Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 9, Bahar 2003

 

1.  PARLAMENTO SEÇİMLERİ

 

Ermenistan’da parlamento seçimleri 25 Mayıs 2003 tarihinde yapılmıştır. Bu seçimlerde hiçbir parti çoğunluğu kazanamamıştır. Buna göre, halen de olduğu gibi, bir koalisyon hükümeti kurulması gerekecektir. Başbakan Andranik Markaryan’ın başkanlığını yaptığı Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi Meclis içinde en fazla sandalyeye sahip parti olduğundan bu partinin önderliğinde bir koalisyon kurulması beklenmektedir.


Ermenistan’da devlet başkanının sahip olduğu geniş yetkiler siyasetin başkan etrafında odaklaştırdığından parlamento seçimleri başkanlık seçimlerine nazaran daha az önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki parlamento seçimleri öncesi dönem başkanlık seçimlerine göre daha sakin geçmiştir. Başkan Koçeryan bu durumdan duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir[1]. Buna karşın başkanlık seçimlerinde şahit olunan[2] usulsüzlük ve yolsuzluklar, aşağıda ayrıca anlatılacağı gibi, devam etmiştir. Oysa Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, seçimlerden hemen önce yaptığı bir basın açıklamasında, seçimlerin Avrupa Konseyi normlarına uygun olarak yapılması çağrısında bulunmuş ve “Demokrasinin temeli serbest ve adil seçimlerdir ve Avrupa Konseyi bu konuda bir üye ülkenin sorumluklarını yerine getirmemesini kabul edemez. Ermenistan bunu hem kendi seçmenleri hem de Teşkilatımız için yapmalıdır” demiş[3] ancak bu uyarmanın bir yararı görülmemiştir.

Seçim sonuçları[4]

Seçimlere katılan başlıca parti ve blokların adları ve çıkardıkları milletvekili aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.


Ermenistan Milli Meclisinde 131 sandalye bulunmaktadır. Bunlardan 75’i aldıkları oyların nispetine göre (nispi temsil sistemi), tüm oyların en az %5’ini alan partilere verilmektedir. Geri kalan 56 sandalye ise en fazla oy alanlar (çoğunluk sistemi) tarafından kazanılmaktadır. Ermenistan seçim Komisyonuna göre ülkede 2.442.062 seçmen bulunmakta olup bunlardan 1.234.546 kişi  (% 50,5) parlamento seçimlerinde oy kullanmıştır.


 

Partinin Ad?

Milletvekili

say?s?

Toplam

Nispi Temsil s.

Ço?unluk s.

 
Cumhuriyetçi Parti

23

9

32

Hukuk Devleti Partisi

12

6

18

Adalet Bloğu

14

1

15

Ta?naklar 

11

-

11

Milli Birlik Partisi 

9

-

9

Birleşik işçi Partisi

6

-

6

Ermenistan işçi Partisi

-

1

1

Bağımsız Adaylar

-

36

36

Boş

3[5]

3

 

Toplam

75

56

131


Seçime giren başlıca partiler ve seçim ittifakları          

25 Mayıs 2003 seçimlerine 21 parti veya seçim ittifakı sonunda oluşan blok veya grup katılmıştır. Bunların kazandıkları sandalye sırasına göre sıralanışları şöyledir.


Başbakan Andranik Markaryan’ın başkanlığını yaptığı Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi toplam 32 milletvekili ile birinci sıradadır. Vaktiyle Başkan Koçeryan’ın aleyhinde iken parti başkanı Andranik Markaryan’ın 2001 yılında Başbakan olmasından sonra ilişkiler süratle düzelmiştir. Koçeryan’ın en yakını olarak bilinen ve ülkenin başkandan sonra en güçlü kişisi olarak kabul edilen Savunma Bakanı Serj Sarkisyan da Cumhuriyetçi Partiden adaylığını koymuştur. Ayrıca Meclis Başkan Yardımcısı Tigran Torosyan da bu partiden aday olmuştur. Bu haliyle Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi Koçeryan’ın politikalarını çekincesiz destekleyen bir parti olarak seçimlere katılmıştır.


Parti Başkanı Andranik Markaryan’ın yeni Hükümeti kurmasına muhakkak nazarıyla bakılmaktadır. Bu konuda adıgeçenin önünde bir çok imkân bulunmaktadır:


Cumhuriyetçi Parti bağımsızların katılması ile tek partili bir hükümet kurabilir. Bağımsızlara Hukuk Devleti Partisini katılımıyla çoğunluğunu arttırabilir. Bunlara Taşnakların da eklenmesiyle geniş tabanlı bir koalisyon da kurabilir.


Seçimlerden ikinci sırada çıkan Orinats Yerkir (Yasal Ülke veya Hukuk Devleti ) Partisi 1998 yılında kurulmuş olup ülkede kanunun hakimiyetini savunmaktadır. Parti Koçeryan’a yakın olarak bilinmekle beraber Hükümetten eleştirilerini de esirgememektedir. Nitekim Koçeryan’ın gerçekleştirmek istediği Anayasa değişikliklerine bu parti karşı çıkmıştır. Bir Ermeni kaynağı bu partinin bir Batılı ülke tarafından sağlanan geniş mali imkânlara sahip olduğunu, gayet iyi yürüttüğü seçim kampanyasının da Batıda planlanmış olabileceğini, başkanı Artur Bagdasariyan’ın ülke başkanı olmak isteğini ve Fransa ile ilişkilerini saklamadığını yazmıştır[6].


27 Ekim 1999 tarihinde Ermeni Parlamentosunda öldürülen Meclis Başkanı Karen Demirciyan ve Başbakan Vazgen Sarkisyan’ın yakınlarının 5 Mart 2003 tarihinde yapılan devlet başkanlığı seçiminde Koçeryan’a karşı kurdukları ittifak parlamento seçimleri için de devam etmiştir. Karen Demirciyan’ın oğlu olup başkanlık seçimlerinde Koçeryan’ın başlıca rakibi olan Ermenistan Halk Partisinin Başkanı Stepan Demirciyan ile Vazgen Sarkisyan’ın kardeşi olan ve 2001 yılında bir sure başbakanlık da yapmış bulunan Aram Sarkisyan ve Milli Demokratik Birlik Başkanı Vazgen Manukyan “Adalet” (Ardarutyun) diye isimlendirilen bir seçim bloğu kurmuşlardır. Bu bloğa önemi fazla olmayan üç parti daha dahildir.  Adalet Bloğu seçimlerden önce yapılan kamu oyu yoklamalarında önde ancak mutlak çoğunluğu almaktan uzak görülmüştür. Seçimlerde ise 14 milletvekiliyle ancak üçüncü olabilmiştir. Blok bu başarısızlığının seçimlere hile karıştırılması sonucu olduğunu iddia etmektedir. Gerçekten de büyük sıkıntıların yaşandığı Ermenistan’da büyük bir muhalefet bloğunun oyların sadece % 14’ünü alması pek inandırıcı değildir.


Seçimlerde dördüncü sırada görülen tarihi Ermeni Devrimci Federasyonu veya Taşnak Partisi’nin başlıca özelliği aşırı milliyetçiliktir. Bu nedenle Ter Petrosyan’ın başkanlığı döneminde Ermenistan’da yasaklanmış, 1998 yılında başkanlık seçimi sırasında Koçeryan lehine tutum aldığı için, seçimlerden sonra hakkındaki yasak kaldırılmıştır. Geçen Parlamento seçimlerinde 9 sandalye alan Taşnaklar koalisyon hükümetine de katılmıştır. Koçeryan’ı desteklemelerine karşın Başbakan Markaryan’ın Cumhuriyetçi Partisiyle ittifak aramayan Taşnaklar seçimlere kendi adlarıyla girmeyi tercih etmişlerdir.


Koçeryan’ı destekleyen Cumhuriyetçi Parti ile Hukuk Devleti Partisinin seçimlerden kazançlı çıkmalarına karşın aynı durumda olan Taşnakların, diasporadan gelen önemli mali kaynaklara sahip olmalarına rağmen seçimlerde fazla başarılı olamamalarını açıklamak zordur. Partinin iç politika sorunlarında pek aktif olmamasının yanında “soykırım” gibi güncelliği bulunmayan bir konuya önem vermesinin ve Karabağ sorunundaki aşırı tutumunun bazı seçmenlerce olumsuz değerlendirilmiş olması mümkündür.


Seçimlerin sürprizini geçen yıl kurulmuş olan ve pek tanınmayan Birleşik İşçi Partisinin %5 barajını aşarak 6 milletvekili çıkarması oluşturmuştur. Partinin bu başarıyı  Başkanı  Gurgen Arsenyan’ın kişisel serveti kadar metotlu çalışmasına ve politikaya yeni yüzler sunmasına borçlu olduğu anlaşılmaktadır.

Seçimlerde usulsüzlük ve yolsuzluklar

Devlet Başkanlığı seçimleri sırasında yapılan usulsüzlük ve yolsuzluklar hakkında daha önce bilgi verilmişti[7]. Bunlar, yapılan bütün uyarılara rağmen, parlamento seçimlerinde de devam etmiştir. Başkanlık seçimi sırasında yapılan keyfi tutuklamalar hakkında, aynı olayların parlamento seçimlerinde de tekrarlanmasını önlemek amacıyla, New York’taki Helsinki Watch örgütü seçimlerden bir gün önce 24 sayfalık bir rapor yayınlamıştır[8].


Başlıca usulsüzlük ve yolsuzluklar şu şekilde sıralanabilir:  Gizli olması gereken oylamanın açık yapılması, askerlerin büyük gruplar halinde getirilip oy verdirilmesinin gösterdiği gibi, özgür irade yerine talimatla hareket edilmesi, kimlik belgesi ibraz etmeden oy verilmesi, seçmen listelerindeki eksiklik ve yanlışlıklar bulunması, oylama sonucunda hesapların tutmaması, bazı oy pusulalarının işaretlenmiş olması, oy karşılığında para veya yiyecek dağıtılması, başkalarının yerine oy kullanılması ve sandıklara sahte oy pusulası doldurulması[9].


Bunlardan son ikisinin özellikle yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Ülkedeki zor ekonomik koşullar nedeniyle bir milyon kadar Ermeni, başta Rusya olmak üzere, çeşitli ülkelere göç etmiştir. Oysa bunlardan bir çoğunun seçmen listelerinde kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bir kaynak[10] bu kişilerin tüm seçmenlere oranının %30’a ulaştığını ve bazı kişilerin artık ülkede yaşamayan bu şahıslar için de oy kullandığını ileri sürmektedir.


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok sözü edilen sandıklara sahte oy pusulaları doldurulması parlamento seçimlerinde de görülmüştür. Bir başka kaynak[11] seçimlerin sona ermesinden bir saat önce oy kullananların sayısının 990.000 olarak bildirildiğini, seçimlerden sonra ise bu sayının 1.161.025’e çıktığını bunun da ancak sandıklara sahte oy pusulası doldurulması suretiyle yapılabileceğini ifade etmektedir. Bu durum


seçimleri gözlemci olarak gönderilen Avrupa Konseyi Danışma Meclisi Heyeti Başkanı Lord Russel-Johnston’un da dikkatini çekmiş olup adıgeçen sandıkların kapanmasın-dan yarım saat önce oy verenlerin oranı %43 olarak bildirilmişken bu oranın sandıkların kapanmasından sonra % 51’e çıkmasının kendisini hayrete düşürdüğünü söylemiştir[12].


Başkanlık seçimlerine olduğu gibi parlamento seçimlerine de çok sayıda yabancı gözlemci katılmıştır. Temsil durumları itibariyle iki gözlemci heyeti özellikle önem taşımıştır. Bunların birincisi, Avrupa Konseyi ve AGIT’in parlamenter meclisleriyle AGIT’in Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (ODIHR) tarafından oluşturulan ve başkanlığını Amerikalı Büyükelçi Robert Barry’in yaptığı heyettir. Kısaca OSCE/ODIHR Heyeti olarak adlandırılmaktadır.  İkincisi ise Bağımsız Devletler Topluluğun gönderdiği ve başkanlık seçimlerinde de olduğu gibi başkanlığını Rus Yuri Yarov’un yaptığı bir heyettir.


OSCE/ODIHR Heyeti seçimlerden sonra yayınladığı uzun ve ayrıntılı raporda[13], ilk sonuç olarak seçimlerin, kampanya ve basın özgürlüğü bakımından başkanlık seçimlerine göre gelişme gösterdiğini, buna karşın demokratik seçim standartlarının altında kaldığını bildirmiştir. Seçimlerde bir kişinin ölmesi de seçimleri bozan bir olay olarak nitelendirilmiştir.


Buna karşın Bağımsız Devletler Topluluğu Gözlemci Heyeti Başkanı Yuri Yarov seçimlerin, Ermeni seçim kanuna uygun olarak yapıldığını ve saydam ve demokratik olduğunu söylemiş ancak seçimlerde bazı usulsüzlükler de yapıldığını ancak bunların seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde olmadığını da ifade etmiştir[14].


Böylelikle iki gözlemci heyeti arasında başkanlık seçimlerinde görülen değerlendirme farkı[15] parlamento seçimlerinde de meydana çıkmıştır. Aslında bu fark iki ayrı dünya görüşünü yansıtmaktadır. Batılılar özgür ve saydam seçimleri demokrasinin vazgeçilmez koşuşu olarak görürken Doğulular seçimleri daha ziyade bir bir formalite olarak algılamaktadırlar.


Görüldüğü üzere yapılan bütün ikazlara rağmen parlamento seçimlerinde yaygın bir şekilde usulsüzlük ve yolsuzluk yapılmıştır. Bunun başlıca nedenini seçim müessesesine karşı Ermeni halkının duyduğu güvensizliktir. Bu güvensizlik de Sovyet rejimi dönemindeki düzmece seçimlerden ileri gelmektedir. Sovyet döneminde yapılan seçimlerin hepsini  % 99 oranında Komünist Partisinin belirlediği adaylar kazanılırdı, daha doğrusu bu adayların oyların tamamına yakınını almaları bazı hilelerle sağlanırdı. Yıllarca süren bu durum, yukarıda da belirttiğimiz gibi,  kişilerin seçimleri bir formalite gibi görmeleri sonucunu vermiştir. Bu nedenle günümüzde i pek çok kişi seçimlerde usulsüzlük yapılmasını normal addetmekte ve hatta bazı küçük menfaat karşılığında bu usulsüzlüklere veya yolsuzluklara ortak olmaktadır. Seçime katılanların oranının düşük olması da seçimlere karşı duyulan güvensizliği yansıtmaktadır.  Doğu Avrupa ülkeleri rejim değişikliğinden kısa bir süre sonra demokrasinin birinci koşulu olan dürüst ve özgür seçimlere ayak uydururken, Ermenistan ve diğer bazı eski Sovyet ülkeleri için aynı husus söylemek mümkün değildir.

Seçimler ve Dış Politika

Karabağ sorunu nedeniyle Azerbaycan ve soykırım iddiaları nedeniyle Türkiye ile ciddi sorunları olan,  ayrıca Rusya’ya ile mevcut yakın işbirliği yanında Avrupa ülkeleri ve A.B.D. ile yakın işbirliği kurmaya çalışan Ermenistan için dış politika sorunları özel bir önem arz etmektedir. Ne var ki dış politika konuları partilerin seçim bildirgelerinde az yer almış ve çok kere içerikten yoksun genel ifadelerle yetinilmiştir. Bir gazetenin belirttiği gibi[16] parti programlarının dış politika kısımları yazılmış olmak için yazıldığı kanısını vermiştir. Bu genel eğilime uygun olarak da Türkiye ile ilişkilere de parti programlarında az ver verildikten başka bu konu Ermenistan’ın en büyük komşusu ile yapabileceği işbirliği acısından değil, sözde soykırımı açısından ele alınmıştır.       


Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak Partisi) programında “soykırımının” uluslararasında tanınmasının dış politikanın başlıca öğelerinden biri olduğu kayıtlıdır[17]. Koçeryan’ı desteklemelerinin karşılığı olarak geçen Hükümete de giren Taşnaklar bu hususun Ermeni dış politikasının öncelikleri arasında yer almasını sağlamışlardır.


Taşnaklar gibi tarihi bir parti olan Ramgavarlar da programlarında soykırım iddialarına yer vermişlerdir[18]. Bu partinin başkanı Ruben Mirzahanyan bir demecinde Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan, Türkiye-Azerbaycan ve Türkiye-İsrail arasındaki ekonomik ve askeri ittifaklarının yarattığı tehlikelere dikkati çekmiş ve ayrıca “Ermenistan’ı kim idare ederse etsin soykırımın uluslararası tanınması Ermenistan dış politikasının temel taşı olmaya devam etmelidir” demiştir[19].


Ermeni Milli Hareketi Partisi ise “soykırım” konusuna daha ılımlı yaklaşarak bu sorunun Türkiye ile ilişkiler kurularak çözümlenebileceğini bildirmiştir[20]


Bu üç partiden sadece Taşnaklar 11 milletvekili ile Parlamentoda temsil edileceklerdir.  Ramgavarlar büyük mali olanaklarına karşın sadece 34.108[21] (% 2,7)   oy alarak Meclis dışında kalmışlardır. Ermeni Milli Hareketi Partisinin oyları ise 7.676[22] (% 0,6) çıvarında olmuştur.


Seçime giren partilerden çok azının sözde soykırıma değinmiş olması Ermenistan kamu oyunun bu konu ile ilgilenmediği anlamına gelmemektedir. Özellikle Koçeryan’ın başkanlığı döneminde soykırım iddiaları üzerinde çok durulmuş olması ve bu konunun okullarda artan bir şekilde okutulması duyarlılığı arttırmıştır. Ancak seçimlere malzeme teşkil etmemesi Ermenistan halkının, diasporadan farklı olarak, “soykırım” konusunu günlük yaşam sorunları arasında görmediğini göstermektedir. 

Anayasa reformu için referandum

Ermenistan Anayasası 1995 yılında Ter Petrosyan döneminde kabul edilmiştir. Devlet Başkanına tanıdığı büyük yetkiler nedeniyle çok eleştirilen bu Anayasanın değiştirilmesi için Başkan Koçeryan’ın da desteği yeni bir taslak hazırlanmıştı. Mevcut 114 maddenin % 80 inin değiştirilmesini öngören bu taslak Ermenistan Milli Meclisince onaylanmış ve milletvekilleri seçimleri sırasında referandum yoluyla halkın oylamasına sunulmuştur. Başkan Koçeryan’a göre yapılan değişiklikler devlet başkanının yetkilerinin kısıtlanmasını ve başta Parlamento olmak üzere diğer devlet kurumlarının yetkilerinin arttırılmasını ve böylelikle de Ermenistan politik sisteminin Avrupa Konsey standartlarına uygun hale getirilmesini amaçlamaktadır.  Koçeryan’a karşı olanlar ise değişikliklerin başkanın daha ziyade törensel yetkilerini kıstığını, aslında bazı yetkilerini arttırdığını, örneğin başkanın, başbakanın rızası olmadan, savunma ve dışişleri bakanlarının işine son verebileceğini, ordu ve diğer güvenlik güçlerinin kumandanlarını atayabileceğini ileri sürüyorlardı[23]. Değişiklikler arasında özellikle diaspora Ermenilerini ilgilendiren çifte vatandaşlığın tanınması, yabancılara toprak satılması, milletvekillerinin sayısının 131’den 101’e indirilmesi gibi hususlar da bulunmaktaydı.[24]  


Referandumda 563.205 kişi “evet”, 550.668 kişi “hayır” oyu kullanmıştır. Anayasa değişikliği kabulü için kayıtlı oyların en az 1/3 ünün “evet” olması gerektiğinden ve rakam 776.331 olduğundan Anayasa değişiklikleri reddedilmiştir[25].


Yukarıda belirtildiği üzere Başkan Koçeryan anayasa değişikliklerini desteklemişti. Tekrar seçilmesi münasebetiyle düzenlenen göreve başlama törenindeki konuşmasında bu değişikliklerin yapılmamasının affedilmez bir hata olacağını söylemesi[26] desteğinin ileri derecede olduğunu göstermiştir. O nedenle değişikliklerin reddedilmesi her şeyden önce Başkan Koçeryan için bir başarısızlık sayılmaktadır. Buna karşın bu olay Başkana kendisinin ülkede demokratik koşulların hakim olması için çalıştığını ileri sürmek fırsatını vermiş bulunmaktadır. Diğer yandan bu ret, örneğin Avrupa Konseyi Danışma Meclisinde Haziran ayı sonlarında Ermenis-tan’daki seçimler hakkında yapılacak görüşmelerde, ülkede yapılan oylamalara her zaman hile karıştırılmadığının da bir kanıtı olarak da gösterilebilecektir. Son olarak referandum kabul edilseydi Başkanın yetkileri, az da olsa,  kısıtlanacak olduğundan şimdi Başkan Koçeryan, eskisi gibi, parlamentoyu feshetmek, başbakanı atamak ve görevden almak dahil, gayet geniş yetkilere sahip olmaya devam etmektedir. O itibarla referandumun reddi, Koçeryan için bir prestij kaybına neden olsa da kendisine bazı avantajlar sağlamış bulunmaktadır.             

       

2. BAŞKANLIK SEÇİMLERİYLE İLGİLİ GELİŞMELER

Başkanlık Seçimlerinin 19 Şubat 2003 tarihinde yapılan birinci turundan sonra başlayan muhalefetin protesto gösterileri seçimlerin 5 Mart’ta sonuçlanmasından sonra da zaman zaman Erivan’da trafiği engelleyecek boyutlara ulaşarak[27] yaklaşık bir ay kadar devam etmiştir. Koçeryan muhalefetten ülkenin imajı ile oynanmamasını istemiş[28] gösterilerin devam etmesi karşısında da seçimlerde yapılan yolsuzlukları soruşturmak üzere özel bir çalışma grubu kurulması talimatını vermiştir[29]. Diğer yandan göstericilerden bazıları “kamu düzenini bozmak” suçundan tutuklanarak 5 ila 15 gün hapse ve 500 ila 1500 dram para cezasına çarptırılmışlardır. Bu kişilerin sayısı 132 ulaşmıştır[30]. Gösteriler Başkan Koçeryan’ın 9 Nisan 2003 tarihinde yapılan göreve başlama töreni sırasında da yapılmış[31], Anayasa Mahkemesinin aşağıda değineceğimiz 17 Nisan tarihli kararından sonra tedricen durmuştur.


Başkan Koçeryan seçimlerin Avrupa standartları altında kaldığına dair uluslararası kuruluşlardan gelen eleştirilere cevaben 12 Mart 2003 tarihinde düzenlediği basın toplantısında “Bağımsız Ermenistan’ın sadece 12 yaşında olduğu ve Avrupa kuruluşlarıyla entegrasyona yeni başladığı anlaşılmalıdır.” demiş ve Avrupa seçim standartlarının eksiksiz bir şekilde genç Ermenistan demokrasisine uygulanmamasını istemiştir[32]. Bu ifadeler seçimlerde usulsüzlük ve yolsuzluklar olduğunun Koçeryan tarafından dolaylı bir itirafını oluşturmuş, ayrıca demokrasi kurallarının hepsinin, yeni bir devlet olduğu için, Ermenistan’a uygulanmaması gibi bir kabul edilemez bir talep içermiştir.   


Başkanlık seçimlerinin birinci turuna katılarak Koçeryan ve Demirciyan’dan sonra oyların %17’sini alarak üçüncü olan Artaş Gegemyan’ın bu seçimlerin iptali amacıyla Anayasa mahkemesine açtığı dava 24 Mart 2003 tarihinde sonuçlanmış ve Mahkeme delil yetersizliğinden Gegemyan’ın talebini reddetmiştir[33]


Koçeryan’a karşı başkanlık seçimlerini kaybeden Stepan Demirciyan seçimlerin geçersiz sayılması için Anayasa mahkemesine başvurmuştur[34]. Mahkeme bu başvuru hakkındaki kararını Koçeryan’ın 9 Nisan’da yemin ederek tekrar resmen göreve başlamasından yaklaşık bir hafta kadar sonra 17 Nisan’da verilmiş ve Demirciyan’ın talebini reddetmiştir[35]. Mahkeme kararını geçersiz oyların, adayların aldığı oylar arasındaki farka etki yapmamasına dayandırmıştır.


Mahkeme ayrıca 25 Mayıs 2003 tarihinde yapılacak seçimler sonucunda toplanacak olan Meclisin bir yıl içinde bir “güven referandumu” düzenlemesini de önermiştir. Bu konuda Başkan Koçeryan’ın basın bürosundan yapılan açıklamada Anayasa Mahkemesinin bu önerisinin hukuki bir sonuç doğurmadığını ayrıca Başkan Koçeryan’ın seçimlerde  % 67.5 oranında oy alarak güven oyu da almış olduğu belirtilmiş ve Başkanın Anayasa Mahkemesi kararına ayrıca bir tepki göstermeyeceği de ifade edilmiştir[36]. Savcılar Bürosu Anayasa Mahkemesinin bu önerisini propaganda olarak nitelemiştir[37].  Savcılar Bürosunun bu hareketi bir adli makamın diğer bir adli makamı açıkça yermesi gibi dünyada hemen hiç görülmeyen bir olay olmuştur. Anayasa Mahkemesi Başkanı Gagik Harutiunyan bir basın toplantısı düzenleyerek Mahkemenin Başkan Koçeryan’ın seçilmiş olduğundan şüphe duymadığını, referandum önerisinin ise  “mevcut ve gelecekteki anlaşmazlıkların çözümünü kolaylaştırmak” için yaptığını ifade etmiştir[38].


Anayasa Mahkemesinin referandum önerisi hukuki bir sonuç doğurmasa da Koçeryan’ın seçimi meşru yollarla kazanmış olduğuna şüphe düşürdüğünden Koçeryan için olumsuz bir gelişme olmuştur.


Başkanlık seçimleri hakkında gözlemciler hazırlanan rapor Avrupa Konseyi Danışma Meclisinde 31 Mart 2003 tarihinde görüşülmüştür. Seçimler hakkında Ermenistan’a karşı set eleştiriler yönetilmekle beraber kabul edilen kararda Ermenistan’a karşı bir yaptırım uygulanmamış ve Mayıs ayı parlamento seçimlerinde usulsüzlük yapılmasının önlemesi Ermenistan Hükümetinden istenmiştir[39]. Yukarıda açıkladığımız gibi parlamento seçimlerinde de çok usulsüzlük ve yolsuzluk olduğundan Avrupa Konseyinin değindiğimiz kararının bir etkisi olmamıştır.


Gösterilerin devam ettiği ve seçimlerde usulsüzlük ve yolsuzluk yapıldığı iddiaların sürdüğü bir dönemde diğer devlet başkanlarından Koçeryan’a tebrik mesajı göndermesi başkanlık seçimlerinin yasal olduğunun başka ülkelerce de tanınması gibi bir anlam kazanmıştır.  Batılı ülkelerden sadece Fransa ve daha geç bir tarihte Yunanistan Devlet Başkanları Koçeryan’a tebrik mesajı göndermişlerdir. Başkan Putin ve Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi diğer ülkeler de seçimlerden sonra makul bir süre içinde tebrik mesajları yollamışlardır.  Yukarıda değindiklerimiz hariç Batılı ülkelerden mesaj gelmediği bir dönemde Türkiye Cumhurbaşkanının 18 Mart’ta Koçeryan’ı tebrik etmesi bir sürpriz teşkil etmiştir. Ermenistan basınında bu mesajın aslında bir iyi niyet jesti olduğu hakkında bir yoruma rastlanmamış buna karşılık Azerbaycan Dışişleri Bakanı Vilayet Guliev, Koçeryan’ın tüm Türklerin düşmanı olarak bilindiğini o nedenle kendisine gönderilen kutlamanın anlaşılmadığını söylemiştir.[40].


Diğer Batılı ülkeler ve bu arada Almanya, İngiltere ve ABD tebrik mesajı göndermek için Koçeryan’ın 9 Nisan’da resmen göreve başlamasını beklemişlerdir.


Bu arada Başkan Bush’un gönderdiği ve metni açıklanmayan mesajda tebrik bulunmadığı aksine başkanlık seçimlerin cereyanı hakkında düş kırıklığını dile getirdiğine dair haberler çıkmıştır[41].


Ermenistan Devlet Başkanlığı seçimlerinde Koçeryan lehine usulsüzlükler ve hileler yapıldığında şüphe bulunmamaktadır. Ancak bunların değerlendirilmesi ve gerekirse seçimlerin iptal edilmesi yetkisi ilgili Ermenistan makamlarındır. Gerek Seçim Merkezi Komisyonu gerek Anayasa Mahkemesi seçimlerin geçerli olduğuna dair karar aldıkları cihetle Robert Koçeryan hukuken Ermenistan Devleti Başkanı olmuştur ve normal koşullarda 2008 yılına kadar da bu görevi sürdürecektir.

3. TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ

Türkiye ile Ermenistan arasında başlıca üç sorun vardır. Bunlar Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını şimdiye kadar tanımamış olması, Türkiye’ye karşı soykırım suçlamaları ileri sürülmesi ve Ermenistan’ın Karabağ’ı ve Azerbaycan’a ait diğer toprakları işgal etmiş olmasıdır. Türkiye Ermenistan’la diplomatik ilişki kurulmasını ve kara sınırının açılmasını bu üç sorunun çözümüne veya çözüm yoluna girmesine bağlamıştır.


Ermenistan ise Türkiye ile diplomatik ilişki kurulmasını ve kara sınırının açılmasını ve böylece ilişkilerinin normalleştirilmesini çok istemekle beraber bu konunun “önkoşul olmadan” gerçekleştirilmesinde ısrar etmektedir. Diğer bir deyimle Ermenistan yukarıda saydığımız üç sorun hakkında kendi tutumunu değiştirmeden Türkiye’nin tutumunu değiştirmesini beklemektedir.


Zaman zaman gündeme gelen “önkoşul olmadan” ilişkilerin normalleştirilmesi konusu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Türkiye- Ermenistan ilişkileri hakkında basında çıkan bazı sözleriyle yeniden güncellik kazanmıştır.  Sayın Gül Antalya’da “Ermenistan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımaya hazırsa ve Türkiye’den toprak talep etmekten vazgeçiyorsa Türkiye’de Erivan ile dost olmaya hazırdır”[42] demiştir. Gül, Türkiye’nin tüm komşularıyla iyi ilişkiler içinde olmayı arzu ettiğini, Ermenistan hariç diğer komşularıyla da normal ilişkileri olduğunu belirtmiştir.


Bu konuda bir soruyu cevaplandıran Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bayan Cunik Ağacanyan, Ermenistan’ın öteden beri, “önkoşul olmadan” Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmekten yana olduğunu söylemiştir[43]. Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan ise 25 Mayıs günü parlamento seçimleri için oy kullanırken gazetecilerin bu konudaki sorularına cevaben ülkesinin Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek için “önkoşul olmadan” görüşmelere başlamak arzusunu tekrarlamış,  Abdullah Gül’ün bu konuyu Karabağ sorununa bağlamamasının olumlu bir işaret olduğunu belirtmiş ve sonra “Eğer Türkiye’nin resmi politikası bu ise, memnunlukla karşılanmalıdır. Böylelikle ilişkilerimizin normalleştirilmesi yolunun açılmış olacağına inanıyorum” demiştir. Oskanyan ayrıca dış politikada önemli değişikler yaptıkları için Türk makamlarını övmüş,  bu değişikliklerin tüm bölgede durumu değiştireceğini söylemiş ve iki ülke dışişleri bakanlarının bu konuda daha ayrıntılı görüşmeler yapmaları için bir araya geleceklerini ümit ettiğini ifade etmiştir[44].


Ermenistan Dışişleri Bakanının bu belirgin memnunluğu, herhalde,  Sayın Gül’ün sözlerini Türkiye’nin Ermenistan ile olan ve yukarıda değindiğimiz üç sorundan ikisinden, (Karabağ sorunu ve soykırım iddiaları) vazgeçtiği şeklinde yorumlamasından ileri gelse gerektir.  Türkiye’nin Karabağ sorununda başından beri Azerbaycan’ı çekincesiz desteklemesi, Ermenilerin, işgal etmiş olmalarına rağmen, bu topraklar üzerindeki haklarını tanıtamamalarının başlıca nedenlerinden biridir. Türkiye’nin Karabağ’ı Ermenistan ile arasında bir sorun olarak görmemesi, bu toprakların Ermenistan tarafından ilhak edilmesi gibi Ermenilerin çok istediği ve fakat Azerbaycanlıların kesinlikte reddettiği bir çözümü çok kolaylaştıracaktır.


Soykırım iddialarına gelince Türkiye’nin bunları Ermenistan ile arasında bir sorun olarak görmemesi veya önemsememesi Ermenilerde Türkiye’nin ileride bu iddiaları kabul edilebileceği şeklinde algılanmakta ve bu da Türkiye’den tazminat ve hatta toprak alınabileceği ümitlerini doğurmaktadır.


Görüldüğü üzere Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların sadece toprak bütünlüğünün tanınması ve toprak taleplerinden vazgeçilmesine indirilmesi Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın aleyhine ve Ermenistan’ın lehine bir durum yaratmak-tadır..


Bu hususta Ermenistan kamu oyunun yanında tazminat ve toprak talebinde özellikle ısrar eden Diaspora Ermenilerin düşünce ve tepkileri de önemlidir. Ramgavar Partisi Merkez Kurulu Başkan Yardımcısı Yervand Azatian verdiği bir mülakatta[45] Türkiye’ye “ Ani ve Ararat (Ağrı) Dağını terk ederek sembolik bir taviz verin, biz de toprak talebinden vazgeçelim desek ne olur? Ben şahsen taleplerimizden bir karış (inch)  vazgeçmek istemem fakat bu, Ermeniler için, “realpolitik” olarak bir sonuç verecekse, bırakalım Türkler bu sembolik tavizde bulunsunlar ve biz de gündemimizden toprak taleplerini çıkaralım” demiştir.


Yukarıda değindiğimiz üzere Ramgavarlar tarihi ve fakat günümüzde fazla gücü olmayan bir partidir. Türkiye-Ermenistan ilişkileri konusunda, diasporaya büyük ölçüde hakim olan Taşmakların, son gelişmeler hakkında henüz ifade etmedikleri görüşleri çok daha önemli olacaktır. Ancak Azatian’ın sözleri toprak talebinin ne derecede gerçek dışı olduğunun bazı Ermeni çevrelerinde anlaşılmaya başlanmış olduğunu göstermesi bakımından dikkate değerdir. Toprak taleplerindeki bu gerileme işaretlerine karşı tazminat talebinde bir değişiklik görülmediğini bu vesileyle belirtmekte yarar vardır.


Diaspora Ermenilerinin bu katı tutumuna karşı Türkiye gibi Ermenistan da ilişkilerini normalleştirme arzusu içindedir ve bu amaçla iki ülke dışişleri yetkilileri öteden beri temas halinde olmuşlardır. Ayrıca son yıllarda dışişlerini bakanları da sık ça görüşmüşlerdir.  2002 yılının iki ülke dışişleri bakanlarının en fazla bir araya geldikleri yıl olmasına karşın, gerek Türkiye’de gerek Ermenistan’daki seçimlerin yapılması 2002 Eylül ayından beri bu temasları durdurmuştu.


Haziran 2003 başlarında NATO Bakanlar toplantısı ve Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi münasebetiyle Madrid’de bulunan iki ülke dışişleri bakanları bu fırsattan yararlanarak bir görüşme yapmışlardır.  Ermenistan Dışişlerleri Bakanlığının bu konudaki basın bildirisine göre[46] bakanlar “bölgesel sorunları, Karabağ sorunun çözüm sürecini ve ikili konuları ele almışlardır. Bakanlar iki ülke ilişkilerinin iyileşmesinin bölge istikrar ve güvenliğini olumlu etkileyeceği hususunda mutabık kalmışlardır. İki Bakan bu görüşmelerinin diyalogun geliştirilmesi bakımından yararlı bulmuşlar ve tekrar toplanmaya karar vermişlerdir.”


Türk basınında ise bu toplantı hakkında muğlak haberler yayınlanmıştır[47]. Bunlara göre halen iki ülke arasında mevcut “rutin anlayış”  “hızlandırılmış bir hareket” haline getirilecek ve bu harekete Azerbaycan da dahil edilecektir. Bu ifadelerle taraflar arasındaki temasların yoğunlaştırılacağı ve bunlara Azerbaycan’ın da dahil edileceği kastedilse gerektir. Diğer yandan üç ülkenin “sınır bölgelerinde yaşayanlarda mevcut olan enerjinin dışa yansıması için uğraş” verileceği belirtilmiştir ki bu da esas itibariyle sınır ticaretine izin verilebileceği anlamına gelmektedir. Bir başka Türk kaynağı ise Kars’tan Ermenistan’a giden demiryolunun kullanıma açılmasının öngörüldüğünü yazmıştır[48].


Buna karşılık Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların tamamen açılması için Ankara’nın öteden beri ileri, sürdüğü dört koşulun halen de geçerli olduğu basın haberlerinde bildirilmekte ve bunlar şu şekilde ifade edilmektedir[49]:


- Tarihten husumet çıkarılmamalı. Ermenistan soykırım iddialarını ileri sürmemeli, bu konunun tarihçilere bırakılmasına onay vermeli.


- Ermenistan Anayasasında yer alan Türkiye’den toprak talep edilmesine yönelik madde çıkarılmalı


- Ermeni güçleri işgal altında bulunan Karabağ’dan çekilmeli Azerbaycan ile Nahçivan arasında güvenlik koridoru oluşturulmalı (Nahçivan kara yoluyla Azerbaycan’a bağlanması kastedilmektedir)


Buna göre Ankara’nın Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmak ve sınırları açmak için ileri sürdüğü koşullarda bir değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşın, taraflar arasında bir yaklaşma sağlayabilmek için, küçük fakat devamlı adımlar atılmasına karar verilmiş olduğu görülmektedir. Türkiye- Ermenistan ilişkileri yıllardan beri bir çıkmazda bulunduğundan bu durumu değiştirecek her girişim, ilke olarak yararlıdır. Ancak bu yeni girişimin başarılı olabilmesi büyük ölçüde Azerbaycan’ın katkısına bağlı olacağı görülmektedir. 

4. AMERİKAN TEMSİLCİLER MECLİSİNDE SOYKIRIM TASARISI

Daha önce de açıklamış olduğumuz gibi[50]  2002 yılı Temmuz ayında New Jersey Eyaleti Demokrat Senatörü Robert Toricelli Senatoya Birleşmiş Milletlerin soykırıma ilişkin 1948 tarihli sözleşmesinin desteklenmesini öngören bir karar tasarısı sunmuştu. Bu uzun tasarının bir paragrafında “ Yahudi Holokostu, Ermeni Soykırımı ve Kamboçya ve Ruanda soykırımlarından alınan derslerden gelecek soykırımların önlenmesi için yararlanması” ifadesi vardı. Bu tasarı Temsilciler Meclisinden geçtiği taktirde sözde Ermeni soykırımı da, dolaylı bir şekilde de olsa, kabul edilmiş olacaktı.


2000 yılında sadece Ermeni soykırımını konu alan bir tasarının, Başkan Clinton’un şahsi müdahalesiyle Temsilciler Meclisi gündeminden çıkarılmasından sonra bu konuda daha ihtiyatlı davranmaya başlayan Ermeni diasporası, esas itibarıyla Yahudi Holokostunu konu alan yukarıda değindiğimiz karar tasarısına “Ermeni Soykırımı” sözcüklerini sıkıştırmak suretiyle, fazla tepki çekmeden, yıllardan beri peşinde oldukları A.B.D.’nin sözde Ermeni soykırımını tanımasını gerçekleştirmeyi planladıkları anlaşılıyordu.


Ancak bu plan yürümedi. 11 Eylül terörist saldırısının Türkiye’ye kazandırdığı önem Türkiye’nin tepkisini çekecek bir metnin onaylanmasını engelleyecek ölçüdeydi.


Diğer yandan bu teklifin sahibi Senatör Toricelli’ye atfedilen bazı yolsuzluklar[51] da bu tasarının savunulmasını güçleştiriyordu. Temsilciler Meclisi için 2002 Kasım ayında seçim yapıldığından bu tasarı da geçersiz oldu.


Normal koşullarda sözkonusu tasarının seçimlerden sonra tekrar sunulması bekleniyordu. Bunun olmaması Ermeni Lobisinin koşulları uygun görmediğinin işaretiydi. Türkiye’nin A.B.D.’nin Irak harekatı sırasında izlediği politikanın yarattığı olumsuz tepkiler durumu birden değiştirdi.  10 Nisan 2003 tarihinde bu tasarı, ayrıntılarında yapılan bazı değişikliklerle ve 65 imza ile tekrar önerildi[52]. Ermeni çıkarları için verdiği destek ile tanınan James Sensenbrenner’in başkanlığını yaptığı Hukuk İşleri Komitesinde oybirliği ile kabul edilerek Temsilciler Meclisine sunuldu[53].  Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Vaşington’daki Türkiye Büyükelçiliğinin Komiteye gönderdikleri ve tasarı metninden “Ermeni soykırımı” ifadelerinin çıkarılmasını isteyen mektupları dikkate alınmadı[54].


Bu tasarının, genel kurulda gündeme alınıp alınmaması, Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert'ın yetkisinde olduğu anlaşılmaktadır[55]. Yukarıda belirttiğimiz gibi 2000 yılında sözde Ermeni sorunu hakkındaki tasarı Başkan Clinton’un yazılı talebi üzerine Hastert tarafından gündemden çıkartılmıştı. Başkan Clinton ABD’nin yakın müttefiki Türkiye’nin rencide olmaması için bu alışılmamış usule başvurmuştu. Diğer yandan Başkanlık için tekrar adaylığını koyamayacağından Ermeni oylarına ihtiyacı olmaması da bu şekilde davranmasını kolaylaştırmıştı. Başkan Bush’un bu tasarı karşısında ne gibi bir tutum alacağı belli değildir. Başkanın, Türkiye’nin Irak harekatı sırasındaki tutumunun yarattığı memnuniyetsizliğin etkisinde kalırsa ve gelecek yıl yapılacak seçimlerde Ermeni oylarına ihtiyaç duyarsa bu tasarının Temsilciler Meclisinde kabul olasılığı vardır.


Bu arada, Temsilciler Meclisindeki tasarıya destek olmak üzere ABD Senatosunda da bir girişim yapılmıştır. Cumhuriyetçi Parti Nevada Senatörü John Ensign ve New Jersey’in Demokrat Partili Senatörü Jon Corzine, Dışişleri Bakanlığı'nın 2004 yılı bütçe yasasına ek olarak sundukları değişiklik önerisinde, BM Soykırım Sözleşmesinin desteklenmesi çerçevesinde, "Ermeni soykırımı" ifadesine de yer vermişlerdir[56]. Bu önerinin akıbeti de, yukarıda değindiğimiz hususlara, diğer bir deyimle ABD Yönetiminin Türkiye ile olan ilişkilerine verdiği öneme bağlı olacaktır.

5. 24 NİSAN’IN ERMENİSTAN’DA VE DİĞER BAZI ÜLKELERDE ANILMASI

Sözde Ermeni soykırımının başlangıç günü olduğu iddia edilen gerçekte ise İstanbul’da, güvenlik gerekçesiyle iki yüz küsur Ermeninin tevkif edildiği gün olan 24 Nisan 1915 günü, her yıl olduğu gibi bu yılda Ermenistan’da ve önemli Ermeni azınlığı olan diğer ülkelerde törenlerle anıldı. Bu gün münasebetiyle kiliselerde ayinler düzenlendi. Konferanslar verildi.  Yürüyüşler yapıldı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da ABD Kongresinin bazı Ermeni yanlısı üyeleri de Kongre’de konuşmalar yaptılar.


Ermenistan’da Eçmiyazin Katogigosu Karekin II’nin başında bulunduğu ve Başkan Koçeryan ve Başbakan Markaryan ile devletin diğer önde gelen kişilerinin ve kordiplomatiğin katıldığı bir kortej Erivan’da Soykırım anıtını ziyaret ederek buradaki törene katıldı.


Başkan Koçeryan bu gün münasebetiyle yayınladığı bir mesajda[57] “insanlığa karşı işlenmiş olan bu suçun, Türk halkı dahil, herkes tarafından tanınması ve kınanması inancıyla ve Ermenilerin haklı beklentilerine cevap vermek için Ermeni soykırımının uluslar arası tanınmasını Ermenistan dış politikasına dahil ettik.  Tarihi adaletin yerine gelmesi anlamında sadece sarih ve kapsamlı bir uluslararası tutum gerekli değildir; Ermenistan’ın uluslararası alandaki çabaları bütün komşularıyla normal ilişkilere sahip olmak için samimi bir istekten kaynaklanmaktadır”. dedi. Bu sözler Koçeryan’ın sözde Ermeni soykırımının, Türkiye de dahil, tanınması için Ermenistan’ın çabaların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini göstermektedir Diğer yandan Koçeryan’ın, bu tanıma faaliyetleri yanında Türkiye (ve Azerbaycan) ile normal ilişkilerin kurulabileceğine inandığı da görülmektedir. Oysa Türkiye, değil kendisinin başka ülkelerin dahi bu sözde soykırımı tanımasına karşı çıktığı için, Koçeryan’ın  “soykırımının” tanıması ve aynı zamanda normal ilişkiler kurulması düşüncesi gerçekçi değildir.


Sözde Ermeni soykırımını anma törenleri, Sovyet döneminden kalan bir alışkanlıkla, her beş yılda bir daha görkemli yapılmaktadır. Başkan Koçeryan bir Kararname çıkararak, 2005’te yapılacak doksanıncı yıl törenlerinin düzenlenmesi için Başbakan Andranik Markaryan’ın başkanlığında bir Komite kurmuştur[58].Bu arada Başbakan Markaryan, Ermeni soykırımı olmadığını iddia edenlerin cezalandırılması hakkında özellikle Taşnaklar tarafından önerilen bir kanun teklifine karşı çıkmıştır[59]      


Amerikan Ermenileri Başkan Bush’un l 24 Nisan için yayınlayacağı mesajda “soykırım” sözcüğünü kullanması için yoğun bir faaliyet göstermişlerdir. Bu meyanda Ermeni lobisinin talebi üzerine 165 Kongre üyesinin Başkan Bush’a bu talebi destekler bir mektup göndermiştir[60].


Başkan Bush ise mesajında “soykırım” kelimesini kullanmamış ancak olayları korkunç trajedi (horrible tragedy), kitle halinde öldürmeler (mass killings), büyük felaket (great calamity), bütün insanlık için  trajedi (a tragedy for all humanity) ve müthiş can kaybı (horrendous loss of life) deyimlerle tarif etmiştir.. Bunlar aslında soykırımına ilişkin nitelendirmeler olduğundan Başkan Bush, “soykırım” sözcüğünü telaffuz etmeden soykırımı ifade etmiştir.


Başkan Bush’un bu şekilde hareket etmekle Ermeni seçmenlerini tatmin veya hiç olmazsa teskin etmek amacını güttüğünde şüphe yoktur. Ancak Amerikan Ermenileri başkanın bu sözlerini yeterli bulmamışlardır. Taşnak Partisinin bir yan kuruluşu olan Amerika Ermeni Milli Komitesi (ANCA) yayınladığı bir bildiride[61] bu Komitenin Başkanı Kenneth Hachikian, Başkan Bush’un Türkiye’nin Ermeni halkına karşı işlediği soykırımı örtmek için kaçamaklı ve hafifletici bir terminoloji kullandığını, Amerikan İdaresinin Türk Hükümetinin Ermeni soykırımını inkârını destekleme politikasına devam ettirdiğini, Amerikan Başkanının Ermeni soykırımından açıkça ve dürüstçe söz etmemiş olmasının derin düş kırıklığı yarattığını söylemiştir.


Başkan Bush mesajında, Türk Ermeni Barışma Komisyonu’dan[62] övgü dolu ifadelerde bahsetmiş ve gelecek çalışmaları için başarı dilemişti. Amerikan Dışişlerinin dolaylı teşvik ve desteği ile Ermeni sorununa bir çözüm bulunmasına yardımcı olmak üzere Türk ve Ermeni özel kişiler tarafından kurulmuş olan bu Komisyon, tarafların anlaşamaması nedeniyle, bir süreden beri atıl durumdaydı. Amerikan Başkanının bu sözleri Komisyonun tekrar canlandıracağının bir işaretini oluşturuyordu. Taşnaklar kurulduğu günden beri bu Komisyona karşı cephe almış oldukları için ANCA Başkanı Kenneth Hachikian bu Komisyonun Ermeni toplumunun tamamı tarafından kınandığını iler, sürerek Komisyonun canlandırılmak istenmesini eleştirmiştir. Taşnakların bu olumsuz tutumunun arkasında Türk-Ermeni barışması gerçekleştiği taktirde kendilerinin Ermeni siyaset sahnesinden silinecekleri korkusu vardır.


Taşnakların aksine genelde Amerikan Hükümetleriyle iyi geçinen ve daha ziyade varlıklı Ermenileri temsil eden Amerikan Ermeni Asamblesi de Başkan Bush’un mesajına tepki göstermiştir. Bu kuruluşun Başkanı Peter Vosbikyan, “Ancak Ermeni ırkını ortadan kaldırma kampanyasının tam ve kesin bir tanımlamasının yapılması halkım, gerçekler dikkate alınarak bir çözümü öngören ilerici Türkler, Ermeniler ve Türkler arasında barışmayı teşvik eden iyi niyetli Amerikalar ve diğer kişiler için yeterli olabilir “ sözleriyle Başkan Bush’un “soykırım” sözcüğünü kullanmamasını eleştirmiştir.  


Böylelikle Amerikan Ermenilerine hakim ve birbirinin karşıtı iki eğilim de Başkan Bush’un mesajından memnun olmadıklarını ortaya koymuşlardır. Türkiye’den bu mesaj hakkında resmi bir tepki gelmemiş medyada Başkanın “soykırım” sözcüğünü kullanmadığına dair haberlere rastlanmıştır.


Amerikan Ermeni Asamblesinin bildirisindeki “ilerici Türkler” hakkındaki ifadeler, özellikle dikkati çekmektedir.. Bu kişiler “gerçekleri dikkate alarak çözüm öngörenler” şeklinde tanımlanmıştır. Bununla herhalde Ermeni tezlerini olduğu gibi kabul eden çok az sayıdaki bazı vatandaşlarımız kastedilse gerektir. Kanımızca burada ilginç olan husus Türk kamu oyu üzerinde hemen hiç etkisi bulunmayan bu kişilerden Ermenilerin medet ummasıdır ki bu da Ermeni tez ve görüşlerinin kendini kabul ettirmekte güçlükleri olduğunun bir işareti sayılabilir.


Bu yılın 24 Nisan’ı anma etkinliklerinin şüphesiz en önemlisi Paris’e Gomidas’ın heykelinin dikilmesidir. Asıl adı Sogomon Sogomonyan olan Gomidas 1869’da Kütahya’da doğmuştur[63]. Eçmiyazin’e gönderilerek orada teoloji ve müzik okumuş 1894’e dini bir makam olan “vardapet”liğe yükselince,  adet gereğince adını değiştirerek Gomidas adını almıştır.  Sonra Almanya’ ya giderek orada da müzik okumuştur. Gomidas Anadolu’yu dolaşarak, Ermenilerinki de dahil olmak üzere, 3000 kadar halk şarkısını notaya almıştır.


Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin başta Rusya olmak üzere düşman devletlerle işbirliği yapmaları sonucu, bir güvenlik tedbiri olarak, 24 Nisan 1915 tarihinde o zamana kadar serbestçe faaliyet gösteren Ermeni Komiteleri kapatılmış ve önde gelen Ermeniler tevkif edilerek Anadolu’ya sürgüne yollanmıştı. Gomidas da tevkif edilenler arasında olup Çankırı’ya bir kampa gönderilmişti. Gomidas kısa bir süre sonra, İstanbul’daki dostlarının ve özellikle İttihat ve Terakki ile yakın ilişkileri olan milliyetçi şair Mehmet Emin Yurdakul’un girişimleri sayesinde serbest bırakılarak İstanbul’a dönmüştür[64]. Sonraları rahatsızlanan Gomidas 1919 yılında Paris’e gitmiş ve orada 1935 yılında bir hastanede ölmüştür.


Gomidas’ın Ermeni soykırım iddialarıyla ilgisi nedir?  Ermeni kaynakları genellikle Gomidas’ın Ermenilerin kitle halinde öldürülmesi dehşetine tanık olduğu için delirdiğini yazmaktadır[65] . Oysa Gomidas Çankırı da az kalmıştır. Burada kendisine eziyet edildiğine veya bazı olaylara şahit olduğuna dair bilgi yoktur. Bir Ermeni kaynağına göre, tam olarak bilinmeyen nedenlerle 1919 yılında depresyona girmiştir ve bu tarihten sonra müzik yazmamıştır.[66] Bu durumda Gomidas’ın 1915 ila 1919 yılları arasında depresyonda olmadığı ve müzik bestelemeye devam ettiği sonucu çıkmaktadır ki bu da adıgeçenin 1915 Ermeni sevk ve iskânından delirecek derecede etkilenmemiş olduğunu göstermektedir.


Bu durumda neden başkasının değil de Gomidas’ın sözde Ermeni soykırımı ile özleştirilerek heykelinin dikildiği sorusunu akla gelmektedir. Ermenilerin soykırım iddialarını temsil edebilecek derecede tanınmış bir kişi bulamamaları ve o nedenle de eserleri ve insancıl yaklaşımlarıyla herkesin sevip saygı duyduğu Gomidas üzerinde karar kılmış olmaları olasıdır.


Kaidesiyle beraber altı metre yüksekliğindeki Gomidas heykeli Paris’in en seçkin yerlerinden biri olan Seine nehri yakınlarında Kanada meydanındadır. Bu görkemli heykel, ister istemez çok kişi tarafından görülecek ve bu nedenle de Ermeni soykırım propagandasının başlıca araçlarından biri olacaktır.


Türkiye’nin bu anıtın dikilmesine gösterdiği tepkilere gelince bunlar Dışişleri Bakanlığının 24 Nisan 2003 tarihinde yayınladığı basın açıklamasında[67] özetlenmiştir. Bu açıklamaya göre “bir kin anıtının açılması esef ve tepkiyle” karşılaşılmıştır. Bu anıtın yapılmaması için Ankara ve Paris’te yürütülen girişimler sonuçsuz kalmıştır. Başbakan ve Dışişleri Bakanı 22 Nisan 2003 tarihinde Türkiye’yi ziyaret eden Fransız Dışişleri Bakanına “bu anıt ve benzeri girişimlerin ikili ilişkilerimiz üzerindeki olumsuz yansımalarına bir kez daha dikkat çekmişlerdir”. “. Türk-Fransız ilişkilerinin üçüncü tarafların tarihi çarpıtan politikaları doğrultusunda ipotek altında tutulmaya çalışılmasına müsaade edilmesi son derecede hazindir.”


İkinci dünya savaşından sonra Ermeniler nedeniyle Türkiye ve Fransa arasında ilk bunalım 1971 yılında Marsilya’da Ermeni kilisesinin bahçesine sözde soykırımı anmak üzere küçük sayılabilecek ve caddeden pek görülmeyen bir sütun dikilmesiyle başlamış ve Türk Büyükelçisi Hasan Esat Işık, tüm uyarılarına rağmen bu sütunun dikilmesine izin verildiği için Fransa’yı terk ederek Ankara’ya dönmüştü. 1975–1985 yılları arasında Fransa’da Paris Büyükelçimiz İsmail Erez dahil bazı diplomatlarımızın öldürülmesi ve bazılarının yaralanması ile sonuçlanan Ermeni terörü nedeniyle ikili ilişkilerde ciddi krizler yaşanmıştı. 2001 yılı Ocak ayında Fransız Meclisinin sözde Ermeni soykırımı hakkındaki kanunu kabul etmesi de Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakanın Ecevit’in eleştirilerine, T.B.M.M. bu konuda bir kınama kararı almasına sebep olmuş[68] ve Fransa ile olan ikili ilişkilerde, askeri araç ve malzeme alımları dahil, ciddi bir gerileme görülmüştü.


Propaganda aracı olarak sözünü ettiğimiz Fransız kanunundan çok daha fazla olumsuz bir etki yapacağında şüphe bulunmayan Gomidas heykeline karşı Türkiye’nin gösterdiği tepkinin, yukarıda saydıklarımızın yanında, çok ölçülü hatta zayıf olduğu görülmektedir. AKP Hükümeti soykırım iddiaları hakkında Türkiye’nin bilinen tutumunda bir değişiklik yapmadığına göre Gomidas heykeline yetersiz tepki gösterilmesinin nedeni araştırıldığında Avrupa Birliği üyeliği sürecinin gayet nazik bir döneminden geçtiği bir sırada bu üyeliğini destekleyen Fransa ile ilişkilerin bozulmaması amacıyla bu şekilde hareket edildiği sonucuna varılmaktadır.


Ne var ki Türkiye’nin Gomidas heykeli konusunu bir sorun yapmamasının Ermenileri teşvik etmesi olasılığı da vardır. Nitekim Fransa’nın en büyük şehirlerinden olan Lyon’da meydanlardan birine “Ermeni Soykırımı” ile ilgili bir anıt dikmek kararını almıştır[69]. Bu vesileyle halen Fransa’da “Ermeni Soykırımı” ile ilgili 34 adet anıt, haç, meydan ismi v.s. bulunduğunu belirtelim[70].


Diğer yandan Fransa’dan başka ülkelerde de, esasen mevcut Ermeni “soykırımı” anıtlarının artması olasılığı mevcuttur. Nitekim Yunanistan’ın eski Dışişleri Bakanlarından Teodoros Pangalos Selanik’te böyle bir anıt dikilmesini önermiş ve masraflarının Yunan devleti tarafından karşılanmasını istemiştir[71].


[1] Noyan Tapan, 21 Mayıs 2003
[2] Ermeni Araştırmaları, Sayı 8, s. 13,14
[3] Council of Europe Press Release, 23 Mayıs 2003
[4] Bu bölümdeki rakamlar 31 Mayıs 2003 tarihli Arminfo’dan alınmıştır
[5]  Seçim Merkezi Komisyonu üç seçim çevresinde iptal edilmiş olan seçimler Haziran 2003 ayında tekrarlanacaktır.
[6] David Petrosyan, Parliamentary Elections Preliminary Results and First Impressions, The Noyan Tapan Highlights No 21. Haziran 2003
[7] Ermeni Araştırmaları, Sayı 8,  s. 13,14
[8] RFE/RL Armenia Report, 23.05.03
[9] Noyan Tapan, 27 Mayıs 2003
[10] Agence France Presse, 25 Mayıs 2003
[11] Mirror Online, 29.Mayıs 2003
[12] Noyan Tapan, 26 Mayıs 2003
[13]OSCE/ODIHR Electıon Observatıon Mıssıon - Parliamentary Elections, Republic of Armenia 25 May 2003, Statement of Preliminary Findings and Conclusions, Yerevan, 26 May 2003 -  
[14] ArmenPress,  26 Mayıs 2003
[15] Ermeni Araştırmaları, Sayı 8, s.25, 26
[16] Orran Daily 14 Mayıs 2003
[17] BBC Monitoring Research, 9 Mayıs 2003
[18] Aynı kaynak
[19] Azg, 4 Mart 2003
[20] Aravot, 13 Mayıs 2003
[21] Arminfo 31 Mayıs 2003
[22] Aynı kaynak
[23] Eurasian Insight, 18.04.03
[24] BBC Monitoring Research, 9 Mayıs 2003
[25] ArmenPress, 28 Mayıs 2003
[26] BBC Monitoring Research, 9 Mayıs
[27] Azg, 12 Mart 2003
[28] Pan Armenian Net, 12 Mart 2003
[29] Azg, 18 Mayıs 2003
[30] Armennews, 28 Mart 2003
[31] Noyan Tapan, 9 Nisan 2003
[32] Interfax, 12 Mart 2003
[33] Asbarez, 24 Mart 2003
[34] Arminfo, 18 Mart 2003
[35] Noyan Tapan, 17 Nisan 2003
[36] Azg, 19 Nisan 2003
[37] RFE/RL Armenia Report, 17 Nisan 2003
[38] Eurasianet, 23 Nisan 2003
[39] RFR/RL Armenia Report , 2 Nisan 2003
[40] Baku Today, 26 Mart 2003
[41] RFE/RL Armenia Report, 21 Nisan 2003
[42] Arminfo ,21 Mayıs 2003,
[43] Armenpress, 22 Mayıs 2003
[44] Armenpress, 25 Mayıs 2003
[45] Azg, 31 Mayıs 2003
[46] Press Release, Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Armenia, 4 Haziran 2003
[47] Hürriyet, 6 Haziran 2003
[48] D.b. Tercüman ,6  Haziran 2003
[49] Hürriyet, 6 Haziran 2003
[50] Ermeni Araştırmaları, Sayı 6, s.22,23
[51] Senatör Toricelli, hediye karşılığında iş takibi yaptığı için Senato’nun Ahlak Komitesince uyarılmıştı. Adıgeçen, Kasım 2002’de görev süresinin bitmesinden sonra tekrar adaylığını koymamıştır.
[52] Armenian Assembly of America, Press Pelease 10 Nisan 2003
[53] Armenian Assembly of America, Press Release 21 Mayıs 2003
[54] Cumhuriyet, 22 Mayıs 2003
[55] Radikal, 23 Mayıs 2003
[56] Turkish Daily News, 31 Mayıs 2003
[57] Asbarez, 24 Nisan 2003
[58] Asbarez, 22 Nisan 2003
[59] RFE/RL 24 Nisan 2003. Bu teklifin evveliyatı için bkz. Ermeni Araştırmaları Sayı 5, s. 23
[60] Armenian Assembly of America, Press Realese, 14 Nisan 2003
[61] Armenian National Committee of America, 24 Nisan 2003
[62] Bu Komisyon hakkında bilgi almak için bkz. Ermeni Araştırmaları Sayı 2, s. 15–22;  Sayı 3, s. 23–25;Sayı 4, s. 15-18
[63] Gomidas hakkındaki bilgiler Murat Bardakcı’nın  26 Nisan 2003 tarihli Hürriyetim Sitesinde yayınlanan “O Heykelin altına “soykırım” yazmak en azından Gomidas’a hakarettir” başlıklı yazısından alınmıştır.
[64] Zaman gazetesine göre (25 Nisan 2003) Halide Edip Adıvar Amerikan Büyükelçisi Morgenthau aracılığı ile Gomidas’ın serbest bırakılmasını yetkililerden istemiştir. Ermeni kaynakları, Türklerin Gomidas için girişimlerinden bahsetmeyerek sadece Morgenthau’dan söz ederler.
[65] Azg, 26 Nisan 2003,www.  Arnenianheritage.com, www.Kamurj.com
[66]www.doc.uchile cl/nbaloian/windows/komitas
[67] www.mfa.gov.tr/Turkce/grup/ca/2003/4/default.htm
[68] Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, s.10–20
[69] Ann Groong, 28 Nisan 2003
[70] Arminfo 24 Nisan 2003
[71] Hürriyet, 22 Nisan 2003
 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 9, Bahar 2003
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.