Sedat LAÇİNER ve Şenol KANTARCI.
Ankara: Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Yayını, Mayıs 2002. 167 sayfa + dipnotlar + kaynakça + fotoğraflar. ISBN: 975–6769–47–5 Yayıncı ve İsteme Adresi: Asam Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Konrad Adenauer Caddesi, No. 61, Yıldız, Çankaya, Ankara, 06550.
Atom Egoyan’ın yönetmenliğini yaptığı Ararat Filmi’nin gerçekte bir sanat eseri mi, yoksa propaganda maksatlı bir yapıt mı olduğu sorusuna cevap bulmak amacıyla Sedat Laçiner ve Şenol Kantarcı tarafından kaleme alınmıştır.
Eser, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nün ilk yayını olarak, Mayıs 2002’de yayımlanmıştır. Kitap, esas metin, ekler, fotoğraflar ve kaynakça ile birlikte toplam 167 sayfadır.
Kitap yazılış amacı göz önünde tutularak gayet geniş bir kaynakça ile yazılmıştır. Başta arşiv belgeleri olmak üzere, yerli ve yabancı kitap, makale ve gazetelerden yararlanılmıştır. Bu açıdan zengin bir kaynakçaya sahiptir. Eser, iki ana kısımdan oluşmaktadır. İlk kısım Sedat Laçiner tarafından kaleme alınmış olup, giriş hariç, beş bölümden meydana gelmektedir.
Girişte, sanatın dış politikada nasıl bir propaganda aracı olarak kullanıldığı hakkında genel bilgiler verildikten sonra, Türkiye’nin aleyhine nasıl kullanıldığı üzerinde durulmaktadır. Yazar, Ermeniler ve Rumlar başta olmak üzere Türkiye karşıtı grupların ülkemize karşı sanatsal, edebi ve sportif faaliyetleri koordineli ve örgütlü bir şekilde kullanmaya çalıştıklarına dikkat çekmektedir. Laçiner eserinde siyasi mülahazalardan olabildiğince uzak durarak, Ararat filminin “büyük ve uzun soluklu bir propaganda kampanyasının ürünü olup olmadığını incelemek" amacıyla kameraya alındığını belirtmektedir.
“Ermeni Propagandası ve Sinema” adını taşıyan birinci bölümde, Ermeni sineması ve onun uluslararası Ermeni propagandası içindeki yeri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yazar, ABD ve Avrupa’daki Ermeni topluluklarının üstün Batı kültürü ve medeniyeti içerisinde yok olmamak, toplulukların milli bilinci canlı tutmak amacıyla nasıl “Soykırım Efsanesine” sarıldıklarını ve bunun Türkiye’ye yönelik Ermeni propagandası içerisindeki yeri üzerinde durmaktadır. Ermeni propagandasında aktif görev alan kişi ve kuruluşların yanı sıra, Türkiye karşıtı filmler ve işlenen temalara da bu bölümde yer veren yazar, kamuoyunu bilgilendirme açısından çok önemli bir hizmette bulunmuştur. Bu filmlerin Avrupa ve ABD’nde yaşayan Türkler ve hatta Ermeni ulusal kimliğine verdiği zararlar da bölüm içerisinde ele alınan bir başka konudur.
İkinci bölüm filmin yönetmeni Atom Egoyan’ın biyografisi, sanatsal kimliği, Ermeni sorununa bakışı ve bunu filmlerine yansıtışı hakkında çarpıcı bilgiler içermektedir.
Ararat filminin sanat adına mı, yoksa propaganda adına mı çekildiğinin incelendiği üçüncü bölümde; senaryo esas alınarak önce amaç ve verilmek istenen mesajlar ele alınmıştır. Laçiner, Egoyan’ın “Zavallı Ermeniler, Zalim Türkler” mesajını her sahnede vermeye çalıştığını ileri sürmekte ve bunu senaryodan verdiği örneklerle güçlendirmektedir. Bunun dışında Egoyan’ın filmi çekmedeki amacının; bütün dünyanın Ermenilere soykırım yapıldığını görmesini ve hatta Türkiye’nin bunu tanıması olduğu anlatılmaktadır. Laçiner, filmin oyuncuları hakkında kısa bilgiler vererek, oyuncuların Ermeni asıllı yada Ermenilere ve Ermeni sorununa sempatiyle bakan insanlardan oluşturulmasının tesadüfle açıklanamayacağını ifade etmektedir. Bunların dışında filmin çekim süreci, finansal kaynakları ile Batıdaki etkisi bu bölümde ele alınan diğer konulardır. Bütün bunlardan sonra yazar, filmin propaganda amaçlı olduğu mesajını vermektedir.
Laçiner’in kaleme aldığı dördüncü bölüm filme Türkiye’den gelen tepkileri içermektedir. Yazar, tepkileri “Paniğe Kapılanlar” ve “Bırakın Yapsıncılar” olarak iki gruba ayırmaktadır. İlk grup felaket tellalcısı olarak tanımlanmaktadır. Yazara göre bu gruba giren kişiler ve çevreler neler yapılması konusunda ciddi öneriler ortaya koyamamaktadırlar. İkinci grup - ki bunlara örnek olarak Ertuğrul Özkök, Mehmet Barlas ve İsmet Berkan verilmektedir - filmin Türkiye’ye yapacağı etkinin abartıldığını düşünen insanlardan oluşmaktadır. Laçiner, bu yazarların fikirlerine getirdiği eleştirilerle filmin yaratacağı etki hususunda bu insanlardan ayrı görüşte olduğunu ortaya koymaktadır. Yazar, başta TBMM olmak üzere pek çok resmi kurumun film hakkındaki düşüncelerine ve almayı düşündükleri tedbirlere de yer vermiştir.
“Sonuç ve Değerlendirme” bölümünde Laçiner, ortaya koyduğu bilgilerin ışığında Türkiye’nin son derece “organize, akıllı, ısrarcı ve güçlü bir ağla” karşı karşıya bulunduğunu, Ararat ve benzeri filmlerin Türkiye’ye zararı olmayacağının iddia edilemeyeceğini ileri sürmektedir. Bunun dışındaki yaklaşımlara ihtiyatla yaklaşılması taraftarıdır. Yazar son olarak “Türkiye’nin Alabileceği Olası Önlemler” başlığıyla hem devlet yetkililerinin ve hem de diğer ilgililerin dikkate alması gereken önlemler sıralanmıştır.
Şenol Kantarcı tarafından kaleme alınan ikinci kısım giriş hariç, iki bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde ele alınan ilk konu ABD’nin Anadolu’ya yönelik misyonerlik faaliyetleri ile misyonerlerin Ermeni toplumuyla olan ilişkilerini içermektedir. Yazar, Van’da Ermeni hareketlerine değindiği ikinci konuda misyonerlerin alt yapısına önemli katkılar sağladığı Ermeni bölücü teşkilat ve bunların çalışmaları hakkında özlü bilgiler verilmektedir. Rusya’nın bu teşkilatlara para, silah vb. yardımlar sağladığı üzerinde duran Kantarcı, bunun 1896’da patlak veren I. Van İsyanı’nındaki payını ortaya koymuştur.
1915’te kanlı olaylarla tarihe geçen Van’daki II. Ermeni İsyanı hem arşiv belgelerinden, hem de hatıratlardan yararlanılarak bütün cepheleriyle anlatılmıştır. Yazarın, bütün bu belge ve hatıratlardan ulaştığı sonuç şudur ki; Egoyan’ın senaryosunda iddia ettiği gibi Türkler saldıran taraf değildir. Aksine kendilerini savunmak zorunda kalan ve bu yüzden onbinlerle ifade edilen kayıplar veren taraftır. Ermeniler, savunmasız Türklerle beraber şehirde medeniyetin izini taşıyan her binayı ve meskeni ortadan kaldırdıkları belgelerle kanıtlanmıştır.
Kantarcı, ikinci bölümde Ararat filminin senaryosu ile misyoner Dr. Ussher’in hatıratının karşılaştırılmasını yapmaktadır. İlk olarak Ussher’in hatırasını ele alan yazar hatırada yer alan pek çok bilginin yanlış, eksik ve yanlı olduğunu tespit etmiştir. Bu tespite hem arşiv belgeleri, hem de çağdaş hatıraların verdiği bilgileri karşılaştırarak ulaşmıştır. Bundan sonra Senaryo ile hatıra arasında farkların neler olduğu konusuna eğilen Kantarcı, burada da Egoyan’ın “Sanatsal Serbestlik” (!?) iddiasıyla hatıradaki pek çok bilgiyi ve olayı çarpıttığını, hatırada geçen bir çok olayı yansıtmak isteği şekle soktuğunu ortaya çıkarmıştır. Yazar, hatırada Türkler lehine kullanılabilecek hususlara ise senaryoda hiç değinilmediğini belirtmektedir. Yazar tespitleriyle ilgili olarak eserde pek çok örnekler de vermektedir.
Ussher’in hatırasında yer alan yanlış ve yanlı bilgiler için verilen örneklerden bazıları şunlardır:
- Türklerin modern silahlar kullandığı, bunlara karşın Ermenilerin hem sayıca, hem de silah bakımından Türklerle mukayese edemeyecek derecede zayıf olduğu iddiası. Bu iddia diğer hatıraların verdiği bilgilerle çürütülmektedir.
- Ermenilerin isyan sırasında en vahşi usullerle Türkleri kadın çocuk demeden öldürdüğü Rafael de Nögalis’in hatırasında önemli yer tutarken, Ussher’in hatırasında hiç yer almamakta, üstelik olaylar Türklerin, Ermenileri katlettiği şeklinde yansıtılmaktadır.
Eserde bununla ilgili örnekleri artırmak mümkündür.
Egoyan, her açıdan Ermeniler lehinde olan Ussher’in hatırasını yeterli görmemiş olacak ki, kendiside senaryoyu kaleme alırken pek çok değişiklik yaparak senaryoyu tamamen propaganda amaçlı kaleme aldığını ispat etmektedir: Mektup gönderme hadisesi, Vali Cevdet Bey’in kişiliği, Amerikan Hastanesinin tahribi, Van şehrinin Ağrı Dağı civarında gösterilmesi... vs. bu grup içerisinde ele alınan örneklerden sadece birkaç tanesidir.
Sedat Laçiner ve Şenol Kantarcı tarafından kaleme alınan bu eser Ararat filmini hem konusu, hem de Türk - Ermeni ilişkileri açısından mercek altına almıştır. Ortaya çıkan sonuç, bu filmin iddia edildiği gibi tarihi bir gerçeği açığa çıkarmak için değil, aksine ABD ve Avrupa’daki Ermenilerin tamamen çıkarları doğrultusunda hazırlandığıdır. Film, yapılan propagandaların aksine tahrip edilmek istenen tarihi gerçekler üzerine bina edilmiştir. Bu açıdan zaten soğuk olan Türk - Ermeni ilişkilerini daha da olumsuz yönde etkileyeceği açıktır.
|