Anasayfaİletişim
  
English

Türkiye Ermeni Patriği II. Mesrob İle Söyleşi


ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003

 

“KENDİMİZİ ‘YABANCILAR’ OLARAK DEĞİL EŞİT VATANDAŞLAR OLARAK GÖRÜYORUZ”

Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Sedat Laçiner ve Yrd. Doç. Dr. Kamer Kasım Ermeni Patriği II. Mesrob ile Kınalıada’daki konutunda görüştü. Sayın Patrik II. Mesrob cemaat vakıflarından toplumsal ilişkilere kadar geniş bir yelpazede soruları cevaplandırdı:

SORU: Cemaat vakıfları mevzuatındaki en son gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Beklentileriniz nelerdir?

PATRİK II. MESROB: Yeni hükümetin cemaat vakıflarının sorunlarıyla ilgilenmesi bizi memnun ediyor ve bu konuda atılan adımları ilk bakışta olumlu buluyoruz. Cemaat vakıflarıyla ilgili son yasa değişikliğinin vakıflarımızla Medeni Kanun’a göre kurulan vakıflar arasındaki farkları kaldırdığını görmekten mutluyuz. Aynı konudaki yeni yönetmelik de, bazı ufak tefek kusurlarına rağmen, eski yönetmelikten çok daha olumludur. Burada en önemli eksiklik ‘ihtiyaç’ kavramıdır. Öncelikle bir okul, bir hastane ya da bir hayır kurumu için ihtiyaç her zaman sınırsızdır. Yani elde edilecek her fazla gelire vakfın amacına uygun harcama yerleri bulunabilir. Örneğin, bir okul, öğrencilerine daha fazla burs verebilir, yabancı dil için yabancı öğretmenler kullanabilir, mezunlarına burs verebilir. Bir hastane daha fazla fakire, yaşlıya parasız ya da ucuz hizmet verir. Diğer taraftan her vakıf, gelirlerinin tamamını, hem yasa gereğince, hem de gelenek ve göreneklerimize göre vakfın amaçları doğrultusunda kullanmak zorundadır. Vakıf gelirleri hiçbir şekilde şahıslara dağıtılamaz. Bu nedenle ihtiyacı belirlemede ne gibi standartların uygulanacağı önemlidir. Ayrıca özellikle bağış ve vasiyet yoluyla taşınmaz edinilmesinde sadece bildirimle yetinmek doğru olur.

Doğrusu bu yasa değişikliğinin AB Uyum Yasaları çerçevesinde ele alınmasını arzu etmiyorduk, çünkü bu gibi sorunlarımızı çok önceden ve defalarca Ankara’daki yöneticilerimize iletmiştik. Devletin

sorunlarımıza, AB’ne uyum için değil vatandaşlar olduğumuz için çok daha önceden eğilmesini beklerdik. Bizler, kendimizi 1974 Yargıtay kararında yazıldığı gibi yabancılar olarak değil, eşit haklara sahip vatandaşlar olarak görüyoruz. Bu bakımdan, bu ve benzer diğer konulardaki tek beklentimiz gerek kurumlarımızla gerekse de birey olarak vatandaşlarla eşit statüye sahip olmaktır. Bu yalnız bizim anayasal hakkımız değil, aynı zamanda da insani bir gerektir, haklı bir beklentidir.

Yasadaki en önemli eksiklik, 1972 yılından sonra Yargıtay Genel Kurulu kararına dayanılarak, haksız olarak cemaat vakıflarından alınan taşınmazlar için bir çözüm getirmemesidir. Umuyoruz ve bekliyoruz ki, devlet bu konuya da hakkaniyete uygun bir çözüm getirsin. Alınan taşınmazlar ilgili vakıflara iade edilsin, iadesi mümkün olmayanla için ise ilgili vakfa – örneğin vergi değeri gibi – uygun bir bedel ödenerek mağduriyet giderilsin.

 

SORU: Türkiye Ermenilerinin devlet ve toplum ile yaşadığı sorunlar nelerdir? Neler yapılabilir?

PATRİK II. MESROB: Son yarım yüzyılda ders kitapları, medya yayınları ve resmi bildiriler, Ermenileri potansiyel düşman ve sabotör olarak göstermiş ve Türk halkı Ermenilere bu gözle bakmaya başlamıştır.

Özellikle son 30 yılda bazı terörist girişimlerin, hem medya hem de resmi merciler tarafından Ermenilere mal edilmesi duyulan kin ve nefreti artırmıştır. Önce ASALA terör olayları hem medya, hem resmi merciler tarafından tüm Ermenilere mal edilmiş, bu da yetmezmiş gibi amacını ve gerçek niyetini bilemediğimiz bir genel vali PKK olaylarını da Ermenilere mal ederek Ermenileri hedef göstermiştir. Başta TRT olmak üzere medyanın bu konudaki inanılmaz boyutlara ulaşan yayınları Türk halkının önemli bir kesiminde Ermenilere karşı kin ve nefret hisleri uyandırmıştır. Bu dönemlerde Ermeniler açık kapalı her resmi mercide tepki görmüş; gençler arasında yapılan araştırmalarda Ermenilere karşı duyulan kin ve nefretin %75 gibi yüksek boyutlara ulaştığı görülmüştür. Bu dönemlerde Ermeni kilise ve mallarına karşı saldırı girişimlerinin de arttığı görülmüştür.

 

Son iki yılda özellikle medyanın saldırı ve suçlamalarını azaltması nedeniyle, açık bir iyileşme görülmektedir. Toplumla uzun yıllardan beri herhangi bir sorunumuz olmadı ve bundan sonra da olacağını düşünmüyoruz. İnsanlar kendi hallerine bırakıldıklarında dostça ve kardeşçe geçiniyorlar. Hatta ortak bir kültürümüz var ve bu kültüre katkıda bulunmuş önemli sayıda cemaat mensuplarımız vardır. Ancak, zaman zaman yurtdışından bazı kışkırtmalar ya da

Enstitümüz çalışanlarından Yrd. Doç. Dr. Kamer KASIM ve Yrd. Doç. Dr. Sedat LAÇİNER Patrik II. Mesrob ile.

bir kısım basın ve siyasetçinin bizi yanlış değerlendirmeleri ve toplumu yanlış yönlendirmeleri sonucu bir takım olaylar yaşanıyor. Ülkenin ivme kazanan demokratikleşme süreci bunları azaltacaktır. Öte yandan, bürokrasi ile sorunları olan tek toplum biz değiliz. Bu ülkede değişik kesimlerin devletten talepleri oldu, bizlerin de var ve bunları değişik vesilelerle Ankara’da devleti yönetenlere anlatmak yoluyla çözüme ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu süreci devam ettirmek istiyoruz, karşılıklı diyalogla birbirimizi daha iyi anlayarak sorunlar çözülebilir. Bu konuda yaşadığımız bir sorun var. Ankara’da belli bir adresimiz yok. Ankara ile ilgili, her zaman bizleri muhatap alacak, temasta bulunabileceğimiz, tek bir adres olmalı diye düşünüyoruz.

SORU: Türkiye Ermenileri arasında kimliğin korunması açısından önemli sorunlar yaşandığı biliniyor. Türkiye Ermenileri etnik kimliklerini korumak için neler yapabilirler?

PATRİK II. MESROB: Gerçekte, tüm coğrafyalardaki azınlıkların ve göç edenlerin içinde rastlanabilen bir sosyolojik olgudur ve bu iletişim çağının sonuçlarındandır.

Bizler kimliğimizi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Ermeni Kilisesi mensubu olarak tanımlıyoruz ve bu kimliğimizle bir çatışmamız yoktur.

Türkiye Ermenileri asırlardan beri her şeye rağmen, kendi dilini, dinini ve kültürünü korumayı bilmiştir. Elbette pek çok zorluklarımız var. Ancak diğer yandan da önemli bir ümidimiz var: Çağdaş insan hakları farklılıklar üzerinde kuruluyor. Globalizm, paradoksal görünse de, etnik kültürleri öne çıkarıyor. Ulus devletler tarafından oluşturulan birliklerin, ulus devletlerin farklılıklara daha toleranslı bakmasını sağlayacağını ve bu trendin süreceğini düşünüyoruz. Sadece Ermeni halkının değil, Türk halkının da farklılıkları, azınlık kültürünü bir zenginlik olarak görüp benimsemesi halinde, asırlarca bir arada yaşamayı başaran bu iki unsur yine bir arada barış içinde yaşamayı sürdürecektir.

 

SORU: Kimlik sorununda Ermenice’nin yeni nesil arasında gittikçe eridiği gözleniyor. Bu konuda cemaat ve patrikhane ne gibi önlemler alıyor?

PATRİK II. MESROB: Globalleşmenin etkilerinden biri de herkesin bir dünya dili öğrenmek istek ve gereksinimini doğurmasıdır. Basta İngilizce, ona ilaveten iş sahalarında kullanılan diğer diller gençleri öncelikle çekiyor. Bu durumda Ermenice manevi bir değer olarak kalıyor. Bir de dili öğretebilecek yeterli materyal gereklidir.

Sınıf öğretmeni yetiştirmek ve gençleri bu kariyere çekmek için burs programlarımız var. Tabii eğitim fakültelerine girmek için yüksek puan gerekmesi ve öğretmen maaşlarının işletme, tıp ve bazı mühendislik dalları kadar yüksek olmaması da bu mesleğe ilgiyi azaltıyor. Eğitim fakültesini bitirmek de yetmez, yüksek seviyede Ermeni dili ve edebiyatı, Hristiyanlık eğitimi ve Ermeni Kilisesi'nin öğreti, örf ve adetlerini de öğrenmeden bu dersler nasıl verilecek? Ermeni azınlık okullarına öğretmen yetiştirebilecek bir eğitim kurumu yok. Öğretmen olmayı dileyenler için özel kursların düzenlenmesi ise bin bir türlü zorluklarla ve 'mevzuat izin vermiyor' engeliyle karşılaşıyor. Ders kitabı konusunda da çalışmalar yapılıyor. Bunlar mali kaynak isteyen çalışmalar. Bu konuda maalesef devletin de yerel yönetimin de bize hiçbir katkısı yok.

Son yarım yüzyılda, öncelikle her "Ermeniyim" diyenin okullara kabulü önlendi. Dönmeler, hatta karma evlilikten doğan çocukların okullarımıza alınmasında sorunlar çıkarıldı. Okullarımız bazı medya organları tarafından ASALA militanı yetiştirilen yuvalar olarak suçlandı. Bunun iki sonucu oldu, Milli Eğitim görevlileri elinden geldiğince Ermeni okuluna gitmek isteyenleri engellemeye çalıştı, veliler korktu çocuklarını başka okullara gönderdi. Diğer yandan "Vatandaş Türkçe konuş!" kampanyaları yüzünden korkan halk, çocuklarının dışarıda Ermenice konuşmalarına engel olmak için evde Ermenice yerine Türkçe konuşmaya başladı.

Bu konuda alınacak çok önlem yok, gücümüz yettiğince okullarımızın varlığını sürdürmeğe, okullarımıza da öğretmen yetiştirmeğe çalışıyoruz.

 

SORU: Ermeni okulları ve kiliseler cemaat ve öğrenci sıkıntısı çekiyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

PATRİK II. MESROB: Velilerin bir kısmı maddi olanaksızlıklardan devlet okullarını tercih ederken, bir diğer kısmı da daha iyi eğitim verdiğine inandığı özel okulları tercih ediyor. Üniversiteye giriş, yabancı dil sorunu, cemaat okullarının genelde eski binalarda olması, okulların yerinin 1900'lerin yerleşim planına uygun olması, fiziksel olarak özel kolejler kadar çekici olmaması, mali kaynak yetersizliği, velilerin bilinçli olmaması gibi olumsuz etkiler de vardır. Okullarımızda öğrencilerin azalmasının bir diğer temel nedeni gittikçe artan karma evliliklerdir. Bir neden de, eskisi kadar olmasa da Batı ülkelerine süren göç olayıdır. Okula öğrenci alınmasındaki çeşitli engeller ayrı bir sorun olarak durmaktadır. Aslında Lozan’a göre, Ermeni Hristiyan din ve mezhebini kabul eden, daha doğrusu Ermeni kiliselerinde vaftiz olan herkesin bizim okullarımıza girebilmesi gerekir, çünkü biz Türkiye'de milli değil dini, ya da "ethno-religious" bir azınlığız.

Kiliselere gelince; bu günümüz dünyasında yaşanan günlük rutin içinde şeklen dini ibadetin yerinin azalması da çağdaş ortak bir olgudur. Ancak cemaatin Kilise ile bağlarının devam ettiğini ve büyük bir kitlenin bu bağı koruduğunu çeşitli vesilelerle bilmekte ve bariz şekilde görmekteyiz. Ruhban okulumuzun kapatılmış olması, bugün itibarıyle Türkiye genelinde Ermeni Kilisesi'ne mensup aktif papaz sayısının 17'ye inmiş olması, kiliselerimizde İncil kursları ya da tüm dünyada olduğu gibi Sunday school denilen kilise salonlarında Pazar kursları açılmasına bile izin verilmemesi, diğer yandan ibadet ve tören dilinin geleneksel olaral klasik Ermenice olması, Türk ulusal basınındaki ve ulusal sektörler bazında süregelen laiklik-dindarlık tartışmalarının, kilise üyelerinden oluşan cemaatimizin mikrokozmuyla doğrudan ilgili olmasa bile, cemaat yaşamımıza sanki zorla sokulması, işte bütün bunlar kilisenin topluma yönelik hizmetlerinde kesin aksamalara neden olabilmektedir.

 

SORU: Türkiye Ermenileri ile Ermenistan ve diaspora Ermenileri arasında dil, kültür ve kimlik açısından farklar görüyor musunuz, bunlar nelerdir?

PATRİK II. MESROB: Bu farklar vardır ve doğaldır. Örneğin ABD'nde New York, Chicago, Mississipi ve California'ya bakarsanız da bunu görebilirsiniz. Kültürel kimlik verili bir olgu değildir ve toplumsal yaşam içinde biçimlenir. Bu durum bizi rahatsız eden bir durum da değildir. Ermenistan lehçe ve kültürel farklar dışında, yetmiş yıllık bir komünist yönetimden geçmiştir. Bu nedenle çok farklı bir kültüre sahiptir. Diasporayı ise, homojen bir kitle kabul etmek büyük bir yanlış olur. Her diaspora gibi aşırı uçlarda olanlar bulunduğu gibi, özellikle İstanbul kökenli Ermenilerin büyük bölümünün her bakımdan hala bize çok yakın oldukları düşünülebilir.

SORU: Yeni hükümetin Ermeni cemaati konusundaki yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?

PATRİK II. MESROB: Hükümet henüz çok yeni ve kendilerini kutlamaya dahi gidemedim. Ne hükümet başkanımızla ne de herhangi bir bakanla görüşme imkanım olmadı. Ancak şunu söyleyebilirim genelde bizim hükümetlerle ilişkilerimiz iyi olmuştur.

SORU: Türkiye'nin AB üyeliği diplomasisinde aktif bir rol aldınız. Bunu yaparken amacınız ne idi? Türkiye Ermeni cemaatinin AB üyeliği konusundaki görüşleri nelerdir?

PATRİK II. MESROB: Geçmiş ve şimdiki hükümetimiz ve vatandaşlarımızın büyük kısmı gibi, Ermeni cemaati de samimi olarak ülkemizin geleceğini AB’nde görüyor ve Türkiye’nin AB üyeliğini samimi olarak destekliyor. Bunu bir çok vesile ile tespit ettik. Bu çok doğal ve anlaşılır bir tavır değil mi? AB üyeliği ile gerçekleşecek gerek ekonomik gerekse de demokratik gelişmelerden her vatandaş gibi Ermeniler de yararlanacaktır. Bizler de bu ülkenin vatandaşlarıyız ve yazgımız aynıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın sivil toplum kuruluşlarını bu konuda göreve davet etmesinden sonra bizim de bu konuda yapabileceklerimizin olduğunu düşündük. Din adamlarımız, iş adamlarımız, yöneticilerimiz, kültür emekçilerimiz, hayırseverlerimiz ve Patrikliğimiz'in danışmanları da aynı yönde düşün- mekteydiler. Bunu bir görev olarak algıladık ve ben de hem bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hem de cemaatimin ruhani, toplumsal ve kültürel önderi olarak desteğimizi en üst düzeyde dile getirdim.

SORU: Türk Ermenileri Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunlarda ne gibi bir rol oynayabilir?

PATRİK II. MESROB: Bu konudaki katkılarımızın ülkenin diğer insanlarından daha fazla olabileceğini sanmıyorum. İyi ilişkiler ve barış ortamı için elimizden gelecek bir şey varsa tabii yapabiliriz, her zaman bu gibi gelişmelerde katalizör olmaya hazır olduğumuzu bir çok defa dile getirdim. Örneğin diplomatik ilişki kurulursa Türkiye Ermenileri bir köprü görevi yüklenebilirler.

SORU: Türkiye Ermenileri ile Ermenistan arasındaki ilişkileri nasıl yorumlarsınız?

PATRİK II. MESROB: Türkiye Ermenileri T.C. vatandaşı ve bu toprağın insanlarıdır. Bu kimlik asılken, etnik, kültürel, dilsel ve dinsel benzerliğimiz olan insanlarla ülkemizin iyi ilişkiler içinde olması şüphesiz ayrı bir mutluluk kaynağı olur. Ne var ki mevcut koşulların kısa sürede önemli gelişmeler vaadetiğini söylemek pek mümkün değil.

TÜRKİYE ERMENİLERİ PATRİĞİ MESROB II (MUTAFYAN)’NIN RESMİ ÖZGEÇMİŞİ

30 Haziran 1956 İstanbul'da doğdu
1963 - 1968 Taksim Esyan Ermeni İlkokulu
1973 - 1975 Stuttgart Amerikan Lisesi (Almanya)
1975 - 1979 University of Memphis (A.B.D.)
Lisans: Sosyoloji ve Felsefe
1977 - 1979 Sewanee Anglican Seminary Memphis extension
Lisans Kurslar?: Teoloji
19 Temmuz 1977 Patrik I. ??norkh'in onayıyla Beyoğlu Üç Horan
Ermeni Kilisesi'nde Episkopos Şahan S?vac?yan
taraf?ndan Diyakos (Deacon) takdis olundu.
13 May?s 1979 Patrik I. ??norkh Hazretleri taraf?ndan Bal?kpazar?
Ermeni Kilisesi'nde Rahip (Hieromonk) takdis
olundu
1979 - 1982 Hebrew University of Jerusalem (?srail)
Lisansüstü: Eski Ahit (Old Testament) Tarih ve
Edebiyat?,
Jerusalem University College (Eski Amerikan
Enstitüsü)
Lisansüstü: Kitab-? Mukaddes Arkeolojisi
(Biblical Archeology)
1979 - 1980 Kudüs Ruhban Okulu'nda ö?retmenlik yapt?
Verdi?i dersler: ?ngilizce ve Eski Ahit
1982 - 1983 Patrik I. ??norkh Hazretleri'nin özel sekreteri idi
7 May?s 1983 "Kitab-? Mukkades ve Gelenek" adl? çal??mas?n?
tamamlayarak Patrik I. ??norhk Hazretleri'nden
Bal?kpazar? Kilisesi'nde Üstrahip (Vartabed)
Payesi ald?
K?nal?ada Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi'nin
vaizli?ine atand?
6 Haziran 1983 Patrik Hazretleri taraf?ndan Patrikhane Genel
Sekreterli?ine getirildi. Ruhani Meclis ve
Dan??ma Kurulu üyeliklerine atand?.
1983 - 1984 Askerlik görevini 54. Topçu Tugay?'nda
tamamlad?
3 May?s 1986 "?brani Atalar?n?n M?s?r Köleli?i öncesindeki Dini"
adl? çal??mas?n? tamamlayarak Patrik I. ??norhk
Hazretleri'nden K?nal?ada Surp Krikor Lusavoriç
Kilisesi'nde Ba?rahip (Dzay.Vartabed) payesini
ald?
21 Eylül 1986 Patrik I. Vazgen, Patrik I. ??norhk ve eski Kudüs
Patri?i Diran taraf?ndan Eçmiyadzin'deki Patriklik
Kilisesi'nde Episkopos (Bishop) takdis edildi.
1988 - 1989 Roma St. Thomas Aquinas (Angelicum)
Üniversitesi (?talya)
Lisansüstü: Kiliseler / Dinler aras? ?li?kiler
Teolojisi
(Ecumenical Theology) uzmanl???
1 Temmuz 1988 Patrik I. ?norhk Hazretleri'nin berat?yla Ermeni
Cemaatini Adalar Ruhani Önderi (Suffragan
Bishop of the Princes' Islands) görevine atand?.
03/1990 - 09/1990 Geçici Ruhani Meclis Ba?kanl???
5 Eylül 1990 Patrik 2. Karekin Hazretleri'ni seçen Ruhani ve
Sivil Delegeler taraf?ndan Ruhani Meclis Ba?kan?
(Chairman of the Religous Council) oldu
6 Kas?m 1990 Patrik 2. Karekin Hazretleri taraf?ndan Kiliseler /
Dinler aras? ?li?kilerden sorumlu Patrik Vekili
(Patriarchal Vicar for Ecumenical Affairs) tayin
edildi
1991 - 1997 Papaz ve Rahip adaylar?n?n göreve
haz?rlanabilmeleri için, Patrik 2. Karekin
Hazretleri'nin Patrikhane bünyesinde kurdu?u
Ruhban E?itim Kursu'nda Gözetmenlik (Overseer
of the Theological Auditorium) görevini üstlendi
5 Aral?k 1992 Patrik 2. Karekin Hazretleri'nin Dan??ma Kurulu
Ba?kan Yard?mc?l??? (Vice-President of the
Patriarchal Advisory Council)
Haziran 1996 Patrik 2. Karekin Hazretleri'nin iste?i ile
Patrikhane'nin bilimsel dergisi ?o?agat'?n
ba?yazarl???n? (Editor-in-chief of the Shoghagat
Theological Review) üstlendi
27 Ekim 1997 Patrik 2. Karekin Hazretleri taraf?ndan Patrikhane
Sekreteryas? ve noterlik kanal? ile Patrik Yetkili
Vekili (Patriarchal Vicar General) olarak
görevlendirildi
3 A?ustos 1998 84. Türkiye Ermenileri Patri?i seçimle ilan ve
add olunana dek Patriklik Makam?n? idare etmek
üzere Türkiye Ermenileri Ruhani Genel Meclisi
taraf?ndan Patriklik Kaymakam? (De?abah) seçildi
14 Ekim 1998 Türkiye Ermeniler Delegeler Meclisi taraf?ndan
84. Türkiye Ermenileri Patri?i seçildi 
2 Kas?m 1998 Bakanlar Kurulu'nun 98-11964 say?l? karar?yla
Patrikli?i resmen tan?narak kendisine mabetler
d???nda ruhani kisve ta??ma hakk? verildi
21 Kas?m 1998 And?n? içerek Patriklik asas?n? ald? ve tahta
yükseldi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anadili gibi kullanabildi?i yabanc? dil ?ngilizce
Akademik çal??malar?nda kulland??? diller Klasik Ermenice, Frans?zca,
?branice, ?talyanca
Üyesi bulundu?u kurumlar Esayan Okulundan
Yeti?enler Derne?i,
University of Memphis
Alumni Association, Biblical
Archaeology Society,
American Schools of
Oriental Research, Society
for the Canon Law of
Eastern Churches

 

 ----------------------
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 8, Kış 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar