Anasayfaİletişim
  
English

Ermeni, Bizans ve Türk Hakimiyetinde Ani

Yrd. Doç. Dr. Erol KÜRKÇÜKOĞLU*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 4, Aralık 2001 - Ocak-Şubat 2002

 

Anı, Ortaçağda tarihi ipek ticaret yolu üzerinde yer alan siyasi, askeri ve iktisadi açıdan önemli bir konuma sahip, tarihi bir şehirdir. Şehir surları, yüksek dağlardan meydana geliyordu ve her dağın tepesinde bir kale bulunuyordu. Anı’nın üç tarafını Arpaçayı çeviriyordu, diğer tarafta ise nehirden alınan su ile doldurulmuş bir hendek, şehrin savunma stratejisinde büyük önem arz ediyordu.   Anı bu hali ile Bizans’ın, doğudaki en sağlam bir sınır şehri[1] ve askeri üssü idi.

Anı, tarihte birçok medeniyetlere ve milletlere ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Anı’da yapılan arkeolojik kazılar,[2]çağdaş tarihi kaynaklar [3] ve bugüne kadar varlığını sürdüren tarihi eserler[4], biz tarihçilerin, bu tarihi şehirde Roma, Bizans, İran, Arap, Gürcü, Ermeni ve Türk medeniyetlerinin yaşandığına tanık olmaktayız. Anı,  Ermenilerin tarihi yanıltarak gündeme getirdiği gibi ortaçağ boyunca kesinlikle bir Ermeni şehri ve başkenti olmamıştır. Elbette Anı’da Ermeniler de diğer milletlerle beraber azınlık halk olarak yaşamışlardır. 961–1045 yılları arasındaki 84 yıllık dönemde, Ermeni Anı Bagratıları bu şehri başkent yaparak hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir. 16 Ağustos 1064’de Selçuklu Orduları ile Ermeni orduları arasında herhangi bir savaş vuku bulmamıştır. Anı’yı Selçuklu ordusu, Bizans kuvvetlerini mağlup ederek, Türk yurdu haline getirmiştir. Anı’daki Ermeni Krallığının ve katolikosluğu’nun varlığına 1045 yılında Bizans İmparatoru Konstantin IX. Monomakhos son vermiştir. Selçukluların ele geçirmeye başladıkları Kafkasya ve Anadolu topraklarında, bir başka devlete tabi durumda dahi, bir Ermeni Prensliği bulunmamaktadır. Bölgede Selçuklu Devleti’nin karşısındaki askeri ve siyasi güç Bizans İmparatorluğu’dur.

Ortaçağda Bizans İmparatorluğu, Hristiyanlığı temsil yetkisini kendisinde görmüş, hakimiyeti altındaki farklı kültür ve Hristiyan anlayışına sahip gruplara baskı uygulamıştı. Monofizit inancı benimseyen Ermeniler, Hristiyanlığı en saf şekliyle kendilerinin temsil ettiğini savunmuşlardır. Ermeniler genel Hristiyanlık ve Ortodoksluk içinde kaybolma endişesiyle, Bizansın isteklerine kabule yanaşmamışlar ve her vesileyle karşı koymuşlardır. Bu karşı koyma, Bizansın Gregoryan Ermenilere karşı en acımasız tedbirleri almasına neden olmuştur. Hristiyanlığı kabul etmeleri, Ermenileri İranlılardan ayırmış ama, Latinlerin ve Greklerin hakimiyetine sokamamıştır. Çünkü Ermeni Piskoposları, Grek ruhban sınıfına karşı uyguladıkları kurnaz politikaları yüzünden kin duymuş ve Grek Ruhban sınıfı da Ermenileri sapık olarak nitelendirmiştir. Bu karşılıklı düşmanlık Ermeni Katogikosu Babgen’in 506 yılında topladığı piskoposlar kurulunda alınan kararla artmış ve bu tarihten başlayarak, Ermeni Kilisesi kesin olarak Grek-Roma Kilisesi’nden ayrılmıştır.[5]

XI. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu ve Kafkasya’da azınlık bir halk olarak yaşayan Ermenilere karşı tarihteki en büyük zulmü yapan, o çağın Bizans imparatorları; II. Basileos ve Konstantinos IX. Monomakhos olmuştur.

Iustinianos’dan Monomakhos’a bütün Bizans İmparatorları, Kafkasya’da Ermenilerin milli kimliklerini ortadan kaldırmak için çalışmışlardır.[6]Bizans’ın kudretli imparatoru II.Basileios (976-1025) doğu hudutlarını emniyet altına almak ve İslam ülkelerine doğru genişletmek siyaseti gereğince doğudaki küçük Ermeni prenslik ve krallıklarını ortadan kaldırarak, Ermeni halkını Orta Anadolu ve Sivas’a zorunlu iskân etmiş, Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar genişletmişti.

Bizans kaynaklarında Ermenilerin sürekli ihanetlerinden, iki yüzlü siyasetlerinden bahsedilmekte ve Bizans İmparatorluğu doğu sınırında, Selçuklu Türklerine karşı verilecek mücadele ve savaşta, kesinlikle Ermenilere güvenmemektedirler. Bu yüzdende Basileios, imparatorluğun doğu sınırında, Bizans askeri bölgeleri oluşturmuştur.

Ermeniler’de Bizans’ın kendilerine karşı uyguladığı emparyalist politikalarına karşı, amansız bir mücadeleye girişmişlerdir. Çünkü Bizans imparatorlarının Ermenilere karşı giriştikleri bu siyasette, Kafkasya’nın bu azınlık halkını; Ortodokslaştırmak, milli kimliklerini yok etmek ve tarih sahnesinden silmek gibi bir emperyalist siyaset izliyorlardı.

Ermeni tarihçi Mateos, Bizans’ın izlediği siyaseti şöyle ifade ediyordu; “Roma Dükü, Bizans İmparatoru büyük bir ordu ile beraber, Ermenistan’a yürüdü. Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O zehirli bir yılan gibi her yere ölüm getirdi ve böylelikle dinsiz milletlerin yerini aldı.”

Mateos, Bizanslılara karşı büyük bir kin ve düşmanlık duyuyordu. Eserinde de bu kini sık sık dile getiriyordu: “Bizanslılar muharebe ve kahramanlık sahasından nefret ederek, Ermeni mezhebinin tetkiki ile uğraştılar ve Allah’ın Kilisesi’nin içinde kargaşalık ve kavga çıkardılar. Onlar, Türklere karşı harp etmekten kaçınıyorlar, fakat hakiki Hıristiyanları inançlarından döndürmek için büyük gayret sarfediyorlardı. Bizanslılar bu gayretleri ile bütün Ermeni prens ve kumandanlarını doğudan çıkarıp, kendi memleketlerinde ikâmet etmeye mecbur ettiler. Kaçmağı kendileri için bir zafer sayan ve kahramanlık addeden bu Grekler, kurtu görür görmez kaçmağa başlayan kötü çobanlara benzediler.”[7]

Bu yüzden de 961 yılında kurulan Anı Bagratıları Krallığını ortadan kaldırmak düşüncesiyle Bizanslılarla Ermeniler arasında yoğun bir mücadele ve savaş dönemi başlamıştır.

Anı Ermeni Kralı Yovannes-Smbat (1018-1041) Bizans’a karşı yapılan savaşta, Gürcü Giorgi’nin müttefiki idi. 1021 yılında bütün Gürcistan topraklarının Bizans hakimiyeti altına girmesi üzerine, İmparator II. Basileios’la barış yapmak düşüncesi ile 1022 yılı başlarında Katholikos Petros’u, Trabzon’da bulunan İmparatorun yanına gönderdi. Skylitzes’e göre Petros, Anı’nın anahtarlarını imparatora teslim etti. İmparator bunun karşılığında Yovannes’i Magistros ve ömrü boyunca Anı ve Ermenistan valisi yaptı. Fakat ondan ölümünden sonra, bütün ülke topraklarının Bizans’a geçeceğine dair yazılı bir belge talep etti.[8]

1041 yılında Anı Ermeni Kralı Yovannes Smbat öldü.[9] Bizans İmparatoru Mikhail, 1042 yılında Anı’nın alınması için bölgeye aynı yılda iki sefer düzenledi. Fakat her iki seferde başarısızlıkla sona erdi. Hatta ikinci sefer esnasında Ermeni Komutanı Vahram Pahluavuni, Anı önlerinde Bizans ordusunu ağır bir mağlubiyete uğrattı.[10]

1044 yılında Ermeni Anı Kralı Gagik, Bizans İmparatoru tarafından İstanbul’a davet edildi. Bizans Anı’da Katapan (Kral Vekili) bıraktı. Katolikos ve Kralı arzuları doğrultusunda İstanbul’da mecburi ikâmete tabi tuttular ve geri dönmelerine mani oldular. Gagik Anı’ya dönme ümidini kaybedince, Anı’ya karşılık Golonbagatı ve Pizu’yu aldı. (Golonbagatı ve Pizu Kapadokya’da bulunuyordu. Fakat yerleri kati olarak tesbit edilememiştir.) Gagik İstanbul’da kendi milletine hakaret edenler arasında vatanının hasretini çekerek yaşamağa mecbur oldu.[11] Fakat o bununla beraber dinsiz ve sapık Grek Milleti tarafından hilekârlıkla hapsedilmiş tahtı için daima matem içinde bulunuyordu.[12]

1045 yılının başlangıcında İmparator Monomakhos bütün Grek memleketinin askerlerini topladı ve onları Anı şehrini talep etmek üzere doğuya sevk etti. Bizans ordusuna Baragamanos komuta ediyordu. Anı önlerinde yapılan ilk savaşta Baragamarios komutasındaki Bizans ordusu mağlup edildi. Fakat Anı halkı Kralları, Gagik’in hayatı karşılığında Anı’yı Bizans komutanına teslim etmek zorunda kaldılar. Bagratuni Devleti bu suretle Bizans hakimiyetini kabul etti.[13]

1045 yılında Anı Krallığının Bizans orduları tarafından işgal edilmesi üzerine, Anı’nın yerli Ermeni halkı, Bizans İmparatoru tarafından Bulgaristan’a ve Anadolu’nun güneyine zorla göçe tabi tutulmuştur. Bununla Bizans iki amaç güdüyordu: Ermenistan topraklarındaki Ermeni silahlı gücünü zayıflatmayı, Balkanlar ve Suriye’deki imparatorluk sınırlarını Ermeni desteğiyle korumayı hedefliyordu. Fakat ülkesinden uzaklaştırılan Ermeni silahlı gücünün zararı hem Ermenistan’a hem de Bizans’a dokundu. Korumadan yoksun Ermenistan üzerinden Bizans İmparatorluğu’nun iç bölgelerine Selçuklular için yol açılmıştı. Bizans yönetimi zamanında Anı’daki Ermeni halkına her türlü katliam ve zulüm yapılmış, ağır vergiler konulmuş, dini kurumlara saldırılmış, Ermeni din adamları yakalanarak hapsedilmiş, bir kısmı da öldürülmüştür.[14]

1045 Eylülünde Anı’da başlayan Bizans Thema İdaresi, 16 Ağustos 1064 Selçuklu Fethine değin 19 yıl sürmüştür. Ortaçağda Bizans-Ermeni ilişkilerini başka bir açıdan ele aldığımızda; Ermeni Halkına karşı en büyük ihaneti Ermeni Kral ve Derebeyleri yapmıştır. Anı Derebeyi Gagik, kardeşi Gurgen, Kars Kralı Abas, Van Derebeyi Sennekerim Ermeni topraklarını Bizans’a şahsi çıkarları ve ihtiraslarının karşılığında para ile satarak İç Anadolu’ya yerleşmişlerdir.[15] 

16 Ağustos 1064 Anı’nın Selçuklular Tarafından Fethi ve  Türk Hakimiyeti

Bizans çağında “Anadolu’nun Doğu Kilidi” sayılan ve ana göçlerle, istilâlar yolu üzerinde bir kapı olan Kafkasya’nın fethi ile, bu bölge Türk hakimiyeti altına alınmakla kalmayacak, gelecekte Anadolu’ya yapılacak akınlara da yol açılmış olunacaktır. Nihayet böylesine sistemli, planlı ve programlı olarak başlatılan, fakat aralıksız yıllarca devam eden akınların tek gayesi Kafkasya’yı Bizans’tan koparmak ve onu Türk Yurdu haline getirerek asıl hedef olan Anadolu ve Bizans topraklarının fethinde üs olarak kullanmaktı.

Sultan Alp Arslan Anadolu’yu, Türk Milletine ebediyen vatan yapmak düşüncesiyle 22 Şubat 1064’de Kafkasya seferine çıktı. Sultan Anı’ya varınca, şehrin müstahkem ve ele geçirilmesinin zor olduğunu gördü. Anı’yı yerli askerlerden çok ücretli askerlerden kurulan Bizanslı bir garnizon korumakta idi. Surları ve şehrin etrafını çeviren Arpaçayı ile meşhur Anı şehrini kuşatan Selçuklu orduları, şiddetli hücumlar neticesinde 16 Ağustos 1064’de Bizans’ın doğudaki bu ünlü kalesini fethetti.[16] Anı’nın fethi İslâm dünyasında büyük memnunluk yaratmış, her tarafa fetihnameler gönderilmiş, bizzat İslâm Halifesi Alp Arslan’ın başarısından dolayı Sultana “Ebu’l – feth” ünvanını vermiştir. Bu büyük zafer, Bizans İmparatorluğunu Alp Arslan ile anlaşma teşebbüsüne mecbur etmişti.[17] 

Tebrizli Kesrevi, Şehr-i Yaran-ı Gomnan adlı eserinde, Anı’yı Alp Arslan’dan önce hiçbir kimse kılıçla fethedememişti. Onun bu zaferi, tarihin en büyük fetihlerinden biri diye dikkati çekmektedir.[18] 

16 Ağustos 1064’de Anı’yı fetheden Sultan Alp Arslan, Anadolu’nun fethinin başlangıcını ve Türkiye’nin temelini, Malazgirt Zaferi öncesi bu tarihi şehirde atmıştır. Türk insanı tarihte vatan olarak bildiği her coğrafyayı yeni baştan imar ve inşa etmiş, kendi kültür ve sanat anlayışıyla, sanat eserleri ile donatmıştır. Türk’ün ünlü siyasetname eseri olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu bilig’inde “Türk insanı kılıç ve kalemi birlikte düşünen bir millettir. Kılıç memleket zapteder, kalem ise memleket tanzim eder, düzenler” ifadesinin ışığı altında Alp Arslan Anı’yı fethettikten sonra bu tarihi şehri, imar etmiş; cami, saray, kervansaray, hamam ve köprülerle bezemiş ve süslemiştir. Sultan Anı’nın fethi ile, Büyük Kilise’yi (Katedral) Fethiyye Camisi adı altında ibadete açmıştır.

Anadolu Selçuklu çağının en eski yapılarını; İlk Anı Emiri Şeddadlı Ebu-Şüca Menûçehr adına yaptırılan Menûçehr Camii, (Halk Bozminare Camisi demektedir.) yine XI. Yüzyıla ait Ebu’l-Muammeran Camii, Mastaba Selçuklu Kervansarayı, 1092’de Melikşah ölmeden önce, şehrin kuzeybatısında çok görkemli bir görünüşe sahip Sultan Sarayı ve Selçuklu Hamamları Türk sanat eserleri olarak Anı’da inşa ettirilmiştir. İlk Anı Emiri Şeddâdlı Ebû Şüca Manuçahr (1064–1118) Anı’nın fethi ile şehrin savaş yüzünden yıkılan Dış Kale kapısı yanındaki burçları tamir ettirmiştir. Emîr Manuçahr, Alp Arslan’ın kuşatmada kullandığı büyük mancılıkla atılan taşların yıktığı Ortakapı’nın batı yanındaki sur kesimini tamir ettirerek, üzerine kabartma bir süslü kûfî hatla dört satırın yazılı olduğu 72x116 cm. ebadındaki sert siyah bitevi tüf taşındaki şu kitâbeyi koydurtmuştur.

1- Bismillâhirrahmânirrahim.

2- Emere bi-binâ’u hâze’l-burc El-Emîr El-Ecell.

3- El-Mansûr Şücâ’üd-Devlet Ebû.

4- Şüca Manûçahr bin Şâvûr.

Emir Manuçahr’ın bu değerli kitâbesi, Anadolu Selçuklu çağının ilk kitâbesi olup, en geç 1066 tarihinde konulmuş olmalıdır. Manuçahr, şehirde artan Türk-İslâm nüfusuna Fethiye-Camiî (Katedral) yetmediği için, Arpaçayı’na bakan yamaçta kendi adıyla anılan iki katlı, 12 bölmeli “Manuçahr-Mescidi” adlı camiî yaptırmıştır. Anı’daki ilk Selçuklu camisinin Melikşah (1072–1092) çağında yapıldığı, üzerinde tek satırlı uzun kitâbedeki ifadelerden anlaşılmaktadır. 

“Büyük Hamam” ın da Emir Manuçahr çağında yapıldığı anlaşılmaktadır. Su ve ısıtma tesisleri, iç süslemeleri ve diğer birtakım mimari özellikleri bakımından Anadolu Türk hamamlarının benzeri ve en eski hamamı olduğu tespit edilmiştir.

Manuçahr çağında ve 1092’de Melikşah ölmeden önce, şehrin kuzeybatısında çok güzel görünüşlü yerde, Süregelli ve Anı köylülerinin yıllardan beri “Sultan Sarayı” dedikleri görkemli saray da, Selçuklu mimari tarzı ile inşa edilmiştir.

Emir Manûçahr, Anı’yı büyük emek ve gayretlerle imar etmiş, eskisinden daha huzurlu ve refahlı duruma getirdiği, Hıristiyan ahaliye de kendisini sevdirdiği, imar eserlerinden ve bu döneme ait kaynaklardan anlaşılmaktadır. İlk Selçuklu Sultanı adı yazılı en eski parayı, Anı’da Emir Manuçehr zamanından kalma olarak buluyoruz. Ayrıca bu bölgede yapılan kazılarda Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Gürcü devirlerine ait paralar ve Selçuklu dönemine ait çanak, çömlek ve çiniler bulunmuştur. [19]            

Bizans İmparatorluğunun doğuda en müstahkem şehri ve kalesi olan Anı’nın Alp Arslan tarafından fethedilmesi, Hıristiyanlar arasında ne kadar üzüntü yaratmışsa, İslâm dünyasında da o kadar sevinç yaratmıştır[20]. Tarihi, kültürü, medeniyeti, milli kimliği ile bin yıldan beri Türk Yurdu olan Anı, bize Sultan Alp Arslan’ın emanetidir. Alp Arslan Ortaçağın bu Bizans kalesini fethettikten sonra, Anı’ya Türk kimliği ve ruhunu kazandırmıştır. Anı’daki tarihi eserler, Türk Milletine ait tapu belgeleridir, Türk mühürleridir. Bin yıldan beri toprağının altı ile üstü ile Türk Milleti’nin kutlu bir bölgesi olan Anı, sonsuza kadar Türk Vatanı olma misyonunu gururla ve şerefle sürdürecektir.



[1] Ahmed Bin Mahmud, Selçuk-name, I, Haz., Erdoğan Merçil, İstanbul, 1977, s.65-68; Mehmet Altay Köymen, Alp Arslan ve Zamanı, İstanbul, 1972, s.32-35
[2] İ. Kılıç Kökten, “Orta Doğu ve Kuzey Anadolu’da Yapılan Tarih Öncesi Araştırmaları”, Belleten, VIII/32, Ankara,1944, s.669–670.
[3] Povestvovanie Vardapeta Aristakesa Lastivertsi, Eski Ermenice’den Rusca’ya çeviren, K.N. Yüzbaşyana,  Pamyatniki Pismennosti Vostoka XV, Moskva,1968,s. 128–133; Urfa’lı Mateos Vekayinamesi (952–1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136–1162) çev; Hrant D. Andreasyan, Ankara, 1987, s. 72–81.
[4] M. Brosset, Les Ruınes D’anı, St- Petersburg, 1860,s.65; M.Fahrettin Kırzoğlu, Anı Şehri Tarihi (1018–1236) Ankara,1982, s.59; M.Fahrettin Kırzıoğlu, “Selçukluların Anı’yı Fethi ve Buradaki Selçuklu Eserleri”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, II, Ankara, 1971, s.114; İ.G. Çavçavadze, Armyan Skie Uçenıe i Vopyaşie Kamni, Baku, 1990, s.15–16.
[5] Seyidağa Onullahi, XIII-XVII. Asırlarda Tebriz, Bakü, 1982, s.33-34; Ziya Bünyadov, VII-IX. Asırlarda Azerbaycan, Bakü, 1989, s.90-92; H.F. Lunch, Armenia Travels and Studies, I, London, 1901, s.263-266; T.W Arnold, İntişar-ı İslam Tarihi, Ankara,1982, s.210; Anna Komnena, Alexiad Malazgirt’in sonrası, çev.;Bilge Umar, İstanbul, 1996, s.333-334; Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarih, Ankara, 1993, s.278.
[6] Nıcholas Adontz, Armenia ın The Perıod of Justınıan, Lısbon, 1970,s.155–163.
[7] Urfalı Mateos, Vekayi-namesi (952–1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136–1162)  s.111–112
[8] Ernst Honıgmann, Bizans Devleti’nin Doğu Sınırı, terc: Fikret Işıltan, İstanbul, 1970, s.166; B.İ.Arakelyana-A.R.İoannisyana, İstoriya Armyanskogo, Naroda, Erevan, 1951, s.152
[9] Sırarpıe Der Nersesıan, Byzantıne and Armenıan Studıes I, Lısboa, 1973, s.307–308; Mateos, Vekayi-namesi, s.68
[10] P.Charanıs, The Armenıans ın the Byzantıne Empıre, Lısboa, s.49–50; Arakelyana-İoannisyana, İstoriya Armyanskogo Naroda, s.152
[11] Müverrih VARDAN, Türk Fütühat Tarihi (889–1269) Türkçe Çev; Hrant D.Andreasyan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat FakültesiTarih Semineri Dergisi, I/2, İstanbul, 1937, s.174; M.Brosset, Les Ruines D’anı, St-Petersburg, 1860, s.65 
[12] Aydın Taneri, Türkler, Bizanslılar, Ermeniler, Ankara, 1984, s.283–284 
[13] V.Mınorsky, Studıes in Caucasıan History, London, 1953, s.80; YA.A. Manandyan, Kratkiy Obzor İstorii Drevney Armenii Moskva, 1943, s.43; W.Barthold, “Ani Maddesi” İA, I, İstanbul, 1986, s.435, S.N. Glinka, Opisanie Pereseleniya Armyan Azerbaydjanskih V Predeli Rossii, Bakü, 1990, s.7-8; P.Charanıs, The Armenıans ın the Byzantıne Empıra, Lısboa, 1963, s.49
[14] Manuel Sarkisyanz, A Modern Hıstory of Transcavcasıan Armenıa, Ketch, 1975, s.24-26; Arakelyana-İoannisyana, İstoriya Armyanskoyo Naroda, s.152-153
[15] W.E.D. Allen Hıstory of Georgıan People, London, 1932,s.87; W.M.Ramsay, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, çev; Mihri Pektaş İstanbul, 1960, s.320; Mehlika Aktok Kaşgarlı, “Anadolu’da Ermenilerin Yerleşim Noktaları – Büyük Ermenistan – Bizans’ın Ermenilere Verdiği Unvan ve Payeler, Küropolates, Konsül, Prokonsül, Patris, Kont gibi Titrler – Armeno – Grek Bazilciler,” X. Türk Tarih Kongresi, Ankara, 22–26 Eylül 1986, III, Ankara 1991, s.1094; Charanıs, The Armenıans ın the Byzantına Empıre, s.49–50 
[16] Peter B. Golden, “The Turkıc People and Caucasıa,” Essays ın the Hıstory of Armenıa, Azerbaijan and Georgıa, The Unıversıty of Mıchıgan Press, 1996, s.55; Marıam Lordkıpanıdze, Georgıa ın the XI-XII Centurıes, Editör; George B. Hewitt Tbilisi, 1987, s.73; Davıd Marshall Lang, Armenıa Cradle of Civilization, London, 1968, s.90, Charles Burney-Davıd Marshall Lang, The Peoples of the Hills, London, 1971, s.210; A.M.Pogosyan, Karsskaya Oblast v Sostave Rossii, Erevan, 1983, s.27; Le.P. Lewond Movsesıan, “Hıstoıre Des Roıs Kurıkıan De Lorı” Revue Des Etudes Armenıennes, VII/2 Paris, 1927, S.240-243; N.Stepanıan - A. Tchakmaktchıan, Armenıe Medıevale, 1971, s.18-19;Povestvovanie Vardapeta Aristakesa Lastivertsi, s.128-133; Sadruddin Ebu’l – Hasan Ali İbn Nasır İbn el – Hüseyni, Ahbâr üd Devlet is-Selçukıyye, Terc: Necati Lügal, Ankara, 1943, s.27-28; Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklu Devri, İstanbul, 1944, s.58-59; Georges I.Bratıanu, Acta Hıstorıca, IX; Monachıı, 1969, s.154-160 S.G.Agagjanov. Gosudaırstvo Seldjukidov : Srednayaya Aziya, XI-XII vv.Moskva, 1991,s.86; R.A. Guseynov, “İz” Hroniki “Mihaila Siriytsa” Pısmennıe Pamyatniki Vostoka, İstorika Filologiçeskie İssledovaniya 1973, Moskova, 1979, s.28; M.Brosset, Histoire de la Georgia, Petersburg, 1851, s.328.  
[17] İbnû’l – Esir, El – Kâmil Fi’t – Tarih Tercümesi, X, İstanbul, 1987 s.51-52; İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, İstanbul, 1992, s.29; Kırzıoğlu, Anı Şehri Tarihi, s.42; Gregory Abûl Farac, Abu’l – Farac Tarihi, I. Çev: Ömer Rıza Doğrul, Ankara, 1945, s.316
[18] Yaşar Bedirhan, Selçuklular ve Kafkasya, Konya, 2000, s.168.
[19] Kırzıoğlu, Anı Şehri Tarihi, s.59; M.Brosset, Les Ruınes D’anı, s.65; Kırzıoğlu, “Selçukluların Anı’yı Fethi ve Buradaki Selçuklu Eserleri”, s.131–133; NikolayMarr,”Ani Arkeoloji Enstitüsünün Kuruluşu Hakkında”, çev: Hacali Necefoğlu, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sayı: 157, İstanbul Ocak 2000,  s.52
[20] Mehmet Altay Köymen, Alp Arslan ve Zamanı, İstanbul, 1972, s.35; Mükrimin Halil Yinanç, “Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans’a Yapılan Gazalar ve Anadolu Fütuhatı”, Malazgirt Zaferi ve Alp Arslan, İstanbul 1971, s.28-30

 ----------------------
* Atatürk Üniversitesi Türk Ermeni İlişkilerini Araştırma Merkezi Müdürü,Erzurum -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 4, Aralık 2001 - Ocak-Şubat 2002
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar