Anasayfaİletişim
  
English

Ağrı Dağı Eteklerinde Yitik Canlar: Iğdır Ovasının Kurbanları

Dr. Şenol KANTARCI*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 9, Bahar 2003

 

Title: Lost Lives in the Skirts of the Mount Ararat: the Victims of Iğdır Plains.

Abstract: This paper narrates the excavation of the mass grave in Gedikli/Tavus village in Iğdır Province.  In May 27, 2003, the archeologists accompanied by many Turkish and foreign scholars and journalists dug the dirt, in where the archival sources pointed, and found the skeletons and bones of the Muslim victims, who were slaughtered by the Armenian bands in 1919. As many of them exposed before, this mass grave also proves the Armenian atrocities in the region killing thousands of undefended Muslim children, women and elderly people alike.

Keywords: Armenian Atrocities Against the Turks, Excavation of Gedikli/Tavus Mass Grave Site in Iğdır, Armenian Terror in Iğdır, Iğdır Plains, Mount Ararat.

Anahtar Kelimeler: Türklere Yönelik Ermeni Katliamı, Iğdır Gedikli /Tavus Köyü Toplu Mezar Kazısı, Iğdır ve Çevresinde Ermeni Terörü, Iğdır Ovası, Ağrı Dağı.

Toplu mezar kazısının yapıldığı günün akşamı… Otelde akşam yemeği yiyoruz…

Hemen herkesin yüzünden hüzün mısraları okunuyor...

Avusturya’dan kazıya gözlemci olarak katılan Bayan Kerstin Tomenendal, kazı sırasında görmüş olduğu manzarayı hatırladığını söylerken gözlerinden yaşlar akıyor:“İki çocuğum var… Herhalde ben de olsaydım aynısını yapardım… Çocuklarıma sımsıkı sarılır o dehşet anını beklerdim” diyor...

Bayan Tomenendal’ın gördüğü manzara, katliam sırasında biri üç yaşında diğeri yedi yaşlarında iki çocuğuna sarılmış ve Ermeniler tarafından kafa tası ikiye ayrılmış anne ve çocuklarının iskeletlerinin görüntüsüydü…                         

2003 yılı Mayıs ayının son günleri. Kars havaalanında uçaktan inen oldukça kalabalık bir grup kendilerini Iğdır’a götürecek olan otobüsün yanında toplanmaya başlıyor. Çok geçmeden otobüsün yanında kırk kişiye yakın insan toplanıyor. Aralarında Mısır’dan, Fransa’dan, Avusturya’dan ve Türkiye’den yerli yabancı basın mensubu, bilim adamının bulunduğu grup, kısa bir süre sonra kendilerini Iğdır’a götürecek olan otobüse biniyor.

Otobüstekilerin birçoğu birbirlerini tanımıyor. Iğdır’a doğru araba hareket ettikten sonra ortaya atılan konular üzerinde fikir beyan etmelerle ilk diyalog başlıyor. Gruptakilerin birçoğu Kars’a ve Iğdır’a ilk defa geldiklerini söylüyorlar.

Otobüs, Kars yaylasından Iğdır ovasına doğru ilerliyor…

Aras Nehrinin sağ tarafından yolculuk devam ederken Aras’ın sol tarafında tepelik alanlarda Ermenistan sınırını ve Ermeni köylerini görüyorsunuz. Meraklı gözlerle arabadaki hemen herkes karşı tarafa bakıyor. Otobüs ilerliyor, sol tarafta Ermenistan sınırları içerisinde uzakta üç kubbeli, birbirlerinden bağımsız ovalimsi bir tesis görülüyor. Araçta bulunan ve aslen Iğdırlı olan araştırmacı açıklıyor: “Gördüğünüz bina Medzamor Nükleer Santrali, bu santral yıllardır hem Iğdırlı’yı hem de Erivanlı’yı tehdit ediyor, deprem kuşağındayız, fay hattının üzerinde Azrail uyuyor veya uyutuluyor…”

Fikir beyan etmeler... Yolculuk devam ediyor...

Az sonra heybetini gösteriyor Ağrı Dağı ve eteklerinde cennetin diğer adı Iğdır Ovası… Yeşilin yeşiline bürünmüş uçsuz bucaksız bir ova...

Heyecanla sesleniyor otobüstekilere Iğdırlı araştırmacı: “Hemen fotoğrafını çekebilirsiniz Ağrı Dağı’nın, şapkasını çıkarmış siz misafirlerine, bakın, bakın hiç bulut yok heybetlinin zirvesinde, bunu nadir görürsünüz bu mevsimde…”[1]

Bir saate yakın bir yolculuktan sonra Ağrı Dağı’nın eteklerinde şehrin merkezine Dede – Korkut Oğuzları’nın kadim şehri Iğdır[2]’a girişle yolculuk bitiyor. Bir saatlik bir dinlenmeden sonra Tuzluca’da bulunan Tuz ocağının ziyareti başlıyor. Tuz ocağı, yerin yaklaşık 270 metre aşağısında büyük bir mağara şeklinde...

İspanyol Kralı tarafından, elçi olarak Semerkand’a, Timur nezdine (Mayıs 1404’te)  gönderilmiş olan İspanyol Elçisi Ruj Gonzales de Clavijo, Tuzluca’daki tuz ocağını seyahatnamesinde şöyle anlatıyor: “27 Mayıs 1404’te Nadjoy köyünde istirahat ettik... Tekrar Aras (sağ) kıyısında ilerlemeye devam ettik. Yol bozuk ve bir çok yeri dimdik idi. Ertesi gün yine bir köyde kaldık. Burada dağın tepesine kurulmuş bir kale vardı. Dağ taş tuz kayalarıyla kaplıydı. Civar köylerden gelenler buradan tuz alıp yemeklerinde kullanıyorlarmış.”[3]

Tuz ocağı ziyaretinden sonra Alican Sınır Kapısı’na ziyaretle gün sona eriyor...

Ertesi gün sabah erkenden toplu mezar kazısının yapılacağı köy olan Gedikli /Tavus köyüne doğru hareket ediliyor...

BÖLGENİN KİMLİĞİNDEN BİR KAÇ ÖNEMLİ NOT

Doğu Anadolu Bölgesinin doğusunda yer alan Iğdır’da[4] asırlar boyu birçok medeniyetin ve uygarlıkların hüküm sürdüğü, bıraktıkları tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır. Iğdır ile ilgili olarak bugüne kadar yapılan çeşitli arkeolojik ve prehistorik (tarih öncesi) araştırmalar, bölgedeki yerleşmelerin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bölgenin birçok medeniyete ve uygarlığa beşiklik ettiğini ortaya koymuştur. Iğdır Ovası'nda bulunan kara obsidiyen taş aletlerle çakmak taşından yapılmış aletler, mezolitik (yontma taş) devrin bölgede de yaşandığını göstermektedir. Bölgenin ilk yerleşik kavmi Hurriler'dir. Hurrilerden sonra, Mitanniler, Kimmerler, Sümerler ve Subariler gibi kavimlerin Ağrı Dağı yamaçlarında, Aras Nehri Havzasında ve Doğu Anadolu'da ikamet ettikleri bilinmektedir. Bölge daha sonra sırasıyla; Urartular, İskitler, Selevkoslular, Arsaklılar, Sasaniler, Araplar, Bizanslılar, Selçuklular, Moğollar, Çingizler, İlhanlılar, Celayırlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler’in eline geçmiştir[5]. Yavuz Sultan Selim'in 1514'te Çaldıran Savaşı'yla Safevileri yenmesiyle birlikte bölge de Osmanlı idaresine girmiştir. Osmanlıların 1583' te Revan'ı (Erivan) fethinden sonra, bugünkü Iğdır, Tuzluca ve Aralık ilçelerinin idaresi "Aralık Kazası" adıyla Revan Eyaleti'ne bağlanmıştır. İranlılarla yapılan savaşlar sonunda imzalanan 1736 tarihli İstanbul Antlaşmasından sonra 1827' ye kadar İran idaresinde kalan bölge, Osmanlı-Rus savaşı (93 harbi) sonunda 42 yıl Rus işgaline maruz kalmıştır. 1917 Ekim Devriminden sonra içine düştüğü siyasi bunalımdan kurtulamayan Rusya'nın Brest-Litovks muahedesini imzalamasıyla bölge, tekrar Türklere geçmişse de 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesiyle Türk orduları çekilince Iğdır ve çevresi Ermenilerin mezalimine sahne olmuştur. Nihayet, 14 Kasım 1920'de 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir komutasındaki Türk ordusunca bozguna uğratılan Ermenilerin Aras Nehri'nin kuzeyine püskürtülmesiyle birlikte, Iğdır ve çevresi de yeniden kesin olarak Türk topraklarına katılmıştır [6].

IĞDIR’IN GÖĞE UZANAN ELİ: AĞRI DAĞI

Evliya Çelebi’nin Türkmen yaylağı[7], Marco Polo’nun hiçbir zaman çıkılmayacak bir dağ diye sözünü ettiği Ağrı Dağı’nın uzaktan mavimsi bir görüntüsü var. Başında kardan beyaz şapkası… Gökyüzüyle, bulutlarla dost Ağrı Dağı… Bir de yavrusu var bu dağın kanatlarının altında: Küçük Ağrı Dağı…

Ağrı Dağı için, “Ararat” adı da kullanılır. Ermenice bir kelime olduğu zannıyla tepki de gösterilir. Oysa bu adın Ermeni ve Ermenice ile alakası yoktur. Kaynaklarda, daha Ermeniler bu bölgeye gelmeden çok önceleri kullanıldığı görülür. Urartu kaynaklarında geçen “Ararat” adı, Ağrı Dağı çevresi için kullanılan bir yer adıdır. Ararat bölgesinin dağı anlamında da kullanılmıştır. Ermeniler bu gerçeği anlayınca, yapmacık olarak sahiplendikleri ve kullandıkları bu adı bırakmış ve Ağrı Dağı’na Masis dağı demeye başlamışlardır. Oysa “Masis” kelimesi de Ermenice değil, Gürcücedir[8].

Ağrı Dağı’nın piramit şeklinde gökyüzüne doğru dimdik yükseldiğini söyleyen Marco Polo’nun: “Bütün yıl, kar eksik olmuyor tepesinde, hep bembeyaz, bulutlu. Dağın etekleri ise yemyeşil, gür otlaklarla çevrili, Türklerin hayvanları otlatması için bulunmaz bir bölge”[9]olarak anlattığı Ağrı Dağı, Türkiye, İran ve Nahçıvan devlet sınırlarının kesişme noktasına oturmuştur. Görülmeye değer heybeti ile geniş bir alana egemen olduğu için, Iğdır ve Nahçıvan’ın her tarafından, Ağrı ilinin bir çok yerinden, Van’ın, Erzurum’un, Kars’ın, Ermenistan’ın ve İran’ın yüksek yerlerinden görünmektedir.

Ağrı Dağı’nın kuzeybatı eteklerinde inşâ edilen Surp-Mari / Sürmeli (Karakale), Iğdır Ovasının en büyük ve meşhur şehriymiş… Büyük tufandan sonra kuru toprak üzerine inşa edilen ilk şehrin, Nuh’un oğulları tarafından bu bölgede inşa edildiği inancı hakimdir.[10] Selçuklu kaynağı Ahbarü’d-Devleti’s-Selçukiyye’de: “Bu kalenin içinde akarsular ve bostanlar vardı” denmektedir. 1664 yılında meydana gelen büyük depremde Iğdır Kalesinin yıkıldığı ve ahalisinin ovaya inerek bugünkü Iğdır şehrinin nüvesini kurduğu ileri sürülmektedir. 1927 tarihli Tahrir Defteri’nde Iğdır adlı nahiyenin varlığı, bu görüşü desteklemektedir.

İspanyol Elçisi Ruj Gonzales de Clavijo, 29 Mayıs 1404 Perşembe günü öğle üzeri Iğdır/ Sürmeli’ye geldiklerini kaydetmektedir. Büyük tufandan sonra ilk inşa olunan şehrin Surmari (Sürmeli) olduğunu, şehrin kapısı üzerinde kuvvetli kuleleri olan bir kalesinin bulunduğunu kalenin iç içe iki kapsının olduğunu ve şehrin giriş kapısından vadi içine inilebildiğini belirtmektedir. 30 Mayıs 1404 Cuma günü Karakale’ye geldiklerini, bu kalenin bir kadın tarafından idare edildiğini, kendisinin Timur’a tabi olup ona vergi verdiğinden bahsetmektedir[11]. Eskiden bu kalede şakilerin barındığını, civardan gelip geçen yolcuları ve kervanları soyarak geçindiklerini, Timur’un bu kaleye hücum ederek kaleyi ele geçirdiğini ve eşkıya reisini idam ederek kalenin idaresini reisin hanımına bıraktığını anlatmaktadır. Timur, kalenin tekrar eşkıya barınağı olmaması için, bütün kapılarını yıktırdığı ve bir daha kapı yapılmamasını yasakladığı belirtilmektedir. Clavijo, bölge gezilerinde Ağrı dağında yaygın otların bulunduğunu, bunlar arasında bir çok sular (pınarlar) aktığını ve yolda pek çok şehir harabelerine, büyük taşlardan inşa olunmuş evlere rastladıklarını, dağın eteğindeki vadilerde bir takım böceklerden çıkarılan kırmızı boyalarla ipeklilerin boyandığını belirtiyor[12].

Kendisine atfedilen dini ve efsanevi özelliği ile meşhur Ağrı Dağı’nın önem ve şöhretini arttıran dini-efsanevi husus, büyük tufandan sonra Hz. Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’nda karaya oturduğu inancıdır. Bu özelliği nedeniyle “dinler tarihi” açısından da önemli bir yere sahiptir. Tarih boyunca Ağrı Dağı’nı, Oğuzlar “Arkuri” (Arkadaki Dağ), Marko Polo(1290 yılında bölgeden geçerken) “Akdağ”, Katip Çelebi (Ünlü eseri Cihannüma’da) “Kül-i Argı”, Evliya Çelebi (Ünlü eseri Seyahatname’de) “Kül-i Argı”, Batılılar “Ararat”, Araplar “Cebelü’l Haris”, İranlılar “Küh-i Nuh”, Ermeniler “Masis Dağı” olarak adlandırmışlardır[13].

Yörede, Iğdır’a gidip de Ağrı Dağı’nı görmeden, Türklüğün sembolü Koçbaşlı Mezarları[14] görmeden, Karakale’yi gezmeden, Bozbaşı’nı yemeden gelmeyin derler.

IĞDIR’DA ERMENİLERİN TÜRKLERE YÖNELİK KATLİAM HAREKETLERİ

Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus kuvvetlerinin, Osmanlı ve Rus Ermenilerinden kurulmuş olan gönüllü alayları öncülüğünde, Doğudan Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte Osmanlı ordusunda bulunan Ermeniler, silahlarıyla birlikte firar ederek Rus kuvvetlerine katılmışlardır. Rus ordusuna henüz ulaşamayan bir kısım Ermeniler ise çeteler kurarak isyan etmişlerdir. Yıllarca gerek Ermeni gerekse misyoner okullarında ve kiliselerinde saklanan silahlar ortaya çıkarılmış, askerlik şubeleri basılarak yeni silahlar sağlanmıştır. Silahlanan Ermeni çeteleri komitelerin “kurtulmak istiyorsan, önce komşunu öldür” talimatı üzerine, erkekler cephelerde olduğu için savunmasız kalan Türk şehirlerine, kasabalarına ve köylerine saldırarak katliama girişmişlerdir. Osmanlı kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler, Osmanlı birliklerinin harekatını engellemişler, ikmal yollarını kesmişler, yaralı taşıyan konvoyları pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmişler, bulundukları şehirlerde ayaklanarak Rus işgalini kolaylaştırmışlardır. Rus kuvvetleri saflarında bulunan Ermeni gönüllü alaylarının yaptığı zulüm o kadar ağır olmuştur ki, Rus komutanlığı bazı Ermeni birliklerini cepheden uzaklaştırarak geri hatlara sevk etmek zorunluluğu hissetmiştir.

Ermeni çetecilerinin Kars ve çevresinde Müslüman ahaliye yönelik katliam hareketleri 1915[15]  ve 1920[16] yılları boyunca sürmüştür. Özellikle Rusya’da 1917 Ekim ihtilâlinin patlak vermesi, Rus ordularında çözülme meydana getirmiş, Doğu Anadolu’da cephede etkinlik, Ermeni ve Gürcülere geçmiştir. Söz konusu dönemde, Anadolu’nun birçok yerinde Ermenilerin Türk halkına yönelik katliam hareketleri başlamıştır[17].

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Şebinkarahisar’da Türklere karşı katliam düzenleyen Sivaslı Murat, Sasun Canavarı diye şöhret kazanan Antranik ve Muş katliamını gerçekleştiren Arşak gibi Ermeni komitecilerinin liderliğinde Erzincan, Bayburt, Erzurum, Kars, Ardahan ve Iğdır[18] gibi birçok yerde katliam hareketleri yapılmıştır. Bölgede bulunan Müslüman ahali, Rus subaylarının artık etkinliklerini kaybetmeleri sebebiyle, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Rus işgali altındaki bölgede faaliyete geçen Ermeniler, henüz sütten kesilmemiş çocukları öldürmüş, hamile kadınların karınlarını yarmış, Müslümanları diri diri yakmış, kız çocuklarına akla gelmedik işkenceler yapmışlardır[19].

Kafkasya’da ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde Türklere yönelik Ermeni katliamları düzenli Ermeni birlikleri tarafından gerçekleştirilmiştir[20].

Iğdır’da, Tuzluca’da ve Aralık’ta çok sayıda Türk, çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden Ermeniler tarafından öldürülmüştür. İkinci Kafkas Kolordu Komutanlığı’ndan Üçüncü Ordu Komutanlığı’na 16 Mayıs 1918’de gönderilen raporda, işgal altında bulunan Kafkasya’da Ermenilerin Müslümanları katliama tâbi tutarak zulümlerini sürdürdükleri bildirilmiştir. Yine 29 Nisan 1918’de Gümrü’den Ahalkelek’e gelen 500 arabadaki 3000 Müslüman göçmen, Ermeniler tarafından öldürülmüştür. Aynı günlerde iki top ve iki makineli tüfeği olan 1000 kişilik Ermeni kuvveti Tuzluca ve Erivan bölgesinde bulunan İslâm köylerine saldırarak kadınları ve çocukları katletmişlerdir[21].

Ermeni çeteleri, 1918 yılı sadece Nisan ayı içerisinde Iğdır’da 50, Tuzluca’da 242, Oluklu’da 200, Çilhane’de 300, Hacı Halil’de 800 Müslüman’ı katletmişlerdir[22].

21 Ağustos 1919’da Onbeşinci Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir’e Dokuzuncu Kafkas Fırkası Kumandanı Mîralay Rüşdü tarafından gönderilen raporda, 18 Ağustos’ta Kürtlerin Kağızman’daki Ermenilere saldırmaları üzerine, Ermenilerin Müslüman ahaliyi camilere doldurarak katle başladıkları, katliamdan kurtulabilen, çoğunluğunu aç ve çıplak kadınların oluşturduğu iki yüz kadar kişinin Çukurçam ve Kükürtlü dağlarındaki Müslüman milis kuvvetlerine iltica ettikleri ve eğer Ermenilerin Müslüman ahaliye yönelik katliamları durdurulmazsa ne Elviye-i Selâse’de (Kars, Ardahan, Batum) ne de Aras mıntıkasında bir tek Müslüman kalmayacağından gerekli tedbirlerin alınması gerektiği bildirilmiştir[23].

21 Ağustos 1919 tarihli Onikinci Fırka Kumandanı Osman Nuri’nin Onbeşinci Kolordu Kumandanlığına göndermiş olduğu rapor, aynı olayları teyid etmektedir. Ayrıca raporda, Ermenilerin mezâlim yapacakları mıntıkadaki Hıristiyanları bir bahane ile o bölgeden geri çektikleri ve bu şekilde Kağızman, Iğdır ve Kulp civarındaki pek çok köye aniden toplarla ve makineli tüfeklerle saldırarak katliam ve yağma yaptıkları bildirilmiştir[24].

11 Eylül 1919 tarihli Harbiye Nezâretine gönderilen bir başka raporda aynen şu ifadeler yer almıştır:[25] “ Ermeniler mü’ezzinleri ezân okurken taşlayup sebb etmişler, kadınlara bir çok işkencelerle nâmûslarına ta’arruz eylemişlerdir: Topladıkları İslâm kadınlarını üryân bir hâlde Ermeniler kendi askerleri arasında gezdirmişlerdir.”

Ermeniler, 17 Eylül 1919’da Iğdır’ın altı kilometre doğusunda bulunan Adbak köyüne giderek burada bulunan köy ahalisini tamamen ve bu köye bir kilometre mesafede bulunan üç yüz haneden oluşan yağcı köyü ahalisini fecî’ ve vahşîyane bir şekilde katletmişlerdir[26].

4 Aralık 1919’da, Onbeşinci Kolordu Kumandanlığına Osman Nuri Bey tarafından çekilen bir telgrafta: “Ermenilerin elinde ekserîsi aç, çıplak ve çocuk olarak Kars, Sarıkamış, Kağızman havâlîsinde üç bin kişi bulunduğu...”bildirilmiştir[27].

11 Mart 1920’de Ermeni çetecileri, Ağbaba, Zarduşad, Şüregel ve Çıldır kazalarına baskınlar düzenlemiş ve buralarda yaşayan Müslüman ahaliyi türlü işkencelerle katletmişlerdir[28]. Ermeniler, bölgede sadece Zarduşad’da kadın ve çocuklar olmak üzere iki bin kişiyi katletmişler, yirmi sekiz köyü tamamen dağıtmışlar ve topladıkları Müslüman kızlarının bir kısmını Gümrü’ye bir kısmını ise, Kars’a getirerek Ermeni evlerine dağıtmışlardır. Müslüman kadınların çamaşırlarını pazarlarda teşhir ederek satan Ermeniler, bu baskınlarda yararlılık gösteren Kars’taki Kürt reislerinden Davud’a oldukça yüklü miktarda para vererek ödüllendirmişlerdir[29].

2 Temmuz 1920 tarihli bir belge, Ermeniler tarafından yapılan katliamların bir diğer boyutunu ortaya koymaktadır. Belgede, Aralık civarında bin beş yüz çocuğu suya atarak boğan Ermenilerin bu hareketlerinden dolayı bölgede çocuk cesetleri yüzünden içme suyunun içilemez bir hale geldiği belirtilmiştir[30].

Ersinek köyü imamının mektubu benzer olayları anlatması bakımından önemlidir:[31] “Kardaşlar: Küffâr eline esîr olanın hâli nice olduğu cümlenizce ma’lûmdur. Fakat bu def’a olan esîrlik ve hakâret hiçbir an görülmemişdi. Devr-i âdem’den beri bu gibi zulümler ne olmuşdur ve ne de olabilir. Dil ile vasfolunamaz. Ancak halka ayândır. Sabîler ve avratların âvazı arş-ı a’lâya çıkdı, felekleri ağlaşdı. Düşmanımız cesîm bir düşman olsaydı insâna efkâr olmazdı. Yalnız bizim, vicdânsız, hakîkatsizliğimizden dört Ermeni neferi elinde boynu eğri ve gözü yaşlı orada bıçakla ve büyük ezâlarla katlolunmaklığımız bizi ölmezden evvel öldürdü. Mâl, at ve davarlardan millet bir kere el çekmişdir. Nâmus kalmadı. Cândan su’al olunursa İslâm yarıdan ziyâde belki üçte biri de ancak kaldı...”

5 Temmuz 1920 tarihli bir diğer raporda, Kars, Sarıkamış, Karakurt, Iğdır gibi yerler ve köylerinde, Ermenilerin Müslüman ahaliye yönelik katliam hareketlerinde bulundukları bildirilmiştir. General Obesyan emrindeki Ermeni kuvvetlerinin bütün bu olayların sorumlusu olarak gösterildiği raporda, bazı köylerde ahalinin akla hayale gelmeyecek şekillerde zulümlere maruz bırakılarak katledildikleri, evlere doldurularak yakıldıkları, süngülerle öldürülerek Aras Nehri’ne atıldıkları ve Müslüman ahaliye ait olan binlerce hayvan, zahire ve değerli eşyaları gaspedildikleri ifade edilmiştir. Aynı raporda, 1918 yılından beri Kars ve havalisinde katledilen Müslümanların sayısının yirmi beş bine ulaştığı kaydedilmiştir[32].

25 Temmuz 1920 tarihli bir başka belge de ise, Ermenilerin sadece Iğdır bölgesinde bulunan Müslüman köylerini basmakla yetinmedikleri bölgede bulunan Malakan köylerini de yağmaladıkları belirtilmiş, Ermeni zulmü altında ezilen İslam ve Malakan köyleri[33] ahalisinin hudud kumandanlıklarına müracaat ederek yardım istedikleri belirtilmiştir[34].

Ermeniler, 1915 yılından 1920 yılı sonlarına kadar, Şahtahtı, Zengezur, Nahçıvan, Iğdır, Serdarabad ve havalisindeki yüzlerce köyde, binlerce Müslüman’ı kadın, çocuk ayırmaksızın çeşitli işkencelerle katlederek, cesetlerinin uzuvlarını parçalamışlardır. Antranik ve Bapun çetelerinin yakıp yıktıkları, aylarca mezâlim altında bıraktıkları bu köylerin mallarını yağmaladıkları, binlerce hayvanını gasp ettikleri, mezâlimden kurtulabilenlerin de göçe mecbur bırakıldığı arşiv belgelerinde görülmektedir.

IĞDIR’IN YİTİK CANLARI: Toplu Mezar Kazısı

Osmanlı arşiv belgelerinden ve olayları bizzat yaşamış olan şahıslardan alınan bilgiler neticesinde Iğdır’ın Tuzluca ilçesine bağlı Tavus / Gedikli köyünde Ermenilerin yaklaşık 150 civarında Müslüman’ı katlettikleri tespit edilmiştir.

Söz konusu Osmanlı arşiv belgesinde Gedikli olayı şu şekilde anlatılmıştır:[35]

“Iğdır havâlîsinde meskûn aşîret rü’esâsından Hamid Bey’den alınan mektûbda Ermeniler tarafından Yukarıkatırlı (Koturlu) ve Aşağıkatırlı (Koturlu) ve Köseler nâmındaki İslâm köylerini yağma ve ihrâk ve Tavus köyü ahâlî-i İslâmiyesinden yüz elli nüfus katleyledikleri cihetle ta’arruzlarına ma’ruz kalan mütebâki ahâlî – i İslamiyyeyi kurtarmak maksadıyla bi’l – mukâbele Ermenilere hücûm etdikleri ve firar eden Ermenilerden iki top, bir mitralyöz iğtinâm eyledikleri ve cebhâneleri tükenmesinden dolayı mu’avenet talebinde bulundukları gösterilmekde olduğu Karakilise Kâim – î Makâmlığı’ndan bildirilmiştir. Efendim.

                                                                                  Aslına Mutabıktır

                                                                                          Mühür”

Olay bir diğer arşiv belgesinde de anlatılmıştır:[36]

“...150 nüfûsdan ibâret Tavus karyesi ahâlîsini kâmilen ifnâ ve köyü ihrâk etmişler...” şeklinde devam etmektedir.

Iğdır’daki toplu mezarın yeri yukarıda verilmiş olan arşiv belgeleri ile Gedikli köyü ve civar köylerin sakinlerinin vermiş oldukları ifadelerden yola çıkılarak tespit edilmiştir. Olayı bizzat yaşamış ve aşağıda kendi ağzından ifadesi verilmiş olan 1912 doğumlu Hacı Esad ACAR’ın ifadesi toplu mezar yerinin tespitinde en önemli delillerden birisini oluşturmuştur.

Hacı Esad olayı şöyle nakletmiştir:[37] “Bizim köy Tuzluca’ya bağlı bir dağ köyüdür. Köyümüze komşu Güllüce, Molla Kemer köylerinde Ermeniler yaşıyorlardı. Köyümüz yöre köylerine nazaran zengin sayılırdı. Bir gün köyümüze Ermeni ileri gelenlerinden bir grup geldi. Bizlere, ‘Size yiyecek getirdik. Hane halklarına haber salın toplansınlar. Getirdiğimiz eşyaları dağıtacağız’ dediler. Ermeni ileri gelenleri köy halkını toplarken, köyün etrafı da Ermeni askerleri tarafından sarılmıştı. Ancak bu durumdan haberimiz yoktu. Benim de içlerinde bulunduğum 70 – 80 kadar kişi idik. Bizleri köydeki bir evde kılıçlarla doğradılar. Ben, Abbas, Kılıç ve Muhsin bu katliamdan kurtulduk. Bizler yaralıların altında kalmıştık.

Bizim köyün Ermeniler tarafından basıldığını haber alan yöredeki aşiret köyleri yardıma gelmişler ve Ermenilerin köyden kaçmalarını sağladıktan sonra bizim bulunduğumuz eve gelerek sağ olup olmadığımıza bakmışlar. Bu sırada üst üste yığılı cesetlerin altından iniltiler geldiğini duymuşlar ve bizleri kurtardılar.

Köyümüzde Ermenilerin biz Türklere yönelik katliam hareketi buğdayların biçim zamanında yapıldı. O vahşetin içinden nasıl sağ çıktığıma hala inanamıyorum. Arkadaşım Kılıç birkaç yerinden oldukça ağır yaralanmıştı. Yaraları yüzünden fazla yaşamadı ve öldü.

Ermenilerin bizleri topluca doldurdukları ev Kelbayı Celil’in eviydi. Bu evde kendi akrabalarından 7 kişi vardı. Bunların adları Ahmet, Hüseyin, İskender, Mehmet Ali, Meşedi Hüseyin, Mehmet Hüseyin ve kız kardeşim Güllü. Dört yaşında olan Güllü’yü Ermeniler altı yerinden süngüleyerek öldürmüşlerdi. Ermeniler köyü ilk bastıklarında köyden kaçarak katliamdan kurtulan diğer köylülerimiz daha sonra geri döndüler. Bazıları ev enkazının altından akrabalarının cesetlerini çıkartarak mezarlığa gömdüler. Bir çoğu ise halen bu evin enkazı altında yatmaktadır. Baskın sırasında tarlalarda buğday biçenleri yakalayıp Güllüce – Mollakemer köyünde öldürüp su kuyularına doldurduklarını sonradan öğrendim…”

Gedikli köyünde, söz konusu katliama maruz kalmış olanların akrabaları ile yapmış olduğumuz röportajlarda[38] Ermenilerin yaklaşık 100 kişiyi (Osmanlı arşiv belgelerinde bu rakam 150 kişi olarak verilmiştir.)[39] köy içindeki Celil’in evinde topladıkları ve daha sonra kılıçlarla ve süngülerle katliamı yaptıkları anlatıldı. Katliamdan kaçarak kurtulanların Ermeniler gittikten sonra köye döndükleri ancak, katliam yapılan evin içerisine sinmiş olan ceset kokusunun ağırlığından dolayı içeriye giremediklerini ve bu evi onlar için babalarının, dedelerinin mezar yaptıklarını ifade etmişlerdir.

Gerek Osmanlı arşiv belgeleri gerekse olayı ya bizzat yaşayan ya da babasından, dedesinden duymuş olanların ifadeleri ile tespit edilmiş olan Iğdır’ın Tuzluca ilçesine bağlı Gedikli / Tavus köyü toplu mezar kazısı 27 Mayıs 2003 tarihinde Türk ve yabancı bilim adamı ve basın mensupları önünde gerçekleştirildi. Kazının henüz başlarında ortaya çıkan görüntü kazıda bulunan yerli ve yabancı gözlemcilerin hafızasından oldukça uzun bir süre kaybolmayacak gibiydi. Manzara, katliam sırasında biri üç yaşında diğeri yedi yaşlarında iki çocuğuna sarılmış ve Ermeniler tarafından kafa tası ikiye ayrılmış anne ve çocuklarının iskeletlerinin görüntüsüydü…[40]




 



[1] Fotoğraf için bkz. çalışmanın sonundaki ekler bölümüne.
[2] “Iğdır, Türk Oğuz Boyu’nun, 24 ana boyundan biridir. Oğuz Han’ın, 6 oğlundan en küçüğü olan Deniz (Tengiz/Dengiz) Han’ın 4 oğlundan en büyüğüdür.” (Nihat Çetinkaya, Iğdır Tarihi (Tarih, Yer Adları ve Bazı Oymaklar Üzerine), İstanbul: 1996, s. 125.
[3] Çetinkaya, Iğdır Tarihi, s. 75 – 76.
[4] Iğdır ve çevresi ile ilgili önemli çalışmalar  için bkz. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi, C.I., (İstanbul:1953); Kırzıoğlu, Yukarı – Kür ve Çoruk Boyları’nda KIPÇAKLAR, (Ankara:1992); Kırzıoğlu, Selçuklular’ın Anı’yı Fethi, (Ankara:1970), Kırzıoğlu, Dede Korkut Oğuznameleri, I. Kitap, (İstanbul:1952); Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi (1451 – 1590), (Ankara:1993); Kırzıoğlu, Anı Şehri Tarihi, (Ankara:1982); Mehmet Eröz, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, (İstanbul:1975),Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, (Ankara:1998);  Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, (Ankara: 1992); Veli Orkun, Sürmeli Çukuru – Iğdır Tarihi Coğrafyası, Iğdır,1955; Ali Sevim, Anadolu’nun Fethi, Selçuklular Dönemi (Başlangıcından 1086’ya Kadar), (Ankara: 1988); Faruk Sümer; Oğuzlar (Türkmenler), (İstanbul:1980); Şeref Han, Şerefname, C. I – II., (İstanbul: 1970).  
[5] Konu ile ilgili geniş bilgi için bkz. Çetinkaya, Iğdır Tarihi.
[6]  http://igdir.meb.gov.tr/yapmadan_donme.htm
[7] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Çev. Mümin Çevik, C. 1. (İstanbul: 1985), s. 639.
[8] Çetinkaya, Iğdır Tarihi, s. 70.
[9] Marco Polo Seyahatnamesi, Tercüman 1001 Temel Eser, s. 21.
[10] Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’da olduğu (efsanesi) bilimsel olarak ispatlanmış değildir.
[11] Çetinkaya, Iğdır Tarihi, s. 126.
[12] Çetinkaya, Iğdır Tarihi, s. 76 – 77.
[13] http://igdir.meb.gov.tr/yapmadan_donme.htm
[14] Koçbaşlı mezar taşlarının fotoğrafları için bkz. çalışmanın sonundaki ekler bölümüne.
[15] Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Hâriciye Siyasî Harb-i Umûmî, Dosya No: 110 / 12 – 1, 2 (Bundan sonraki dipnotlarda kısaltılarak “BOA. HR. SYS.HU” şeklinde gösterilmiştir.
[16] Iğdır ve çevresinde Müslüman halka yönelik Ermeni katliam hareketleri yoğun olarak 1918 ve 1920 yıllarında gerçekleşmiştir.
[17] Ermeni Sorunu El Kitabı, Haz. Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner, (Ankara: 2002), s. 36.
[18] BOA. HR. SYS.HU, Dos. No: 110 / 12 – 1.
[19] Abdurrahman Çaycı, Türk-Ermeni İlişkilerinde Gerçekler, (Ankara: 2000), ss. 75 – 77.
[20] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2877/71.
[21] Muammer Demirel, ‘Osmanlı Belgelerine Göre Iğdır ve Çevresinde Ermeniler’in Müslüman HalkaYaptıkları Katliam’ Iğdır Tarihi Gerçekler ve Ermeniler Uluslararası Sempozyumu (24 – 27 Nisan 1995) Iğdır, Bildiriler Kitabı, (Ankara:1997) s. 66.
[22] Demirel, ‘(...) Iğdır ve Çevresinde Ermenilerin Müslüman Halka (...)”, s. 66.
[23] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2877/73.
[24] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2877 / 75,79.
[25] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2877/ 77.
[26] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2602 – 1/219, 223 – 230.
[27] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 8.
[28] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 18, 21.
[29] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 22.
[30] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 42.
[31] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 43.
[32] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 30.
[33] Malakanların yaşadıkları köyleri tehdit ederek fidye isteyen Ermeniler, Novoselim Malakan köyüne baskın düzenleyerek köylülere ait hayvan ve eşyalarını yağma etmişlerdir (BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 38).
[34] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 34.
[35] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 78 (Belgenin aslı için bkz. çalışmanın sonundaki ekler kısmına).
[36] BOA. HR. SYS., Dos. No: 2877 / 70.
[37] Hacı Esad ACAR’ın resmi için bkz. çalışmanın sonundaki ekler kısmına.
[38] Ropörtaj fotoğrafları için bkz. çalışmanın sonundaki ekler bölümüne.
[39]BOA. HR. SYS., Dos. No: 2877 / 70; BOA. HR. SYS., Dos. No: 2878 / 78
[40] Toplu mezar kazısı fotoğrafları için bkz. çalışmanın sonundaki ekler bölümüne.

 ----------------------
* -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 9, Bahar 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar