Anasayfaİletişim
  
English

Belgeler


ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 5, Bahar 2002

 

Sayın Cumhurbaşkanımızın Dışişleri Şehitlerini Anma Günü Nedeniyle Yayınlayacakları Mesaj (30 Mayıs 2002)

Ülkemizi yurtdışında temsil ederken alçakça saldırılar sonucu yaşamlarını yitiren şehitlerimizi bugün bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Büyük Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” ilkesine yürekten bağlı olan Cumhuriyet diplomasisi, zengin birikim ve deneyimiyle, ulusal çıkarlarımızın savunulmasında gurur verici başarıların sahibidir. Yurtdışında özveriyle kamu görevi yapan diplomatlarımızın sınırsız vatan sevgisi, dış ilişkilerimizde en değerli güvencelerimizin başında gelmektedir.

Dünya barış ve gönencine hizmet etmekteyken beyni yıkanmış teröristler tarafından üzerlerine doğrultulan silahlar değerli görevlilerimizin cesaretini kırmamış, tersine, verdikleri her şehit ülkelerine ve görevlerine olan bağlılıklarını daha da güçlendirmiştir.

Hiçbir dava, hiçbir amaç, suçsuz insanların yaşamlarına son verilmesini haklı gösteremez. Hele gerçek dışı ve tutarsız savlarıyla tarihimize leke sürmeye kalkışanlar ve kör bir intikam duygusuyla Türkiye Cumhuriyeti’nin dış ülkelerdeki görevlilerine saldıranlar, adaletten kaçmış veya kaçırılmış da olsalar, insanlık ve tarih önünde hak ettikleri yargıdan kurtulamayacaklardır.

Yurtdışında ülkemizi temsil ederken, uğradıkları acımasız terör saldırılarında şehit olan tüm görevlilerimizi ve yakınlarını bir kez daha rahmetle anıyor, şehitlerimizin aileleri ile tüm Dışişleri mensuplarına sabır ve esenlikler diliyorum.



Sayın Başbakanımızın Dışişleri Şehitlerini Anma Günü Mesajı (30 Mayıs 2002, 11:00)

Devletimizi yurtdışında temsil sırasında uğradıkları terör saldırıları sonucu şehit edilen kamu görevlilerimizi ve aile fertlerini bugün bir kez daha rahmetle anıyor ve aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Türkiye başta komşuları olmak üzere tüm dünya ülkeleriyle dostane ilişkiler içinde, bir yandan halkının gönencini artırırken, diğer yandan hem bulunduğu coğrafyanın siyasi istikrarı ile ekonomik ve sosyal gelişimine hem de uluslararası barış ve güvenliğe katkıda bulunan bir ülke olarak hızla ilerlemektedir.

Tarihi gerçeklere dayanmayan asılsız iddiaların biçimlendirdiği kin ve nefretin yönlendirdiği bu hain saldırılar Türkiye’yi yolundan döndüremeyecek, Türk diplomasisinin büyük önder Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini rehber edinen barışçı kimliğini yokedemeyecek, Türkiye’ye dünya diplomasisi içinde hakettiği yeri kazandırmaya çalışan Türk diplomatlarını yıldıramayacaktır. Türk Ulusu’nu ve Devleti’ni hedef alanlar ve amaçları için terörü araç seçenler ise her zaman ve her yerde yenilgiye uğrayacaklardır.

Demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin seçkin temsilcileri olarak yüce Atatürk’ün çizdiği ilkeler doğrultusunda yürüyen diplomatlarımız, şehitlerimizin ve onların geride bıraktıkları yakınlarının emanetine sahip çıkacak, gelecek kuşaklara daha parlak bir ülke bırakmak ülküsünden ayrılmayacaklardır.

Devletimizin ülkelerinden uzakta özveriyle görevlerini yerine getirirken şehit edilen temsilcilerine Tanrı’dan rahmet diliyor, değerli ailelerine, Dışişleri Bakanlığı’na ve ulusumuza başsağlığı dileklerimi ve saygılarımı sunuyorum.



Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun Konuşması

Şehitlerimizin Değerli Yakınları, Sayın Bakanım, Şehitlerimizi Anmak İçin Buraya Gelmiş Olan Değerli Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları

Türkiye, yetişmiş evlatlarını terör hareketleri içerisinde kaybetmiş bir ülke durumunda.  Dış görevini yaparken ülke menfaatlerini ve bu görevlerin gereğini yerine getirirken uğradıkları menfur suikast ve katledilişlerini bu tören vesilesi ile bir defa daha anıyoruz.  Yaşımız icabı, ilk başlayan hareketler itibari ile o günlerden bu günlere kadar hepsinin acılarını içimde yaşamış birisiyim.  Huzurlarınızda onları minnetle, ülkemize yaptıkları hizmetler içinde rahmetle, dualarla anıyorum.  Konuşan değerli arkadaşımın da ifade ettiği gibi, bu Türk milletine karşı haksız, gerçeklere dayanmayan bir takım yalanları doğru gibi kabul ettirme, Ermeni terörü hareketinin militanlarının işi idi.  Tarihten husumet çıkarmak yerine, tarihteki gerçekleri bilimsel araştırmalarla ortaya çıkarmak yolu var iken bu doğrular bir tarafa bırakılarak husumet ve kin düşmanlığa dönüştürülerek bu olaylar meydana getirildi. Asla onların iddia ettiği gibi bir soykırım olmayan tarihi iyi incelediğimiz zaman o günün savaş şartları içerisinde büyük ölçüde karşılıklı hareketlerin sonucunu bu şekilde tek yanlı yorumlamanın yanlışlığını artık anlamak lazım gelmektedir. Tek taraflı yorumlamak derken savaş içerisinde bir ülkenin ordusuna onun egemen güçlerine ihaneti düşünmeden, arkadan hançerlemeyi düşünmeden, karşı cephede savaşan kendilerinin durumunu düşünmeden bir hükme varmanın yanlışlığını artık anlamalıdırlar.

Değerli dinleyenlerim, bu değerli vatan evlatlarının en verimli çağında kaybettiğimizin o yıllardaki üzüntüsünü bugün bir defa daha hatıraları önünde yadediyoruz. Nur içinde yatsınlar. Kişisel olarak bir husumete maruz kalmadıklarını bütün dünya alem bilmektedir.  Onlar Türk oldukları için, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ettikleri için, Türk milletinden olduları için bu akıbete maruz kaldılar. Bu millet, bu devlet, bu hareketi unutmamaktadır. Ve bu hareketin içerisinde katledilmiş bulunan bu şehitlerimizi daima şükranla minnetle yadedecektir.  Yakınlarına sabır ve metanet temenni ediyorum. Vefat etmiş, şehit edilmiş, katledilmiş bu kardeşlerimizin manevi huzurlarında tazimle, saygıyla eğiliyorum.



DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM’İN KONUŞMASI

Aziz Şehitlerimizin Kıymetli Aileleri, Sayın Bakanımız, Saygıdeğer Temsilciler, Değerli Çalışma Arkadaşlarım,

Yurt dışında Ermeni teröristlerce görev başında şehit edilen bakanlığımız mensupları ile diğer kamu görevlilerimiz ve aile fertlerini anmak ve onların, değerli şehitlerimizin, huzurunda bir kez daha saygıyla eğilmek üzere bugün bir araya geldik. 19 ayrı ülkede diplomatlarımıza ve görevlilerimize karşı üst üste suikast düzenlendi. Diplomatlarımız, görevlilerimiz sade kendileri değil aileleriyle, çocuklarıyla bu teröre hedef tutuldu. Biz halk olarak, biz camia olarak, millet olarak şehitlerimizin acısını asla unutmadık ve şehitlerimizin anısını her zaman yaşatmaktayız ve yaşatacağız ve Türkiye’ye karşı, insanlarımıza karşı burada anmakta olduğumuz şehitlerimize karşı yapılanları asla unutmayacağız.

Dışişleri camiası olarak bizler elbette arkadaşlarımızın acısını içimizde hissetmekteyiz, yaşatmaktayız ve bu acı ile yoğurulmuş olarak daha da güçlü, daha da inançlı, daha da imanlı çalışmaya devam etmekteyiz. Bu, bizim hem milletimize karşı hem de aziz şehitlerimize karşı manevi borcumuzdur. Bizim milletimiz her zaman vatanı ve özgürlüğü için şerefi ile mücadele etmiştir, icabında savaşmıştır, şehit düşmüştür. Türkiye’mize karşı, bizim insanlarımıza karşı 1970’li, 1980’li yıllarda yoğunlaşan Ermeni terörizminin amacı, özü itibari ile, Türkiye’yi zayıflatmak, Türkiye’nin güçlü ve etkili bir devlet olmasını sınırlamak olmuştur. Tabii bunlar hiçbir işe yaramamıştır çünkü Türkiye her geçen yıl, her geçen dönem daha bilinçli, daha bilgili, daha kararlı ve etkili insanların memleketi olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Terörizm bizim çok sayıda kurban verdiğimiz bir felakettir. Burada anmakta olduğumuz şehitlerimiz, daha sonraki dönemde ayrılıkçı, bölücü terörün aramızdan aldığı şehitlerimiz, insanlarımız... Biz bu acıyı çok içinden yaşadık, kalbimizde yaşadık. Ve bizim terör belasına karşı bütün dünyaya verdiğimiz mesajlar, anlatmaya çalıştıklarımız bir ölçüde, ancak bir ölçüde, başarılı olduklarımız, şu dönemde daha iyi anlaşılıyor.  Ne yazık ki bizim haklılığımızın anlaşılması için başkaların da bizimkine benzer acıları paylaşması icap etti.  Hakikaten 11 Eylül felaketi sonrasında dünyada oluşan yeni bilinç sadece Türkiye’mizin yıllarca söylediklerinin haklılığını bir kez daha ortaya koymadı, aynı zamanda terör belasına karşı bütün dünyada ciddi bir bilinçlenmenin, ciddi bir mücadelenin de yolunu açtı.

Neden Dışişleri, neden Dışişleri Bakanlığı’nın mensupları, çalışanları, insanları ileriki dönemde bu şekilde hedef alındı? Ve şunu da belirtmek istiyorum, Dışişleri her zaman hedef alındı ve maalesef her zaman hedef alınmaya devam ediyor. İnşallah, bir şehidimizin muhterem annesinin bana az önce ifade ettiği gibi sondur. Hep bunu diliyoruz fakat, olay gerçekten bitmedi. Dışişleri mensupları sadece 1970-80’li yıllarda değil, günümüzde de zaman zaman aynı tehlikeyi hissediyor ve biliyorsunuz bunu yurt dışına gittiğimizde de görmekteyiz. Hala bizim büyükelçiliklerimizin, en azından bir kısmının, elçilik mensuplarımızın konutlarının etrafını tellerle çevrilmiş vaziyette. Hala o ülkelerin güvenlik makamlarından biz ısrarla koruma talep etmekteyiz. Halen tehditler devam ediyor. Yani dışişlerinin mensupları yurtdışında görevlerini yaparken halen, geçmişteki kadar değil Allah’a şükür, ama halen bir tehlikenin, bir tehdidin altında görevlerini yapmaya devam ediyor. Bu bir rastlantı değil çünkü Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Dışişleri Teşkilatı daha 19. yüzyıldan başlayarak Türkiye’mizin geleceğe dönük, aydınlık yüzü olmuştur. Türkiye’mizin gelişmesinde, ilerlemesinde öncülük işlevi yapmıştır ve Türkiye’nin düşmanlarına bu özellikleri nedeni ile her zaman baş hedef olmuştur.

Aziz şehitlerimizin değerli aileleri söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum. Acınızı gerçekten paylaşıyorum. Mümkün değil tabii, kimsenin sizin acınızı paylaşması. Ama şunu da belirtmek isterim, biz Dışişleri camiası olarak, hakikaten, insanlarımıza sahip çıkan bir camiayız. Biz hakikaten şehit ailelerimize, yakınlarına, yapılabilecek çok az şey var ama, yardımcı olmaya çalışan, unutmayan bir topluluğuz.  Sade biz görevdeki insanlar değil, fakat eşlerimiz, DMEDD, şehit ailelerimizin eğitimi ile kendileri ile hep ilgilenmiştir, ilgilenmeye devam etmektedir. Ve bizim ülkemiz için, toplumumuz için, geleceğimiz için hayatını vermiş olan insanlarımıza olan saygımızı ifade etmemiz, kelimelerle ifade etmemiz mümkün değildir. Her yıl burada toplanmaktayız. Burada bizlere, milletimize, tarihimize ve geleceğimize en büyük katkıyı yapmış olan insanları anmaktayız, ailelerine şükranlarımızı ifade etmekteyiz. Şehit ailelerimize tekrar sabır ve metanet diliyorum. Şükranlarımı sunuyorum ve aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Teşekkür Ediyorum.


Genç Memur Konuşma Metni (30 Mayıs 2002)

Aziz Şehitlerimizin Değerli Aileleri

Sayın Bakanlarım

Saygıdeğer Temsilciler

Değerli Büyüklerim

Anılarını daima içimizde yaşatacağımız aziz şehitlerimizin huzurunda toplanmış bulunuyoruz.

Yüksek görev inancıyla, ülkemizin uluslararası toplumda hak ettiği saygın yerin korunması için görev yapan değerli temsilcilerimizin ve ailelerinin, sırf bu görevleri nedeniyle katledilmelerini anlamak veya kabullenmek mümkün değildir.

Şu anda çok farklı konumlarda olabilecek bunca değerli insanın artık aramızda olmamaları, günümüzde soykırım iddialarıyla tarihi çarpıtmaya çalışanların ve bu çarpık bilgilere inananların, insan hayatına gerçekten değer verip vermediklerini düşündürmektedir.

Değerli Büyüklerim

Biz genç memurlar olarak, bu olayları ve tüm Türkiye’nin bir dönem yaşadığı acıları hiçbir zaman unutmayacağız ve unutulmaması için elimizden geleni yapacağız.

Aziz Şehitlerimizin anılarını canlı tutmak bizim için sadece bir görev değil, Dışişleri mensupları olarak belleğimizin doğal bir parçası, gururla yerine getireceğimiz bir sorumluluktur.

Yaşanan acıların vatan sevgimizi ve mesleğimize olan bağlılığımızı güçlendireceğine; bu büyük kayıpların çeşitli kesimlerce görmezden gelinmesine veya yok sayılmasına son verilmesi için tüm gücümüzle çalışacağımıza emin olmanızı diliyoruz.

Aziz Şehitlerimizin hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Hayatta kalan arkadaşlarımız ise, gözyaşlarını içlerine akıtarak görev başında, iyice bilenmiş, çelişleşmiş ve de bir kat daha güçlenmiş olarak, şehitlerimizin bıraktığı yerden görevlerine devam etmişlerdir. Bu mücadele Türk devletinin aziz şehitlerimiz ve ailelerine manevi borcunun da bir ifadesidir.

Türk ulusu her zaman bayrağı, vatanı ve özgürlüğü için şerefiyle mücadele etmiş, şanlı tarihini şehitlerinin kanıyla yazmıştır. Bu cinayetleri işleyenler ve işletenler Türkiye’nin büyümesinden, güçlenmesinden, kalkınmasından ve bölgesinde gittikçe ağırlık kazanan bir devlet olmasından rahatsızlık duyanlar olmuşlardır. Ancak Türkiye’mizin her geçen gün çağdaş uygarlıkla bütünleşme yolunda katettiği mesafe, bazı çirkin oyunlarla ve tarihteki acı olaylara ilişkin gerçeklerin tahrif edilmesine çalışılmasıyla engellenemeyecektir. Bizi yıldırmak mümkün değildir.

Terör uluslararası toplumu tehdit eden bir hastalıktır. Beyinleri yıkanmış, bilinçsiz teröristler masum insanların en doğal hakları olan yaşama hakkına sinsice saldırmakta ve canlarına kıyarak tutarsız ve anlamsız emellerine ulaşmak istemektedirler. 11 Eylül saldırıları, dünyada hiçbir ülkenin terörizm denilen illetten masun olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye maalesef terörden çok çekmiş bir ülkedir ve yıllardır terörizme karşı etkin bir mücadele verilmesi için uluslar arası işbirliği çağrısında bulunmakta ancak bu konuda her zaman istediği ölçüde karşılık alamamaktadır. Bu yeni uluslar arası konjonktür şüphesiz bizlere bu meşru taleplerimizin haklılığını vurgulama olanağı taşımıştır.

Aziz şehitlerimizin değerli aileleri,
Saygıdeğer temsilciler,
Değerli mesai arkadaşlarım,

Ülkemiz için canını feda eden şehitlerimize minnet duygularımızı kelimelerle ifade edebilmemiz mümkün değildir. Her daim olduğu gibi, bugünkü törende bizlere, ulusumuzun tarihine ve geleceğine sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatıyorlar.

Sözlerine son verirken aziz şehitlerimize tanrıdan rahmet, saygıdeğer ailelerine en içten sevgilerimle sabır ve metanet diliyorum ve şükranlarımızı sunuyorum.



Ermeni Araştırmaları Türkiye Kongresi Bildirgesi

20–21 Nisan 2002, Ankara

Ermeni araştırmaları alanındaki tüm Türk bilim adamlarını bir araya getirmeyi; Ermeni araştırmalarına bilimsel ilgiyi arttırmayı; Türk ve Ermeni halkları arasında hoşgörü ve sağduyu temelli bir diyalog zeminini oluşturmayı ve Türk bilim adamlarının son dönemdeki gelişmeler karşısındaki ortak tutumlarını Türk, Ermeni ve dünya kamuoyuna açıklamayı amaç edinen Ermeni Araştırmaları Türkiye Kongresi 20–21 Nisan 2002 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nün girişimleri ve çok sayıda bilim adamı ve yazarın katılımıyla yapılan Ermeni Araştırmaları Türkiye Kongresi, Türk – Ermeni ilişkilerinin güncel ve tarihi perspektifleriyle incelenmesine ve “soykırım” iddialarının bilimsel olarak irdelenmesine de olanak vermiştir.
Kongre’de sunulan bildiriler ve yapılan diğer konuşmalar Ermeni iddialarının çoğu defa tahrif edilmiş sözde belgelere dayandırıldığını, aksini gösteren belgelerin ve ciddi araştırmaların göz ardı edildiğini veya önyargıları destekleyecek şekilde çarpıtılarak yorumlandığını, taraflardan sadece birisinden kaynaklanan bireysel anlatımların genelleştirilmesi gibi bilimsel olmayan yollara başvurulduğunu ortaya koymuştur.

Bugüne kadar alınan tüm olumsuz cevaplara rağmen, Türk bilim adamları ve aydınları, tarihsel bir olayın çarpıtılmasından kaynaklanan bir sorunun çözümlenmesine yardımcı olmak üzere Türk ve Ermeni bilim adamlarının bir araya gelerek, konunun bütün yönleriyle tartışılması gerektiğine inanmaktadır. Kongre katılımcıları böyle bir diyalogun oluşturulması için Ermeni meslektaşlarına çağrıda bulunmuşlardır.

Konunun hukuki yönlerinin de ele alındığı Kongre’de, bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmaların bir “soykırım”dan söz edilemeyeceğini ortaya koyduğu ve büyüklüğü ne olursa olsun tarihteki her çatışmanın “soykırım” olarak adlandırılamayacağı belirtilmiştir. Kongre’de ayrıca, dönemin tarihsel koşulları içinde ele alınması gereken 1915 tehcirinin de 1948 tarihli Birleşmiş Millet Sözleşmesi’ndeki hukuki tarife kesinlikle uymadığı, esasen böyle bir fiilin işlenip işlenmediğinin ancak yetkili mahkemeler tarafından saptanabileceği ve Sözleşme’ye göre söz konusu fiilin kurum ya da devletlerce değil, bireylerce işlenebileceği de tespit edilmiştir. Ayrıca Kongre, söz konusu dönemde çok sayıda sivil Türkün, Ermeni silahlı gruplarınca katledilmesini şiddetle kınamakta ve Türk mağdurların görmezden gelinmemesi çağrısında bulunmaktadır.

Bilimsel verilere rağmen, bazı Ermeni gruplar ve onları destekleyen bazı çevreler tarafından ve ek olarak son yıllarda Ermenistan Hükümeti tarafından “soykırım” iddialarının ısrarla Türkiye’ye karşı propaganda malzemesi olarak kullanılması ancak siyasal gerekçeler ile açıklanabilir. Ayrıca, bu tür iddiaların adı geçen çevrelerce yetki ve ihtisaslarıyla tarihsel konularda hüküm verme durumunda olamayacak bazı yabancı kurumlara ve Parlamentolara da benimsettirilmesi yine siyasi gerekçelere dayanmaktadır. Yapılan tahliller Ermenistan’ın, Türkiye ile yapay bir gerginlik yaratma politikasının altındaki nedenler arasında, Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen Azerbaycan topraklarının işgal altında tutulmasına gerekçe oluşturulamaya çalışmak olduğunu ve bu gibi davranışların aslında Ermenistan’ın uzun vadeli çıkarları yanında Kafkasya’da barış ve istikrarı da tehlikeye attığını açıkça göstermektedir. Tüm bunlara ek olarak Ermenistan’ın ısrarla komşu devletlerin sınırlarına saygı göstermemesi ve yazılı antlaşmalar ile çizilmiş olan Türkiye-Ermenistan sınırlarını açıkça tanımaması Türkiye ile bu devlet arasında kalıcı bir işbirliğinin önündeki en büyük engeldir. Ermenistan kendi çıkarları ve bölgesel barış için bu tutumundan en kısa sürede vazgeçmelidir.

Aşırı Ermeni grupların diyalog için “soykırım” iddialarının kabulünü bir önşart olarak öne sürmeleri ve konunun bütün yönleriyle, her iki tarafın da görüşlerini açıklamasına olanak verecek şekilde ilgili kurullarda incelenmesine yanaşmamaları bilimsellikten ve yapıcı olmaktan uzak bir tutumdur. Bu yaklaşım söz konusu çevrelerin tezlerine olan güvensizliklerini de ortaya koymaktadır. Bu gibi iddialar uluslarca 21. yüzyılda hakim kılınmaya çalışılan tüm değerlere ters düştüğü gibi, kin ve nefret hislerini ve ırkçı bir terörizmi teşvik eden bu yaklaşımın görmezlikten gelinmesi de son derece sakıncalı bir olgudur. Kongre “soykırım” iddialarını siyasal amaçları için kullanan ve bu iddiaları tek taraflı olarak kabul eden tüm girişimleri kınamıştır.

Tüm katılımcılar masum Türk diplomatlarının, diğer Türk vatandaşlarının ve diğer ülke vatandaşlarının öldürülmesiyle sonuçlanan Ermeni terörizmini şiddetle kınamıştır. Kongre tüm dünya ülkelerine, Ermeni terör örgütlerini de terör örgütleri listelerine almaları çağrısında bulunmaktadır.

Kongre’de söz konusu iddialara karşı tarihi gerçeklerin öne çıkartılması için yapılması gereken çalışmalar da ele alınmıştır:

Aşırı kampanyalara aynı yoğunlukta cevap verilememektedir. Bu durum sorun hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması beklenemeyecek zihinlerde en çok tekrarlanan iddiaların yer etmesine neden olmaktadır. Öncelikli olarak bu gibi iddiaların güvenilir dayanaklarının olmadığını gösteren bilimsel çalışmalara aralıksız bir şekilde devam edilmelidir. Bu konuda Türk bilim adamlarına tarihi bir görev ve sorumluluk düşmektedir.

Bilimsel çalışmaların temeli olan arşiv incelemelerinin geliştirilmesi hayati bir önem taşımaktadır. Ermeniler ve Ermeni sorunu hakkındaki belgelerin çoğunluğu Türkiye arşivlerinde bulunmaktadır. Bu nedenle gerekli belgelerin tüm bilim adamlarının istifadesine kolayca sunulabilmesi ve bu yolla tarihsel gerçeklerin ortaya çıkarılabilmesi için Arşivler Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü değerli çalışmalar güçlü bir şekilde desteklenmelidir. Rus ve Ermeni arşivlerinin de ilk elden incelenmesi için bu dillere hakim bilim adamlarının yetiştirilmesi de hızlandırılmalıdır. Ayrıca Kongre’ye katılanlar başta Ermenistan ve diğer ülkelerde konu ile ilgili arşivlerin bir an önce açılması çağrısında bulunmuşlardır.

Konunun tarihsel boyutları üzerinde çalışmalara devam edilmesi kuşkusuz gereklidir. Ancak sadece tarihsel yaklaşım yeterli sayılamaz. Konunun tarihi boyutları yanında güncel boyutları da göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda mevcut çalışmaların uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk, siyaset bilimi, toplum bilim açılarından yapılacak diğer çalışmalar ile tamamlanabilmesi için bilim adamları teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.

Bugün karşılaştığımız kampanyaya cevap verilebilmesi için bilimsel çalışmaların sonuçlarının duyurulması ve yayılması da aynı derecede önemlidir. Araştırmalar yabancı dillerde de yapılabilmeli veya Türkçe yayınlar, başta İngilizce olmak üzere, yabancı dillere tercüme edilerek dağıtımları sağlanmalıdır. Bu bilgilendirme esnasında internet gibi yeni iletişim araçları da ihmal edilmemelidir.

Kongre bilimsel araştırmaların yurt çapında özendirilmesi ve kolaylaştırılması konusunu da ele alarak aşağıdaki pratik tavsiyelerde bulunmayı uygun görmüştür:
1. Resmi kurumlardan kendi olanakları çerçevesinde bu çabalara katılmaları, hatta kendi faaliyetleri içinde programlanmış bir yer ayırmaları beklenir,
2. Özel kuruluşlardan da bu tür çalışmalara destek olmaları ve gerekli bağışlarda bulunmaları beklenir,
3. Bilimsel çalışmaların yurt çapında özendirilmesinde devamlılık ve yoğunluk sağlanabilmesi için Yüksek Öğretim Kurulu’na merkezi bir işlev kazandırılması yararlı olacaktır. Kurul bu görevi araştırma bursları vermek, ciddi bilimsel çalışmaları ödüllendirmek, koordinasyon görevini yerini getirmek ve diğer başka yolları kullanarak yürütebilir,
4. Yüksek Öğretim Kurulu’nun başkanlığı altında oluşturulacak bir “Bilimsel Kurul” çalışmaların koordinasyonunda ve değerlendirilmesi yardımcı olabilir,

Tüm Kongre katılımcıları konuları bir arada ve serbestçe tartışmanın yararlarının bilincinde olarak, Kongre’nin en çok iki yıl sonra tekrarlanmasını dilemişler ve Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’ne bu değerli girişiminden dolayı takdir ve teşekkürlerini sunmuşlardır.

 ----------------------
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 5, Bahar 2002
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar