Anasayfaİletişim
  
English

Terörizm Kavramı Açısından Ermeni Terörü ve Genel Nitelikleri

Doç. Dr. Yücel ACER*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003

 

 

Abstract: This paper argues vague definitions of terrorism and differences between terror definitions and its practices. In the midst of unclear definitions, the Armenian terrorism was/is speculated differently according to personal and ideological preferences. Confusion between the national movement and terrorism, which is open for abuse, creates a delicate situation. Since the beginning of the Armenian political movement in the Ottoman Empire, the Armenians acted terror to reach their ultimate goals. The Armenian terror, in international form, against the Turks continued in the Republican era. Between the years 1973 and 1985, the Armenian terror abroad victimized many and cost some forty-five human casualties.

Keywords: Armenian Question, Terror, Armenian Terrorism, Definition of Terror, International Terror, Armenekan, Dashnak, ASALA.

Anahtar Kelimeler: Ermeni Sorunu, Terör, Ermeni Terörü, Terör Tanımı, Uluslararası Terör, Armenekan, Taşnak, ASALA.

GİRİŞ

Osmanlı Devleti’nin kendine has millet sistemi etnik esastan ziyade din ve mezhep esasına dayanmakta idi ve Ermeniler dahil gayrimüslim gruplara kendi içlerinde önemli bir oranda örgütlenme ve kendi toplumlarına ilişkin işleri idare etme imkanı sağlanmaktaydı. Bu bağlamda, İstanbul’un fethini takiben Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Osmanlı egemenliği altında bulunan Ermenilerin kendi patrikhanelerini kurulmalarına izin vermiş ve sonuçta patrikhaneler vasıtası ile birçok işlerini idare etme ve dini ve kültürel ayrıcalıklardan yararlanma olanaklarını başlatmıştır.[1]

Bu pozitif tabloya rağmen Osmanlı’da bir ‘Ermeni Sorunu’nun ortaya çıktığını görmek oldukça şaştırıcı bir durum olsa gerek. Şüphesiz ki bu şaşırtıcı durumun kendine özgü sebepleri mevcuttur. Bunların bir çoğu, sorunun ortaya çıktığı dönemin özellikleri ile sıkı sıkıya ilişkilidir. 19. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin gerileme ve yıkılma dönemlerini ve bu nedenle de yükselen güçlerin, özellikle de Batılıların yoğun müdahalelerine maruz kalışını simgelemektedir.[2] Zayıflamış olmanın azınlıklar için huzursuzluk çıkarılacak doğal bir ortam yaratacağı gerçeği bir yana, Osmanlı’nın mirası üzerinde paylaşım mücadelesine girişmiş devletler için de bu potansiyel huzursuzluk unsurlarını kullanarak,

karışıklığı daha da ağırlaştırmak şansı doğurduğu vurgulanmalıdır.[3]

Bu nedenlerle, Osmanlı’da Ermeni sorununun gerisinde yatan temel unsurun, Batının müdahalelerinden kaynaklanan kışkırtma ve kullanmalar olduğu Türk tarihçiler arasında yaygın görüşü oluşturmaktadır. [4] Belirtildiği gibi, o dönemde hız kazanan milliyetçilik akımının da bir diğer önemli unsur olduğunu belirtmek gerekir. Bu akım, özellikle Osmanlı Ermenileri arasında, Osmanlı’nın doğu topraklarını da içine alan bağımsız bir Ermenistan kurma hedefini yaratmıştır.[5]

Ancak Ermeniler, bu büyük amaçlarını gerçekleştirmek için Osmanlı toplumu içerisinde çoğu kez sivil halka yönelik şiddet eylemlerini bir araç olarak seçmişlerdir. İşte bu noktada, bu gün iki toplum arasında oluştuğu kuşku götürmez bir husumetin ve hatta düşmanlılığın kıvılcımı ateşlenmiştir. Ortaya çıkan şiddet sarmalı, 1920’lerden 1980’li yılların ortalarına kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne de yönelmiş ve kısmen Ermeni soykırımı iddiasına dayandırılan bir “intikam” kavramı ile meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Sonuçta günümüzde “Ermeni terörü” kavaramı, “Ermeni sorunu” kavramı kadar tanınır hale gelmiştir.[6]

Fakat, Ermeni terörünün en yoğun olduğu dönemlerde dahi bu eylemlerin “terör” kavramı ile tanımlanamayacağı özellikle Ermenilerce sık sık dile getirilmiştir.[7] Bu iddiaların yankı getirmesinin gerisinde, Ermenilerin kendi eylemlerini “meşrulaştıran” sebepler öne sürmelerinin yanında terör kavramının hala yaygın kabul gören bir hukuksal tanımının yapılamamış olmasının da etkisi büyüktür. Bazılarının “terörizm” ve “terörist” diye nitelediklerini, başkaları “özgürlük savaşı” ve “özgürlük savaşçısı” olarak nitelendirilmektedir.[8]

Çalışmamızda terörizm kavramı üzerine uyuşmazlık noktaları ve terörizm kavramının temel özellikleri incelendikten sonra Ermenilerce gerçekleştirilen ayaklanma, saldırı, yaralama ve öldürme türünden şiddet içeren eylemler genel hatları ile hatırlatılacaktır. Sonuçta, Ermeni terör eylemlerinin hukuksal olarak değerlendirildiğinde terörizm kavramı çerçevesinde ne tür özellikler gösterdiği ortaya konabilecektir.

TERÖRİZM

1. Niçin Bir Tanım?

Terörizmin yüzyıllar öncesine dayanan uzun geçmişine rağmen terörizm olarak nitelenen eylemlerin bir önceki yüzyıl içerisinde sayıca önemli bir artış ve nitelikçe önemli değişiklikler gösterdiği de bir gerçektir.[9] Öte yandan, bu türden faaliyetler çoğu kez bir ülkenin siyasi sınırlarını aşarak günümüzde bütün dünyanın ortak meselesi haline de gelmiştir. Bu nedenle, devletlerin çoğunluğunun üzerinde anlaştığı hukuksal bir “terörizm” tanımının önemi büyük oranda terörizme karşı ulusal veya uluslararası boyutta yürütüleceketkin bir mücadele gereğinden kaynaklanmaktadır. Daha ileride değinileceği gibi, günümüze kadar, terörizmin önlenmesine ilişkin geniş katılımlı bazı uluslararası sözleşmeler de oluşturulmuştur.

Fakat terörizme karşı yürütülecek mücadelenin ve bu yöndeki hukuksal yükümlülüklerin pratikte bir şey ifade edebilmesi için gereken en temel şart, bu eylemi herkesin aynı şekilde tanımlaması, yani her ülkenin üzerinde anlaştığı bir terörizm tanımının oluşmuş olmasıdır. Böylelikle, teröristleri cezalandırmayı gerçekten isteyen devletlerin hukuksal boşluklardan dolayı etkisiz kalmaları önlenebilecektir. Öte yandan, sempati duydukları “terörist grupları” cezalandırmak istemeyen ülkelerin de bu yükümlülükten kaçmaları zorlaşacaktır.

En az bunlar kadar önemli bir başka neden ise, genel bir terörizm tanımının yokluğunun, hukukun terörist gruplara yönelik caydırıcı etkisini yitirmesine yol açmasıdır. Terörizmi terörizm olarak tanımlamayan ülkeler var oldukça, bu faaliyetleri gerçekleştirenler için her zaman sığınılacak güvenli bir mekan (safe heaven) mevcut olacaktır. Bu durum, eylemcilerin eylemlerini, hukuk baskısı olmadan rahatça ve hatta artırarak yapmalarına ortam sağlayacaktır.

2. Terör Kavramının Tanımı Üzerine Karmaşa ve Sebepleri

Ancak, terörizm kavramının tanımı üzerinde günümüzde hala bir fikir birliği mevcut değildir.[10] Bu nedenle, devlet otoritesi dışındaki birimlerin şiddet içeren bütün eylemlerinin mi, yoksa bunlar arasında yalnızca belirli niteliklere sahip olanlarının mı terörizm sayılacağı hukuksal olarak hala belirginleşmiş değildir. Tanım üzerinde hala bir antlaşma oluşamamış olmasının doğrudan bazı nedenleri vardır. Bunlardan birisi, şiddet içeren bir eylemin neredeyse sadece amacının ön plana çıkarılmasıdır. Bundan maksat, sempati duyulan bazı grupların eylemlerini meşrulaştırmak olarak kendini göstermektedir.

Ancak bu vurgu pratikte önemli sonuçlar yaratmaktadır. Öncelikle, demokratik sistemle yönetilen kimi devletlerin düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde bir miktar şiddet içerse dahi siyasal nitelikli eylemlere gösterdiği tolerans, amaç dolayısı ile oluşan yakın ilişki sonucu ya kasten, ya da kaçınılmaz olarak kimi terörist nitelikli suçlara da yönelebilmektedir. Örneğin birçok devletin yasal düzenlemeleri siyasi suçları (political offences) iade dışı tutmaktadır. Veya, ülkelerin kendilerine sığınmış insanlara siyasi sığınma hakkı tanırken daha çok politik suçlu olup olmadıklarına bakmaları, bu kez teröristlerin bu devletlerce himaye edilmesi ile sonuçlanmaktadır.

Öte yandan, amaca yapılan vurgu terörizm ile siyasal suçlar arasındakine benzer bir biçimde terörizm ile ulusal kurtuluş mücadeleleri arasında da bir ayrım karmaşasının yaşanmasına neden olmakta. Gerçekten de, tıpkı bazı siyasi suçlarda olduğu gibi, geleceğini tayin etme (self-determinasyon) hakkına dayanan ulusal kurtuluş mücadelesi türünden eylemlerde de, kimi devletlerce haklı bulunan amaç yada amaçlara rastlanmaktadır. Sonuçta, bir kesimin “terörizm” dediğine diğeri “ulusal kurtuluş hareketi” (national liberation movement) veya bir kesimin “terörist” dediğine diğeri “özgürlük savaşçısı” (freedom fighter) diyebilmektedir.

Terörizmin farklı tanımlara muhatap olmasının bir ikinci temel nedeni, terörizmle diğer bazı eylemeler arasında nitelikleri açısından da benzerliklerin bulunmasıdır. Özellikle ulusal kurtuluş mücadeleleri ve terörizmin yöneldikleri hedefler ve kullandıkları yöntemler çoğu kez yakın benzerlikler göstermektedir.[11] Kurtuluş mücadelelerinde ve terörizmde hedef daima kurulu otorite ve onunla ilişkin kurum ve kişilerdir ve kullanılan yöntemler çoğu kez şiddet içerir.

Öte yandan devletin şiddete başvurduğu durumlarda, nitelik benzerliği nedeni ile bu tür eylemlerle terörizm arasında bir ayrım güçlüğü doğmaktadır.[12] Bu durumda, eylemi devletin yapıyor olması bu eylemlerin terörizm tanımı içerisine alınmaması gerektiği gibi bir eğilim doğurmaktadır.

Terörizmin tanımındaki karmaşanın üçüncü sebebi ise özellikle amaç açısından bakıldığında terörizmin günümüzde iyice karmaşık bir hal almasıdır. Kimi terörist eylemler doğrudan bir devlet otoritesini yıkmaya yada zayıflatmaya ve yeni bir sistem kurmaya yönelik, kimi eylemler ayrılıkçı olabiliyor. Veya bazı terörist grupların eylemleri sadece belirli hakların kabul edilmesini sağlamaya yönelmiş de olabilir. Hatta, terörist eylemler, tamamen devletin dışında, nihai bir hedefe de yönelmiş olabilir. Örneğin terör etkinlikleri, belirli bir toplumsal gruba zarar vermek yada ortadan kaldırmak yada büyük bir şirketi zayıflatmak, ya da ortadan kaldırmak gibi kamusal otorite dışı nihai hedeflere de yönelebilmektedir.

Terörizm tanımını güçleştiren unsurdan sonuncusu ise, özellikle medyanın 'terörizm' yada 'terörist' kavramlarını çoğu kez titiz bir inceleme yapmadan kullanma rahatlığı göstermeleridir. Her ne kadar bu unsur, daha önceki sebeplerle ilişkili olabilecek, hatta onların bir sonucu olarak görülebilecekken, sadece bilgisizlik ve özensizlik, yanlış kullanımlara yol açmakta ve sonuçta terörizmin bir tanımının yapılmasında zorluklar oluşturmaktadır.

Terörizmle kimi eylemler arasında yukarda belirtilen amaç ve nitelik açısından benzerlikler ve diğer bazı özel sebepler ışığında, devletler ya da kişiler bu sebepler sonucu objektif-genel geçer bir tarif yapmakta zorlanmakta ya da bu sebepler sonucu ortaya çıkan girift durumu da kullanarak kasıtlı olarak terörizm tanımlamalarında tercihli yollar seçmektedirler. Ermeni terörünün tarihi, bu tür zafiyetlerden doğan unsurlarla doludur. Ermeni terörizminin bu açılardan niteliğini incelemeden önce Ermeni şiddet olaylarına bir göz atmak gerekmektedir.

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ERMENİ KÖKENLİ ŞİDDET EYLEMLERİ

1. Osmanlı Dönemi

Osmanlı Ermeni toplumunun 1800’lü yılların başında Ermenilerin Osmanlı Devleti'nde bir sorun haline gelmeye başlamasının en somut göstergesi, Ermenilerce kurulan dernek ve cemiyetlerin gerçekleştirdikleri terör eylemleri olmuştur. Eylemleriyle Osmanlı Devleti’ni parçalayamayacaklarının farkında olan Ermeni grupları Batılı büyük devletlerin dikkatini çekerek onların Osmanlı Devleti’ne müdahalesini ve Osmanlı Ermenilerine yardımlarını sağlamayı amaçlamışlardır. Bunda da başarılı olmuşlardı.

Rusya, Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan kaynaklanan “Osmanlı Hıristiyanları’nın hamiliği” sıfatı ile bu türden müdahalelerini resmen yapabiliyordu. 1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra yapılan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Ermenileri uluslararası bir sorun haline gelmiş ve Batılı devletlerin antlaşmayı istismarları sonucu direkt müdahalelerine yasal zemin oluşturmuştur.[13]

Ermenilerin, hem sorunu gündemde tutup dış müdahale ve destek sağlamak hem de kendileri açısından mücadeleyi devam ettirmek için çeşitli karışıklıklar yaratmaları, bu dönemler boyunca sürekli karşılaşılan bir durum olmuştur.[14] Bu olayların bir kısmı münferit nümayişler, bir kısmı toplu isyanlar, bir kısmı ise cinayet ve suikastlar şeklinde kendisini göstermiştir. Halka açık yerlere bomba konulması, resmi görevlilerin öldürülmesi, kurbanların vücut organlarının kesilmesi, sabotajlar, hırsızlıklar ve benzeri eylemlerin izlerini İngiliz dokümanlarından da takip etmek mümkündür.[15]

Bu olayların gerisindeki yapılanma ise çoğunlukla Ermenilerce Osmanlı toprakları dışında yada içinde kurulan cemiyet ve derneklerdi. 1878’de Van’da Kızıl Haç derneği, 1881’de Erzurum’da Anavatan Müdafileri (Pashtpan Haireniats) derneği, 1885’de Van’da İhtilalci Ermenistan Partisi kurulmuştu. 1890 yılında ise adı daha fazla duyulacak olan Taşnaksutyan (Tiflis Ermeni İhtilal Federasyonu) kuruldu. Amacı, ihtilalci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, hükümet yetkililerine ve Ermeni muhbirlere karşı eylem düzenlemek ve sonuçta Ermeni bağımsızlığını sağlamaktı.[16] Başlangıçta hayırdernekleri olarak ortaya çıkmış Osmanlı’daki Ermeni dernekleri, sonuç olarak kısa süre içerisinde yukarıda bahsedilen olayların merkezleri haline gelmişlerdir.

Şiddet eylemleri yapılanması içerisinde Ermeni kiliselerinin rolü de oldukça önemli bir yer tutmaktaydı. Denilebilir ki, Ermeni meselesinin teşekkülünde hareket noktası patrikhane, kiliseler ve okullardan başlamakta ve cemiyetler, komiteler, terör grupları ile devam etmektedir.[17] Her isyanda Batının yansıra patriklerin ve papazların da desteği ve rolü mevcuttur.[18]

Ermeni sorununun ortaya çıkması ve alevlenmesinde bu tür teşkilatların ve kiliselerin rolü somut bir çok kışkırtma ve kanlı olaylarla kendini göstermiştir. 1800’lü yılların sonu, Ermeni sorununun artık somut olaylara dönüştürüldüğü ilk yıllar olmuştur. 1882 ile 1904 yılları arasında 38 büyük çaplı Ermeni olaylarından ve isyanlarından bahsetmek kolaylıkla mümkündür. Bulardan yaklaşık 31 tanesi Birinci ve İkinci Sasun İsyanları (1894, 1897),[19] Zeytun İsyanı (1895) ve Adana İsyanı (1909) gibi büyük çaplı isyanları da kapsayan Ermeni ayaklanmalarıdır.[20]

Bunların yanı sıra, yaralama ve öldürmelerle sonuçlanmış önemli büyüklükte birçok karışıklıktan da bahsedilmesi gerekmektedir. 8 Aralık 1882 tarihli Anavatan Müdafileri Olayı, Mayıs 1889 da Armenekan çeteleri ile çatışma, Ağustos 1889 Musa Bey Olayı, 15 Temmuz 1890 tarihli Kumkapı nümayişi, 1892–1893 tarihleri arasındaki Merzifon, Kayseri ve Yozgat’ta cereyan etmiş olaylar, 30 Eylül 1895 tarihli Babıali olayı ve 14 Temmuz 1896 tarihli ve Taşnak komitesince planlanan Osmanlı Bankası baskını bu tür olaylar arasında sayılabilir.[21]

Daha spesifik olaylardan da bahsetmek mümkündür. 20 Haziran 1890’da Erzurum Saint Asalyan kilisesi aranırken karşı konulmuş ve iki subay ve bir jandarma eri şehit olmuştur. Kilisede Rusya’dan getirilmiş silahlar bulunmuştur. 1894 yılında Patrik Aşkıyan’a başarısız suikast girişimi olmuştur. 25 Ekim 1895 Cuma namazında, Müslümanlara bir saldırı yapılmış ve çıkan olaylarda 200’e yakın Müslüman ve Ermeni ölmüştür. 1905’de II. Abdülhamit’e bir suikast girişimi olmuştur. 31 Mart Vakası sonrasında, Ermeniler 1909 yılı içerisinde Adana’da katliamlar gerçekleştirmişlerdir.[22] 1904 ve 1906 yılları arasında ise toplam 105 kişi Ermenilerce gerçekleştirilen suikastlarda öldürülmüştür. Bunlararasında 32 tanesi muhbirlik yaptığı iddia edilen Ermenilere, 32 tanesi öldürülen Rus ve Türk yetkililerine aittir.[23]

Birinci Dünya Savaşı boyunca Ermenilerin özellikle Türklere karşı eylemleri devam etmiştir ve hatta yoğunluk kazanmıştır da denebilir. Zira, savaş, Ermenilere, bağımsızlık amaçlarını gerçekleştirebilmek için faaliyetlerini daha rahat yürütecek bir ortam sağlıyordu.[24] Osmanlı Ermenileri ordudan ayrılıp sabotajlara ve çeşitli yerlerde isyan olaylarına da giriştiler ve savunmasız kalmış, Osmanlı köy ve kasabalarında büyük çaplı öldürme ve talan eylemlerine başladılar.[25] Bu tarzdan katliamlar en fazla Van ve Bitlis ili sınırları içerisinde olmuştur. Bu bölgelerde savaş boyunca 300,000 ila 400,000 arasında Kürt’ün Ermenilerce katledildiği belirtilmektedir.[26]

2. Türkiye Cumhuriyeti Dönemi

Savaştan sonra da Ermeni kökenli şiddet olayları devam etmiştir. 6–13 Şubat 1919 da Erivan da yapılan Batı Ermeni II. Kongresi’nde Talat, Cemil, ve Sait Halim Paşalar ile Dr. Nazım, Bahattin Şakir ve Cemil Azmi Beyler gibi Osmanlı idarecileri gıyabında yargılanıp mahkum edilmişiler ve bulundukları yerde öldürülmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

Bugünkü Ermeni terörizminin öncü birimi, 1920’lerde Batı Avrupa’da yaşayan birçok Osmanlı eski idarecilerine suikastlar düzenleyen Nemesis[27] adlı Taşnak alt örgütüdür.[28] Nemesis’in ilk kurbanı, 15 Mart 1921 de Berlin’de bir caddede yürürken vurularak öldürülen Osmanlı içişleri eski bakanı Talat Paşa’dır.29 9 ay sonra (6 Aralık 1921) Osmanlı dışişleri eski bakanı Sait Halim Paşa, Roma’da bir Ermeni tarafından katledildi.[30] Eski Jön Türk yetkililerinden Bahattin Şakir Bey ve Cemal Azmi Bey, 17 Nisan 1922’de Berlin’de öldürüldü. Bundan birkaç ay sonra Cemal Paşa, iki Ermeni tarafından 21 Temmuz 1922’de yaverleri Binbaşı Nusret ve Teğmen Süreyya Bey ile birlikte Tiflis’te öldürüldü.[31] 26 Eylül 1923’te Amerika Ermeni Başpiskoposu Leon Tourian, bir ayin sırasında New York’ta öldürülmüştür.

Fakat, Ermeni terörünün şiddetlenmeye başladığı yıllar 1970’li yıllar olmuştur. 1973’te münferit bir olay olarak başlayan Ermeni kökenli terör eylemleri 1974’den sonra Türk dış temsilciliklerine, Türk Hava Yolları bürolarına, ve özellikle diplomatlara yönelmiştir. Ermeni kökenli Kaliforniyalı Geourgen Yanikian, Los Angeles Türk Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’i bir otel odasında vurarak öldürdü. Bu cinayetlerden sonra Ermeni terör örgütleri ASALA (Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Örgütü) [32] ve JCAG (Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları) terör eylemlerini başlattı. 1975 Lübnan İç Savaşı ve duyarlı ortamın etkisi ile de Ermeni şiddet eylemleri giderek arttı.

1973 yılı ile 1985 yılları arası dönemde, Türkiye sınırları dışında Ermeni kökenli eylemlerde öldürülen kişi sayısının toplam 45 olduğu belirtilmektedir. Öldürülen toplam Türk vatandaşı sayısı 34’tür. Bunlardan 4’ü Türk büyükelçileridir. 6 tanesi başkonsolos ya da konsolostur. Geriye kalanlar Türk diplomat yakınları veya elçilik yada konsolosluk mensuplarıdır. Öldürülen 45 kişiden 11 tanesi ise yabancı uyruklu kişilerdi. Fakat bunlardan bir kısmı Türk elçilik ya da konsolosluklarında çalışan memurlardır.[33]

Ermeni terörü sadece Türklere yönelmiş de değildi. Ermeni terörünün başlangıcında ilk yapılan eylemlerden birisi 1975’de Ermenilerin Amerika’ya göçünü teşvik eden Dünya Kiliseler Birliği’nin Beyrut’taki bir bürosuna yapılan saldırıdır. ASALA’nın, Türkiye’nin dışarıdaki diplomatik temsilcilerine yaptığı saldırılılar, 22 Ekim 1975’te Türkiye’nin Avusturya Büyükelçisi Daniş Tunalıgil’in Viyana’da öldürülmesi ile başlamıştır. Sadece iki gün sonra, 24 Ekim’de Fransa Büyükelçisi İsmail Erez ve şoförü Talip Şener, Paris’te öldürüldü. Saldırıyı ASALA üstlendi.

1978 Kasım’ında, ASALA, “batılı emperyalist devletler, Siyonizm, ve Türkiye’deki faşist rejimle” ilişkilerini sürdüren tüm devletlere yönelik bir deklarasyon yayınlayarak bu hedeflere de saldırmaya başlamıştır.[34] Örneğin ASALA’ya atfedilen 171 saldırıdan 70 tanesi Türkiye’ye diğerleri başka ülkelere yöneltilmiştir.[35] Ermeni terör eylemelerinin en çok cereyan ettiği ülkeler Fransa, İsviçre, İtalya, ve Lübnan dır. Yunanistan, Rusya, Portekiz, Kanada, İspanya, İngiltere, Almanya, Danimarka, Belçika, Avusturya, Hollanda, Avustralya, İran ve Irak gibi ülkelerde de çeşitli sayıda Ermeni şiddet olayları gerçekleştirilmiştir. 1977–83 arasında Türkiye sınırları içerisinde 6 Ermeni kökenli şiddet olayı gerçekleşmiştir ve bunlar arasında 7 Ağustos 1982 tarihinde 9 kişinin öldüğü ve 72 kişinin yaralandığı Esenboğa havaalanına bombalı saldırı da vardır.

Özetlenen şiddete dayalı Ermeni eylemlerinin, kimilerinin özellikle 1980’li yıllarda iddia ettiği gibi gerçekten “terörizm sayılmaması” mümkün müdür? Şayet terörizm sayılacaklarsa ne tür niteliklere sahiptirler? Bu iki önemli sorunun cevabı günümüzde terörizm kavramının kazandığı özellikler çerçevesinde incelenmelidir. Ama önce, günümüzde terörizm kavramının ne ifade ettiği incelenecektir.

TERÖRİZM VE ULUSLARARASI TERÖRİZM KAVRAMLARININ TANIMI

1. Çeşitli Terörizm Tanımları

Terörizm kavramının tanımı üzerinde genel bir uzlaşmanın henüz tam olarak sağlanamadığını daha önce belirtmiştik. Fakat bu durum, terörizmin tanımlanması yönünde önemli hiçbir ilerleme sağlanamamış ya da ortaya belirli bir terörizm tanımı çıkmamış olduğunu ifade etmez. Bilakis, bir kısım unsurları dışında terörizmi oluşturan unsurlar üzerinde önemli bir fikir birliğinin mevcut olduğu söylenebilir.

Terörizm kavramlarının tanımlanması konusunda uluslararası alanda günümüze kadar yaşanan gelişmelere girmeden önce üzerinde kısaca durulması gereken konu, yukarıdaki kavramların linguistik olarak kökünü oluşturan “terör” kavramıdır. Kısaca belirtmek yeterli olacaktır ki, terör kavramı Latince bir kavram olup kısaca korku ve dehşet manalarına gelmektedir.[36] Dolayısı ile, insanlar üzerinde, hatta tek bir insan üzerinde dahi korku, endişe, şiddet yaratan herhangi bir münferit eylemi terör olarak nitelemek mümkündür.

Fakat, terör ve terörizm arasındaki kök-türev ilişkisi, bu iki kavramın mana açısından aynı olduğu gibi bir sonuç doğurmamaktadır. Terör kavramının sonuna eklenen “izm” basit bir türevden ziyade, çok daha geniş kapsamlı ve birçok açıdan da kökten bağımsız bir kavramın oluşmasına neden olmaktadır.

Terörizm kavramının tanımlandığı ilk uluslararası antlaşmanın, hiçbir zaman da yürürlüğe konamamış olan 1937 tarihli “Terörizmin Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Konvansiyon” (The Convention for the Prevention and Punishment of Terrorism)[37] olduğu söylenebilir. Sözleşme terörizmi şu şekilde tanımlamaktadır: “a) devlet başkanlarına, devlet başkanlarının yetkilerini kullanan

şahıslara ve onların haleflerine ve seleflerine, b) yukarıdaki kişilerin eşlerine, c) kamu görevleri ile görevli veya eylemin kendilerine yöneltildiğinde bir kamu görevine sahip kişilere, öldürme, veya ciddi bedensel yaralama veya özgürlüğünü elinden alma maksadı ile yöneltilen her türlü eylem.”[38]

Ayrıca terörizm, “bu tür maksatları gerçekleştirmek için isteyerek kamu malına zarar verme ve hayatı tehlikeye düşürme ve de üretim unsurlarına zarar verme eylemleri”[39] ni de kapsayacaktır.

Tanımından anlaşılan unsurlar arasından ilki, belirtilen kişilere yönelik öldürme, yaralama ve tutsak alma maksatlı bütün eylemlerin terörist eylem sayıldığıdır. İkinci olarak, eylemin yöneldiği hedefler tanım açısından sınırlı tutulmuştur. Sadece, devlet başkanlarına, onların yetkilerini kullananlara, devlet başkanlarının halef yada seleflerine ve de kamu görevlilerine, görevli oldukları esnada yönelmiş olan bu türden eylemler terörizm kapsamı içerisinde değerlendirilecektir. Diğer önemli bir nokta ise, tanımın herhangi bir amaç ayrımı yapmamasının da gösterdiği gibi, eylemlerin nihai amacının ne olduğunun önemli olmamasıdır. Dolayısı ile güdülen amacın niteliği eylemin terörist olup olmaması ile ilişkili değildir.

Ancak tanımda önemli eksiklikler göze çarpmakta. Öncelikle, bu tür eylemlerin münferit ya da sistematik olup olmadığının terörizm tanımı açısından etkisine değinilmemiştir. İkinci olarak da, sadece resmi görevlilere yönelen bu türden eylemler terörizm kapsamına dahil edilmiş ama sivillere veya topluma yönelmiş eylemler üzerinde durulmamıştır. Ayrıca, bu tür eylemlerin asıl maksadının niteliği de belirtilmemiştir. Asıl amaç şahsi mi ya da daha geniş kapsamlı bir siyasi ya da kültürel vb. nitelikte bir maksat mı olduğu tanım açısından önem taşımamaktadır.

Terörizmin tanım açısından bir başka önemli sözleşme ise “Terörizmin Önlenmesi İçin Avrupa Konvansiyonu” (The European Convention on the Suppression of Terrorism) dur. Fakat bu sözleşme, açık bir terörizm tanımı yapmaktan ziyade 1. maddesinde, teröristlerin yargıdan ve cezalandırmadan kaçmalarının engellenmesi maksadıyla hangi eylemlerin, taraf devletler arasında iade maksadı açısından “siyasi eylemler” (political offences) ya da “siyasi eylemlerle ilgili eylemler” olarak tanımlanamayacağını saymakta ve diğer maddelerinde de taraf devletlerin uyması gereken ilgili bazı prensipleri sıralamaktadır.

Siyasi veya siyasi eylemlerle ilgili eylemler olmayan eylemlerin tanımlamasında 1. Madde, ilk iki fıkrasında diğer bazı uluslar arası konvansiyonlarla tanımlanmış spesifik eylemlere atıf yapmakta. Bunlardan ilki, 16 Aralık 1970 de La Hey’de imzalanmış olan “Uçakların Yasadışı Ele Geçirilmesinin Önlenmesine İlişkin Konvansiyon” çerçevesindeki eylemlerdir. İkincisi ise, 23 Eylül 1971’de Montreal’de imzalanan “Sivil Havacılılığa Karşı Yasadışı Eylemelerin Önlenmesine Dair Konvansiyon” çerçevesindeki eylemlerdir.

İkinci bir kategori eylem ise, herhangi bir uluslararası sözleşmeye atıf yapılmaksızın “diplomatik temsilciler dahil olmak üzere uluslararası korunan kişilerin hayatına, fiziksel bütünlüğüne veya özgürlüğüne karşı saldırı içeren eylemler” olarak tanımlanmakta. Konvansiyonun spesifik olarak ortaya koyduğu bir başka eylem kategorisi ise “adam kaçırma, rehin alma veya ciddi düzeyde yasadışı alıkoyma” eylemlerinden oluşmaktadır. Diğer yandan “insanları tehdit edecek biçimde bomba, el bombası, roket, otomatik silah veya mektup ya da paket bombalar kullanılmasını içeren eylemler” de siyasi veya siyasi eylemlerle ilgili eylemler olarak tanımlanamayacaktır. Son olarak Konvansiyon, yukarıda sayılan eylemleri gerçekleştirme girişiminin, yada bu eylemleri gerçekleştiren ya da gerçekleştirme teşebbüsünde bulunan eylemcinin yanında yer alarak katılmanın da aynı kategoride değerlendirileceğini belirtmektedir.

Konvansiyon’un 2. Madde’si, daha genel bir tanım yaparak, 1. Madde’de sayılanların dışında bir kişinin hayatına, fiziksel bütünlüğüne veya özgürlüğüne karşı şiddet içeren herhangi bir eylemin de siyasi eylem yada siyasi eylemlerle ilgili eylemler sayılarak iade kapsamı dışına çıkarılamayacağını belirtmekte. Ayrıca aynı durumun, insanlar için toplu bir tehlike yaratacak biçimde mallara karşı yapılan ya da yapma girişimleri için de geçerli olduğu vurgulanmaktadır.

Bu tanımlarda göze çarpan ilk önemli unsur, eylemin hangi maksatla yapıldığının özellikle belirtilmemesidir. Böylece, belli politik amaçları için yapılan bu türden eylemlerin haklı gösterilmesi, ya da iade kapsamı dışında sayılmasının mümkün olamayacağı gibi bir sonuç çıkarılmalıdır. Ama tanımların en önemli eksiği, normal bir terör eylemi yada suçtan terörizmi ayıracak bir tanım yapmıyor olmasıdır. Oysa, bu eylemlerin, niteliği ne olursa olsun çoğu kez politik amaç ya da amaçları gerçekleştirmek için yapılan bu türden sistematik eylemler olarak tanımlanması gereğidir. Dolayısı ile, bu sözleşme terörizmi tanımlamaktan ziyade hangi tür eylemlerin siyasi eylemeler sayılmayıp iade kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirlemeye çalışmaktadır. Bir başka deyişle, sözleşme açısından iade kapsamına giren bir eylem mutlaka terörizm kapsamında olmak durumunda değildir.

Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 1994 yılında yayınladığı 49/60 sayılı deklarasyonun ekinde (annex) önemli bir tanımlama yapmaktadır. Deklarasyon şöyle bir ifadeye yer vermektedir: “politik sebeplerle yapılan ve toplumda, bir insan topluluğunda veya belirli insanlarda bir korku ortamı yaratacak cezai eylemler, siyasi, filozofik, ideolojik, etnik, ırksal, dini veya herhangi bir gerekçe ile haklı gösterilemez”.[40]

Bu tanımdan, genel olarak terörizmin tanımlandığı sonucunu çıkarabiliriz. Zira, önemli bir özellik olarak, terörist eylemlerin bir siyasi maksadı olduğu vurgulanmakta, siyasi, filozofik, ideolojik, etnik, ırksal veya herhangi bir gerekçe ile haklı gösterilmemesi gerektiğidir. Böylece, herhangi bir ulusal kurtuluş mücadelesinde dahi kullanılan yöntemler toplum içerisinde ya da belirli bir grup arasında korku ve dehşet yaratmak maksadı ile yapıldığı ölçüde terörizme başvuruyor sayılmalıdır.

Toplumda, bir grup insan arasında yada belirli insanlar arasında bir korku durumu yaratan ve suç oluşturan eylemler olduğu da vurgulanan bir başka özelliktir. Böylece, eylem resmi sıfatlı kişilere yönelebileceği gibi, sivil insanlara da yönelmiş olabilir. Hatta tek bir kişiye yönelmiş bu türden bir eylem, eğer belirli kişiler arasında veya toplumda korku yaratmak maksadı taşıyorsa yine de terörist eylem sayılacaktır. Bu deklarasyon ayrıca bir çok uluslararası sözleşmeye de atıf yaparak bunların yasakladığı eylemlerin gerçekleştirilmesinin de terörizm olacağını ifade etmekte.

Yukarda değinilen kimi uluslararası belgelerin yaptığı tanımların dışında ve de daha kapsamlı olanları da terörizm literatüründe bulunmaktadır. Bu konudaki literatürün terörizmin tanımı konusunda da objektif ve öncü olması gerektiğinden hareketle, terörizm tanımının, terörizmle mücadele açısından aslında nasıl olması gerektiğini gösterdiğini de söyleyebiliriz.

Dolayısı ile bu çerçevede yapılan tanımların kimi geniş kapsamlıdır. Örneğin, bu tarzda tanımlara göre terörizm, belirli bir siyasi ve sosyal amaç için toplumun bütününü veya bir kesimini yıldırmak, sindirmek, gerektiğinde ortadan kaldırmak için grupların amaçlarına ulaşıncaya kadar her türlü şiddet eylemelerini ihtiva eden sistematik hareketlerdir. Siyasi amacı daha da belirgin hale getiren ve terörizmi, toplumun yapısını ve kamu otoritesini yıkmak, rejimin temel niteliğini değiştirmek için korkutma, sindirme, yıldırma, şiddet eylemlerinin bütünüdür” diye tanımlayanlar da mevcuttur. Bu çerçevede D. Spinellis’in tanımını özellikle belirtmek gerekmektedir:

“Belirli maksatlarla, özellikle de sosyo-politik karakterli ideolojik, filozofik maksatlarla, belirli kişilere veya ayrım yapmaksızın masum vatandaşlara karşı ciddi şiddet suçları gerçekleştirerek, kişilere veya kişi gruplarına veya geniş toplum kesimine korku salmaktır”.[41]

Bir başka spesifik tanım, eylemleri gerçekleştirenlerin niteliğine açıklık getirmekte ve terörizmi “önceden belirlenmiş amaçlara ulaşmak için sistematik olarak şiddete başvuran bir örgütlenmiş grup yada partinin kullandığı yöntemdir” diye tanımlamaktadır.[42]

Literatür tanımlarından doğal olarak daha sübjektif olacak ve her ülkenin daha çok kendi ihtiyaçları açısından kendi iç hukuk sistemlerinde terör tanımları oluşturmuş olmaları da söz konusudur.[43] Örneğin ABD Savunma Bakanlığı’nın tanımına göre terörizm, “çoğu kez politik veya ideolojik maksatlarla, hükümetleri veya toplumu yıldırmak veya korkutmak niyeti ile devrimci bir grup tarafından kişilere veya mülke karşı yapılan hukuk dışı şiddet kullanma veya şiddet kullanma tehdidi” olarak tanımlamakta.[44] ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre ise terörizm, “önceden planlanmış, siyasi olarak motive edilmiş, alt gruplar veya gizli devlet birimlerince çatışma dışı hedeflere yönelik gerçekleştirilen şiddet” olarak tanımlanmak-ta.[45] ABD deki tanımların, yukarıdaki literatürde geçen tanımlara büyük benzerliği dikkat çekicidir.

3173 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Terörle Mücadele Yasası’nın yaptığı tanıma göre ise terörizm:

“Baskı, şiddet, çıkar, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit sistemlerinden biri ile Anayasa da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini ve genel sağlığı bozmak maksatlarıyla, bir örgüte

mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemleridir”.

Söz konusu yasanın yaptığı tanımın özellikle terörizm eylemlerinin amaçlarını vurgulayıp belirgin hale getirdiği açıkça görülmektedir. Ve eylemlerin mutlaka, münferit kişilerce değil, bir örgüte mensup kişilerce gerçekleştirmesi gerekmektedir. Diğer açılardan da yukarıda belirtilen tanımlardan önemli bir farkı görülmemektedir.

Terörizm Kavramı

Tanımlamalardaki farklılıkların, farklı terörizm tanımlamalarından ziyade çeşitli terör türelerini ifade ettiği söylenebilir.[46] Dolayısı ile, yaygın bir terörizm tanımının mevcut olmamasından ziyade, bu tarz bir tanımın hala üzerinde çok fazla devletçe anlaşılmış, geniş katılımlı uluslararası sözleşmelere ve ulusal yasalara geçirilememiş olması gibi bir eksiklikten söz edilmelidir. Kaldı ki, birbirinden kısmen ayrılan ve yukarda değinilen tanımlardan çıkan ve terörizm kavramının tanımının unsurları olarak kabul edilecek unsurlar mevcuttur.

Dolayısı ile, daha önce de belirttiğimiz gibi, bu tanımların bazı ortak yönleri vardır ve bunlar şöyle sıralanabilir:

a) Terörizm kavramı içerisinde yasa dışı bir şiddet eylemi veya şiddet tehdidi vardır,

b) Şiddet eyleminin ya da tehdidinin bir devlet, sosyal sınıf, parti, örgüt veya bir kişi tarafından yapılması önemli değildir,

c) Şiddet eylemi veya tehdidi toplumda ya da belirli bir insan kitlesi arasında korku ve dehşet yaratır,

d) Şiddet eylemi veya bu eylemin toplumda yol açtığı korku, ideolojik, sosyal, etnik, dini, siyasi, ekonomik ve benzeri hedeflenen bir amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, planlanarak kullanılır.

Ortak noktalardan da anlaşılacağı gibi, öngörülen amacın haklılığı, bir eylemin, şiddet veya şiddet tehdidi içerdiği, şiddetin veya şiddet tehdidinin herhangi bir grup tarafından sistematik bir yöntem olarak kullanıldığı, korku ve dehşet yarattığı ve hukuk dışı olduğu sürece terörist sayılmamasına yol açmayacaktır, açmamalıdır.

Belki de açıklığa kavuşturulması gereken son nokta şiddetin ne ifade ettiği olmalıdır. Bu bağlamda, hangi tür eylemlerin şiddet derecesine ulaştığı yani şiddet içerdiği, hangilerinin içermediğinin belirlenmesi, bir eylemin terörizm mi yoksa herhangi bir fikri savunmanın ifade özgürlüğü çerçevesinde meşru bir yolu mu olduğunun belirlenmesinde yegane esası teşkil etmektedir.[47]

Şiddet kavramını ‘zarar verici bir saldırı’ olarak tanımlamak mümkündür.[48] Zarar kavramının alacağı şeklin çok değişik olabileceği ve yok etmeye kadar uzanabileceği de bir gerçektir. Fakat, zarar illa da insan vücuduna zarar veren maddi bir saldırı olarak ortaya çıkmayabilir. Her ne kadar, çoğu kez bu şekilde ortay açıksa da, zihinsel ve duygusal bakımdan bireyde önemli ölçüde tahribata yol açan bir etki olarak da ortaya çıkabilir. Bu çerçevede kimi şiddet olayları sadece bireyin manevi bütünlüğünü koruyan hakların ihlal edilmesidir. Öte yandan, zarar sadece bireyin kendisine ve kişilik haklarına değil aynı zamanda mülke de yönelebilir ve sonuçta kişinin sadece bu çerçevedeki haklarını da ihlal edebilir.

Şiddetin bir başka ayırt edici özelliği de, sonuç olarak şiddet uygulayanın yarattığı etkinin karşı tarafı, iradesi, arzusu ve eğilimleri dışında bir sonuca yöneltmesidir. Terörizm açısından şiddetin ayırt edici bir başka özelliği de, sadece kişi iradesine aykırı olması değil aynı zamanda yasadışı olmasıdır. Ve nihayet, yukarıdaki özellikleri gereği kişi yada kişilerde korku ve endişe yaratıyor olmasıdır.

Uluslararası Terörizm Kavramı

Yukarıda ortaya konan terörizm kavramının temel unsurları, uluslararası terörizm kavramı için de aynen geçerlidir. Zira uluslar arası terörizm, terörizmin özel bir şeklidir.[49] Hemen belirtmek gerekir ki, terörizm ve uluslararası terörizm arasındaki ayrım, terörizmle mücadelede farklı bir anlayış yaratacak bir ayrım değildir. Yani, uluslararası olmayan terörist eylemlere karşı direkt ilgili olmayan devletlerin mücadele yükümlülüğü ortadan kalkmamaktadır. Ayrım daha çok türseldir ve uluslararası terörizm kavramı yukarıda sayılan unsurlara ek bazı unsurları daha içermektedir.

Cherif Bassiouni uluslararası terörizmi:

“Gerçekleştiricilerinin kendileri için veya kendileri ya da bir devlet adına yapıp yapmadıklarından bağımsız olarak, bir sonuç elde etmek, veya bir talebin veya bir şikayetin propagandasını yapmak maksadı ile bir toplumun belli bir kesiminde terör yaratmak için gerçekleştirilen ideolojik olarak motive edilmiş ve uluslararası olarak gerçekleştirilen şiddet hareketleri stratejisidir.”

diye tanımlamaktadır.[50] Bu türden tanımların da gösterdiği şey, terörizm kavramının diğer unsurlarına ek olarak, uluslararası terörizm “uluslararası olarak gerçekleştirilmek” gibi bir niteliğe sahiptir. Lakin, terörizmin “uluslararası” niteliğinin nasıl ortaya çıkması gerektiği noktası çok net değildir. Zira, herhangi bir terörizm hareketinin uluslararası nitelik kazanması için, eylemin yöneldiği hedefin mi yoksa izlediği yol ve yöntemlerin mi dikkate alınacağı sorun yaratabilir.

Bir terörist grup eylemlerini ve amacını belli bir ülkenin sınırları ile sınırlı tutmuş olabilir ama başka ülke ya da yabancı gruplardan destek görüyor olabilir veya değişik ulustan insanlarca kurulmuş ve yürütülüyor olabilir. Veya, nihai amacı uluslararası sistemi yıkmak, zarar vermek veya sistemde değişiklik yaratmak yada bir ülkede kurulmuş ama başka ülke ya da ülkelere karşı eylem yapmakta olabilir. Terörizm kavramının günümüzde, amaçları ve niteliği açısından aldığı karmaşık yapının sonuçları olan bu unsurlardan hangisi-ne ya da hangilerine tanım açısından önem verileceği, uluslar arası nitelikteki terörizmin tanımını güçleştiren unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır.

Bu noktada en net tanımlamada, terörizme uluslar arası özelliğini kazandıran şeyin, eylemin bir yönü ile bir ülkenin sınırlarını aşması, örneğin failin ya da kurbanların ya da fiile bir şekilde iştirak edenlerin vatandaşlığı nedeni ile yada fiilin işlendiği yer nedeni bir ülkenin sınırların aşıyor olmasıdır.[51] Dolayısı ile herhangi bir terörist eyleme uluslar arası niteliğini veren şeyin, o eylemin eylem yada destek açısından, yada amaçları açısından bir ülkenin sınırlarını aşıyor olmasıdır denebilir. Sadece etki açısından da bir ülkenin sınırlarını aşmanın, bir eyleme uluslararası terörizm özelliği kazandırdığı bile söylenebilir.[52]

TERÖRİZM KAVRAMI VE ERMENİ TERÖRÜ

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerindeki Ermeni kökenli şiddet olaylarını, üzerinde durulan terörizm ve uluslararası terörizm kavramları ışığında değerlendirdiğimizde ortaya şu sonuçlar çıkmaktadır.

Üzerinde öncelikle durulması gereken, Ermeni kökenli şiddet olaylarının belirli bir amaca ya da amaçlara yönelmiş olup olmadığıdır? Bir başka deyişle, Ermenilerce şiddet belirli bir amaca yönelik bir araç olarak mı kullanılmıştır?

İncelememizin yukarıdaki ilgili kısmı göstermiştir ki, özellikle 1800’lü yılların sonuna doğru çeşitli Ermeni örgüt ya da grupları tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarının belirgin bazı maksatları vardır. Türkiye’nin doğu bölgesinin önemli bir kısmını da içine alan bağımsız bir Ermenistan kurulması veya bir “Ermeni yurdu” oluşturulması, Ermeni şiddet olaylarının ilk başladığı 1800’lü yıllarda ana hedefini oluşturmuştur.[53] Bunun, dönemli güçlü akımı milliyetçiliğin, ancak o yıllarda, şiddetin daha yakın amacının, huzursuzluk yaratarak diğer devletlerin özellikle de Rusya ve bazı Batılı devletlerin Osmanlı’ya müdahalesinin ve Ermenilere yardımının sağlanması ve nihai hedef olan bağımsız Ermenistan’a giden yolun açılması olduğu belirtilmelidir. Tipik bir terörizm eyleminin yapmaya çalıştığı gibi gerçekleştirilen eylemler sembolikti ve nihayetinde amaç için propaganda yaratmaktaydı.

Bu noktada, Ermenilerin ulusal kurtuluş mücadelesi yürütüyor olduklarına dair iddianın özellikle incelenmesi gerekmektedir. Bu iddianın geçerliliği, öncelikle Osmanlı Ermeni Toplumu’nun kendi geleceğini tayin etme hakkına sahip olmasına bağlıdır. Bu hakkın hukuki niteliğine girmeksizin kısaca belirtmek yeterli olacaktır ki, self-determinasyon hakkı sömürge altındaki toplumlar için ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında Uluslararası Hukuk’ta bir yer edinebilmiştir. Öte yanda, Osmanlı’nın Ermeni toplumuna yönelik bir şiddet veya sömürge niteliğinde bir rejim uyguladığına dair de tarihsel bir veri mevcut değildir. Aksine, Ermeni Toplumu’nun Osmanlı Devleti içerisinde, özellikle 1. Dünya Savaşı’na kadar geniş bir haklar ve özgürlükler temeline dayandığı yaygın biçimde kabul edilmektedir.[54]

Bu çerçevede, Ermenilerin 1. Dünya Savaşı esnasındaki tutumları özellikle incelenmeye değer gözükmekte. Osmanlı Ermenileri, savaş başlamadan önce kararlaştırdıkları gibi savaş esnasında kendi devletlerine karşı Ruslar’la işbirliği yapmışladır. Bu işbirliğinin niteliği, sadece düzenli ordu saflarında yer almakla sınırlı kalmamış, cephe gerisinde savunmasız sivil halka saldırı eylemlerini de içermiştir. Bu durumda, savaş esnasında dahi terörizm amaca yönelik başvurulan bir yöntem olarak kullanılmıştır. Hatta bu dönemde, terörist eylemlerin nihai hedef olan doğu bölgesini içeren bağımsız Ermenistan kurulması hedefine doğrudan yöneldiği de söylenebilir. Zira, savaş esansında sivil halka yönelik saldırıların bölgedeki Müslüman unsurları yıldırıp göçe zorlamak olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise bu tür eylemlerin amacı belirli oranda nitelik değiştirdi denebilir. Asıl hedef olan, doğu topraklarını da içine alan bir Ermenistan hedefinin yanı sıra, Osmanlı’nın Ermenilere yönelik iddia edilen kötü muamelelerinin ve sözde “Ermeni soykırımının” intikamının alınması ve de bu iddiaların propagandasının yapılarak yaygın kabulünün sağlanması hedefleri de güdülmeye başlanmıştır.[55] Öte yandan bu amaçlara, Türkiye’nin istikrarını ve bütünlüğünü bozma maksadı da eklenebilir. Zira, Ermeni terörünün arkasındaki en büyük gücün Sovyet Rusya olduğu ve bu desteğin Sovyet Rusya tarafından desteklenen Japon Kızı Ordusu, Kızıl Tugaylar gibi diğer Marksist-Leninist örgütler vasıtasınca verildiği belirtilmekte.[56]

Yukarıda belirttiğimiz gibi, bir eylem türünün terörizm olup olmadığının belirlenmesinde, güdülen amacın haklılığı veya haksızlığının bir unsur olamayacağından hareketle, kimi devletlerce Ermenilerin Osmanlı Devleti zamanındaki veya Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki amaçlarının haklı bulunması, bu yasadışı şiddet olaylarının terörizm olarak nitelenemeyeceği gibi bir sonuç yaratmaz. Belirttiğimiz gibi, önemli olan amacın niteliği değil, başvurulan yöntemlerin sistematik bir biçimde yasadışı şiddet içermesi ve bu nitelikleri ile de korku ve dehşet yaratmasıdır.

Bu açıdan bakıldığından, belirtilmesi gereken şudur ki, Ermeniler, bir yöntem olarak, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde, toplumun çeşitli kesimlerinde korku ve dehşet yaratan ve yasal olmayan şiddet eylemeleri gerçekleştirmişler ve birçok insanı öldürmüşler, yaralamışlar veya çeşitli türden zararlar vermişlerdir. Yukarda belirtildiği gibi bu eylemler, isyan, ayaklanma, bombalama, öldürme, yaralama gibi çeşitli şekiller almış ancak, hemen hepsi de şiddet içermiş ve sonuçta korku ve dehşet yaratmıştır.

Ermeni şiddet eylemlerinin bir başka özelliği ise bu eylemlerin, belirli örgütlerce, planlanarak sistematik bir biçimde gerçekleştirilmeleridir. Sonuçta bu eylemler münferit, belirli bir siyasi veya baş-

ka nitelikte bir amaçtan yoksun değildi.[57] 1970’li yıllarda Ermeni terörünü başlatan ilk eylemin münferit ve örgütsüz bir eylem olduğu belirtilmekte.[58] Ancak Ermeni kökenli eylemlerin hemen hepsinin gerisinde, bu eylemleri gerçekleştirmek maksadı ile kurulmuş bir Ermeni örgütü vardır.

Ermeni terör eylemleri ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir başka önemli özellik, bu eylemlerin yoğun bir biçimde uluslar arası nitelik taşımasıdır. Daha 18. yüzyılda Taşnaksutyan gibi Ermeni terör grupları Osmanlı devletinin sınırları dışında kurulmuş ve bazı devletlerden önemli yardım almışlar ama eylemlerini Osmanlı Devleti sınırları içinde gerçekleştirmişleridir. Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki Ermeni terör olaylarını gerçekleştiren grupların da, dışarıda kurulmuş oldukları ve bazı ülkelerden destek alarak birçok ülkede ve bu arada Türkiye’de ve çoğu kez de Türk hedeflere yönelik birçok şiddet eylemleri gerçekleştirmiş oldukları yukarıda, ilgili kısımda anlatılmıştır.

Ancak yine de, Ermeni terörünün en yoğun olduğu dönemlerde, Ermeni terörüne karşı uluslararası mücadele belirgin bir biçimde etkisiz kalmıştır. Kendi topraklarında Türk hedeflere karşı terörist saldırılar gerçekleştirilen batılı devletler, eylemi gerçekleştirenlere karşı ya tepkisiz kalmışlar yada yargılayıp serbest bırakmışlardır.[59] Bu durumun gerisinde bir kastın yanı sıra, yukarda incelenen terörizm kavramının tanımı üzerindeki karışıklığın da rolü önemli olmuştur.

 


 

[1] Ermenilerin Osmanlı Devleti’ndeki durumları için bakınız, İsmet Binark, Archives Documents about Atrocities and Genocide Inşicted upon Turks by Armenians (Ankara: Board of Culture, Arts and Publications, Grand National Assembly of Turkey-Publications No. 93, 2002), ss. 3–6; Yavuz Özgüldür, Ali Güler, Suat Akgül, ve Mesut Köroğlu, Her Yönü ile Ermeni Sorunu, (Ankara: Kara Harp Okulu Yayınları, 2001), ss. 155–161; Azmi Süslü, Fahrettin Kırzıoğlu, Refet Yinanç, Yusuf Hallaçoğlu, Türk Tarihinde Ermeniler, Birinci Basım, (Kars: Kars Kafkas Üniversitesi Rektörlüğü Yayınları, 1995), ss. 85–118.
[2] Genel olarak bakınız, Salahi Ramadan Sonyel, The Ottoman Armenians: Victims of Great Power Diplomacy, (London: K. Rustem and Brother, 1987).
[3] Bilal N. Şimşir, ‘Ermeni Gailesinin Tarihsel Kökeni Üzerine’, Ermeni Araştırmaları, Cilt: 1, Sayı 1, 2001, ss. 108–125, ss. 108–113.
[4] Örneğin, Türk Tarihinde Ermeniler adlı eserde “Osmanlı Devleti’ndeki Ermeniler birdenbire durup dururken ve hiçbir sebep yokken isyana kalkmış, yaşadıkları ülkeye ve halkına kastetmiş değillerdir. Bu tutumun vebali, günahı ne Türklere ve ne de Ermenilere ait olmasa gerek” denmekte. Azmi Süslü ve diğerleri, a.g.e., s. 118. Ayrıca Erdal İlter, “Hem Ermeni, hem de Türk halkında ufak tefek hataların bulunduğuna dair belgeler bulunmasına rağmen, olayların açık müsebbipleri ve tezgahlayıcılarının, belgeler ışığında araştırıldığında Osmanlı Devleti üzerinde emelleri olan batılı devletlerin olduğu görülecektir”, yorumunda bulunmakta. Erdal İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, (Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınları, 1996).
[5] Şimşir, ‘Ermeni Gailesinin...’, ss. 118–119.
[6] Genel bir değerlendirme için, bakınız Michael M. Gunter, Pursuing the Just Cause of Their People, A Study of Contemporary Armenian Terrorism, (New York, Westport, Connecticut, London: Greenwood Press, 1986).
[7] Günter, Pursuing…, ss. 13–14.
[8] Nicolas K. Laos, ‘Şghting Terrorism: What Can International Law Do?’ Perceptions, Journal of International Affairs, March-May 2000, Vol. V, No. 1.
[9] W. Laqueur, ‘Post-Modern Terrorism’, Foreign Affairs, Vol. 75, No. 5, 1996, ss. 24–36.
[10] Terörizm, uluslararası terörizm ve terörist kavramları üzerine özellikle Türkçe’de yazılmış eserlerin çoğunluğunun vurgu yaptığı temel bir nokta, terörizm kavramının genel olarak kabul görmüş bir tanımının halen mevcut olmadığıdır. Örneğin bakınız, Tuncer Günay, Türkiye’de Terör ve Terörizm (Ankara: Berikan, 2001),
s. 3, 10; M. Sami Denker, Uluslararası Terör, Türkiye ve PKK, (İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1997), s. 3; Sertaç
Başeren. ‘Terörizm: Kavramsal bir Değer’, içinde, Ümit Özdağ ve Osman Metin Öztürk, (der.), Terörizm
İncelenmeleri; Teori, Örgütler, Olaylar. (Ankara: ASAM, 2000), ss. 1–15.
[11] Örneğin, 1993’e kadar Şlistin Kurtuluş Örgütü İsrail için terörist bir organizasyondu, ama Araplar için bir ulusal kurtuluş mücadelesi veren organizasyondu. Benzeri karmaşa, Kuzey İrlanda’da IRA ve İspanya’da ETA üzerinde de yaşanmaktadır.
[12] Laos, a.g.e.
[13] Zira Antlaşma, Osmanlı devletine, Ermeniler için de ıslahat yapma yükümlülüğü getiriyor ve bunun takibini de İngiltere, Fransa ve Rusya’ya bırakıyordu. Antlaşmanın 16 ve 61. maddeleri, Ermeniler için ‘ıslahat’ yapılamasını ve çeşitli saldırılardan korunmalarını öngörüyordu. Azmi Süslü ve diğerleri. a.g.e., ss. 120–121.
[14] Enver Ziya Karal, Armenian Question, (Ankara: 1975), ss. 12–13. Salahi R. Sonyel, Turkey’s Struggle for Liberation and the Armenians, (Ankara: SAM Papers, 2001), s. 13.
[15] Sonyel, Turkey’s..., s. 14.
[16] Yavuz Özgüldür ve diğerleri, a.g.e., ss. 155–161.
[17] Enver Yaşarbaş, Ermeni Terörünün Tarihçesi, (İstanbul: Petek Yayınları, 1984), ss. 1–42.
[18] Örneğin, Patrik Mıgırdıç Hrimyan’ın ve Osmanlı Ermeni patriği İzmirliyan’ın faaliyetleri için, bakınız, Azmi Süslü ve diğerleri. a.g.e., ss. 129, 131.
[19] Sasun ayaklanmasında Bitlis’in Sason ilçesinde, iki Hınçak üyesinin çabalarıyla Müslümanlarla Ermeniler arasında bir huzursuzluk, güvensizlik ve çatışmalar başlamıştır ve sonuçta Haziran 1894’de ciddi çatışmalar çıkmış ve Eylül sonuna kadar sürmüştür. Salahi R. Sonyel, Turkey’s Struggle..., ss, 155-159.
[20] Binark, a.g.e., ss. 12-62; Süslü ve diğerleri, a.g.e., ss. 150–151.
[21] Süslü ve diğerleri, a.g.e., ss. 150–151.
[22] Ibid., ss. 94, 96, 98, 135, 136.
[23] Atila Şehirli, Türkiye’de Bölücü Terör Hareketleri ve Devletin Aldığı Tedbirler, (İstanbul: Burak Yayınları,
2000), s. 206.
[24] Süslü ve diğerleri, a.g.e., ss. 196–197.
[25] Sonyel, Turkey’s Struggle..., s. 16.
[26] Ibid., s. 24. Daha spesiŞk olaylar da belirtmek mümkündür. Örneğin, 26 Şubat 1915’te Arak manastırında (Muş) yapılan arama esnasında, 4 er ve bir Jandarma teğmeni şehit edilmiştir. Azmi Süslü ve diğerleri, a.g.e., s. 138.
[27] Eski Yunan adalet ve intikam tanrıçası.
[28] Şehirli, a.g.e., s. 207; Gunter, a.g.e., ss. 15–25.
[29] Bu suikastın faili, Soghomon Tehlirian’dır.
[30] Bu suikastın faili Arshavir Shirakian’dır.
[31] Atila Şehirli, a.g.e., s. 208. Ermeni komiteciler Atatürk’e de suikast planlamışlar fakat Türk güvenlik yetkililerince Mayıs 1925’te önlenmiştir. 1927’te bir başka girişim İstanbul’da önlenmiştir. Ibid., s. 209.
[32] 1975 de Lübnan’da kurulmuştur. Ayrıntılı bilgi için, bakınız, Francis P. Hyland, Armenian Terrorism, the Past, the Present, the Prospects, (Oxford: Westview Press, 1991), s. 26.
[33] Zafer Özkan, Tarihsel Akış İçinde Terörden Politikaya Ermeni Meselesi. (İstanbul: 2001), ss. 208–209. Atila Şehirli’nin incelemesine göre, 1973–1987 arası yıllarda Ermeni terörist saldırıları sonucunda 28 Türk diplomatı,
[34] Türk olmayan kişi öldürülmüştür. Toplam 197 olayda 42 Türk katledilmiştir. Bunların dışında birçok suikast girişimi de gerçekleşmeden önlenmiştir. Atila Şehirli, a.g.e., , s. 238, 239. Bir internet sitesinde ise öldürülen Türk diplomat sayısının 34 olduğu belirtilmektedir. Bakınız, www.ermenisorunu.gen.tr/. Profesör Mümtaz Soysal’ın Orly Davası’ndaki (19 Şubat–2 Mart 1985) beyanında, Ermeni terörü sonucu toplam 42 Türk’ün öldürüldüğünü, bunlardan 31 tanesinin diplomat ve memur olduğunu belirtmiştir. Bakınız, Ermeni İddiaları ve Tarihi Gerçekler (Ankara: Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırma Merkezi, 1998), s. 49.
[34] Francis P. Hyland, a.g.e., s. 29.
[35] Ibid.
[36] Örneğin bakınız, M. Sami Denker, a.g.e., s. 3.
[37] İmzacı devletler: Belçika, Bulgaristan, Çekoslovakya, Fransa, Yunanistan, Hollanda, Romanya, İspanya, Türkiye, Yugoslavya, Arnavutluk, Arjantin, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, Mısır, Estonya, Norveç, Peru ve Venezüella.
[38] İlgili kısım, yazar tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir ve İngilizce metin şöyledir: “any act intended to cause death or grievous bodily harm or loss of liberty to (a) heads of States, persons exercising the prerogatives of heads of States and their hereditary or designated successors, (b) wives and husbands of the above-mentioned persons, (c) persons charged with public functions or holding public positions when the act is directed against them in their public capacity”
[39] İlgili kısım, yazar tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir ve İngilizce metini şöyledir: “willful acts of damaging public property, endangering lives as well as manufacturing machines with a view towards committing such acts anywhere.”
[40] Yazar tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Bakınız, Annex, I. Kısım. İngilizce metin şöyledir: “Criminal acts intended or calculated to provoke a state of terror in the general public, a group of persons or particular persons for political purposes are in any circumstance unjustiŞable, whatever the considerations of a political, philosophical, ideological, racial, ethnic, religious or any other nature that may be invoked to justify them;”
[41] İngilizce ifadesi: “Terrorism is the causing of terror to individuals or to groups of them or to the community at large, by committing serious violent crimes against certain individuals or indiscriminately against innocent citizens and with certain ends in view, especially ones of ideological, philosophical of socio-political character.” D. Spinellis, ‘Terrorism’, Revue Hellenique de Droit Inrernational, 1994, ss. 445–462.
[42] Tanımların hepsi için bakınız. M. Sami Denker, a.g.e., ss. 3–5.
[43] Laos şu yorumda bulunmakta: Before 1936, the legal framework for the prevention and punishment of terrorism was mainly restricted to the national level. Examples include a Hungarian law of 1921 providing "for the more active defense of the State and the society", a Bulgarian law for the defense of the state, a Yugoslav law of 1921 for the security and order of the state, a Romanian law of 1924 for the punishment of public-order offences and the Soviet penal code. However, an intergovernmental conference to repress
terrorism opened in the League of Nations Palace on 1 November 1937, under the presidency of Count Henry Carton de Wiart of Belgium, elaborated the draft Convention for the Prevention and Punishment of
Terrorism and another one that provided the necessary machinery by establishing the Şrst international criminal court. Nicolas K. Laos, a.g.e.
[44] İngilizce metni: “unlawful use or threatened use of force by a revolutionary organization against individuals or property with the intention of coercing or intimidating governments or societies, often for political or ideological purposes.”
[45] İngilizce metni: “Premeditated, politically motivated violence perpetrated against non-combatant targets by sub-national groups or clandestine state agents.” Source: Louis Rene Beres, 'The Meaning of Terrorism-Jurisprudential and DeŞnitional ClariŞcations', Vanderbilt Journal of Transnational Law, Vol. 28, 1995.
[46] Daha çok ulaşılmak istenen hedeŞn niteliğine göre terörizm de çeşitli türlere ayrılmakta. Bölücü terör, ırksal terör, sosyal ve ideolojik terör, dinsel terör, gibi. M. Sami Denker, a.g.e., ss. 6-8; Sertaç Başeren, a.g.e., s. 4.
[47] Bakınız, Tuncer Günay, a.g.e., s. 10.
[48] M. Sami Denker, a.g.e., s. 15.
[49] Sertaç Başeren, a.g.e., s. 4
[50] İngilizce metni: “an ideologically motivated strategy of internationally proscribed violence designed to inspire terror within a particular segment of a given society in order to achieve a power-outcome or to propagandize a claim or grievance irrespective of whether its perpetrators are acting for and on behalf of themselves or on behalf of a state.” (‘A Policy-Oriented Inquiry into Different Forms and Manifestations of International Terrorism’, in Legal Responses to International Terrorism - US Procedural Aspects, 1988, s. 23).
[51] Sertaç Başeren, a.g.e., s. 4; Faruk Örgün, Küresel Terör, (İstanbul: Okumuş Adam, 2001), ss. 63–64.
[52] Örneğin, A. Kalender, “milletlerarası etki yaratan eylemler” tanımlamasını kullanmakta. Ahmet Kalender, ‘Organize Suçlar ve Terör’. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 53, Haziran 2001, s. 110.
[53] Bilal N. Şimşir, ‘Ermeni Gailesi...’, ss. 118–119.
54 İbrahim Kaya, ‘Soykırım Kavramı ve Ermeni İddiaları: Karşılaştırmalı Hukuksal ve Siyasi Boyut’, içinde Sedat Laçiner, İbrahim Kaya ve Kamer Kasım, Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu Paneli (İstanbul: Haliç Üniversitesi Yayınları, 2002), ss. 8, 9; Yavuz Özgüldür ve diğerleri, a.g.e., ss. 155-161; Sonyel, Turkey’s Struggle..., ss. 9–16.
[55] ASALA terörünün hedeŞ Doğu Anadolu’nun Türkiye’den koparılması ve soykırımla suçladığı Türkiye’nin cezalandırılması olarak bilinmektedir. Bu çerçevede Türkiye ile iyi ilişkiler kuran ve Türkiye’ye yardım eden bütün devletler, ASALA’nın düşmanı ve terörünün hedefi olarak ilan edilmiştir. Öte yandan, sözde Ermeni soykırımının yaygın kabulünün sağlanması için çok değişik yöntemler kullanıldığı bir gerçektir. Bu doğrultuda örneğin sanatın nasıl kullanıldığı için, bakınız, Sedat Laçiner ‘Ermeni Propagandası ve Sinema’ içinde, Sedat Laçiner, İbrahim Kaya ve Kamer Kasım, Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu Paneli (İstanbul: Haliç Üniversitesi Yayınları, 2002), ss. 35–72.
[56] Sovyet Rusya bağlantısı için, bakınız, Şehirli, a.g.e., ss. 218–222.
[57] Bilal N. Şimşir buna ilişkin şu çarpıcı değerlendirmede bulunmakta: “Gerçekten hiçbir dönemde, başka hiçbir ülkenin diplomatları böylesine sistematik suikastlara maruz kalmamıştır. Tarihte de günümüzde de saldırıya uğramış ve can vermiş diplomatlar olmuştur, ama bunlar münferit ve istisnai olaylardır. Bizim uğradığımız suikastlar ise birbirini izleyen sistematik bir suikastlar dizisidir. Bilal N. Şimşir, ‘Ermeni Terörü Kurbanı Şehit Diplomatlarımız Anıldı’, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Cilt: 1, Sayı 1, 2001, ss. 175–183, s. 176.
[58] Ermeni kökenli Kaliforniyalı Geourgen Yanikian, Los Angeles Türk başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’i bir otel odasında vurarak öldürdü ancak bu cinayetler herhangi bir Ermeni örgütü ile ilişkilendirilmemektedir.
[59] Örneğin, 1975–1983 yılları arasında Ermeni terörünün merkezi haline gelen ve 6 resmi Türk görevlisinin öldürüldüğü Fransa, hem yükümlü oldukları halde Türk görevlileri etkili korumamış, hem de katillerin çoğunu yakalamamış ve ele geçen teröristleri hak ettikleri cezalara çarptırmamıştır. Bakınız, Şimşir, Ermeni Terörü Kurbanları..., s. 178.

 ----------------------
* Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi,Çanakkale -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar