BRONSART VON SCHELLENDORF
“Talat Pasa İçin Şahitlik” [*]
GİRİŞ
1864 Berlin doğumlu olan Friedrich Bronsart von Schellendorf, 1882 de Prusya hassa alayına girmiştir. 1904 – 1905 Rus – Japon harbine katılan Schellendorf, 1913 yılında Alman askeri heyetiyle birlikte Türkiye’ye gelmiştir. Birinci Dünya Savaşının başından 1917’ye kadar Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmıştır. 1918 den itibaren Fransa’da Prusya 5. Piyade Tümen Komutanlığı yapmıştır.
Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Ordusunda görev alan Alman askerlerin sayısı 40 civarındaydı. Liman von Sanders başkanlığındaki Alman Askeri Yardım Heyeti, Birinci Dünya Savaşı’nın başında Osmanlı Genelkurmayı’nı denetim alarak, modernleşme sürecini devam ettirmişler ve harekat planlarının hazırlanmasında büyük bir rol oynamışlardır.
General Bronsart von Schellendorf, Genelkurmay Başkanlığının yeniden yapılandırılması sonucunda, karar verici ve denetim organı olan Genelkurmay Birinci Yarbaşkanlığı, Genelkurmay Karargahı Kıdemli Başkanlığına getirilmiştir, Genelkurmay Başkanı ise Enver Paşa olmuştur. Ancak daha sonra General Bronsart von Schellendorf fiilen Genelkurmay başkanı olmuş, yazışmalarda kendisinden bu sıfatla söz edilmeye başlanmış ve Enver Paşa’nın etkisi sınırlandırılmıştır.
General Bronsart von Schellendorf, görevi itibariyle tüm yazışmalara şahit oluyordu ve yazışmaların birer suretini alarak Almanya’da bir arşiv oluşturuyordu. Osmanlı Devleti için savaş tehlikesi yaklaştıkça, von Schellendorf cephelerle ilgili hazırlıklara katılmıştır. Bunlara, son derece önemli olan, Doğu Cephesi’nin hazırlıkları da dahildir. Doğu Cephesi ile ilgili hazırlıkları von Schellendorf, Yarbay Hafız Hakkı ile geçekleştirmiştir. Savaş başladığında ise denetim tamamen von Schellendorf’tadır. Bu görevini 1917’ye kadar sürdürmüştür. Çok saygın ve başarılı bir subay olan General Bronsart von Schellendorf, 1920 yılında Korgeneral rütbesiyle emekli olmuştur.
Talat Pasa İçin Şahitlik [**]
Emekli Korgeneral Bronsart von Schellendorf. Türk Ordusunun Genelkurmay eski Başkanı ve son olarak Prusya Ordusunun 5. Piyade Tümeni komutanlığı.
Tehliriyan davasında, konu üzerinde bilgisi ve yetkisi olmayanlar ile hikayeleri sadece duymuş olan tanıkların ifadeleri alınmıştır. Olayı yaşayan görgü tanıkları davaya çağrılmamışlardır. Neden Ermeni olaylarının olduğunda, bu dava için son derece önemli bir rol oynayan, olayların mekanlarında resmi olarak görev yapmış Alman subaylarının ifadeleri alınmıyor?
Bu kişilerin adları mahkemeye sunulmuş ve bazılarının ise mahkeme tarafından görgü tanığı olarak ifade vermeleri için hazırlanmaları talep edilmiştir. Ancak netice itibariyle hiçbiri mahkeme karşısına çıkartılmamışlardır. Böylece, elimde olmayan nedenlerden dolayı kaçırdığım, bu tanıklık görevimi yerine getirip, hakikatlerin su yüzüne çıkarılmasında yardımcı oluyorum. Bunun bu kadar geç gerçekleşmesinin nedeni malzemeyi ancak teker teker toparlayabilmemden kaynaklanmaktadır.
Bir suikasta kurban gitmiş ve baş vezirin üstüne yıkılmış olan sözde Ermeni soykırımını anlamak için geçmişe dönmek lazım.
Ermeni vahşetlerinin kökleri çok eskiye dayanır. Ermeniler ve Kürtler Rusya, Iran ve Türkiye sınır bölgesinde yan yana ve içice bir şekilde yasamaya başladıklarından beri bölge halkı üzerinde sürekli bir Ermeni baskısı olmuştur.
Kürt göçebe ve hayvan sahibi iken Ermeni çiftçi, zanaatçı veya tüccardır. Kürt okul eğitimi almamıştır, paranın kullanımını tam olarak bilmemektedir ayrıca faizin yasak olduğuna inanmaktadır. Ermeni, tüccar olarak Kürt`un bu deneyimsizliğinden vicdansız bir şekilde yararlanıp avantajlı bir konum elde etmektedir. Kürt aldatıldığını anlayarak Ermeniye karşı güveni sarsılır- ve işte size Ermeni vahşeti! Dini farklılığın bu olaylarda asla bir neden teşkil etmediklerini özellikle vurgulamak gerekir.
Ermeniler, büyük savaş sırasında Türkiye'nin doğu sınır bölgelerinde tehlikeli bir ayaklanma başlattıklarında bu eski anlaşmazlık tekrar alevlenmiştir; bahsi geçen ayaklanma için belli bir neden yoktur zira (Batılı)``Güçlerin`` Türkiye`den yapmasını istedikleri reformlar işe yaramaya başlamışlardı. Ermeniler parlamentoda koltuk, seçme hakkı ve hatta bir ara Dışişleri Bakanı pozisyonuna sahiptiler. Devletin bütün diğer halkları gibi, onlar da eşit sosyal ve siyasi haklara sahiptiler. Yaşadıkları coğrafyadaki huzur Fransız Generali Baumann tarafından eğitilmiş jandarma ile sağlanıyordu.
Ermenilerin yaşadığı bütün bölgelerde ele geçirilen basılmış ilânlar, kışkırtıcı broşürler, silahlar, cephane, patlayıcılar v.b. toplamı ayaklanmanın üçüncü bir taraftan hazırlandığını kanıtlamaktaydı; Rusya’nın bu ayaklanmayı kışkırttığı, desteklediği ve finanse ettiği apacık ortadaydı. İstanbul`da, yüksek derecedeki subay ve devlet memurlarına yönelik bir kumpas o dönemde ortaya çıkartılmıştı.
Silah altına alınabilinecek Müslümanlar zaten Türk ordusunda oldukları için, Ermeniler kendilerini savunamayan toplum arasında korkunç bir katliama girişmekte zorlanmadılar. Çünkü sadece Rusya cephesi ile Doğudaki Türk Ordusunun arkasından ve yanından saldırmakla kalmayıp o bölgelerdeki Müslüman toplulukların da köklerini kurutmuşlardır. Bir görgü tanığı olarak ben, Ermenilerin yaptıkları vahşetin boyutunun Türklerin sonradan suçlandığı sözde Ermeni vahşetinden kat kat beter olduğunu belirtmek istiyorum.
Cephe arkasındaki bağlantılarının zarar görmemesi için ilk olarak Doğudaki Türk Ordusu olaya müdahale etmiştir. Ama bütün gücünü cephedeki Rus üstünlüğüne saklaması gerektiğinden ve isyan, imparatorluğun uzak köşelerine de yayıldığından, başkaldırıyı bastırmak için Jandarmaya başvurulmuştur.
Her düzenli devlette olduğu gibi Jandarma İçişleri Bakanlığına bağlıydı ve zamanın bakanı Talat olduğundan, gerekli talimatları o vermeliydi. Ordunun cephe arkasındaki hassas bağlantıları büyük tehdit altında olup, Müslüman halk Ermeniler’in vahşetleri karşısında umutsuzluğa kapılmıştı bu yüzden acele hareket edilmeliydi. Bu kritik durumda Bakanlar Kurulu Ermenilerin devlet için bir tehlike arz ettiklerini açıklayıp, onları ilk olarak sınır bölgelerinden uzaklaştırmaya yönelik zor bir karara vardı. Savaştan uzak, nüfus yoğunluğu az ve verimli toprakları olan Kuzey Mezopotamya`ya yerleştirileceklerdi. İçişleri Bakanlığı ve ona bağlı Fransız General Baumann tarafından meslekleri için özel olarak yetiştirilmiş Jandarmanın tek görevi bu kararın yerine getirilmesini sağlamaktı.
Talat dengesiz ve intikam peşinde olan bir katil değil, uzun vadeli düşünen bir devlet adamıydı. Onun gözünde Anadoludaki Ermeniler, her ne kadar şimdiki durumlarında Rus ve Rus Ermenilleri tarafından galyana getirilmiş olsalarda, barış zamanlarında son derece yararlı vatandaşlar idi. Rus etkisi ve Kürt anlaşmazlıklarından uzak, bu yeni, verimli ve gelecek vaat eden topraklara, çalışkanlıkları ve zekaları sayesinde yeniden hayat vereceklerini umuyordu.
Talat, ayrıca dış basının Ermenilerin sınır dışı edilişini Türklere karşı sözde bir ``Hıristiyan-Avı`` propagandası için kullanacaklarını önceden görmüştür ve bundan dolayı her türlü şiddetten uzak durmak istemiştir. Haklıydı! Talat’ın korktuğu başına gelmişti. Propaganda devreye girdi ve gerçekten de yurtdışında bu aptallığa inanılması sağlandı! Düşünülmeli ki bu olaylar Hıristiyan devletleri ile yakın müttefik olan, ordu bünyesinde çok sayıda Hıristiyan subay ve asker barındıran bir ülkede oluyor güya.
Şimdi tehcir olayına değinmek istiyorum. Türk imparatorluğunda, büyüklüğünden kaynaklanan ve yetersiz altyapısı yüzünden, vilayetler merkezden bir nevi bağımsızlardır. Örneğin Osmanlı valileri bizim başkanlardan daha fazla yetkiye sahiptirler. Buna dayanarak kendi bölgelerinde gelişen olayları İstanbul`a nazaran daha iyi değerlendirebildiklerini savunurlar. Onun için bazen İçişleri Bakanlığının emirleri istenildiği gibi yerine getirilmiyordu.
Binlerce Müslüman mülteci dışında aynı sayıdaki Ermenileri, iskân bölgesine ulaştırıp, onları beslemek, onlara barınak sağlamak gibi alışılmadık ve zor olan bu görevi yerine getirmek, az sayıdaki eğitimsiz memurların güçlerini aşıyordu. İste burada Talat büyük bir özveri ve her türlü imkanları kullanarak olaya el attı. Onun tarafından valilere ve jandarmaya gönderilen emirler hala mevcut olmalıdır. İçişleri Bakanlığı’nın Savaş Bakanlığı’na yolladığı birçok yazışmada, ki ben görevim gereği bunların varlığından haberdardım, ordudan acil yardim isteniyordu. Askeri durum elverdikçe bu çağrıya kulak verildi. Ordu, kendisin bile eksikliğini hissettiği gıda, taşıt, barınak, doktor ve tıbbi teçhizatları yardıma sunmuştur. Ne yazık ki bütün çabalara rağmen binlerce Müslüman göçmen ve tehcir edilen Ermeniler yürüyüşün zorluklarına dayanamayıp ölmüşlerdir.
Burada böyle durumları önceden tahmin edip, tehcire gidilmemesi kararına varılabilinir miydi sorusu akla geliyor. Türk göçmenlerin Ermeni vahşeti karsısındaki haklı korkuları yüzünden, kendilerinin durdurulmasına izin vermeyecekleri zaten bir gerçekti. Ayrıca Ermenilerin ayaklandıkları bölgelerde devlet tarafından uzaklaştırılmaları gereğini onaylamak lazım! Ayrıca bunun da sonuçlarına katlanmak gerekiyordu!
Şimdi, günümüz Almanya’sının durumunu ele alalım. Eğer şu talimatları verebilecek yetkiye sahip bir bakanlık olsaydı ve, “Bütün Polonyalı isyancılar Oberschlesien’den uzaklaştırılıp tutsak kamplarına götürülecekler!” Ya da: “Bütün şiddet yanlısı Komünistler gemi yolu ile Sovyet-Rusya kıyılarına bırakılacaklar!” şeklindeki emirler çıkarsaydı, bütün Almanya`dan mutluluk çığlıkları yükselmez miydi?
Belki Tehliriyan davasındaki yargıçlar kendilerine bu soruları iyice sorarlar—İşte o zaman Ermeni isyanındaki sert tedbirlere yeni bir bakış açısından bakabileceklerdir. Talat, askeri kanat tarafından dile getirilen akdenizdeki bütün Yunanlıların sınır dışı edilmesini içeren isteğe karşı direnmiştir çünkü orada “sadece casusluk” yapılıyordu. Ermenistan’daki gibi tehlikeli bir ayaklanma akla yatkın olmasına rağmen gerçekleşmedi. Talat bir devlet adamıydı, bir katil değil!
Şimdi Ermeni Olaylarını Anlatalım
Kürtler ile başlıyorum. Kürtler, bu ender hatta belki de asla yine tekrarlanmayacak fırsatı değerlendirip nefret ettikleri ve Müslümanlara karşı o kadar vahşet olaylarına girişmiş olan Ermenileri, yürüyüşleri sırasında soyup, gerektiğinde de öldürmüşlerdir. Ermenilerin çile yolculuğu birçok gün ve hafta boyunca Kürt yerleşim bölgelerinden geçiyordu!- Mezopotamyaya başka bir yol yoktu!
Ermeni topluluklara, bölük halinde eskort eden Türk Jandarmalarının davranışları hakkındaki duyumlar bir birinden değişiktir. Bazen Ermenileri Kürt çetelere karşı kahramanca savunmuşlardır. Bazen de onları bırakıp kaçtıkları söyleniliyor. Ayrıca ya Kürtler ile işbirliği yapıp yada kendi başlarına Ermenileri öldürüp soydukları bir çok kez iddia ediliyor, yüksek mevkilerdeki emirler doğrultusunda böyle hareket ettiklerine dair bir kanıt gösterilememiştir. Talat bu olaylar için sorumlu tutulamaz; bu gelişmeler kendisinden 2000 km uzaklıkta gerçekleşti ve daha önce değinildiği gibi jandarma savaş başlayana kadar sadece Fransızlar tarafından bir eğitim görmüşlerdir.
Türk subayların Ermenilerden yararlandıkları da inkar edilemez ama üstler böyle vakalardan haberdar edilince hemen sert cezalara başvurulmuştur. Diyelim Doğu Ordusunun kumandanı Vehip Paşa bu nedenlerden dolayı iki subayı, askeri bir mahkemede yargıladıktan sonra kurşuna dizdirtmiştir.
Enver Paşa Ermenilerden yararlanan Halep valisi bir Türk generali anında görevden alarak, uzun bir hapis cezasına çaptırarak cezalandırmıştır. Bu örneklerin Ermeni olaylarının istenilmediğini kanıtlayacağını düşünüyorum. Ama savaş vardı ve gelenekler vahşileşmişti. Fransızların bizim tutsaklara ve yaralılara yaptıkları vahşilikleri anımsatmak isterim.
Duyduğuma göre öldürülmüş büyük vezir dışında Enver Paşa da Alman mahkemesi tarafından saldırıya uğramış. Enver, anavatanını tüm kalbi ile sevmektedir.
O yetenekli ve çok defalar şahit olduğum örneği görülmemiş cesarete sahip onurlu bir askerdir. Onun sayesinde Türk ordusunun yeniden yapılanması mümkün oldu ve ezici üstün bir güç ile onun ruhunu içinde barındırmıştır - bugün bile hala vatanı için savaşıyor bu ordu.
1919 yılından 1917 yılına kadar Türk ordusunun Genelkurmay rütbesinde görevi gereği bu iki adam ile ilişkisi olmuş olan benim dışımdaki hiçbir başka Alman subayı onun ve arkadaşı Talat Paşa hakkında bir karara varmaya yetkili değildir.
Talat Paşa vatan sevgisinin kurbanı olmuştur! Umarım zamanı geldiğinde Enver Paşa vatanını yeni bir güce getirmekte başarılı olur!
Bu iki adamın zor zamanlarda bana tüm güvenlerini, diyebilirim ki arkadaşlıklarını, hediye etmeleri benim için onurlu bir anıdır.
[*] General Bronsart von Schellendorf ile ilgili giriş Toplumsal Tarih, Kasım 2000 dergisinden, Bir Arşiv YağmasıHikayesi makaleden derlenmiştir.
[**] Deutsche Allgemeine Zeitung gazetesi, No: 342, 24.07.1921, Sabah sayısı eki.
|