Anasayfaİletişim
  
English

Bir Fikir Özgürlüğü Sorunsalı Olarak Massachusetts Davası

M. Serdar PALABIYIK*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005

 

Öz: Bu makale Amerika’nın Massachusetts eyaletinde sözde Ermeni soykırımının eyalet okullarının eğitim müfredatına dahil edilmesindeki taraflı tutuma karşı açılan bir davanın iç yüzünü ortaya koymak üzere kaleme alınmıştır. Eyaletin Eğitim Kurulu tarafından hazırlanan bir yönetmelik sözde Ermeni soykırımını tartışma götürmez bir gerçek olarak kabul etmiş ve konu ile ilgili Türk kaynakları yönetmelikten çıkarılmıştır. Bunun üzerine açılan dava türünün ilk örneği olması bakımından son derece önemlidir. İşte bu makalede bu davanın arka planı, davaya konu olan yönetmelik, davanın aktörleri ve davanın özellikle Amerikan basınında bulduğu yankı incelenmektedir. Bu analiz önemlidir, zira Massachusetts davası Amerika’da fikir özgürlüğü kavramının test edildiği bir olaydır.

 

Anahtar Kelimeler: Massachusetts Davası, Ermeni Diasporası, ATAA, Massachusetts Eğitim Kurulu, Ermeni soykırımı iddiaları

 

Abstract: This article is about a legal case opened against unfair attitude in the inclusion of so-called Armenian Genocide to the education curriculum in Massachusetts, . The Massachusetts Board of Education prepared a guide in which the so-called Armenian Genocide was accepted as an indisputable historical truth and all relevant Turkish sources were omitted. The case opened against this guide is quite significant because it is the first case of this type. In this article the background of the case, the guide prepared by the Board of Education, the actors involved and the reflection of the case in the American media will be analyzed. This analysis is important because this event is a test case for freedom of thought in the .

 

Keywords: Massachusetts Case, Armenian Diaspora, ATAA, Massachusetts Board of Education, Armenian genocide allegations.

 

Giriş

 

Üzerinden bir yüzyıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen, 1915–16 yıllarında Doğu Anadolu’da meydana gelen olaylar bugün bile uluslararası toplum tarafından tartışılan konular arasındadır. Bu konu yalnızca tarih biliminin incelediği bir olgu olmaktan çıkmış, günlük siyasetin müdahalesinin yoğun olarak tecrübe edildiği bir konu halini almış ve farklı taraflarca farklı yaklaşımlarla tanımlanmıştır. Özellikle Ermeni diasporası ve bu diasporanın yoğun olarak yaşadığı ülkelerdeki akademik çevreler 1915–16 olaylarını ‘soykırım’ olarak nitelendirmekte ve bu tarihi olayın tartışmaya mahal vermeyen bir gerçek olduğunu iddia etmektedirler. Bu yaklaşıma göre bu olayların soykırım olmadığını savunan her görüş ‘inkârcı bir propaganda’dan ibarettir ve bilimsel olarak hiçbir geçerliliği yoktur. Bu katı tutum konunun bağımsız ve tarafsız bir biçimde incelenmesinin önündeki en temel engellerden biridir.

 

Ermeni diasporasının en temel hedefi sözde Ermeni soykırımının mümkün olan en fazla sayıda ülke parlamentosu tarafından kabul edilmesi, böylelikle konunun siyasal bir meşruiyet kazanmasının sağlanmasıdır. Yıllardan beri süregelen yoğun çabaların sonucunda Ermeniler 18 ülke parlamentosunda 1915–16 olaylarını soykırım olarak tanımlayan kararlar alınmasını sağlamışlardır[1]. Bu kararların hukuki bir geçerliliği olmamasına rağmen özellikle uluslararası toplum nezdinde Ermeni tezlerinin daha fazla kabul görmesine hizmet ettiği açıktır.

 

Aslında son derece güçlü ve aktif bir Ermeni lobisine sahip olsa da, henüz Amerika Birleşik Devletleri’nde federal düzeyde 1915–16 olaylarını soykırım olarak nitelendiren bir karar kabul edilmemiştir. Ancak bu konuda diaspora büyük bir gayret sarf etmektedir. Özellikle her yıl Ermenilerce sözde soykırım ile özdeşleştirilen 24 Nisan tarihinde ABD Başkanlarının yaptığı anma konuşmalarında ‘soykırım’ kelimesinin telaffuz edilmesinin sağlanması için büyük çaba harcanmaktadır. Bugüne kadar 24 Nisan tarihlerinde demeç veren ABD Başkanları, Jimmy Carter, Ronald Reagan, George Bush, Bill Clinton ve George W. Bush, ‘soykırım’ kelimesini telaffuz etmemişler ve 1915–1916 olaylarını genellikle ‘büyük trajedi’ tabiri ile tanımlamayı tercih etmişlerdir.

 

ABD’de sözde soykırımın resmen tanınmasında muvaffak olamayan Ermeni lobisi, 38 eyalette 1915–16 olaylarını ‘soykırım’ olarak kabul eden kararlar çıkarttırmayı başarmıştır[2]. Bu da göstermektedir ki, Ermeni diasporasının yerel başarıları küçümsenmeyecek kadar önemlidir.

 

Diasporanın bir diğer amacı da Amerikan okullarında sözde Ermeni soykırımının eğitim müfredatına dâhil edilmesini sağlamaktır. Amerikan eğitim sisteminin özgürlükçü yapısı Ermeniler tarafından kendi çıkarları için sonuna kadar kullanılmaktadır.

 

Amerikan okul sistemleri, seçimle gelen ve diğer hükümet birimlerinden bir hayli özgür olan kurullarca yönetilir. Bir örnek vermek gerekirse, sadece beş milyon nüfusa sahip Minnesota eyaletinde 300’e yakın “özgür” okul kurulu vardır. ABD’nin geneli hesaba katıldığında bu sayı binlerle ifade edilmektedir. Bu kurulların bazıları, Ermeni kökenli Amerikalıların isteğine uyarak, Ermeni tezini benimsemişler ve okullarında tarih eğitimini Ermeni tezine uyumlu bir şekilde yapmaya başlamışlardır[3]. Ancak bununla yetinmeyen Ermeniler bu kez bir eyaletin eğitim müfredatına sözde soykırımın dâhil edilmesini de başarmışlardır. 1998 yılında Massachusetts eyaletinde kabul edilen bir kanun ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan bir yönetmelik ile sözde Ermeni soykırımı eğitim müfredatının konuları arasında yer almış, konu ile ilgili karşı tezleri ileri süren kaynaklar ise tamamen dışlanmıştır. Bu durum ABD’de bir ilktir.

 

İşte bu makaleye konu olan dava bu yönetmeliğe tepki olarak ortaya çıkmıştır. Ekim ayının sonlarında Massachusetts Sudbury kasabasında Lincoln-Sudbury Lisesi öğrencisi Ted Griswold, aynı lisede görev yapan tarih öğretmeni William Schechter ve Cambridge Ringe & Latin Lisesinde sosyal bilimler, tarih ve sivil haklar öğretmeni olarak çalışan Lawrence Aaranson tarafından açılan ve Türk Amerikan Dernekleri Kurulu’nun (Assembly of Turkish American Associations – ATAA) da müdahil olduğu bu davanın özünde fikir özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası yer almaktadır. Buna göre tartışmalı bir konuda öğrencilerin ve eğitimcilerin farklı görüşleri savunan kaynaklara eşit kolaylıkla ulaşmaları engellenmekte ve tarihi bir konu son derece taraflı bir biçimde öğretilmektedir.

 

Bu makalenin amacı ‘Massachusetts davası’ olarak nitelendirilen bu davanın nedenleri ve davanın Ermeniler, Türkler ve Amerikan kamuoyu tarafından nasıl değerlendirildiği konularına açıklık getirmek üzere kaleme alınmıştır. Bu bağlamda Amerikan eğitim sisteminin nasıl siyasi çıkarlara alet edildiği ve Amerika’da fikir özgürlüğünün nasıl ihlal edildiği gözler önüne serilmektedir. Makale dört temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde davaya neden olan gelişmeler özetlenmekte, ikinci bölümde ise davanın çıkış noktasını oluşturan Massachusetts Eğitim Dairesi’nin hazırladığı yönetmelik incelenmektedir. Üçüncü bölümde davanın aktörleri, yani davacılar ve davalılar, tanıtılmaktadır. Makalenin son bölümünde ise davanın açılmasının ardından dile getirilen tepkilere yer verilmektedir.

 

Dava Neden ve Nasıl Açıldı? [4]

 

Davaya konu olan tartışmalar 10 Ağustos 1998 tarihinde Massachusetts Genel Mahkemesi’nin “Bölüm 276” (Chapter 276) başlıklı kanunu onaylaması ile başladı. Bu kanuna göre Massachusetts Eğitim Kurulu soykırım ve insan hakları konuları hakkında müfredatın ve bu müfredatın öğretilmesi için gereken yöntemlerin hazırlanmasından sorumlu tutulmuştu. Buna göre bu müfredat okyanus aşırı köle ticareti, İrlanda’daki büyük açlık dönemi, Ermeni ‘soykırımı’, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Yahudilere karşı uyguladıkları soykırım, Mussolini’nin faşist rejimi ve diğer tanınmış insan hakları ihlalleri ve soykırımı içerecek ancak bunlarla sınırlı tutulmayacaktı. Müfredat hazırlanırken Kurul, öğretmenlere, okul müdürlerine ve soykırım ve insan hakları gibi konuların uzmanlarına danışabilecekti.

 

‘Bölüm 276’ başlıklı bu kanunun bu denli büyük bir tartışmaya yol açmasının nedeni doğrudan doğruya “Ermeni soykırımı” tabirini içermesiydi. Massachusetts eyaleti sözde Ermeni soykırımını resmen tanıdığı için konu ile ilgili tartışmalar bir tarafa bırakılmış ve ‘soykırım’ tabiri resmen kanunun içine konmuştu. Bu durumda bundan sonra Massachusetts’te bu konu ile ilgili hazırlanacak tüm müfredatta ‘Ermeni soykırımı’ a priori bir öncül olarak kabul edilecek ve varlığı asla tartışma konusu olmayacaktı.

 

Bu kanunun Massachusetts Yasama Meclisi tarafından onaylanmasının ardından, 15 Ocak 1999’da, Massachusetts Eğitim Kurulu David Driscoll’u, Kurul üyeleri için “İnsan Hakları ve Soykırım Hakkında Müfredat Materyallerinin Seçimi ve Kullanılması İçin Yönetmelik” başlığını taşıyan bir taslak hazırlamakla görevlendirdi. Driscoll hazırladığı taslakta Ermeni ‘soykırımı’na atıf yaparak bu konunun öğretilmesi için çeşitli kaynaklar belirtti. Bu kaynaklar arasında Ulusal Ermeni Çalışmaları ve Araştırmaları Derneği (Armenian Studies and Research National Association), Ulusal Ermeni Enstitüsü (Armenian National Institute) ve Ermeni ‘soykırımı’ konusunda ‘seçilmiş metinler’ de vardı.  Bununla beraber soykırım kavramının tanımı ve tarihçesi ile ilgili ekler de taslağın sonuna yerleştirilmişti.

 

Buraya kadar her şey normal karşılanabilirdi; ancak taslakta Ermeni ölümlerinin soykırım olmadığını iddia eden kaynaklara kasten yer verilmedi, oysa bizzat Driscoll taslağı hazırlarken soykırım ve insan hakları konusunda eğitim materyallerini seçerken kullanılan en önemli kıstaslardan birinin “tartışmalı konularla ilgili farklı görüş açılarını sunmak” olduğunu yazıyordu. Taslak hemen Eğitim Kurulu üyelerine sunuldu ve aynı anda basına da duyuruldu. İşte sonunda bir davaya dönüşecek olan tartışma da bundan sonra başladı.

 

Taslağın kurul üyelerine sunulmasının hemen ardından, 19 Ocak’ta, ilk tepki New England Türk-Amerikan Kültür Derneği’nden (Turkish-American Cultural Society of New England – TACSNE) geldi. TACSNE Driscoll’a bir mektup göndererek hazırlanan taslağa 1915 olaylarının ‘soykırım’ olarak nitelendirilemeyeceğini iddia eden görüşlerin de eklenmesi gerektiğini kaydetti. Bununla beraber eğer Eğitim Kurulu bu görüşleri yansıtan kaynaklara ulaşma konusunda sıkıntı yaşıyorsa, bazı Amerikan üniversitelerinde görevli saygın profesörlerin çalışmalarının yanı sıra TACSNE’nin kaynaklarının da kullanılabileceği belirtildi.

 

Mektubun gönderilmesinden bir hafta sonra, 26 Ocak’ta, Kurul bir toplantı yaparak taslağa eklenecek materyalleri görüştü. Bu toplantı sırasında TACSNE yetkilileri de bir sunum yaparak konuyla ilgili tüm görüşlerin müfredata dâhil edilmesinin gerekliliğini savundular. Bu sunumun ardından taslak sunulduğu şekliyle, ancak birkaç küçük değişiklikle, kabul edildi.

 

Toplantının ertesi günü Driscoll, TACSNE Başkanı Erkut Gömülü’ye bir mektup göndererek TACSNE’nin Kurul ile yaptığı işbirliği için teşekkürlerini iletti ve kabul edilen yönetmeliğin Ermeni meselesi konusunda gereken hassasiyeti göstereceğini dile getirdi. Ayrıca TACSNE’nin tavsiye ettiği kaynakların yönetmeliğe ekleneceğini belirterek, bu kaynakların Öğretim ve Müfredat Servisi müdürü Susan Wheltle’a iletildiğini bildirdi. Driscoll ayrıca Eğitim Kurulu’nun Osmanlı İmparatorluğu’nu soykırımla suçlayan ifadelerinin yönetmelikten çıkarıldığını bildirdi.

 

Bu cevabın hemen ardından Susan Wheltle TACSNE ile irtibata geçerek hangi kaynakların kullanılabileceğini sordu ve kendisine Louisville Üniversitesi Öğretim Üyelerinden soykırım üzerine çalışmaları ile tanınmış Prof. Justin McCarthy’nin adı verildi.

 

 

 

Görüldüğü gibi TACSNE’nin girişimi kısmi bir başarıyla sonuçlanmış ve yönetmeliğe Ermeni meselesi ile ilgili Türk tarafının sunduğu kaynaklar da eklenmişti. Yine de ‘Ermeni soykırımı’ tabirinin kullanılması engellenememişti. Ancak Ermeniler de bu süreçte boş durmuyorlardı. Ermeni tezlerinin en büyük destekçilerinden biri olan Massachusetts Senatörü Steven A. Tolman, 5 Şubat’ta dönemin Eğitim Kurulu Başkanı Dr. John Silber’a bir mektup yazarak, kabul edilen taslakta yer alan fakat daha sonra çıkarılan ve Osmanlı İmparatorluğu’nu Ermenilere soykırım yapmakla suçlayan ifadelerin yönetmeliğe yeniden konmasını talep etti, ancak bu talep reddedildi.

 

TACSNE suçlayıcı ifadelerin yönetmelikten çıkarılması ile yetinmedi; 1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesine de karşı çıktı. 8 Şubat’ta TACSNE Susan Wheltle’a bir mektup yazarak Osmanlı Ermenilerinin başından geçenlerin soykırım olarak nitelendirilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. ‘Ermeni soykırımı’ tabiri yerine ‘Ermeni Meselesi’ tabirinin kullanılmasını tavsiye eden TACSNE, hâlihazırdaki yönetmeliğin tek taraflı olduğunu ve bu nedenle Massachusetts’de eğitim gören Türk kökenli öğrencilerin haksız olarak suçlanabileceğini belirtti. Bununla beraber yönetmeliğe dâhil edilmek üzere on kitap, üç web sitesi ve üç Türk derneğinin iletişim bilgilerini de Susan Wheltle’a bildirildi.

 

Wheltle’ın Erkut Gömülü’ye 19 Şubat’ta gelen cevabında gönderilen kaynakçaya teşekkür edildikten sonra şunlar yazmaktaydı: “Eğitim Dairesi önerdiğiniz web siteleri ile dernekleri yönetmeliğe dâhil etmeyi planlamaktadır; böylelikle öğretmenler ve lise öğrencileri pek çok kaynakçaya ve tarihi ve güncel olaylarla ilgili diğer kaynaklara da ulaşabileceklerdir.” Ancak Wheltle’a göre hazırlanan yönetmeliğin çerçevesi kolaylıkla değiştirilemeyeceğinden değerlendirme süreci yaklaşık iki yıl sürecekti.

 

Değerlendirme sürecinin tamamlanması beklenmeden 1 Mart 1999’da hazırlanan yönetmelik Komisyon Üyesi Driscoll tarafından Massachusetts Yasama Meclisine sunuldu. Bu nihai metinde Ermeni lobilerinin sunduğu web sitelerinin yanı sıra (Ermeni Çalışmaları ve Araştırmaları Derneği, Ermeni Ulusal Enstitüsü, Ermenistan Büyükelçiliği ve Michigan Üniversitesi Ermeni Araştırmaları Merkezi), Türk tezlerini savunan TACSNE’nin, Georgetown Üniversitesi Türk Çalışmaları Enstitüsü’nün, ATAA’nın ve Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği’nin web siteleri de yer almaktaydı. Kısacası yönetmelik son derece tartışmalı olan Ermeni meselesinin her iki tarafının kaynaklarını da içermekteydi. Özellikle TACSNE Türk tezlerini savunan kaynakların yönetmeliğe dâhil edilmesinde çok önemli bir rol oynamıştı.

 

Ancak yönetmelikte Türk tezlerini içeren kaynakların da bulunması Amerika’daki Ermeni lobisinin büyük tepkisine yol açtı. 12 Haziran’da aşırı milliyetçi Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (Armenian National Committee of America – ANCA) Massachusetts Valisi Paul Cellucci’ye bir mektup yazarak bu tepkileri dile getirdi. Basına da verdikleri bu mektubun metninde şu ifadelere yer verilmekteydi[5]:

 

“ANCA Vali Cellucci’yi soykırım müfredatından ırkçı kaynakları kaldırmaya çağırır... Soykırım müfredatı bazı adresler ve web sitelerini de içerecek şekilde birtakım örgütlere soykırım ve insan hakları konularında verilecek olan eğitime kaynak oluşturacak şekilde atıfta bulunmaktadır. Oysa bu örgütlerin bir kısmı yıllardır soykırım ve kitle kırımını onursuz bir biçimde reddetme çabasındadırlar... Soykırımın reddinin yönetmeliğe dâhil edilmesi kanunun amacına aykırıdır... Dolayısıyla biz yukarıda listelenen örgütlerin insan hakları ve soykırım konusunda hazırlanan eğitim materyallerinde birincil kaynaklar olarak kullanılmamasını ve bu adreslerin kaynak listesinden çıkarılmasını şiddetle tavsiye ediyoruz.”

 

Bu siyasi baskı etkisini göstermekte gecikmedi. Haziran ayında Driscoll Yasama Meclisi’ne sunduğundan çok daha farklı bir yönetmelik hazırladı. Bu yönetmelikte, ABD’deki Türkiye Büyükelçiliği’ne yapılan küçük bir atıf dışında tüm soykırım karşıtı kaynaklar çıkarılmıştı. Ancak yine de yönetmelikte, amacın “tartışmalı konularla ilgili farklı görüş açılarını sunmak” olduğu belirtilmeye devam edilmişti. Kısacası yönetmeliğin kendisi büyük bir çelişkiyi bünyesinde barındırmaktaydı. Bir taraftan farklı görüş açılarına yer vermekten dem vurulurken diğer taraftan Ermeni iddialarını eleştiren görüşler yönetmelikte yer almıyordu.

 

Bu çelişkiye Türk tarafının tepkisi gecikmedi. 10 Ağustos’ta ATAA Mütevelli Heyeti Üyesi ve ATAA Tarih ve Sosyal Bilimler Müfredatı Komitesi Başkanı Bonnie Joy Kaslan Driscoll’a bir mektup göndererek yönetmelikten 1915 olaylarının soykırım olmadığı yolundaki görüşlerin çıkarılmasını eleştirdi. Kaslan Eğitim Kurulunun aldığı bu kararın siyasi baskı altında alındığını ileri sürerek bu şekilde alınan kararların akademik sağduyu ile bağdaşmadığını belirtti.

 

Tepkisini dile getiren tek kurum ATAA değildi. TACSNE de Driscoll’a bir mektup yazarak yönetmelikte sadece Ermeni iddialarına yer veren kaynaklara atıfta bulunulmasının sakıncalarını dile getiriyordu:

 

“Eğer tek taraflı materyaller öğretilirse ırkı, dini ve etnik kökeni ne olursa olsun her öğrenci soykırım ve insan hakları konularında fakirleştirilmiş bir anlayıştan muzdarip olacaklardır. Cahillik iyi bir pedagoji yöntemi değildir... Bu web sitelerinin listeden çıkarılması anayasanın [fikir özgürlüğü ile ilgili] ilk maddesi ile de çelişmektedir.”

 

Bu tepkiler cevapsız kalmadı. 31 Ağustos’ta tartışmaların hedefindeki Driscoll ve Eğitim Kurulu Başkanı James Peyser, ATAA ve TACSNE’ye bir mektup göndererek kendilerine yöneltilen eleştirileri yanıtladılar. Mektuplarında 1998’de kabul edilen ‘Bölüm 276’ başlıklı kanunun tam metnine yer veren Driscoll ve Peyser konunun Ermeni soykırımının var olup olmadığını tartışmak değil, bu konunun nasıl öğretileceği olduğunu belirterek soykırımı inkâr eden kaynakların yönetmeliğe konamayacağını yazıyorlardı. Kısacası ‘Bölüm 276’ başlıklı kanunda ‘Ermeni Soykırımı’ ifadesi kullanıldığı için bu ‘soykırımı’ inkâr eden her hangi bir kaynağın müfredata dâhil edilmesi bu kanun ile çelişeceğinden, Türk tarafının sunduğu tüm kaynaklar bu kanun değiştirilmediği sürece yönetmeliğe konamayacaktı.

 

Tüm bu yazışmalardan sonra tartışma bir süreliğine rafa kaldırıldı. Ancak 26 Haziran 2002 tarihinde Massachusetts Ermeni Ulusal Komitesi’nin (Armenian National Committee of Massachusetts) basına verdiği bir demeçle konu yeniden gündeme geldi. Komite bu demecinde Eğitim Dairesi’nin yönetmeliğinde geçen ‘Ermeni soykırımı’ tabirinin ‘Ermeni katliamı’ tabiri ile değiştirildiğini öğrendiklerini, bunun da ‘Bölüm 276’ başlıklı kanuna aykırı olduğunu dile getiriyordu. Açıklamada şu sözlere yer veriliyordu:

 

Massachusetts Ermeni Ulusal Komitesi Amerika’daki Ermeni topluluğunun üyelerini ve Massachusetts Yasama Meclisi’ni duruma el koymak için derhal harekete geçirmeyi başarmıştır... Bu durum Eğitim Dairesi’nin 1998’de kabul edilen kanuna ilk müdahalesi değildir. Daha önce de, Eğitim Dairesi’nin web sitesinde Ermeni soykırımına atıfta bulunan kaynakların yanı sıra soykırımı reddeden kaynaklara da yer verilmiştir. Bu, Eğitim Dairesi’nin vatandaşları Holokost’u inkâr eden sitelere ve neo-Nazi sitelere yöneltmesi ile eşdeğerdir. O dönemde de ANC Türk web sitelerine verilen bağlantıların kaldırılmasında kilit rol oynamıştır.”

 

Kısacası, Türk tarafının konu ile ilgili tüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmış, yönetmelik Ermeni diasporasının istediği şekliyle kamuoyuna duyurulmak üzere Eğitim Dairesi’nin web sitesine 6 Ekim 2005 tarihinde konmuştur. Ancak bu durum Türk tarafının geri çekilmesine neden olmamış, bilakis konuyu fikir özgürlüğünün tartışılacağı bir platforma, kısacası bu makaleye konu olan davaya, taşımıştır.

 

Ancak davanın açılması ve çeşitli kesimlerce nasıl değerlendirildiği gibi konuları incelemeden önce davaya neden olan yönetmeliğin gözden geçirilmesinde yarar vardır.

 

Davaya Neden Olan Yönetmelik[6]

Davaya neden olan yönetmelik ‘Massachusetts Tarih ve Sosyal Bilimler Müfredatı Çerçevesi’ adı verilen bir bölüm altında soykırım ve insan hakları konularını bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda ‘Genel Olarak Okutulan Alt Başlıklar’ başlığı ve ‘20. Yüzyıl Savaşlarının İnsan Bedeli; Holokost’ alt başlığı altında ‘1890’ların Ortalarında ve 1915’te Yapılan Ermeni Soykırımları’nı içermektedir. Yönetmeliğin giriş kısmında yönetmeliğin amacı şu ifadelerle açıklanmaktadır:

 

“Tarihte var olmuş ve günümüzde de varlığını sürdüren soykırım kavramını öğrenmek bugünün öğrencileri için önemlidir. Pek çok öğrenci Nazi Holokost’u hakkında bilgi sahibi olsa da, bu konunun yalıtılmış bir görüngü olduğunu düşünüyorlar ve dünya genelinde tarih boyunca meydana gelmiş diğer kasıtlı kitle katliamlarını öğrenemiyorlar. Modern dönemde önyargı ve vahşeti meşrulaştıran ideolojiler tarafından gerçekleştirilen soykırımlar belirli hükümetler tarafından yaptırımlarla cezalandırılıyor. Öğrencilerin bu konularla ilgili gerçeklere dayanan bilgiye ulaşmaları ve diğer hükümetlerin, örgütlerin ve bireylerin insan haklarını korumak için nasıl çalıştıklarını anlamaları son derece önemlidir.”

 

Kısacası yönetmelik Nazi Almanyası tarafından yürütülmüş olan Yahudi soykırımının tarihteki tek soykırım olmadığını, başka soykırımların da gerçekleştirildiğini ve Holokost’un yanı sıra bunların da öğretilmesi gerektiğini ileri sürüyordu.

 

Yönetmeliğin sonlarına doğru ‘Soykırım ve İnsan Hakları Konularında Eğitim Materyallerinin ve Programlarının Seçimi’ başlığı altında da kaynak seçimine ilişkin bazı bilgiler yer alıyordu:

 

“Her ne kadar soykırım ve insan hakları konularında bazı bilgiler ders kitaplarında yer alsa da bu konuları daha derinlemesine araştırmak isteyen öğretmenler diğer kaynakların bilgilerine de ulaşabilmelidirler. Bu materyallerin bulunduğu kaynakları içeren örgütler aşağıda listelenmiştir. Bunların çoğu detaylı ve sıklıkla güncellenen referans kitapları, dergiler, makaleler, filmler ve diğer internet kaynaklarını içermektedirler.”

 

Yine aynı bölümde soykırım ve insan hakları konularındaki eğitim materyallerinin tartışmalı konular hakkında farklı görüş açılarına da yer vermesi gerektiği belirtilmekteydi. Oysa özellikle sözde Ermeni soykırımının öğretilmesi için müfredata dâhil edilen kaynaklarda bu hassasiyet gözetilmemişti.

 

Günümüzde, özellikle bilişim teknolojilerinin gelişimine paralel olarak internet önemli bir bilgi kaynağı olarak görülmektedir. Bu değerli kaynak yönetmelik tarafından da dikkate alınıyordu. Yönetmeliğin ‘Soykırım ve İnsan Hakları Konularını Araştırmak İçin Bir Araç Olarak İnternet’ başlıklı bölümünde internet kaynaklarının nasıl seçileceğine dair bilgiler yer alıyordu:

 

“İnternet her ne kadar araştırma için değerli bir araç haline gelse de halen filtrelenmemiş bir kaynaktır. Eğitimde materyaller otantikliğine, doğruluğuna ve eğilimine göre değerlendirilmelidir. Öğrenciler özellikle tartışmalı konuları ve günümüzde meydana gelen olayları incelerken internette buldukları kaynakların geçerliliğini analiz edecek araçlara ihtiyaç duymaktadırlar.”

 

Yönetmeliğin son bölümünde ise soykırım ve insan hakları ihlalleri gibi konularda çeşitli internet kaynaklarına atıflarda bulunulmuştu. Bunlar arasında Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği ve diğer bazı etnik grupların kuruluşlarının adresleri ve web siteleri yer almaktaydı. Bu kuruluşların içerisinde Belmont’taki Ermeni Çalışmaları ve Araştırmaları Derneği, Ermeni Ulusal Enstitüsü, Washington D.C.’deki Ermenistan Büyükelçiliği ve Michigan-Dearborn Üniversitesi Ermeni Araştırmaları Merkezi yer almaktaydı. Tüm bu Ermeni kuruluşlarının yanında tek bir Türk kuruluşuna atıf bulunmamaktaydı. Bu durum yönetmeliğin taraflı ve denge gözetmeyen bir anlayışın ürünü olduğunun en önemli kanıtıdır.

 

Sonuç itibariyle bu yönetmelik fikir özgürlüğüne vurulmuş açık bir darbedir. Nitekim 1948 Soykırım Sözleşmesine göre bir olayın soykırım olup olmadığına yalnızca bu işle görevlendirilmiş milli mahkemeler veya bir uluslararası ceza mahkemesi karar verebilir. 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren bir mahkeme kararı olmadığına göre bu olayları ‘soykırım’ olarak nitelendirmek ve bu durumun her türlü tartışmaya kapalı olduğunu belirtmek hukuken de doğru değildir. Nitekim yönetmeliğin hukuka aykırılığı bu makaleye konu olan davanın açılmasına da neden olmuştur. Davanın Amerikan kamuoyunda nasıl tartışıldığı incelenmeden önce davanın taraflarına göz atmak yerinde olacaktır.

 

Davanın Tarafları

 

Dava, Massachusetts Sudbury kentinde Lincoln-Sudbury Lisesi öğrencisi Theodore Griswold ve onun velisi olarak davaya müdahil olan babası Thomas Griswold tarafından açıldı. Griswold ailesi sivil hakların korunması konusunda son derece duyarlı bir aileydi. Nitekim 17 yaşındaki Theodore Griswold eğitim hayatı boyunca sivil haklar ve fikir özgürlüğü konusunda çalışmalar yapmıştı. Kendisi Lincoln-Sudbury Lisesi’nde Amerikan Sivil Haklar Klübü’nün kurucusu ve yine aynı lisede çıkarılan Forum gazetesinin baş editörüydü. Bu gazetenin sloganı olan “Diğerlerinden bağımsız düşün ama diğerlerini de düşün” Griswold’un fikir özgürlüğüne bakışı açısından son derece önemlidir[7].

 

Thomas Griswold ise oğlunun tartışmalı bir konu hakkında karşı görüşlere ulaşma hakkının kısıtlandığını, yalnızca resmi görüşü öğrenmeye zorlandığını, bunun da ABD Anayasası’nın fikir özgürlüğüne ilişkin maddelerine aykırı olduğunu düşündüğü için bu davada oğlunu desteklemekteydi[8].

 

Griswold’lar bu davada yalnız değildiler. Theodore Griswold’un eğitim gördüğü lisede tarih öğretmeni olarak çalışan William Schechter ve Cambridge Ringe & Latin Lisesinde sosyal bilimler, tarih ve sivil haklar öğretmeni olarak çalışan Lawrence Aaranson da Griswold’ları Massachusetts Eğitim Dairesi’nin hazırladığı yönetmeliğe karşı çıkmaya teşvik etmiş, aynı zamanda davaya davacı olarak da iştirak etmişlerdir. Dava dosyasında da belirtildiğine göre, Schechter ve Aaranson, eğitimci ve öğrencilerin bir konu hakkında farklı görüşlere aynı kolaylıkla ve eşit derecede ulaşma imkânının sağlanmasının devletin temel görevlerinden biri olduğu, ancak Massachusetts kanunlarının bu imkânı engellediği görüşünde olduklarından davaya müdahil olmuşlardır.

 

Tüm bu davacıların yanı sıra Türk Amerikan Dernekleri Kurulu (Assembly of Turkish American Associations – ATAA) da davaya katılmıştır. ATAA, 54 yerel Türk Amerikan derneğini bünyesinde toplayan bir şemsiye örgüt olarak hizmet vermektedir. ATAA’nın amacı Türkiye ve Amerika’daki Türk toplumunu ilgilendiren konularda Amerikan kamuoyunu bilinçlendirmek ve Türk toplumunun karşılaştığı sorunların çözümüne katkı sağlamaktır. Bu bağlamda Ermeni soykırımı iddiaları ile mücadele etmek ve bu konunun Amerika’daki Türk toplumu ve genel olarak Türkiye’nin aleyhine kullanılmaması için gerekli faaliyetlerde bulunmak da ATAA’nın amaçları arasındadır[9]. Zaten ATAA’nın davaya müdahil olmasının başlıca nedenlerinden biri de budur. Ermeni soykırımı iddiaları ATAA’nın yıllardır mücadele ettiği bir konudur. Dolayısıyla Amerika’daki Türk toplumunu son derece yakından ilgilendiren bir konuda bu önemli kurumun rol almaması düşünülemez.

 

Başlıca davalılar ise Massachusetts Eğitim Kurulu (Board of Education) ve Massachusetts Eğitim Dairesi’dir (Department of Education). Eğitim Dairesi, Kurulun kontrolü ve denetimi altında çalışan bir kamu kurumudur[10]. Daire bünyesinde öğretim, müfredat, okul finansmanı, öğrenci ve öğretmenlerin eğitimi gibi konularda faaliyet gösteren çeşitli alt birimler vardır. Kurul ise kamu eğitimi konusunda temel karar alıcı ve eşgüdüm sağlayıcı kurumdur. Dokuz üyeden oluşur. Bu üyeler Öğrenci Danışma Konseyi Başkanı, Yüksek Öğretim Başkanı ile Massachusetts Eyalet İşçi Konseyi tarafından gösterilen üç aday arasından vali tarafından atanan bir temsilci, iş ve endüstri çevrelerinden eğitime olan ilgileri ve katkıları için seçilen bir temsilci ile yine vali tarafından atanan diğer beş üyedir. Kurulun amacı kanunun verdiği yetki ile kamu eğitimi ile ilgili kurallar, politikalar ve standartlar düzenlemek ve kabul etmek, böylelikle kamu eğitimi seviyesini arttırmaktır. Kurul, okul öncesi, ilk ve orta dereceli eğitim kurumları ile teknik liseler ve bunların müfredatları konusunda tam yetkilidir. Kurul üyelerinin atadığı Eğitim Yetkilisi (Commissioner of Education), Kurulun Genel Sekreterliğini yürütür.

 

Davada hem bu iki kamu kuruluşu, hem de bu kuruluşların sorumluları olan Eğitim Kurulu Genel Sekreteri David P. Driscoll ve Eğitim Kurulu Başkanı James A. Peyser davalı olarak yer almaktadır.

 

Davanın Açılması ve Basındaki Yankıları

 

1998 yılından bu yana yaşanan tartışmalar 2005 yılının Ekim ayı sonlarında Massachusetts’de açılan dava ile sonuçlandı. Bu dava kamuoyuna ilk kez Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan bir makale ile duyuruldu[11]. Makale Kara Scannell tarafından kaleme alınmıştı. Scanell, 1915–16 yıllarında yaşanan olayların soykırım olarak nitelendirilmesi konusunda tarihçiler arasında bir uzlaşma olmadığını belirttikten sonra olayın iç yüzüne eğilmeyi tercih etmişti. Bu bağlamda özellikle davanın açılmasına konu olan tartışmaların aktörlerinden biri olan Massachusetts Senatörü Steven Tolman’ın kökenleri ve bu konuya olan ilgisi açıklanıyordu. Senatör Tolman ve kardeşi Kongre Üyesi Warren Tolman İrlanda kökenliydiler ve aileleri İrlanda’da 19. yüzyılın ortalarında yaşanan büyük kıtlık nedeniyle Amerika’ya göç etmişlerdi. İşte bu deneyimler Tolman’ların bu konuya olan ilgisinin ipuçlarını vermekteydi.

Kısaca özetlemek gerekirse, İngiltere’nin 19. yüzyılda İrlanda’daki tarım arazisinin büyük bir kısmını patates ekimine ayırması ve sonrasında bir bitki hastalığı nedeniyle patates üretiminin durma noktasına gelmesi başka besin kaynağı olmayan İrlanda halkını büyük bir kıtlığın pençesine düşürmüştü. Büyük kıtlık sonucunda bir milyondan fazla insan ölmüş, binlerce İrlandalı da daha iyi bir yaşam ümidiyle Amerika’ya göç etmişti. İşte Tolman ailesi de Amerika’ya göç ederek Boston Watertown’a yerleşen göçmenlerdendi. Pek çok İrlandalı gibi Steven ve Warren Tolman da İrlanda’daki büyük kıtlıktan İngiliz Hükümeti’ni sorumlu tutuyorlar ve bu konunun kamuoyuna yansıtılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorlardı.

Ancak Watertown sadece İrlandalı göçmenlere ev sahipliği yapmıyordu. Özellikle 1915 Tehcirinden sonra Amerika’ya göç eden pek çok Ermeni Boston ve Massachusetts eyaletlerine yerleşmişti. Watertown ise Amerika’da en fazla Ermeni nüfus bulunduran kentlerden biriydi. Dolayısıyla Tolman’lar hem İrlanda’daki büyük açlığın hem de Ermeni ‘soykırımının’ Massachusetts okullarında okutulması için büyük çaba harcıyorlardı.

 

Wall Street Journal’daki makalede yalnızca Tolman’lar değil, Fransız sigorta şirketi AXA’nın Ermeni soykırımına kurban gidenlerin varisleri için tazminat ödemeye karar vermesi de yansıtılıyordu.

 

Wall Street Journal’ın bu makalesinin ardından dava tüm Amerikan kamuoyuna duyurulmuş oldu. Davaya tepkiler de gecikmedi. Doğaldır ki, en büyük tepki Amerika’daki Ermeni diasporasından geliyordu.

 

Dava açılır açılmaz Amerika Ermeni Asamblesi (Armenian Assembly of America – AAA) bir basın açıklaması yaparak davayı şiddetle eleştirdi. AAA’nın İcra Direktörü Bryan Ardouny yaptığı açıklamada davanın zamansız, saçma ve varolan ciddi durumu sulandıran bir dava olduğunu ve Türk toplumunda son zamanlarda geçmişin anlaşılmasına yönelik eğilime aykırı bir durum yarattığını kaydetti. Ardouny’e göre Türkiye son zamanlarda ‘tarihi gerçeklerle’ yüzleşme cesareti göstermekteydi. Özelikle Boğaziçi/Bilgi Üniversitesi Konferansı’nın yurt dışında böyle bir imaj bıraktığı göz önüne alındığında bu açıklama daha da anlam kazanmaktadır. Ardouny bununla beraber Ermeni soykırımının Holokost gerçeği gibi yadsınamaz bir gerçek olduğunu ve bu tarihi derslerin okullarda okutulmasına meydan okumanın ne ABD’de ne de başka bir demokratik ülkede adil olarak mütalaa edilebileceğini dile getirdi[12].

 

AAA’nın Yönetim Kurulu Başkanı Anthony Barsamian ise soykırım gerçeğini doğrulayan her girişimin Amerika’daki Ermeni toplumu tarafından hoş karşılanacağını belirttikten sonra Ardouny gibi davayı açanları Türkiye’deki son gelişmeleri takip etmemekle suçladı. Bununla beraber soykırımın tarihi bir gerçek olduğunu belirten Barsamian davanın Ermeni soykırımının kurbanı olan veya bu soykırımdan etkilenen ataları bulunan herkese karşı bir dava olduğunu kaydetti[13].

 

Tepkiler yalnızca AAA’dan gelmiyordu. Massachusetts’ten seçilen Temsilciler Meclisi üyesi Peter Koutoujian siyasi kimliğinin de etkisiyle daha sert açıklamalarda bulunuyordu[14]:

 

“Doğrusunu söylemek gerekirse, insanların dünya genelinde belgelenmiş bir gerçeği sorgulamaları beni şaşkına çevirdi. Alternatif kaynaklar olduğunu iddia edenler tarihi olarak hata yapmaktadırlar.”

 

Bir başka Ermeni sivil toplum örgütü olan Washington’daki Ermeni Ulusal Enstitüsü İcra Direktörü Dr. Rouben Adalian’a göre davanın kendisi yanlış bir varsayımdan hareket edilerek açılmıştı[15]:

 

“Dava, Eğitim Dairesi’nin öğrencilere farklı görüşlerin öğretilmesini sağlamakla mükellef olduğuna dayanıyor. Ancak faklı düşünceler arasındaki tartışmalar ile inkâr pozisyonu arasında temel bir farklılık vardır. Bu durum, olayların farklı yorumlanması değil, tarihi bir olayın hiçbir zaman meydana gelmediğinin ifadesidir.”

 

Adalıyan ayrıca sözde soykırım ile ilgili olarak da şu açıklamakları yapıyordu[16]:

 

 “Bu inkâr edilemez bir gerçektir. Konu ile ilgili akademik uzlaşma olmadığı iddiası anlamsızdır. Bu konuda son yıllarda yapılan araştırmaların sayısı son derece ikna edici bir sonucu ortaya koymaktadır. Akademik dünya da bu gerçeği tanımıştır.”

 

Amerikan akademik dünyasının tanınmış tarihçilerinden Prof. Peter Balakian ise Ermeni soykırımının Avrupa’da yirmiden fazla ülke tarafından tanındığını belirttikten sonra olayın tartışmalı bir olay olmadığını yalnızca ‘bu suçu işleyen ve suça alet olanlar’ tarafından inkâr edildiğini söylüyordu. Balakian’a göre ‘soykırım gerçeği’ Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Birliği ile Washington ve Kudüs’teki Soykırım Çalışmaları Enstitüsü’nün de içinde bulunduğu hemen her büyük kurum tarafından kabul edilmiş ve karşılaştırmalı soykırım konusunda yazılan her önemli İngilizce kitapta Ermeni meselesine önemli bir bölüm ayrılmıştı. Bu da soykırımı tartışma götürmez bir gerçek yapıyordu. [17]

 

Peter Balakian ve Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Birliği’nin Başkan Yardımcısı George Stanton’un Boston Globe gazetesinde yayımlanan bir makalelerinde de eleştiriler devam ediyordu[18]:

 

“Bu dava 1915 yılında Osmanlı-Türk Hükümeti’nin Ermenileri yok etmesinin tartışılan bir tarihi vaka olduğunu iddia ettiği için hatalıdır. Tartışmalı bir tarih olayı ile inkârcı bir propaganda arasında temel bir farklılık vardır.”

 

Makalede aynı zamanda Soykırım Bilim Adamları Uluslararası Birliği’nin Haziran 2005’te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdikleri ve soykırımın tarihi bir gerçek olduğunu belirttikleri mektuba da atıfta bulunuluyordu.

 

Ermeni Ulusal Komitesi üyesi Sharistan Ardhaldjian ise sözde soykırımın öğretilmesinin engellenmesi konusunda Amerikan halkının duygularına hitap etmeyi ve onları geçmişteki suçlarıyla yüzleştirmeyi tercih etmişti[19]: “Çocuklarımıza köleliği öğretirken Ku Klux Klan ile ilgili bilgileri de öğretir miyiz? Bu anlamlı olur mu? Hayır.”

 

Ardhaldjian bu dava ile ilgili olarak Ermeni Ulusal Komitesi’nin Steven ve Warren Tolman, Eğitim Dairesi ve Massachusettes Valisi Cellucci ile yakın işbirliği içinde olduklarını kaydetmekten de geri kalmıyordu. Bu da tartışmanın tarihi veya hukuki bir tartışma değil, siyasi bir tartışma olduğunun bir kanıtı olsa gerek.

 

Komite’nin Doğu Bölgesi Şubesi’nin Başkanı Dikran Kaligian da Ardhaljian gibi doğrudan doğruya Amerikan kamuoyuna sesleniyordu[20]:

 

“Konunun tartışmalı olduğu bir uydurmadır. Tarihçiler arasında böyle bir tartışma yoktur. Tartışma geçmişiyle yüzleşmek istemeyen Türk Hükümeti tarafından yaratılmıştır… Eğer soykırım tarihinin öğretmezseniz, Watertown’da neden Amerika’daki ikinci büyük Ermeni topluluğunun yaşadığını anlayamazsınız.”

 

Boston Globe gazetesinin Yvonne Abraham tarafından yazılan bir başka makalesinde de Boston’da yaşayan bazı Ermenilerin ifadelerine yer veriliyordu. Boston Üniversitesi Rektörü Prof. Aram Chobanian gazeteye verdiği mülakatta son derece saldırgan bir üslupla şunları söylüyordu[21]:

 

“Bu dava soykırım sırasında ölenler ve soykırımdan kurtulup bu tartışmaları dinleyenler için büyük bir hakarettir... İnsanların bu anılarını, travmalarını ve korkunç hatırlarını geri getiriyorsunuz... Soykırımın olup olmadığı konusunda hiçbir tartışma yoktur. Bu konunun hala sorgulanıyor olması bir saldırıdır.”

 

Ermeni örgütlerinin bu tepkilerinden konu ile ilgili bir makale yayınlayarak davanın Amerikan ve dünya kamuoyuna duyurulmasında büyük bir pay sahibi olan Wall Street Journal da nasibini aldı. ANCA Başkanı Ken Hachikian Wall Street Journal’a bir mektup yazarak bu konunun gündeme getirilmesi konusunda gazeteyi suçluyordu[22]:

 

“Bu dava fikir özgürlüğü ile ilgili değil, Türk devletinin desteklediği soykırım gerçeğinin gizlenmesi kampanyası ile ilgilidir. Ülkelerindeki baskı ile yetinmeyen Türkler, burada, Amerika’da Ermeni soykırımının öğretilmesini engellemeye çalışıyorlar”.

 

Wall Street Journal’ın makalesine cevap yazanlar sadece Ermeniler değildi. Michigan Üniversitesi’nden Ermeni tezlerini savunmasıyla dikkat çeken Fatma Müge Göçek şunları kaydediyordu[23]:

 

“Türk devletinin 1915’teki Ermeni katliamlarını inkârının dinamiklerini inceleyen Türk kökenli bir Amerikalı akademisyen olarak bu konuda ATAA’nın aşırı siyasi duruşu ile aynı görüşü paylaşmıyorum ve bu davayı son derece saldırgan buluyorum.”

 

Elbette dava ile ilgili yorum yapan tek grup Amerika’daki Ermeni toplumu değildi. Türk toplumunun temsilcileri ve davaya müdahil olan Amerikan vatandaşları da çeşitli vesilelerle görüşlerini dile getirdiler. Bunların başında da davacıların avukatı Boston’daki Good & Cormier Hukuk Şirketine mensup bir avukat olan Henry Silvergate geliyordu. Silvergate amaçlarının Ermeni soykırımının meydana gelip gelmediğine karar vermek olmadığını, yalnızca bu konunun tüm taraflarının söz hakkı olması gerektiğini, bunun da ifade özgürlüğünün bir gereği olduğunu belirtiyordu[24]: “Böylelikle öğrenciler tarihi kaynakları inceleme ve kendi kararlarını verme imkânı bulacaklardır. İşte eğitim buna denir.”

 

Silvergate bu konunun siyasi bir konuya dönüştüğünü bunun da eğitime zarar verdiğini şu sözleriyle dile getiriyordu[25]: “Artık Yasama Meclisi... okul müfredatlarından elini çeksin ve profesyonel eğitmenlerin bu konuların nasıl öğretileceğine karar vermesine izin versin”

 

Silvergate’in de aralarında bulunduğu bir grup hukukçu Massachusetts Lawyers Weekly dergisinde yayımladıkları bir makalede davayı açma amaçları ve bu konuyla ilgili emsal davaları anlattılar. Bu makalede belirtildiği üzere Silvergate mahkemeden yalnızca fikir özgürlüğüne saygının tescil edilmesini istiyordu[26]:

 

“Ne davacılar ne de avukatlar bu davada son dönem Osmanlı İmparatorluğu konusunda uzman tarihçilerdir... Ancak onlar bu karmaşık ve tartışmalı konuda veya diğer benzeri konularda devletin anlamlı tartışmaları susturmamasının zorunlu olduğuna inanmaktadırlar... Ancak bu davanın davacıları... devletten yalnızca Amerika’nın ‘fikirlerin özgür pazarı’ olarak tanımlanan geleneği uyarınca entelektüel ve akademik tüm görüşlerin masaya konmasının ardından öğretmenlere ve öğrencilere kendi görüşlerini oluşturma fırsatını vermesini istemektedirler.”

 

Davanın başlıca davacılarından lise öğrencisi Ted Griswold ise şunları söylüyordu[27]: “Bence tarih öğretmenleri özellikle bugün bile tartışmalı olan tarihi konularda öğrencilere konunun her boyutunu öğretmekle mükelleftir.”

 

Griswold aynı zamanda bu konuda siyasetçilerin değil tarihçi ve öğrencilerin tüm görüşleri gördükten sonra karar vermelerinin fikir özgürlüğünün bir gereği olduğunu düşünüyordu[28]. Konunun bir ‘gerçek’ olarak dayatılmasından duyduğu rahatsızlığı da şu sözlerle dile getiriyordu[29]:

 

“Bu konu son derece tartışmalı ve duygusal bir konu. Pek çok insan konunun bir soykırım olduğunu düşünüyor ve Türk görüşünün öğretilmesinden endişe duyuyorlar. Ama bırakın bu konuda öğrenciler karar versin.”

 

Ted Griswold’un öğretmeni davacı Bill Schechter ise özellikle yönetmeliği çıkaran Eğitim Kurulu’nu eleştiriyordu[30]: “Eğer bize yönetmelik göndereceklerse bu yönetmeliğin faydalı detaylı ve dengeli olması gerekir. Neden devlet konu ile ilgili bir tartışma varken tartışma yokmuş gibi davranıyor?”

 

Davaya müdahil olan ATAA’nın yöneticilerinden Nergis Abbaszade ise konunun farklı bir boyutuna dikkat çekiyordu. Abbaszade’ye göre Massachusetts mahkemelerinin bu konuyu çözümleyecek ne yargı yetkisi ne de uzmanlığı vardı[31]. Abbaszade aynı zamanda şunları kaydetti[32]:

 

“Biz Ermeni tarihi ile ilgili bu konuyu çözüme kavuşturmak üzere mahkemeye gitmiyoruz. Amacımız, Amerika’daki Türk kökenli vatandaşlarımızın ve konuyla ilgilenen tüm akademisyenlerin düşüncelerini özgürce açıklamalarını sağlamaktır.”

 

Bu bölümü bitirmeden önce davalıların basına verdiği demeçlere de değinmekte fayda var. Başlıca davalılar Eğitim Kurulu Başkanı James Peyser ile yönetmeliği hazırlayan David Driscoll davadaki savunmalarını yineleyerek kendilerinin var olan kanunlar çerçevesinde hareket ettiklerini söylüyorlardı. Peyser, basına verdiği bir demeçte Türk tarafının gönderdiği kaynakların güvenilir kaynaklar olmadığını iddia ediyordu. Peyser’e göre bu kaynaklar akademik olarak sağlıklı kaynaklar değildi, zira soykırımın gerçekleşmediğini akademik olarak kanıtlamakta yetersiz kalıyorlardı[33]. Eğitim Dairesi Başkanı David Driscoll ise konuya daha tedbirli yaklaşıyor ve bu konuda ellerinin bağlı olduğunu ileri sürüyordu[34]:

 

“Bu konuda elimiz kolumuz bağlı zira yönetmelik Ermeni soykırımına özellikle atıfta bulunuyor. Eğer Yasama Meclisi ‘dünya yuvarlaktır’ derse biz bunu uygulamakla mükellefiz.”

 

Eğitim Dairesi’nin sözcüsü Heidi Perlman ise şunları kaydediyordu[35]:

 

“Bizim görevimiz kanunun gereklerini takip etmek ve bu yönetmeliği hazırlamaktır. Bu zorunlu bir müfredat değildir, yalnızca soykırım konusunun nasıl öğretileceği hakkında bilgiler içerir... Bu konuda gereken değişiklikleri yapmak yasamanın işidir.”

 

Sonuç

 

Sonuç olarak henüz sonuçlanmamakla beraber, bu dava Amerikan eğitim sistemi için son derece önemli bir davadır ve bu yönüyle Türkiye açısından da büyük önem arz etmektedir. Yıllar boyunca Amerika’daki Ermeni lobisi Amerika’nın sözde soykırımı tanıması için büyük çaba sarf etmiş, ancak bunu şimdiye kadar başaramayınca alternatif stratejiler geliştirmiştir. Amerikan eğitim hayatına müdahale ederek bu konunun yalnızca kendi tezlerini içerecek tarzda okutulması çabası bu yeni stratejilerin başında gelmektedir. Aslında bu hâlihazırda soykırımın ABD merkezi hükümeti tarafından tanınması çabalarından daha olumsuz sonuçlar doğurabilir, çünkü uzun vadeli ancak çok daha etkili bir stratejidir. Zira bu eğitimden geçen öğrenciler konuyu yalnızca Ermeni bakış açısı ile öğrenecekler, diğer bir deyişle sözde soykırımı tarihi bir gerçek olarak kabul edeceklerdir.

 

Bu stratejinin ilk hedefi olan Massachusetts’te konu büyük bir tartışmaya yol açmış, bunun sonucunda da makalede sözü edilen dava açılmıştır. Ermeniler, özellikle kendi savlarını destekleyen senatörlerin de desteğini alarak, Massachusetts Valisi başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarının yönetim kadrosunu siyasi baskı altına almışlar, böylelikle yukarıda adı geçen yönetmeliğin kolaylıkla ve tartışmasız bir biçimde geçeceğini ümit etmişlerdir. Ancak ihtimal dâhilindedir ki, Amerika’daki Türk toplumunun bu konuya büyük tepki göstereceğini düşünememişlerdir. Yukarıda Amerika’daki Ermeni sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin açıklamalarında görülen sert ifadeler de Ermenilerin Türk tarafının büyük tepkisi karşısındaki hayreti ortaya koymak açısından dikkat çekicidir.

 

Kısacası, Massachusetts davası Amerika’da fikir özgürlüğü kavramının test edildiği bir olaydır. Özgürlüklerin beşiği olarak kabul edilen ve bunu her fırsatta dile getiren bir ülkede böyle bir dava açılması bile başlı başına bu tanımlamayı sorgulamaya açmıştır. Yalnızca tarafları tarafından değil, tüm uluslar arası toplumda tartışılan bir konuda tek bir tarafın tezlerini kabul ederek diğer tüm görüşleri reddetmek, en hafif tabiri ile Voltaire, Rousseau ve Benjamin Franklin geleneğini takip eden ve fikir özgürlüğü adına karşıt görüşlerin dahi sonuna kadar savunulmasını öngören Amerikan entelektüel hareketi ile tezat teşkil etmektedir.

 


 

[1] Bu ülkeler ve parlamentolarının aldıkları kararların tarihleri şöyledir: Uruguay (1965, 2004, 2005), Kıbrıs Rum Yönetimi (1982), Arjantin (1993, 2003, 2004, 2005), Rusya (1995, 2005), Kanada (1996, 2004), Yunanistan (1996), Lübnan (1997, 2000), Belçika (1998), İtalya (2000), Vatikan (2000), Fransa (2001), İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Almanya (2005), Venezuela (2005), Litvanya (2005) 
[2] Sözde soykırımı tanıyan 38 ABD Eyaleti: Alaska, Arkansas, Arizona, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Florida, Georgia, Idaho, Illinois, Kansas, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, North Carolina, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Island, South Carolina, Tennessee, Utah, Vermont, Virginia
[3] Hicri Köroğlu, ‘Ermeni İddiaları ve ABD Türkleri’, http://www.turkish-media.com/editor/eylul03.html 
[4] Davanın ortaya çıkışı ile ilgili bilgiler Dava dosyasından yararlanılarak hazırlanmıştır.
[5] Armenian National Committee of – Eastern Region (ANCA-ER) Basın Açıklaması, 29 Ekim 2005
[6] Bu yönetmelik ile ilgili bilgiler dava dosyasından yararlanarak hazırlanmıştır.
[7] Turkish Press, 7 Aralık 2005
[8] Günay Evinch, ‘Protecting Freedom of Speech on the Ottoman Armenian Conflict of 1885–1919; The Case of Griswold v. Massachusetts Board of Education’, s. 4
[9] ATAA’nın amaçları ve yapısı hakkında daha detaylı bilgi için bkz. http://www.ataa.org/
[10] Kurumlar hakkında bilgi için dava dosyasına bakınız.
[11] Wall Street Journal, 27 Ekim 2005
[12] Amerika Ermeni Asamblesi’nin Basın Açıklaması, 27 Ekim 2005
[13] Globe Staff, 28 Ekim 2005
[14] Mirror Online, 3 Kasım 2005
[15] Mirror Online, 3 Kasım 2005
[16] Mirror Online, 3 Kasım 2005
[17] Mirror Online, 3 Kasım 2005
[18] Boston Globe, 4 Aralık 2005
[19] Mirror Online, 3 Kasım 2005
[20] New England Cable News Transcript, 14 Aralık 2005
[21] Boston Globe, 27 Aralık 2005
[22] Noyan Tapan, 16 Kasım 2005
[23] Noyan Tapan, 16 Kasım 2005
[24] Associated Press, 28 Ekim 2005
[25] Associated Press, 29 Ekim 2005
[26] Henry Silvergate, Norman Zalkind, Philip Cormier ve Malick Ghachem, ‘Facing History and Our First Amendment’, (Massachusetts Lawyers Weekly, Vol. 34, No. 30, 2005, ss. 55-56), s. 56
[27] Associated Press, 28 Ekim 2005
[28] Sudbury Town Crier, 3 Kasım 2005
[29] Watertown TAB & Press, 16 Kasım 2005
[30] Associated Press, 28 Ekim 2005
[31] Associated Press, 29 Ekim 2005
[32] The Harvard Crimson, 2 Kasım 2005
[33] Wall Street Journal, 27 Ekim 2005
[34] Wall Street Journal, 27 Ekim 2005
[35] Washington TAB & Press, 18 Kasım 2005

 ----------------------
* ODTÜ Uluslararası İlişkiler, Araştırma Görevlisi - spalabiyik@gmail.com
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 19, Sonbahar 2005
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar