Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Kitap Tahlili: Ermeni Meselesi 1774-2005

Yıldız DEVECİ BOZKUŞ*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 18, Yaz 2005

 

Yazar: E. Büyükelçi Bilal N. ŞİMŞİR

 

Bilgi yayınları, İstanbul, 2005, 470 Sayfa, İsim Dizini, Kısaltmalar,  ISBN: 975-22-0137-7

 

Emekli büyükelçi Bilal N. Şimşir, Ermeni Sorunu konusunda en fazla kitabı olan tarihçimizdir. Sayın Şimşir son olarak 'Ermeni Meselesi 1774-2005' başlıklı yeni kitabında,  bu uzun süre içinde Türk-Ermeni ilişkilerinin kronolojisini fotoğraflar, yabancı kaynaklar ve tanıklar eşliğinde ele almaktadır.[1]

 

Şimşir’in bu son kitabı  dokuz bölümden oluşdevmaktadır;

Ermeni Meselesinin Tarihsel Kökenleri (1774-1890), Ermeni Meselesi Tarihçesine Birkaç Ekleme (1856-1890), Washington’da Osmanlı Elçisi Alexandre Mavroyeni Bey ve Ermeni Sorunu (1887-1896), Amerika’da Ermeni Propagandası ve Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey (24 Haziran-9 Ekim 1914), Amerika’da Ermeni Lobisi ve Lozan Antlaşması Kavgası (1923-1927)

Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyet Döneminde Ermeni Meselesi (1920-1990), Ermeni Terörü Kurbanları Şehit Diplomatlarımız Anıldı (19 Mart 2001), Türkiye’nin AB’ye Üyelik Sürecinde Ermeni Meselesi (1964-2005), Ermeni Araştırmalarına Bir Katkı, Kronoloji

 

Kitabın kanımızca en önemli bölümünü Kronoloji oluşturmaktadır. Türkiye’de ilk defa bu kadar ayrıntılı ve bu kadar eski bir tarihten başlayan bir Kronoloji yayınlanmaktadır. 

 

Sayın Şimşir bu konunun başlangıcını “21 Temmuz 1774 Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar götürmektedir.  Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti, Osmanlı Hristiyanlarının dinlerini ve kiliselerini koruyacağını Rusya’ya taahhüt etmişti. Antlaşmanın yedinci maddesi şöyle başlıyordu: “Devleti Aliyemiz teahhüd ider ki Hıristiyan diyanetinin hakkına ve kinisalarına siyanet ide...” Bu madde Rusya’yı Türkiye’deki Hristiyanların koruyucusu durumuna getirdi. Rusya, ayrıca, Beyoğlu’nda bir Ortodoks kilisesi yapma, eski bir kiliseyi onarma ve bunları kullanma hakkı da elde etti. Bundan sonra Rus Çarlığı, Kaynarca Antlaşması’na dayanarak, Osmanlı Hıristiyanlarının “koruyucusu” rolünü üstlendi ve bu bahane ile Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaya başladı. Osmanlı tebaası bazı Hıristiyanlar, bu arada Ermeniler de zamanla kendilerini Rus Çarının tebaası gibi görmeye yöneldiler ve sonraki yıllarda yapılan Osmanlı-Rus savaşlarında Ruslara hizmet etmeye başladılar. Rusya’nın Ermenileri kendi tarafına çekmesi, Avrupa’nın öteki büyük devletlerini, özellikle İngiltere’yi harekete geçirdi. Onlarda Osmanlı Hıristiyanlarını kendilerine çekmek için bir fırsat gözetlemeye başladılar. Bu fırsatı Kırım Savaşı sonunda, 1856 Paris Barış Antlaşması’yla elde edeceklerdi.”

 

Kronoloji bölümünde bugüne kadar hiç veya az değinilmiş başka konular da yer almaktadır. Bunlar arasında 1831 yılında İstanbul’da kurulan Protestan misyoner merkezinin Ermenilere Ermenice öğretmeye başladığı, Islahat Fermanı’nın ardından Amerikan misyonerlerinin Ermeniler için eğitim seferberliğine giriştikleri ayrıca bugün Amerika’da yaşayan Ermenilerin büyük bir çoğunluğunun dedelerinin 1860’lı yıllarda Amerikalılarla ticaret yaptıkları ve  ABD vatandaşlığına geçtikleri gibi hususlar bulunmaktadır.

 

Kronolojinin bir başka özelliği ise Ermeni Sorunu  hakkında fazla bir fikri olmayan okuyuculara Ermeni Sorunun başından bugüne kadar geçirdiği gelişmeler hakkında ayrıntılı bilgi vermesidir.  

 

Adeta bir roman akıcılığı içinde kaleme alınan kronoloji Sultan Abdülhamid’in Ermeniler için genel af ilan etmesinden  Erzurum, Sasun, Yozgat, Maraş, Zeytun, Bayburt, Van, Adana, Bitlis, Çatak, Urfa ve diğer illerdeki  Ermeni ayaklanmalarına kadar gayet geniş bir dönemi kapsamaktadır. Kitapta ayrıca İngilizler tarafından adasına gönderilen sürgünlerden de bahsedilmektedir.

 

Mondros Mütarekesi üzerine, İngilizler İstanbul’a ayak basınca, Türkiye’de amansız bir “insan avı” başlatılmış, ileri gelen siyasi şahsiyetlerden bir çoğu sorgusuz sualsiz tutuklanmış ve bunların içinden seçilen toplam 144 kişi Adası’na sürülmüştü. İngilizler, bunlardan 58 kişinin, Ermeni katliamı suçlamasıyla yargılanmasını istiyordu. Bu amaçla suçluların yargılanacaklarına dair Sevr Antlaşması’na bir hüküm koydurmayı da ihmal etmediler (Sevr, Md. 230). Ancak, İngiliz Başsavcılığı, Malta’daki sürgünlerini mahkeme önüne çıkarabilmek için, katliamla ilgili bir suçu işlediklerine dair delil istedi. İstanbul İngilizlerin işgali altındaydı ve bütün Osmanlı arşivleri ve Ermeni Patrikhanesi arşivleri İngilizlerin ellerinin altındaydı. Buralarda bir delil bulamadılar. 1916’da yayımlamış oldukları mahut Mavi Kitap da İngilizler tarafından yazılmıştı, ama bu kitaptaki bilgiler güvenilir bulunmadı. Çaresiz kalan İngiliz Dışişleri Bakanlığı, ABD’ye başvurdu, 1915 tehciri sırasında Türkiye’deki ABD Büyükelçiliği, ABD konsoloslukları ve Amerikan misyoner örgütleri görevlerini sürdürmüştü. Katliam yapılmışsa Amerikan arşivlerinde bir çok delil olabilirdi, olmalıydı. Washington’daki İngiliz Büyükelçiliğine talimat verildi: Büyükelçilik Amerikan makamlarından özel izin alarak Amerikan arşivlerinde araştırma yaptı, fakat Ermeni katliamı iddiasıyla ilgili hiçbir delil bulamadı. Büyükelçi, 13 Temmuz 1921 günü Londra’ya, “Üzülerek arz edeyim ki, bu belgelerin (ABD belgelerinin) içinde yargılanmak üzere Malta’da bulunan Türkler aleyhinde delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur.” ifadelerini içeren bir yazı rapor verdi. İngiltere’nin savaş içinde giriştiği propaganda da böylece iflas etti ve sürgünleri, sorgulanamdan, mahkeme önüne dahi çıkarılamadan, 25 Ekim 1921 günü toptan serbest bırakıldılar. Bu olay Türkler’in daha 1921 yılında Ermeni katliamı suçlamasından aklandıkları anlamına gelmektedir.”

 

Kitabın ikinci bölümünde Şimşir Ermeni Meselesi tarihçesine bazı katkılarda bulunmaktadır. Bu arada 1855 Paris Antlaşması’nda gözden kaçan bazı detayları ve Berlin Barış Antlaşması hükümlerine geniş yer vermektedir. Şimşir, 13 Temmuz 1978 tarihinde imzalanan Berlin Antlaşması ile tarihte ilk defa Osmanlı Ermenilerine uluslararası bir antlaşmada yer verildiğini ve böylece Ermeni sorununun, “Avrupa sorunu”  ve “uluslararası sorun” halini almaya başladığını ifade etmektedir.

 

Kitabın üçüncü bölümünde Washington’da Osmanlı Elçisi Alexandre Mavroyeni Bey ve Ermeni Sorunu (1887–1896) başlığı altında 1887 yılında itibaren Washington’da görev yapan Osmanlı elçilerinin isimlerini ve görev süreleri bildirilmektedir. Osmanlı Elçilerinin dördüncüsü olan Mavroyeni Bey’in görevi süresince Ermeni meselesi Amerika’da giderek tırmandığından ve bu olaylar sırasında Mavroyeni Beyin Ermeni faaliyetleri ile ilgili bilgi toplamak için para karşılığında Ermeni ajanlardan nasıl yararlandığından bahsedilmektedir. Ayrıca bu dönemde Amerikan vatandaşı olmuş Hınçak komitesi Ermenilerin Osmanlı Ermenilerini kanlı bir eyleme nasıl hazırladıkları anlatılmaktadır;

 

“Kusursuz İngilizce ve Ermenice konuşan ve ihtilalin hararetli savunmasını yapan çok zeki bir Ermeni bana, Rusya’nın Anadolu’yu istila edip ele geçirmesini hazırlamayı kuvvetle ümid ettiklerini bildirdi. ‘Nasıl?’ sorusuna da şu karşılığı verdi: ‘Bu Hınçak çeteleri, İmparatorluğun her tarafında örgütlendiler, Türkleri ve Kürtleri öldürmek ve onun köylerini ateşe vermek, sonra da dağlara çekilmek için fırsat kolluyorlar. Bunu yapınca gazaba gelecek olan Müslümanlar savunmasız Ermenilerin üzerlerine çullanacaklar ve onları barbarca kılıçtan geçirecekler. Bunun üzerine Rusya, insanlık namına ve Hristiyan uygarlığı adına Anadolu’ya girecektir.’ Bu tasarıyı dehşet verici ve her türlü tahayyülün ötesinde gördüğümü bildirince de şu cevabı verdi: ‘Hiç şüphesiz size öyle gelebilir, fakat biz Ermeniler hür olmaya kararlıyız...’

 

Kitabın dördüncü bölümünde yine Amerika’da görev yapmış Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey’in Amerika’daki Ermeni propagansı ve Washington yönetimiyle mücadelesi ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.  O günlerde Başkan Wilson’la bir türlü yıldızı barışamayan Ahmet Rüstem Bey için Başkan Wilson’ın Dışişleri Bakanına gönderdiği mektupta bu sorunu şu şekilde dile getirilmektedir; 

 

“Dün gönderdiğiniz önemli şeyleri aldım. Karar vermeden önce düşünmem için kendime biraz zaman tanıdım. Yalnız bir tanesi bence apaçıktır: Türk büyükelçisi sınırı aşmıştır. Raporda ileri sürdükleri onun önüne serilirse ve raporun doğru olup olmadığı kendisine sorulursa iyi olur. Eğer doğru değilse onun söylediklerini lütfen bana bildiriniz. Onun söylediklerinin ne olduğunu kesin olarak kendisinden öğrendikten sonra kendisini makbul bir kimse olarak uzun süre ağırlayıp ağırlamayacağımızı düşünürüz.” Rüstem Bey sonunda Amerika’dan çağrılmak zorunda kalmıştır.

 

“Amerika’da Ermeni Lobisi ve Lozan Antlaşması Kavgası” başlıklı beşinci bölümde Ermeni Lobisinin Türkiye-ABD diplomatik ilişkilerini nasıl etkilediği ve Lozan Antlaşmasına karşı giriştiği Türkiye’yi karalama faaliyetleri ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

 

Eserin altıncı bölümünde Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet yıllarında Erzurum, Sivas Kongresi, Sevr, Moskova ve Kars Antlaşmalarına göre Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin nasıl inişli çıkışlı bir yol izlediğinden bahsedilmektedir. Kitapta belki de bir çok okuyucunun bilmediği önemli bir konu olan Ermenilerin Mustafa Kemal Atatürk’e düzenlediği suikastler de ele alınmaktadır. Ermeni teröristler Atatürk’e karşı 1924–1927 yılları arasında bazı suikast girişimlerinde bulunmuş fakat her defasında da Türk istihbaratı sayesinde amaçlarına ulaşamamışlardır. Şimşir’e göre “Aralık 1924: İstanbul’da, Artin Karabet adlı bir Ermeninin elebaşılık ettiği bir suikast çetesi ortaya çıkarılmıştır. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’e suikast planlayan bu çetenin içinde 4 Türk, 1 Kürt, 2 Laz, 3 Ermeni vardır. 1925 başları: Viyana’daki Ermeni Kulübü, Mustafa Kemal’e suikast düzenlemek üzere İstepan, Atanas, Agopyan adlarında üç kişiyi görevlendirmiştir.  Nisan 1925: Yunanistan’daki Ermeni örgütü, Gazi Mustafa Kemal’i öldürmek amacıyla üç azılı komitacıyı Türkiye’ye sokmuştur. Fakat dikkati çekmemek için çeteyi ikiye bölerek göndermiş, Manok Manokyan adlı suikastçı Selanik yoluyla Trakya’dan, diğer ikisi İskenderun yoluyla Adana’dan Türkiye’ye girmiştir...”

 

Kitabın sekizinci bölümünde Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde Ermeni sorunu ele alınmakta ve Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşı olan Patriklerden, Türkiye’ye karşı yürütülen propaganda faaliyetlerinden, yurtdışında dikilen Ermeni ‘soykırımı’ anıtlarından, yurtdışında Ermeni teröristleri tarafında şehit edilen diplomatlardan bahsedilmektedir. Şimşir bu konuda “Ermeniler, 1970’lerde yurtdışında görevli Türk diplomatlarına karşı silahlı-bombalı saldırılara başladılar. İlk Ermeni anıtının Amerika Birleşik Devletleri’nde dikildiği gibi, Türk diplomatlarına karşı ilk Ermeni cinayeti de ABD’de işlendi. 27 Ocak 1973 günü, Türkiye’nin Los Angels Başkonsolosu Mehmet Baydar ile yardımcısı Konsolos Bahadır Demir, California’nın Santa Barbara kasabasında Mıgırdıç Yanıkyan adlı Ermeni tarafından” katledildiğini yazmaktadır.

 

Yine aynı bölümde sözde Ermeni soykırımının 90 yılıdönümü nedeniyle dünya çapında başalatılan Türkiye’yi karalama kampanyalarına Türkiye’den geç de olsa cevap geldiğine değinilmektedir. Kitapta Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, CHP milletvekili Şükrü Elekdağ’ın, dokuzuncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ve Genelkurmay başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün Ermeni iddialarına yanıtlarının tam metnine yer verilmektedir. 

 

Şimşir kitabın dokuzuncu bölümünde ise Ermeni Araştırmaları hakkında genel bir değerlendirmeye yer vermektedir. Bu bölüm yazarın Malta Sürgünleri ile başlayan Ermeni sorunuyla ilgili toplam 36 eserinin içeriğinden bahsedilmekteir. Bu bölümün ardından Ermeni sorunu kronolojisi gelmektedir.

 

Sade ve anlaşılır bi dille kalem alınan bu eserde Ermeni sorununun ne olduğu,  nasıl başladığı, nasıl uluslararası bir sorun haline geldiği ve ilerde Türkiye’nin başını nasıl ağrıtmaya devam edeceğini anlatmaktadır. Tüm bunların yanısıra şehit edilen Türk diplomatlarından, diaspora Ermenilerinin büyük Ermenistan hayalinden, yabancı belgeler ışığında Osmanlı’daki Ermeni nüfusundan, yabancı devletlerin nasıl ayaklanmaları için Ermenileri teşvik ettiklerinden bahsedilmektedir. Bu bilgilerin neredeyse tamamının yabancı ülkelerin resmi belgelerinden yararlanılarak ortaya konmuş olması da kitabın ne kadar zahmetli ve özenle hazırlandığının bir kanıtıdır. Türkiye’de Ermeni sorunu üzerine uzmanlaşmış ve sayısız eserler yazmış olan Şimşir’in ‘Ermeni Meselesi’ adlı kitabı bu konuyla ilgili her araştırmacının başucunda bulundurması gereken kaynak eser niteliğini taşımaktadır. 

 

 



[1] Bilal Şimşir’in Ermeni sorunu hakkındaki başlıca yayınları şunlardır; 

 

1-       Sürgünleri (1976)

2-       İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri, Cilt I (1982), Cilt II (1983), Cilt III (1989), Cilt IV (1990)

3-       Ermeni Sorununun Doğuşu (1983)

4-       Malta Sürgünleri ve Ermeni Sorunu (1984)

5-       Osmanlı Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu, Cilt I(1985), Cilt II(1989), Cilt III(1999), Cilt IV (1999)

6-       Ermeni Sorununa Tarihsel Bir Bakış (1985)

7-       Şehit Diplomatlarımız, 2 Cilt, (2000) )

8-       Geçen Yüzyılda Ermeni Terörizmi, (2001)

 ----------------------
* ERAREN Uzmanı - ydeveci@iksaren.org
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 18, Yaz 2005
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.