Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Matthew A. Reynolds Senato Dışişleri Komitesi Başkanı Joseph R. Biden’e bir mektup göndererek Yovanovitch’e sorulan sorulardan bazıları hakkında tamamlayıcı bilgiler vermiştir. Yukarıda da değinildiği gibi ABD Yönetimi mesleki eğitim vermek üzere, Türkiye ve Ermenistan’dan bazı arşivcileri Amerika’ya getirmekle ilgili bir projeyi incelemektedir.  Bundan amaç Osmanlı askerleri ve resmi kişileri tarafından gerçekleştirilmiş olan Ermenilerin kitle halinde öldürülmesine ve deportasyonuna ilişkin belgelerin gelecek kuşaklarca incelenmesi için arşivcilerin bu kanıtları muhafaza etmelerinin sağlanmasıdır.  Reynolds ikinci olarak Yovanovitch’in Amerikan Hükümetinin  Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 1,5 milyondan fazla Ermeniyi mahveden  kitle halinde öldürmeleri, etnik temizliği ve zorunlu yer değiştirmeyi kabul ettiğini söylemiş olduğuna temasla gerçekte Amerikan Hükümetinin  bu suçlardan Osmanlı resmi kişilerini sorumlu tuttuğunu söylemiştir[71]. 

 

Senato Dışişleri Komitesi, Barbara Boxer hariç, Yovanovitch’in atamasını 29 Temmuz 2008 tarihinde onaylamış, Senato Genel Kurulu da 1 Ağustos’ta bu kararı kabul etmiştir. Yeni Amerikan Büyükelçisi Eylül ayı ortalarında Erivan’a gelmiştir. 

 

Yovanovitch’in atama onay süreci yakından incelendiğinde Amerikan Hükümetinin büyükelçi adayına 1915 olayları hakkında soykırıma yakın ancak aynı olmayan kitle halinde öldürme, etnik temizlik gibi deyimler kullandırdığı, bu arada soykırımın Ermenicesi olan aynı zamanda büyük felaket anlamına da gelen  “Medz Yegern” sözcüklerinin ilk defa telaffuz edilmesi yoluyla Ermeni Diasporası ve onların sözcülüğünü yapan bazı senatörlerin tatmin edilmeye çalışıldığı görülmektedir.Diğer yandan 1,5 milyon Ermeninin ölmüş olmasından kesin bir dille bahsedilmektedir ki bunun aksinin bilimsel bir şekilde kanıtlanması mümkündür.

 

 

III - SOYKIRIM İDDİALARINA İLİŞKİN GELİŞMELER

 

İncelediğimiz dönem içinde Ermeni soykırım iddialarına ilişkin olarak bazı ülkelerde ve AGİT’te görülen gelişmeleri aşağıda özetliyoruz.

 

Kanada

 

Kanada’da sayıları çok olmayan ancak iyi örgütlenmiş bir Ermeni toplumu bulunmaktadır. Bu toplumun yaptığı baskılar sonucunda Kanada Senatosu 2002, Kanada Parlamentosu ise 2004 yılında Ermeni soykırım iddialarını kabul eden kararlar almışlar; ancak Kanada Hükümetleri, Türkiye ile ilişkileri dikkate alarak, bu kararları benimsememişti.  Seçimlerden sonra, yeni Başbakan Stephen Harper, açıkça Ermeni iddiaları lehinde tutum almış ve hatta Ermeni Milli Komitesi’ne gönderdiği bir mektupta “Ermeni soykırımının tanınmasının Kanada Hükümetinin resmi tutumu olduğunu” bildirmiştir[72]. Başbakanın bu alışılmamış tutumu bazı siyasi mülahazalarla açıklanabilirse de, bir göç ülkesi olan Kanada’da Ermenileri Türklere tercih etmesinin, Türk toplumunun ağır olmakla beraber, gitgide daha iyi örgütlenmekte olduğu düşünülürse, uzun vadede Başbakan ve partisi için sıkıntı yaratacağı muhakkaktır.

 

Türklerin örgütlenmeye başlamasının bir sonucu da Toronto Eyaletinde Ermeni soykırım iddialarının ders olarak okutulmasına karşı çıkmaları ve bu konuda uzun süre mücadele vermeleri olmuştur. Bu arada söz konusu derste referans olarak verilen, eski Katolik rahibe Barbara Coloroso’nun “Olağanüstü Kötülük (Extraordinary Evil)” başlığını taşıyan, bilimsellikle uzak kitabına karşı Türk derneklerinin itirazı ve 1200 imzalı bir dilekçe vermeleri sonucunda bu kitap müfredattan çıkarılmıştır[73].

 

Konunun esası ise bu eyaletin Bölge Okul Kurulu (Toronto District School Board) tarafından ele alınmış ve Kurul 12 Haziran 2008 tarihinde “Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar” başlığı altında Eylül ayından başlayarak liselerin 11. sınıfı için seçmeli bir ders konmasına ve bu derste Yahudi Holokostu yanında Ermeni Soykırımı ile Ruanda soykırımının da okutulmasına karar vermiştir[74].

 

Bu kararın, soykırım konusunda bilimsel bir düşünceyi yansıtmaktan ziyade Kanada’daki Ermenilerin propaganda yeteneklerinin sonucunda alındığından şüphe yoktur. Zira bu karar, BM 1948 Sözleşmesine göre yetkili mahkeme tarafından soykırım olarak kabul edilen üç olaydan sadece ikisini içermekte ve Bosna soykırımını dışarıda bırakmaktadır. Buna karşın hakkında bir uluslararası mahkeme kararı olmayan Ermeni soykırım iddialarını müfredata almaktadır.

 

 

 

 

 

 

İsveç

 

İsveç Parlamentosu zaman zaman Ermeni soykırım iddialarını tanıması için taleplerle karşılaşmaktadır. 2000 yılında Parlamentonun Dışişleri Komisyonun hazırladığı bir raporda 1915 olayları soykırım olarak zikredilmekteydi.  Ancak doğrudan doğruya bu “soykırıma” ilişkin bir karar alınmamış olduğundan İsveç’in Ermeni “soykırımını” kabul ettiğini söylemek mümkün değildi. Ayrıca 2002 yılında Dışişleri Komisyonu, 2000 yılı raporunun esas dayanağını teşkil eden, Ermeni “soykırımının” Birleşmiş Milletler tarafından tanındığı ifadelerinin doğru olmadığını, Birleşmiş Milletlerin Ermeniler hakkında böyle bir kararı bulunmadığını, ayrıca Süryaniler, Asurîler ve Keldaniler hakkında da bir Birleşmiş Milletler kararı olmadığını kabul etti.  Böylelikle Dışişleri Komisyonu’nun ülkedeki Ermeni kuruluşları tarafından yalıtıldığının ortaya çıkması üzerine İsveç soykırım iddialarının tanınması girişimlerini bir süre için durdurdu.

 

Bu yılın Mayıs ayında söz konusu iddiaların tanınması için bazı milletvekillerinin yaptığı bir girişim Dışişleri Komisyonu’nda görüşüldü. Komisyonun bu konuda kabul ettiği  rapor başlıca dört husus içeriyordu[75].

 

Birinci husus, yukarıda da değindiğimiz,  Ermenilerin soykırım iddiaları hakkında 1985 yılında veya daha sonra alınmış bir Birleşmiş Milletler kararı bulunmamasıdır.

 

İkinci husus,  Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ermenilerin, Süryanilerin ve Keldanilerin başına gelenlerin, eğer soykırım hakkındaki BM 1948 yılı sözleşmesi o tarihte (1915) yürürlükte olsaydı, muhtemelen soykırım olarak addedileceğidir. Bu ifadeler, BM Soykırım Sözleşmesi’nin, yürürlüğe girdiği 1951 yılından sonraki olaylara uygulanabileceğini, diğer bir deyimle 1915 olaylarına uygulanmayacağını belirtmektedir.  1948 Sözleşmesi’nin 1915’te yürürlükte olması hâlinde 1915 olaylarının muhtemelen soykırım olacağının ileri sürülmesi ise bir varsayım olduğundan hukuken bir anlam ifade etmemektedir.  Bu ifadelerle karar tasarısını sunan Ermeni ve Süryanilerin bir ölçüde tatmin edilmeye çalışıldığı görülmektedir.

 

Üçüncü husus Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması sırasındaki olayların niteliği hakkında uzmanlar arasında görüş birliği olmamasıdır. Bu sözlerle 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlamayan uzmanlar da olduğu ifade edilmek istenmiştir.  Karar tasarısını sunanlar bu ifadelere şiddetle itiraz etmişlerdir. Birçok ülkeye mensup 64 yazar ve bilim adamına imzalatan ve Ermenilerin soykırıma uğratıldığını iddia eden bir metin parlamenterlere dağıtılmış ancak bir etki yapmamıştır. 

 

Dördüncü ve son nokta Türkiye ile ilgili olup Türkiye’nin hâlen geçirdiği “nazik milli süreci” olumsuz etkilemekten kaçınılmasına ilişkindir. Bununla İsveç Parlamentosu karar tasarısını kabul ettiği takdirde bunun Türkiye’de aşırı akımların işine yarayacağı ifade edilmek istenmektedir. Ancak, şimdiye kadar soykırım iddiaları konusunda parlamentolarca alınan kararların Türkiye’de aşırı akımlar tarafından ele alındığını söylemek güçtür. Buna karşılık Türkiye’nin bu ülkeler olan ilişkilerinin söz konusu kararlardan olumsuz etkilendiği bir gerçektir.

 

Dışişleri Komisyonu raporu 11 Haziran’da İsveç Parlamentosu Genel Kurulu’nda üç saat süreyle görüşülmüş ve yapılan oylamada Ermeni “soykırımını” tanıma önerisi 37 olumlu, 245 olumsuz oyla reddedilmiştir. 1 çekimser oy verilmiş, 66 kişi ise oylamaya katılmamıştır. Ret oyu verenlerin oranı yüzde 70 gibi büyük bir rakamdır.

 

Bu oylamanın, konuyu ortaya atan İsveç’teki Ermeni Dernekleri Birliği ve onunla beraber hareket eden Süryani Dernekleri Birliği için bir hezimet olduğundan şüphe yoktur.  Bu konunun tekrar İsveç Parlamentosu’na getirilmesi zor olacaktır.

 

Slovakya

 

Slovakya Parlamentosu 30 Kasım 2004 tarihinde Ermeni “soykırımını” tanıyan ve bu olayı insanlığa karşı suç olarak kabul eden bir karar almıştı[76].

 

Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Stefan Harabin Mayıs ayı sonunda Ermenistan’ı ziyaret ederek çeşitli temaslarda bulunmuş ve “soykırım” anıtına bir çelenk koymuştu. Bu vesileyle yaptığı konuşmalarda Slovakya’da halen sadece Yahudi Holokostunu inkâr edenleri cezalandıran bir yasa bulunduğunu, Ermeni “soykırımı” dâhil, tüm soykırımların inkârını cezalandıran bir yasa tasarısının parlamentoya sunulduğunu ve bu tasarının 2009 yılı Ocak veya Şubat aylarında parlamento tarafından kabul edilmesinin beklendiğini açıkladı. Ayrıca, ifade özgürlüğünün en önemli insan haklarından biri olduğunu; ancak bu hakkın bir sınırı bulunduğunu ve Ermenileri kastederek, bazı kişilerin soykırıma uğramış bir millet için kabul edilemez beyanlarda bulunduklarını da ifade etmiştir[77].  Bu tasarı kanunlaştığı takdirde Ermeni soykırımı olmadığını söyleyenlerin beş yıla kadar hapsedilmesi mümkün olacaktır[78].

 

Bu olaydan bir gün sonra Dışişleri Bakanı Ali Babacan Slovakya’yı ziyaret etmiştir. Slovak Dışişleri Bakanı Jan Kurbis Anadolu Ajansı’nın verdiği bir beyanatta Slovak Parlamentosunun 2004 yılı kararının hükümetin görüşünü yansıtmadığını, bu konuyu Slovak Adalet Bakanı ve Hükümet üyeleriyle görüşeceğini, tarihin tarihçilere bırakılması gerektiğine inandığını, bu konuda Türk kamuoyunun hassasiyetini bildiğini ve bu sorunun Türkiye ve Slovakya arasındaki çok iyi olan ilişkilere gölge düşürmesine izin vermeyeceğini söylemiştir[79].

 

Dışişleri bakanı Jan Kurbis’in Adalet Bakanı Stefan Harabin ile yapacağını söylediği görüşmeler bir sonuç vermemiş olmalı ki Harabin Ağustos ayı sonunda Avrupa Ermeni Cemaatleri Birliği Başkanı Ashot Grigorian’la yaptığı bir görüşmede Ermeni soykırımının inkârını da cezalandıran kanunun öngörülen zamanda kabul edileceğini, esasen Parlamentonun 2004 yılı kararına hükümetin uymasının zorunlu olduğunu söylemiştir. Dışişleri Bakanı Babacan’ın arşivlerin açılması hakkındaki önerisi hakkında ise Erivan’da Soykırım Müzesini ziyaret edenlerin Ermeni arşivlerini göreceğini belirterek  Türklerin soykırım yaptıktan sonra arşivlerin soykırımını da organize ettiklerinden  kimsenin şüphe duymadığını ifade etmiştir[80].  Görüleceği üzere Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Ermeni soykırım iddialarını benimsemenin çok ötesinde bir Ermeni militanı gibi hareket etmekte ve konuşmaktadır.

 

Arşivler ve Tarih Araştırmaları Hakkında AGİT Parlamenter Asamblesi Kararı

 

Başbakan Erdoğan’ın 1915 olaylarının iki ülke tarihçileri ve diğer uzmanları tarafından, gerektiğinde diğer ülkelerin de uzmanlarının katılımıyla, incelemesi için 2005 yılı Nisan ayında Başkan Koçaryan’a yaptığı öneriye, milliyetçi çevrelerin Ermenistan’da olduğu kadar diasporada da karşı çıkıldığı bilinmektedir. Bunun nedeni, Ermeni soykırım iddialarını gerçek olarak kabul eden bu çevrelerin, 1915 olaylarının incelenmesinin bu gerçeği zedeleyeceği kanısıdır.  Yukarıda değindiğimiz gibi, Başkan Sarkisyan’ın ilke olarak böyle bir komisyonun kabul edileceğine dair sözleri de çok tepki çekmiştir. Buna karşılık birçok ülke Türkiye’nin komisyon kurulması teklifinin lehinde tutum almıştır.

 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Parlamenter Asamblesinin, Astana’da yaptığı ve 3 Temmuz’da sona eren toplantısında kabul ettiği bir bildirge Türk görüşlerine önemli bir destek sağlamıştır.

 

Astana Deklarasyonu’nun ana konusu AGİT ülkelerinde saydamlıktır. Deklarasyonun demokrasi, insan hakları ve insani konulara ayrılmış bölümünde tarihi incelemelerin saydamlığını ve doğruluğunu geliştirebilmek için arşivlerin tam olarak açık olmasının önemine değinilmektedir (madde 62). Ayrıca AGIT üyesi devletlerin tarihi ve siyasi arşivlerle ilgili makamlarının tüm arşivleri araştırmacılara ve diğer ilgili kişilere imkânlar ölçüsünde açmaları için çağrıda bulunulmaktadır (madde 66). Bu konuda Türkiye’nin tasnifi tamamlanan tüm arşivlerinin herkese açık olduğunu ve Ermeni sorunu konusunda da başlıca arşivlerin tasnifinin tamamlandığını belirtelim. Ermeni tarafına gelince, Ermenistan arşivlerinin de açık olduğu söyleniyorsa da bazı kişilerin bazı arşivlerden uzak tutulduğunu gösteren asgari bir olay bulunmaktadır[81]. Diaspora arşivlerine gelince Boston’daki Taşnak, Paris’teki Nubar Paşa arşivleri ile Zoryan Enstitüsü arşivleri özel arşiv niteliğindedir; diğer bir deyimle bu arşivlere girebilmek izin almaya bağlıdır ve bu nitelikleri itibariyle de söz konusu üç arşiv Astana Deklarasyonundaki “tam olarak açık olma”  ilkesine uygun durumda değildir.

 

Astana Deklarasyonu’nun karma tarihi komisyonlarla ilgili 68 inci maddesinin çevirisi ise şöyledir: “ Katılan devletler arasında, bu devletlerin tarihçilerinden ve uzmanlarından oluşan, gereken durumlarda üçüncü ülkelere mensup olanlar da dahil edilerek, karma tarih komisyonları kurulmasını teşvik eder, Söz konusu komisyonlar katılan devletler tarihinin tartışmalı dönemlerine objektif ve bilimsel bir ışık tutmak ve böylece saydamlığa ve karşılıklı anlayışa yeni bir katkıda bulunmak amacıyla ilgili tarihi, siyasi ve askeri arşivlerde araştırmalar yapmakla görevli olacaklardır.”   Görüldüğü üzere deklarasyonun bu maddesi  tarihin tartışmalı noktaları hakkında ortak tarihçiler komisyonu kurulmasını teşvik etmekle Türkiye’nin Ermenistan’a yaptığı öneriyi desteklemektedir.

 

AGİT’in yukarıda değindiğimiz deklarasyonuna, Ermenistan hariç, diğer ülkeler olumlu oy verdiler.  Ermenistan bu davranışıyla tarihi olaylarla ilgili olarak bazı iddialar ileri süren ancak bu iddialarının incelenmesini istemeyen, o nedenle de iddiaları hakkında inandırıcı olmayan bir duruma düştü.

 

Bu arada söz konusu deklarasyonun bir emsal oluşturabileceğini, birkaç istisna dışında AGİT ile aynı üyelere sahip Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nin hatta NATO Asamblesinin dahi benzer bir metni kabul edebileceğini ve hatta uygun bir gündem maddesi altında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da arşivlerin açık olması yanında tartışmalı olaylar için tarihçiler ortak komisyonu kurulması fikirlerini içeren bir kararı kabulde zorlanmayabileceğini belirtelim. 

 

Erivan’daki Soykırım Anıt ve Müzesine Yapılan Ziyaretler 

 

Ermenistan’a resmi ziyarette bulunan yabancıların Erivan’daki Soykırım Anıt ve Müzesine de gitmeye ve çelenk konulmaya teşvik edildiğini ve böyle yapıldığı takdirde de ilgili kişinin veya temsil ettiği ülkenin Ermeni ”soykırımını” tanıdığı şeklinde yorumlar yapıldığını daha önce bildirmiştik.[82]Bu nedenle söz konusu Anıt ve Müzeye yapılan ziyaretler hakkında bilgi vermekteyiz.

 

2008 yılının Mart-Ağustos aylarında yapılan başlıca ziyaretler şunlardır[83]:

 

3 Mart 2008: Vatikan Devlet Sekreteri (Başbakanı) Kardinal Tarcisio Bertone. Vatikan Ermeni Soykırım iddialarını 2000 yılında tanımıştır. Kardinal Bertone Özel Deftere “Bunun hiçbir zaman olmamasını isterdim. Kahraman Ermeni milleti çok yaşasın” yazmıştır.

 

25 Nisan 2008: Macaristan Savunma Bakanı Yardımcısı Bayan Agnesh Vadda. Macaristan Ermeni soykırım iddialarını tanımamıştır.

 

21 Mayıs 2008: Belarus Kültür Bakanı Vladimir Feodorovich Matvichuk. Belarus Ermeni soykırım iddialarını tanımamıştır.

 

25 Mayıs 2008: ABD Temsilciler Meclisinden, Adam Schiff’in başkanlık ettiği bir heyet.

Adam Schiff ABD Kongresinde Ermeni çıkarları için çalışanların başında gelenlerdendir.

 

26 Mayıs 2008: Slovakya Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Stefan Harabin. Bu kişinin özel durumuna yukarıda değindik.

 

27 Haziran 2008: Gürcistan’ın Eğitim ve Bilim Bakanı Giorgi Nodia. Gürcistan Ermeni soykırım iddialarını tanımamıştır.

 

6 Temmuz 2008: Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg. Çek Cumhuriyeti Ermeni soykırım iddialarını tanımamıştır.

 

13 Eylül 2008: Çek Cumhuriyeti Senatosu Başkanı Prshemisl Sododka. Yukarıda belirttiğimiz gibi Çek Cumhuriyeti Ermeni soykırım iddialarını tanımamıştır.

 

6 Eylül 2008 tarihinde Erivan’da yapılan Türkiye-Ermenistan Futbol milli maçını izlemek üzere Türkiye’den Ermenistan’a gidenler olmuştur. Anıt ve Müze Müdürü Hayk Demoyan’a göre 300 kadar Türk anıt ve müzeyi ziyaret etmiştir. Milliyet gazetesi yazarlarından olup, 1921 yılında Ermeniler tarafından katledilen Cemal Paşa’nın torunu Hasan Cemal de müzeyi ziyaret ederek bir çelenk koymuştur[84].

 

 

IV - AMERİKA ERMENİ SOYKIRIMI MÜZESİ

 

 

Birçok müzenin yer aldığı ABD Başkenti Vaşington’da 1993 yılında bir Yahudi Soykırımı Müzesi açılmış ve büyük rağbet görmüştü. Bu durumdan esinlenen bazı Diaspora Ermenileri 1996 yılında aynı şehirde bir Ermeni soykırım müzesi kurulması fikrini ortaya atmışlardı. Bu müzenin gerçekleşmesini Amerika’da en önemli Ermeni kuruluşlarından olan Armenian Assembly of America (AAA) ve ona bağlı olup esas itibariyle soykırım iddialarının yayılması ile görevli Armenian National Institute (ANI) üstlenmişlerdir.

 

Zengin bir iş adamı olan ve 1996 yılında firmasını satarak elde ettiği 3,4 milyar dolarlık serveti hayır ve sanatla ilgili faaliyetler için harcayan ve Erivan’da kendi adını taşıyan bir modern sanat müzesi kuran Gerard Cafesjian ve Kafesciyan Aile Vakfı bu projeye katılınca Vaşington’da uygun bir bina arayışına başlanmış ve 2000 yılı Mart ayında, 14.  sokakta National Bank of Washington’un 1925 yılında yapılmış olan eski binası 7, 5 milyon dolara satın alınmıştır. Bu meblağ’ın 3,5 milyon dolar Kafesciyan Vakfı, 3,5 milyon doları Bayan Matyhevossian ve 0,5 milyon doları da AAA tarafından ödenmiştir. Binanın alanı yaklaşık 2.800 m2’dir

 

.

 

 

 

                           
                           

 

Bir süre sonra söz konusu binanın artık Ermeni Soykırım Müzesi ve Anıtı   adını taşıyan bu proje için küçük geleceği düşünülmüş ve  bir köşe başında bulunan binanın yanındaki sokakta  (G Street) birbirine bitişik dört bina  yaklaşık 12 milyon dolara Kafesciyan Vakfı tarafından satın alınmıştır. Bu binalar projenin üç misli kadar (yaklaşık 8.500 m2) büyütülmesine imkân sağlamıştır. Müzenin ön projeleri yapılırken diğer yandan da The Armenian Genocide Museum and Memorial Inc. ( kısaca AGM&M,Inc.) adı altında bir kuruluş vücuda getirilmiştir. Armenian National Institute de bu kuruluşa bağlanmıştır.

 

Aşağıdaki plandan da görüleceği üzere banka binası  Beyaz Saray’a gayet yakındır. Ayrıca

Yahudi Soykırım Müzesiyle de aynı cadde üzerindedir.

           

                                  
 

Tanınmış bir mimar olan Edgar Papazian’a müze için bir ön proje çizdirmiştir. Temsili bir resmi aşağıda verilen bu projeye göre, anıt değeri nedeniyle yıkılamayan ve cephesinde tadilat ta yapılamayan banka olduğu gibi muhafaza edilmekte yan sokaktaki dört küçük bina yıkılarak oraya yeni bir bina yapılmaktadır. Bu binanın ana noktasını büyük bir bombayı andıran bir kubbe oluşturmaktadır. Bu kubbe yeni binanın üzerine düşmüş ve onu çatlatmış kanısını vermektedir. Yeni binanın cephesi bir Türkiye haritasını andırmaktadır. Harita üzerinde Ermenice ve Türkçe şehir adları yazılıdır. Bomba şeklindeki kubbenin sözde Ermeni soykırımını temsil ettiği ve Doğu Anadolu’ya düşerek orasını harabeye çevirdiğinin anlatılmak istendiği anlaşılmaktadır.

 

 

 

                                   

 

Bu bina yaklaşık 100 milyon dolara mal olacaktı. Gerard Cafesjian’ın  projeyi desteklemesine karşın  Müze Mütevelli Heyetinin diğer üyeleri (ki bunlar genellikle AAA mensubudur) Müzenin eski banka binasında yapılması, yan sokakta satın alınan dört binanın satılarak gelirinin müzenin düzenlenmesi için kullanılması üzerinde durmuşlardır. Böylelikle müze için biri çok büyük diğeri daha mütevazı iki kavram ortaya çıkmış; ancak bu konuda bir anlaşmaya varılamayınca Gerard Cafesjian Mütevelli Heyetinden 2006 yılında ayrılmış fakat oy hakkını korumuştur. Mütevelli heyeti ise projeyi gerçekleştirmek üzere bir İnşaat ve İşlemler Komitesi kurmuştur. Daha küçük bir müze için çalışmalar başlayınca Gerard Kafesciyan, AAA ve Mütevelli Heyetinin diğer üyelerine dava açarak, kendisinin ve Kafesciyan Vakfının Mütevelli Heyetinin kararlarına katılmasının önlendiğini ileri sürmüş ve müze için yan sokakta satın aldığı dört binanın kendisine iadesini istemiştir [85].

 

İnşaat ve İşlemler komitesi ise planların tasarımı ve yapılması için iki ayrı firmayla anlaşmıştır. Bunlar Gallager & Associates ve Martrinez ve Johston firmalarıdır[86]. Yapılacak binan ön projeleri henüz açıklanmamış ancak Müze’nin Internet sitesinde şu taslak yayımlanmıştır.[87]

 

 

                               
 

Bu taslak banka binasını yan sokaktan göstermektedir. Buna göre banka binansın yanındaki küçük arsa inşaata dahil edilerek buraya camdan bir tür kule eklenmiştir. Bu yapının merdiven ve asansörleri içereceği ve girişin de buradan yapılacağı anlaşılmaktadır[88] . Böylelikle banka binası tamamen müzeye tahsis edilmiştir.  

 

Bu kule ve banka binası yaklaşık 50.000 square feet ( 4.672 m2) alana sahip olacaktır ki bu Edgar Papazian’a çizdirilen planın yarısı kadardır. Ayrıca bu haliyle müze, Papazian tasarımına göre, gösterişini de kaybetmektedir.

 

 Müzenin 2010 veya 2011 yılında açılacağı bildirilmektedir[89]: ancak müzenin içinin düzenlenmesi inşaattan fazla zaman alacağından bu iyimser bir tahmindir.

 

Gerard Cafesjian bu konuda açtığı ilk davayı kaybetmiştir[90] . Ancak AAA ile arasında hukuk savaşı devam etmektedir.

 

Diğer yandan müze ile ilgili hazırlıklar sürmekte Türkiye’deki Anıtlar Kurulu’na tekabül eden bir kuruluş olan Historic Preservation Review Board (Tarihi Koruma ve Gözden Geçirme Kurulu) banka binasının müze yapılması için gerekli izni vermiştir[91].  Ayrıca Zonning Adjustment Board (İmar Düzenleme Kurulu)’ dan da izin alınmıştır[92].

 

Diğer yandan Erivan’daki Ermeni Soykırımı Müzesi ve Enstitüsü ile bir işbirliği sözleşmesi imzalanmıştır[93].  Erivan’daki soykırım anıt 1967 yılında Sovyetler Birliği döneminde açılmıştı. Ermenistan bağımsızlığını kazandıktan sonra, 1995 yılında bu anıtın yanında bir müze ve bir enstitü kurulmuştu. Söz konusu enstitü soykırım iddialarının ileri sürülmesi alanında gayet aktiftir. Washington’daki müzenin de Erivan’daki müzeden sergilenmek üzere eşya ve belgelerin bir kısmını sağlayacağı anlaşılmaktadır.

 

İkinci bir işbirliği sözleşmesi ise Near East Foundation (Yakın Doğu Vakfı) ile imzalanmıştır[94]. ABD’de 1915 yılında, Ermenilere yardımda bulunmak üzere, bir “American Committee for Armenian and Syrian Relief” (Ermeni ve Suriyelilere Yardım için Amerikan Komitesi) kurulmuştu. Osmanlı Hükümeti bu Komite’nin göç ettirilen Ermenilere yardımına izin vermişti. (Sadece bu olayın dahi Osmanlı Hükümetinin Ermenileri ortadan kaldırmaya niyeti olmadığını ortaya koyduğunu belirtelim). Söz konusu Komite 1919 yılında Kongre kararıyla Near East Relief (Yakın Doğu Yardımı) ismini almış ve yetimhaneler,  hastaneler ve okullar açmak suretiyle Ermenilere yardım etmiş ve o zamanın parasıyla 100 milyon doların üzerinde harcama yapmıştır. Daha sonra adı Near East Foundation’a dönüştürülen bu kuruluş halen Mısır gibi bazı ülkelerde faaldir. Yapılan işbirliği sözleşmesi bu kuruluşun elinde olan Ermeni tehciriyle ilgili bazı belgelerin sergilenmesiyle ilgilidir.

 

Böyle bir müzede neler sergilenebilir?  Bilindiği gibi müzeler sanat eserlerini, tarihi eşyaları ve teknolojik ve bilimsel gelişmeleri sergiler. Soykırım müzeleri ise, ölen insanlardan geriye hemen hiçbir şey kalmadığı için, sergilenecek materyal bulmakta güçlük çekmekte ve bu eksikliği başka çarelere başvurarak doldurmaya çalışmaktadırlar.

 

Mesela, Washington’daki Amerika Holokost Müzesi ve Anıtı normal bir müze binası gibi değil Alman Auschwirtz-Birkenau toplama kampında esinlenerek inşa edilmiştir.  Bu nedenle bina olarak dahi etkileyicidir. İçinde ise pek çok maket ve açıklama içeren panolar yanında toplama kamplarındaki Yahudilerin ve Hitler dâhil pek çok Alman siyasetçisinin ayrıca kamp yöneticilerinin fotoğrafları vardır. Müzede sergilenenler arasında kamplarda öldürülen on binlerce Yahudi’nin bıraktığı ayakkabılar ve Yahudi kadınların kesilen saçlarının oluşturduğu yığınlar bulunmaktadır. Ayrı bir bölümde ise öldürülenlerin fotoğrafları tüm duvarları kaplamaktadır. Bir başka bölümde cesetlerinin yakıldığı fırınlar da teşhir edilmektedir. Sonuç olarak bu müze alışılmamış mimarisinin yanında belirli bir mizansen içinde teşhir edilen bu eşyalarıyla da gezenleri gerçekten etkilemektedir.

 

Hazırlanmakta olan Ermeni soykırımı müzesine gelince, Mimar Papazyan’ın yukarıda fotoğrafını verdiğimiz ancak kabul edilmeyen projesi dışarıdan çok çarpıcıydı. Banka binası ise gerek hacmi gerek dış görünümü itibariyle kişileri etkilemekten uzaktır.

 

 Bu binanın içinde nelerin teşhir edilebileceğine gelince, ortada bir soykırım değil bir zorunlu göç olduğundan teşhir edilecek eşya da ona göre azdır. Bu çerçevede esas itibariyle fotoğrafların sergileneceği düşünülmektedir. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunda çalışmış olan Armin T. Wegner’in çektiği ve sefil durumdaki bazı insanları gösteren fotoğrafların burada da kullanılması olasıdır. Bu kişinin meşhur Protestan Papaz Johannes Lepsius ile işbirliği yapması ayrıca savaştan sonra da Ermeni iddiaları lehinde faaliyette bulunması fotoğrafların doğruluğu hakkında öteden beri şüphe uyandırmıştır. Esasen Birinci Dünya Savaşı içinde Anadolu’daki koşullar o derecede kötüydü ki fotoğraflardaki kişiler herkes (Türk, Ermeni Kürt )  olabilir. Diaspora’da çıkan bazı yazılara göre Wagner’in dışında, Victor Pitchman gibi diğer bazı subayların fotoğraflarının sergilenmesinin de düşünüldüğü anlaşılmaktadır[95]. Bunun dışında soykırımdan kurtulduğu iddia edilen bazı kişilerin anıları da sergilenebilir. Soykırım kurbanlarına ait olduğu ileri sürülerek bazı eşyalar teşhir edilebilir. Ancak Yahudi Holokostu Müzesindeki eşyaların aksine bunların gerçekliğinin kanıtlanması çok zordur; hatta bazen mümkün de değildir.

 

Ermeni soykırım iddialarının kanıtlamak için bu güne kadar birçok kez sahteciliğe başvurulmuştur. Mesela üzerinde kartalların uçtuğu bir kafatası yığınını gösteren bir tablonun,  Ermenileri simgelediği yıllarca iddia edilmiştir. Sonra’dan bu tablonun 1871–72 yıllarında Rus ressam Vasili Vereshchagin tarafından yapıldığı ve Ermenilerle bir ilgisi olmadığı ortaya çıkmıştır[96]. Aram Andonyan’ın 1920’de yayımladığı “The Memoirs of Naim Bey, Turkish Official Documents relating to the Deportations and Massacres of Armenians” (Naim Bey’in Anıları: Ermeni Tehcir ve Katliamına ilişkin Resmi Türk Belgeleri) başlıklı kitabında yer alan ve Talat Paşa tarafından valilere gönderildiği iddia edilen şifre telgraflara benzer bazı metinler de  yıllarca soykırımın kanıtı olarak takdim edilmişti. Sonradan bu metinlerin sahte olduğu meydana çıkmıştır[97]. Bu misalleri daha da arttırmak mümkündür.

 

Önümüzdeki yıllarda açıldığı takdirde Ermeni Soykırım Müzesi’nin soykırım iddialarının pekiştirilmesine katkıda bulunacağında ve birçok kişi için de bu iddiaların somut bir kanıtı olarak algılanacağında şüphe bulunmamaktadır.

 

Bazı hukukçularla yaptığımız görüşmeler açılmadan önce bu müzeye hukuki alanda yapılacak itirazların bir sonuç vermeyeceğini göstermektedir. Esasen inşaat için gerekli izinler alınmıştır.

 

Buna karşı açılmasından sonra sergilenen bazı eşya ve belgelere, gerçek olmadığını öne sürerek itiraz etmek, ilke olarak, mümkündür. Mesela sergilenen Osmanlı belgeleri arasında sahte olanlar varsa Osmanlı arşivlerinde böyle bir belge mevcut olmadığı ileri sürülerek dava açılabilir. Diğer yandan Amerikan vatandaşı olmuş Türklerin kurduğu dernekler de, müzenin kendilerini rencide ettiğini belirterek, dava açabilirler. Özel kişiler ise müzede sergilenen eşya ve belgeler kendi dedelerini anısına zarar veriyorlarsa Müzeyi dava edebilirler.   Mesela Müze, büyük bir ihtimalle Talat Paşa’yı ve o dönemin diğer ilgili şahsiyetlerini yerecektir. Onların torunların, dedelerinin kötülendiğini ileri sürerek, dava açmaları mümkündür. 

 

Bu tür davalar kazanılırsa belki tazminat alınacak ve ilgili eşya veya belge sergiden kaldırılacak; ancak müze var olmaya devam edecektir. O itibarla müzenin yaptığı olumsuz propagandanın başka yollarla dengelenmesi önem arz etmektedir. Bu konuda Vaşington’da bir “Anadolu Kültür ve Uygarlıkları Müzesi” açılması için bir süre önce yapılmış olan bir önerinin[98] ivedilikle değerlendirilmesi gerekmektedir. Böyle bir müzenin esas amacı Osmanlılar dâhil, Anadolu’daki tüm uygarlıkların tanıtılması olacaktır. Aynı zamanda bazı tarihi gerçeklere de vurgu yapılabilecektir. Bunlar arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açması, İmparatorlukta Müslümanların yanında Hıristiyan ve Yahudilerin de kendi kültürel, mesleki ve dinsel gelenek ve inançlarını sürdürdükleri, Osmanlı Ermenilerin devlete ve Osmanlı kültürüne katkıları, ancak sonra bazılarının dış etkiler altında tutum değiştirmeleri gibi konuların işlenmesi Ermeni soykırım müzesine karşı en anlamlı cevap olacaktır. 

 

                                              

V - KARABAĞ SORUNUNA İLİŞKİN GELİŞMELER

 

 

Bilindiği gibi Karabağ sorununa barışçı bir çözüm bulma çabaları yaklaşık 15 yıldan beri devam etmektedir. AGİT ülkeleri 1994 yılında toplandıkları Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’te içlerinde ABD, Rusya Federasyonu ve Türkiye’nin de bulunduğu ve sonraları Minsk Grubu diye anılan bir ülkeler grubunu soruna çözüm bulunmasına yardımcı olmakla görevlendirmişlerdi. Sonraları bu görev Grubun eş başkanı olan ABD, Rusya Federasyonu ve Fransa tarafından yürütülmüştü. Aradan geçen yıllar içinde, bir konu hariç, Karabağ Sorununun ne gibi esaslara dayanılarak çözümlenebileceği üzerinde bir mutabakat belirmişti. Buna göre Ermenistan işgal etmiş olduğu, Karabağ’ı çevreleyen yedi Azerbaycan “rayon”undan (ilinden)  çekilecek, Azeri mülteciler bu topraklara dönecekler ve bölgeye bir uluslararası barış gücü yerleştirilecektir. Karabağ bir koridorla Ermenistan’a bağlanacaktır. Nahcivan’da bir yolla Azerbaycan’a bağlanacaktır.

 

Üzerinde mutabakata varılamayan husus Karabağ’ın statüsünün ne olacağıdır. Ermenistan Karabağ’ın bağımsız bir devlet olmasını savunmaktadır. Azerbaycan ise bu bölgenin Azerbaycan’a bağlı kalmaya devam etmesini, ancak çok geniş bir özerkliğe sahip olmasını ileri sürmektedir.  Tarafların bağdaştırılması mümkün görülmeyen bu tutumlarına karşılık Minsk Grubu eş başkanları son yıllarda Karabağ’ın statüsü sorununun ertelenmesi ve gelecek yıllarda ele alınmasını önermeye başlamışlardır. Taraflar, ilke olarak, ertelemeye karşı görünmemekle beraber,  erteleme sonunda statünün nasıl belirleneceği sorunu ortaya çıkmıştır. Ermenistan’a göre söz konusu süre sonunda Karabağ’da bir referandum yapılarak Karabağ halkı kendi kaderini kendisi tayin etmelidir. Ancak bu süre de çok uzun olmamalıdır. Azerbaycan ise önce Karabağ’ın Azeri halkının evlerine geri dönmesinin gerçekleşmesini, bu nedenle sürenin uzun olmasının gerektiğini ileri sürmektedir.  Diğer yandan Azerbaycan sadece Karabağ’da referandum yapılmasına karşıdır; zira Azeriler bu topraklara geri dönseler dahi nüfusun en çok %30’unu oluşturacaklarından referandum sonucu önceden bellidir; zira Karabağlı Ermeniler Ermenistan’a katılma yönünde oy kullanacaklardır veya Ermenistan, bazı taktik nedenlerle istediği takdirde, Karabağ’ın bağımsız olması için oy vereceklerdir. Buna karşılık Azerbaycan Anayasasının 3. maddesine göre, ülke sınırlarının değiştirilmesi için plebisit (halkoylaması) yalnız ülke genelinde yapılabilir[99]. Buna göre Karabağ’ın statüsünün ne olacağına ilişkin bir referandumun tüm Azerbaycan’da yapılması gerekmediktedir. Böyle bir referandumunun Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı kalmaya devam etmesinden başka bir sonucu olmayacağı şimdiden bellidir.

 

Azerbaycan’ın bu tutumu Karabağ bölgesinin Azerbaycan topraklarının bir parçası olduğu görüşüne dayanmaktadır. Buna karşın Ermeni görüşü ise Karabağ bölgesinin Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmeden önce kendi bağımsızlığını ilan etmiş olduğu bu nedenle Karabağ’ın hiçbir zaman bağımsız Azerbaycan’a ait olmadığıdır.  Ancak bu görüş doğru değildir; zira Azerbaycan gibi Ermenistan (ve Sovyetlerden ayrılan diğer tüm ülkeler)  Sovyetler Birliği Anayasa’sına göre bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu anayasa özerk bölgelere bağımsızlığını ilan etme hakkı vermemektedir.

 

Sorunun İleride Kuvvet Kullanarak Çözümlenmesi Olasılığı

 

Azerbaycan yetkilileri, başta İlham Aliev olmak üzere birçok kez, gerektiği takdirde işgal altındaki Azerbaycan topraklarını kuvvet kullanarak kurtarabileceklerini söylemişlerdir. Azerbaycan ekonomisinin süratle kalkınması buna paralel olarak da milli savunma harcamalarının artması, Aliev’in Azerbaycan’ın savunma harcamalarının Ermenistan bütçesine denk olması hedefini koyması, ileride iki ülke silahlı kuvvetlerinde Azerbaycan lehine büyük fark olacağını göstermekte ve bu nedenle de önümüzdeki yıllarda Ermeni işgalindeki toprakların güç kullanılarak kurtarılması, imkân dâhilinde görülmektedir. Başkan Aliev, iki ülke arasında bir ateşkes olduğunu ancak savaşın bitmediğini söylemektedir[100]. Geçekten de hukuki anlamda durum böyledir.

 

Başkan Aliev bu konuda daha ayrıntıya girerek uluslararası finans kuruluşlarının Azerbaycan’ın gelecek yirmi yıl içinde sadece petrolden 140 milyar dolar kazanacağını belirttiklerini,[101] Azerbaycan’ın bu durumdan yararlanarak işgal edilmiş topraklarını geri almak için ordusunu güçlendireceğini söylemiştir[102]. Gerçekten de 2003 yılında 135 milyon dolar kadar olan Azerbaycan’ın savunma harcamaları 2007’de yaklaşık yedi kat artarak 1 milyar dolara ulaşmıştır[103]. Başkan Aliev’e göre Azerbaycan GSMH’nın 25–30 milyar dolar olması beklenmektedir.  Ermenistan’ınki ise 4-5 miyar civarındadır[104]. Bu olanak mahfuz tutulmak kaydıyla Azerbaycan, Minsk Grubu aracılığıyla Ermenistan’la müzakerelerde bulunmayı sürdürmüştür. Azerbaycan’ın kuvvet kullanmak opsiyonuna karşılık Ermeni yetkilileri, doksanlı yılların başındaki askeri başarılarının etkisi altında, Ermenistan’ın halen askeri üstünlüğünü koruduğunun veya ekonomik gücün mutlaka askeri güç anlamına gelmediğinin ifade etmişlerdir.  

 

Diğer yandan Azerbaycan’ın bu tutumuna karşın Başkan Koçaryan taraflar arasındaki görüşmelerin sonuçsuz kalmaya devam etmesi halinde Ermenistan’ın Karabağ devletini hukuken tanımak,  Karabağ’ın güvenliği hakkındaki sorumluluğunu resmiyete dökmek ve Karabağ’ın etrafındaki güvenlik bölgesini güçlendirmek zorunda kalacağını ifade etmiştir[105]. Bu sözler, Ermenistan’ın Karabağ’ı resmen tanıdıktan sonra bu “devlet” ile bir anlaşma yaparak savunmasını üstleneceği ve “güvenlik bölgesi“  olarak nitelendirilen Karabağ’ın etrafındaki Azerbaycan’a ait yedi ilden çekilmeyeceği anlamına gelmektedir. Ancak Ermenistan’ın böyle bir politika izlemesi Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları bir an önce kurtarmak için harekete geçmeyse zorlayacak ve sonuçta Karabağ savaşı yeniden başlayacaktır. O nedenle böyle bir politikanın izlenmesi zordur, ayrıca ABD ve Rusya Federasyonun böyle bir durumu önlemek için azami çabayı gösterecekleri konusunda şüphe yoktur. 

 

2006 Yılı Gelişmeleri

 

2007 yılında Ermenistan’da parlamento seçimi, 2008 yılında ise hem Ermenistan hem de Azerbaycan’da devlet başkanı seçimi yapılacak olması bu iki yıl içinde bir ilerleme sağlamanın güç olacağı, o nedenle de Karabağ sorunun 2006 yılı içinde çözümlenmesine çalışılması gerektiği, Minsk Grubu eş başkanlar dâhil, genel olarak kabul edilen bir görüş olmuştur. Bu nedenle 2006 yılında çözüm için yoğun faaliyette bulunulmuştur. İki ülke dışişleri bakanlarının birçok kez bir araya gelmeleri yanında Aliev ve Koçaryan Şubat ayında Fransa’da Rambouillet, Haziran’da Bükreş ve Aralık ayında da Minsk’te görüşmüşler ancak Karabağ’ın statüsü konusunda bir anlaşmaya varamamışlardır.    

 

Bu arada Minsk Grubu eş başkanları, 33 Haziran 2006 tarihinde Grubun bağlı olduğu AGİT Daimi Konseyi’ne Karabağ sorunun çözümü için öngördükleri ana ilkeleri bildirmişlerdir[106]. Esası itibariyle bu yazımızın birinci paragrafından verdiğimiz bilgilere uyan söz konusu ilkeler şöyle özetlenebilir:

 

-         Ermeni kuvvetlerinin Karabağ’ı çevreleyen topraklardan çekilmesi.

 

-         Kelbecer ve Lâçin illeri için özel hükümler getirilmesi (Ermenistan ile Karabağ arasında bir koridoru kurulması kastedilmektedir).

 

-         Söz konusu toprakların silahsızlandırılması.

 

-         Karabağ’ın nihai hukuki statüsünü saptamak için bir referandum veya halk oylaması yapılması.   Bu referandumun tarihi ve ne şekilde yapılacağı müzakerelerle saptanacaktır.   

 

-         Bu topraklara uluslararası bir barış gücünün yerleştirilmesi.

 

-         Bu konuları kapsayacak olan anlaşmanın uygulanması için bir ortak komisyonun kurulması.

 

-         Mayınların temizlenmesi, gerekli onarım ve inşaatın yapılması, kişilerin işgal edilmiş topraklara ve Karabag’ın savaştan etkilenmiş bölgelerine geri dönmeleri için uluslararası yardım sağlanması.

-         Tarafların kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tahdidinde bulunmaktan vaz geçmeleri.

 

-         İki taraflı veya uluslararası güvenlik garantilerinin verilmesi. 

 

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı bir bildiri yayınlayarak[107] bu ilkelerin eksik olduğunu bu arada Ermenistan’ı Karabağ’a bağlayacak koridordan ve referandum yapılıncaya kadar Karabağ’a verilecek statüden bahsedilmediğini bildirmiştir. Ancak bu ilkelerin müzakerelere devam edilmesi için ciddi bir zemin oluşturduğu da belirtilmiştir. Ayrıca, Azerbaycan müzakerelere engel çıkartmaya devam ettiği takdirde, Azerbaycan’ın Karabağ idaresiyle doğrudan görüşmesi için ısrar edileceği de ifade edilmiştir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı cevabi bildiride[108] Azerbaycan’ın,  Azerbaycan Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmış toprak bütünlüğü çerçevesinde ve Azerbaycan Anayasasına uygun olarak Karabağ’a  en geniş özerkliği vermeye hazır olduğu teyit edilmiş, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün müzakere konusu olamayacağı vurgulanmış diğer yandan Azerbaycan’ın devam etmekte olan müzakerelere katılmaya devam edeceği de belirtilmiştir.

 

Yıl sonuna doğru, 10 Aralık 2006 tarihinde yapılan bir halk oylamasıyla Yukarı Karabağ’da yeni bir Anayasa kabul edilmiştir. Buna göre Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ bölgesinin egemen, demokratik, yasal ve sosyal bir devlet olduğu ve “Yukarı Karabağ Cumhuriyeti” şeklinde tanımlanacağı bildirilmiştir.

 

 Azerbaycan’ın bir parçası olan Yukarı Karabağ bölgesinin kendisini egemen bir devlet olarak ilan etmesinin hukuki temeli mevcut değildir. Bu olay Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından, “Azerbaycan’ın siyasi birliğinin, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün Ermenistan tarafından yeni bir ihlali” olduğu belirtilerek, kınanmıştır[109].  Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı ise bu hareketin Azerbaycan Anayasasını ihlal ettiği, hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı ve uluslararası camiayı kandırmayacağını belirtmiştir[110]. Bu vesileyle “Yukarı Karabağ Cumhuriyeti”nin ve ondan önce Karabağ’daki Ermeni idarelerinin hiçbir ülke tarafından tanınmadığını belirtelim. 

 

Görüldüğü gibi, hiçbir sonuca varmamasına karşın Azerbaycan ve Ermenistan Minsk Grubu aracılığıyla müzakerelerde bulunmaya devam etmişlerdir. Bu, Rusya ve ABD’nin müzakerelerin sürmesini istemelerinin ve bu hususta taraflara baskı yapmalarının bir sonucudur. Ayrıca müzakere süreci mevcut anlaşmazlığın silahlı bir çatışmaya dönmesini de engellemektedir. Ancak Minsk Grubu eş başkanlarının anlaşmazlığı çözümlenmesini sağlayamadığı da açıktır. Buna rağmen müzakereler, seçim yılları olan 2007 ve 2008’de de sürmüştür.

 

2007 Yılı Gelişmeleri

 

2007’de iki ülke devlet başkanlarının St.Petersburg’da  Bağımsız Devletler Topluluğu Zirve Toplantısı sırasında yaptıkları bir görüşmeden de sonuç alınmamıştır. Mink Grubu eş başkanları bu konuda yayınladıkları bir bildiride[111] bir anlaşmaya varabilmek için sınırlı sayıda engel bulunduğunu ancak başkanların geriye kalan bu sorunların üstesinden gelemediklerini ve kendilerinin arabulucu olarak başkanlarının yerine karar alamayacaklarını bildirmişlerdir. Aynı bildiride kuvvet kullanma tehdidinde bulunan ve savaşın anlaşmazlığı çözebileceği kanısını uyandıran beyanların halkların barış için hazırlanmasına katkıda bulunmadığı da belirtilmiştir.

 

Aynı bildiride Karabağ’da yapılacak olan başkanlık seçimlerine atıfla, uluslararası toplumun diğer bütün üyeleri gibi kendi ülkelerinin de Yukarı Karabağ’ı bağımsız bir devlet olarak tanımadığını belirtmişlerdir. 

 

1991 yılında bağımsızlığını ilân eden Karabağ’ın ilk başkanı Robert Koçaryan’dır. Adı geçenin, 1997 yılında Ermenistan’a başbakan olmasından sonra (bir yıl sonra Ermenistan devlet başkanlığına seçilmiştir) yerine Arkady Gukasyan seçilmiş, 2002 yılında da tekrar başkan olmuştu.  Gukasyan üçüncü kez aday olamayacağı için seçime girmemiştir. 19 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimde oyların % 85’ini alan  Bako Saakyan başkan olmuştur. Adı geçen 1960 doğumlu olup Karabağ savaşına katılmış sonra da bu bölgede içişleri bakanlığı dâhil, güvenlikle ilgili makamlarda bulunmuştur. 2001’de bu yana “Milli Güvenlik Hizmetleri” başkanlığını yürütmüştür[112].

 

Karabağ’daki “başkanlık seçimlerinin” Ermenistan hariç, hiçbir ülke tarafından tanınmadığını söylemeye gerek yoktur. Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanlığı bu konuda seçimden önce bir açıklama yayımlayarak[113] bu seçimlerin  “Yukarı Karabağ’da hukuka aykırı mevcut durumu tek yanlı olarak meşrulaştırma çabalarının bir parçası” olarak görüldüğü, aynı zamanda bu seçimlerin “uluslararası hukuk ilkelerinin, BM Güvenlik Konseyi kararlarının ve AGİT ilkelerinin açık ihlali “ niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Diğer yandan bu seçim kınanırken bunun uluslararası hukuk bakımından herhangi bir bağlayıcılığı olmayacağı ve sonuçlarının da tanınmayacağı belirtilmiştir.

 

Minsk Grubu eş başkanları, AGİT Dışişleri Bakanlarının 29 Kasım 2007’de Madrid’de yaptıkları toplantı öncesinde Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanları ile görüşerek kendilerine devlet başkanlarına iletilmek üzere  “Yukarı Karabağ Anlaşmazlığının Barışçı Çözümü için Temel İlkeler”i içeren bir belge vermişlerdir. Eş başkanlar, kendi aracılığıyla üç yıldan beri yürütülen müzakerelerde iki taraf arasında çözümlenmesi gereken konularda az sayıda görüş ayrılığında kaldıklarını, ortaklaşa yaptıkları önerilerin bu görüş ayrılıklarının âdil ve yapıcı çözümler getirdiğini ifade etmişler ayrıca taraflardan söz konusu Temel ilkeleri kabul etmeleri ve kısa zamanda kapsamlı bir barış antlaşması kaleme almalarını istemişlerdir[114].

 

Söz konusu temel ilkeler açıklanmamıştır. Basın haberlerine göre [115] bu belge üç konu içermektedir: Üzerinde anlaşma sağlanan noktaları anlaşmaya varılamayan noktalar ve bunlar için çözüm önerileri.

 

Anlaşmaya varılan noktalar şöyle özetlenmektedir.

 

-         Ermeni güçleri, Karabağ’ı çevreleyen yedi Azerbaycan ilinden beşinden çekileceklerdir.

 

-         Savaş sırasında bu bölgeleri terk etmek zorunda kalan Azeriler evlerine dönecektir.

Kelbecer daha ileri bir tarihte Ermeniler tarafından boşaltılacak ve bu bölge Azerileri de evlerine dönecektir. Bu aşama Karabağ’ın statüsünün saptanması sürecindeki ilerlemelere bağlı olacaktır.

 

-         Laçin ili veya bir kısmı Karabağ’ı Ermenistan’a bağlayan bir koridor için

     kullanılacaktır.

 

-         Güvenlik bir uluslararası barış gücü tarafından sağlanacaktır.

 

Anlaşma olmayan husus ise, tahmin edilebileceği üzere, Karabağ’ın statüsüdür. Tekrar etmek gerekirse Azerbaycan’ın, geniş bir özerkliğe sahip olmakla beraber Karabağ’ın hukuken Azerbaycan’a bağlı olmaya devam etmesi görüşüne karşılık Ermenistan bu bölgeye bağımsızlık verilmesinde ısrar etmektedir.

 

Minsk Grubu eş başkanlarının Karabağ’ın statüsünün tespiti için ne gibi önerilerde bulunduğu belli değildir. Ancak bunların daha önce ileri sürülmüş olan referandum fikrinden çok uzak olmaması olasıdır.

 

Bir diğer olasılık da Karabağ’ı çevreleyen Azerbaycan illerinin boşaltılmasıyla yetinilmesi Karabağ’ın statüsünün saptanmasının belli olmayan bir tarihe bırakılmasıdır. Böyle olduğu takdirde Karabağ üzerinde Ermeni hâkimiyeti sürecek Azerbaycan da statüsü belli olmadığı için bu bölge üzerinde hak iddia etmeye davam edebilecektir [116]. 

 

 

2008 Yılı Gelişmeleri

 

2008 yılının ilk yarısına damgasını vuran olay Ermenistan’da başkanlık seçimleri olmuştur.  Bu seçimlerde, bir önceki seçime göre, Karabağ konusu yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Bunun nedeni Levon Ter-Petrosyan’ın 1998 yılında Karabağ sorunu nedeniyle başkanlıktan ayrılmasına yol açan konuları gündeme getirmesi ve o zaman başbakan olan ve Ter-Petrosyan’ın ayrılmasında başlıca rolü oynamış bulunan Robert Koçaryan’ın bu eleştirilere cevap verirken ayrıca suçlamalarda da bulunmasıdır.

 

Seçimlerden sonra Ermenistan’da yaşanan kargaşa Karabağ sorununu da etkilemiş ve Azerbaycan’la sınır bölgelerinde çarpışmalar olmaya başlamış ve yeniden savaş çıkabileceği endişeleri yaşanmıştır[117]. ABD Hükümeti Ermenistan ve Azerbaycan’a ateşkesi ihlal etmemeleri çağrısını yapmıştır[118].  Kısa süre sonra Minsk Grubunun eş başkanları da benzer

bir talepte bulunmuşlar ve tarafları görüşmeye çağırmışlardır[119].  Seçimlerden sonra da önce dışişleri bakanları düzeyinde sonra da Nisan ayı başında NATO Zirve Toplantısı sırasında Aliev ile Sarkisyan arasında görüşmeler olmuş ancak bir sonuç alınmamıştır.

 

Minsk Grubundan ve özellikle bu Gruptaki ABD Temsilcisi Matthew Bryza’dan gelen aşırı iyimser beyanlara rağmen taraflar arasında, Karabağ’ın gelecek statüsünün ne olacağı hususunda, anlaşmazlık devam etmekte bu da bir çözüme varılmasının önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. Bu durumu gösterebilmek üzere iki taraf yetkililerinin konuya nasıl yanaştıkları hakkında birer misal verelim.

 

Ermenistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan Karabağ sorununun çözümünün dayanması gereken ilkeler hakkında basına verdiği bir demeçte[120] bu ilkelerin başında Karabağ’ın Azerbaycan’ın otoritesi altında olamayacağının geldiğini belirtmiştir. Başkan Aliev ise Ağustos ayı başında yaptığı bir konuşmada[121] “Azerbaycan Karabağ’a hiçbir zaman, kendi toprak bütünlüğü dışında herhangi bir statü vermeyecektir” sözleriyle ülkesinin tutumunu bir kez daha ortaya koymuştur.

 

Ekim ayında Azerbaycan’da başkanlık seçimleri yapılacaktır. Bu seçimlerden önce ve Karabağ sorunu konusunda bir ilerleme beklememek normaldir. Diğer yandan Minsk Grubunun “motorunu” ABD oluşturmaktadır. Bu ülkede de Kasım ayında seçimler yapılacak ve yeni hükümet Ocak 2009 sonunda çalışmaya başlayacaktır. Bu durumun da söz konusu soruna barışçıl çözüm arayışlarını bir süre daha gecikmesi olasıdır.

 

Uluslararası Kuruluşlar ve Karabağ Sorunu

 

Tüm çabalara rağmen Minsk Grubu eş başkanlarının soruna bir çözüm bulamadıkları açıktır. Diğer yandan eş başkanların Azerbaycan’ın özellikle üzerinde durduğu Karabağ bölgesinin hukuken Azerbaycan’a ait olmasını desteklemedikleri de referandum seçeneğini önermelerinden bellidir. Oysa Azerbaycan’ın bu talebi uluslararası hukukun ana ilkelerinden olan toprak bütünlüğüne dayanmaktadır. Ermeniler buna karşılık diğer bir ana ilke olan halkların kendi kaderini kendisi tayin etmesinde (self-determination) ısrar etmekte; ancak savaş sırasında Karabağ’lı Azerileri, Hocalı’da olduğu gibi katlederek veya başka şekillerde kaçırtılarak bu bölge tamamen Ermenileştirildiğinden artık serf-determinasyon ilkesinin uygulanması mümkün değildir. Bu durum dikkate alındığında Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ilkesinin geçerliğini başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası ilgili kuruluşlara tasdik ettirmesi gayet önemlidir.  Nitekim Azerbaycan bu çerçevede bazı başarılı girişimlerde bulunmuştur.

 

İslam Konferansı Örgütü Kararı

 

İslam Konferansı Örgütü Karabağ sorunu konusunda Azerbaycan’ın görüşleri doğrultusunda öteden beri bazı kararlar almaktadır. Bu kararlar her yıl yapılan Dışişleri Bakanları toplantılarında ve iki veya üç yılda bir yapılan doruk konferanslarında alınmakta ayrıca bu toplantılarla ilgili nihai bildirilerde de bu kararlardan bahsedilmektedir.

 

Son olarak Dakar’da 13–14 Mart 2008 tarihinde bu konuda alınan 10/11-P(IS) sayılı ve “Ermenistan Cumhuriyetinin Azerbaycan Cumhuriyetine Saldırısı” başlığını taşıyan kararın İngilizce tam metni Dergimizin “Güncel Belgeler” bölümündedir. Bu kararın önemli noktalarını şöyle özetlenebilir.

 

-         Ermenistan’ın Azerbaycan’a yapmış olduğu saldırı şiddetle kınanmaktadır.

 

-         Azerbaycan sivil halkına karşı yapılan eylemler insanlığa karşı suç olarak kabul edilmektedir.

 

-         Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarındaki arkeolojik, kültürel ve dini anıtların yağlanması ve tahrip edilmesi şiddetle kınanmaktadır.

 

-         Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Karabağ konusunda doksanlı yıllarda almış olduğu 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararların uygulanması, Ermeni kuvvetlerinin, Karabağ dahil, işgal edilmiş Azerbaycan topraklarından tamamen ve koşulsuz olarak çekilmesi ve Ermenistan’ın Azerbaycan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi kuvvetle istenmektedir.

 

-         Azerbaycan’a karşı yapılmış bir saldırının varlığını tanıması, daha önce kabul ettiği kararlar uyarınca BM Antlaşmasının VII bölümündeki önlemleri alması için (diğer bir deyimle Ermeni güçlerinin geri çekilmesini sağlaması için)  Güvenlik Konseyine çağrıda bulunmaktadır.

 

-         Tüm devletlerin Ermenistan’a silah ve askeri malzeme sağlamaktan kaçınması, üye ülkelerin topraklarının bu silah ve malzemenin taşınması için kullanılmaması istenmektedir.

 

-         Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın barışçıl çözümünün devletlerin toprak bütünlüğü ve uluslararasında tanınmış sınırların dokunulmazlığı ilkelerine saygıya dayanması gerektiği belirtilmektedir. 

 

-         AGIT Minsk Grubunun faaliyetlerinin ve Ermenistan ve Azerbaycan dışişleri bakanları arasında yapılan istişarelerin desteklendiği, aşamalı bir çözümün Azerbaycan’a yapılmış olan saldırının sonuçlarının tedrici bir şekilde ortadan kalkmasına yardımcı olacağı ifade olunmaktadır.

 

Yukarıda değindiğimiz gibi bu karar ve bu konuda İKÖ organları tarafından alınmış diğer tüm kararlar Azerbaycan’ın görüşlerini yansıtmakta ve bu ülkenin Karabağ konusundaki taleplerini kuvvetli bir şekilde desteklemektedir.  Söz konusu kararlar, İKÖ’ nün diğer konulardaki kararları gibi, ne dünya ne de Türkiye medyasında fazla bir yer bulmamaktadır. Bunun başlıca nedeni kararların tavsiye niteliğinde olması ve bağlayıcılığının olmamasıdır. Böyle de olsa elliden fazla üyesi olan İKÖ’ nün Karabağ sorununda Azerbaycan’ı çekincesiz desteklemesi Müslüman ülkelerin de üye olduğu uluslararası kuruluşlarda Azerbaycan görüşlerine rağbet edileceği ve Ermeni görüşlerinin kabul edilme şansının bulunmadığını göstermektedir. Nitekim aşağıda açıklayacağımız gibi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da böyle olmuştur.

 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı
 

Azerbaycan Karabağ Sorununu konusunu Birleşmiş Miller Genel Kurulu’na götürerek kendi görüşleri doğrultusunda bir karar aldırtmayı başarmıştır. Hemen belirtmemiz gerekir ki Genel Kurul kararları, aynen Avrupa Parlamentosu veya Avrupa Konseyi Asamblesi veya AGİT Parlamenter Asamblesi kararları gibi, bağlayıcı olmayıp daha ziyade bu kuruluşlarda çoğunluğun görüşünü yansıtan ve tavsiye niteliği taşıyan kararlardır. Ancak, BM Genel Kurulu’nun kararları, bu kurulda hükümetler temsil edildiği için ayrı bir öneme sahiptir. BM Genel Kurulundan kendi görüşleri lehinde karar aldıran taraf müzakere sürecinde önemli bir koza sahip olmaktadır. 

 

BM Genel Kurulu tarafından 14 Mart 2008 tarihinde 62/243 sayı ile kabul edilen ve “Azerbaycan’ın İşgal Altındaki Topraklarında Durum”  başlığını taşıyan kararın İngilizce tam metni Dergimizin “Güncel Belgeler” bölümünde verilmiş olup en önemli noktaları aşağıdadır.

 

      -    Uluslararası tanınmış sınırları içinde Azerbaycan Cumhuriyetinin egemenlik ve

 Toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve desteklenmesi teyit edilmektedir.  “Uluslararası tanınmış sınırlar” Azerbaycan’ın Sovyetler Birliğinden ayrıldığı zamanki sınırlardır. Karabağ da bu sınırların içindedir.

 

-         Tüm Ermeni güçlerinin Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarından derhal, tamamen ve koşulsuz olarak çekilmesi talep edilmektedir. Buradaki” Tüm Ermeni güçleri” deyimi hem Ermenistan hem de Karabağ’daki askeri güçlerini ifade etmektedir.

 

-         Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarından çıkartılmış olan halkın evlerine dönme hususunda vazgeçilemez hakkı olduğu teyit edilmektedir.

 

-         Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Ermeni ve Azeri toplumlarına normal, güvenli ve eşit yaşam koşulları sağlamanın gerekli olduğu belirtilmekte ve bunun, Azerbaycan Cumhuriyeti içindeki bu bölgede etkili demokratik, kendini idare sistemi kurulmasına yol açacağı belirtilmektedir.  Ayrıca, Karabağ’da, günümüzün aksine,  Ermeni ve Azeri toplulukların beraberce yaşayacağı ve bunların kendini idare edeceği, diğer bir deyimle özerk olacağı belirtilmekte ve bu bölgenin Azerbaycan içinde kalacağı da vurgulanmaktadır. Bu ifadeler Ermenilerin bağımsız Karabağ hayallerine son vermekte en azından bağımsız bir Karabağ’ın tanınmayacağını göstermektedir.

 

-         Azerbaycan topraklarının işgalinden doğan durumun hiçbir devlet tarafından yasal olarak tanınamayacağı ve bu durumun sürdürülmesi için yardım yapılamayacağı teyit edilmektedir.  Bu ifadeler de Karabağ için olduğu gibi bu bölgeyi çevreleyen Azerbaycan topraklarının, mesela bağımsızlık vermek veya Ermenistan’a ilhak etmek gibi yollarla statülerine bir değişiklik yapılmasının kabul edilmeyeceği anlamına gelmektedir.

 

-         Anlaşmazlığın barışçıl çözümünü amaçlayan, uluslararası hukukun ilke ve kurallarına uygun, arabuluculuk çabaları ve özellikle Minsk Grubu eş başkanları çabaları desteklenmekte ve bunların arttırılması istenmektedir.  Burada önemli olan sadece Minsk Grubundan değil tüm uluslararası arabuluculuk çabalarından bahsedilmesi ve desteklenmesidir.  Diğer yandan çözümün uluslararası hukukun ilke ve kurallarına uygun olması gerektiği belirtilmek suretiyle egemenlik ve toprak bütünlüğüne da dolaylı atıf yapılmış olmaktadır.    

 

-         BM üye tüm devletlerin ve ayrıca uluslararası kuruluşların anlaşmazlığın çözüm surecine katkıda bulunmaları istenmektedir. 

 

-         Son olarak BM Genel Sekreterinden Genel Kurulun bundan sonraki oturumuna (63. Oturum) sunulmak üzere bu kararın uygulaması hakkında kapsamlı bir rapor  hazırlaması istenmekte ve 63. oturumun gündemine  “Azerbaycan’ın İşgal Altındaki  Topraklarında Durum” maddesinin konacağı belirtilmektedir. Konunun şimdiden gelecek oturumun gündemine konması ve Genel Sekreterin bu konuda Rapor hazırlanması Karabağ ve Azerbaycan’ın işgal edilmiş diğer toprakları konusunun gelecek yıl da görüşüleceğini ve sorun o zamana kadar çözülmediği takdirde bunun Ermenistan üzerinde önemli bir baskı oluşturacağını göstermektedir.

 

Karar için yapılan oylamada 39 ülke lehte, 7 ülke aleyhte oy vermiş,  97 ülke de çekimser kalmıştır. 46 ülke de oylamaya katılmamıştır. Çekimser kalanların oyları sayılmadığından karar kabul edilmiştir.

 

Lehte oy veren 39 ülkeden 31’i İKÖ ülkesi ülkelerdir. Geri kalan sekiz ülke Kamboçya, Kolombiya, Gürcistan, Moldova, Myanmar, Sırbistan, Tuvalu ve Ukrayna’dır. Bu ülkeler ne coğrafi ne de siyasi bakımdan bir bütünlük göstermemektedir. Daha ziyade Türkiye ve/veya Azerbaycan’ın etkisiyle oy verdikleri düşünülebilir. Hiçbir AB ülkesi ülke lehte oy vermemiştir.

“Türkî” ülkelerden Azerbaycan dışında sadece Özbekistan lehte oy vermiştir.

 

Aleyhte oy veren 7 ülkeden üçü, Minsk Grubu eş başkanları olan ABD, Rusya Federasyonu ve Fransa’dır. Ermenistan da, doğal olarak, aleyhte oy kullanmıştır. Hindistan’ın aleyhte oy vermesinin tek nedeni Azerbaycan ile Pakistan arasındaki iyi ilişkiler olsa gerektir. Afrika’daki Angola ve Pasifiklerdeki Vanuatu’nun aleyhte oy verme nedeni bilinmemektedir. Ancak Genel Kurul oylamalarında küçük devletlerin kendilerini hiç ilgilendirmeyen konularda taraf tutar şekilde oy kullandıkları sıkça görülen bir durumdur ve genelde bilinçsizlik veya sorumsuzluk sonucudur.

 

Çekimser kalan 97 ülke BM üyelerinin yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Tüm AB ülkesi ülkeler çekimser kalmıştır. Ayrıca çekimseler arasında Japonya, Çin, Brezilya, İsrail gibi önemli ülkeler de vardır. Çekimserlerin sayısının bu derecede fazla olmasının başlıca nedeni Minsk Grubu eş başkanı olan ABD, Rusya Federasyonu ve Fransa’nın bu yolda tavsiyede bulunmuş olmalarıdır.   İKÖ ülkesi ülkeler yukarıda değindiğimiz Dakar Zirve Toplantısı kararını oy birliği ile aldıklarından bu ülkelerin Azerbaycan kararına da olumlu oy vermeleri gerekirdi ve en azından böyle yapmaları tutarlı olurdu. Oysa 8 İKÖ ülkesi ülke çekimser kalmıştır. Bunlar Arnavutluk, Cezayir, Kamerun, Mısır, Kazakistan, Mozambik, Surinam ve Togo’dur. Bu olgu da Fransa’nın (Cezayir, Kamerun, Surinam ve Togo için) ve Rusya Federasyonu’nun (Kazakistan) etkisini görmek mümkündür.

 

BM üyesi bazı ülkeler çok küçüktür. Bunların tüm çalışmalara katılmaları ve oy vermeleri olası değildir. Ancak örgütlü bir temsilcilikleri olan ülkelerden olumlu, olumsuz veya çekimser oy kullanmaları beklenir. Hal böyle iken İKÖ ülkelerinden 17’si Azerbaycan kararı için oy kullanmamıştır: Bunların arasında İran ve Suriye gibi önemli ülkeler vardır. “Türkî” ülkelerden Kırgızistan ve Türkmenistan da oy kullanmamıştır.

 

Bu oylamada en fazla dikkat çeken husus Minsk Grubu eş başkanlarının aleyhte oy kullanmasıdır. Normal koşullarda bu ülkelerin, yapmakta oldukları arabuluculuk rolünü dikkate alarak, çekimser kalmaları gerekirdi. Bu karara aleyhte oy vermek Azerbaycan’ın egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesine, Ermeni güçlerinin Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarından derhal, tamamen ve koşulsuz olarak çekilmesine, işgal edilmiş topraklarından çıkartılmış olan Azerilerin evlerine dönmesine karşı çıkmak demektir. Ancak eş başkanların yorumu bu şekilde olmayıp,  onlar oylamadan sonra ortaklaşa yaptıkları bir “oy açıklamasında”  2007 Kasım ayında AGIT Madrid toplantısında Azerbaycan ve Ermenistan’a Karabağ sorununun çözümü için “Temel İlkeleri” içeren bir belge verdikleri, bu ilkelerin ancak bazılarını içerdiği için Azerbaycan Kararına oy vermediklerini açıklamışlardır[122].  Yakından bakıldığında Azerbaycan kararında bulunmayan tek ilkenin “self-determination” olduğu görülmektedir. Azeriler haklı olarak, sadece Ermenilerin yaşadığı Karabağ’da bir halk oylamasına karşı çıkmaktadırlar. Kanımızca eş başkanların bu karara karşı çıkmalarının esas nedeni, Karabağ sorununun AGİT dışında uluslararası kuruluşlarda ve özellikle Müslüman ülkelerin ağırlığı olan BM Genel Kurulunda görüşmeye başlanırsa halen sahip oldukları kontrolü elden kaçıracakları korkusudur; ancak kararın alınmasını engelleyememişlerdir. Diğer yandan gelecek yıl da aynı konu Genel Kurul’da  görüşülecek ve olasılıkla  benzer  bir karar  alınacaktır.

 

Karabağ sorunu konusundaki son gelişme, Osetya olayları nedeniyle Rusya’nın orantısız güç kullanarak, bir süre için olsun, Gürcistan topraklarını işgal etmesi ve Avrupa’da bazı ülkelere yerleştirilen füze savarlar nedeniyle A.B.D ile Rusya ilişkilerinde ciddi bir gerginlik yaşanmasıdır. Bu durum iki ülkenin Minsk Grubu içindeki işbirliğini etkilemesi olasılığını gündeme getirmiştir. Diğer yandan bu grubun yaklaşık 15 yıldır sorunun çözümünde bir başarı sağlayamaması da bazı yeni formüller denenmesinin yararlı olabileceğini düşündürmüştür. Bu arada Azerbaycan’da Türkiye’nin Minsk Grubu eş başkanlığa getirilmesinden bahsedilmeye başlanmış[123] veya Türkiye’nin Minsk Grubun görevini Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformunca istenmesini istediği spekülasyonları yapılmıştır[124].

 

Abdullah Gül ile Serj Sarkisyan arasında 6 Eylül’de Erivan’da yapılan görüşmelerde Karabağ sorunu da ele alınmıştır. Sarkisyan bu konuda sonradan bir gazetecinin sorularına verdiği cevapta Gül’ün gerektiği taktirde Karabağ sorunun çözümüne yardımcı olacağını söylediğini, kendisinin bu öneriyi memnuniyetle kabul ettiğini, zira bu yardımı reddetmenin anormal olacağını bununla beraber yardım ve arabuluculuk arasında fark bulunduğunu Minsk Grubu ortak başkanlarının çalışmalarına katkıda bulunacak her adımın olumlu olarak değerlendirileceğini söylemiştir. Buna göre Karabağ sorunun Türkiye ve Ermenistan arasında, büyük olasılıkla Azerbaycan’ın da katılmasıyla  ele alınacağı sonucuna varılmaktadır. Ancak resmi müzakereler Minsk Grubu eş başkanlarının arabuluculuğu ile sürecektir. Kısaca Türkiye’nin, yardım adı altında resmi olmayan bir tür arabuluculuk  rolü üstleneceği anlaşılmaktadır.

 

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları Sayı: 30, ss.7-11.

[2] Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”…, ss.7-11.

[3] RFE/RL, “Yerevan Sees “Positive” Signals From Ankara”, 1 Mayıs 2008.

[4] “The Caucasus; Frozen Conflicts and Closed Borders” Testimony of Daniel Fried, Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs before the House Foreign Affairs Committee, 18 Temmuz, 2008.

[5] Interfax News Agency, “Armenian President Plans to Invite Turkish-Leader to Yerevan“,  26 Haziran 2008 ve  Panorama. Am, “President Remained Stable to Armenian-Turkish Relationship”, 24 Haziran 2006.

[6] Noyan Tapan, “Serzh Sargsyan Given Bad Advice on Issue Connected with Armenian”, - Turkish Commission, Kiro Manoyan Considers, 1 Temmuz 2008.

[7] RFE/RL, “Sarkisian Signals Support For Turkish Genocide Proposal”, 26 Haziran 2008.

[8] RFE/RL, “Genocide Recognition  still on Armenia Foreign Policy Agenda’, 26 Haziran 2008.

[9] Wall Street Journal, “We are Ready to Talk to Turkey by Serzh Sargsyan”, 9 Temmuz 2008. 

[10] PanArmenian. Net, “Armenia Will Never Stop Pressing for Armenian Genocide”, 30 Temmuz 2008.

   International Recognition

[11] RFE/RL   “Dashnaks Worried About Sarkissian Support for Turkish- Armenian Panel”, 30 Haziran 2008.

[12] Arminfo News Agency, “Armenian Opposition Party Critical of  Dashnaks’ anti-Turkish Plans”, 29 Ağustos 2008.

[13] RFE/RL, “Kocharian Admits Differences With Sarkissian”,9 Temmuz 2008.

[14] Armenews, “Le Premier Minister Demande de metttre fin aux Sentiments Anti-Turcs”, 23 Temmuz 2008.

[15] http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/

[16] Zaman, “Gül’den Kapalı Sınırın Sırı Noktasından Ermenistan’a Toprak Bütünlüğü Mesajı”, 24 Temmuz 2008.

[17] PanArmenian.Net, “Turkey Doesn’t Need Iran’s Mediation for Normalization Ties With Armenia”, 2 Ağustos 2008.

[18] RFE/RL, “Armenia Scraps Visas for Turkish Soccer Fans”,14 Ağustos 2008.

[19] Haberler.com, “Erivan’a Havada Kota Esnekliği”,19 Ağustos 2008.

[20] Agence France Presse, “Turkey No Enemy to Armenia:Gül”, 16 Ağustos 2008.

[21] Noyan Tapan, “Serzh Sargsyan: Attempts To Resist With Armed Forces In  A Struggle For Right Of Self-Determination Are Fraught With Serious Military And Geopolitical Consequences”, 25 Ağustos 2008.
[22] Murat Yetkin, Radikal, “Gül’ün ziyaretine çok önem veriyoruz.” 28 Ağustos 2008.

 

[23] Murat Yetkin, Radikal, “Hepimiz aynı toprağın çocuklarıyız.” 29 Ağustos 2008.

[24] Associated Pres, “Turkey,Armenia Mend Ties Through Football”, 5 Eylül 2008.

[25] RFE/RL, “Ruben Meloyan. Turkish Envoy Prepares for Gül’s Visit to Armenia”,3 Eylül 2008.

[26] Zaman, 3 Eylül 2008.

[27] http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/

[28] Hürriyet, 7 Eylül 2008.

[29] Hürriyet, 7 Eylül 2008.

[30] http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/

[31] Hürriyet, “Gül’den Soykırım Açıklaması”, 7 Eylül 2008.

[32] Armenian Publiv Tv, “Armenian Leader Set to Improve Relations with Turkey”, 13 Eylül 2008.  

[33] http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/?id=4571

[34] Hyetert, “Baykal’dan Gül’e Ermeni Taşı!”, 1 Eylül 2008.

[35] Akşam, “Tarihi Gaflet”, 2 Eylül 2008.

[36] Radikal, “AKP’li vekillere Erivan İzni Yok”, 3 Eylül 2008.

[37] Today Zaman, “Gul’s  Yerevan Visit Welcomed by All But Extremist Opposition”, 4 Eylül 2008.

[38] ARF-Dashnaktsutyun Press Office, 10 Eylül 2008.
[39] Armenian National Committee of America, Pres Release, “ANCA Outlines Concerns About Gul Visit to Armenia”, 4 Eylül 2008.

[40] Panarmenıan.Net ANCA: “Gul Should Attend Armenian Genocide Memorial In Yerevan” ,05.Eylül 2008.

[41] NTV-MSNBC, “Ramin Abdullayev. Azeriler Türk-Ermeni Diyalogundan tedirgin”, 21 Temmuz 2008.

[42] Haberaktuel.com, “Gül’ün kararı Azerbaycan’da yankı buldu”, 5 Eylül 2008.

[43] Armenian Reporter,  “Turkey is Treating us like unloving step-mother”, 6 Eylül 2008.

[44] Zerkalo, “Azeri Press offers differing views on Turkish leader’s planned visit to Armenia”,5 Eylül 2008.

[45] Today’s Zaman, 30 Temmuz 2008.

[46] Dışişleri Bakanı Elmar Mammadyarov, Azeri Press Agency, Elmar Mammadyarov: “Azerbaijan Cannot Interfere in Turkish President’s Visit To Armenia”, 4 Eylül 2008.

[47] Azeri Press Agency, Novruz Mammadov: Participation of Azerbaijan and Armenia in any Platform is Impossible Unless Nagorno Karabakh Conflict is Solved, 8 Eylül 2008.

[48] Cumhurbaşkanın Azerbaycan'a Hareketinden önce Havaalanında yaptığı açıklama, 10.09.2008 http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/

[49] Ntvmsnbc.com, “Gül: Azerlerin rahatsız olması haksızlık olur.”, 10 Eylül 2008.

[50] “Cumhurbaşkanın Azerbaycan'dan dönüşünde Havaalanında yaptığı açıklama”, 10.09.2008

    http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/

[51] http://www.armeniaforeignministry.com/news/frameset_arch.html                                 

[52] CNNTurk, “Ermenistan ile diyalog sıklaşacak”,10 Eylül 2008.

[53] Today’s Zaman, “Babacan Presses Armenia For Joint Studies of Genocide Claims”, 13 Eylül 2008.

[54] Today’s Zaman, “Babacan Presses Armenia For Joint Studies of Genocide Claims”, 13 Eylül 2008.

[55] Milliyet, Hasan Cemal. “Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan’ın Açıklamaları: Yolun Yarısı geçildi.” 8 Eylül 2008.

[56] Zaman, “Ermeni tarihi adıma yaklaşıyor. Ortak Tarih Komisyonu yolda”,15 Eylül 2008.

[57] Hürriyet, “Ermenistan’la Bern’de 2. Tur Gizli Görüşme”,19 Eylül 2008.

[58] Today’s Zaman, “President Gul’s Yerevan Visit boost Turkey’s credentials in Europe”, 8 Eylül 2008.

[59] EUobserver.com, “EU Hails Turkey’s ‘historic’ Armenia visit”, 5 Eylül 2008.

[60] EUobserver.com, “EU Hails Turkey’s ‘historic’ Armenia visit”, 5 Eylül 2008.

[61] Turkish Daily News, Ümit Enginsoy, “US Urges Turkey To Open Border “,11 Eylül 2008.

[62] Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 27-28, s.47.

[63] State News Service, “Statement from Senator Barack Obama in Remembrance of Armenian Genocide”, 29 Nisan 2008.

[64] Asbarez, “Obama Reaffirms Commitment to US Genocide Recognition”,17 Haziran 2008.

[65] Milliyet, “Kandemir: Biden Çıbanbaşı Olur.” 24 Ağustos 2008.

[66] ANCA, Pres Release, “Obama/Biden Democratic Presidential Ticket Strong on Genocide Recognition; US-Armenia Relations; Armenian Assembly of America, Press Release, 23 Ağustos 2008.  Obama Taps Senate Foreign Relations Chairman Biden as his Vice-Presidential Running Mate”, 23 Ağustos 2008.

[67] Armenian National Committee of America, Press Release, “Rep. Schiff   Introduces Bill Calling fort he End of Turkey’s Blockade of Armenia”, 15 Mayıs 2008.

[68] Bkz. Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı:25, ss. 26,27.

[69] PanArmenian.Net, “Pennington Hopes For Confirmation of Marie   Yovanovitch as U.S. Envoy in Yerevan”, 23 Haziran 2008.

[70] Haberaktuel.com, “Obama’dean Ermeni soykırım” baskısı ve Armradio”, 12 Temmuz 2008, “U.S. Ambassadorial Nominee Responds to Obama Inquires on Armenian Genocide Policy" ,11 Temmuz 2008.

[71] PanArmenian. 30 Temmuz 2008.

[72] PanArmenian.net,  “Nearly All Canadian Political Forces Stand for International Recognition of Armenian Genocide”, 29 Nisan 2008.

[73] Toronto Star, “Le débat du génocide. Bir Türk kaynağı dilekçelerin sayısını 11 bin olarak vermektedir (Star, 17 Mayıs 2008. Kanadalı Türkler soykırımı müfredattan çıkarttı)” 21 Mayıs 2008.

[74] National Post, “Genocide Course Sparks Controversy in Toronto”, 13 Haziran 2008.

[75] PanArmenian.Net, “Sweden’s Refusal to Recognize Armenian Genocide to Harm Turkey”, 12 Haziran 2008.

[76] Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 16-17, ss.37-39.

[77] ARKA, “Slovakian Justice Minister: Armenian Genocide Can’t Go Unpunished ve Czech News Agency”, 26 Mayıs 2008. “Slovak Minister on Armenian Genocide on the Eve Turk’s Visit”, 27 Mayıs 2008.

[78] Milliyet, “Slovakya’da ‘Soykırım İnkârı’ Suç Oluyor”, 28 Mayıs 2008.

[79] Turkish Pres, “History Must be Left to Historians”, 29 Mayıs 2008.

[80] Noyan Tapan, “Deputy Prime Minister of Slovak Republic: Nobody Doubts That After Committing Genocide Turks Also Organized “Genocide of Archives””, 29 Ağustos 2008.

[81] Yektan Türkyılmaz olayı için bkz. Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları,

    Sayı: 18, ss.23-25.

[82] Ömer Engin Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı: 27-28, ss 38-40.

[83] Bu bilgiler Armenian Genocide Museum-Institute’a ait İnternet Sitesinden alınmıştır.

    http://www.genocide-museum.am/eng/delegation.php

[84]AZG Armenian Daily, Over 300 “Turkısh Cıtızens Vısıted Genocıde Museum In Yerevan”, 10.09.2008.

 

 

 

 

[85] Yazımızın buraya kadar olan kısmı için, Mütevelli Heyeti üyesi ve Kafesciyan Vakfı Temsilcisi John J. Walters, Jr’un  Armenian Reporter gazetesine, 27 Ekim 2007 tarihinden itibaren yazdığı “Commentary: The history of the Armenian Genocide Museum and Memorial in Washington” başlıklı dört  makalede yer alan bilgilerden yararlanılmıştır.

[86] Armenian Genocide Museum and Memorial Inc., Press Release, 31 Ağustos 2008.

[87] http://www.armeniangenocidemuseum.org “Armenian Genocide Museum of America”, 12 Temmuz 2008.

 [88] Real Estate Digest of Washington DC,“Armenian Museum to Renovate and Build Near White House”, 1 Nisan 2008.

[89] http://www.armeniangenocidemuseum.org, “Armenian Genocide Museum of

    America”,12 Temmuz 2008.

[90] AZG Armenian Daily, “Armenian Genocide Museum of America”,15 Nisan 2008.

[91] Armenian Genocide Museum of America, Press Release,  28 Mart 2008.

[92] Armradio, “Armenian Genocide Museum of America Plans Approved by DC Zonning Board”, 14 Temmuz 2008.

[93] Armenian Genocide Museum of America, Press Release, 28 Nisan 2008.

[94] Armradio, Armenian Genocide Museum of America and Near East Foundation

    Enter into Cooperation Agreement, 19 Haziran 2008.

[95] Armradio, “New Documents and Photos on the Armenian Genocide Revealed”, 26 Ekim 2007.

[96] Türkkaya Ataöv,  An Armenian Falsification, Ankara, 1985.

[97] Şinasi Orel ve Süreyya Yuca, Ermenilerce Talat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü

    Ankara, TTK, 1983.

[98] Şükrü Elekdağ, T:B.M.M’ de gündem dışı konuşma, 22 Nisan 2003.

[99] Kamil Ağacan, “Dağlık Karabağ: 2006 Altın Fırsat mı?”, Stratejik Analiz, Şubat 2006, Sayı 70,

     ss.83-87

[100] Kamil Ağacan, “Dağlık Karabağ: 2006 Altın Fırsat mı?...”, ss.83-87.

[101] Azertag, “Azerbaijan to Earn 140 Billion Dollars For 20 Years.” Bakan Aliev bir yıl kadar sonra, Dünya Bankası hesaplarına göre bu rakamı 200 milyar dolar olarak vermiştir.  25 Haziran 2006.

103 Hürriyet, “Aliev’den Ermenistan’a Sert Uyarılar”, 13 Eylül 2007.

[103] ANS, “Azerbaijani President: The War is not Over Yet”, 26 Haziran 2007.

[104] Azeri Pres Agency, “Azerbaijani President: We Do Not Need To Pretend To Have Talks For Nagorno Karabakh Conflict Solution.”, 13 Eylül 2007.

[105] RFE/RL, “Armenia Report, Kocharian Hopes For Karabagh Deal, Shrugs Off Azeri Oil”,3 Şubat 2006.

[106] AZG, Armenian Daily, “Statement by the Minsk Group Co-Chairs to the OSCE Permanent Council”, 29 Haziran 2006.

[107] Ministry of Foreign Affairs of The Republic of Armenia, Pres Release, 26 Haziran 2006.

[108] Azerbaijan Today, “Azerbaijan Foreign Ministry About Latest Statement of Armenia on NK”, 27 Haziran 2006.

[109] Dışişleri Bakanlığı Bildirisi No. 188, 11 Aralık 2006.

[110] Armenews, Communıqué du Ministère des Affaires Etrangères azerbaidjanais sur le referendum du 6 décembre, 6 Aralık 2008.

[111] PanArmenian. “Net.OSCE MG: Preservation of the Status Quo in the Karabakh Conflict May Seem Less Difficult for Sides Than Mutual Compromises”, 13 Temmuz 2007.

[112] Regnum, Russia, “Bako Saakyan Elected as Nagorno Karabakh resident”, 20 Temmuz 2007.

[113] Yukarı Karabağ’daki Seçimler Hakkında 106 sayılı açıklama, 16 Temmuz 2007.

[114] http://www.osce.org/item/28515.html OSCE Minsk Group Co-Chairs issue statement on      Nagorno- Karabakh, Madrid, 29 November 2007.

[115] Central Asia-Caucasus Institute Analyst. Issue Haroutiun Khachatrian: Karabakh in Madrid: Great Powers Seek Continuity in the Peace Process Turbulent Year Ahead, 9 Ocak 2008.   

 

[116] Eurasia Dily Nonitor, “Emil Danielyan. Karabakh Peace in Question After  Armenian Vote” ,3 Nisan 2006.

[117] Armenews, “Vers une nouvelle guerre au Haut Karabakh?”, 8 Mart 2008.

[118] Agence France Pres, “US Urges Azerbaijan, Armenia to avoid Further ceasefire Violation”, 5 mart 2008.

[119] http://www.osce.org/item/30.349.html

[120] Armradio, “Just and Peaceful Resolution of Nagorno Karabakh Conflict Remains a Priority of Armenia’s Foreign Policy”, 23 Haziran 2008.

[121] Itar-Tass, “Azerbaijan Territorial Integrity vital in Karabakh Settlement”, 5 Ağustos 2008.

[122] State News Service, “Explanation of Vote by Ambassador Alejandro D. Wolff, U.S.” 14 Mart 2008.

“Deputy Permanent Representative, on Draft Resolution: Situation in Occupied Territories of      Azerbaijan, to the General Assembly.”

[123] PanArmenian.Net, “Azerbaijan Urges Turkey to co-Preside in the OSCE Minsk Group, 9 Eylül 2008.

[124] Azeri Press Agency,   “How Do Azerbaijabi Political Scientist Value Turkey Recent Initiatives for Solutions to Nagorno Karabağh Conflict- Opinion Pool”, 11 Eylül 2008.

 

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, 30, 2008
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.