| |
SÖYLEŞİ:
E. Büyükelçi Yüksel Söylemez’in Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Başkanı E. Büyükelçi Ömer Lütem ile “Açıkça Konuşalım-İki Büyükelçi Ermeni sorununu Tartışıyor” başlığı altında yaptığı mülakatın Türkçe çevirisi aşağıdadır. (Dipnot : Bu mülakat Turkish Daily News gazetesinin 22 Ekim 2001 tarihli sayısında İngilizce olarak yayınlanmıştır.)
Söylemez: Ermeni Sorunu Türkiye için gitgide artan bir öneme sahip oluyor. Sizin başkanlığınız altında “ Ermeni Araştırmaları Enstitüsü”nü kurmuş olduğu için Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezini tebrik etmek isterim. Anladığıma göre Nisan ayından beri çalışmaktasınız ve Ermenistan, Ermeniler ve Ermeni sorunu hakkında bilimsel araştırmaları teşvik etmeyi amaçlıyorsunuz.
Lütem: Evet doğrudur. Şimdiden dergimizin ilk iki sayısını yayınlamış bulunuyoruz. “Ermeni Araştırmaları-Armenian Studies “başlığını taşıyan bu dergi üç ayda bir, İngilizce ve Türkçe olarak çıkmaktadır. Bu konularda bazı kitaplar yayınlamayı da planlamaktayız.
Söylemez: Bir web siteniz var mı?
Lütem: Evet. web sitemizin adresi www.eraren.org.’dur. Sitemiz faaliyetlerimiz ve yayınlarımız hakkında muntazam olarak güncelleştirdiğimiz bilgileri içermektedir.
Söylemez: Enstitünüz, Ermenilerle ilgili konularda bir çok bilimsel toplantı, seminer ve paneller düzenliyor, değil mi?
Lütem: Evet. Diğer yandan, davet edildikleri zaman üyelerimiz bu konudaki her türlü toplantı, konferans ve panellere de katılıyorlar.
Enstitümüz, Ermeniler ve Ermenistan ile ilgili konulardaki kitapları bir araya getirerek bir kütüphane oluşturmayı amaçlamaktadır. Ayrıca Ermeni sorunu konusunda Arşivlerimiz için mikro filmler de biriktirmeye başladık.
Söylemez: Bu konuyu az bilen Türkler ve Ermeniler için, Ermenilerle olan anlaşmazlığı kısaca nasıl tanımlayabilirsiziniz?
Lütem: Bu anlaşmazlık tarihi bir olayın yorumlanmasından meydana gelmiştir. Ermeni aktivistleri 1915–1916 Ermeni tehcirinin bir soykırım suçu olduğunu veya Ermeni halkı üzerinde bir soykırım etkisi yaptığını iddia etmektedirler. Türk tarihçi ve yazarlarına gelince onlar tehcirin Ermenileri ortadan kaldırmak amacıyla değil aksine onları korumak için savaş bölgelerinden uzaklaştırmak üzere ve aynı zamanda Osmanlı silahlı kuvvetlerinin de güvenliğinin sağlanması için yapıldığı görüşündedirler. Osmanlı Hükümetinin sivil ahaliyi ortadan kaldırmak amacıyla hareket etmediğini gösteren yeterli delil olduğuna inancındayım.
Söylemez: O zaman soykırımın tarifi nedir?
Lütem: Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin ikinci maddesine göre soykırım “ tamamen veya kısmen , milli, etnik, ırki veya dini grupları ortadan kaldırmak amacıyla yapılan hareketler” dır. Osmanlı hükümeti o zaman Ermenileri ortadan kaldırmak amacıyla hareket etmemiştir. İkinci olarak da tehcir soykırım teşkil eden hareketler arasında sayılmamaktadır. Bu nedenle 1915 yılında Ermenilerin tehciri soykırım suçunun tanımlaması içine girmemektedir.
Söylemez: Neden bu sorun yaklaşık bir asır sonra hala canlıdır.?
Lütem: 85 yıl sonra bu olayların hala önemli bir sorun olarak addedilmesini anlamak mümkün değildir. Bu olayların ızdırabını çekenler çoktan ölmüştür. Onların torunlarının Türkiye’ye yerleşip yaşamak gibi bir niyetleri yoktur. Bu nedenle “soykırım” hakkındaki Ermeni iddiaları aslında bazı siyasi hırs ve emeller için bir bahanedir.
Söylemez: Ermenilerin niyeti nedir?
Lütem: Eğer bugün, başta Diaspora olmak üzere Ermeni basınını incelersek Türkiye’ye karşı onların gerçek niyetlerini görebiliriz. Bu niyetlerin dört aşamada gerçekleşmesi düşünülmüştür. Birinci aşamada sözde Ermeni soykırımının uluslararası toplum tarafından, yani büyük güçler ve uluslararası kuruluşlar tarafından, tanınacağı ümit edilmektedir. İkinci aşamada Türkiye’nin, Birleşik Amerika gibi lider devletlerin baskısı altında, Ermeni “soykırımı”nı tanıması amaçlanmaktadır. Üçüncü aşamada Türkiye “soykırım”dan zarar gören kişilere veya onların miraslarına tazminat verecektir. Son aşamada ise, başkan Wilson’un büyük Ermenistan Projesinin canlandırılması amacıyla, Türkiye Doğu Anadolu’dan Ermenistan’a toprak verecektir.
Söylemez: Ermeniler bu savsataya gerçekten inanıyorlar mı?
Lütem: Çoğunluğunun buna inandığı anlaşılıyor. Maalesef devamlı bir beyin yıkama bunu mümkün kılıyor. Bu kişilere göre Türkiye Ermenilere karşı “soykırım” uygulandığını kabul etmeli ve bunun için af dilemelidir. Bazıları bu olayların ”kurbanları” ve onların yakınları için “tazminat “ talep ediyor. Ancak, çok az sayıda Ermeninin Doğu Anadolu’nun Ermenistan’a verilmesi gerektiğine inandığını zannediyorum.
Söylemez: Fransız Parlamentosu Ermeni Kanununu neden kabul etti?
Lütem: Türk Kamu oyu Ermenilere karşı “soykırım” işlendiğini kabul etmiyor ve soykırım iddialarını kendisine yapılmış bir hakaret olarak görüyor. Türkiye veya Türklerin ismini zikretmese de Ermeni “soykırımı”nı tanıyan Fransız kanununa gösterilen tepkiler o derece güçlüydü ki Fransızlar bu kanunu kabul ettiklerine adeta pişman oldular. Türkiye’nin Ermeni “soykırımı”nı tanıyacağını ümit etmek doğru değildir. Bu son derece önemli bir olgudur. Ermeniler “soykırım“ iddialarından vazgeçmedikleri taktirde aramızdaki anlaşmazlığın çözümü mümkün olmayacaktır.
Söylemez: Neden bir süre önce Ermeniler Türk diplomatlarını öldürdüler?
Lütem: Amaç Ermeni iddialarının reklamını yapmaktı. 1973–1985 yılları arasında yabancı ülkelerde 34 Türk diplomatı veya resim görevlisi öldürüldü. Bu kişiler kendilerini öldürenlere karşı bir şey yapmamışlardı. Katiller ve onların kurbanları daha önce karşılaşmamışlar ve birbirlerini tanımamışlardı. Bu kişiler sadece Türk oldukları için öldürüldüler. Katiller gerçekte Türk devletini temsil eden simgelere saldırdılar. Bunlar tamamen ırkçı saldırılardır. Ermeni Diasporasında ırkçı inanışlar mevcuttur.
Söylemez: “Travma” Ermenileri hakkı gösterebilir mi?
Lütem: Ermenilerin travma hakkındaki savları önemlidir zira travma’nın cinayet işlemeye neden olabileceğine inanmaktadırlar.
Bu açıklamanın demogojiden öte bir değeri olmadığını düşünüyorum. Bunun gerçeklerle ilgisi yoktur. Trajik olay yaşayan kişilerde travma görülebilir. Ancak travma kişiseldir. Onların çocuklarında da olumsuz duygular mevcut olabilir. Üçüncü kuşak için ise uzak bir geçmişe ait bazı üzücü hikayeler söz konusudur. Türk diplomatlarını katleden Ermenilerin üçüncü kuşağa ait olduklarını hatırlayalım. Ermeni Diasporasının ikinci, üçüncü ve yetişmekte olan dördüncü kuşakları Ermeni okullarında, kiliselerinde Türkiye aleyhinde propaganda yapıldığı için devamlı bir beyin yıkamaya maruz kalmışlar ve kalmaktadırlar. Bu ırkçı ve ahlaki olmayan bir davranış olup Diasporanın Ermeni milli kimliğini muhafaza etmesini sağlamak onlara kin aşılanması anlamına gelmektedir. Batılı Ülkelerdeki Ermeniler asimilasyona maruzdur. Eğer Ermeni Diasporasında bir tür travma mevcutsa bu geçmişten miras olarak kalmamıştır. Yapay olarak yeniden yaratılmıştır.
Söylemez: Türk – Ermeni ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Lütem: Türk ve Ermeniler birbirleriyle anlaşmanın kendi çıkarlarına olduğunu idrak etmelidirler. Türklerde azgın milliyetçi duygular yoktur o nedenle bizim için Ermenilerle barış yapmak daha kolaydır.
Ermenilere gelince sorun farklıdır. Türklere karşı kin kampanyası Ermeni milli kimliğini belirleyen başlıca unsur olarak mevcut olduğu sürece Ermeni Klisesi, Ermeni siyasi partileri ve kültürel kuruluşları vb. Türklerle barış girişimlerini onaylamayacak ve desteklemeyeceklerdir. Bu, Diaspora Ermenilerinin büyük çoğunluğunun “Türk-Ermeni Barışma Komisyonu”na neden bu kadar karşı olduklarını göstermektedir. Bu kişiler Türkler ve Ermeniler arasında bir barışma olasılığını dahi düşleyememektedir.
Söylemez: Ermenilerin bu önyargısına karşı ne yapmak gerekir?
Lütem: Türkleri ve Ermenileri barıştırmanın çok zor bir iş olduğu açıktır. Zannediyorum ki tek olası yol Ermenilerin çoğunluğunun Türkler için beslediği önyargıları kaldırmaya çalışmaktır. Birbirimizi iyi tanımamızı sağlamak için iki taraf arasında her tür temasın yapılması teşvik edilmelidir. Örneğin geçen yaz Türkiye’ye Amerikalı Ermeni bir turist grubu geldi. Başta son derecede şüpheci bir davranış içindeydiler ancak sonraları Türklerin samimi, hatta cana yakın kişiler olduğunu ve hiç Ermenilere karşı olmadıklarını keşfettiler. Ermeni turistler ülkeyi terk ederken Türkiye ve Türkleri hoşlandıklarını hayretler içersinde kabul ettiler
Söylemez: “Barışma Komisyonu”nu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu komisyon için başarı şansı var mı?
Lütem: “Türk- Ermeni Barışma Komisyonu” Türk–Ermeni anlaşmazlığının çözümlenmesine doğru atılmış çok önemli bir adımdır. İlk defa olarak Türk – Ermeni ilişkileri ve sorunlarının her yönü ( soykırım iddiaları hariç) Türk ve Ermeni aydınları tarafından tartışılabilmektedir. Komisyonun yakın zamanda bazı somut sonuçlara ulaşabileceğini ve her iki hükümete de tavsiyelerde bulunabileceğini ümit ederim. 1915-1916 olayları çok eskidir ve geçmişte gömülüdür. Bu olayların, mantıken, günümüz Türk –Ermeni ilişkilerine engel çıkarmaması gerekir. “Barışma Komisyonu”nun tarihçiler tarafından ele alınabilecek “soykırım” iddialarını tartışmamasının gayet yerinde olduğunu fikrindeyim. Komisyonun başarı şansına gelince bunun daha ziyade Ermeni üyelerin davranışına bağlı olduğunu düşünüyorum. Ermeni üyeler, bazı aşırı Ermeni çevrelerin tamamen haksız ancak çok güçlü eleştirilmelerine karşı durmalı ve iyi niyetle Türk meslektaşlarıyla konuları tartışmaya devam etmelidirler.
Söylemez: Tarih bize ne öğretmektedir?
Lütem: Türk ve Ermenilerin asırlarca beraber yaşadıkları bir gerçektir. Ortak veya benzer bir kültüre sahip olduğumuz da bir gerçektir. Bu nedenle, kültür ve sanat alanındaki işbirliğinin başarılı olacağını hep düşündüm. Ermenistan sınırlı kaynakları olan “küçük bir ülkedir.” Kendi refahı için Türkiye’ye muhtaçtır. Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi halklarımız arasında daha iyi bir anlayışın yerleşmesine ve hatta siyasi ilişkilerin iyileşmesine yardımcı olacaktır.
Söylemez: Kısaca Diasporadakiler veya Ermenistan’dakiler olsun Ermenilerle temasların ve ikili ilişkilerin arttırılmasını teklif ediyorsunuz. Ancak resmi ilişkiler ne durumdadır?
Lütem: Türkiye Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk olarak tanıyan ülkelerden biridir. Bu, yeni devlete karşı bir iyi niyet ifadesi idi. Ancak Türkiye için şimdiye kadar diplomatik ilişkiler kurmak mümkün olmadı.
Söylemez: Buna engel olan nedir?
Lütem: Anlatayım. Ermenistan’ın Bağımsızlık Bildirisinin 11. maddesi Türkiye’nin doğusunu batı Ermenistan olarak tanımlamaktadır. Ermenistan Anayasasının 13. maddesine göre ise, Ermenistan’da değil Türkiye’de bulunan Ağrı dağı Ermeni arması üzerinde yer almaktadır. Diplomatik ilişkiler kurulması ile ilgili görüşmeler sırasında Ermenistan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımayı kabul etmemiş olup, halende bu tutumunu sürdürmektedir. Diğer yandan, Ermenistan bağımsızlık bildirisinin 11. maddesine uygun olarak, sözde Ermeni soykırımının uluslararası alanda tanınmasına çalışmaktadır.
Söylemez: Ermenilerin Yukarı Karabağ’ı işgal etmesi de var.
Lütem: Bu diğer bir engeldir. Ermenistan Azerbaycan toprağı olan Yukarı Karabağ’ı işgal etmiştir. Bu, BM Güvenlik konseyi kararlarına aykırı bir harekettir. Ermeni işgali, halen kötü koşullarda, kamplarda yaşamaya devam eden bir milyon kadar Azerbaycan’lının mülteci olmasına yol açmıştır. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını istila ettiğinde şüphe yoktur. Bu Ankara’nın Erivan ile diplomatik ilişkiler kurmayı reddetmesinin sebeplerinden biridir.
Ermeni politikasında, Türkiye’nin toprak bütünlüğü hakkında köklü bir değişiklik olmadıkça, “soykırım” iddiaları değişmedikçe ve Karabağ anlaşmazlığı çözümlenmedikçe Türkiye Ermenistan arasında diplomatik ilişkiler kurulmasını beklemek imkansız gibidir. Diğer yandan başkan Koçeryan’ın Türkiye’ye karşı tutumunun iki ülke arasında mevcut sorunların olumsu bir çözümüne hiçde katkıda bulunmadığını belirtmek isterim.
Söylemez: Başkan Koçeryan’ın Türkiye’ile diplomatik ilişkiler kurulmasını çok arzu ettiği kanısını taşıyordum.
Lütem: Evet bunu gerçekten çok istiyor. Ermenistan için Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurmak muazzam siyası avantaj sağlaması anlamına gelmektedir. Karalarla kuşatılmış bir ülke için Karadeniz’e bir çıkış bulmak ekonomik ilişkilerinde ciddi artışı teşvik edecektir.
Sorun Ermenistan’ın Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurulması için gerekli koşulları yerine getirmeye hazır olmamasından kaynaklanmaktadır. Belirttiğim gibi bu koşullar Türkiye’nin toprak bütünlüğünün tanınması, “soykırım” iddialarından vazgeçilmesi ve yukarı Karabağ için adil ve dengeli bir çözümün kabul edilmesidir.
Söylemez: Türk Ermenileri için neler söylebilirsiniz?
Lütem: Onlar Türkiye Cumhuriyetinin sadık vatandaşıdır. Türk toplumunun ayrılmaz birer parçasıdır. Türk kökenli Türk vatandaşlarıyla hiçbir sorunları yoktur Kendi okulları, kiliseleri, hastaneleri, hayır kurumları ve gazeteleri vardır. Ülkenin ekonomik, sanatsal ve fikir hayatında önemli bir rol oynamaktadırlar. Onlarla iftiar ediyoruz. Onlara, aynı zamanda kendilerinin de olan bu ülkede başarı ve mutluluk diliyorum.
Söylemez: Teşekkür ederim Ömer Bey.
| |