Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003

 

1. 2002 YILININ BİLANÇOSU

2002 yılı Türk ve Ermeni dışişleri bakanlarının en fazla bir araya geldikleri yıl olmuştur. Bakanlar bazı uluslararası toplantılardan yararlanarak, Mayıs’ta Reykjavik’te,[1] Haziran’da İstanbul’da[2] ve Eylül’de New York’ta görüşmüşlerdir. Bu toplantılarda, Türkiye Karabağ sorunun çözümüne öncelik verirken, Ermenistan Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulması ve kara sınırının açılmasına önem vermiştir. Bu toplantılarda bir ilerleme sağlanmamış olmakla beraber, özellikle Ermeni tarafı, bu görüşmelerin devamından yana olduklarını çeşitli kez dile getirmiştir. Ancak, Türkiye’deki genel seçimler ve Ermenistan’daki devlet başkanlığı seçimleri dışişleri bakanları toplantılarının kesilmesine neden olmuştur.

Ermenistan Dışişleri Bakanı 2002 yılı içinde her vesilesiyle Türkiye ile önkoşulsuz diplomatik ilişki kurulmasını ve iki ülke arasındaki kara sınırının açılmasını istediklerini dile getirmiştir. Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmaması ve sınırın kapalı olması; Ermenistan’ın Karabağ’ı ve diğer Azerbaycan topraklarını işgal etmiş bulunmasının, Türkiye’ye karşı soykırım iddiaları ileri sürmesinin ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını resmen tanımak istememesinin bir sonucudur. Ermenistan ile önkoşulsuz diplomatik ilişki kurulduğu ve sınırlar açıldığı taktirde Ermenistan’ın yukarıda saydığımız sorunların çözümü için gayret göstermesine gerek kalmayacaktır. O nedenle önkoşulsuz diplomatik ilişki kurulması Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır.

2002 yılının bir özelliği, 2000 ve 2001 yıllarının aksine, Ermeni militanlarının gayretlerine rağmen, hiçbir ülke parlamentosunun sözde Ermeni soykırımımı tanıyan karar almamış olmasıdır. Bu çerçevede İsveç[3] ve İsviçre[4] parlamentolarında yapılan girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Buna karşın Kanada Senatosu tanımayla ilgili bir karar almış[5] ancak bunun geçerlik kazanması için gerekli olan Avam Kamerası kararı sağlanamamıştır. ABD Kongresine Ermeni soykırım iddiaları hakkında bir tasarı sunulamamış, Yahudi Holokostunu konu alan bir tasarıda Ermeni soykırımı iddiasının yer almasına çalışılmıştır.[6]

Avrupa Birliği Parlamentosunda Kafkasya hakkındaki bir raporda, Ermeni soykırım iddialarının kabul edildiğinin tekrarlanması ve ayrıca Türkiye’den Ermenistan’a uyguladığı ablukaya son vermesinin istenmesi Türkiye’de büyük tepki ile karşılanmış TBMM’de grubu bulunan partiler, bu kararın kabul edildiği gün olan 28 Şubat 2002 tarihinde bir bildiri yayınlayarak, Avrupa Parlamentosunun tarihi gerçekleri bilinçli bir şekilde inkâr ettiğini bildirmişlerdir.[7]

Ermeni görüşlerinin Avrupa Birliği organlarında tanıtmak için lobi faaliyetlerinde bulunan Avrupa Ermeni Dernekleri Forumu (Avrupa Ermeni Federasyonu), Ermeniler lehinde devamlı faaliyetleriyle tanınan bayan Tessa Hofmann’a “Günümüz Türkiye’sinde Ermeniler Türkiye Cumhuriyetindeki Ermeni Azınlığının Durumunun Eleştirisel Bir Değerlendirilmesi” başlıklı bir rapor hazırlatmıştır. Türkiye’deki Ermenilerin durumu hakkında bir çok yanlış bilgiler içeren bu rapora İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi bir bildiri yayınlayarak itiraz etmiştir.[8]

2002 yılında Ermeni propagandasının en önemli aracı, soykırım iddialarını dile getiren, rejisörlüğünü Atom Egoyan’ın yaptığı Ararat filmi olmuştur. Bir çok uydurma dehşet sahnelerini içeren film, muğlak ve karışık anlatımı nedeniyle, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde dahi, fazla seyirci toplayamamıştır. Bu filmin propaganda yönleri ve tarihsel bakımından yanlışlıkları Ermeni Araştırmaları Enstitüsünce yayınlanan bir kitapta ortaya konmuştur.[9]

2002 yılı içinde Karabağ sorunu hakkında Başkan Aliev ve Koçaryan bir çok kez baş başa görüşmeler yapmışlarsa da bu konuda hiçbir gelişme sağlayamamışlardır. AGİT tarafından bu sorunun çözümü için kurulan Minsk Grubu’nun bir faaliyeti görülmemiştir. Bu grup adına hareket eden Grup eş başkanları olan ABD, Rusya ve Fransız temsilcileri de, sık sık Ermenistan ve Azerbaycan’a gitmekle beraber, çözüm için yeni bir formül üretememişlerdir. Bu durum Minsk Grubu ve eş başkanlarının faaliyetinin ne derecede yararlı olduğu sorusunu akla getirmektedir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken husus, ABD, Rusya ve Fransa, çeşitli nedenlerle Ermenistan görüşlerine yatkın olduklarından, onlar tarafından bulunacak formüllerin, şimdiye kadar olduğu gibi, Azerbaycan’ı tatmin etmesi ihtimalinin fazla olmadığıdır.

Halen bir çıkmaz içinde olduğu görülen Karabağ sorunu için yeni girişimler gerekmektedir. Çözüm arama çabaları AGİT içinde sürdürülecekse Azerbaycan ve Ermenistan arasında denge gözetecek yeni bir müzakere mekanizması kurulmalıdır. Bu başarılamazsa sorun, asli görevi uluslararası anlaşmazlıkları çözümlemek olan Birleşmiş Milletlere götürülmelidir. Bu örgütte Müslüman ülkelerin mevcut olması Azerbaycan’a çok ihtiyaç duyduğu dengeyi sağlayabilecektir.

Halen, Karabağ sorununun çözümünün, Ermenistan’daki başkanlık ve parlamento seçimleriyle, Azerbaycan’daki başkanlık seçimlerinin sonrasına ertelenmesi için ilgili taraflar arasında zımni bir mutabakat olduğu görülmektedir. Oysa Karabağ’ın Ermenistan ile entegrasyonu süratle ilerlediğinden her geçen günün Ermenistan lehine ve Azerbaycan aleyhine olduğu akılda tutulmalıdır.

2002 yılı, Türkiye’de Ermeni araştırmaları yönünden önemli faaliyetlere sahne olmuştur. Nisan ayında Ermeni Araştırmaları Türkiye Kongresi toplanmıştır. Kongreye 130’un üzerinde bilim adamı ve yazar katılmış ve çeşitli konuları kapsayan 115 adet tebliğ sunulmuştur. Tebliğ verenlerin büyük çoğunluğu (17 profesör, 23 doçent, 37 yardımcı doçent ve 11 diğer öğretim görevlisi) üniversitelerimiz mensubudur. Ayrıca 21 yazar ve 6 emekli büyükelçi tebliğ sunmuşlardır. Kongre, bu konuda şimdiye kadar ülkemizde yapılan en büyük toplantıdır. Tebliğlerin sayısı yönünden ise aynı konuda dünyadaki en büyük toplantı olması olasıdır. Sunulan tebliğler 2003 yılı içinde Ermeni Araştırmaları Enstitüsünce bir kitap halinde bastırılacaktır.

Ermeni Araştırmaları Enstitüsü 2001 yılı Mayıs ayından beri, İngilizce ve Türkçe olarak “Ermeni Araştırmaları” dergilerini yayınlamaktadır. Türk olmayan okurlara erişebilmek amacıya Enstitü, 2002 yılı sonlarında ingilizce olarak "Review of Armenian Studies" dergisini yayınlamaya başlamıştır.

Amerikalı bir hakim olan Samuel W. Weems, kaleme almayı planladığı “Büyük Ermeni Düş Kırıklığı” serisinin ilk kitabı olan “Ermenistan: Bir Hıristiyan Terörist Devletin Sırları” başlıklı kitabını 2002 içinde yayınlanmıştır. Büyük bir Türk dostu olan Samuel W. Weems, 24 Ocak 2003 tarihinde vefat etmiştir. Toprağı bol olsun.

2. ERMENİSTAN’DA BAŞKANLIK SEÇİMLERİ

Ermenistan Başkanlık Seçimleri 19 Şubat 2003 tarihinde yapılmıştır. Adayların hiç biri ilk turda seçilmek için gerekli oyu alamadığından 5 Mart 2003 tarihinde ikinci tur yapılması gerekmiş ve beş yıl için Ermenistan’ın Devlet Başkanı seçilmiştir.

Seçim Kampanyası

Başkan Koçaryan, çok sayıda adayın oyları böleceği ve dolayısıyla kendisinin ilk turda seçilmesini engelleyebileceği düşüncesiyle muhalefet partilerinin tek aday çıkarmalarını tercih ettiğini söylemiştir.[10] Ancak muhalefet cephesini oluşturan 16 parti, çeşitli kez beyan etmelerine[11] karşın tek aday üzerinde anlaşamamışlardır. Bu durumun başlıca nedeni halen Ermenistan’da herkesin adaylığı üzerine anlaşabileceği seçkin bir politikacı olmamasıdır. Eski Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan’ın birleştirici bir rol oynayabileceği düşünülmüşse de muhalefet partileri onu da desteklemekten kaçınmışlardır.[12] Koçaryan böylelikle çok sayıda ve hepsi, çeşitli derecelerde olmakla beraber,

kendi karşısında güçsüz rakiplerle yarışmıştır. Seçimin birinci turundan kısa zaman önce bazı adaylar Stepan Demirciyan lehine çekilmişlerse de, Rusya ile daha ileri düzeyde işbirliğine taraftar olan Artaşes Gegemyan ve Aram Karabetyan’ın adaylıklarını sürdürmeleri Stepan Demirciyan ile Robert Koçaryan arasındaki büyük oy farkının başlıca nedenini oluşturmuştur.

Diğer yandan Başkan Koçaryan’ın adaylığı, Başbakan Andranik Markaryan’ın Cumhuriyetçi Partisi ile Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnak Partisi), Kanun Ülkesi Partisi ve bir düzine kadar küçük parti ve siyasi kuruluş tarafından desteklenmiştir.[13] Ayrıca, basın haberlerine göre, Koçaryan’ın seçim kampanyası sırasında devletin olanaklarından yararlanması da seçilmesine katkıda bulunmuştur. Bu konuda aşağıda ayrıca bilgi verilecektir.

Başkan Koçaryan seçim programında halka bir dizi vaatte bulunmuştur. Bunlar arasında Ermenistan’da her yıl 30 ilâ 40 bin yeni iş yaratılması en başta gelmektedir. Bunun yanında yeni yollar yapılması, mülteciler için konutlar inşa edilmesi, doğal gaz miktarının Sovyetler dönemindeki düzeye çıkarılması, bütün evlere 24 saat su verilmesi ve kurumakta olan Sevan Gölü su seviyesinin 60 santim yükseltilmesi gibi hususlar da vardır.[14] Koçaryan seçildiği taktirde Ermenilerin yabancı ülkelere göç etmesini durdurmak ve Ermenistan’a geri dönmelerini sağlamak sözünü de vermiştir.[15]

Başkanlık seçimleri sırasında dikkati çeken bir olay, Ermenistan’ın ilk dışişleri bakanı olan Raffi Hovanisyan’ın, Ermeni vatandaşı olmadığı ileri sürülerek, adaylığının kabul edilmemesidir. Ermeni kanununa göre başkanlığa aday olabilmek için on yıldan beri Ermenistan vatandaşı olmak ve Ermenistan’da ikamet etmek gerekmektedir. 2001 yılında vatandaşlığa kabul edilen R. Hovanisyan 1991’den beri Ermenistan vatandaşı olmak için başvurduğunu[16] ancak bu konuda işlem yapılmadığını iddia etmişse de bu konuda açtığı davaları kaybetmiştir.[17]

Bu olay Karabağ doğumlu Koçaryan’ın da Ermenistan vatandaşlığı konusunu gündeme getirmiştir. Koçaryan 1992-1994 yıllarında Karabağ Devlet Savunma Konseyi başkanlığını yapmıştır. 1994-1997 yılları arasında da sözde Karabağ Cumhuriyeti Başkanı olmuştur.[18] 1997 yılında Ermenistan başbakanlığına atanmış, Devlet Başkanı Ter Petrosyan’ın istifa etmesinde baş rolü oynadıktan sonra 1998’de Ermenistan Başkanı olmuştur. Bu durumda Koçaryan’ın, 1992-1997 arasında Karabağ’da resmi bir görev sahibi olduğundan, o yıllarda Ermenistan’da ikamet etmesi mümkün değildir. Ancak adı geçenin elinde son on yıldan beri devamlı olarak Ermenistan’da ikamet ettiğine dair bir polis belgesi bulunduğu anlaşılmaktadır.[19] Başkanlık adaylarından altısı bu belgenin geçersiz sayılması için mahkemeye müracaat etmişler ancak bu talepleri kabul edilmemiştir.[20]

Ermenistan başkanlık seçimleri bazı şiddet hareketlerine sahne olmuştur. Ermenistan Devlet Televizyon ve Radyo Kurumu Başkanı Tigran Nagdalyan 27 aralık 2002 tarihinde bilinmeyen kişiler tarafından öldürülmüştür. Başkan Koçaryan derhal bir televizyon konuşması yaparak katillerin bulunacağını vaat etmiştir.[21]

Söz konusu kurumun üyeleri Devlet Başkanı tarafından atandığından, bunların hepsi gibi Nagdalyan da başkan Koçaryan’ın taraftarı idi. O itibarla, adı geçenin katli Koçaryan’a karşı bir hareket olarak görülmüştür. Diğer yandan bu cinayetin 27 Ekim 1999 tarihinde Ermenistan Millet Meclisinin basılarak, aralarında Meclis Başkanı Demirciyan ve Başbakan Sarkisyan’ın da olduğu sekiz kişinin öldürülmesi olayı ile ilgili bulunduğu ve Nagdalyan’ın da bu olayın başlıca tanıklarından biri olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu konuda halen devam eden davanın savcısı Gagik Cihangiryan Nagdalyan’ın daha önce zaten bir çok kez ifade vermiş olduğunu belirterek öldürülmesiyle Millet Meclisindeki cinayetler arasında bir bağ görmediğini söylemiştir.[22] Buna karşın muhalefetteki 16 parti bir bildirge yayınlayarak Nagdalyan’ın öldürülmesi ile ilgili soruşturmanın Millet Meclisi olayı ile olabilecek ilgisinin dikkate alınmadan yürütülmesinden endişe duyduklarını belirtmişlerdir.[23] Bu arada bir avukat 1999 yılı Millet Meclisi saldırısının video kasetlerinin devlet televizyonunun teknik imkanlarıyla “düzeltildikten” ve ayrıca 11 dakikası temizlendikten sonra adli makamlara teslim edildiği ve Nagdalyan’ın bu olay nedeniyle 1999 saldırısıyla bir ilişkisi olduğunun iddiası ortaya atılmıştır.[24]

Ermenistan Devlet ve Televizyon ve Radyo Kurumu Başkanlığına 8 Ocak 2003 tarihinde getirilen Alexan Harutiunyan, Millet Meclisi cinayetlerinin azmettiricisi olarak tutuklanmış, dört ay sonra delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştı. Harutiunyan tutuklandığında Başkan Koçaryan’ın özel kalem müdürüydü.[25]

Başkanlık seçiminin ikinci kanlı olayını, Milletvekili Hayk Babuhanyan’un 4 Şubat 2003 tarihinde başkanlık adaylarından Aram Karabetyan ile ilgili bir mitinge katılması sırasında bıçaklanması oluşturmuştur.[26] Babuhanyan ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmış, saldırgan yakalanmıştır.[27]

Ermeni siyasi hayatında, maalesef, çok eskiden beri bir şiddet geleneği mevcut olduğu görülmektedir. Yakın zamanlardan, mesela Koçaryan’ın başkan olduğu 1998 yılından günümüze kadar şu örnekleri verebiliriz: 1998’de Baş Savcı General Henrik Haçatriyan’ın öldürülmesi, 1999’da Ermenistan Millet Meclisinin basılarak sekiz kişinin öldürülmesi, 2001’de Başbakanın müşaviri Gagik Pogosyan’ın öldürülmesi, 2002 tanınmış gazeteci Mark Grigoryan’ın ağır yaralanması ve yukarıda anlattığımız gibi, Tigran Nagdalyan’ın öldürülmesi. 2003 yılı da Babuhanyan’ın yaralanmasıyla başlamıştır. Ermenistan’da 25 Mayıs 2003 tarihinde genel seçimler yapılacak olduğundan bu gibi saldırıların devam etmesi olasıdır. Bu arada Ermenistan’ın bağımsızlığından bu yana geçen 12 yıl içinde hiçbir siyasi cinayetin aydınlatılmamış olması[28] da bu saldırıların korkusuzca gerçekleştirilmesinin başlıca nedenidir.

Başkanlık seçimleri sırasında en fazla şikayet edilen konu, özellikle başkan Koçaryan taraftarlarının yasaları ihlal eden davranış ve uygulamaları olmuştur. Bunları, Ermenistan basınında çıkmış olan haberlere dayanarak, şöyle özetleyebiliriz: Devlet televizyonunun Koçaryan’ın faaliyetlerine geniş bir şekilde yer verirken diğer adayları ihmal etmesi;[29] bazen diğer adaylar hakkında çarpıtılmış bilgiler vermesi;[30] Koçaryan’ın posterleri, resmi binalar dahil, bir çok yerde bulunurken, diğer adayların posterlerinin[31] asılmasına güçlük çıkarılması ve bazen bunların yırtılması;[32] Koçaryan’ın seçim merkezinin bir devlet binasında bulunması;[33] askerlerin Koçaryan’ın seçim kampanyasına katılmaları, okul çocuklarının Koçaryan’ın seçim toplantılara götürülmeleri;[34] Adalet Bakanı David Harutiuyan’ın Koçaryan’ın seçilmesi için öğretmenler ve velilerle toplantılar yapması;[35] Koçaryan ile ilgili paralı seçim reklamlarının en fazla izlenen saatlerde yayınlanması, özel televizyonların bir dakikalık reklam fiyatını 20 dolardan, Koçaryan hariç, diğer adayların ödemekte zorlanacağı 120 dolara çıkarmaları;[36] bazı kişilerin elektrik, gaz, su faturalarının, Koçaryan’a oy vermeleri karşılığında ödenmesi.[37]

Savunma Bakanı Serj Sargsiyan’ın görevinden istifa etmeden önce Başkan Koçaryan’ın seçim kampanyasını yürütmesi de, Başkan Koçaryan’ın seçimlerde devlet olanaklarından yararlanma isteğine bağlanmış hatta Sargsiyan’ın güvenlik güçlerine Koçaryan’ın tekrar seçilmesini sağlamaları talimatı verdiği dahi ileri sürülmüştür.[38]

Seçim Kampanyasında Dış Politika

Seçim kampanyası sırasında dış politika konularına çok az değinilmiştir. Ermenistan’ın Rus Federasyonu ile ileri derecede ilişkileri bulunmasına rağmen Milli Birlik Partisi Başkanı Artaşes Gegemyan Rusya ile ilişkilerin daha da geliştirilmesini savunmuştur.[39] Bunda, sayıları hayli çok olan yoksul insanların, bir tür istikrar sağlayan Sovyet döneme özlem duymalarının rol oynadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, bir kamu oyu araştırmasına cevap verenlerin % 13,7 si Ermenistan’ın Rusya-Beyaz Rusya Federasyonuna katılmasını, % 6,3 ü Ermenistan’ın Rus Federasyonun bir parçası olmasını istemiştir. % 53,8 gibi büyük bir çoğunluğu da, yukarıda değindiğimiz gibi, Rusya ile ileri dereceye ulaşmış olan ilişkilerin korunmasına taraf olduklarını bildirmişlerdir.[40] Bir kaynağa göre, Rusya’nın ülkedeki bu mümtaz mevkii, belirli bir gereği yok iken Koçaryan’ın, 16–18 Ocak tarihlerinde Moskova’ya bir ziyaret yapmasına neden olmuştur.[41] Koçaryan bununla Rusya ile ilişkilerin mükemmel düzeyde olduğu kanıtlanmak ve ülkede Rusya taraftarı kişilerin oylarını almak istemiştir.

Ermenistan, çok belirgin olan Rusya taraftarlığı yanında, ABD ve Avrupa Birliği ile de iyi ilişkiler içinde olmayı arzu etmekte ve bu husus Koçaryan’ın seçim programında da yer almış bulunmaktadır. Ermenistan, adı geçen ülkelerin hepsinin yardımına ihtiyaç duyduğundan, bu politikaya “tamamlayıcılık” (complementarity) adı verilmiştir. Dışişleri Bakanı Oskanyan bir mülakatında,[42] soruları yönelten gazetecinin bu politikanın son beş yıl içinde arzulanan sonuçları vermediğini ileri süren görüşünü kabul etmemiş ve aksine “tamamlayıcılık”ın Ermenistan dış politikasının dayandığı başlıca temellerden biri olduğunu ileri sürmüş ve bu politikadan ayrılmanın olumsuz etkileri olacağını savunmuştur. Bu konuda dikkati çeken husus, Ermenistan’ın ne Türkiye’yi ne Azerbaycan’ı hatta ne de Gürcistan’ı “tamamlayıcılık” politikası içinde görmediği ve bu politika ile, özellikle Türkiye ve Azerbaycan’a karşı bir cephe oluşturmayı veya hiç olmazsa bir denge kurmayı hesapladığı ortaya çıkmıştır.

Diğer yandan Ermenistan Dışişleri Bakanı bu mülakat sırasında, Koçaryan’ın, seçildiği taktirde, ikinci dönem başkanlığının sona ereceği tarih olan 2008 ‘de Ermenistan’ın tam üyelik müzakerelerine başlamak için Avrupa Birliğinin kapısını çalmaya hazır olacağını da söylemiş bulunmaktadır. Bu ifadeler, Ermenistan’ın Türkiye ile yaklaşık aynı dönemde Avrupa Birliğine üye olmayı planladığını ve belki de bu hususta Avrupa Birliği yetkililerinden bazı vaatler almış olabileceğini düşündürmektedir.

Seçim Kampanyasında Karabağ Sorunu

Karabağ konusuna da seçim kampanyası sırasında fazla değinilmemiştir. Bunun nedeninin Koçaryan’ın bu sorun karşısındaki sert ve uzlaşmaz tutumunun genelde kamu oyunda tasvip görmesidir. Ancak, bir rivayetten ileri gitmese de, Karabağ sorununun çözümü çerçevesinde Megri bölgesinin Azerbaycan’a verilmesi olasılığı Koçaryan idaresinin eleştirilmesine neden olmuş bu da Dışişleri Bakanı Oskanyan’ı, yukarıda değindiğimiz mülakatı sırasında, bu konunun suiistimal edildiğini ve Megri’nin milli güvenlik ve toprak bütünlüğünü ilgilendirdiğini ısrarla söylemek durumunda bırakmıştır. Koçaryan’ın seçim programında da,[43] Megri bölgesi kastedilerek, Azerbaycan ile “toprak değişimi” reddedilmekte ve gelecek beş yıl içinde Karabağ’ın kendi kaderini kendisinin tayin hakkının uluslararasınca tanınması için çalışılacağı belirtilmektedir. Programda ayrıca Karabağ’a güvenilir sınırlar sağlanmasının Ermenistan ile devamlı bir coğrafi irtibatı gerektirdiği ifade olunmaktadır. Diğer bir deyimle Koçaryan, Ermenistan’ı Karabağ’la Laçin bölgesinden geçen bir koridorla bağlamak isterken, Nahcivan’ın Megri bölgesinden geçecek bir koridorla Azerbaycan’a bağlanmasını kabul etmemektedir.

Koçaryan’ın yukarıda değindiğimiz Moskova ziyaretinde, 16 Ocak 2003 tarihinde, verdiği bir konferans sırasında, 1991–1992 yılları Karabağ olaylarının Ermenilerin Azerbaycan’da yaşamalarının imkânsız olduğunu gösterdiğini söyledikten sonra “Bir tür etnik uyumsuzluktan bahsediyoruz” demesi tepkilere yol açmıştır.[44]Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer “bu ‘nefret’ ifadesinin savaş tacirliği anlamına geldiğini ve Avrupa’nın etnik hoşgörü ve çeşitlilik ilkelerine ters düştüğünü” söylemiş ve ayrıca “Ermenistan ve Azerbaycan’ın ait olduğu Avrupa etnik, kültürel dini veya dil alanında olsun Avrupa çeşitliliğini kabul etmekle başlar”[45] demiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin bu sert eleştirileri Ermenistan’ın Avrupa Birliği üyesi olabilmesi için halen ülkede pek revaçta olan aşırı milliyetçi duygu ve düşüncelerden arınması bunun yanında da Azerbaycan ve Türkiye ile barış yapması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Seçim Kampanyasında Türkiye

Koçaryan’ın Türkiye’ye karşı sert olarak nitelendirilecek politikası Ermenistan’da genel tasvip gördüğünden bu konuda da seçim kampanyası sırasında pek durulmamıştır. Milli Birlik Partisi Başkanı Gegemyan, Koçaryan idaresinin Rusya’yı soğutmak için elinden geleni yaptığını iddia ederken, misal olarak, Türkiye’nin NATO’nun yaz aylarında Ermenistan’da yapılacak olan manevralara katılacak olmasını göstermiş ve “1915’ten sonra ilk defa 2003’te bir Türk askeri Ermeni toprağına ayağını basacaktır”[46] gibi demagojik olduğu kadar tarih açısından da yanlış sözler sarf etmiştir.

Taşnaklar ise başkanlık seçimlerinde partinin tutumunu tespit etmek üzere, 22–24 Kasım 2002 tarihlerinde, bir “Yüksek Kongre” toplamışlar ve Koçaryan’ın izlediği politikaları övdükten sonra kendisini desteklemek kararını almışlardır. Koçaryan’ın beğenilen icraatı arasında “milli davaları uluslararası arenada şerefli bir şekilde ortaya atmak” da vardır. Bununla kastedilen Koçaryan’ın iktidara gelmesinden sonra Ermeni diplomasisinin bazı uluslararası kuruluşlarda soykırımı iddialarını dile getirmesidir.[47] Taşnak Partisi Büro üyesi Viken A. Hovsepyan bir demecinde Koçaryan’ın, Ermeni tarihinde ilk defa olarak, Birleşmiş Milletlerde Ermeni soykırımının tanınmasını istediğinin unutulmaması gerektiğini ve bu durumun bir önceki rejimle (Ter Petrosyan’ın başkanlığı dönemiyle) başlıca farkı oluşturduğunu söylemiştir.[48] Koçaryan da Taşnakların bu talebine ve ülkedeki genel yaklaşıma uygun olarak seçim programında[49] Ermeni “soykırımı”nın uluslararası alanda tanınması için çalışacağını tekrarlamıştır. Böylelikle Koçaryan, seçildiği taktirde, önümüzdeki beş yıl içinde de Türkiye ile iyi ilişkiler kurmayı öngörmediklerini dolaylı olarak teyit etmiştir.

Bu arada Türkiye ile ilişkiler konusunda Taşnaklar ile Koçaryan’ın tam bir anlaşma içinde olmadıkları görülmektedir. Viken A. Hovsepian yukarıda değindiğimiz demecinde, Koçaryan’ın iki yıl kadar önce bir Türk televizyon muhabirine verdiği mülakatta Ermeni toprakları hakkında ciddi yanılgıya düştüğünü[50] söylemiş, o zamanlar bu konuyu kamu oyu önünde tartışmaktan kaçındıklarını ancak Koçaryan’la görüşmelerinde memnuniyetsizliklerini dile getirdiklerini, halen bu konudaki duydukları rahatsızlık ve endişelerin büyük ölçüde giderildiğini belirtmiştir.

Birinci Turun sonuçları

Seçimler için başlangıçta 15 siyaset adamı aday olmuştur. Bunlardan bazılarının adaylıkları Ermenistan Seçim Merkezi Komisyonunca, adaylık için gerekli olan Ermenistan vatandaşı olmak, son on yıldan beri Ermenistan da ikamet etmek ve en az 35.000 imza toplamak gibi koşulları yerine getiremediklerinden, kabul edilmemiştir. Bazı adaylar ise, seçimlerden önce adaylıktan çekilmişlerdir. Sonunda seçimlere 9 kişi katılmıştır. İlk turda adayların aldıkları oylar şöyledir.[51]

Robert Koçaryan (Devlet Başkanı) 700.808 % 49,4
Stepan Demirciyan (Halk Partisi Başkanı) 399.757 % 28.2
Artaşes Gegamyan (Milli Birlik Partisi Başkanı) 250.145 % 17.7
Aram Karabetyan (Anayasal Haklar Birliği Par. Bşk) 41.795 % 3,0
Vazgen Manukyan (Milli Demokratik Birlik Par. Bşk) 12. 904 % 0,9
Ruben Avaciyan (Birleşmiş Ermeniler Partisi Bşk) 5.788 % 0,4
Aram Sargsiyan (Demokratik Parti Başkanı) 3.034 % 0,4
Aram Harutiunyan (Milli Uzlaşma Partisi Başkanı) 1.272 % -
Garnik Margaryan (Ermenistan Sosyalist Birliği Par.Bşk) 854 %

2.315.410 seçmenden 1.463.499’u oy kullanmıştır.[52] Buna göre seçimlere katılım % 63 gibi düşük bir oranda gerçekleşmiştir. Ancak bundan önceki başkanlık seçimlerinde katılım % 60 kadar olduğundan bu oran Ermenistan için olağan sayılmalıdır.

Eylül ayından itibaren yayınlanan tüm kamu oyu yoklamalarında diğer adaylara nazaran büyük farkla önde görülen Başkan Koçaryan, kendisinden sonra gelen Stepan Demirciyan’dan çok fazla oy alarak ilk turda birinci olmuştur. Ne var ki seçilmek için gerekli % 50+1 oyu, 3000 kadar cüzi bir farkla, alamadığından bu turda seçilememiştir.

İki tur arasında gelişmeler

19 Şubat’ta 2003 tarihinde başkanlık seçimleri oylaması başlayınca bazı kişiler isimlerini seçmen listelerinde bulamamışlar ve kendilerine seçmen olma haklarının tanınması için mahkemelere başvurmuşlardır. Bu kişilerin sayısı on bini geçmiştir.[53]

Muhalefet Partileri seçimlerde usulsüzlük yapıldığını ileri sürmüşlerdir. İçlerinde birinci turda ikinci gelen Demirciyan ve üçüncü gelen Gegemyan’ın da bulunduğu beş aday usulsüzlükler hakkında ortak bir bildiri yayınlamışlardır.[54] Buna karşın seçimleri idare etmekle görevli Seçim Merkezi Komisyonu seçim ihlalleri hakkında çok az sayıda yazılı başvuru aldığını bildirmiştir.[55]

Başkanlık seçimleri çeşitli uluslararası kuruluşlardan ve bazı yabancı ülkelerden gelen yaklaşık 470 gözlemci tarafından incelenmiştir. Bunların 65’i Bağımsız Devletler Topluluğundan,[56] 200 kadarı ise AGİT ve Avrupa Konseyi Tarafından gönderilmişti.[57]

Bağımsız Devletler Topluluğu seçim misyonuna başkanlık eden Yuri Yarov, muhalefetin ileri sürdüğü seçim ihlallerinin kanıtı olmadığını ifade etmiştir.[58] Ayrıca, başkanlık seçimlerinin özgür, dürüst, saydam, demokratik ve meşru bir şekilde yapıldığını ileri sürmüştür.[59]

AGİT ve Avrupa Konseyi tarafından ortaklaşa kurulan Uluslararası Seçim Gözleme Misyonu ise seçimler hakkında ön bulgu ve sonuçları[60] şu şekilde belirtmiştir: “19 Şubat tarihli Ermenistan Başkanlık seçimleri genelde sakin geçmiş ve iyi idare edilmiştir. Ancak oyların sayılması kusurlu olup seçim sürecinin bütünü, bir çok önemli nokta bakımından, uluslararası standartların altında kalmıştır”.

Bildiride uluslararası standartlara uymayan hususlar arasında, seçim öncesinde bazı yıldırma hareketleri ve zor kullanma eylemleri görüldüğü, bazı hileler yapıldığı, Başkanı desteklemek üzere devlet kaynaklarının büyük ölçüde kullanıldığı ve Devlet televizyonunun adaylar hakkındaki haberlerinde dengeli ve tarafsız davranmadığı gibi hususlar yer almıştır.

Muhalefet partileri taraftarları seçimlerden sonra büyük mitingler düzenlemeye başladılar. Seçimlerin ertesi günü olan 20 Şubatta Seçim Merkezi Komisyonu binası önünde yapılan ve 30.000 kadar kişinin katıldığı mitingde Stepan Demirciyan’ın başkan ilan edilmesi istenmiştir.[61] 21 Şubatta yapılan ve yaklaşık 25.000 kişinin katıldığı bir diğer mitingde Stepan Demirciyan’ın başkan ilan edilmesi için 48 saat verildiği bildirilmiştir.[62] Demirciyan ise, Koçaryan ve rejiminin Ermenistan’da seçimler kisvesi altında iktidarı gasp etmeye çalıştığını söylemiştir.[63]

Muhalefet partilerin beklenmeyen bu tepkileri ve halkın bir kısmının sokağa dökülmesi karşısında iktidar taraftarları harekete geçmek zorunda kalmıştır. Başkan Koçaryan Televizyonda yaptığı bir konuşmada resmi makamların kamu düzenini bozmayı amaçlayan her harekete şiddetle karşı duracaklarını bildirmiş,[64] savunma bakanlığından yapılan bir açıklamada ise muhalefetin Ermenistan’ın iç istikrarını bozmakta ve ülkenin anayasal düzeni ve güvenliğini tehlikeye atmakta olduğu bu durum karşısında Ermenistan Ordusunun Hükümeti tamamen desteklediği ifade edilmiş ve Ermenistan’ın halen geçici bir ateşkesin koşulları içinde yaşadığı hatırlatılmıştır.[65] Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan da Televizyonda muhalefetin hareketlerinin son yıllarda elde edilen başarılara gölge düşürdüğünü söyledikten sonra, fakirliğin sınırında bulunduğu için halkın büyük bir kısmının memnun olmadığını, Başkanın da bu memnuniyetsizliğin ne kadar ciddi olduğunu bildiğini, ancak memnuniyetsizliği bu şekilde (mitingler yoluyla) göstermenin doğru olmadığını söylemiştir.[66]

Resmi makamların ikazlarına rağmen 23 Şubat günü yaklaşık 50.000 kişinin katıldığı büyük bir miting yapılarak, birinci tur seçimlerin sonuçları protesto edilmiştir.[67]

 

Seçimlerin yasallığının sorgulanmaya başlamasından sonra, seçimlerde üçüncü sırada yer almış olan Artaşes Gegamyan seçimlerin birinci turunun iptal edilmesini ve yeniden seçim yapılmasını istemiş ve[68] daha sonra da seçimlerin iptali için Anayasa mahkemesine başvurmuştur.[69] Dikkat çekmek için özel bir gayret içinde olduğu görülen Gegemyan’ın halen iktidarda bulunanların seçimleri kaybettikleri taktirde kurşuna dizileceklerini iyi bildiklerini de ifade etmiştir.[70] Seçimlerde dördüncü olmuş olan Aleksan Karabetyan da birinci turun geçersiz sayılmasını istemiştir.[71] Seçimlerin ikinci turuna katılamayacak olan bu iki şahsın tek şansının birinci turun iptali olduğu dikkatlerden kaçmamıştır.

Buna karşılık Stepan Demirciyan’ın birinci tur oyları tekrar sayılmadığı taktirde ikinci tura katılmayacağı adı geçenin seçim ofisinden bildirilmiştir.[72] Başkan Koçaryan ise kimseyi kinci tura katılmak için ikna etmeye çalışmayacağını, Stepan Demirciyan katılsa da katılmasa da seçimlerin ikinci turunun yapılacağını ifade etmiştir.[73]

Bu arada 13 muhalefet partisi bir bildiri yayınlayarak bazı taleplerde bulunmuş ve bunların yerine getirilmemesi durumunda Başkan Koçaryan’ın istifasını isteyeceklerini bildirmişlerdir. Talepler arasında Başkan Koçaryan’ın seçim kampanyasını idare den Milli Savunma Bakanı Serj Sarkisyan’ın, Adalet Bakanı David Harutiunyan’ın, Mahalli İdareler Bakanı Ovik Abrahamyan’ın ve Seçim Merkezi Komisyonu Başkanı Artak Sagradyan’ın istifa etmesi, tutuklan-anların serbest bırakılması ve seçimlere hile karıştıranların cezalandırılması bulunuyordu.[74]

Koçaryan 26 Şubat’ta yaptığı bir basın toplantısında, muhalefetin iddia ettiğinin aksine, seçim ihlallerinin fazla olmadığını ve bunların seçimlerin sonucunu etkilemediği söylemiş ve seçimlerin ikinci turunda ihlallerin önleneceği sözünü vermiştir.75 Bu arada, izin verilmeyen mitinglere katılan kişilerden bazıları tevkif edilmeye başlanmıştı. Adalet Bakanlığı sözcüsü Ara Sagatelyen’a göre 27 Şubat 2003 itibariyle 150 kişi tutuklanmış olup bunlardan 88 i hapis diğerleri para cezasına çarptırılmıştır.[76]

Ermenistan başkanlık seçimlerinin bir şiddet havası içine girmesi endişe uyandırmıştır. Avrupa Konseyi Danışma Meclisi Başkanı Peter Schieder 26 Şubat’ta yaptığı bir açıklamada, seçimlerdeki eksiklikler ve yolsuzluklar nedeniyle ciddi endişe duyduklarını belirttikten sonra “Ermenistan, Avrupa Konseyine üyesi bir ülke olarak demokratik taahhütlerine uygun olarak hareket etmek istiyorsa ikinci turda bu gibi yolsuzluklar tekrarlanmamalıdır” demiştir. Peter Schieder ayrıca, kamu düzeninin aşırı önlemlere başvurulmadan sağlanmasını ve tutuklananların derhal serbest bırakılmasını istemiştir. Danışma Meclisi Başkanı muhalefetin de ülkenin anayasal ve yasal düzenine saygı göstermesi gerektiğini belirtmiştir.[77]

AGİK Seçimleri gözleme Misyonu Başkanı Peter Eicher tutuklananlar hakkında endişe duyduğunu bunların, avukatları olmaksızın, kamuya kapalı olarak yapılan davalar sonucu hüküm giydiklerini; demokratik bir seçimde şiddet ve eziyete yer olmadığını söylemiş ve seçimlerin ikinci turunun daha saydam ve özgür olacağını ümit ettiğini eklemiştir.[78]

AGİT dönem Başkanı, Hollanda Dışişleri Bakanı Jaap de Hoop Scheffer başkanlık seçimler hakkında endişelerini dile getirerek, tutukluların serbest bırakılmasını ve ayrıca Ermenistan makamlarının AGİK’in seçimlerle ilgili 1990 tarihli Kopenhag belgesine saygı göstermelerini istemiştir. Bu belge, seçim kampanyalarında, dürüst ve özgür bir hava içinde, siyasi partilerin ve adayların görüşlerini ifade etmelerini ve resmi makamların şiddet ve yıldırma hareketlerine başvurmamalarını öngörmektedir.[79]

İki tur arasındaki önemli gelişmelerden biri de, muhalefetin düzenlediği bir çok miting ve sokak gösterisi karşısında nispeten hareketsiz kalmış olan Koçaryan taraftarlarının bu durumu düzeltmek istercesine, 1 Mart 2003 tarihinde, Erivan’da, Koçaryan’ın da söz aldığı ve 100.000 kişinin katıldığı iddia edilen[80] büyük bir miting yapmalarıdır. Mitingin Koçaryan’ın seçim kampanyasını yürüten Savunma Bakanı Sargsiyan tarafından değil Taşnak Partisince düzenlenmesi, Sargsiyan aleyhine ve Taşnakların lehine bir gelişme oluşturmuştur. Aynı saatlerde Demirciyan taraftarlarının düzenlediği bir mitinge en çok 20.000 kişinin katılması[81] Koçaryan taraftarların gücünün daha fazla olduğu kanısını vermiştir.

Bununla beraber Koçaryan’ın mitingine katılanların bir tür ikna edildikleri (bazı köylerden, kasabalardan ve fabrikalardan kişileri zorla otobüslere doldurup getirmek,[82] para vermek, içki vermek[83] gibi) iddia edilmiştir. Diğer yandan nüfusu 2,5 milyon kadar olan Ermenistan’da her 25 kişiden birinin (100.000 kişi) bir araya gelmesi de pek gerçekçi görülmemektedir. Bu oranın Türkiye’de 2,5 milyon kişiye, ABD’de ise yaklaşık 11 milyon kişiye tekabül etmesi Ermenistan’da 100.000 kişi toplamanın ne derecede güç olduğunu göstermektedir.

İki tur arasındaki diğer bir gelişme de Koçaryan ve Demirciyan’ın 3 Mart 2003 akşamı televizyonda bir açık oturuma katılmaları olmuştur. Bir çok konuya temas edilen bu toplantıda Koçaryan’ın ülkenin sorunları hakkında kendi bilgisini sergileyen ve böylelikle de Demirciyan’ın tecrübesizliğini ortaya koymaya çalışan bir taktik izlediği görülmüştür. Buna karşın Demirciyan seçimlerdeki yolsuzlukları ön plana çıkaran bir yaklaşım benimsemiş ve tecrübesi olmadığı iddialarına karşı da yolsuzluklar ve entrikalar konusunda tecrübesinin olmadığını söylemek suretiyle cevap vermiştir. Ermenistan’da ilk kez yapılan bu açık oturumun demokrasi koşullarının henüz yerleşmediği bu ülkede seçmenleri ne ölçüde ve ne yönde etkilediği belli değildir.

Bu açık oturum sırasında, Türkolog olduğunu söyleyen Petros Gazaryan isimli bir gazeteci, Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkileri iyileştirme şansının ve bu iyileştirmenin bedelinin ne olduğunu Demirciyan ve Koçaryan’a sormuştur.

Demirciyan bu soruya “İlişkilerin iyileştirilmesi milli değerlerimizin aleyhine olmamalı ve tarihi adalet gerçekleşmelidir. Bir çok ülke Ermeni soykırımını tanımıştır. Bölge ülkeleriyle ve komşularınızla gelecekte ilişkilerimizi iyileştirmemiz gerektiğine inanıyorum” cevabını vermiş; gazetecinin soykırım konusunda taviz verilmeyeceği hakkındaki görüşüne katıldıktan sonra “Sovyetler Birliği zamanında, hem ülke içinde hem de dışında soykırımın tanınması için kampanya yaptık. Bu bir milli sorundur” demiştir.

Koçaryan ise, her halde sözde soykırımın tanınması için çabalarının bilinmesinden olacak, gazetecinin sorusuna cevap vermemiş buna karşılık diğer başkan adaylarının seçim programlarının soykırım konusunu içermediğini belirttikten sonra Demirciyan’a “Sizin seçim programınızın Ermeni halkı için hayati önemi olan bu konuyu neden içermediğini anlamıyorum” demiştir. Demirciyan ise “kimse bu konulara karşı değil” demekle yetinmiştir.[84]

Bu açık oturumun Türkiye yönünden önemli yönü, Koçaryan hariç, hiçbir başkan adayının sözde soykırım iddiasını seçim programlarına alacak kadar önemli bir konu olarak görmemiş olmasıdır. Bu, ilke olarak, Koçaryan sonrası dönemde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin daha gerçekçi temeller üzerine kurulabileceğinin bir işareti olarak yorumlanabilir.

Seçimlere dönecek olursak, daha önce birinci tur oyları tekrar sayılmadığı taktirde seçimlere katılmayacağını bildiren Demirciyan bu kez ikinci tura katılacağını ancak bunun birinci tur sonuçlarını tanıdığı anlamına gelmeyeceğini bildirmiştir.[85]

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer seçimlerden önce bir bildiri yayınlayarak Ermenistan’ın bütün taraflarca dürüst ve yasal olarak kabul edilecek seçimlere ihtiyacı olduğunu, birinci turda meydana gelen olayların tekrar edilmesinin, sonucu ne olursa olsun, herkes için kayıp bir seçim” olacağını belirterek[86] gerekli uyarmayı yapmıştır. Avrupa Konseyi Danışma Meclisi eski Başkanı ve bu Meclisin Ermenistan başkanlık seçimleri için Gözlem Heyeti Başkanı Lord Russell Johnston da “özgür, temiz ve saydam bir oylama yapılmasını sağlamaları” için Ermeni makamlarına çağrıda bulunmuştur.[87] Buna karşılık AGİK Seçimleri Gözleme Komisyonu başkanı Peter Eicher’in resmi makamların oy sahtekarlığı yapan kişileri cezalandırmak için pek bir şey yapmadıklarını, bu durumda bu kişilerin ikinci turda bazı seçim sandıklarından sorumlu olmaya devam edeceğine dair sözleri,[88]ikinci turda da aynı yolsuzlukların yapılacağının işaretini oluşturmuştur.

Başkanlık Seçiminin Sonucu

5 Mart 2003, Çarşamba günü yapılan ikinci turda, oy verme sırasında kayda değer şiddet hareketlerine rastlanmamıştır. Ertesi gün Seçim Merkezi Komisyonunca ilan edilen ilk sonuçlara göre Koçaryan oyların % 67.5 ini; Demirciyan ise % 32,5 ini almıştır. Seçimlerde 1.596.204 kişi oy kullanmıştır.[89] Böylelikle seçimlere katılma oranı % 68 olmuştur.

Ermeni basını ve haber ajansları seçimlerin ikinci turunda da çok sayıda ihlal yapıldığında dair bir çok haber yayınlamışlardır. Bunlardan en önemlisi sandıklara başkan Koçaryan’ın isimi yazılı sahte oy pusulalarının doldurulmasıdır. Bu hileye seçimlerin birinci turunda da başvurulmuş ve AGİK Seçimleri Gözleme Komisyonu başkanı Peter Eicher Seçim Merkezi Komisyonunun bazı sandıklardan seçmen sayısından fazla oy pusulası çıkmasını izah edemediğini söylemiştir.[90] Bir ajans haberine göre ikinci tur için Koçerya’ın ismini taşıyan 600.000 sahte oy pusulası basılmıştır.[91] İkinci ihlal ise, muhalefete mensup birçok kişinin tutuklanması ve böylelikle sayıma itiraz edilmesinin önüne geçilmesidir. Yukarıda açıkladığımız gibi seçimlerin birinci turunda da bu tür tutuklamalar yapılmıştı. Bunların önemli bir kısmı, Ermenilerin ruhani lideri olan Katogikos Karekin II’nin girişimi üzerine serbest bırakılmıştı. Sandıklara sahte oy doldurulması (Ballot-box stuffing) ve tutuklamalar seçimlerden sonra gerek Lord Russell Johnston[92] gerek Peter Eicher’in[93] üzerinde en fazla durdukları hususlar olmuştur. Bunlar kadar etkili olmasa da Devlet Televizyonunun Koçaryan yanlısı yayınlarından da bahsetmek gerekir.

Avrupa Konseyi, seçimlerin ikinci turundan hemen sonra yayınladığı bir basın bildirisinde,[94] 200 kişilik AGİT ve Avrupa Konseyi gözlemcilerinin, Ermenistan başkanlık seçimlerinin bu turunda bir çok usulsüzlükler olduğu ve bir bütün olarak seçim sürecinin uluslararası standartların altında kaldığı sonucuna vardıklarını belirtmiştir.

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)da seçimler için yaklaşık 60 kişilik bir gözlemci heyeti göndermişti. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu heyetin başkanı Yuri Yarov birinci turdan sonra yaptığı bir açıklamada[95] seçimlerin özgür, dürüst, saydam, demokratik ve meşru olduğunu söylemiş ve ayrıca yapılan ihlallerin seçimleri geçersiz kıldığı yolundaki muhalefet beyanlarının kanıtlara dayanmadığını ileri sürmüştü.[96] Avrupa Konseyi, AGİT, bir çok sivil toplum örgütü, yabancı basın ve Ermenistan basının önemli bir kısmı seçimlerin birinci turunda yolsuzluklar olduğunu belirtirken BDT Temsilcisinin bu beyanları hayretle karşılanmış hatta kendisinin, seçimlerin sonucunu taraf tutar şekilde değerlendirdiği için, istifa edeceği haberleri dahi çıkmıştı.[97] Yarov istifa etmedikten başka seçimlerin ikinci turundan sonra da seçimlerin iyi düzenlendiğini ve ihlal olmadığını söylemiştir.[98] Bilindiği üzere BDT genelde Rus etkilerine çok açıktır. Yarov’un azınlıkta kalmasına rağmen seçimlerde yolsuzluk olmadığında ısrar etmesini Rusya Federasyonunun Koçaryan’ın seçilmesine katkıda bulunmak isteğiyle açıklamak mümkündür. Nitekim Vladimir Putin’in Koçaryan’ı ilk tebrik eden devlet başkanı olması çok eleştirilen bu seçimlere yasallık kazandırmak amacını taşısa gerektir.

Buna karşın batı dünyasında Ermenistan’ın başlıca hamisi olan ABD’nin seçimlere tepkisi farklı olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher Ermenistan başkanlık seçimlerinin uluslararası standartların altında kaldığı görüşüne katılmış, Ermenistan yöneticilerinin inanılır seçimler düzenleyerek ülkelerinin demokratikleşmesini geliştirmek fırsatını kaçırdıklarını belirtmiş ve seçimlerde yapılan usulsüzlüklerin araştırılması, bunları yapanların sorumlu tutulması ve halkın güvenini sağlayacak diğer önlemlerin alınması ile başlamak üzere “demokratik Ermenistan’ı kurma yoluna girilmesi için Hükümete çağrıda bulunuyoruz” demiştir.[99]

Ermenistan seçimlerinde yolsuzluk yapıldığı hakkında yukarıda değindiğimiz görüş ve beyanların ne gibi bir sonucu olacağına gelince, bizzat Lord Russel Johnston’un dediği gibi, Avrupa Konseyi (ve AGİT) seçimler demokratik olmadığı için herhangi bir ülkeye yaptırım uygulamak durumunda değildir.[100] Uluslararası hukuka göre hiçbir ülke veya kuruluşun da böyle bir yetkisi bulunmamaktadır. Bu seçimler hakkında bir rapor hazırlanacak ve Avrupa Konseyine Danışma Meclisine sunulacaktır. Ermeniler, bu görüşmeler sırasında ileri sürülecek eleştirileri reddedecekler, BDT Heyetinin seçimlerde yolsuzluk yapılmadığı hakkındaki beyanlarının arkasına sığınarak kendilerini savunmaya çalışacaklardır. Bu münasebetle 1998 başkanlık seçimlerinde de yolsuzluklar yapıldığını, bu konuda raporlar hazırlandığını ancak bir süre sonra bunların unutulduğunu hatırlamakta yarar vardır.

Seçilmesi şaibeli de olsa Robert Koçaryan’ın önümüzdeki beş yıl Ermenistan’ı yöneteceği anlaşılmaktadır. Adı geçenin bu uzun zaman içinde, çok ihtiyaç duyulan iç reformları gerçekleştirmesi; dış politika alanında ise, Ermenistan’ın çıkarlarını dikkate alarak, Karabağ dahil Azerbaycan ile olan sorunları çözümlemesi ve ayrıca gerçekçi bir davranışla, soykırımı iddialarından vazgeçip toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını tanıyarak da Türkiye ile ilişkileri normal hale getirmesi ve böylelikle Güney Kafkasya bölgesinde bir barış ve işbirliği döneminin başlamasına katkıda bulunması ümit edilmektedir.

3. TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ

2002 Aralık ayının ikinci yarısında Ermeni basınında Dışişleri bakanı Yaşar Yakış’ın, Azerbaycan memnun olmasa da Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini geliştireceğini ifade ettiğine dair haberler çıkmıştır.[101] Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan kendisine bu konuda yöneltilen sorulara bu tutumu memnuniyetle karşıladıklarını ve Türkiye ile önkoşul olmadan işbirliğine hazır oldukları cevabını vermiş[102] ayrıca Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmasının ve uyguladığı ambargoyu kaldırmasının Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması perspektiflerini daha gerçekçi kılacağını söylemiştir.[103] Başka bir kaynağa göre ise Ermeni Bakan “Avrupa Birliğinin Ermenistan ile diplomatik ilişkisi olmayan Türkiye’yi kabul edeceğini düşünmek zordur” demiştir.[104]

Aynı günlerde bir Ermeni Haber Ajansına göre,[105] Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman’ın “Türkiye ve Ermenistan’ın uzlaşma ve beraberce ekonomik kalkınma yolunda ilerleyebilmelerini sağlamak üzere yeni Türk Hükümetine Türkiye-Ermenistan barışması için gayretlerine devam etmesi ve bu amaçla yapılan girişimlere katkıda bulunması için çağrıda bulunuyorum.” şeklindeki sözleri de Türk Ermeni ilişkilerinde yakın zamanda gelişmeler olacağı kanısını vermişti.

Bu durum Azerbaycan’da ciddi kaygılara yol açmıştır. Dışişleri sözcüsü Metin Mirza bu haberlerin Ermeni basınının yalanlarından biri olduğunu söylemiş ve Ankara’nın Karabağ sorunu çözümlenmeden ve Azeri toprakları işgalden kurtarılmadan Ermenistan ile herhangi bir alanda işbirliği yapılmayacağını bir çok kez ifade ettiğini belirtmiştir.[106] Bu arada Bakü’deki Türkiye Büyükelçiliği Türk Dışişleri Bakanının böyle bir beyanı olmadığını açıklamıştır.[107] Azerbaycan Dışişleri Bakanı Guliev de, bu konuda Türkiye Büyükelçisi Ünal Çeviköz ile görüştükten sonra, Türk Dışişleri Bakanının sözlerinin yanlış anlaşıldığını, Bakanın Türkiye’nin tüm komşularıyla ilişkilerini geliştireceğini, ancak Ermenistan ile ilişkilerin Karabağ sorununun çözümlenmesinden sonra kurulabileceğini söylediğini ifade etmiştir.[108] Azerbaycan ANS Televizyonu muhabiri Türk Dışişleri Bakanının haberi yalanladığını bildirmiş ayrıca Başbakan Abdullah Gül ile de görüştüğünü ve adı geçenin de bu yalanmaya katılarak, Türkiye için Azerbaycan’ın Ermenistan ile ekonomik ilişkilerden çok daha önemli olduğunu söylediğini bildirmiştir.[109]

Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı Tayyip Erdoğan’ın 7 Ocak 2003 tarihinden itibaren Azerbaycan’a yaptığı ziyaret sırasında kendisinin ve beraberindekilerin yaptığı konuşmalar yeni Türk Hükümetinin Ermenistan ve Karabağ sorunu ile ilgili politikasına açıklık getirmiş ve Azerbaycan’da bu konuda olabilecek endişeleri ortadan kaldırmıştır.

Erdoğan’ın bu ziyaret sırasında yaptığı konuşmaların bu konuyu ilgilendiren bölümlerini şu şekilde özetlemek mümkündür: Yeni Türk Hükümetinin Ermenistan ile olan ihtilafında Azerbaycan’ın haklı tutumunu desteklemeye devam edecektir.[110] Türkiye Karabağ sorununun çözümünden önce Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmeyecektir.[111] Karabağ sorununun çözümü için Ermenistan ve Azerbaycan devlet başkanları arasında doğrudan yapılan temasların desteklenmekte,[112] Türkiye Minsk Grubunun bu konudaki çalışmalarını da desteklemektedir.[113] Ancak bu Grubunun etkisizliğinden endişe duyulmaktadır.[114] Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye arasında üçlü bir diyalog Karabağ sorunun çözümüne olumlu bir etki yapabilecektir.[115]

Bu ziyaret sırasında Erdoğan’a refakat eden Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış da yaptığı konuşmalarda, özet olarak, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi gerektiğini, Ermenistan’ın Sovyetler Birliği sınırlarını tanımayan tek devlet olduğunu ve Türkiye’nin 1921’de saptanan sınırlarını tanımadığını, ayrıca Doğu Anadolu’nun Batı Ermenistan olarak adlandırıldığı ve Ermenistan Anayasasında sözde soykırımla ilgili maddenin kaldırılması gerektiğini söylemiştir.[116] Diğer yandan Türkiye’nin Azerbaycan’ın rızası olduğu taktirde Ermenistan ile olan sınırını açacağını da ifade etmiştir.[117]

Adalet ve Kalkınma Partisi Başkan Yardımcısı Şaban Dişli ise bu konuda Partisinin Türkiye’nin bütün komşularıyla ilişkilerini geliştirmek istediğini belirtirken bundan Ermenistan’ın değil diğer komşuların kastedildiğini, Türkiye’nin Ermenistan ile ilgili siyasetini Azerbaycan ile birlikte yürüteceğini, Türkiye’nin Karabağ sorunu çözümlendikten sonra Ermenistan’ı düşünebileceğini söylemiştir.[118]

Yukarıdaki beyanlar Türkiye’nin yeni Hükümetinin Ermenistan hakkında kendisinden önceki hükümetlerle temelde aynı politikayı izleyeceğini göstermektedir. Diğer bir deyimle, Ermenistan, başta Karabağ olmak üzere Azerbaycan ile sorunlarını çözümlemediği, Türkiye’nin sınırlarının dokunulmazlığını ve toprak bütünlüğünü tanımadığı ve soykırım iftiralarına devam ettiği sürece Türkiye’nin bu ülke ile diplomatik ilişki kurulmayacağı ve kara sınırını açılmayacağı anlaşılmaktadır.

Türk Hükümetinin politikasının açıklık kazanması Ermenistan’da düş kırıklığı yaratmıştır. Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan 10 Ocak 2003 tarihinde düzenlediği bir basın toplantısında Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetinin başta eski Türk hükümetlerinin Ermenistan politikasını gözden geçirebileceği kanısını verdiğini, bu yönde bazı işaretler de alındığını, ancak Erdoğan’ın Bakü’deki beyanlarının bu ümitlere gölge düşürdüğünü söylemiş, bununla beraber Ecevit Hükümeti zamanında yapılan doğrudan temasların, herhangi bir önkoşul olmadan, tekrar başlayabileceğini ümit ettiklerini belirtmiştir.[119]

Bir hafta kadar sonra, Başkan Koçaryan Rusya’ya yaptığı ziyaret sırasında Moskova Dışişleri Akademisinde, 16 Ocak 2003 tarihinde verdiği konferansta bu konuya değinmiştir. Koçaryan Türkiye’nin Ermenistan’a abluka uygulamaya devam ettiğini ve iki ülke arasında diplomatik ilişkisi bulunmadığını belirtikten sonra, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin Karabağ sorununun çözümüne bağlı bulunmadığını, bu sorunla Türkiye’nin ilgisi olmadığını, iki ülke ilişkilerinin Ermeni-Azeri sorunların yükünü taşımaması gerektiğini, Türk-Ermeni işbirliğinin hem iki ülke hem de tüm bölgenin hayrına olacağını, Türkiye ile önkoşulsuz diyaloga hazır olduklarını çeşitli kez dile getirdiklerini ve bu tutumlarını da muhafaza ettiklerini söylemiştir.[120]

Koçaryan’ın bu konuşmasında Karabağ’ın sorununun Türkiye’yi ilgilendirmediği üzerinde ısrarla durmasının, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Tayyip Erdoğan’ın Bakü’de, Minsk Grubunun etkisizliğinden endişe duyulduğu, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye arasında üçlü bir diyalogun Karabağ sorunun çözümüne olumlu bir etki yapabileceği sözlerine bir cevap vermek amacına bağlamak mümkündür. Ermeniler, Karabağ konusunun Türkiye’nin Azerbaycan’ın görüşlerini destekleyeceği üçlü bir toplantıda görüşülmesinin lehlerine olmayacağı düşüncesi içindedir.

Türkiye’nin Ermenistan’a karşı tutumu, Ermeni çıkarlarını korumakla isim yapmış Fransız milletvekili François Rochebloine’ın Avrupa Konseyi Danışma Meclisi’nde Başbakan Abdullah Gül’e yönelttiği bir soru ile tekrar açıklık kazanmıştır. Fransız milletvekilinin, Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıyıp tanımayacağı hakkındaki sorusuna Başbakan Gül, 1915’te savaş olduğunu ve Türklerin kimseyi öldürmek istemediği belirttikten sonra, artık geleceği düşünmek gerektiğini ifade etmiş, Türkiye’nin Ermenistan’a yardım ettiğini ve etmeye de devam edeceğini, Ermenistan’ın da komşularıyla iyi ilişkiler içinde olmasını istediğini düşündüğünü, buna göre Ermenistan’ın en azından komşularının sınırlarını tanıyabileceğini söylemiştir.[121] Avrupa Ermeni Federasyonu Türk Başbakanının bu ifadelerini “soykırımını” inkâr eden bir propaganda olarak nitelendiren bir bildiri yayınlamıştır.[122]

Sonuç olarak, yeni Türk hükümetinin kurulmasından sonra Ermenistan ilgililerinin bazı Türk siyaset adamlarının beyanlarını kendi istedikleri gibi yorumlayarak gereksiz bir bekleyiş içine girdikleri, Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan ziyareti sırasında kendisinin ve diğer Türk ilgililerin yaptıkları konuşmaların ayrıca Başbakan Gül’ün beyanlarının Türkiye’nin Ermenistan (ve Azerbaycan) politikasına açıklık getirdiğini ve Ermenilerin, beklentilerinin boş olduğu anlaşılınca da bir düş kırıklığına uğradıkları söylenebilir.

4. DİYASPORANIN TÜRKİYE ALEYHİNDEKİ BAZI EYLEMLERİ

İncelediğimiz dönem içinde özellikle Avrupa Ermenilerinin Türkiye aleyhindeki eylemleri dikkati çekmiştir. Bunların en önemlileri Avrupa Ermeni Federasyonu’nun Türkiye’nin AB üyeliği hakkındaki faaliyetleriyle Taşnak Partisi tarafından Fransa’da düzenlenen Pro Armenia Konferansı’dır.

Avrupa Ermeni Federasyonu “Çağrı”sı

Taşnak Partisinin bir yan kuruluşu olan ve merkezi Brüksel’de bulunan Avrupa Ermeni Federasyonu’nun başlıca amacının, Türkiye’nin, başta “soykırımın” tanınması olmak üzere, tüm Ermeni taleplerini yerine getirdikten sonra Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmesini, diğer bir deyimle bu taleplerin Türkiye’nin tam üyeliğinin ön şartı haline getirilmesini sağlamaya çalışmak olduğu görülmektedir.

Avrupa Ermeni Federasyonu, son olarak, bu amaçla Avrupa’daki 120 kadar Ermeni örgütünün imzasını taşıyan 3 Aralık 2002 tarihli bir “çağrıyı” Avrupa Birliği üyesi 15 ülkenin hükümetlerine göndermiştir.[123]

Yapılan çağrıda 12–13 Aralık 2003 tarihinde planlanan AB doruk toplantısı öncesinde, Türkiye’nin kendisine bir müzakere takvimi verilmesi için baskılarını arttığı ifade olunmakta ve ciddi insan hakları ihlalleri yanında Avrupa’yı tanımlayan ahlaki değerlere ve barış ve adalet ideallerine karşı genel duyarsızlığı nedenleriyle Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesine karşı olunduğu belirtilmektedir.

Çağrı ile Türkiye soykırımcı, inkârcı ve saldırgan bir devlet olmakla suçlanmaktadır. “soykırım” bahsinde Türkiye’nin, uluslararası hukuk bakımından Osmanlı İmparatorluğunun selefi olmakla 20. asrın ilk “soykırımının” ahlaki, hukuki ve maddi sorumluluğunu taşıdığı; ayrıca pişmanlık göstermeyip tehcir edilmiş Ermenilerin servetine el konmasına imkan veren Ermeni karşıtı kanunlar çıkartmak, Batı Ermenistan’daki tarihi Ermeni eserlerini yıkmak veya Türkleştirmek ve Ermeni azınlığına ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmak suretiyle de “soykırımı” devam ettirdiği ileri sürülmektedir.

“İnkârcılık” bahsinde ise, Milli Güvenlik Kurumu gözetiminde sözde soykırımını inkar eden tezlerin ülke içinde ve dışında, özellikle Avrupa’da yayıldığı, Türkiye’de Ermeni soykırımından bahsetmenin hapse atılmak ve dolayısıyla işkenceye maruz kalmak sonucunu getirdiği, ayrıca Ermeni “soykırımı”nı ret eden tezlerin ilk ve orta dereceli okullarda okutulmaya başlandığı bildirilmektedir.

“Saldırganlık” konusunda ise, Kıbrıs müdahalesiyle Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladığı ablukadan bahsedilmektedir. Ayrıca Türkiye'nin Ermenistan’ı istila etme planları hazırlamış olduğu ve Musul ve Kerkük üzerindeki iddiaları sebebiyle Türkiye’nin “Turancı” emellerinden hiçbir zaman vazgeçmediği ifade olunmaktadır.

Sözkonusu çağrıda, talepler bölümünde ise, şu hususlar yer almaktadır:

Türkiye’nin Ermeni “soykırımını” tanımasının, demokrasi ve insan hakları kriterleri çerçevesinde,[124] Avrupa Birliğine üye olmasının koşulu haline getirilmesi;[125] Avrupa Birliğinin, “soykırım” kurbanları ve onların mirasçılarının gelecekteki güvenliği için Türkiye’yi garanti vermeye zorlaması; Avrupa Birliğinin, yahudi karşıtı kanunlar için yapılmış olduğu gibi, Türkiye’deki Ermeni karşıtı kanunların kınanmasının Türkiye’den istemesi; Türkiye’nin kendi azınlıklarına ve özelikle Ermeni azınlığına karşı ırkçı politikasına son vermesi; Avrupa Birliğinin, Türkiye’nin Ermenistan’a karşı uyguladığı ablukayı kaldırmasının Kopenhag kriterleri arasında yer aldığını açıkça beyan etmesi.

“Çağrı”da Türkiye’den toprak ve tazminat istenmesine dair açık bir talep yoktur. Özellikle toprak talebinin yaratacağı olumsuz tepki dikkate alınarak, bu konuda sarih ifadeler kullanılmamasının tercih edildiği, ancak “soykırım” kurbanlarının ve onların mirasçılarının güvenliği için Türkiye’nin vermesi istenen garanti ile bu gibi taleplerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Avrupa Birliği zirvesinden önce, özellikle Fransa’daki Ermeni kuruluşları yukarıdaki “çağrı” doğrultusunda bir çok miting ve toplantı düzenlemişlerdir. Bunlardan sonuncusu, 11 Aralık 2002 tarihinde, doruktan bir gün önce, Kopenhag’da yapılan basın toplantısıdır. Bu toplantıda

Avrupa Ermeni Federasyonu başkanı bayan Hilda Çobanyan, Türkiye’den istenilecek tazminat konusundaki bir soruya, uluslararası hukuka göre tazminatın sadece bir moral tanıma değil, zamanı gelince mevcut koşullara ve siyasi duruma göre tayin edilecek potansiyel bir “telafi” (compensation) olduğunu söylemiştir. Adı geçen, ayrıca, soykırım kurbanları ve onların mirasçılarının tekrar hedef haline gelmemesi için, “cinayeti işleyen devletin” (Türkiye kastedilmektedir) kurumsal mekanizmalar kurması gerektiğini ifade etmiş, bu mekanizmaları garanti olarak nitelendirmiş ve misal olarak da Türkiye’nin 1990’larda Ermenistan’ı istila etmeyi planlamış olduğunu ileri sürmüştür.

Bu muğlak sözleri yorumlamak gerekirse Türkiye’nin sadece sözde soykırımı tanımasının yetmeyeceği, ileride koşullara ve siyasi duruma göre Ermenilerin uğradığı iddia edilecek zararların (maddi zararlar ve toprak kaybı) “telafi” edilmesi gerekeceği, ayrıca tüm Ermenilerin Türklere karşı korunması için mekanizmalar tespit olunacağı anlaşılmaktadır. Bu mekanizmaların ne olacağı belli değildir. Ancak, büyük devletlerin Türkiye’ye karşı Ermenistan’a bazı garanti vermeleri, Türkiye’deki Ermeni azınlığına da özel bir statü tanınması gibi hususların kastedilmesi olasıdır.

Avrupa’daki Ermenilerin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği aleyhindeki bu eylem ve girişimlerinin başarı şansı var mıdır? Bu konuda Avrupa Komisyonu ile Avrupa Parlamentosunun sözde Ermeni soykırımı hakkında ayrı tutumlara sahip olduklarını belirtmemiz gerekmektedir.

Avrupa Komisyonu bu güne kadar sözle Ermeni “soykırımı”nı Türkiye ile yapılan müzakerelerde ortaya atmamıştır. Komisyon Başkanı Romano Prodi bir Ermeni Ajansı tarafından kendisine 27 Kasım 2002 tarihinde yöneltilen bir soruyu Ermeni “soykırımının” Türkiye tarafından tanınmasının ve Türkiye’nin Ermenistan ile olan sınırların yeniden açılmasının Avrupa Komisyonunun “yetki alanın dışında” olduğunu söylemiştir.[126]

Buna karşın Avrupa Parlamentosu daha 18 Temmuz 1987 tarihinde Türkiye’nin Ermeni “soykırımını” tanımamayı sürdürmesinin Avrupa Birliğine alınmasına engel oluşturacağını belirten bir karar almıştı. O yıllarda Türkiye’nin adaylığı konusunda ilerleme olmayınca bu karar da güncelliğini kaybetmişti. Türkiye’nin adaylığı 1999 yılında kabul edilince “soykırımı” konusu yeniden canlanmış ve 2000 ve 2002 yıllarında Avrupa Parlamentosunun bazı kararlarında bu konuya atıflar yapılmıştır.

Avrupa Parlamentosunun değindiğimiz kararlar tavsiye niteliğinde olduğundan bunların şu anda bir etkisi yoktur. Ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği ileride gerçekleşirse bu konudaki antlaşmanın Avrupa Parlamentosunda tasdiki sırasında “soykırım” konusu tekrar gündeme gelecektir. O zaman neler olacağı o sırada Türkiye’nin Avrupa Birliği için arz ettiği önemle orantılı olarak belirlenecektir. Avrupa Birliği Türkiye’nin üye olmasına o sırada ihtiyaç duyuyorsa, Avrupa Parlamentosunun, esasen bağlayıcı olmayan” soykırım” hakkındaki kararlarını dikkate almadan antlaşmayı tasdik etmesi normaldir.

Aksine o sırada Türkiye ile ilişkilerin fazla bir önemi yoksa Parlamentonun, Türkiye sözde soykırımını tanıdığına dair bir beyan yapmadan, antlaşmamayı onaylamaması olasıdır. Bu durumun gerçekleşmesine daha yıllar vardır. Bu arada Avrupa’daki Ermeni kuruluşlarının sözde soykırımın tanımasını Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin ön şartı haline getirmek için devamlı bir çaba içinde olacaklarının hatırda tutulmasında yarar vardır.

Pro Armenia Konferansı

Pro Armenia, XX. Yüzyılın başlarında Fransa’da, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmasını desteklemek için, Taşnak partisinin desteğiyle, 1900–1908 yılları arasında yayınlanmış bulunan bir gazetedir.

Çeşitli Taşnak kuruluşları 31 Ocak–1 Şubat 2003 tarihinde Paris’te Fransız Senatosu binasında “Pro Armenia Uluslararası Konferansı: XXI. Asırda Ermenistan” adını taşıyan bir konferans düzenlemişlerdir. Konferansa dünyanın her yeniden, Ermeni taraftarı görüşleriyle tanınan kişiler davet edilmiştir. Bunlar arasında, salonu Taşnaklara tahsis eden Fransız Senatosu başkanı Christian Poncelet başta olmak üzere, Arjantin eski Cumhurbaşkanı Raoul Alfonsin, Sovyetler Birliği eski Başbakanı Nikolay Rijkov, Yunanistan’ın eski dışişleri bakanlarından Teodoros Pangalos, Güney Kıbrıs’ın tanınmış politikacısı Vassos Lisarides ve “soykırım” hakkındaki Fransız kanunu mimarlarından, milletvekili ve Fransız Meclisinde Fransa-Ermenistan dostluk Grubu Başkanı François Rochebloine bulunmaktaydı.

Ermeni tarafından ise Taşnak partisi yanlısı “Kilikya” Katogigos’u (Patriği) Aram I, Ermenistan Millet Meclisi Başkanı Armen Haçatriyan, Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan ve Ermenistan Taşnak Partisi Başkanı Hırant Markaryan konferansa katılmıştır.

Konferans’ın gündemi “XXI. yüzyılda Ermenistan ve Ermeni Milleti”, “Globalizasyon Çağında Ermenistan’ın Kafkasya Ekonomisine Entegre olması” ve “Ermeni Davası, Soykırım ve XXI. Asır” konularından oluşmaktaydı.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan yaptığı uzun konuşmada,[127] esas olarak Ermenistan’ın diğer ülkeler ile ilişkilerine değinmiştir. Oskanyan Türkiye ile ilgili olarak, Karabağ sorunun çözümlenmeden Türkiye’nin Ermenistan ile diyalog kurmak istemediğinden; Sovyetler Birliğinin dağılmasından hemen sonra Türkiye’nin Ermenistan ile yakın ilişki kurmamakla tarihi bir fırsat kaçırmış bulunduğundan(?); Ermenistan’ın Türkiye ile diyalogdan yana olduğundan; bunun için ilk adımı atabileceklerinden ancak Ermenistan’ın milli anılarını unutmayacağından ve uğradığı tarihi haksızlıkları da bir kenara bırakamayacağı gibi konulardan bahsetmiştir. Oskanyan son sözleri “soykırımı” unutmayacakları ve Sevr antlaşmasının uygulanmamış olmasını da tarihi bir haksızlık olarak gördüklerini belirtmek olmuştur.

Tanınmış şahsiyetlerin katıldığı ve gösterişli bir şekilde organize edilen bu konferansı iki olay gölgelemiştir. Bunlardan birincisi, Taşnakların Konferansı Kıbrıs’ta tertiplemek istemeleri, ancak, Kıbrıs hükümetinin, bir yasaklama getirmemekle beraber, isteksizlik göstermesidir. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yanakis Kasulides bu konudaki bir soruya, görüşmeler sırasında Türkiye ile ilişkileri tehlikeye atmamak için, böyle davrandıkları cevabını vermiştir.[128]

İkincisi ise Ermeni taraftarı görüş ve yazıları ile isim yapmış ve Ermeni Zoryan Enstitüsü üyesi olan İsrailli Profesör Yair Auron’un konferansa davet edilmiş iken son gün kendisine gelmemesinin söylenmesidir. Buna gerekçe olarak ta, Lübnan ve diğer Arap ülkeleri hükümetleri vatandaşlarının, İsrailliler tarafından tertiplenen veya onların bulunduğu toplantılara gelmeyeceklerini belirtmeleri gösterilmiştir.[129] Konferans tertipçileri, bu konuda şiddetle eleştirilince

tutum değiştirmişler ve aldıkları kararın doğru

olmadığını ifadeyle üzüntülerini bildirmişlerdir. Ayrıca, Yair Auron’u

Erivan’da Tarih Enstitüsü’nde ve Soykırım Müze ve Enstitüsünde

bir dizi konferans vermeye davet etmişlerdir.[130]

Yair Auron’un davetinin geri alınmasındaki gerçek nedenin Ermeniler arasında hayli yaygın olan Yahudi karşıtı duygular olduğunda şüphe bulunmamaktadır.[131] Bizzat Auron’un kendisi, bu olaydan sonra Ermeni “anti-semitizm”ini kınayan mektup ve yazılar görmeye başladığını söylemiştir.[132]

Bu olayın Ermeniler arasında da büyük münakaşalara yol açtığı ve konferans çalışmalarını etkilediği anlaşılmıştır. Bu sebeplerden dolayı konferansta ele alınan konuları irdeleyen bir bildirge yayınlanması öngörülmüşken kısa bir metinle yetinilmek zorunda kalındığı ortaya çıkmıştır.

 


 

[1] Ömer E. Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’ Ermeni Araştırmaları, Sayı 5, ss. 25–27.
[2] Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’, Ermeni Araştırmaları, Sayı 6, ss. 7–9.
[3] Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’, Ermeni Araştırmaları, Say› 5, ss. 12–14.
[4] Ibid, ss. 17–19.
[5] Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’, Ermeni Araştırmaları, Sayı 6, ss. 15–16.
[6] Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’ Ermeni Araştırmaları, Sayı 7, ss. 8–9.
[7] Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’, Ermeni Araştırmaları, Sayı 4, sayfa 27–31.
[8] Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’ Ermeni Araştırmaları, Sayı 7, sayfa 11–13.
[9] Şenol Kantarcı, Sedat Laçiner, Ararat: Sanatsal Ermeni Propagandası, (Ankara: ASAM Yay., 2002).
[10] Medimax, 31 Ocak 2003.
[11] AREA, 28 Ocak 2003.
[12] RFE/RL, 16 Kasım 2002.
[13] Armenia This Week, 14 Şubat 2003.
[14] La Lettre de l’UGAB, 25 Ocak 2003.
[15] Noyan Tapan, 31 Ocak 2003.
[16] Arm TV, 25 Aralık 2002.
[17] RFE/RL, Armenia Report, 9 Ocak 2003.
[18] Armenia This Week, 14 Şubat 2003.19 RFE/RL, Armenia Report, 10 Ocak 2003.
[20] Arminfo, 13 Şubat 2003.
[21] Armenian News Network: Groong, 28 Aralık 2002.
[22] La Lettre de l’UGAB, 11 Ocak 2003.
[23] Pan Armenian Net, 8 Ocak 2003.
[24] La Lettre de l’UGAB, 11 Ocak 2003.
[25] Ibid.
[26] A1 Plus, 4 Şubat 2003.
[27] Yerkir Online, Şubat 2003.
[28] Le Monde, 19 Şubat 2003.
[29] Armenia Now, 31 Ocak 2003.
[30] Review and Outlook, 2 Şubat 2003; The Noyan Tapan Highlights, 4 February, 2003.
[31] Ibid.
[32] Arminfo, 29 Ocak 2003; Orran, 1 Şubat 2003.
[33] Orran, 1 Şubat 2003.
[34] Aynı kaynak.
[35] Eurasianet Organization, 11 Şubat 2003.
[36] Armenia Now, 31 Ocak 2003.
[37] Ria Orienda, 28 Ocak 2003; Review and Outlook, 2 Şubat 2003; The Noyan Tapan Highlights "N4, February,2003.
[38] RFE/RL, Armenia Report, 16 Ocak 2003.
[39] Noyan Tapan, 28 Ocak 2003.
[40] AZG Daily, 10 Aralık 2002.
[41] Noyan Tapan, 10 Şubat 2003.
[42] H1 Televizyonu, Orakarg Programı, 8 Şubat 2003.
[43] LA Letrre de l’UGAB, 25 Ocak 2003.
[44] RFE/RL Armenia Report, 31 Ocak 2003.
[45] Aynı kaynak.
[46] Noyan Tapan, 28 Ocak 2003.
[47] La Lettre de L’UGAB, 30 Kasım 2002.
[48] AWOL, 8–14 Şubat 2003.
[49] La Lettre de l’UGAB, 25 Ocak 2003.
[50] Koçaryan’ın 31 Ocak 2001 tarihinde Mehmet Ali Birand’a verdiği ve 1 Şubat 2001’de Türkçesi Posta, İngilizcesi de Turkish Daily News gazetelerinde yayınlanan mülakata atıf yapılmaktadır. Bu mülakatta Koçaryan Ermenistan’ın Türkiye’den toprak veya tazminat istemek için hukuki dayanağı olmadığını söylemiştir.
[51] Arminfo, 25 Şubat 2003.
[52] Armen Press, 25 Şubat 2003.
[53] Arminfo ve Armen Press, 19 Şubat 2003.
[54] ARKA, 25 Şubat 2003.
[55] Armen Press, 19 Şubat 2003.
[56] Arminfo, 19 Şubat 2003.
[57] Council of Europe, Press Release, 20 Şubat 2003.
[58] Arminfo, 19 Şubat 2003.
[59] Arminfo, 20 Şubat 2003.
[60] Press Release, OSCE/ODIHR Election Observation Mission, Yeravan, 20 Şubat 2003.
[61] Noyan Tapan, 20 Şubat 2003.
[62] Arminfo, 21 Şubat 2003.
[63] Noyan Tapan, 22 Şubat 2003.
[64] Noyan Tapan, 22 Şubat 2003.
[65] Arminfo, 22 Şubat 2003.
[66] Aynı kaynak.
[67] Deutsche Presse Agentur ve Arminfo, 23 Şubat 2003.
[68] Noyan Tapan, 24 Şubat 2003.
[69] Azg Daily, 28 Şubat 2003.
[70] Medimax, 24 Şubat 2003.
[71] Arminfo, 24 Şubat 2003.
[72] Arminfo, 25 Şubat 2003.
[73] Arminfo, 26 Şubat 2003.
[74] Medimax, 26 Şubat 2003.
[75] Arm TV, 26 Şubat 2003.
[76] Human Rights Watch, 28 Şubat 2003.
[77] Council of Europe Press Release, 26 Şubat 2003.
[78] Interfax News Agency, Moskow, 27 Şubat 2003.
[79] OSCE, The Hague, 28 Şubat 2003.
[80] Associated Press Worldstream, 3 Mart 2003.
[81] Associated Press Worldstream, 1 Mart 2003.
[82] A1 + web site, 4 Mart 2003.
[83] RFE/RL Armenia Report, 3 Mart 2003.
[84] Ann Groong, 5 Mart 2003, Armenian Presidential Candidates TV Debates, Public Television of Armenia, Yerevan, 3 March 2003.
[85] ARKA, 3 Mart 2003.
[86] Council of Europe Press Release, 4 Mart 2003.
[87] Armen Press, 4 Mart 2003.
[88] RFE/RL Armenia: Presidential Runoff To Decide Country’s Future, 4 Mart 2003.
[89] Arminfo, 6 Mart 2003.
[90] RFE/RL Armenia: Presidential Runoff To Decide Country’s Future, 4 Mart 2003.
[91] Arminfo, 5 Mart 2003.
[92] Arminfo, 6 Mart 2003.
[93] Aynı kaynak.
[94] Council of Europe Press Release, 6 Mart 2003.
[95] Arm TV, 20 Şubat 2003.
[96] Arminfo, 19 Şubat 2003.
[97] Arminfo, 1 Mart 2003.
[98] Arminfo, 5 Mart 2003.
[99] RFE/RL, 7 Mart 2003.
[100] Arminfo, 6 Mart 2003
[101] 17 Aralık 2002 tarihli Pan Armenian Net ve Arm TV.
[102] ITAR-TASS News Agency, 17 Aralık 2002.
[103] Arm TV, 17 Aralık 2002.
[104] ARKA, 18 Aralık 2002.
[105] Pan Armenian, 18 Aralık 2002.
[106] ANS TV, 18 Aralık 2002.
[107] Baku Today, 19 Aralık 2002.
[108] Azerbaijan News Service, 20 Aralık 2002.
[109] ANS TV, 18 Aralık 2002.
[110] Azerbaijan TV Channel One, 7 Ocak 2003.
[111] Arm TV, 8 Ocak 2002.
[112] Armen Press, 8 Ocak 2003.
[113] Pan Armenian News, 8 Ocak 2003.
[114] Arm TV, 8 Ocak 2003.
[115] Trend News Agency, 8 Ocak 2003.
[116] ANS Radio, 8 Ocak 2003.
[117] Pan Armenian News, 8 Ocak 2003.
[118] Asbarez Online, 10 Ocak 2003.
[119] RFE/RL Armenia Report, 11 Ocak 2003.
[120] http://news.president.am/eng/.
[121] AZD Daily, 31 Ocak 2003.
[122] European Armenian Federation, Press Release, 30 Ocak 2003.
[123] Tam metni için bkz, European Armenian Federation Press Release, 3 Aralık 2002 http://www.eafid.org. Bildiriyi imzalayan Ermeni kuruluşların isimleri için aynı kuruluşun 6 Kasım 2002 tarihli basın bildirisine bkz.
[124] Avrupa Birliğine üye olmak isteyen ülkelerin uyması gereken Kopenhag kriterleri arasında sözde Ermeni soykırımının tanınması olmadığından Ermenilerin, demokrasi ve insan hakları kriterlerinin bu konuyu da kapsadığını kabul ettirmeye çalıştıkları görülmektedir.
[125] “Cağrı”nın bu bölümünde, Türkiye’nin Ermeni “soykırımını” tanımamasının AB’ye tam üye olmasının incelenmesinde bir engel oluflturacağını belirten Avrupa Parlamentosunun 18
Haziran 1987 tarihli karasına atıf yapılmaktadır. Bu konu için bkz, Lütem, ‘Olaylar ve Yorumlar’, Ermeni Araştırmaları, sayı 3, ss. 25–27.
[126] Medimax, 14 Aralık 2002, ‘Improved Ties with Yerevan to Help Turkey’s EU Bid’.
[127] Konuşmanın tam metni için bkz. http://www.armeniaforeignministry.com/htms/speeches/proarmenia_feb112003.html.
[128] Cyprus Mail, 6 Şubat 2003.
[129] Ann Groong, 13 Şubat 2003.
[130] Secrétariat Pro Armenia. Communiqué, Paris, 7 Şubat 2003.
[131] Ermenilerde Yahudi aleyhtarlığı için bkz. Sedat Laçiner, ‘Armenia’s Jewish Scepticism and its Impact on Armenia-Israel Relations’, Ermeni Araştırmaları, Sayı 4, ss. 296–335.
[132] Ann Groong, 13 Şubat 2003.
 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.