Anasayfaİletişim
  
English



E-Bülten Üyeliği

Günlük bültenimize üye olmak için aşağıdaki alanları doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


Makaleler

ÖZÜR DİLEME KAMPANYASI

Ömer Engin LÜTEM, Emekli Büyükelçi
15 2008 - ERAREN
Diğer Makaleler

Bayramdan önce dört kişiden oluşan bir grup aydın  bir bildiri yayımlayarak, Osmanlı Ermenilerin maruz kaldığı “Büyük Felâket”e duyarsız kalınmasını ve inkâr edilmesini vicdanlarının kabul etmediğini, bu adaletsizliği reddettiklerini bildirdiler ve kendi hesaplarına Ermenilerden özür dilediler.

Basın haberlerine göre bu bildiri önce bazı aydın ve/veya tanınmış kişilerin imzasına sunulacak,  muhtemelen yılbaşından sonra, internet üzerinden, bir yıl kadar sürecek kampanya halinde, herkesin imzasına açılacaktır.

Konunun esasına girmeden önce bir hususa açıklık getirmemiz gerekmektedir. Bildiri metninde geçen Büyük Felâket sözcükleri Ermenicede, 1915 olayları için,  soykırım anlamında kullanılan Metz Yegern’in Türkçe çevirisidir. Bildiriyi kaleme alanlar, her nedense, bu safhada “soykırım” kelimesini kullanmaktan kaçınmışlar ve Ermenice bir eş anlam seçmişlerdir. Bu soykırım kelimesinin özellikle Türkiye’de yarattığı olumsuz tepkilerden ileri gelmiş olabilir. Bu kurnazlığa ilk önce 2001 yılında Papa Jean-Pierre II başvurmuş ve Türkiye’nin eleştirilerini   hafifletmek amacıyla Erivan’da, soykırım değil Metz Yegern demişti.

Konunun esasına gelince önce kişilerin özür dilemeleri için diğer kişilere veya topluklara zarar veren, en azından inciten bir hareket yapmış olmaları gerekmektedir. Olaya bu açıdan bakıldığında, aradan bir asra yakın  zaman geçtiği için bugün yaşayan kimsenin Ermeni tehcirinden sorumlu olmadığı görülür. Dedeleri için özür diledikleri düşünülebilir. Ancak bunun için de dedelerinin o zaman tehcirle ilgili bir sorumluluk taşıması gerekmektedir ki bu çok nadir bir olaydır. Biz şahsen bildiri sahibi dört kişinin dedelerinin böyle bir işe bulaştıklarını hiç zannetmiyoruz. Belki dedeleri arasında Ermeni çetecileri tarafından öldürülmüş olanlar vardır veya eğer Balkan göçmeni idiyseler belki Bulgar, Yunan veya Sırp kurşunlarıyla ölmüş olabilirler.  Diğer yandan tehcirden sorumlu  oldukları halde dahi suçun ve  her türlü sorumluluğun kalıtımsal olmadığını, kimse dedesi suçlu diye suçlu olmayacağını o nedenle de özür dilemesi gerekmeyeceğini, özür dilediği takdirde bunun hiçbir hukuki sonucu olmayacağını belirtmemiz gerekmektedir.

Bildirinin dikkat çeken noktalarından biri de Ermenilerin maruz kaldığı felakete duyarsız kalındığı iddiasıdır.  Aslında Türkiye’de yakın tarihin, geniş halk kitleleri olduğu kadar aydın kesim tarafından da pek bilinmediği bir gerçektir. Ancak bu durum Ermeniler için olduğu kadar Türklerin başına gelen felaketler için de geçerlidir. Yanlış bir eğitim politikasından kaynaklanan bu durumun son zamanlarda, özellikle Ermenilerin durumu hakkında yapılan araştırmalarla değişmeye başladığı memnuniyetle görülmektedir.

Bildirideki Ermenilerin başına gelenlerin Türkiye’de inkâr edildiğine gelince Ermeniler soykırım savını Osmanlı İmparatorluğuna karşı olduğu kadar günümüz Türkiye’sine karşı da bir suçlama şeklinde ortaya attıklarından ve bu iddiaların temelinde tazminat ve toprak gibi bazı talepleri olduğu da açıkça belli olduğundan bunlara karşı Türkiye’de tepki gösterilmesi gayet normaldir. Bunun sonucu olarak Türk halkının çok büyük bir kesimi soykırım iddialarını kesinlikle reddetmekte ve buna bağlı olarak Türk siyaseti de aynı çizgiyi izlemektedir. Birbiriyle çelişen pek çok siyasi eğilim ve akımın mevcut bulunduğu T.B.M.M’de bir kişinin dahi Ermeni iddialarını kabul etmemesi, hem Ermeniler hem de onları destekleyen yabancı çevreler için üzerinde durulması gereken bir durumdur.

1915 olaylarının günümüzde Türk ve Ermeni ilişkilerini tayin etmesine ve bu  ilişkilerin gelişmesini engellemesine  bir son verilmesi bu olayların kin, nefret ve intikam duygularından ve ütopik siyasi çıkar hesaplarından arındırılmış bilimsel bir şekilde incelenmesine bağlıdır. Bu bağlamda Türkiye’nin Tarihçiler Ortak Komisyonu önerisinin yaşama geçirilmesi gerekli bir ilk adım olarak addedilmelidir.

Söz konusu bildirinin neden yayımlanması ihtiyaç duyulduğuna gelince, açıklamalara bakılırsa bu tamamen kişisel bir girişimdir. Diğer bir deyimle imzalayanlar insancıl düşüncelerle ve özellikle de adalet duygusuyla hareket etmektedirler. Hal böyleyse o zaman neden yakın tarihimizde kendi mensup oldukları toplumun başına gelen büyük felaketlerle ilgilenmemekte neden, 19. asırdan başlamak üzere Osmanlı İmparatorluğunun kaybettiği topraklardan kovulan, birçoğu öldürülen ve ser sefil halde Trakya ve Anadolu’ya sığınan insanlardan bahsetmemekte ve neden, başta Ermeniler olmak üzere, bunlara sebep olanlardan özür dilemeleri istememektedirler.  Özellikle Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşı içinde ve sonrasında, Kurtuluş Savaşında Türk ve diğer Müslümanların uğradığı mezalim gayet iyi belgelenmiş durumdadır.  Diğer yandan Ermenilerin yirmi yıl öncesine kadar Türk diplomatların, sadece Türkiye’yi temsil ettikleri için öldürülmelerini de  bu meyanda ele almak gerekmektedir. Bu cinayetlere hiç değinmemesi onların unutulması için izlenen bilinçli politikaya katkıda bulunmaktır.

Kanımızca bu bildirinin en olumsuz yönü Ermenilerin acılarını Türklerin acılarına tercih etmesi ve böylelikle de temelde Türkiye ve Türklere karşı adaletsiz bir davranış sergilemesidir. 

Her ne kadar bu bildirinin kişisel bir girişim olduğu ileri sürülse de başkalarının da imzalamasının istenmesi ve bunun için bir yıl kadar sürecek bir kampanyanın söz konusu olması ortada, kişisel bir girişimin ötesinde, mümkün olduğu kadar fazla sayıda Türk’e Ermeni soykırımı olduğunu kabul ettirmeyi amaçlayan bir siyasi bir hareket mevcut olduğunu kanıtlamaktadır. Görülen odur ki, önce duygusal yönü nedeniyle fazla sayıda kişiyi etkileyebileceği düşünülen “özür” ile işe başlanacak, kişiler özrü benimserse soykırımı tanımak veya kabul etmeye geçilecek, bir süre sonra Ermenilere tazminat verilmesi gündeme gelecek, bu da başarılabilirse Doğu Anadolu’dan bir miktar toprağın Ermenistan’a verilmesi aşaması başlayacaktır. 

Bu kampanyanın neden şimdi başlatıldığı da üzerinde ayrıca durulması gereken  bir konudur. Kanımızca bunun başlıca nedeni Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan’ı ziyaretiyle başlayan yumuşama sürecinin Türk kamuoyunda iyi karşılanması, Ermenistan ve Ermenilerle olan anlaşmazlıkların bir an önce çözümlenmesi arzusunun belirgin hale gelmesidir. Bu durum bildiriyi hazırlayanlarda Ermeni iddialarının  aşamalı bir şekilde kabulü sürecinin başlatılması için kamuoyunun psikolojik yönden hazır olduğunu düşündürmüş olsa gerektir. Bu vesileyle yaklaşık 2000 yılından bu yana bazı ABD ve AB çevrelerinin “Türklerin tarihleriyle yüzleşmesi” gerektiğinin ileri sürdüğünü, bu amaçla bazı girişimler başlattığını ve  bazı kuruluş ve kişileri desteklediğini hatırlamamız gerekmektedir.  Böylelikle Türklerin tarihleriyle yüzleşerek, diğer bir deyimle kendilerine yöneltilecek suçlamaları kabul ederek   milliyetçi tutum ve davranışlardan uzaklaşması  ve söz konusu çevrelerden gelecek akım ve önerileri fazla direnmeden kabul etmesi  amaçlanmaktadır. Kısaca Türklerin bir tür siyasi eğitime tabı tutulması söz konusudur. Özür kampanyasını bu “eğitimin” bir parçası olarak görmekte yarar vardır.  

Diaspora ve Ermenistan basını bu bildiriyi haber olarak vermiş ve kayda değer bir yorumda bulunulmamıştır. Bunun, girişimin yeni olması ve ne gibi bir sonuç vereceğinin şimdiden kestirilememesi yanında özrün Ermeni taleplerini karşılayamayacak kadar düşük düzeyde bir jest olmasından ileri gelmesi olasıdır.   Nitekim birkaç gün sonra Ermenistan’da 300 aydın tarafından Cumhurbaşkanı Gül’e gönderilen bir açık mektupta Türkiye Ermeni soykırımı gerçeğini kabul etmediği sürece iki millet arasında samimi bir diyalogun ve gerçek bir uzlaşmanın mümkün olamayacağı belirtilmiştir.

Ermenistan resmi çevrelerinden de bir tepki gelmemiştir. Ermenistan,  diplomatik ilişki kurmak için Türkiye’nin soykırım iddialarını tanımasını istemediğini birçok kez resmen açıkladığına göre özür dikkate alınmaya değer bir öğe değildir. Diğer yandan diplomatik yoldan yürütülen ciddi müzakerelerde özür gibi duygusallıkların yer alması da pek görülmemektedir. 

Bu bildirinin ne gibi sonuçları olabileceğine gelince Türklerin kendi kendileri suçlamalarını öngören her girişimin militan Ermenileri yüreklendirdiğini ve daha da uzlaşmaz bir tutum içine girmelerine neden olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Bu ise öncelikle Türkiye ile müzakereleri yürüten günümüz Ermenistan Hükümeti için güçlük yaratacak ve taviz vermemek endişesi bu müzakereleri çıkmaza götürebilecektir.

Diğer yandan Türkiye’de bazı aydınların aynen Ermeniler gibi düşündüğünün ortaya çıkması, Başkan Obama’nın ekibindeki soykırımın kabulünden yana olanlara, Amerikan Meclislerinden soykırımı tanıyan kararlar çıktığı takdirde Türkiye’nin sert tepki göstermeyeceği kanısını verebilecek bu da söz konusu kararların alınmasını kolaylaştıracaktır. Aynı mülahazalar bazı ülkelerin parlamentolarında bekleyen karar tasarıları için de geçerlidir. Ancak deneyimler Türkiye’ye yapılan baskıların beklenenin aksine sonuç verdiğini ve genelde Türkiye’nin tutumunun sertleşmesine neden olduğunu göstermektedir. Böyle olduğu takdirde Türkiye-Ermenistan arasında normal ilişki kurulması çabalarının bilinmeyen bir tarihe ertelenmesi olasıdır.

Kısaca söz konusu bildiri ve başlatılmak istenen kampanya  masum gibi görülse de  gerçekte bir çok olumsuzluklar yaratabilecek bir  potansiyele sahiptir.

    Makaleye Yorum Yaz    Yazdır    Tavsiye Et

«  Geri
Yorumlar

Henüz Yorum bulunmamaktadır.

« Diğer Makaleler »



 
 
ERAREN - Ermeni Araştırmaları Enstitüsü

Bu site en iyi 1024 x 768 çözünürlükte görüntülenir.