Title: The Armenian Activities in İstanbul at the period of Armistice.
Abstract: Following the Moudros Armistice and occupation of İstanbul by the Allies, the Armenians restarted their activities carried out by the Armenian organizations such as Hinchak, Tashnak and Defence Committee, some of these activities included kidnapping of Turkish children and converting them to christianity and attaking Turkish police in order to create security problems in the city.
Keywords: İstanbul, Armenians, Armistice, Committee, Terror, Turkish Children.
Anahtar Kelimeler: İstanbul, Ermeniler, Mütareke, Komite, Terör, Türk Çocukları.
Giriş
Ermeniler önce Selçuklu ve ardından Osmanlı hâkimiyetinde yüz yıllarca tam bir inanç hürriyetinin ve iktisadî müsamahanın bulunduğu bir ortamda yaşadılar[1]. Kendi dillerini serbestçe konuştukları gibi, bu dilde kültürel faaliyetlerine de devam ettiler. Osmanlı ekonomisinin her alanında etkinliği ele geçirerek, kısa sürede imparatorluğun en zengin zümresi haline geldiler[2]. 19. yüzyılda Tanzimat’la başlatılan liberal muhtevalı reformların sağladığı hak ve imtiyazlardan yaranırlarken, bu düzenlemelerin uygulanmasında devletin en büyük yardımcısı oldular. Bu durum Ermenilerin diğer gayrimüslim unsurlara nazaran daha üstün bir mevkiye çıkmalarını sağladı[3].
Ermenilerin Osmanlı Devleti’nde bulundukları ayrıcalıklı durumu fark eden Avrupa devletleri, bunu kendi siyasî, iktisadî ve dinî amaçlarını gerçekleştirmek için uygun bir fırsat olarak gördüler. Dolayısıyla Ermeniler, artık büyük devletlerin siyasetlerinin merkezinde yer almaya başladı. Bu durum, Osmanlı sınırları içerisinde muhtar ve ardından bağımsız Ermenistan kurulması düşüncesi içerisinde bulunan Ermeni Patrikhanesi için büyük bir fırsattı[4]. 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nin ardından Avrupalı devletlerin Anadolu’da Ermenilerin oturdukları bölgelerde ıslahat yapılmasını talep ederek, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmeye başlamaları ve meseleyi uluslar arası siyaset gündemine Anadolu Islahatı adıyla taşımaları patrikhanenin işini daha da kolaylaştırdı[5]. Nitekim Patrik Nerses[6] bir yandan Osmanlı Devleti’nin Anadolu Islahatı kapsamındaki düzenlemeleri hayata geçirmekte yeterince gayret göstermediği hususunda Avrupa’ya şikâyet mektupları gönderirken, diğer yandan Ermeni komiteleri ile işbirliği halinde isyanlar tertip etmeye başladı[7].
Osmanlı Devleti yönetiminde yaşayan Ermenilerin ilk ulusal hareketlerinin başlama tarihi 1860 yılı olarak kabul edilir. Bu yıldan itibaren kurulmaya başlanan sosyal amaçlı dernekler, Ermeni komitelerinin özünü teşkil etmiştir. Yayınları, faaliyetleri ve tertip ettikleri isyanlarla Ermeniler üzerinde en fazla etkili olan iki oluşum Hınçak ve Taşnaksutyun komiteleridir[8]. Hınçaklar amaçlarını, Türkiye Ermenilerini bağımsızlığa kavuşturmak ve ardından Rusya ve İran’daki Ermenilerle birleştirerek, bağımsız büyük Ermenistan şeklinde tanımlarlarken, Taşnak Komitesi Rusya’da kurulduğu ve içerisinde Rus taraftarı şahısları barındırdığı için bağımsızlık ifadesini kullanmaktan kaçınıyor, Türkiye Ermenileri için siyasî ve iktisadî hürriyet elde edilmesi gayesini belirtiyordu. Fakat açıkça ifade olunmasa da asıl amaç bağımsız Büyük Ermenistan’ı kurmaktı[9].
1880 yılına gelindiğinde Anadolu’daki İngiliz konsoloslarının verdikleri bilgiler, Ermenilerin silahlanmaya başladıklarını göstermekteydi. Nitekim bundan sonra görülen münferit sayılabilecek nitelikteki Ermeni başkaldırıları, 1890 yılından itibaren giderek büyüdü ve yaygınlaştı[10].
II. Meşrutiyet’le birlikte Ermeni olaylarında bir durulma gözlense de Ermeni Patrikhanesi ve komiteler muhtar veya bağımsız Ermenistan emelinden vazgeçmediler, silahlanma ve örgütlenme faaliyetlerine yoğun bir biçimde devam ettiler. Nitekim Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile Anadolu’nun güney ve doğu bölgelerinde cephe gerisi güvenliğini önemli ölçüde sekteye uğratacak nitelikte ortaya çıkan Ermeni isyanları bunun en açık delili oldu. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, 27 Mayıs 1915 tarihinde çıkarılan kanun-ı muvakkatla, isyan eden ve Ermeni komiteleri ile ilgisi bulunan kişileri ülkenin güney bölgelerine sevk ve iskân etti. Ancak bu önlem de Ermeni terörünün önüne sed çekemedi. Nitekim 1918 başlarından itibaren Rusların Doğu Anadolu’yu boşaltmaya başlamasıyla birlikte, Rus ordusundaki başına buyruk Ermeniler Erzurum’da, Erzincan’da, Bayburt’ta pek çok Türk’ü katlettiler[11].
Bu çalışmada mütareke dönemi İstanbul’unda Ermeni komite faaliyetleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi’nden elde edilen belgelere dayalı olarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. Söz konusu belgeler Ermeni komitelerinin Türk çocuklarını kaçırmaları ve Hıristiyanlaştırma çabaları ile silahlanma ve terör faaliyetleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Mondros Mütarekesi ve İstanbul’un İşgali
1918 yılının sonlarına gelindiğinde Çanakkale ve Kafkas Cephesi[12] dışındaki cephelerde mağlubiyetler alınması, Osmanlı Devleti için mütarekeyi zorunlu kılmıştı. Mütareke teklifinin İtilaf Devletlerince kabul edilmesiyle başlayan görüşmeler sonunda, Mondros Mütarekesi imzalandı[13]. Mütareke başlangıçta ülke genelinde ferahlık yarattı. Herkeste iyimserlik havası hakimdi. Gazeteler ülkenin muhtaç olduğu tek şeyin barış ve asayiş olduğunu, bunun da el birliği ile gerçekleştirilebileceğini ifade etmekteydiler. Ahmet İzzet Paşa Hükümeti vilayetlere, müstakil sancaklara ve ordulara gönderdiği tamimlerde mütareke hükümlerinin nispeten hafif olduğunu, ülkedeki bütün unsurların yek-vücûd olması halinde “sulh ve salâh”ın yakında gerçekleşeceğini belirtmekteydi[14].
Osmanlı kamuoyu ve hükümeti nezdindeki bu iyimserlik havası devam ederken, İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek durumların ortaya çıktığı bahanesiyle mütarekenin 7. maddesine[15] dayanarak, işgal eylemlerine başladılar. İtilaf donanmasının yardımcı gemileri 6-7 Kasım 1918’de mayın temizleme bahanesiyle Çanakkale Boğazından içeri girdi[16]. 11-12 Kasım’da bunları diğer savaş gemileri takip etti ve nihayet 13 Kasım 1918’de 61 parçalık İtilaf donanması İstanbul Boğazında demirledi[17]. Bu donanmadan karaya çıkarılan 3.500 kişilik piyade kuvveti İstanbul’un stratejik bölgelerine yerleştirildi. Beyoğlu’nda bir okul İtilaf kuvvetleri işgal komutanlığı karargâhı yapıldı[18].
İtilaf İşgal Yönetimi ve Ermeniler
İtilaf Devletleri işgalin hemen ardından İngiltere’den Sir Arthur Gough Calthorpe’ı, İtalya’dan Kont Carlo Sforza’yı ve Fransa’dan Amiral Amet’i İstanbul’a askerî temsilci olarak atadılar. İtilaf Orduları Doğu Cephesi Başkomutanı Fransız generali Franchet d’Esperey ise İstanbul’daki askeri birliklerin komutanlığını üstlendi[19]. İtilaf kuvvetleri şehri asayiş ve güvenlik bakımından üç kısma ayırdılar. Bunlardan Beyoğlu ve havalisi Kavaklar’a kadar İngilizler, İstanbul yakası Yeşilköy’e kadar Fransızlar, Kadıköy, Pendik ve Üsküdar arasındaki saha İtalyanlar tarafından idare edilmeye başlandı[20]. Bu arada mütareke hükümlerinin taraflarca uygulanmasını denetlemek ve ortaya çıkacak problemleri çözmek için Muhtelit Mütareke Komisyonu kuruldu. Komisyon 13 Kasım 1918’de Osmanlı Devleti Hariciye Nezareti’nden eski Moskova Elçisi Galip Kemalî Bey’in (SÖYLEMEZOĞLU) başkanlığı altında birer İngiliz, Fransız ve İtalyan zabitinin katılımıyla oluşturuldu[21]. İzmir’in işgaline kadar çalışan Muhtelit Mütareke Komisyonu, İtilaf kuvvetlerinin mütarekeye aykırı uygulamalarını bertaraf etmekten ziyade, İngiliz ve Fransız şikâyetlerini Babıali’ye ulaştıran aracı kurum vazifesi gördü[22].
İşgalin ardından İstanbul’da[23] siyasî hava birden değişti. Tanzimat’ın Osmanlı adı altında ortak bir siyaset ve menfaat etrafında birleştirmek istediği insanların ne kadar farklı emeller peşinde koştuğu ortaya çıkmaya başladı. Dilleri, dinleri ve gelenekleri ayrı unsurlardan birisini ağlatan[24] bir olay diğerinin sevinç kaynağı olabiliyordu. İtilaf filosu ve ardından Yunan savaş gemilerinin gelişi ile Hıristiyan unsurlar taşkınlıklara başladılar. Önceden hazırladıkları rozetleri yakalarına takıyorlar, Beyoğlu’nda ev ve dükkanlara İngiliz ve Yunan bayrakları asıyorlardı[25]. Ermeni ve Rum mebuslar işgalin hemen öncesinde Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında ortak hareket etmeye başlamışlardı. Bu kişiler, savaş yılları içinde İttihat ve Terakki yönetiminin başta Ermeniler olmak üzere gayrimüslim ve gayri Türk unsurlara “sistemli bir katliam” uyguladığını iddia etmekteydiler[26].
İstanbul’un işgalinden sonra İngilizler azınlıklarla ve özellikle de Ermenilerle yakından ilgilenmeye başladılar. 11 Aralık 1918’de İngiliz siyasî temsilcisi Azadamart gazetesi yazarlarından birine “Emin olabilirsiniz ki bizler Ermenilerin ıstıraplarına bir an evvel nihayet verilmesini kalben arzu ediyoruz.”[27] diyerek, bu yakınlığın ve gelecekteki eylem birlikteliğinin ilk işaretlerini vermekteydi.
İtilaf işgal yönetimi İstanbul’un emniyet ve sağlık işlerinin yürütülmesini İngilizlere bırakmıştı[28]. İngilizler İstanbul’da polis teşkilatını örgütlemek üzere bir yandan İstanbul Polis Müdüriyeti ile işbirliği yaparken diğer yandan bazı yeni şubeler ihdas etme yoluna gitti. Bu şubelerden birisi de, iyi derecede Türkçe bilen Ermeni ve Rumların istihdam edildiği Ermeni-Rum Şubesi (Armenian-Greek Section)’dir[29]. Şubedeki görevli Ermenilerden K. Mağakyan, S. Takvoryan, A. Karagözyan, M. Pilavcıyan, N. Halepciyan ve N. Bedrosyan adlı kişiler, Basın Sansür Bürosu’nda istihdam edilirken[30], diğerleri İngiliz üniforması altında polis teşkilatında kamu güvenliği ve istihbaratla ilgili görevlere atandılar[31]. Ancak bu kişiler şehirde asayiş ve güvenliği sağlamak bir yana, Türklerin can ve mal emniyeti açısından bir tehdit haline geldiler. Nitekim bunlardan Kapilos adındaki bir Ermeni yanında 8–9 İngiliz askeriyle 25 Nisan 1919 tarihinde Maltepe’de Abdülfettah ve kardeşi Şevket Beylerin evlerine silah arama bahanesiyle zorla girmiş, oradaki kadınlara hakaretler etmiş, yanında bıçak bulundurduğu gerekçesiyle hizmetçi Mehmet Ali’yi tutuklayarak olay mahallini terk etmişti[32]. Bu türden olayların artması üzerine İstanbul Polis Müdüriyeti 3 Haziran 1919’da Dahiliye Nezaretine gönderdiği “gayet mahremdir” başlıklı yazısında, İngiliz zabıtası emrinde çalışan Kapilos ve benzeri Ermenilerin Türkler aleyhindeki bazı davranış ve faaliyetlerini şikâyet etmekteydi[33]. Yazıda bizzat Ermeni Patrikhanesinin teşvikiyle İngiliz polis teşkilatında görev aldıkları belirtilen Ermenilerin, İtilaf polisini Türkler aleyhinde kışkırttıkları, suçsuz kişileri takip ve tevkif ettirdikleri, pek çok kişiden şantaj ve tehdit yoluyla para talep ettikleri belirtilmekteydi. Polis kayıtlarına göre geçmişte muhtelif suçlardan tutuklandıkları ve hüküm giydikleri tespit edilen bu şahısların haksız eylemlerine Türk polisinin müdahale edemediği, bu durumun İstanbul asayiş ve emniyeti açısından ciddi bir tehdit oluşturduğu uyarısı yapılmaktaydı. Bu tür olayları bertaraf etmek üzere, İtilaf Yüksek Komiserleri nezdinde girişimde bulunularak, bu kişilerin polis teşkilatı bünyesine alınmamaları ve en kısa sürede İstanbul’dan uzaklaştırılmaları istenmekteydi[34].
Bu konuda Dahiliye Nezareti’nin teşebbüste bulunup bulunmadığı bilinememekle birlikte, sonraki dönemlerde kendisine İngiliz polisi süsü vererek, Türk zabıtasının asayiş ve emniyeti sağlama yolundaki çalışmalarına müdahale eden, engellemeye çalışan Ermeni komitecilerine rastlanmaktadır. İstanbul Polis Müdüriyeti 20 Eylül 1921’de Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği bir yazıda, Maltepe civarında silah atıldığı haberini alarak bölgeye gelen Türk polislerinin evlerde silah araması yaptıkları sırada İngiliz polis kıyafeti giymiş, ancak gerçekte polis olmadığı sonradan anlaşılan bir Ermeni komitecisinin aramaya müdahale ederek, engel olmaya çalıştığı bildirilmekteydi[35].
İstanbul’da İngilizlerle Ermeni komitecilerinin işbirliğine dair bir diğer örnek, savaş içinde Ermenilerin sevk ve iskân sırasında işlendiği iddia edilen “tehcir suçları”nın tespiti ve bunların faillerinin cezalandırılması meselesinde ortaya çıktı. Bu meselenin en önemli takipçileri, İngiliz sefarethanesinde “Ermeni tehcir ve taktili”[36] meselesini çözmek için oluşturulan kurula bir temsilci ile katılan[37] ve sözde faillerin bir an önce tutuklanması için baskı uygulayan Ermeni Patrikhanesi ile Ermeni Kulübü’ydü. Ermeni Kulübü hakkında Kemalettin Şükrü Mütareke Acıları adlı hatıralarında bazı bilgiler vermektedir. Kemalettin Şükrü’ye göre Ermeni komitecileri tarafından kurulan ve kısa süre sonra da İngilizlerle irtibata geçen Kulüp, İngiliz askerî ataşesi Wyndham Deedes’in de katıldığı, İngiliz sefarethanesinde iki, Dr. Topciyan’ın Nişantaşı’ndaki evinde üç toplantı yaptı. Bu toplantılarda Türkleri cezalandırmak üzere “Ermeni tehciri”nin bahane olarak kullanılmasına karar verildi[38].
Patrikhanenin ve Ermeni kulübünün ortak çalışmaları sonucu, İngiliz sefarethanesinde Ermeni-Rum Şubesi tarafından sözde Ermeni katliamının faillerinin de bulunduğu listeler hazırlanmaya başladı. Listelerde bu sözde faillerin yanı sıra, İngiliz savaş tutsaklarına kötü davrandığı, Rumlara ve Nesturilere zorbalık yaptığı iddia edilen kişiler de bulunmaktaydı[39]. Amiral Calthorpe 1 Ağustos 1919 tarihli raporunda Ermeni-Rum Şubesinin liste hazırlama çalışmaları hakkında şu bilgiyi vermekteydi: “Ermeni-Rum Şubesi iki çeşit fiş tutar: kişi fişleri, olay fişleri. Kişi fişlerinde 600-700 “suçlu” Türk’ün adları bulunmaktadır. Kişilerle ilgili ihbarlar, bilgiler kısaca bu fişlere işlenir. Olay fişlerinde, “suç” olayının yeri, buna karışanların adları bulunur. Bütün bilgiler İstanbul’da “Ermeni Haberleri Bürosu”ndan ya da İstanbul dışındaki Ermenilerden toplanır. Şubenin kendisi, ancak pek seyrek durumlarda mahkeme önünde tanıklık edebilir, mahkemelere ifade verebilir. Ama mahkemelere kimlerin tanıklık edebileceklerini gösterir. Şube dışarıyla ilişkisini “Ermeni Haberleri Bürosu” aracılığıyla sağlar; öteki haber kaynaklarıyla doğrudan doğruya ilişki kurmaz. Türk Hükümetinin elindeki belgelere nüfuz edebilirse şube, “suçlu” kişilerle ilgili fişlerinin sayısını arttırabilecektir.”[40]
İngiliz listelerinde tanınmış pek çok kimse vardı. İttihat ve Terakki’nin bütün yöneticileri, ordu komutanları ve yardımcıları, valiler ve mutasarrıflar, bazı Azeri aydınları listenin önemli kısmını oluşturmaktaydı. Bu kişiler aynı zamanda Ermeni komitelerinin ölüm listelerinde de bulunmaktaydılar[41]. İngiliz sefarethanesinin baskıları sonucu Tevfik Paşa Hükümeti listelerde adı geçen kimseleri 1919 Ocak ayından itibaren tutuklamaya başladı. Şubat ve Mart aylarında gittikçe artan tutuklamalar, tam bir insan avına dönüştü[42]. Yakalananlar arasında sözde Ermeni mezaliminin faili oldukları iddia edilenler de bulunmaktaydı. Bunlardan eski Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey 5 Şubat 1919’da İstanbul Divan-ı Harbi Örfisi’nde yargılanmaya başladı. Bu yargılamada aleyhte şahitlik yapanları toplayan ve hazırlayan patrikhane oldu[43]. Mahkeme aleyhte şahitlik yapanların yalan yanlış ve birbirini tutmayan ifadelerine rağmen Mehmed Kemal Bey’i idama mahkum etti. Cezası 10 Nisan 1919’da infaz edildi[44].
Türk Çocuklarının Kaçırılması ve Hıristiyanlaştırılması
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti’nde kimsesiz ve yetim kalan Ermeni çocuklarının bakımının sağlanması görevi Maarif Nezareti bünyesinde kurulan Dârü’l-eytam Müdüriyeti’ne verildi. Mart 1916 tarihi itibariyle yurt çapında 69 adet Dârü’l-eytam faaliyete geçirildi.1917’de buralarda muhtelif unsurlara mensup toplam 11.680 çocuk bulunmaktaydı[45]. Hükümet sürekli olarak vilayet ve mutasarrıflıklara şifre telgraflar göndererek, bu çocukların ihtiyaçlarının karşılanması hususunda yetimhanelere yardım edilmesini istemekteydi[46]. Ancak uzun savaş yılları içerisinde muhtelif unsurlara mensup kimsesiz ve yetim çocuk sayısı artınca, Dârü’l-eytamlar yetersiz kalmaya başladı. Bu durumda açıkta kalan çocukların büyük bir kısmı Himâye-i Etfâl, Hilâl-i Ahmer, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti gibi hayır kurumlarının korumasına bırakılırken[47], bazıları da Türk ailelerinin himayesine verildi[48].
Mütarekenin imzası ve İstanbul’un işgali ile birlikte, İngiliz işgal yönetiminin desteğini kazanan Ermeniler, gazeteleri[49] vasıtasıyla, savaş yıllarında gerek Dârü’l-eytamlarda ve hayır kurumlarında gerekse Türk ailelerinin koruması altında bırakılan çocukların asimile edildikleri iddiasında bulunmaya başladılar. Ermenice Nor Geang gazetesi işgalin hemen ertesinde İtilaf Devletleri temsilcilerine hitaben Fransızca bir mektup yayınlayarak Türk aileleri nezdindeki Ermeni yetimlerinin kurtarılmasını talep etti[50]. Sabah gazetesi 9 Ocak 1919 tarihli nüshasında Hıristiyan kadın ve çocuklarının zorla Türk aileleri yanında alıkonulduğunu[51], bir diğer Türk gazetesi Yeni İstanbul Ermeni kız çocuklarının İttihatçı liderlerin evlerine dağıtıldığını, Diyarbakır Valisi Reşid Bey’de 7, Halil Paşa’da 3 çocuk bulunduğunu iddia etmekteydi[52].
İngiliz işgal yönetimi gazetelerde çıkan bu haberlere dayanarak, Osmanlı hükümetinden bu çocukların bir an önce bulunarak Ermeni ruhanî reislerine teslim edilmesini istedi. Bunun üzerine Dahiliye Nezareti Aralık 1918 başlarından itibaren vilayet ve mutasarrıflıklara söz konusu talebi içeren pek çok şifre telgrafı gönderdi. Bu telgraflarda kimsesiz ve yetim Ermeni çocuklarının bulundukları yerlerde Ermeni ruhanî reislerine[53], Ermeni cemaatı teşkilatı bulunmayan yerlerde Ermenilerce teşkil edilmiş komisyonlara[54] veya isimleri bir deftere yazılarak Dârü’l-eytamlara, mülkî idarecilere teslim edilmesi istenmekteydi[55].
Bu arada Ermeni Patrikhanesinin de bizzat işin içine girdiği görüldü. Nisan 1919’da Konya’da yabancı pasaport taşıyan M. Demirciyan, K. Arsanyan, N. Dopyan ve K. Keşişyan adlı kişiler şüpheli hareketleri nedeniyle sorgulamaya alındılar. Sorgulama sonucunda bu kişilerin Ermeni yetim çocuklarının toplanması amacıyla patrik tarafından görevlendirildikleri anlaşıldı[56].
1919 yılının ilk aylarından itibaren Ermeni cemaat liderleri ve patrikhanenin görevlendirdiği kimseler Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Dârü’l-eytamlardaki Türk çocuklarını Ermeni oldukları iddiasıyla alarak İstanbul’a göndermeye başladılar. Kayseri Mutasarrıflığı’nın tespitlerine göre savaşta ebeveynlerini kaybetmiş 310 Türk çocuğu Kayseri’den İstanbul’a gönderildi. Bu çocuklar Haydarpaşa istasyonunda komiteci Ermeniler tarafından alınarak, halka teşhir edilir bir surette sokaklarda yürütülerek Beyoğlu’nda Balıkpazarı kilisesine götürüldüler[57]. İstanbul Hükümetinin teşebbüsleri neticesinde 182 çocuk geri alınabildi[58]. Bu çocuklar Dârü’l-eytam Müdiriyeti’ne bağlı Ortaköy, İmrahor, Çağlayan, Bebek, Beykoz, Validebağ, Balmumcu ve Hastahane şubelerine dağıtıldılar[59]. Bu olay üzerine 20 Şubat 1919’da Dahiliye Nezareti vali ve mutasarrıfları Ermeni cemaat temsilcilerinin ve patrikhane görevlilerinin Dârü’l-eytamlardaki faaliyetlerine karşı uyardı. Buralardaki Türk mülteci ve muhacir çocuklarının gayrimüslim iddiasıyla alınmalarına hiç bir şekilde müsaade edilmemesini istedi[60].
Bu arada İstanbul’da Ermeni komitecileri kendi aralarında toplantılar yapmaktaydılar. Kemalettin Şükrü anılarında, Nişantaşı’nda İngiliz askerî ataşesi Wyndham Deedes’in de katıldığı bir toplantıda Dr. Topciyan isimli bir komitecinin İstanbul’da Ermeni çocuklarını kurtarmak bahanesiyle, Türk evlerine girilerek Türk çocuklarının alınmasını önerdiğini ve bu fikrin herkesce uygun bulunduğunu ifade eder[61]. Söz konusu anılarda, Eyüp’te Çınar Sokağı’nda oturan ve kocası Çanakkale’de şehit düşmüş Fahrünnisa adındaki bir kadının 7 yaşındaki oğlunun, İngiliz zabitlerinin yardımıyla patrikhane memurlarınca zorla alınarak vaftiz edilmek üzere kiliseye götürüldüğüne dair bir de örnek olay anlatılır[62].
1919 yılının ilk günlerinden itibaren Kemalettin Şükrü’nün naklettiği olayın benzerleri sıkça meydana gelmeye başladı. 12 Ocak 1919’da Ermeni komitecileri Fransız askerlerinin nezaretinde Ermeni kızı sakladığı gerekçesiyle Makriköy (Bakırköy)’de oturan emekli tabip Kaymakam İsmail Tevfik’in evini aradılar[63]. Yine Ermeni komitecileri bu olaydan altı gün sonra Yüzbaşı Kemal Bey’in evine zorla girerek, Şerife isimli kızını Ermeni olduğu iddiası ile almak istediler[64]. 26–27 Mart 1919’da Arnavutköy’de Binbaşı Süleyman Bey, Üsküdar’da Doktor Kâmil Bey, Ortaköy’de Mubayaat Komisyonu Reisi Şekib ve Bakırköy’de Mülazım Mehmet Nuri Efendi’nin kızları yine Ermeni iddiasıyla patrikhane memurlarınca zorla alındılar[65].
Bu tür olayların artması üzerine İstanbul Polis Müdüriyeti 28 Nisan 1919’da Dahiliye Nezareti’ne kapsamlı bir rapor sundu[66]. Raporda savaş yıllarında kimsesiz ve yetim kalmış, bu yüzden bakılmak üzere geçici olarak hayır kurumlarına ve Türk ailelerin yanına bırakılan Ermeni çocuklarını toplamak, durumu şüpheli çocukların milliyetini tespit etmek amacıyla İngilizlerin gözetimi altında bir Amerikalı, bir Türk ve bir Ermeni’den oluşan karma heyetten söz edilmekteydi[67]. Bu heyet İtilaf kuvvetlerinin de yardımıyla, Türk polisine danışmadan, bazı Türk evlerinden Türk çocuklarını Ermeni oldukları iddiası ile alarak, patrikhanenin tespit ettiği bir yere yerleştirmekteydi. Güllü ve Cemile adlı iki kız çocuğunun, Çengelköy’de oturan Yüzbaşı Abidin Bey’in kızı Nimet’in ve Cevri adlı yine bir Türk kızının zorla alınarak patrikhanede tutulduklarına dair olaylar tespit edilmişti. Raporun devamında bu çocukların Ermenilikle alakalarının bulunmadığı, bu tür olaylara engel olmanın kamuoyu vicdanını rahatlatma açısından önemli olduğu, dolayısıyla İtilaf Devletleri nezdinde girişimde bulunulmasının gerekliliği ifade edilmekteydi.
Polis müdüriyeti yine 22 Mayıs 1919’da Dahiliye Nezareti’ne arz ettiği tezkirede aynı konu ile ilgili bir takım bilgiler vermekteydi[68]. Söz konusu yazıya göre müdüriyet, İngilizlerin gözetimi altında teşkil edilen ve görevi, durumu şüpheli çocukların milliyetini tespit etmek olan heyete patrikhaneden de bir kişinin katılmasını istemiş ve Çakıryan Efendi de patrikhanece bu işle görevli kılınmıştı. Çakıryan Efendi göreve başladıktan bir süre sonra bağımsız hareket etmeye başlamış ve Kadınları Çalıştırma Cemiyeti’nin genel merkezine gelerek, cemiyet aracılığıyla evlere dağıtılmış olan yetim çocukların kayıtlarının tutulduğu defteri incelemek üzere almıştı. Aradan üç ay geçmesine rağmen defter cemiyete geri verilmediği gibi, defterde yer alan Türk çocuklar patrikhane memurlarınca verildikleri ailelerden zorla alınmaya başlanmıştı. Polis müdüriyetine göre toplanan çocuklar heyetin Beyoğlu’nda tutmuş olduğu bir eve getirilmekte ve burada zorla Hıristiyanlaştırılmaktaydı.
Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey 24 Mayıs 1919’da Sadarete bir yazı göndererek, söz konusu olayların Meclis-i Vükela gündemine alınarak, bir çözüm yolu bulunmasını talep etti[69]. Meclis-i Vükela 28 Mayıs 1919’da toplandı. Ancak toplantıda alınan kararlar Ali Kemal Bey’in talebini karşılamaktan oldukça uzaktı. Sadece İstanbul’da gayrimüslim çocukların Türk çocuklarına taşlı saldırılarda bulundukları tespiti yapılmakta, polis ve zabıta kuvvetlerinin bu tür olaylara engel olması gerektiği üzerinde durulmaktaydı[70].
İstanbul’da pek çok Türk ailesini derinden etkileyen bu tür olaylara engel olunması için Osmanlı Hükümetinin İtilaf Devletleri nezdinde bir girişimde bulunup bulunmadığını tespit edemedik. Eğer böyle bir girişimde bulunulmuşsa bile neticesiz kaldığı anlaşılmaktadır. Çünkü arşiv kayıtları yukarıda anlatılan olayların benzerlerinin 1919 ve 1920 yıllarında da yaşandığını göstermektedir. Örneğin 27 Ekim 1919’da Şehzadebaşı’nda bakkal dükkânı işleten Osman Beyzade Tevfik Efendi’nin Dahiliye Nezareti’ne verdiği dilekçede böyle bir durumdan şikâyet edilmektedir. Söz konusu yazıya göre yaklaşık sekiz ay önce Tevfik Efendi’nin kızı Seniyye bir Ermeni papazın başında bulunduğu Ermeni komiteciler tarafından zorla alınmış, bunun üzerine Tevfik Efendi de polis müdüriyetine belge ve şahitler sunarak kızını kurtarabilmişti. Şimdi ise Karabet adlı bir patrikhane memuru polis müdüriyeti nezdinde bir takım girişimlerde bulunarak Seniyye’nin Ermeni olduğu ve dolayısıyla patrikhaneye tesliminin gerektiğine dair bir karar çıkartmıştı. Tevfik Efendi bu kararın kendisine on gün önce ulaştığını ifade ederek, yardım talebinde bulunmaktaydı[71]. 18 Aralık 1920’de ise Ermeni Muavenet-i Milliye Cemiyeti memurları Bogos ve Karabet Efendiler, eski Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi’nin evinden Hacer isimli Türk kızını Ermeni olduğu iddiasıyla zorla almışlardır[72].
Yine bu dönemde misyonerlerin ve Ermeni komitecilerin Anadolu’dan Türk çocuklarını Ermenilik iddiası ile ailelerinden zorla alarak İstanbul’a gönderdikleri gözlenmekteydi. Nitekim 15 Temmuz 1919’da İstanbul polisi Bursa’daki Amerikan misyonerleri ve Ermeni komitecilerince Türk ailelerinden zorla alınan dört kızı İngiliz sefarethanesine götürülürken, son anda kurtarabilmişti[73]. Dahiliye Nezareti’nin tespitlerine göre Adana Kozan’da oturan Şevki Muslu’nun kızı Asiye, yine aynı iddiayla zorla alınmış ve İstanbul’a getirilerek, Şişli’de bir evde alıkonulmuştu[74].
Dârü’l-eytam yetkililerinin mütareke döneminde İstanbul’daki yetimhanelerde yaptıkları araştırmalar neticesinde 319 çocuğun Ermeni olduğu belirlenmiş; bunlar Ermeni ruhani reislerine ve akrabalarına teslim edilmiştir. Çağlayan yetimhanesinde yapılan araştırmalarda çok küçük yaşta olan ve de kendilerinin milliyetini teşhis edebilecek kimsesi bulunmayan 18 çocuğa tesadüf edilmiş olup, bunlara Ermeniler tarafından sahip çıkılmıştır. Yine bu dönemde Ermeniler tarafından hiçbir kanıt sunulmadan İmrahor, Bebek, Ortaköy, Yedikale, Çağlayan, Beykoz, Balmumcu ve Bahçecik yetimhanelerinden alınan 42 çocuk, Türk oldukları ispat edilerek geri alınmıştır. Türk olduğu ispat edilen 14 çocuk ise isimleri değiştirilerek Ermenilerce kaçırılmışlardır[76].
Anadolu’daki ve İstanbul’daki Türk ailelerinden koparılarak patrikhane bünyesinde toplanan Türk çocukları ile ilgili olaylar ancak 21 Aralık 1921’de Meclis-i Vükela gündemine geldi. Bu tarihte yapılan toplantı sonunda kaleme alınan tutanakta, kimsesiz ve yetim Türk çocuklarından bir kısmının Ermeni ve Rum yetimhanelerine, bir kısmının da Hıristiyan ailelerine hizmetçi olarak verildiği hakkındaki şikâyetlerden hareketle, hükümetin ve polisin bunları tahkik etmeleri ve gereğini yapmaları istenmekteydi[77].
Ermeni Terör Faaliyetleri
Mütarekenin akabinde 13 Kasım 1918’de İstanbul’un işgali Ermeniler ve Rumlar arasında büyük bir sevinç yarattı. Komiteci Ermeniler Türklerden intikam alma gününün geldiğine inanarak taşkınlıklara ve tecavüzlere başladılar[78]. İşgalin hemen ertesinde Rumlarla birlikte İtilaf Devletlerine başvurarak patrikhanece belirlenecek kişilere silah dağıtılmasını talep ettiler. Ancak bu istekleri kabul edilmedi[79]. 6 Aralık 1918’de Ermeni Patriği Zaven Efendi’nin[80] İstanbul’a dönüşü münasebeti ile Ermeniler, Türklerin dinî ve millî hislerini rencide edecek derecede büyük gösteriler düzenlediler[81]. Ardından Yunan siyasî temsilcisi Kanelopulos aracılığıyla Rumlara “Rum-Ermeni İttihadı Komitesi” kurulması yönünde teklifte bulundular[82]. Böyle bir komitenin kurulması hususunda Rumlar Ermenilerden daha az istekli değillerdi. Nitekim Âti gazetesi 19 Aralık 1918’de Pradas gazetesine dayandırarak verdiği haberde, Çatalca Rum Metropoliti’nin İstanbul’a gelerek, bazı Ermeni ileri gelenleri ile Rum-Ermeni birliği için görüşmeler yürüttüğünü kaydetmekteydi[83]. 1918 yılı sonunda Rum-Ermeni İttihadı Komitesi kurulmuştur[84].
Bu arada İngiliz Yüksek Komiserliği, Ermeni ileri gelenleri ve patrikhane temsilcilerinin istekleri doğrultusunda Osmanlı Hükümetinden, hapishanelerdeki Ermeni komitecilerin serbest bırakılmasını talep etti. Bunun üzerine Tevfik Paşa Hükümeti 22 Ocak 1919’da vilayet ve mutasarrıflıklara şifre telgraf göndererek, siyasî suçlardan dolayı mahkum olmuş Ermenilerin bir an evvel serbest bırakılmasını istedi[85]. Böylelikle Anadolu’daki muhtelif hapishanelerden yüzlerce Ermeni komitecisi salıverildi[86].
1919 yılı başından itibaren İstanbul’da Ermenistan Hükümet temsilcileri ile Kafkasya’dan gelen Ermeni komitecilerin teşkilatlanma hususundaki faaliyetleri dikkat çekmekteydi. Ermenistan Hükümet temsilcileri Ermeni patriği ile görüşerek, Osmanlı Hükümeti ile bütün ilişkilerin kesilmesi, Ermenistan ve Ermeni muhacirleri için para toplanması, Bulgaristan ve Romanya’daki Ermenilerin Osmanlı tebaası olarak kaydettirilerek, 1919 seçimlerine katılımlarının sağlanması, Ermeni ve Rum milletleri arasında birlik ve beraberliğin tesis edilerek, Türklere karşı ortak hareket edilmesi hususlarında telkin ve tavsiyelerde bulunmaktaydılar[87]. Yine bu kişiler Haziran 1919 başında İstanbul’daki Ermeni ileri gelenleri ile bir araya gelerek, Dr. Davidyan’ın başkanlığı altında bir toplantı düzenlediler. Toplantıda patrikhanenin Osmanlı Hükümeti ile ilişkileri, İstanbul’da kurulacak Ermeni teşkilat ve oluşumları hakkında görüş alış verişinde bulunuldu ve bu konularda karar mercii olmak üzere bir heyet seçildi[88]. Ermenistan Hükümet temsilcilerinin yanı sıra Kafkasya’dan gelen Ermeni komitecileri de İstanbul’daki teşkilatlanma ile yakından ilgilenmekte, propaganda faaliyetleri yürütmekteydiler. Nitekim İstanbul Polis Müdüriyeti Ağustos 1919’da Kafkasya’dan İstanbul’a gelen Taşnak Komitesi üyesi Şirvanzade’yi yakın takibe almış ve bu kişinin İstanbul’da bir çok kimse ile görüştüğünü, görüşmelerde sürekli olarak “Ermeni tehcir ve taktili”nden bahsederek, Türkler aleyhinde propaganda yaptığını, Ermeni komite teşkilatlarına yeniden işlerlik kazandırılması hususunda telkinlerde bulunduğunu tespit etmişti.[89]
Anadolu’daki pek çok hapishaneden salıverilen ve sayıları yüzleri bulan Ermeni komitecileri kısa bir süre içerisinde İstanbul’da toplanarak, bir yanda patrikhane ve İngiliz sefarethanesi diğer yanda Ermenistan’dan gelen hükümet temsilcileri ve komitecilerin yardımlarıyla teşkilatlarını kısa sürede tamamladılar. Mütareke döneminde İstanbul’da istihbarat kayıtlarına[90] geçmiş, üç Ermeni komitesi mevcuttur. İlki, kurulduğu günden itibaren Cenevre’deki merkez-i umumi tarafından yönlendirilen Hınçak Komitesi olup, komitenin İstanbul şubesi başkanlığını Tahtacıyan, ikinci başkanlığını ise Ablağniyan (?) yapmaktaydı. Ermenice bir gazetenin imtiyaz sahibi olan Vartatles Vakyan, Ş. Misakyan, Antranik, Muşlu Muhtar Şahikyan, Kirkor Tabakyan, Dişçi Vahram Etmekçiyan adlı kimseler komitenin önemli üyeleri arasında yer almaktaydı[91]. Komite mütareke yılları boyunca Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa, Tevfik Paşa, Mustafa Arif Bey gibi önde gelen devlet adamlarını öldürmek üzere bir takım suikast planları yaptı. Bu suikastleri icra etmek üzere Anadolu’dan fedailer getirtti[92]. Bu fedailerden ikisine ait fotoğrafların arkasında bulunan şu yazı dikkat çekiciydi: “Ulusun her yerde birdir. Namuslular ki kendi milleti ve aziz vazifesi uğrunda feda olur.”[93]
Mütareke döneminde İstanbul’da faaliyet gösteren ikinci önemli Ermeni komitesi Taşnak Komitesidir. Komitenin İstanbul şube başkanlığını, İran teb’asından Dişçi Vahram Etmekçiyan ile Ş. Misakyan yapmaktaydılar. Bu kişiler aynı zamanda yukarıda görüldüğü üzere Hınçak Komitesi İstanbul şubesinin üyeleri arasında yer almaktaydılar. A. Mikderyan, Katırcıoğlu Han’ında yazıhanesi bulunan Agop, Kitapçı Vahan, Aram Kitabciyan, Ohannes Yığışıkyan ve Arşak komitenin önde gelen üyeleriydiler[94]. Taşnak Komitesinin en önemli faaliyeti, savaş yıllarında Ermenileri katlettikleri gerekçesiyle, İttihat ve Terakki ileri gelenlerini, bazı vali ve mutasarrıfları, ordu ve kolordu komutanlarını ölüm listelerine alarak, bulundukları yerlerde öldürtmek oldu[95]. Nitekim 15 Mart 1921’de Berlin’de Talat Paşa, bu tarihten bir buçuk ay sonra yine Berlin’de Bahaeddin Şakir ve Azmi Beyler, 6 Aralık 1921’de Roma’da Said Halim Paşa ve son olarak 21 Temmuz 1922’de Tiflis’de Cemal Paşa Taşnak Komitesi mensuplarınca öldürüldüler.
İstihbarat kayıtlarına geçen son Ermeni teşkilatı Ermeni Müdafaa Komitesi’dir. Bu komite Hınçak ve Taşnakların gölgesinde kalmış olup, çok fazla etkinlik gösterememiştir. Komite Anadolu’nun güney bölgelerinden ve Kafkasya’dan İstanbul’a gelen mülteciler tarafından kurulmuş olup, başkanlığını Ermenice gazetelerin birinde ser mürettip olarak çalışan Dikran Doğramacıyan yapmaktaydı[96].
Ermeni komiteleri teşkilatlarını tamamladıktan sonra, ilk iş olarak İtilaf Devletlerine ve özellikle de İngilizlere İstanbul’daki gizli Türk grupları ile ilgili bilgiler sağlamak üzere istihbarat hücreleri oluşturdular. Müdafaa-i Milliye Grubu istihbarat elemanlarının tanzim ettikleri istihbarat belgelerinde bu hücrelerde bulunan bazı Ermeni komiteciler hakkında şu bilgiler mevcuttu[97]:
Harutyun Minasyan: Mütarekeden sonra İstanbul’a gelmiş ve pek çok Türk’ü İngilizlere ihbar etmiş, bir süre İngiliz sefarethanesinde çalışmıştır.
Agop Minasyan: Üsküdar’da eczacılık yapmaktadır.
Kaldest Veledi Mardiros: Harb-ı umumide sahte Alman üniforması ile yakalanmış ve hapse mahkum edilmişti.
Çınaryan: Topkapı Hınçak Kulübü reislerindendir.
Civanyan: Uzunköprülü olup, aynı zamanda Ermeni suikastçilerindendir.
Ermeni komiteleri teşkilatlanma sürecinden sonra yoğun bir biçimde silahlanmaya başladılar. Silah ve cephaneler çoğunlukla Cenevre’deki Hınçak Genel Merkezi tarafından deniz yoluyla İstanbul’a gönderilmekte ve Kumkapı sahilinden şehre dağıtılmaktaydı. Nitekim 14-15 Haziran 1919 gecesi Ermeni komitecileri bu şekilde İstanbul’a getirilen üç çuval cephaneyi Kumkapı sahilinden karaya çıkarırken Osmanlı askeri birliklerince yakalanmışlardı[98]. İstanbul’a getirilen silah, cephane ve patlayıcı maddeler genellikle Kumkapı ve Üsküdar’daki Ermenilere ait yetimhanelerde ve Ermeni muhacirlerinin yerleştirildiği evlerde saklanmaktaydı[99]. Ermenilerin bu kadar yoğun bir biçimde silahlanması bir süre sonra İtilaf işgal yönetimini bile rahatsız etti. Bu yüzden İngiliz askerleri 2 Nisan 1921’de Beyoğlu’nda Ermenilerin ikâmet ettikleri evleri aradılar ve buldukları silah, cephane ve patlayıcı maddelere el koydular[100].
Ermeni komiteleri teşkilatlanma ve silahlanma faaliyetlerini tamamladıktan sonra asıl amaçları olan terör faaliyetlerine başladılar. Öncelikli hedef olarak İstanbul Polis Müdüriyeti istihbarat birimlerinde görev yapan polis memurlarını seçtiler. Baş Komiser Artin Efendi ile üçüncü sınıf memur İhsan Vahe Efendiler, İstanbul Taşnak Şubesi başkanı Vahram Etmekçiyan ve Arşak tarafından, ikinci sınıf memur Bulgar Dimitri, Ş. Misakyan ve iki arkadaşı tarafından Beyoğlu’nda ve üçüncü sınıf memur Ömer Efendi kimliği tespit edilemeyen Ermeni komitecileri tarafından Kumkapı’da öldürüldüler. Baş Komiser Ali Rıza Efendi ise ailesiyle birlikte Çengelköy civarında gezerken silahla yaralandı. Sözü edilen bütün bu öldürme ve yaralama olaylarının faillerinin hiç biri yakalanamadı.[101]
Ermeni komitecileri Osmanlı polis memurlarından başka Avrupa’ya gitmek üzere İstanbul’a uğrayan Azerbaycan ticarî mümessili Behbud Han Civanşir’i[102] hedef olarak seçtiler. Komiteciler, herkes tarafından tanınan ve bilinen bir kişinin öldürülmesini, Türk ve Avrupa kamuoyunda ses getirmek açısından önemsemekteydiler. Bu amaçla Torlakyan adlı Ermeni komitecisi, Fransızlar tarafından uzaktan korunan Civanşir’i 18 Temmuz 1921’de Pera Palas Oteli önünde öldürdü[103]. Fransız polisleri tarafından yakalanan[104] Torlakyan, İtilaf Devletlerinin kurduğu bir mahkemede yargılanmaya başladı. İngiliz askeri savcısı Rickatson-Hatt mahkemede Torlakyan için ölüm cezası talebinde bulundu. Ancak Hatt aynı gün, İngilizler tarafından görevden alındı ve İngiltere’ye gönderildi. Yerine gelen savcı sanığın beraatını istedi ve Torlakyan serbest bırakıldı. Ermeni komitecileri onu hemen Amerika’ya gönderdiler[105].
1921 yılının ikinci yarısına doğru, Anadolu’da Mustafa Kemal (ATATÜRK) ve Türk ordusunun zaferler kazanmaya başlamasıyla birlikte, Ermeni komiteciler İstanbul’u terk etme hazırlıklarına başladılar. Ancak buradan ayrılmadan önce son bir eylem gerçekleştirmek niyetindeydiler. Bunun için Kınalıada ve Büyükada’da silah ve patlayıcı maddeler depo etmeye başladılar[106]. Kınalıada’da bir Ermeni kulübü açıldı ve burada Karabağ’dan gelen komiteciler tarafından Ermeni gençlerine bomba eğitimi verildi[107]. Komiteciler İstanbul’dan ayrılmadan önce büyük yangınlar çıkarmak üzere bir takım planlar yaptılar[108]. Bunlardan zamanında haberdar olan Türk polisi Beyoğlu’nda elektrikle aydınlatma yapılan bir Ermeni kadının evinde sekiz kasa yağ ve on altı teneke gaz buldu[109].
Planladıkları eylemleri gerçekleştiremeyen Ermeni komitecileri 1922 yılının sonlarına doğru İstanbul’u terk etmeye başladılar[110]. Bir kısmı maddi imkânlarına göre 25 ile 550 Lira arasında değişen ücretler ödeyerek Fransız pasaportu sağladılar[111]. Maddi imkânları yerinde olmayanlar ise, pek çok Rum ve Rus mültecisi gibi, İngilizlerin Çanakkale’ye ücretli asker sevk etmesini fırsat bilerek, 50’şer Lira karşılığında asker olarak yazıldılar[112]. Nitekim Kasım 1922’de 300[113], Aralık 1922 başlarında Victorya vapuruyla 130, Avera vapuruyla 270[114], 8 Mart 1923’de 100, 9 Mart 1923’de 240[115] Ermeni ve Rum İngilizlerce Çanakkale’ye sevk edildi. Dolayısıyla 1922 yılı Mart ayı ortalarına gelindiğinde artık İstanbul’da Ermeni komite mensubu kimse kalmamış oluyordu.
Sonuç
13 Kasım 1918’de İstanbul’un işgali ile birlikte Anadolu’nun pek çok yerinde hapishanelerden serbest bırakılan ve Kafkasya’dan gelen Ermeni komiteciler, İtilaf işgal yönetiminin de yardımlarıyla Hınçak, Taşnak ve Ermeni Müdafaa Komitesi adları altında teşkilatlarını tamamlayarak, faaliyete giriştiler. İşgalin hemen akabinde İngilizler tarafından örgütlenen İtilaf polis teşkilatında da aktif görevler alan Ermeni komitecilerinin mütareke dönemindeki faaliyetlerini üç noktada toplamak mümkündür.
1) Komiteciler polis kıyafeti altında şehirde asayiş ve güvenliği sağlamak bir yana, Türklerin can ve mal emniyeti açısından ciddi tehdit oluşturdular. Türkler sürekli tahrik edilerek, şehirde kaos ve asayişsizlik yaratılmaya çalışılmıştır.
2) Komiteciler bu dönemde Osmanlı polis memurlarını öldürme ve yaralama gibi terör faaliyetlerine başvurmuşlardır. Bu eylemler özellikle gayri müslim polis memurlarına yöneltilmiş, bu şekilde komitecilik zihniyeti taşımayan, ülkesine bağlı unsurlara göz dağı verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Osmanlılık bilincinin son örnekleri de yok edilmeye çalışılmıştır.
3) Bu dönemde kimlik ve din bilinci oluşmamış pek çok Türk çocuğu Ermeni oldukları iddiasıyla ailelerinden zorla alınmış, kiliselerde ve yetimhanelerde Hıristiyanlaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece nüfus dokusu Türkler aleyhine çevrilmeye gayret edilmiştir. Bu çocukların hepsinin geri alınabilmesi mümkün olamamış, dolayısıyla pek çok Türk ailesi onulmaz acılar içinde kalmıştır.
[1] Recep Şahin, Tarih Boyunca Türk İdarelerinin Ermeni Politikaları, İstanbul 1988, s. 39-42.
[2] 19. yy. ın ortalarında Anadolu’daki 166 ithalatçının 141’i Ermeni, 12’si çeşitli uyruklu ve sadece 13’ü Türk, 9.800 dükkân sahibi ve zanaatkârın 6.800’ü Ermeni, 2.550’si Türk, 37 bankacının 32’si Ermeni’ydi. Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Bilgi Yayınevi, İstanbul 1988, s. 108.
[3] Bayram Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, İstanbul 1983, s. 175.
[4] Gürün, Ermeni Dosyası, s. 94.
[5] Meselenin enternasyonalize edilmesi süreci, Avrupa Devletlerinin ıslahat hususunda baskıları ve Osmanlı Devleti’nin tavrı hakkında geniş bilgi için bkz. Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı 1878–1897, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 1986. ; Ali Karaca, Anadolu Islahâtı ve Ahmet Şakir Paşa, Eren Yayıncılık, İstanbul 1993.
[6] 1874–1884 yılları arasında İstanbul Patrikliği görevini yürüttü.
[7] İsyanları tertip edilmesinde Ermeni Patrikhanesi ve kiliselerinin etkinlikleri hususunda bkz. Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 174-180.; Erdal İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları, Ankara 1996, s. 39-55.
[8] Komiteler için bkz. Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 432–450.
[9] Gürün, Ermeni Dosyası, s. 172–174.
[10] Ermeni isyanları hakkında geniş bilgi için bkz. Ermeni Komitelerinin A’mal ve Harekât-ı İhtilâliyesi İlân-ı Meşrutiyyetten Evvel ve Sonra, Hazırlayan: Erdoğan Cengiz, Ankara 1983, s. 23–58. ; Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, s. 458–550. ; İhsan Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1984, s. 92–127. ; Gürün, Ermeni Dosyası, s. 183–231.
[11] Bu bölgede Ermeni komitelerince Türk halkına uygulanan mezalim için bkz. Kâzım Karabekir, 1917–1920 Arasında Erzincan’dan Erivan’a Ermeni Mezâlimi, Emre Yayınları, İstanbul 2000. ; Muammer Demirel, Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri (1914–1918), Genelkurmay Basımevi, Ankara 1996. ; Nurcan Yavuz, İşgal ve Mezalimde Erzincan, Erzincan Belediyesi Yayınları, Ankara 1995.
[12] Nuri Paşa komutası altındaki Kafkas İslâm Ordusu Temmuz 1918’de başlattığı ileri harekâtı Eylül ayı sonlarında Bakü’yü alarak başarılı bir biçimde tamamlamıştı.
[13] Mütareke görüşmeleri ve maddeler için bkz. Âli Türkgeldi, Moudros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1948, s. 62–71. ; Türk İstiklâl Harbi Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı I, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları, Ankara 1992, s. 42-54.
[14] M. Tayyib Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1959, s. 3.
[15] Mütarekenin 7. maddesi şu şekildeydi: “Müttefikler emniyetlerini tehdit edecek vaziyet zuhurunda herhangi sevkülceyş noktasını işgal hakkını haiz olacaklardır.” Türkgeldi, Moudros ve Mudanya..., s. 70.
[16] Türk İstiklâl Harbi Mondros..., s. 167-168.
[17] Oysa mütareke görüşmeleri esnasında Amiral Calthorpe, Rauf Bey’e “Hükümet-i Osmaniye asayişi ve müttefikîn tebaasının can ve malını muhafazaya muktedir oldukça İstanbul’un kat’iyyen işgali mevzu bahs olamayacağı”nı taahhüt etmişti. Türkgeldi, Moudros ve Mudanya…, s. 66-67.
[18] Türk İstiklâl Harbi Mondros..., s. 180.
[19] Bilge Criss, İşgal Altında İstanbul 1918–1923, İletişim Yayınları, İstanbul 1993, s. 96.
[20] Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Hatıraları Kaleme Alan: Samih Nafiz Kansu, Sebil Yayınevi, İstanbul 1996, s. 218.
[21] Galip Kemalî Söylemezoğlu, Başımıza Gelenler Yakın Bir Mazinin Hatıraları Mondrosdan Mudanyaya 1918–1922, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1939, s. 22-24. Galip Kemalî Bey buradaki görevinden İzmir’in işgali üzerine 19 Mayıs 1919’da istifa etti. Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1993, s. 25.
[22] Komisyon çalışmaları için bkz. Söylemezoğlu, Başımıza Gelenler..., s. 22-105. ; Türk İstiklâl Harbi Mondros..., s. 187.
[23] 1920’de İstanbul’un nüfusu 1.200.000 civarında olup, bunun 560.434’ü Müslüman, 384.689’u Rum, 118.000’i Ermeni ve 44.765’i Yahudi’ydi. İstanbul 1920, Editör: Clarence Rıchard Johnson, M.A., Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1995, s. 24-27. ; Criss, İşgal Altında İstanbul, s. 39.
[24] İşgalin hemen ertesinde Zekeriya Sertel hatıralarında İstanbul’daki Türklerin psikolojisini şöyle tasvir eder: “Sokaklarda süngülü düşman askerleri dolaşıyordu. Şehir bir karanlığa gömülmüştü. İstanbul halkı, evi barkı yanmış, çırılçıplak sokakta kalmış bir insan durumundaydı. Ağır bir matem havası esiyordu. Kimse gülmüyor, kimse rahat ve geniş nefes alamıyordu. İnsanlar sevgiyi, gülmeyi, neşeyi, yaşamayı unutmuştu. Şehre çöken kâbus, kalpleri dondurmuş, hayatı durdurmuştu.” Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Remzi Kitabevi, İstanbul 2000, s. 73.
[25] Türk İstiklâl Harbi Mondros..., s. 123.
[26] 4 Kasım 1918’de Aydın Mebusu Emanuel Emanuelidi, Çatalca Mebusu Tokinidis ve İzmir Mebusu Vangel Efendiler bir takrir vererek, buradaki esaslar hakkında hükümetin düşüncelerini ve alınacak tedbirleri sordular. Takrir şöyledir: “Meclis-i Mebusan Riyaset-i Aliyyesine,
Malumu Âlileri olduğu üzere, memlekette beş seneden beri icraatı hükümet namı altında tarihte emsali tesadüf edilemeyen bir çok ahvali elime görülmüştür:
Ermeni milletine mensub olmaktan başka hiçbir cürümleri bulunmayan bir milyon nüfus, kadınlar ve çocuklar ile istisna edilmeyerek katil ve itlaf edilmişdir.
Laakal kırk asırdan beri memlekette medeniyetin âmili hakikisi olan Rum unsurlarından iki yüz elli bin nüfus, hududu Osmaniden tart edilerek malları müsadere edilmişdir.
Badelharb beş yüz elli bin Rum nüfus daha, Karadeniz, Çanakkale, Marmara ve Adalar denizleri sevahil ve havalisinde ve sair mahallerde katl ve imha edilmiş ve malları da zabt ve gasb edilmişdir.
Memlekette anasırı gayrı müslime icrayı ticaretten men edilmiş ve ticaret yalnız erbabı nüfuzun yeddi inhisarına terkedilmiş olmakla bu yüzden bütün efradı millet âdeta soyulmuşdur.
Mebusandan Zöhrap ve Varteks Efendiler ifna edilmişdir.
Arap kavmi necibine karşı reva görülen sui muamelat şimdiki felaketlerin sebeplerini teşkil etmiştir.
Seferberlik vesilesi ile teşkiledilen, amele taburu efradından iki yüzelli bin kişinin açlık ve mahrumiyetten müteessiren telef olmalarına sebebiyet verilmişdir.
Failler hakkında Hükümeti Cedidenin malumatı neden ibarettir, işin mahiyeti hakkında ne tasavvur etmektedir ve ittihaz edebileceği tedabire ne vakit mübaşeret eyleyecekdir.” Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre: 3, İctima Senesi: 5, c. 1, TBMM Basımevi, Ankara 1992, s. 109.
[27] Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, s. 16.
[28] Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, c. I, Ankara 1998, s. 110. Ayrıca İtilaf Devletlerinin İstanbul’daki idari ve askeri örgütlenmesinin şematik gösterimi için bkz. Criss, İşgal Altında İstanbul, s. 112-114.
[29] Bilâl Şimşir, Sürgünleri, Milliyet Yayınları, 1976, s. 56. ; Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, s. 39.
[30] Salâhi Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995, s. 134.
[31]Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, s. 218. ; Söylemezoğlu, Başımıza Gelenler..., s. 92.
[32] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Dahiliye Emniyet-i Umumiye Asayiş Kalemi (DH.EUM.AYŞ), 15 / 5, Maltepe Jandarma Karakol Kumandanlığınca düzenlenen tutanak (26 Nisan 1335).
[33] BOA, Dahiliye Kalem-i Mahsus (DH. KMS), 49-2 / 25, İstanbul Polis Müdiriyeti Umumiyesi’nden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (3 Haziran 1335).
[34] BOA, DH. KMS. 49-2 / 25 İstanbul Polis Müdiriyeti Umumiyesi’nden Dahiliye Nezaretine arz (3 Haziran 1335).
[35] BOA, DH.EUM.AYŞ, 56 / 44, İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz (20 Eylül 1337).
[36] Bu tabir mütareke dönemi İstanbul gazetelerinin çoğunda kullanılmakta olup, İttihatçı aleyhtarlığının bir ifadesiydi.
[37] Sabah, 3 Şubat 1919 (3 Şubat 1335).
[38] Kemalettin Şükrü, Mütareke Acıları, Selâmet Matbaası, İstanbul 1930, s. 69-70.
[39] Şimşir, Sürgünleri, s. 56.
[40] F.O 371/4174/118377’den naklen Şimşir, Malta Sürgünleri, s. 57-58.
[41] Ahmet Ağaoğlu, Behbud Han Civanşir’in İstanbul’da bir Ermeni komitecisi tarafından öldürülmesi üzerine, 21 Eylül 1921 tarihli İstikbal gazetesinde bir makale yayınladı. Ağaoğlu makalesine kendisinin de Ermeni komitelerinin ölüm listelerinde bulunduğunu öğrendikten sonra, bunu tahkik etmek üzere Sivas eski Mebusu Barsamyan Efendi’yi ziyarete gittiğini ifade eder. Bu ziyaret esnasında Barsamyan Efendi’nin İngiliz listelerinde bulunan kişilerin Ermeni komitelerince öldürülme vakaları ile ilgili şu sözlerini aktarır: “Efendim bu işleri yapanlar Taşnak Fırkasına mensup olanlardır. Benim ve Zaven Efendi’nin bu fırka ile alakamız yokdur. O[nlar] bizi de tehdid ediyor. Maamafih sıra size gelmeye kadar pek çok zaman geçer.” İstikbal, 21 Eylül 1921.
[42] Şimşir, Sürgünleri, s. 49.
[43] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Atatürk Serisi, İstanbul 1998, s. 162.
[44] Eski Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in yargılanma süreci hakkında bkz. Nejdet Bilgi, Ermeni Tehciri ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey’in Yargılanması, Köksav, Ankara 1999, s. 95–145.
[45] Nedim İpek, “Birinci Dünya Savaşı Esnasında Karadeniz ve Doğu Anadolu’da Cereyan Eden Göçler”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, S.12 /1 (Mayıs 1999), Samsun, s. 191–192.
[46] BOA, Dahiliye Şifre Kalemi (DH.ŞFR), 54 / 150, Maarif-i Umumiye Nezaretinden Vilayet ve Mutasarrıflıklara Şifre (13 Haziran 1331).
[47] Yavuz Selim Karakışla, “Kadınları Çalıştırma Cemiyeti Himayesinde Savaş Yetimleri ve Kimsesiz Çocuklar “Ermeni” mi, “Türk” mü?”, Toplumsal Tarih, S. 69 (Eylül 1999), s. 46-47.
[48] BOA, DH. ŞFR. 54-A / 325, Dahiliye Nezaretinden Halep Valisi Bekir Sâmi Bey’e şifre (27 Temmuz 1331). ; BOA, DH. ŞFR. 68 / 95. Dahiliye Nezaretinden Kayseri Mutasarrıflığına şifre (10 Eylül 1332).
[49] Mütareke döneminin Ermenice gazetelerinden bazıları şunlardı: Jamanak, Nor Geang, Yerguir, Hayrenik, Verçin Lur , Jogovurt ve Azadamart.
[50] Haberi aktaran Söz, 17 Teşrin-i Sani 1334 (17 Kasım 1918).
[51] Sabah, 9 Kanun-ı Sâni 1335 (9 Ocak 1919).
[52] Yeni İstanbul, 9 Kanun-ı Sâni 1335 (9 Ocak 1919).
[53] BOA, DH. ŞFR. 94 / 56. Dahiliye Nezaretinden Adana Vilayetine şifre (9 Kanun-ı Evvel 1334). ; BOA, DH. ŞFR. 95 / 163. Dahiliye Nezaretinden vilayet ve mutasarrıflıklara şifre (18 Kanun-ı Sâni 1335).
[54] BOA, DH. ŞFR. 96 / 76. Dahiliye Nezaretinden Kayseri Mutasarrıflığına şifre (8 Şubat 1335).
[55] BOA, DH. ŞFR. 96 / 87. Dahiliye Nezaretinden vilayet ve mutasarrıflıklara şifre (6 Şubat 1335). ; BOA. DH. ŞFR. Dahiliye Nezaretinden Canik Mutasarrıflığına şifre (8 Şubat 1335).
[56] BOA. DH. EUM. AYŞ. 4 / 16. Konya Vilayetinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (9 Nisan 1335).
[57] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 030.10 / 108.709.7. Büyük Millet Meclisi İcra Vekilleri Heyet-i Riyâsetinden Doktor Adnan Bey’e tahrirat (28.12.1338).; Cemiyet-i Akvam ve Türkiye’de Ermeni ve Rumlar, Muhacirîn Müdiriyet-i Umumiyesi Neşriyatından: 6, İstanbul 1337, s. 40-41.
[58] BCA, 030.10 / 108.709.7. Büyük Millet Meclisi İcra Vekilleri Heyet-i Riyâsetinden Doktor Adnan Bey’e tahrirat (28.12.1338). Dahiliye Nezareti’ne bağlı Muhacirin Müdiriyeti’nin yukarıda zikr edilen eserinde ve Celâl Bayar anılarında bu çocukların sayısının 339 olduğu ve sadece 165’nin geri alınabildiği ifade edilmektedir. Cemiyet-i Akvam ve Türkiye’de Ermeni..., s. 41. ; Celâl Bayar, Ben de Yazdım, c. 5, İstanbul 1967, s. 1503.
[59] Cemiyet-i Akvam ve Türkiye’de Ermeni..., s. 45-46.
[60] BOA. DH. ŞFR. 96 / 248. Dahiliye Nezaretinden vilayet ve mutasarrıflıklara şifre (20 Şubat 1335).
[61] Ayrıntılar için bkz. Şükrü, Mütareke Acıları, s. 70-74.
[62] Şükrü, Mütareke Acıları, s. 75-76.
[63] BOA. Dahiliye Emniyet-i Umumiye 6. Şube (DH. EUM 6. Şb.). 47 / 61 (12 Kanun-ı Sâni 1335)
[64] BOA. DH. EUM. AYŞ. 48 / 11 (17 Kanun-ı Sâni 1335).
[65] BOA. DH. İUM. (Dahiliye Nezareti İdare-i Umumiye), 19-7 / 1-5 . İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (6 Nisan 1335).
[66] BOA. DH. KMS. 52-2 / 79 İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (28 Nisan 1335). , Karakışla, “Kadınları Çalıştırma Cemiyeti Himayesinde..., s. 49-51. ; Zekeriya Türkmen, “İşgal Yıllarında İstanbul’daki Uygulamalar: Mütareke Döneminde Ermeniler Tarafından Türk Çocuklarının Kaçırılması ve Hıristiyanlaştırılması”, KÖK Araştırmalar, c. II, S. 2 (Güz 2000), s. 270-274.
[67] Halide Edip Adıvar Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde Amerikalıların Bebek’te Near East Relief Center (Yakın Doğuya Yardım Merkezi) adı altında bir kurum oluşturduklarını ve burada durumu şüpheli çocukların milliyetlerini tespit ettiklerini yazar. Bu kurumu incelemek üzere Nakiye Hanım’ı görevlendirdiklerini, inceleme sonucunda bir çok Türk çocuğunun Ermeni olarak yazıldığını öğrendiklerini, ancak Türk çocukları ile ilgili kayıtların savaş sırasında yanmasından dolayı bu duruma engel olmak üzere bir şey yapamadıklarını kaydeder. Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, Atlas Kitabevi, İstanbul 1979, s. 22-23.
[68] BOA. DH. KMS. 52-2 / 79 İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (22 Mayıs 1335). Karakışla, “Kadınları Çalıştırma Cemiyeti Himayesinde..., s. 50-51. ; Türkmen, “İşgal Yıllarında İstanbul’daki..., s.271-273.
[69] BOA. DH. KMS. 52-2 / 79. Dahiliye Nezaretinden Sadarete arz tezkiresi (24 Mayıs 1335). Karakışla, “Kadınları Çalıştırma Cemiyeti Himayesinde..., s. 51. ; Türkmen, “İşgal Yıllarında İstanbul’daki..., s. 273.
[70] BOA. Meclis-i Vükela Mazbataları (MV.) 215 / 129 (28 Mayıs 1335).
[71] BOA. DH. EUM. AYŞ. 25 / 10. Dahiliye Nezareti’ne arz (27 Teşrin-i Evvel 1335).
[72] BOA. DH. İUM. 19-15 / 1-34. İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesi’nden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (9 Kanun-ı Sâni 1337).
[73] BOA. Dahiliye Seyrü Sefer Kalemi (DH. SSM), 37 / 59 (15.7. 1335).
[74] BOA. DH. EUM. AYŞ. 53 / 64. Dahiliye Nezaretinden İstanbul Polis Müdiriyeti’ne tezkire (22 Mayıs 1337).
[75] 1920’de İstanbul’daki yetimhanelerdeki çocuk sayıları şöyledir: Ermeniler: 3.827, Türkler: 2.798, Rumlar: 1.548, Yahudiler: 279, Ruslar: 280, İstanbul 1920, s. 199.
[76] Cemiyet-i Akvam ve Türkiye’de Ermeni..., s. 43-45.
[77] BOA. MV. 222 / 207 (21 Kanun-ı Evvel 1337).
[78] Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımlar, c. II, İstanbul 1975, s. 48-49.
[79] Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s. 383 Dip not no: 5.
[80] Zaven Efendi 1898-1906 yılları arasında Erzurum’da, 1910’da Van’da, 1909-1913 yılları arasında Diyarbakır’da piskopos olarak çalıştı. Eylül 1913’de İstanbul Patriği seçildi. Savaş içinde zararlı faaliyetleri nedeniyle 1916’da Bağdat’a gönderildi. Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’a döndü.
[81] Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s. 163.
[82] Pontus Meselesi, Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü, Ankara 1338, s. 36.
[83] Âti, 19 Kanun-ı Evvel 1334 (19 Aralık 1918).
[84] Bayar, Ben de Yazdım, c. 5, s. 1449.
[85] BOA. DH. ŞFR. 95 / 212. Dahiliye Nezaretinden vilayet ve mutasarrıflıklara şifre (22 Kanun-ı Sâni 1335).
[86] Meselesi, s. 41.
[87] BOA. DH. KMS. 49-2 / 30. İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (10 Haziran 1335).
[88] BOA. DH. KMS. 49-2 / 30. İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (12 Haziran 1335)
[89] BOA. DH. KMS. 49-2 / 59 İstanbul Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (13 Teşrin-i Evvel 1135 ve 28 Teşrin-i Evvel 1335).
[90] Bu istihbarat kayıtları (bilgi notları) Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi’nden elde edilmiş olup, mütareke döneminde İstanbul’da faaliyet gösteren gizli Türk gruplarına mensup istihbarat elemanlarınca düzenlenmiştir. Dolayısıyla çoğunda kim tarafından düzenlendiğine dair bilgi ve tarih mevcut değildir. Ancak bazı belgelerin Müdafaa-i Milliye (M.M.) Grubu ileri gelenlerinden ve de 1921 yılı Ocak ayından itibaren grubun başkanı Hüsamettin (ERTÜRK) Bey’e arz edilmiş olmasından hareketle, bu istihbarat kayıtlarının M.M. Grubuna ait olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim söz konusu arşivdeki belgeleri kullanarak “Milli Mücadele Yıllarında İstanbul’da Faaliyet Gösteren Gizli Gruplar” unvanlı doktora tezini hazırlayan Mesut Aydın da bu arşivdeki kayıtların M.M. Grubuna ait olduğunu ifade etmektedir. Mütareke yılları boyunca faaliyet yürüten gizli Türk grupları hakkında bkz. Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, s. 204-470. ; Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımlar, C: II, s. 6-472. ; Mesut Aydın, Milli Mücadele Yıllarında İstanbul’da Faaliyet Gösteren Gizli Gruplar, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara 1989.
[91] Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi (TİTE), 52 / 134.
[92] TİTE, 55 / 61. ; TİTE, 52 / 134.
[93] TİTE, 52 / 134.
[94] TİTE, 59 / 46.
[95] TİTE, 52 / 146.
[96] TİTE, 59 / 99.
[97] TİTE, 59 / 125. ; TİTE, 60 / 31.
[98] BOA. DH. KMS. 49-2 / 32 Harbiye Nezaretinden Dahiliye Nezareti’ne tezkire ( 23 Haziran 1335).
[99] TİTE, 59 / 130.
[100] TİTE, 55 / 68.
[101] TİTE, 59 / 89. ; TİTE, 60 / 24.
[102] Civanşir’in Ermeni komite mensubu bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine Ahmet Ağaoğlu, İstikbal gazetesinde, onun hakkında bir makale yazdı. Bu makaleye göre, Civanşir, Karabağ’ın son müstakil hanı İbrahim Han’ın soyundan gelmekteydi. Rusya’da başladığı eğitimini Almanya’da tamamlamış ve ardından Azerbaycan’a dönerek Bakü petrollerini işleyen İngiliz ve Norveç şirketlerinde yöneticilikler yapmıştı. Bolşevik İhtilali sonrası tutuklanmış ancak iş tecrübesi ve yetenekleri dikkate alınarak serbest bırakılmış ve Bakü petrol sahasındaki işletmeler onun denetimine verilmişti. Civanşir bazı ticari muameleleri çözümlemek için Avrupa’ya gitmek üzere İstanbul’a uğramıştı. İstikbal, 21 Eylül 1337 (21Eylül 1921)
[103] BOA. DH. İUM. 20-28 / 14-53. Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (19 Temmuz 1337).
[104] BOA. DH. İUM. 20-28 / 14-53. Polis Müdiriyet-i Umumiyesinden Dahiliye Nezareti’ne arz tezkiresi (19 Temmuz 1337).
[105] Süreyya Ağaoğlu, Bir Ömür Böyle Geçti, İstanbul 1975, s. 27-29.
[106] TİTE, 52 / 133. ; TİTE. 56 / 132. ; TİTE. 59 / 50.
[107] TİTE. 59 / 50. ; TİTE. 59 / 128. ; TİTE. 52 / 142.
[108] TİTE. 52 / 148.
[109] TİTE. 59 / 161.
[110] TİTE. 55 / 173.
[111] TİTE. 59 / 152.
[112] TİTE. 58 / 25.
[113] TİTE. 52 / 168. ; TİTE. 60 / 4.
[114] TİTE. 46 / 70.
[115] TİTE. 58/ 25.
|