| |
The Profile of the Armenian Diaspora in Germany
Ermeni diasporası denildiğinde belki ilk akla gelen ülke Almanya’ya değil, ancak son dönemde Alman Meclisine de bir sözde soykırımı tanımaya yönelik bir yasa tasarısı sunulduğundan dolayı bu ülkedeki Ermeni diasporasının geçmişteki ve günümüzdeki faaliyetlerini incelemeyi faydalı bulduk. Sayısal olarak 30.000’i aşmayan Ermeniler nasıl olmuştu da yaklaşık 3 milyon Türkün yaşadığı Almanya’da sözde Ermeni soykırımı meselesini çok kısa bir zaman içinde gündeme getirebilmişlerdi.
Bu araştırma Almanlarla Ermenilerin tarihteki ilk temasını, 1915 döneminde Almanya’nın tutumunu ve günümüze kadar gelen ilişkisine ışık tutmaktadır. Bunu yaparken araştırma Alman – Ermeni ilişkilerin geçmişi, Ermeni diasporasının profili, Holocaust ve sözde Ermeni soykırımı, sözde Ermeni soykırımını tanıtım kampanyasında önde gelen isimler, Alman kaynaklar, Son gelişmeler, Talat Paşa’nın öldürülmesi ve Tehliriyan davası, Ermeni terörizmi ve ASALA ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır.
Tarihi sürece bakıldığında Alman Ermeni ilişkilerin çok büyük bir önem taşımadığını görmekteyiz, hata 1915 yılında Almanya Osmanlı Devletinin müttefikidir ve bundan dolayı yurtlarını terk eden Ermeniler, yerleşmek için Almanya’yı seçmemişlerdir. Bu bağlamda Almanya ABD, Lübnan ve Fransa gibi klasik bir diaspora ülkesi olarak değerlendirilmemelidir. 60’lı yıllarda Almanya’nın işçi alamsıyla Ermeniler Almanya’ya gitmiştir. İkinci dalga ise Sovyetler Birliğin dağılması ve Ermenistan’ın bağımsızlaşmasıyla beraber 90’lı yıllarda gerçekleşmiştir.
Alman kamuoyunda bu konuyla ilgili geçmişten gelen bir önyargı mevcuttur. Bu önyargının temellerini ise bazı Alman misyonerlerin yayımları oluşturmakta. Günümüze kadar efsanevi şekilde Ermeniler tarafından popülerleştirilmiş isimler ve sözde kaynakların bir kısmı Almanca. Bunların başını Johannes Lepsius’un kitapları ve Franz Werfel’in meşhur ‘Musa Dağında 40 gün’ romanı çekiyor.
Almanya’nın ya da Almanların Yahudilere karşı uygulanmış olan Holocaust gibi bir geçmişleri olduğundan, Almanların bu ağır yükü paylaşmak istemeleri akla gelmektedir.
Yine Alman topraklarında gerçekleşen Talat Paşa suiskastı vardır ve bu suikastın failinin yakalanıp yargı önüne çıkartılıp serbest bırakılması ise bir hukuk skandalıdır.
ASALA terörü Almanya’da can almadıysa da, bu bir şans eseridir, çünkü ASALA terör örgütünün düzenlemiş olduğu, Almanya’daki Türk banka ve şirketleri hedef alan patlamalar ortaya gelmiştir. Bunun öncesinde 1915 sonrasında Talat Paşa’nın vurulması da bir bireysel faaliyet değil bir terör faaliyetidir. NEMESİS terör örgütünün ilk daha sonra Almanya ve İtalya’da devam edecek olan belki ilk faaliyeti olarak adlandırılabilir.
Son dönemdeki gelişmeler ise, bu sözde soykırımı tanıtmaya yönelik faaliyetlerin çok yeni bir olgu, adeta bir kampanya olduğu göstermektedir.
Türklerin aksine örgütleşmekte son derece başarılı olan Ermeniler, sözde Ermeni soykırımı meselesinde tek hareket halinde çalışmayı, diğer ülkelerde olduğu gibi, Almanya’da da başarmaktadırlar. Bu örgütlerin başında gelenleri ise Alman Ermeni Topluluğu ve Almanya Ermenileri Merkez Konseyidir. Sözde Ermeni soykırımın tanıtmaya yönelik ön planda olanlar ise Taner Akçam ve Tessa Hofmann’dır. Alman Meclisine sözde Ermeni soykırımın tanımaya yönelik yasa tasarısını ‘Soykırımı Kabul Ettirme Çalışma Grubu’ adına sunan Tessa Hofmann’dır.
Ne kadar Alman Meclisi yasa tasarısı kabul etmediyse de yaklaşık 2 yıldır sözde Ermeni soykırımı mevzusuna yönelik yoğun bir propaganda söz konusu. Bu propagandanın hızının kesileceği pek olası görülmüyor. Bundan dolayı Almanya’nın şu an böyle bir yasayı kabul etmeyişi Türkiye’yi rahatlatıp pasifliğe itmemeli. Yapılan propaganda karşılıksız kalmamalı ve her alanda Almanlara sözde Ermeni soykırımı ile ilgili bilgi verilmelidir.
| |