| | A Problem From Hell: America and the Age of Genocide
Samantha Power, New York, Basic Books Publishing, 384 sayfa, 2002,
ISBN: 0465061508
Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde Basic Books Basimevi tarafından yeni bir kitap yayınlandı. Samantha Power’ın “A Problem From Hell: America and The Age of Genocide” adlı bu kitabı XX. Yüzyıl`da soykırım konusunu, soykırım kavramının tarihi gelişimini ve Yahudi, Kamboçya, Irak, Bosna Hersek, ve Ruanda soykırımlarını incelemektedir. Ayrıca kitabın birinci bölümünde Ermeni Tehcirine değinilmiş ve maalesef bu olay bir soykırım olarak degerlendirilerek XX. Yüzyıl`da olan soykırım olaylarının ilki gibi gösterilmistir.
Yazar, Harvard Universitesi John F. Kennedy School of Government’in Carr Center for Human Rights Policy’nin icra yöneticiliğini yapmaktadır. Esasında Power kitabında ABD’nin bu olaylar karşısında gerekli tepkiyi göstermediğini iddia etmekte ve kitabıyla ABD kamuoyunun soykırım konusunda daha hassas olmasını amaçlamaktadır.
Ancak hukuk eğitimi almış olan yazar, iş tarihi konuları incelemeye gelince acemi olduğunu göstermiştir. Özellikle Türk toplumunu ilgilendiren birinci bölümünü incelediğimizde bu eksiklik hemen göze çarpmaktadır. Bizim kitapta yadırgadığımız en önemli nokta ise; bir hukukçu olmasına rağmen yazarın kitabına bir suikastçıyı överek başlaması ve bir katili kahraman gibi göstermesi olmuştur. Yazar, son dönem Osmanlı yöneticilerinden Talat Paşa’nın katili Soghomon Tehlerian’ı maalesef aklamaya çalışmaktadır.
“Race Murder” başlıklı birinci bölümde yazar Ermeni tehciri’ni bir soykırım olarak işlemektedir. Ancak, böyle ciddi bir ithamda bulunan yazarın bu sonuca varabilmesi için daha sağlam delil ve kaynaklara başvurması gerektiğini düşünmekteyiz. Objektif her hangi bir okuyucu, kitabın birinci bölümüne yüzeysel olarak baktığında bile, yazarın Ermeni propagandasından ne denli etkilendiğini hemen fark edecektir. Daha detaylı bir okumada ise bu durum tamamen açığa çıkmaktadır.
Power, 25 Nisan 1915’te Talat Paşa’nın 250 Ermeni aydınını İstanbul’dan sürdürdüğünü belirtmekte,[1] ancak bu kişilerin yasadışı örgüt mensubu olduklarından ve Ermeni halkını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırttıklarından hiç bahsetmemektedir.[2] Yazar, tehcir sırasında ölenlerin sayısını verirken, veriler üzerinde tartışmalar olduğunu ifade etmiş ancak her nedense en abartılı Ermeni verilerini gerçekmiş gibi göstermekten geri kalmamıştır. Bu konuda sağlam ve güvenilir kaynaklar yerine propaganda amaçlı hazırlanmış Ermeni kaynakları kullanılmıştır. Yazarın bu bölümü hazırlarken Türk tarafının görüşlerine yer vermemesi bir yana, bu konuda yapılmış uluslararası üne sahip çağdaş Batılı yazarlardan Bernard Lewis, Stanford Shaw ve Justin McCarthy gibi Osmanlı son dönem tarihi üzerine uzmanlıkları tartışılmaz yazarların eserlerine bile başvurmamış olması düşündürücüdür. Yazar, birinci bölümde bir olayın var olup olmadığını incelemek yerine kendi iddiasına dayanak bulmak amacıyla yanlış bilgileri gerçekmiş gibi göstererek bilimsel olmayan bir tavır sergilemiştir.
Yazarın kitabındaki iddialarından birisi de şudur. “II. Abdülhamit 1895-96 yılları arasında 200.000 Ermeni’yi katletmiştir.”[3] Herhalde yazar o dönem İngiltere’de kurulmuş olan Anglo-Armenian Committee ve Evangelican Alliance gibi Ermeni kökenli kurumların abartılı ve propaganda amaçlı yaydıkları haberlerde bile ancak 20.000[4] kişinin öldüğünü söylediğini bilmemektedir. Üstelik yazarın sebepsiz yere gibi gösterdiği bu ölümlerin bu yıllarda meydana gelen Ermeni isyanlarının bastırılması sırasında meydana geldiği unutulmamalıdır. Ayrıca isyan eden Ermeniler’in katlettiği yüzbinlerce Türk’ten hiç bahsetmemektedir. Bu yazının amacı Ermeni tehcirini genel anlamda incelemek olmadığından sadece kitaptaki eksiklikleri belirtmekle yetineceğiz. Burada rakamlar hakkında tartışmaya girmek yazımızın amacını aşacağından sadece dönemin Osmanlı ve Ermeni Patrikhanesi nüfus arşivlerini inceleyen McCarthy’in “Muslims and Minorities: The Population of Ottoman Anatolia and The End of The Empire[5]” adlı kitabını önereceğiz.
Yazarın birinci bölümün oluşturulmasında genelde dönemin Amerikan Büyükelçisi Morgenthau’nun “Ambassador Morgenthau’s Story” adlı kitabından faydalandığı görülmektedir. Ancak yazar ana kaynak olarak aldığı bu kitabın önemli bir eleştirisini yapmış olan Heath W. Lowry’nin “The Story Behind Ambassador Morgenthau’s Story” adlı kitabından hiç bahsetmemiştir. Lowry, Morgenthau’nun günlüğünü, yazdığı mektupları ve raporlarını inceleyerek, Morgenthau’nun kitabındaki çelişkilerini açığa çıkarmıştır. Mrs. Power kitabının tanıtımı için yaptığı toplantıda Lowry’nin kitabını gördüğünü belirtmiş, ancak Lowry tarafından yanlışlığı ispatlanmış kimi olayları kitabına neden aldığını açıklayamamıştır. Yazar kitabında Talat Paşa ile Morgenthau arasında geçtiği iddia edilen New York Life Insurance ve Equitable Life of New York sigorta şirketlerindeki Ermenilere ait hisselerin Türkiye’ye verilmesini çünkü sahipleri ve mirasçılarının öldüğünü içeren bir dialoğu belirtmektedir.[6] Ancak Lowry böyle bir konuşmanın geçmediğini, Morgenthau’nun bu sigorta şirketleri ile ilgili olarak Talat Paşa ile sadece 3 Nisan 1915’te görüştüğünü; bu görüşmede de sigorta şirketlerinin devletçe el konan paraları üzerine konuşulduğunu belirtmiştir. Zaten görüşmenin tarihi de sözde soykırım iddialarının başlangıç tarihi olarak gösterilen tarihten çok öncedir. Henüz ortada ne tehcir ne de böyle bir plan vardır.[7] Yine Lowry, iddia edilen görüşmenin büyükelçinin ABD’ye geçtiği raporlarda hiç bahsedilmediğini söylemektedir. Bu kadar önemli bir konuşmanın eğer gerçekte var olsaydı, bir büyükelçi tarafından üstlerine aktarılmaması düşünülemez. Morgenthau o dönem İstanbul’unda konuşulan dillerin hiçbirisini bilmemektedir. Kendisi ne Türkçe, ne Fransızca, ne Ermenice ne de Rumca bilmektedir. Kendisine çevirmenlik ve yardımcılık yapanlar Agop Andhonian ve Arshak Schmavanian adlı Ermenilerdir. Dolayısı ile kendisinin bu Ermeniler tarafından yönlendirildiği ve hatta kitabının pek çok bölümünün doğrudan bu Ermenilerce yazıldığı iddia edilmektedir.[8] Ayrıca bir Amerikan elçisinin kitabını Türklerin suçlanması için kaynak olarak kullanan yazar neden bir başka Amerikalı Amiral Bristol’un raporundan hiç bahsetmemiştir.
Yine yazarın en önemli eksiklerinden birisi hiç kuşkusuz 1. Dünya Savaşı sonrası Ruslarla anlaşan Ermenilerin, Türk ordusunu arkadan vurmasından, savunmasız köylerde yaptıkları katliamlardan hiç bahsetmemiş olmasıdır. Bunların yanında şu gerçekte bilinmektedir ki İngilizler İstanbul’u işgal ettikten sonra Malta’da kurmayı düşündükleri Osmanlı Savaş Suçları Mahkemesi’nde kullanmak üzere Ermeni Tehciri ile ilgili somut belgeler bulmak istemişlerdir. Bu amaçla Osmanlı Arşivleri’nde bir araştırma yapması için Ermeni bilim adamı Haig Khazarian görevlendirilmiştir. Khazarian tüm uğraşlarına rağmen planlanmış bir katliam ile ilgili herhangi belge bulamamıştır. Bunun üzerine ABD’ye başvuran İngilizler buradan da istedikleri belgeleri ve kanıtları bulamamışlardır[9]. Kendi arşivlerinde de iddialarını destekleyecek kanıt bulamadıklarından[10] Malta’daki tutuklu 144 kişiyi serbest bırakmak zorunda kalmışlardır.
Yazar kitabında İngiliz işgali altındaki Osmanlı Hükümeti’nin Ermeni Tehciri ile ilgili mahkeme kurduğunu; bu mahkemenin bazı Osmanlı yöneticilerini cezalandırdıklarını belirtmiştir. Böylece katliamın Osmanlılarca da kabul edildiğini iddia etmektedir.[11] Fakat, yazarın ve Ermeni çevrelerinin bu iddiaları dayanaksızdır. Zira, yargılama göç ettirilen Ermenilere, göç yollarında ve konaklama yerlerinde saldıran, kötü davranan, eşyalarını ve mallarını çalanlarla, bunları önlemek için gerekli tedbiri almayan yöneticiler içindir ve yargılananlar arasında Ermenliler de bulunmaktadır.[12] Ayrıca şurası unutulmamalıdır ki İngiliz işgali ve baskısı altında kurulan bu mahkemenin adilliği tartışmalıdır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, bir hukukçu olarak yazar savunma hakkının kutsal olduğunu gözardı ederek Türk tarafının görüşlerine hiç yer vermemiştir. Bunun ötesinde tarafsız kaynaklara da başvurulmamıştır. Soykırım gibi ciddi bir suçu bir millete atfeden hukuk kökenli yazarın daha adil olması gerektiğini düşünmekteyiz. Yazarın görevi gerçeği bulmak ve korumaktır; yoksa bir takım hayal ürünlerini gerçekmiş gibi göstererek nefret üretmeye yardımcı olmak değildir.
[1] Power, Samantha; “A Problem From Hell: America and the Age of Genocide”, Basic Books Publishing, New York, 2002, s. 2.
[2] Göyünç, Nejat; “Osmanlı Devleti’nde Ermeniler Hakkında” içinde Hasan Celal GÜZEL (edt.), Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Istanbul, 2001, s. 47.
[3] Power; a.g.e. s. 8.
[4] Kuran, Ercüment; “Tarihte Türkler ve Ermeniler” içinde Hasan Celal GÜZEL (edt.), Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Istanbul, 2001, s. 43.
[5] McCarthy, Justin; “Muslims and Minorities: The Population of Ottoman Anatolia and the End of the Empire”, New York University Press, New York, 1983
[6] Power; a.g.e, s. 8.
[7] Lowry, Heath W., “The Story Behind Ambassador Morgenthau’s Story”, The Isis Press, İstanbul, 1990, s. 40. (Lowry, H.W., “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü’nün Perde Arkası”, İsis Yayıncılık, İstanbul, 1991)
[8] Lowry, a.g.e., s. 14, 15.
[9] Craigie, R. C., British Embassy in Washington, to Lord Curzon, 13 July 1921; Foreign Office 371/6504/8519: “I regret to inform your lordship that there was nothing therein which could be used as evidence against the Turks who are at present being detained at Malta… No concrete facts being given which could constitute satisfactory incriminating evidence… The reports in question do not appear in any case to contain evidence against these Turks which would be useful even for the purpose of corroborating information already in the possession of His Majesty`s Government…”
[10] 29 July 1921: Foreign Office 371/6504/E8745: “The Charges made against the persons named in the Foreign Office list are of a quasi-political character, and are for this reason to be distinguished from those cases in which Turks have been held as prisoners of war on the advice of the Law Officers upon charges of cruelty to British Prisoners of War… Up to present no statements have been taken from witnesses who can depose to the truth of the charges made against the prisoners. It is indeed uncertain whether any witnesses can be found and it is hardly necessary to dwell upon the difficulty of finding witnesses in a country so remote and inaccessible as Armenia, especially after so long a lapse of time…”
[11]Power; a.g.e., s. 14.
[12] Genelkurmay ATASE Arşivi, K 212, D 231 (aktaran Cemalettin Taşkıran, “Türk Ermeni İlişkileri, Tehcir Olayı ve Sözde Soykırım”, içinde Hasan Celal GÜZEL (edt.), Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Istanbul, 2001, s. 220, 221) | |