Anasayfaİletişim
  
English

Holokost ve Ermeni Sorunu: Temel Farklılıklar (İngilizceden Türkçe Özet)

İbrahim KAYA*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 4, Aralık 2001 - Ocak-Şubat 2002

 

THE HOLOCAUST AND ARMENIAN CASE: HIGHLIGHTING THE MAIN DIFFERENCES


Ermeni yanlısı görüşü savunanlar özellikle son zamanlarda 1915 Tehciri ve Yahudilerin II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından tabi tutuldukları soykırım (Holokost) arasında bağlantı kurma yöntemiyle kendi iddialarını yayma ve dolayısı ile bunların kabulü yönünde propaganda yapma yöntemini benimsemişlerdir. Bu amaçla Batıda Holokost anma günleri etkinliklerine “20. yüzyılın ilk soykırımının kurbanları” olarak katılma teşebbüslerinde bulunmaktadırlar. Bu çevreler çabalarının bir parçası olarak Hitler’e atfedilen “Kim artık Ermenileri hatırlıyor?” sözünü hemen her fırsatta kullanmaktalar ve Hitler’in bile soykırım fikrini Türklerden aldığını ve, dolayısı ile, 20. yüzyılda işlenen ve bundan sonra işlenecek tüm soykırımların suçlusu olarak Türkleri ilan etmekteler. Ayrıca Nazilerin yaptıkları soykırıma benzerlik sağlamak amacıyla Türklerin gizli yazışmaları altında Ermenilerin vahşice öldürülmesini emreden belgeler sunmaktalar. Gerek bu sözde belgelerin gerekse Hitler’e atfedilen sözlerin tarihsel gerçeklikten yoksun olduğu hem Türk hem de Batılı bilim adamlarınca kanıtlandı. Ancak gerçeklerin ortada olması bu çevrelerin çabalarını durdurmaya yetmiyor. Bu yazı bu çevrelerin argümanı olan Holokost ve Ermeni Sorunu fenomenlerini karşılaştırmalı olarak analiz etmeye yönelik bir çalışmadır.

Karşılaştırmalı analize geçmeden önce, veya bunun bir parçası olarak, kısaca Holokost’un temel özellikleri özetlenmelidir. Bu bağlamda Holokost’un tarihsel ve ideolojik kökenlerinden söz edilmelidir. Orta Çağ Avrupası’nda Yahudiler Hz. İsa’nın katilleri olarak görülmüş ve bu nedenle daima Hıristiyan ahaliden farklı muameleye tabi tutulmuştur. Yahudiler ayrı mahallelerde (getto) yaşamak zorunda bırakılmış, dinsel fanatisizmin arttığı dönemlerde toplu Yahudi öldürmeleri görülmüştür. Aydınlanma çağında durumları biraz daha iyileşmekle birlikte özellikle 20. yüzyılın başında artan ırkçı akımlar sonucu dinsel taassubun yerini ‘bilimsel’ görüşler almış ve Yahudi düşmanlığı (anti-Semitism) artarak devam etmiştir. Irkçı görüşlere göre Yahudiler aşağı ırk olarak nitelenmiş, toplumların güçlü olabilmesi için Darwinci görüş çerçevesinde, ulusun ‘zayıf halka’ olan Yahudilerden temizlenmesi öngörülmüştür. Her ne kadar, ulusal solcular (Naziler) Almanya’da iktidara gelmişse diğer ülkelerde, özellikle de Fransa’da, en az Almanya’daki kadar toplumsal destek bulmuştur. Nazilerin yönetiminde Alman Yahudilerinin yurttaşlıkları ellerinden alınmış, üniversite hocalığı, editörlük gibi bir takım görevlere gelmeleri engellenmiş, baskıların daha da yoğunlaşmasıyla bisiklete, radyoya ve evcil hayvanlara sahip olmaları yasaklanmıştır. Bu dönemde biz ve ötekiler (others) ayrımı yapılarak sistemin sahibi olan aryan ırkıyla başta Yahudiler olmak üzere diğer etnik kökenlerden insanlar ve siyasal olarak farklı görüşlere sahip olanlar ararsında kalın çizgiler çizilmiştir. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla diğerlerinin toplu öldürülmesi de başlamıştır. Bu öldürmeler devlet politikası olarak benimsenmiş ve yürütülmüştür. 1942 yılında yapılan Wansee toplantısının tutanakları bunu açıkça doğrulamaktadır. Altı milyonu Yahudi olmak üzere on bir milyon insan bu politikalar sonucu sistematik olarak öldürülmüştür. Savaş sonrası kurulan Nürmberg Mahkemesi bu olayların suçlusu olarak 12 kişiyi idama mahkum etmiştir.

Ermeni Sorunu’na bakıldığında durumun yukarıda anlatılanlara hiç benzemediği görülür. Her şeyden önce Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Gayri Müslimlerin hakları yasal olarak düzenlenmişti. Vergilerini ödedikleri müddetçe can, mal ve ırz güvenlikleri vardır. Bunun da ötesinde Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler millet sistemi olarak adlandırılan düzenlemeye göre iç işlerinde tamamen özgür olmuşlar, dini gereklerini özgürce yerine getrmişler, dillerini ve kültürlerini geliştirmişlerdir. Böylelikle başta Ermeniler olmak üzere Gayri Müslimler bir taraftan ticaret hayatında gelişirken, diğer yandan bakanlıklar da dahil olmak üzere devlet yönetiminde çok sayıda önemli görevlere gelmişlerdir. Bu açıdan Batıdaki anti-Semitisme’e benzer bir Hristiyan karşıtlığı yada Ermeni karşıtlığı Osmanlı Devleti’nde hiç bir zaman görülmemiştir. Dolayısı ile Holokost’da görülen ideolojik arka plan Ermeni Sorunu’nda mevcut değildir.

Osmanlı Devleti’nin gücünü yitirmesi ve sistemin bozulmasıyla birlikte haksız uygulamaların görüldüğü bir gerçektir. Bu tür uygulamalardan hem Gayri Müslim unsurlar hem de Müslümanlar etkilenmişlerdir. Bu dönem aynı zamanda Fransız Devrimi’nin etkisiyle milliyetçi görüşlerin hızla yayıldığı dönemdir. Milliyetçilik ve özellikle de sosyalizmin etkisiyle kendilerini devrimci olarak ilan eden Ermeni ‘partiler’ kurulmuş, bunlar dışarıdan silah satın alarak bugünkü terminolojide terörist eylemler olarak adlandırılan faaliyetlere girişmişlerdir. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında Ruslarla işbirliği yapmışlar, hem Rus ordusu saflarında vatandaşı oldukları devlete karşı savaşmışlar, hem de Türk ordusunu arkadan vurmuşlardır. Bu açıdan da Ermenilerin durumu Yahudilerin durumuna hiç benzememektedir.

Doğu Anadolu’da artan terör olayları üzerine 1915 yılında Osmanlı Devleti ‘tehcir’ kararı almıştır. Bu karar Nazilerin Yahudilerin yok edilmesi kararlarıyla, ve özellikle de Wansee Konferansı sonuçlarıyla karşılaştırıldığında ikisinin tamamıyla farklı olduğu görülür. Her şeyden önce Yahudiler tamamıyla ideolojik nedenlerden yok edilmişken, Ermenilerin yok edilmesine yönelik hiçbir ifade tehcir kararlarında bulunmadığı gibi Osmanlı yönetimi tehcire tabi tutulanların güvenliğinin sağlanmasını açıkça emretmiştir. Buna aykırı davrananları, devlet görevlileri de dahil olmak üzere, cezalandırmıştır. Ayrıca tehcir kararı güvenlik gerekleri üzerine alınmıştır. Naziler Almanların dışında tüm ‘aşağı ırklara’ karşı soykırım uyguladıkları halde tehcir sadece güvenliği bozanlara karşı uygulanmuş genel olarak Rumlar ve Yahudiler ile Ermenilerin önemli bir bölümü İstanbul, İzmir, Aydın ve Edirne illerinde oturanlar ile Protestan ve Katolik Ermeniler bu uygulamanın dışında tutulmuştur. Dolayısı ile amaç ve uygulama yönünden tehcir ile Holokost ararsında bir benzerlikten söz etmek mümkün değildir.

Holokost’tan sorumlu olanların yargılanması amacıyla Nürmberg Mahkemesi kurulmuş ve on iki kişi idama mahkum edilerek adaletin yerine geldiği düşünülmüştür. Ermeni konusu ile ilgili olaral 1919’da uluslararası bir kurulun oluşmasını Osmanlı devleti bizzat istemiş ancak ilgili devletler buna yanaşmamıştır. Ayrıca dönemin idarecileri ve aydınları İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüş ne İngilizler ne de Amerikalılar delil bulabilmiş ve bu kişiler haklarında dava dahi açılmadan salıverilmişlerdir.

Sonuç olarak şu söylenebilir, Holokost’tan zarar gören Yahudilerin temsilcileri olan İsrailli devlet adamlarının ifade ettikleri gibi Ermeni olaylarıyla Holokost ararsında bir benzerlik bulunmamaktadır. Benzerlik kurma çabaları propaganda amaçlı faaliyetler olup gerçek soykırım mağdurlarına da zarar vermektedir.

 ----------------------
* USAK -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 4, Aralık 2001 - Ocak-Şubat 2002
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar