Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERGİ SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 6, Yaz 2002

 

1. Dışişleri Bakanlarının İstanbul Toplantısı

Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanları, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatının  kuruluşunun onuncu yıldönümü vesilesiyle İstanbul’da yapılan kutlama toplantısından yararlanarak 25 Haziran 2002 tarihinde bir görüşme yaptılar.

Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarının Reykjavik’te yaptıkları görüşmeden sonra Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in aynı bakanların Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde tekrar bir araya gelebileceklerini söylemesi,[1] İstanbul toplantısının da üçlü yapılacağı kanısı vermişti. Ancak, Azerbaycan, bir gerekçe göstermeden, İstanbul toplantısına katılmadı. Bir kaynak[2] Azerbaycan Dışişleri Bakanı Vilayet Guliev’in başka bir toplantıya gittiği için İstanbul’a gelemediğini yazdıysa da bu, Aliev Başkanlığında büyük bir Azeri heyetinin İstanbul’da bulunduğu bir sırada, esas itibariyle Karabağ sorununun ele alındığı bir toplantıda, bir Azeri yetkilinin  bulunmamasının nedenini açıklamaya yetmedi.

İstanbul toplantısında hangi konulara öncelik verileceği hususunda da bir anlaşmazlık bulunduğu görüldü. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Cunik Agacanyan bu toplantıda ana konunun Karabağ sorunu değil Türkiye-Ermenistan ilişkileri olacağını söylerken[3] bir haber ajansı[4] Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in toplantıda iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulması veya ekonomi gibi ikili konuların görüşülmeyeceğini söylediğini yazıyor ve Ankara’nın, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunların aşılmasında Türkiye’nin nasıl bir rol oynayabileceğinin ele alınmasını beklediğini belirtiyordu. Sonuç olarak toplantıda, esas itibariyle, Karabağ sorununun ele alındığı, Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın ülkesinin Türkiye ile önkoşul ileri sürmeden diplomatik ilişki kurma arzusunu tekrar ettiği, Türk tarafının ise bu ifadeleri  dinlemekle yetindiği anlaşılmaktadır.[5]

Tarafların bu toplantı hakkındaki değerlendirmelerine gelince, Türkiye Dışişleri Bakanlığının bir yetkilisi, Karabağ sorunu dahil, görüşmelerin Güney Kafkasya’daki durum üzerinde odaklandığını, tarafların ilişkilerini normalleştirme konusunu ayrıntılı olarak görüşmediklerini, Oskanyan’ın bu konudaki Ermeni görüşlerini dile getirdiğini ifade etmiş, bir diğer Türk diplomatı ise toplantıyı olumlu olarak nitelendirdikten sonra, tarafların görüşmeye devama karar verdiklerini söylemiştir.[6] Türk basınında ise Ermenistan’ın, ilişkilerin geliştirilmesi için Karabağ’ın işgaline son verilmesi şartını kaldırmasını Türkiye’den istediğini, ancak Türk tarafının bunun devletin temel politikası olduğunu belirterek “Önce Karabağ, sonra ilişkiler” mesajını verdiği bildirilmiştir.[7]

Bu konuda Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan, tarafların Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin bugünkü durumunu da görüştüklerini, bu ilişkilerde ani bir düzelme olmasının beklenmemesi gerektiğini ancak bu gibi görüşmelerin ilişkilerin geliştirilmesi için yararlı olduğunu söylemiştir. Oskanyan ayrıca, Türkiye’nin Karabağ’a ilişkin tutumunda son bir yıl içinde köklü bir değişim olduğunu, Türkiye’nin bu konuda, 2001 yılında, arabuluculuk yapmak istediğini, Ermenistan’ın Minsk Grubunun arabuluculuk yaptığını ileri sürerek bunu kabul etmediğini; Türkiye’nin artık arabuluculuk yapmayı arzulamadığını ve “Güney Kafkasya’da uygun bir hava yaratılması için Ermenistan ve Azerbaycan ile görüşme olanağına sahip” bir devlet olarak hareket etmek niyetinde olduğunu ifade etmiş ve Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümünde yapıcı bir rol oynamak istemesinin bu soruna yaklaşımında daha dengeli davranmasını gerektirdiğini  belirtmiştir.[8] 

İstanbul toplantısı Türk ve Ermeni Dışişleri Bakanları arasında bir süreden beri yapılan görüşmelerden  tarafların neler beklediğine ışık tutmuştur.

Ermeniler için esas amaç, hiçbir taviz vermeden, Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların açılmasıdır. Ermeniler, Azerbaycan’ın görüşlerini benimsediği için Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümü çalışmalarında yer almasını istememektedir. Ancak bu hususta ısrar etmenin Türkiye ile aynı masaya oturmalarını engelleyeceğinin bilinci içinde, ikili ilişkiler konusuna öncelik vermeye çalışarak, Karabağ sorununun görüşülmesini kabul etmektedirler. Ayrıca Türkiye Karabağ sorunun çözümünde rol oynamaya başlayınca, Azerbaycan görüşlerini çekincesiz desteklemekten vazgeçeceğini ve daha “dengeli” bir tutum alacağını ümit etmektedirler.

Türkiye ise Karabağ sorunu çözümlenmeden ikili ilişkilerde bir iyileşme sağlanamayacağı noktasından hareketle bu çözüme aktif olarak katılmayı arzulamakta ve bu nedenle de Ermenilerin diplomatik ilişki kurma taleplerine değil Karabağ sorununun görüşülmesine öncelik vermektedir. Gerçekten de Karabağ sorununun çözümlenmesi Türk-Ermeni ilişkilerinin gelişmesinin önündeki engellerden birini ortadan kaldıracaktır. Bundan sonra Türkiye ile Ermenistan arasındaki diğer meselelerin, diğer bir deyimle soykırımı iddiaları, Türkiye-Ermenistan sınırının değişmezliği ve Türkiye’nin doğu bölgelerinin Ermenistan olarak adlandırılması gibi sorunların bir çözüme bağlanması gerekecek ve diplomatik ilişki kurulması ve sınırların açılması ancak bundan sonra mümkün olabilecektir.

Görüldüğü üzere Türk-Ermeni ilişkilerinin yüklü bir gündemi vardır. Bu sorunların çözümlenebilmesi bu konuda siyasi irade sahibi olmaya bağlıdır. Ancak o taktirde dahi tarafların, şimdiye kadar yapılanın aksine, mümkün olduğu kadar bir araya gelerek görüşme yapmalarına bağlıdır. Azerbaycan’ın da bu görüşmelere katılması Karabağ sorununa çözüm arayışlarına olumlu katkı yapacaktır.

2. Ermenistan Dışişleri Bakanının TESEV konuşması

Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan, 26 Haziran 2002 tarihinde İstanbul’da, TESEV’de, Türk-Ermeni ilişkileri hakkında bir konuşma yaptı. Yeni öğeler içermemesine karşın, bilinen Ermeni görüşlerini topluca ve en yetkili bir ağızdan açıklaması bakımından özel bir önem arz eden bir konuşmanın[9] ana hatları şöyle özetlenebilir:

Azerbaycan konusunda Oskanyan, Türkiye’nin bu ülke ile olan dostluğunun değerlendirilmesini yapmanın Ermenistan’a ait olmadığını, ancak bu dostluk ve ortak değerlerin diğerlerini (yani Ermenistan’ı) tecrit etmek için kullanılmaması veya bunlardan sadece üçüncü bir tarafın (Azerbaycan’ın) yararlanmaması gerektiğini söylemiş; Türkiye’nin Ermenistan ile ilişki kurmamasının sadece tarihi sorunlardan ileri gelmediğini, Ermenistan’ın Azerbaycan ile olan anlaşmazlığının Türkiye-Ermenistan ilişkilerini rehin aldığını ifade etmiştir.

Karabağ’ın hiçbir zaman bağımsız Azerbaycan’ın bir parçası olmadığını, Sovyet dönemi hariç, bu bölgenin Azerbaycan tarafından da kontrol edilmediğini, Karabağ halkının, anayasa hükümleri çerçevesinde, Azerbaycan’dan ayrılmış olduğunu iddia etmiştir.

Konuşmasında “ambargo” konusuna en geniş yeri veren Oskanyan, Azerbaycan’ın Türkiye’yi Ermenistan’a ambargo koymaya ikna ettiğini, bu ülkelerin Ermenistan ile olan sınırlarını kapamakla Ermenistan’a istedikleri bir çözümü empoze edeceklerini düşündüklerini, ancak Ermenistan ekonomisinin çökmediğini, bilakis bölgedeki diğer ülkelerden ileri olduğunu, geçen yıl Ermenistan GSMH’ın %9,6 büyüdüğünü, 2002 yılının ilk altı ayında bu büyümenin %10 olduğunu ve yılın bu büyüme oranıyla sona ermesini ümit ettiklerini ifade etmiştir.

Diplomatik ilişkiler konusunda Oskanyan, bilinen Ermeni tezini tekrarlayarak, ülkesinin Türkiye ile hiç bir önkoşul olmaksızın diplomatik ilişkiler kurmak istediğini belirtmiştir.

Ermeni Dışişleri Bakanı konuşmasında soykırım kelimesini kullanmamış ancak bu iddiayı “acılı anılar”, “eziyetli geçmiş”, “kurban olmanın açtığı yaralar” gibi kavramlarla dile getirmiştir. Oskanyan, Türkiye’nin sözde soykırımını tanımasını açıkça isteyememiş ve bunu, inkarcılığın hafızayı ortadan kaldırmayacağı, sorumluluğu gerçek anlamda kabul etmenin yeniden güven duymanın ön şartı olduğu, geçmişin önemsiz olduğuna inananların, milletlerin ortak belleğine gömülmüş yüzyıllık anlaşmazlıkları çözümleyemeyeceği gibi sözlerle ifadeye çalışmıştır. Ermenistan Dışişleri Bakanı, ayrıca, Türkiye ile diplomatik ilişki kurulmasının “Ermenistan’ın milli anılarından vazgeçtiği veya uğradığı tarihi haksızlıkları yok saydığı anlamına gelmediğini” de vurgulamıştır.

Ermenistan Dışişleri Bakanının “soykırım” bahsinde ilginç bir görüşü de Türkiye’de bu konuda tek yönlü ve katı yaklaşımdan uzak, çoğulcu ve değişik bir tartışmayı öngören bir hareketin mevcudiyetinden bahsetmesidir. Oskanyan bu tartışmanın resmi politikayı etkilemediğini, ancak Ermenistan’ın bu tartışmanın var olmasından ve bu konunun artık tabu addedilmekten çıkmış bulunmasından memnun olduğunu belirtmiştir.

Ermenistan Dışişleri Bakanının bu görüşlerini yakından incelediğimizde bazı değerlendirme yanılgıları içerdiğini görmekteyiz.

Türkiye’nin Ermenistan’a karşı Azerbaycan’ı desteklemesinin temelinde Türkler ve Azeriler arasındaki etnik ve kültürel ayniyet olduğu kadar Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını kabul etmemesi ve sözde soykırımın uluslararası alanda tanınması için devamlı gayret sarf etmesi bulunmaktadır. O itibarla,  Azerbaycan ile olan anlaşmazlığının Türkiye-Ermenistan ilişkilerini rehin aldığı savı gerçeğin ancak yarısını ifade etmektedir. 

İsminin de gösterdiği gibi Karabağ, tarihi açıdan, bir Azeri toprağıdır. Bu bölgenin hukuken Azerbaycan devletine bağlı olduğu hususunda ise, Ermeniler hariç, kimsenin kuşkusu yoktur. Karabağ’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında bu husus Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Rusya, ABD ve diğer bazı ülkeler tarafından teyit edilmiştir.[10] Diğer yandan  Karabağ sorunu bölge ülkeleri arasındaki dengeyi, dolayısıyla bölgenin güvenliğini ilgilendirmektedir. Son olarak bu sorunun, bir milyon kadar kişinin zorla sürülmüş olması nedeniyle, göz ardı edilemeyecek bir insani boyutu da bulunmaktadır.

Türkiye’nin Ermenistan’a karşı almış olduğu ekonomik önlemler, kara sınır kapısının kapalı olmasından ibaret olduğu için aslında bir ambargo sayılamayacağını daha önce açıklamıştık.[11] Ermenistan ile, ateşkesin geçici olarak durdurduğu bir savaş hali içinde olan Azerbaycan’ın bu ülkeye karşı ambargo veya başka bir önlem uygulaması gayet doğaldır. Hal böyle iken Ermenistan, büyük bir haksızlığa uğradığını iddia ederek “ambargo”yu kaldırmak için, son zamanlarda özellikle yoğunluk kazandığı gözlemlenen bir çaba içindedir. Bu çerçevede çeşitli ülkelerden veya uluslararası kuruluşlardan “ambargo”nun kaldırılması için yardım istenmektedir. Bunun sonucu olarak Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de şiddetli tepkilere neden olmuş olan Güney Kafkasya ile ilgili kararında Türkiye’den Ermenistan’a karşı uyguladığı ambargoyu kaldırmasını istemiştir.[12] Başkan Bush “24 Nisan” münasebetiyle yayınladığı mesajda Türkiye’den Ermenistan ile ekonomik ilişkileri yeniden kurmasını beklediğini ifade etmiştir.[13] İsveç Parlamentosu’nun kabul ettiği bir raporda Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan’a karşı uyguladıkları ambargoya son vermeleri hususu yer almıştır.[14] Son olarak da Amerikan Senatosu Tahsisler Komitesi, 2003 mali yılında Ermenistan’a 90 milyon dolar yardım yapılmasını kabul eden raporunda[15] Türkiye’nin ambargoyu kaldırmasını ve Kars-Gümrü tren hattını kurmasını talep etmiştir. Diğer yandan  Ermenistan’a davet edilen bazı Türk işadamları sınırların açılması lehinde beyanlarda bulunmuşlardır.[16] Kısaca son zamanlarda Türkiye’nin Ermenistan ile olan kara sınırını açması için bir  kampanya yürütülmekte  olduğu görülmektedir.

Bu yoğun çabalar Türkiye ve Azerbaycan’ın ekonomik alanda uyguladıkları önlemlerin Ermenistan’ı çok zor durumda bıraktığı kanısını vermektedir. Oysa Oskanyan’ın İstanbul konuşmasında bu önlemlerin Ermenistan ekonomisini etkilemediğini, bilakis Ermenistan ekonomisinin bölgedeki diğer ülkelerden ileri olduğunu söylediğine ve rakamların da bunu teyit ettiğine göre Türkiye ve Azerbaycan’ın uyguladığı önlemlerin Ermenistan ekonomisini etkilememiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda Ermenistan’ın ”ambargo”yu kaldırmak için neden bu kadar gayret sarf ettiği sorusu akla gelmekte ve Ermenistan’ın amacının bazı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar nezdinde Türkiye ve Azerbaycan’ı şikayet ederek onlara baskı uygulamak amacının ile hareket etmekte olduğu sonucuna varılmaktadır.

Ermeni Dışişleri Bakanının Türkiye ile hiçbir önkoşul olmadan diplomatik ilişkiler kurmak istediklerine dair sözlerine gelince, Ermenistan Türkiye ve Azerbaycan’a karşı düşmanca denebilecek tutumu dikkate alındığında, Türkiye’nin bu ülke ile diplomatik ilişki kurmak için bazı ön koşullar ileri sürmesinin gayet doğal olduğu görülmektedir. Zira, Ermenistan ile önkoşulsuz diplomatik ilişki kurmak bu ülkenin Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarını işgalini zımnen olarak tanımak, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırlarının dokunulmazlığını şimdiye kadar resmen kabul etmemiş olduğunu görmezden gelmek ve Türkiye hakkında soykırımı iddiaları ileri sürmeye devam etmesine rıza göstermek anlamına gelmektedir. Türkiye diplomatik ilişki kursa dahi Ermenistan’ın soykırımı iddialarından vazgeçmeyeceğinin kanıtı, Oskanyan’ın, kurulduğu taktirde, bu ilişkilerin Ermenistan’ın milli anılarından vazgeçtiği veya uğradığı haksızlıkları yok saydığı anlamına gelmeyeceğine dair sözlerinde mevcuttur. Kısaca, önkoşulsuz diplomatik ilişki kurmak Türkiye’nin hiçbir karşılık almadan Ermenistan’ın bütün taleplerini kabul etmesi sonucunu vereceğinden Türkiye’nin çıkarına değildir.

Oskanyan’ın sözde soykırım ile ilgili olarak, bu konuda çoğulcu ve değişik bir tartışmayı öngören bir hareketin mevcudiyetine ve bu konunun artık tabu olmaktan çıktığına dair sözlerine gelince adıgeçen, herhalde, Ermeni iddialarını destekleyen çok az sayıda Türk yazara atıfta bulunsa gerektir. Ancak, esas itibariyle ulusal devlete karşı oldukları için Ermeni iddialarını benimseyen bu kişilerin Türk kamuoyu üzerinde bir etkileri yoktur. Resmi politikayı etkilemediklerini de bizzat Oskanyan ifade etmiştir. Ermeni Bakanın bu gibi marjinal tutumlardan medet ummak yerine son iki yılda Türk kamuoyunda ve siyasi çevrelerinde soykırımı iddialarına karşı büyük bir bilinçlenme vuku bulduğunu dikkate almasında, gerçekçilik yönünden, yarar vardır.

Gerçekten de son iki yılda, Amerikan Temsilciler Meclisinde sözde soykırımını tanıyan bir karar tasarısının son anda Başkan Clinton’un şahsi girişimi sonucunda ertelenmesi, buna karşın İtalya, Vatikan ve Fransa’da “soykırımını” tanıyan kararların alınması,[17] Avrupa Parlamentosunun da bu yönde kararlar kabul etmesi[18] Türkiye’de büyük tepkilere ve soykırımı iddialarının getirebileceği tehlikelerin açıkça anlaşılmasına neden olmuştur. Bu durumun sonucu olarak Büyük Millet Meclisi bu konuda oybirliği ile iki karar kabul etmiş,[19] Hükümet soykırımı iddialarını şiddetle reddetmiş ve bu iddiaları kabul eden ülkelerle ve bunlar arasında özellikle Fransa ile ikili ilişkilerde olumsuz gelişmeler yaşanmıştır.[20] Bir çok sivil toplum örgütü ve üniversiteler Ermeni sorunu hakkında, en önemlisi 20–21 Nisan 2002 tarihinde Ankara’da yapılan Ermeni Araştırmaları Türkiye Kongresi[21] olmak üzere, çeşitli konferans, sempozyum vb toplantılar düzenlemiş ve soykırımı iddialarının asılsızlığını ortaya koymuşlardır. Son olarak, çeşitli resmi kuruluşların faaliyetlerini bir araya getirebilmek amacıyla “Asılsız Soykırım İddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu” adı altında resmi bir kuruluş vücuda getirilmiştir. Bu kurulun en önemli icraatlarından biri de, 2002–2003 öğrenim yılından itibaren, soykırım iddialarının okulların ders kitaplarında yer almasını sağlamak olmuştur. Kısa sayılabilecek bir zaman sonra bu şekilde eğitilen Türk gençleri, günümüze nazaran daha bilgili ve kararlı bir şekilde, soykırımı iddialarına karşı çıkacaklardır.

Bu gelişmeler Türkiye’nin soykırım iddialarını kabul etmesi olasılığının bulunmadığını göstermektedir. Bu durumda Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı soykırım iddialarına dayalı bir politika gütmesinde artık bir yarar bulunmadığını açıktır. Aksine bu politikada ısrarlı olunması Türkiye ile mevcut anlaşmazlığın giderek büyümesine yol açacak bu da sadece Ermenistan’ın değil Güney Kafkasya’da şiddetle ihtiyaç duyulan istikrarın da sağlanmasını daha da güçleştirecektir.  

3. Kanada

Öteden beri Ermeni yanlısı faaliyetleri ile bilinen Kanadalı Senatör Shirley
Maheu[22] ile Ermeni asıllı[23] Senatör Raymond C. Setlakwe'nin teklifi üzerine
Kanada Senatosu, 13 Haziran 2002 tarihinde, sözde soykırım hakkında bir karar kabul etmiştir. Bu kararın işlem kısmının çevirisi şöyledir:[24]

“Bu meclis (senato)

a. Ermeni soykırımını tanıması ve her türlü inkar girişimlerini
veya insanlığa karşı suç olan soykırımını önemsiz gibi gösteren tarihi gerçeği saptırma girişimlerini kınaması ve

b. bundan sonra her yıl 24 Nisanı, tüm Kanada'da, asrın ilk
soykırımına kurban düşen 1.5 milyon Ermeniyi anma günü olarak tayin etmesi için Kanada hükümetine çağrıda bulunur."

Kararın açıklamaların bulunduğu birinci kısmında, bir propaganda üslubu
içinde, bilinen Ermeni iddiaları sıralanmakta ve bu arada 24 Nisan 1915'te
Osmanlı Türk makamlarının 2300 kişiyi katlettiği, bundan sonra Ermenilerin
sistematik katliamının başladığı, tarihi kayıtların 1915–1918 arasında vuku
bulan olayların, 1948 Soykırım antlaşmasında tarif edildiği şekilde bir
soykırım olduğunu açıkça gösterdiği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin tarihi
kayıtları saptırdığı ve Ermeni soykırımının vuku bulduğunu inkar ettiği gibi
hususlar yer almaktadır. Bu bölümde şimdiye kadar Ermeni "soykırımını"
tanıyan ülkeler sayılmakta, bunlara gereksiz yere İsveç eklenirken, Güney
Kıbrıs ve Vatikan unutulmuş bulunmaktadır.

Senato'da karşı oy olmaksızın 39 oyla kabul edilmiş olan bu karar Kanada'daki Ermeni  toplumunun ülke kamuoyu üzerindeki etkinliğini göstermektedir. Ermeni teröristlerin Kanada'da Türk diplomatlarına karşı işlemiş oldukları cinayetlere[25] rağmen halen Ermeni cemaatinin bu derecede nüfuz sahibi olduğunu anlamak zordur. Bu ancak, Ermeni iddialarına etkin bir şekilde karşı çıkılmadığı için bunların zamanla gerçek gibi algılanmaları ve yeterince hatırlatılmayan cinayetlerin de  zamanla unutulması ile açıklanabilir.

Bu karar Kanada'yı sözde soykırımı tanıyan ülkeler arasına sokmayacaktır.
Zira bu konuda Avam Kamerasının da benzer bir karar alması ve sonunda Kanada Hükümetinin bu kararı uygulamaya koyması gerekmektedir. Bizzat Shirley Maheu "Kazanmış olduğumuzu düşünmemeliyiz. Avam Kamarası ile de uğraşmak mecburiyetindeyiz" demiştir.[26] Ermeniler Kanada'da henüz kazanmamış olsalar da bu konuda ilk adımı başarı ile attıklarında şüphe bulunmamaktadır.

4. Karabağ sorununda gelişmeler
 

İncelediğimiz dönemde Karabağ konusunda tarafların bilinen tutumlarında kayda değer bir değişiklik olmadığı görülmektedir.

Başkan Koçaryan, resmi bir ziyaret için gitmiş bulunduğu Arjantin’de Uluslararası İlişkiler Konseyinde yaptığı ve ülkesinin başlıca sorunlarına değindiği konuşmada, “Karabağ halkının kendi kaderini kendi tayin etme hakkını tanıyoruz ve Karabağ hiçbir zaman bağımsız Azerbaycan’ın bir parçası olmadığı için, bu hakkı tanımamızı Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün bir ihlali olarak telakki etmiyoruz. Ayrıca Karabağ’ı işgal etmek için yapılacak girişimlerini yabancı bir toprağı kanunsuz bir şekilde el koymaya yönelik bir saldırı hareketi olarak göreceğiz” sözleriyle Ermenistan’ın uzlaşmaz tutumunu tekrar ettikten sonra Ermenistan’ın Minsk Grubu çerçevesinde yapılan müzakereler yoluyla bu konudaki anlaşmazlığa barışçı bir çözüm bulunmasından yana olduğunu ifade etmiştir.[27]

İki ülke başkanlarının kişisel temsilcileri olan Araz Azimov ve Tatul Markaryan 15 Mayıs 2002 tarihinde Prag’da bir araya gelmişler ancak görüşmelerinin yararlı olduğunu ve tekrar toplanacaklarını belirtmek dışında bir açıklama yapmamışlardır.[28]

Adıgeçenler 29 Temmuz 2002 tarihinde tekrar Prag’da toplanmışlar ve yine görüşmelerin içeriği hakkında bir açıklamada bulunmamışlardır. Adı geçenlerin Başkan Aliyev ile Koçaryan’ın yapacakları toplantının hazırlıklarını görüştükleri tahmin olunmuştur.

Başkan Aliyev, Minsk Grubunda yeni Fransız temsilcisi Huges Pernet’yi kabulü sırasında yaptığı bir konuşmada Ermenistan’ın, “Paris “ilkelerini”[29] esas alarak müzakerelere başlamaya hazır olduğu ancak Baku’nün anlaşmalara riayet etmediğini iddia ederek dünya kamuoyunu kandırması karşısında bazı ayrıntıları açıklayacağını bildirerek şunları söylemiştir: “Paris’te yapılan görüşmelerde bir çok hususta anlaşmaya varılmıştır. Bunların arasında, Azerbaycan ile Nahcivan arasında Megri’de bir koridorun açılmasına karşılık Ermenistan ile Yukarı Karabağ arasında bir koridorun oluşturulması vardır. Megri’nin Azerbaycan’ın egemen bir parçası olması ve Laçin koridoruna da Ermenistan için benzer bir statü verilmesi kararlaştırılmıştır. Başkan Chirac iki koridorun statüsünün aynı olacağını bir çok kez tekrarlamıştır.”[30] Bu anlaşmanın Key West[31] toplantısında Ermenistan tarafından tanınmadığını ifade eden Aliev, bu ilkelerin tekrar geçerli olması halinde müzakerelere başlayacaklarını söylemiş ve Ermenistan Megri’den vazgeçmek istemezken, Azerbaycan’dan Laçin’den feragat etmesini istediğini ifade etmiştir.[32]

Başkan Aliev’in bu sözleri Ermeni yetkililerinin tepkilerine neden olmuştur. Başkan Koçaryan’ın sözcüsü Vahe Gabrielyan, Ermenistan’ın topraklarından bir kısmı üzerindeki egemenliğini terk etmesinin söz konusu olmadığını söylemiş,[33] Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Agacanyan ise Ermeni tarafının Azerbaycan’a toprak vermeyi kabul etmediğini, Başkan Koçaryan ve Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın bir çok kez Ermeni topraklarının alış-veriş konusu olmadığını belirttiklerini ifade etmiştir.[34] Başkan Koçaryan da bu konuda devreye girme gereğini duyarak verdiği bir demeçte Megri’yi Azerbaycan egemenliğine vermenin görüşmelerde söz konusu olmadığını, Karabağ ile Ermenistan arasında egemen bir koridor kurulması konusunun tartışıldığını söylemiştir. Bir soruya cevaben de, Ermenistan’daki muhalefet basınına bakılarak kendisinin zor durumda olduğunun ve bu tür bir haberle durumun patlayıcı hale gelebileceğini ve böylelikle de müzakerelerde güç bir muhataptan kurtulmanın düşünülmüş olabileceği cevabını verdi.[35] Koçaryan, zor durum sözleriyle, Ermenistan Meclisi içinde bir grubun kendisini görevden almak için sürdürdüğü ve ancak başarılı olmayan girişimlerini kastediyordu. Savunma Bakanı Serj Sarkisyan ise, adedi üzere, daha sert bir tutum sergileyerek “Ermenistan hiçbir zaman Megri’den vazgeçmeyecek, ayrıca burasını Azerbaycan’ın yarısı karşılığında dahi değiştirmeyecektir” demiştir.[36]

Aliev’in açıklamaları Azerbaycan’da da yankı yarattı. Musavat Partisi başkanı İsa Gamber, Aliev’in şimdiye kadar reddettiği Paris ilkeleri varlığını böylelikle kabul etmiş olduğunu belirttikten sonra, Azerbaycan topraklarını değiş tokuş etmenin mümkün olmadığını söyledi.[37] Eski Dışişleri Bakanlarından Tevfik Zülfikarof ise, Laçin Ermenilere verildiği taktirde Karabağ’ın ne olacağı sorusunun akla geldiğini, diğer yandan Ermenistan’a Azerbaycan toprakları verilmesinin Anayasa değişikliğini bunun da bir referandum yapılmasını gerektirdiğini ifade etti.[38]

Azerbaycan muhalefetinin Aliev’i eleştiren tutumuna karşın Ermenistan’daki muhalefetin Koçaryan’ı kolladığı hatta, kısa zaman önce Koçaryan’ın görevden alınmasını isteyen Cumhuriyet Partisi Başkanı, Albert Bazeyan’ın Karabağ sorununun Ermeni çıkarlarına uygun bir çözümü için Koçaryan ile işbirliğine hazır olduğunu söylemesi dikkatleri çekti.[39]

Ermeni muhalefetinin bu ılımlı tutumu, herhalde, Koçaryan’ın Paris ilkelerinin, Laçin koridoru Ermenistan egemenliğine verilirken Azerbaycan’ın Megri’den sadece geçiş hakkına sahip olmasını içerdiğini söylemesinden kaynaklanıyordu. Eğer doğruysa bu, tamamen, Ermenistan lehine bir durum yaratmaktadır. Ancak Azerbaycan’ın Ermenistan’a Laçin’de toprak verirken Megri’de sadece geçiş hakkı almakla ile yetinmiş olmasını kabul etmek zordur.

Bu uzun tartışmalara son verebilmek için “Paris ilkeleri”nin gerçekte neler içerdiğinin bilinmesi gerekmektedir. Bunların kağıda döküldüğü ve ilgili taraflara verildiği de anlaşılmaktadır. Nitekim Koçaryan bu belgenin kendilerinde olduğunu teyit etmiş fakat şimdi yayınlanmasına gerek olmadığını söylemiştir.[40]

Sözkonusu belge yayınlanmadığı sürece tartışmaların süreceği anlaşılmaktadır. Bu konuda yanıltıcı bir husus bu belgenin “ilkeler” içerdiğinden bahsedilmesidir. Taraflar arasında tartışmalar devam ettiğine göre üzerinde mutabık kalınan “ilkeler”in mevcut olmadığı ortadadır. Bir olasılık bu belgenin anlaşma sağlanan konular yanında anlaşılamayan noktaları da içermesidir. Nitekim Azerbaycan Zerkalo gazetesi koridorlar hakkında “Ermeni tercihini” şöyle açıklamıştır:[41]

A.     Laçin koridorunun egemenliği Ermenistan’a ait olacaktır.

B.     Megri koridoru, bir süre, uluslararası barış gücü ve Ermenistan’ın kontrolü altında kalacak, karşılıklı güven tesis edildikten sonra Ermenistan denetimine geçecektir.

C.     Karabağ Ermenistan ile bir ortak devlet oluşturacak ancak iç ve dış ilişkilerini kendisi yürütecek ayrıca kendi savunacak kuvvetleri olacaktır.

          D. Bu konuda anlaşma yapıldıktan sonra Ermeni kuvvetleri aşamalı olarak işgal 

ettikleri topraklardan çekileceklerdir.

Koridorlar konusunda “Azeri tercihinin” ne olduğu açıklanmamıştır. Ancak Azerbaycan’ın Laçin koridoru karşılığında Megri koridorunun egemenliğini istediğini düşünmek mümkündür. Aliev’in yukarıda temas edilen beyanları da bu merkezdedir.

Başkan Aliev ve Koçaryan, Nahcivan-Ermenistan sınırındaki Sadarak kasabasında, 14 Ağustos 2002 tarihinde buluşmuşlardır. Bu, iki devlet başkanının aralarında yaptığı 18. toplantı olmuştur.[42]

Başkan Aliev toplantıdan sonra gazetecilere görüşmeleri “yararlı ve gerekli” olarak nitelendirmiş, çözüm yollarını incelediklerini, geçmiş toplantıların sonuçlarını tahlil ettiklerini, müzakere sürecinin olanaklarını tüketmediği ve görüşmelere devam etmek gerektiği sonucuna vardıklarını, Ekim ayında Moldavya’nın başkenti Kişinev’de Bağımsız Devletler Topluluğu doruk toplantısında tekrar bir araya gelebileceklerini söylemiştir.[43]

Koçaryan ise bu toplantıda somut sonuçlara varılamadığını ancak görüşmelere devam edileceğini ifade etmiştir.[44]

Bir Türk gazetesine[45] göre Başkan Aliev, Avrupa Birliği’ne üyeliği görüşmelerinin hızlandığı bir dönemde, Türkiye’ye, Kars-Gümrü sınır kapısının açılması yönünde baskılar yapıldığını ancak Türkiye’yi idare edenlerin bu konuda hiçbir kolaylık göstermeyeceği  kanaatinde olduğunu söylemiştir. Bu olaydan birkaç gün sonra Bakü’yü ziyaret eden Devlet Bakanı Reşat Doğu’nun Azerbaycan toprakları kurtarılmadıkça Ermenistan’la ilişki kurulmayacağına dair sözleri[46] Azerbaycan Devlet başkanının kanaatinde yanılmamış olduğunu göstermiştir.

Aliev-Koçaryan buluşması hakkında Türkiye’nin görüşlerine gelince Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Yusuf Buluç, Aliev’in, Ermeni karşıtıyla yapmayı öngördüğü görüşmenin, tabiatıyla olumlu bir gelişme olarak telakki edildiğini, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü ihlal eden bir işgal durumu mevcut olduğunu, bu işgalin ortadan kaldırılmasının ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ihyasının Türkiye politikasının başlıca amacı olduğunu söylemiş ve iki lider arasında yapılacak görüşmenin bu doğrultuda adımlar atılmasına vesile teşkil etmesinin temenni edildiğini ifade etmiştir.[47]

5. Karabağ başkanlık seçimleri

Karabağ’da devlet başkanlığı seçiminin yapılacak olması bazı uluslararası kuruluşlar ve  ülkelerin itirazlarına neden oldu.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer bu seçimin Karabağ sorununa siyasi çözüm bulma çabalarına ters düştüğünü söyledi.[48] Avrupa Birliği’nce Brüksel’de yayınlanman bir bildiride Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü teyit olundu ve ayrıca ile Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığının tanınmadığı belirtildi.[49]

Rusya’dan da benzer bir tepki geldi. Dışişleri yetkilisi Boris Malakhov, ülkesinin Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ilkesini savunduğunu ve  Karabağ’ı bağımsız bir ülke olarak tanımadığını ifade etti.[50] ABD’de öteden beri aynı görüşte olduğu biliniyordu. Minsk  Grubunun Amerikalı Eş Başkan Rudolf Perina seçimden sonra bu tutumu teyit ederek ABD’nin Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığını tanımadığını ve bu bölgeyi Azerbaycan’ın bir parçası saydığını söyledi.[51] Türkiye, İsviçre ve Suudi Arabistan ise bu seçimi tanımayacaklarını Azerbaycan’a bildirdiler.[52] Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Büyükelçi Yusuf Buluç bu konuda Karabağ’daki seçimin uluslararası hukukun ve AGİT ilkelerinin açık bir ihlali olduğunu, bu nedenle seçimleri meşru görmediklerini, diğer yandan seçimlerin anlaşmazlığın barışçı yollarla çözümlenmesi çabalarını tehlikeye atacağını söyledi.[53]

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamada ise bu gibi beyanların Minsk Grubu ortak başkanları (ABD, Fransa, Rusya) ile temas edilmeden yapılmasının nihai bir çözüm aranması çalışmalarını gereksiz yere güçleştirdiği  ifade edildi.[54] Bu sözler Minsk Grubu başkanlarının seçimler aleyhindeki beyanları tasvip etmediklerini ima ediyordu. Ancak eş başkanların ülkeleri Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığını tanımadıklarını açıkça belirttiklerinden bu görüşün doğru olması mümkün değildi.

Karabağ başkanlık seçimlerine bir tür yasallık kazandırılabilmek için Amerikalı Senatör Frank Palonne ve İngiliz Lordlar Kamarası üyesi barones Caroline Fox gibi, her zaman her yerde Ermeni görüşlerini destekleyen bazı kişiler ile az sayıda bazı sivil toplum örgütleri seçimlere gözlemci olarak çağrıldılar. Bunlar seçimlerin serbestce ve bir usulsüzlük olmadan yapıldığına dair raporlar verdiler. Oysa sorun seçimin serbestçe yapılıp yapılmadığında değil bu seçimlerin yapılmaması gerektiğindeydi. Zira, Karabağ’daki Ermeni idaresi, Ermenistan başta olmak üzere, hiçbir ülke tarafından bağımsız bir devlet olarak  tanınmadığından başkanlık seçimini meşru olarak görmek mümkün değildi.

Gukasyan oyların %89’unu alarak yeniden seçildi. Bu büyük oran Karabağ’da kayda değer bir muhalefet olmadığını veya olamadığını göstermektedir. Diğer yandan Taşnakların güçlü oldukları bu bölgeye Gukasyan’a karşı aday çıkarmamaları ileride kendilerine bazı bakanlıkların verileceği şeklinde izah edilmektedir.[55]

6. ABD Senatosunda yeni bir “soykırım” tasarısı

 New Jersey Eyaleti Demokrat Senatörü Robert Toricelli Temmuz ayı sonunda Senatoya Birleşmiş Milletler 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesinin desteklenmesini ve bu sözleşmenin ABD tarafından imzalanmasının 15 yılının dikkate alınmasını öngören ve bir karar tasarısı sundu.

 Bu tasarının bir paragrafında, Yahudi Holokostu, Ermeni Soykırımı ve Kamboçya ve Rvanda soykırımlarından alınan derslerden gelecek soykırımların önlenmesinde yararlanılması” sözleri vardır.[56] Böylelikle sadece sözde Ermeni soykırımı konu alan karar tasarısı sunulamayınca, dolaylı bir yolla, yani Yahudi Holokost’unun gölgesine sığınmak suretiyle, bu iddianın ABD Senatosuna benimsetilmesi yolu denenmiş olmuştur.

Ancak 307 sayı verilen bu tasarının başarı şansının az olduğu görülmektedir. Önce, Amerikan Kongresinde 120 kadar üyesi olan Ermeni Caucus’unda[57] iyi isim yapmış bir çok üye varken, “hediye” karşılığında bir kişinin iş ilişkileri için aracılık ettiği sabit olan ve bu nedenle de Senatonun Ahlak Komitesince resmen uyarılan[58] Robert Toricelli’nin 307 sayılı  tasarıyı sunmak üzere seçilmesinin isabetli olduğunu söylemek mümkün değildir. Uyarma nedeniyle zor duruma düşen Toricelli’nin tasarıya öncülük yapmakla New Jersey’deki Ermenilerin desteğini sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

Diğer yandan 11 Eylül olayı nedeniyle Amerikalıların gözünde stratejik önemi çok artmış bulunan Türkiye’nin şiddetle tepkisini çekecek bir girişimin şu sırada başarı şansı olduğunu düşünmek zordur. Ermeni Causus’u Eş Başkanı Frank Pallone, 16 Ağustos’ta, Erivan’da Ermeni gazetecilere Temsilciler Meclisine de Ermeni “soykırımının” tanınmasını öngören diğer bir tasarı sunulmuş olduğunu ancak 11 Eylül saldırısının durumu zorlaştırdığını  ve kendilerine muhalif olanların Ermeni “soykırımı” konusunu gündeme getirmenin teröre karşı mücadelemin lehine olmayacağını ileri sürdüklerini, kendilerinin buna inanmadıklarını, ancak bu koşullar altında bu konuyu ortaya atmanın  fevkalade zor olduğunu söylemiştir.[59]

Son olarak, daima Holokost’un bir benzeri olmadığını haklı olarak ileri süren Musevilerin, Holokost’un Ermeni iddiaları ile aynı düzeye indiren bir tasarıya taraftar olmamaları ciddi bir olasılıktır.


[1] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı. 5, Cilt. 2, Bahar, 2002, s. 26.
[2] Turkish Daily News, 25 Haziran 2002.
[3] PanArmenian News, 20 Haziran 2002.
[4] ntvmnsbc, 21 Haziran 2002.
[5] Turkish Probe, 30 Haziran 2002.
[6] Asbarez Online 26 Haziran 2002.
[7] Hürriyet, 26 Haziran 2002.
[8] Arminfo, 25 Haziran 2002.
[9] Konuşmanın tam metni için bkz. Press Release, Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Armenia, 26 Haziran 2002.
[10] Bakınız, Asbarez Online, 2 Ağustos 2002, Armenpress, 7 Ağustos 2002, Arminfo, 24 Ağustos 2002.
[11] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı. 4, Aralık 2001-Ocak-Şubat 2002, s. 28.
[12] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı. 4..., s. 29.
[13] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı. 5, Cilt. 2, Bahar, 2002, s.  21.
[14] Asbarez Online, 6 Haziran 2002.
[15] Armenian Assembly of America Press Release, 18 Temmuz 2002.
[16] “Turkey will not Re open Border With Armenia: Minister”, Agence France Press, 19 Ağustos 2002.
[17] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs, 2001, ss. 10–22
[18] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 3, Eylül-Ekim-Kasım, ss. 25–27; ve Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 4, Aralık 2001-Ocak-Şubat 2001, ss.  27–31.
[19] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1... ss.  13-14; Sayı 4.. s. 29.
[20]Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları Ermeni Araştırmaları, Sayı 1...,, ss. 16,17.
[21] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları Ermeni Araştırmaları, Sayı 5, Cilt: 2, Bahar, ss. 7, 312–324.
[22] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos, 2002, s. 25
[23] Montreal Gazette, 15 Temmuz 2002.
[24] Bu metnin alındığı kaynak: Armenian National Committee of Canada, Press Release, 13 Temmuz 2002
[25] Ermeni teröristlerinin Kanada’da cinayet amaçlı saldırıları şunlardır: 8 Nisan 1982, Ottava. Türkiye Ticaret Ataşesi Kani Güngör’ün ağır yaralanması 27 Ağustos 1982, Ottava. Türkiye Askeri Ataşesi Albay Atilla Altıkat’ın öldürülmesi 12 Mart 1985, Ottava. Türkiye Büyükelçiliğinin Kanadalı muhafızı öldürülmesi Türkiye Büyükelçisi Çoşkun Kırca’nın ağır yaralanması 
[26] Asbarez Online, 24 Temmuz 2002
[27] Interfax News Agency,  5 Mayıs 2002
[28] Asbarez Online, 15 Mayıs 2002
[29] Paris ilkeleri deyiminden Başkan Aliev ve Koçaryan’ın 4-5 Mart 2001’de Paris’te yaptıkları görüşmeler sonunda kabul ettikleri Ermeniler tarafından iddia edilen bazı ilkeler anlaşılmaktadır. Azerbaycan yetkilileri öteden beri ortada prensip olmadığını bunları Ermenilerin icat ettiğini belirtmişlerdir. Bkz. Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos, 2001, s. 12
[30]  Turan News  Agency, 15 Haziran 2002
[31] Ömer E. Lütem, “Olaylar ve Yorumlar”, Ermeni Araştırmaları, Sayı 1, Mart-Nisan-Mayıs, 2001, ss. 30–31.
[32] Turan News Agency, 14 Haziran 2002
[33] RFE/RL 15 Haziran 2002
[34] Arminfo, 15 Haziran 2002
[35]  Medimax, 18 Haziran 2002
[36] Interfax News Agency, 3 Temmuz 2002
[37] Turan News Agency, 15 Haziran 2002
[38] ibid
[39] California Courier Online, 27 Haziran 2002
[40] Asbarez Online, 19 Haziran 2002
[41] Azg Daily, 9 Temmuz 2002
[42] Associated Press, 14 Ağustos 2002
[43] Agence France Presse, 14 Ağustos 2002
[44] ITAR-TASS News Agency, 14 Ağustos 2002
[45] Zaman, 15 Ağustos 2002
[46] Turan News Agency, 19 Ağustos 2002
[47] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Web sayfası,
www.mfa.gov.tr. (Haftalık basın toplantısı, 14 Ağustos 2002)
[48] Noyan Tapan, 3 Ağustos 2002
[49] Asbarez Online, 2 Ağustos 2002
[50]  Armenpress, 7 Ağustos 2002
[51] Arminfo, 24 Ağustos 2002
[52] Ntvmnsnbc, 12 Ağustos 2002
[53] Turkish Daily News, 29 Temmuz 2002
[54] Arka News Agency, 5 Ağustos 2002
[55] Transitions On line, “A Decisive Victory, But ..”, 19 Ağustos 2002
[56] Tasarının tam metni için bkz. Armenian National Committe of America, Press Release, 29 Temmuz 2002
[57] Caucus, belirli bir grubun çıkarlarını korumak üzere Amerikan Kongresi üyelerinin meydana getirdiği topluluğa verilen isimdir.
[58] Turkish Daily News, 1 Ağustos 2002
[59] Armenpress, 16 Ağustos 2002

 ----------------------
* Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı - oelutem@avim.org.tr
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 6, Yaz 2002
    İçeriğe Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.


 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.