Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


Günlük Bülten - 18 2009                                                                     Bülten Arşivi

ERİVAN'LA 'YOL HARİTASINA' DEVAM AMA NASIL? (CEYDA KARAN)

18 2009, Kaynak : Radikal

’Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme çabaları çerçevesinde ortaya konulan ‘yol haritası’nda Dağlık Kara-bağ işgalinin sona erdirilmesiyle ilgili şart var mı, yok mu?’ Türkiye’nin Kafkasya’da ‘stratejik ortak’ gördüğü Azerbaycan ile ilişkilerini bir süredir belirleyen yegâne soru bu.
Başbakan Tayyip Erdoğan, kendi beyanatlarından kaynaklanmayan şaibelerle yüklü bir sürecin ardından Bakü’ye giderek spekülasyonlara son noktayı koydu, infiale kapılmış Azerilerin yüreğine su serpti. Türkiye’nin
Ermenistan’la sınırını ‘Karabağ’ın işgal süreci sonucunda kapattığı, sınırın açılmasının da ancak işgalin sona
ermesi süreciyle mümkün olduğunu’ söyledi. Böylelikle Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkilerinde Karabağ’da
çözüm sürecini bağlantılı görmek durumunda olduğunu herkese yeniden anımsattı. Peki Erdoğan’ın sözleri, Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanlıkları tarafından derin hassasiyetlere dokunduğundan içeriği açık edilmeksiniz ilan edilen ‘yol haritası’nın, yani henüz muğlak olan bir sürecin çöpe atılması, komşularla ‘sıfır sorun’ politikasından vazgeçilmesi anlamına mı geliyor?
Karabağ, Sovyetlerin çöküşüyle Kafkasya’da ortaya çıkmış zorlu bir sorun. Tarihi atıflarla yüklü, açmazları bol, çok bilinmeyenli bir denklem. Elbette bu, Sovyetlerin mikro milliyetçilikler üzerinden formüle ettiği yapılanmanın bir sonucu. Eski Sovyet memleketleri olarak Azerbaycan da Ermenistan da Rus nüfuz alanında. Bu iki halk, uzun yıllar Bakü’de ortak yönetim kurmuş, Sovyet şemsiyesi altında birlikte yaşamış; dolayısıyla çözüm önermek için tarihsel çerçeveyi iyi bilmek lazım. Rusya’nın en zorlandığı 2000’lerin başında Batı’nın bölgede safına çekmeyi başardığı Gürcistan’ın sürüklendiği bataklık, Azerbaycan’ın da Ermenistan’ın da Rusya ile ilişkilerini hep dengede tutma gayretini anlamayı kolaylaştırıyor.
Ama Rusya’ya ile ilişkilerde Bakü ile Erivan arasındaki önemli farkları teslim edelim. Azeriler ellerindeki petrol ve doğalgaz kozu sayesinde Moskova’ya karşı çok daha ‘bağımsız’ siyaset izleyebilirken (Misal, Rusya’nın rıza göstermek durumunda kaldığı Bakü-Tiflis-Ceyhan), ekonomik sorunlarla boğuşan enerji ve kaynak yoksunu Ermeniler aynı şansa sahip değil. Ermeni ekonomisi de, sınırı da, ordusu da Rus etkisi altında. Ermenilerin diğer iki açılım noktası İran ve Türkiye ki, ‘soykırım’ iddiası ile Karabağ sonuncusunu tıkıyor. Geriye ABD kalıyor. ABD yönetimleri yıllardır Erivan’a Ermeni diyasporası vesilesiyle müdahil. Lakin bir yere kadar...
Sovyetlerin çöküşüyle Ermeniler Karabağ’la yetinmeyip toplamda Azeri topraklarının yüzde 20’sine tekabül eden yedi reyonu (ili) ele geçirdi. Bu yedi il pazarlıkların kilidi. Zira Azeriler de pekala biliyor ki alabilecekleri, ancak bu yedi reyon ile Ermenistan yüzünden erişimsiz Azeri toprağı Nahçıvan’a uzanan koridor olacak. Aze-
rilerin üstten açtıkları pazarlıklarda, Karabağ işgalinin tümden bitmesi talebi, bölgeye en üst düzeyde özerklik verilmesi ve Laçin koridorunun açık tutulması var. Kendi kaderini tayin hakkını işleten Karabağ’da kimsenin tanımadığı bir devlet varken, Ermenistan bugüne dek geri adım atmadı. Yine de süreci AGİT Minsk Grubu üzerin-
den sürdürüyor, pazarlığını yedi reyon üzerinden yapıyor. Diğer yandan kilit ABD aracılığıyla Türkiye
üzerinden açılmaya çalışılıyor. Ancak bu sürecin Türkiye’ye getirisinin ne olduğu üzerinde pek durulmuyor. 
Bu hayli muğlak süreçten sızan bilgilerde, ilan edilen ‘yol haritasında’ ‘soykırım’ın önkoşul olmadığı, hatta Erivan’ın Ankara ile kurulacak ortak komisyonlar arasına ‘tarih komisyonu’ önerisini de kabul ettiği yer aldı. Tabii iç kamuoyunda zorda kalan Sarkisyan hükümetinin bu iki unsuru yalanlamak durumunda kalması düşündürücü. Hal böyleyken, Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan’ın Erdoğan’ın Bakü açıklamasından alınganlık beyan edip hemen “Top Türkiye’de” demesi manidar.
‘Yol haritası’nın Obama’nın 24 Nisan açıklamasının öncesinde ‘aceleye’ getirildiği aşikâr. Ancak bu, Erdoğan’ın ‘yol haritası’nı çöpe attığı anlamına gelmiyor. Azeri meclisindeki konuşmasında ısrarla sürecin devam ettiğini, henüz kamuoyuyla bilgi paylaşma vakti gelme-diğini söyledi. Çözümsüzlüğün üç ülkenin de çıkarına olmadığını vurguladı. “Barış ve istikrar tesisi sadece sözle olmaz. Canla başla çalışmak lazım” derken, açıkça Minsk Grubu’nun üç üyesi ABD, Rusya ve Fransa’yı eleştirdi.
Türkiye’nin, ‘komşularla sıfır sorun’ politikası izlerken, hassasiyetleri görmezden gelmesini beklemek, insafsızlık olur. Zira böyle bir politikanın, aceleye getirilmiş, dengeleri aniden ters yüz edecek girişimlerle bir yere varması mümkün değil. Bölge ülkesi Rusya’nın salt ‘şer odağı’ gibi görülmesiyle de... Kafkasya’da çözüm, bölgesel denkleme ağırlık veren bir çabanın sonucu olabilir. Bu da, karşılıklı hamleler belirlenirken, Türkiye’nin ABD güdümünde olduğu izlenimi yaratmayacak ve Rusya’yı tedirgin etmeyecek bir zeminde inisiyatifler geliştirmesinden geçiyor. Azerilerle koordinasyon had safhada önemli.

    Habere Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

   «  Geri

 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.