Anasayfaİletişim
  
English

Rusya'daki Ermeni Propagandasından Bir Kesit: Tiflis Konferansı

Yrd. Doç. Dr. Selçuk URAL*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 11, Sonbahar 2003

 
Title: A Section from the Armenian Propaganda in Russia: The Tbilisi Conference

Abstract: The Armenian problem, which entered the world political arena by the 1877–78 Ottoman-Russian War, became an important issue on the agenda of Ottoman foreign relations by this date. The Armenian Problem was mostly fostered by the Tsarist Russia. The governments worked for ensuring a pro-Armenian public opinion in all ways. The Tbilisi Conference is important in this aspect. It has been realized by the acknowledgment and support of the Russian government. The conference giving space to the claims against Turks and the Ottoman state reveals their perception of the Armenian problem.

Keywords: Armenian, Russia, Armenian Problem, Ottoman State, Tbilisi Conference

I. Balkan Savaşı’nın Osmanlı Devleti aleyhine sonuçlanması büyük devletlerin, özellikle Rusya’nın Anadolu’nun paylaşılması hususundaki düşüncelerini uygulamaya koyması için uygun fırsat doğurdu. Bilindiği gibi Çar Petro döneminden itibaren Rus idarecilerinin en büyük emeli, Rusya’yı bir dünya imparatorluğuna dönüştürmekti. Bunun için sıcak denizlere inmek Rus Devleti’nin dış politikasının öncelikli hedefi haline getirildi. Bu hedef doğrultusunda bir yandan Balkanlar’daki Slav kökenli milletler Osmanlı Devleti’nden koparılarak Rusya’ya bağlanmaya ve dolayısıyla Ege denizine ulaşmaya çalışılırken, diğer yandan da Kafkasya ve Doğu Anadolu üzerinden Doğu Akdeniz’e ulaşma yolları aranmaktaydı. Bu amaçla Ermenilerin elde edilmesine büyük önem verildi. Bu yönde ilk önemli fırsat 1878 yılında ele geçirildi. Rus Hükümeti, Osmanlı Devleti’nin yenilen taraf olmasını iyi değerlendirerek Yeşilköy ve Berlin Antlaşmaları’na Ermenilerin güvenliğinin sağlanmasını ve durumlarının iyileştirilmesini içeren maddeler (16 ve 61. maddeler) koydurarak,  yoktan bir Ermeni sorunu yarattığı gibi, ilerleyen yıllarda bu hususlarda gerekli adımları atması için Osmanlı Devleti’ne baskı yapmaya başladı.[1] İkinci Abdülhamid döneminde Ermeni ıslahatlarının gerçekleştirilmesi hususunda önemli bir ilerleme ve başarı elde edemeyen Rusya, ikinci meşrutiyetin yol açtığı siyasî ve askerî karışıklıklardan faydalanarak Ermeni Sorunu’nu yeniden hem ikili ilişkilerin, hem de dünya siyasetinin gündemine getirmeyi başardı.

I. Balkan Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin ömrü hususunda ciddi kuşkular doğurmasından yararlanmak isteyen Rusya, Doğu Anadolu’yu işgal etmek için askerî hazırlıklara büyük hız verdi.[2] Fakat tek başına bunlar yeterli değildi. İşgali meşrulaştırmak için ciddi ve inandırıcı gerekçelere ihtiyaç vardı. Bu nedenle bölgede Ermeni isyanı çıkarmak ve meydana gelecek kargaşayı gerekçe göstererek fiili müdahalede bulunmak için bir takım çalışmalar yürütüldü. Bu çalışmalar; Kafkasya’daki unsurları (Müslüman ve Hıristiyan ayrımı yapılmaksızın) silah altına almak,[3] gizli yollarla Ermenilere silah göndermek[4] ve Kürt aşiretlerini yanlarına çekerek onları Osmanlı Devleti’ne karşı kullanmak üzere silahlandırmak[5] şeklinde sıralanabilir. Ama sürdürülen çalışmalar içerisinde en önemli yeri Ermeniler lehinde yapılan propagandalar almaktaydı. Her şeyden önce şunu belirtmekte fayda vardır ki, yukarıda bahsedilen askerî nitelikli hazırlıkların bir müdahaleye ve işgale dönüşebilmesinin ön şartı, Ermenilerin Osmanlı yönetimi altında kötü idare edildiklerine ve hatta katliamlara uğratıldığına Rus kamuoyunu inandırmaktan geçiyordu. Bu gerçekleştirildiği anda Rus Hükümeti hem kendi tebaasının maddî ve manevî desteğini elde etmiş olacak, hem de haklı bir davayı alicenaplık göstererek savunmuş olacağından (!) diğer milletler nezdinde itibarını artırmış olacaktı. Tabii işin birde Müslüman-Hıristiyan mücadelesi boyutu vardı ki,  Ermenilerin yanında yer alarak ve hatta onların hamisi rolüne bürünerek Avrupa’nın desteği kazanılmış olacaktı. Kamuoyunu Ermenilerin Türkler tarafından yok edildiği, maddî ve manevî baskılara uğratıldığına inandırmak için sıkça kullanılan propaganda yollarının başında gazeteci, diplomat ve Kızılhaç görevlilerine Ermeni Sorunu ile ilgili konferanslar verdirmek geliyordu. Böylelikle tarafsız gibi görünen fakat gerçekte o devletle veya devletlerle işbirliği içerisinde olan, hatta onlardan maaş alanlar tarafından verilecek bilgilerin daha güvenli ve doğru olduğu kanısı kitlelere ulaştırılmış olacaktı. Verilen konferansların basın yoluyla daha büyük kitlelere ulaştırılması propagandanın bir başka boyutu idi. Bu şekilde bilgilendirilen ve yönlendirilen kamuoyları hükümetlerinin isteklerini daha rahat kabullenir ve uygulayabilir hale geleceklerdi.[6]

Konferanslar yoluyla kazanılmak istenen bir başka kitle de Ermenilerdi. Özellikle Rusya için Kafkasya’daki Ermenileri kendi yanına çekmesi büyük önem taşıyordu. Çünkü bunun başarılmasıyla Kafkasya Ermenileri kendilerinden her türlü fedakârlığı sorgulama ihtiyacı duymadan yerine getirecekleri gibi, Osmanlı Ermenileri için de örnek teşkil edeceklerdi. Bu sebeple Kafkasya Ermeni toplumunun ileri gelenleri yapılan bütün konferanslara davet edilerek, onlara Osmanlı Ermenileri’nin zulme uğradıkları ve kurtarılmaları gerektiği fikri aşılanmaya çalışılmaktaydı.  

Tamamen propaganda amacıyla Rusya’da tertiplenen konferanslar içerisinde 27 Mayıs 1913’te Tiflis’te gerçekleştirilen konferansın Ermeniler lehinde yapılan propagandalara farklı bir boyut kazandırdığı rahatlıkla söylenebilir. Çünkü aşağıda içeriği verileceği üzere konferansta dile getirilen iddialar bu zamana kadar ‘Türkler Ermenileri Katlediyor’ ifadesiyle özetlenen sığ Ermeni propagandasının çok daha derinleştirildiğini ve çeşitlendirildiğini ortaya koymaktadır.

Konferans, 27 Mayıs 1913’te Tiflis’te verildi. Konuşmacı ‘Birjevir Viyedemosti’ gazetesinin muhabiri ‘Olgenin’ adlı gazeteci idi. Bu gazeteci Doğu Anadolu vilayetlerinde Ermeniler’in durumunu öğrenmek amacıyla seyahat yaparken Osmanlı Hükümeti tarafından muhtemelen gazetecilik görevini aşan fiillerde bulunduğundan dolayı sınır dışı edildi. Olgenin sınır dışı edilince Tiflis’e geçerek Rus Hükümet yetkililerinin teşvikleriyle belirtilen tarihte konferans verdi.

Osmanlı Devleti’nin Tiflis Başkonsolosu Remzi Bey’in ifadesine göre; Konferans Ruslar tarafından düzenlendi. Rus mülkî ve askerî memurlarının pek çoğu salonda hazır bulundu. Batum’da bulunan Kafkasya Genel Valisi hastalığı sebebiyle konferansa katılamayınca yerine vekili General Şatilof’u gönderdi. Şatilof’un konferans bitimine kadar Olgenin’i dinlemesi Rus Hükümeti’nin ileri sürülen beyan ve iddiaları kabul ettiğini ve hatta desteklediğini göstermektedir. Konferansa rağbet eden sadece Ruslar değildi. Kafkasya Ermenileri’nin dini, siyasî alanda önde gelen isimleri de salonda hazır bulundular. Konferans metni daha sonra Tiflis gazetelerinde ‘Ermenistan Mahv Oluyor’ başlığıyla yayınlanarak geniş halk kitlelerine ulaştırılmaya çalışıldı.

Olgenin, ‘Ermeni Meselesi gittikçe vahim bir hal alıyor’ sözleriyle başladığı konuşmasında geçmişte yaşanan Ermeni katliamlarının (?) yeniden başlamakta olduğunu, Balkan Savaşı’ndan sonra Türklerin bütün dikkatlerini Anadolu’ya çevirdiğini, Ermenilere karşı çapulculuk ve cinayetlerin artmaya başladığını seyahati sırasında gittiği her yerde gözlemlediğini belirtmekteydi.

Olgenin’e göre Doğu vilayetlerinde meydana gelen anarşi ve cinayetlerin başlıca sorumlusu Kürtlerdi. Onların bu cinayetleri işlemesine sessiz kalarak destek veren Türkler de bundan sorumluydu. Kürtlerin ölçüsüz ve kural tanımaz bir şekilde hareket etmelerinin en önemli sebebini Rusya’nın bu güne kadar izlediği yanlış politikalarında gören Olgenin Ermenilere karşı işlenen cinayetlerde İngiltere ve Almanya’nın da en az Rusya kadar sorumlu ve hatta suçlu olduğunu ileri sürmekteydi.[7] Seyahati sırasında Kürtlerin, Ermenilere düşman olmasının altında ekonomik sebeplerin yattığı kanısında olan Olgenin devlet otoritesini tanımayan Kürt beylerinin her fırsatta Ermenilere ait malları, arazileri, evleri yağmaladıklarını ve acımasızca cinayetler işlediklerini sözlerine eklemekteydi.

Taraflar arasında meydana gelen olaylar esasında ülkenin asayişi üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmesine rağmen Osmanlı Hükümeti, Kürt-Ermeni ihtilafından bazı faydalar sağlamaktaydı. Hükümet, başta Kürtler olmak üzere bölgedeki bütün Müslüman unsurlara yönelik yaptığı propagandalarla, bunların millî ve dinî duygularını uyandırmakta ve Hıristiyan düşmanlığını körüklemekteydi. Hükümet, Kürtler arasında dağıttığı beyannamelerle Rusya’nın Ermeniler lehinde ve Kürtler aleyhinde entrikalar çevirdiğini iddia etmekteydi. Bu çalışmalar İngiltere ve Almanya tarafından da desteklenmekteydi. Bu suretle Osmanlı Hükümeti, Kürtlerin dikkatini bağımsızlık mücadelesinden uzaklaştırdığı gibi, Rusya’nın bölge üzerinde kurmaya çalıştığı nüfuzun önüne geçmeyi planlamaktaydı.

Osmanlı Hükümeti’nin uyguladığı ve bazı devletler tarafından da desteklenen politikalardan hiç şüphesiz Ermeniler büyük zarar görmekteydi. Malları ve canları tehlike içerisinde olan bu insanlar yıldan yıla bölgeyi terk etmekteydiler. Geçmişte isimleri dahil ahalisi tamamen Ermeni olan onlarca köy şimdi Türk ve Kürtlerin ikâmet ettiği yerler halini almıştır.

Bütün bu tehlikeli gidişe paralel olarak Ermenilerin birbirleriyle uyuşamamaları ve iyi geçinememeleri Ermeni toplumunun önündeki sorunların katlanarak artmasına sebep olmaktadır. Partiler arasındaki ayrılık ve düşmanlıklar da her geçen gün artmaktadır. Partiler ıslahat yapılması hususunda hemfikir olmalarına rağmen, bu fikirlerinde samimi olduklarını gösteren bir ipucu yoktur. Islahat çerçevesinde neler yapılabileceği noktasında partiler elle tutulur bir programa sahip değillerdir.

Yeni Osmanlı idaresi, Ermeni toplumunun ekonomik gücünü zayıflatmak amacıyla bölgede bir milli banka kurdurmuştur. Banka çok uygun şartlarda Ermeni çiftçilere kredi vermekte, fakat kısa süre sonra talep ettiği vergiler dolayısıyla borcunu ödeyemeyecek hale düşen çiftçilerin elinden arazilerini almaktadır.[8]

Bölgede Ermenilere yapılan cefa ve eziyet bunlarla sınırlı değildir. Hükümet mülkî kadrolara devamlı surette Türk memurları atamaktadır. Bir başka ifadeyle Ermeni kökenli memurlara kasıtlı olarak görev verilmemektedir. Bir vilayette 2193 memurdan ancak 32’si Ermenidir.

Ermeni vatandaşların herhangi bir sorundan dolayı mahalli yetkililere yaptıkları başvurular Türk memurlar tarafından dikkate alınmamaktadır. Üstelik ağır hakaretlere maruz kalmaktadırlar. Birçok Ermeni’yi öldürdüğü iddia edilen bir kişi tutuklanma kaygısı olmadan rahatlıkla dolaşabilmektedir.

Ermeniler lehinde yapılması düşünülen ıslahatların uygulanmaya konulması hayalden ibarettir. Ermeni katliamlarının diplomasi yoluyla durdurulması mümkün değildir. Rusya’nın Ermeniler lehinde askerî harekâta girişmesini istemeyen batılı büyük devletler kendi siyasî ve ekonomik çıkarlarına Ermenileri kurban etmektedirler. Bu devletlerin bölgede bulunan konsolosları sergiledikleri tavırlarla bu hususu açıkça ortaya koymaktadırlar.[9]

Doğu vilayetlerinde ekonomik imkanlar kısıtlıdır. Osmanlı Hükümeti’nin aldığı ve uyguladığı bazı ekonomik kararlar sonucunda Ermenilerin ekonomik gücü geçmişle kıyas edilemeyecek derecede zayıfladığı gibi, Rusya ile yapılan ticarete de mülkî makamlar büyük engeller çıkarmaktadır. Diğer devletler ise bölgeyle ekonomik sebeplerle değil, tamamen siyasî sebeplerle ilgilendikleri için Ermeniler ancak Rusya’dan bir fayda ummaktadırlar. Bu noktada Rus Hükümeti’ne ve Rus milletine önemli sorumluluklar düşmektedir.

Olgenin, Ermenilerle ilgili sorunları bu şekilde ifade ettikten sonra, mevcut siyasî ve ekonomik sıkıntıların aşılabilmesi için öncelikli olarak bölgede Rus konsoloslarının miktarı artırılmasını önerdi. Bunlar eliyle mahalli yetkililer nezdinde girişimlerde bulunularak Ermenilerin durumları düzeltilmelidir. Partiler arasında bir birliktelik sağlanmalı ve Ermeni Sorunu’nun çözümü noktasında ortak hareket etmeleri sağlanmalıdır. Bütün bu çalışmaların en büyük ve nihai hedefi Doğu Anadolu’da muhtar bir Ermenistan yaratılması olmalıdır. Arnavutluk’un muhtariyet kazandığı bir ortamda muhtar Ermenistan neden meydana getirilmesin?[10]

Olgenin’in bu sözlerinden sonra Osmanlı Devleti aleyhindeki i,ddiaları şu şekilde maddeleştirmek mümkündür:

1-Kürt aşiretleri Ermeni toplumunun geleceğini tehdit eden bir unsurdur. Aşiretler arasında meydana gelen silahlı çatışmalar daha sonra Ermenilerin katledilmesine dönüşmektedir. Kürtler her fırsatta Ermenilere ait arazi, emlak ve malları gasp etmektedirler. Osmanlı Hükümeti, Kürt-Ermeni çekişmesinden yararlanarak, Kürtleri devamlı Ermenilere karşı kışkırtmaktadır.

2-Ermeniler gördükleri baskı ve zulümden dolayı evlerini ve yurtlarını terk etmektedirler. Bundan yararlanan Kürtler, Ermenilere ait arazi ve evleri işgal etmektedirler.

3-Hükümet Ermenilerin ekonomik gücünü zayıflatmak amacıyla bölgede bir takım kuruluşlar meydana getirmiştir. Bunlar aracılığı ile haksız yollarla Ermenilerin emlak ve arazileri ellerinden alınmaktadır. Ermenilerden çeşitli isimler altında gayri kanuni vergiler alınmaktadır.

4-Osmanlı Hükümeti nüfus yapısını göz ardı ederek, Türklere oranla daha az Ermeni memur istihdam etmektedir.

5-Türk memurları yetkileri dışına çıkarak Ermenilere kötü muamelede bulunmaktadır.

Her cümlesinde Osmanlı Devleti’ni suçlayan, Rusya Hükümeti’ni Ermeniler lehinde harekete geçmeye davet eden ve hatta bu daveti milli sorumluluk olarak göstermeye çalışan Olgenin’e karşı Rusya’daki Osmanlı temsilcilerinin ve sonrasında Osmanlı Hükümeti’nin kayıtsız kalması mümkün değildi. Konferans metninin Tiflis gazetelerinde yayınlanmasından sonra, derhal harekete geçen Osmanlı Tiflis Konsolosluğu metni Petersburg Büyükelçiliği’ne gönderdi. Büyükelçi Turhan Paşa Hariciye Nezareti’ne gönderdiği yazısında; Nezaretten bir tekzip metninin hazırlanmasını ve Rus basınında yayınlatmak üzere en kısa sürede kendisine gönderilmesini talep etti[11]. Metinde yer alan iddiaların Osmanlı Devleti’ni Ermeni Sorunu hususunda sıkıntıya düşürebileceği noktasından hareket eden Hariciye Nezareti 27 Temmuz 1913’te Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği yazıda; Konferansın yarattığı kötü etkiyi ortadan kaldırmak için gerek Tiflis, gerekse Petersburg gazetelerinde yayınlanmak üzere geniş bir tekzip yazısının hazırlanmasını istedi.[12] Bu istek doğrultusunda harekete geçen Dahiliye Nezareti tekzip ile ilgili çalışmasını bir hafta içerisinde tamamlayarak 4 Ağustos 1913’te Hariciye Nezareti’ne gönderdi.[13]

Dahiliye Nezareti’nin iddialar hususundaki ilk tespiti iddiaların maddî delillerden yoksun olduğu şeklinde idi. Nezaret yukarıda maddeleştirilen iddiaların ilkine verdiği cevapta; henüz iskân edilememiş bazı aşiretler arasında adi olay mahiyetinde bir takım olayların meydana geldiğini kabul etmekle birlikte, olayların Ermenilerin katline dönüştüğüne dair şu ana kadar hiçbir makamdan kendilerine bir bilgi ulaşmadığını belirterek bu yöndeki iddiayı asılsız ve esassız olarak nitelemekteydi. Cevabın devamında, konferans öncesinde de bazı gazetelerde bu yönde iddialar ortaya atıldığına dikkat çeken nezaret, bunları araştırmak için ilgili vilayetlerde incelemeler yaptırıldığını, fakat iddiaları doğrulayacak herhangi bir delile ulaşılmadığını, aksine Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki ilişkilerin memnuniyet verici bir seviyede bulunduğunu ileri sürmekteydi. Hükümetçe bölgenin asayişini korumak ve sürdürmek için etkili önlemler alınmıştır. Van Vilayeti’nde bazı Kürt aşiretleri arasında çıkan çatışmalar ise alınan etkili önlemler sonucunda durdurulmuştur. Bu arada Ermenilere en küçük bir zararın gelmemesine dikkat edilmiştir. Nezaret, hükümetin Kürtler ile Ermeniler arasında süregelen ihtilaflardan bir çıkar gözetmediğini belirterek, böyle bir çıkar gözetilmiş olsaydı aşiretlere karşı şiddetli önlemler alınmasının mümkün olamayacağına dikkat çekmekteydi.

Ermenilerin göç ettirilmek zorunda bırakıldığı iddiaları Rusya basını tarafından yıllardan beri dile getirilmekteydi. Rus gazeteleri, Ermenilerin Osmanlı Hükümeti’nin baskılarına dayanamadığından Rusya ve Amerika’ya göç ettiğini ileri sürmekteydiler. Dahiliye Nezareti, hükümetin iç barışı sağlamak için ciddi önlemler aldığını belirtikten sonra, alınan bu önlemler sayesinde pasaport alarak yurt dışına çıkanların sayısında geçen yıla oranla büyük düşüş sağlandığını belirtti. Buna göre; ilk üç ay zarfında Ermenilerden Erzincan Sancağı’nda 59, Bayezid Livası’nda 32 kişi pasaport aldı. Geçen yılın aynı ayları içerisinde pasaport alanların sayısı Erzincan’da 65, Bayezid livasında ise 22 kişiydi. Merkez livasında ise geçen yıl (Mart-Mayıs ayları içerisinde) 958 kişi yurt dışında çıkarken, bu yıl 931 kişi göç etmiştir. Görülüyor ki, göç eden Ermeniler iddia edildiği gibi büyük miktarda değildir. Kaldı ki, Eleşkirt kazasının Zirkan, Hanzır ve Molla Süleyman köylerinin Hıristiyan ahalisi Erzurum Valiliği’ne gönderdiği telgraflarda Ermenilerin Hükümetin baskısı ile göç ettiği yönündeki iddiaları kesinlikle reddetmekteydiler.

Hiç şüphesiz arazi ihtilafları hükümetin önünde çözüme kavuşturulması gereken bir sorun olarak durmaktaydı. Nezaret, bu sorunun çözülmesi için ‘Liva-ı Kanuniye’ düzenlendiğini ve Umumi Müfettişlik teşkilatının uygulamaya sokulmasıyla birlikte sorunun kökünden çözümleneceğini belirtmekteydi.

Hükümetin Ermenilere ait emlak ve arazileri zorla ellerinden aldığı ve bu yönde çeşitli teşkilatlar meydana getirdiği iddiasını şiddetle reddeden nezaret, arazi ve emlak işleriyle ilgili olarak Osmanlı kanunlarının mevcut olduğunu, ilgili makamların bunları uygulamakla yükümlü olduğunu, bu hususlarda bir ihmal ve görevi kötüye kullanma hadisesinin gerçekleşmesi durumunda gerekli cezai işlemlerin uygulanacağından kimsenin şüphe etmemesi gerektiğini hatırlattı. Milli banka iddiasına da değinen nezaret, Olgenin’in sözlerinde yer verdiği bankanın Ziraat Bankası olduğunu, bankanın ülkenin her yerinde şubeleri bulunduğunu, tüzüğünün diğer devletlerdeki benzeri bankaların tüzükleri dikkate alınarak hazırlandığını ve bankanın milliyet ve din farkı gözetilmeden herkese eşit şekilde hizmet verdiğini belirterek iddianın tamamen gerçek dışı olduğunu ifade etmekteydi.

Dahiliye Nezareti, Ermeniler’den kanunlar dışında çeşitli isimler altında vergiler alındığı iddiasına da değinerek, Kanun-i Esasi ‘Tekalif-i Emriyye’ dışında başka isimler altında herhangi bir kişiden para alınmasını yasakladığını belirterek, bu hususta bütün vilayetlere gerekli emirler verildiğini, emir dışına çıkıldığı iddia olunduğu takdirde bunun nerede ve kimler tarafından alındığının belirtilmesi ve ispat edilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Vilayetlerin kanunlar çerçevesinde iyi idare edilmesi, ihtiyaçlarının belirlenmesi mahalli adet ve dillere vakıf memurların istihdamıyla doğru orantılıdır. Memurların atanmasında milliyet ve din faktörleri dikkate alınmaması genel bir kural olmasına karşın, herhangi bir yöreye oranın mahalli dil ve adetlerini bilen memurların gönderilmesinin devlet idaresinin kolaylaştırılması açısından önemli bir husus olduğu şüphesizdi. Dahiliye Nezareti gerek kendilerinin, gerekse vilayetlerin bu hususa büyük önem verdiklerini belirtmekteydi. Şu an Vilâyât-ı Şarkiye’de iki mutasarrıf Ermeni olduğu gibi, gerek kaymakamlıklarda, gerekse diğer hizmetlerde bir hayli Ermeni memur istihdam edilmekteydi. Nezaret, fen memurlarının sayısı hakkında rakamda vererek toplam 414 memurun 333’ünün Müslüman, 81’ninde gayri müslim olduğunu, bu rakamlar çerçevesinde bir oranlama yapıldığında gayri müslim kökenli memurların nüfuslarına göre fazla olduğu görülmekteydi. Bunun dışında pek çok Ermeni memur 1500–2000 guruş gibi yüksek maaşa rağmen Doğu vilayetlerinde görev almak istememekteydiler. Bu husus daima göz ardı edilmektedir. Bütün bunlar dikkate alındığında hükümetin Ermeni kökenli memurları istihdam etmediği iddiası gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Türk memurlarının ahaliye karşı kötü davrandıkları ve kanunsuz muamelelerde bulunduğu türünden ortaya atılan iddiaların bu kesimi yıpratmak amacıyla dile getirildiğini savunan nezaret, hangi memurların kimlere kötü muamelede bulunduğunun iddia sahipleri tarafından ispat edilmesi gerektiğini, aksi takdirde yapılacak ithamların ciddiye alınamayacağını ileri sürmekteydi.

Dahiliye Nezareti son olarak Anadolu vilayetlerinde emniyet ve huzurun tamamen tesis edildiği bir ortamda Müslümanların Balkan Savaşı’nın yenilgisini Hıristiyanlara yıkmak ve özellikle de Ermenilere ödettirmek gibi bir suçlamayla karşı karşıya kalınmasının aklın alacağı bir şey olmadığını beyan ettikten sonra, bu tür iddiaların unsurların arasına nifak sokmak amacıyla ortaya atıldığını iddia etmekteydi.[14]

Dahiliye Nezareti tarafından verilen bu cevaplardan sonra Olgenin’in gazeteciden ziyade Rus Hükümeti’nin ajanı gibi hareket ettiğini ve konferansı bu zihniyetle verdiğini göstermektedir.

Olgenin’in her cümlesinde Ermenileri masum, Kürkleri ve Türkleri zalim göstermesine karşın, Dahiliye Nezareti’nin Ermenilerin devlet düzenini bozmak için çalışmalar yürütmesine hiç değinmemesi dikkat çekicidir. Zira Rusya’nın Bitlis Konsolosu 6 Ocak 1913’te İstanbul’daki Büyükelçisi’ne gönderdiği raporunda; Balkan yenilgisinin Ermeniler arasında bağımsızlık hissini kuvvetlendirdiğini, Taşnakların Türkler ile Ermeniler arasında savaş çıkarmaya çalıştığını, hatta Rusların Doğu Anadolu’yu işgal etmeleri için askerî hazırlık içerisinde olduğunu belirtmesi,[15] Ermenilerin Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü kötü durumdan yararlanarak Doğu Anadolu’yu bir Ermeni yurdu yapmak istediklerini göstermektedir. Bu açıdan iddialarda yer verildiği gibi hiçte masum değillerdi.

Ermeni örgütlerinin yürüttükleri gizli ve açık faaliyetleri Rusya’nın kılavuzluğu ve desteğiyle yürüttükleri su götürmez bir gerçekti. Çünkü Rus Dışişleri Bakanlığı, Osmanlı Devleti’nin kısa zaman sonra yıkılacağını öngörerek Ermenilere bir takım belgeler imzalatmakta ve onları Rus uyruğuna geçmeye teşvik etmekteydi. Belgelerde; Ermenilerin ellerindeki arazilerin Kürtler tarafından zorla alındığı, bu sebeple can ve mal emniyetlerinin olmadığı belirtilmekteydi.[16] Bu iddiaların Olgenin’in iddialarının bir kısmıyla birebir örtüşmesi Rus Hükümeti’nin kamuoyuna mal edilmesini isteği hususları farklı kişiler ve kurumlara söyletildiğini ispatlamaktadır. Bu açıdan Tiflis Konferansı, Rus Hükümeti’nin Ermeniler lehinde geliştirdiği ve Osmanlı Devleti’ni dünya siyasetinde zor duruma sokmayı amaçlayan politikasının bir parçasıdır. Gerek Tiflis Konferansı’nda, gerekse daha sonraki konferans ve toplantılarda durmadan tekrarlanan iddiaların Avrupa ve dünya kamuoyunda kabul görmesi sebebiyle zor duruma düşen Osmanlı Devleti, Şubat 1914’te Ermeniler lehinde ıslahatlar yapılmasını içeren Rus önerisini kabul etmek zorunda kalmıştır.



[1]   Geniş bilgi için bkz: Esat URAS, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s.217-374.
[2]   BOA, DH-SYS, 3/7.
[3]   BOA, DH-SYS, 3/17.
[4]   BOA, DH-SYS, 3/41.
[5]   BOA, DH-SYS, 5/2.
[6]   Rus kamuoyunu etkileme çabalarının bir benzeri Avrupa kamuoyu için uygulanmaktaydı. Fakat bunlar arasında bir fark vardı. O da; Rus kamuoyunu etkileme çabaları tamamen hükümetin kontrolüyle yapılırken, Avrupa kamuoyunu etkileme çabaları kıtadaki Ermeniler ve sivil kuruluşlar tarafından idare ediliyor olmasıydı. Ama her ikisinin ortak noktası propaganda malzemelerinin birebir aynı olmasıydı. Yani, Türkler zalim ve barbar, Ermeniler ise alabildiğine masum gösterilmeye çalışılıyordu. Avrupa’daki Ermeniler çalışmaları sırasında bulundukları devletlerin sonsuz maddî ve manevî desteğine mazhar olmaktaydılar. Bir başka ifadeyle Avrupa devletlerinin tamamına yakını Ermenileri, Osmanlı Devleti aleyhine desteklemekte ve hatta teşvik etmekteydi. 13 Aralık 1912’de Osmanlı Paris Büyükelçiliği’nin Hariciye Nezareti’ne gönderdiği yazı bu hususu bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Büyükelçi yazısında; Paris’te bulunan Ermeniler’in hükümete yakın çevrelerin yönlendirmeleriyle hareket ettiklerini ve yine bunların teşvikleriyle Fransız gazetelerinde Osmanlı Ermenileri’nin her türlü zulme uğradıklarını iddia eden makaleler yayınlattıklarını ve hükümetten zulmün durdurulması için gerekli girişimlerde bulunmasını istediklerini belirtmekteydi. Büyükelçi yazısının devamında, yayınların haksızlığını ortaya koymak, Fransız kamuoyunun gerçekleri öğrenmesini sağlamak için bir tekzip yazısı yayınlattığını belirttikten sonra, Ermeni Sorunu’nun Avrupa siyasetine daha fazla mal edilmemesi için şu hususlara gereken önemin verilmesini istemekteydi:

           1-Mülkî ve askerî makamlar Ermeniler lehinde kullanılabilecek olaylara meydan vermemelidir.

           2-Kürt-Ermeni ihtilafı bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır.

           3-Arazi sorunu derhal çözülmelidir.

           4-Rusya ve diğer ülkelerde yaşayan Ermenilerin Osmanlı Ermenileri’nden daha iyi şartlarda hak ve hürriyete sahip olmadıkları Ermeni toplumunun ileri gelenlerine anlatılmalıdır (Osmanlı Paris Büyükelçiği’nden Hariciye Nezareti’ne 13 Aralık 1912 tarihli yazı (BOA, DH-SYS, 23/2)).

           Osmanlı Hükümeti, Dahiliye Nezareti eliyle iddiaları araştırmakta gecikmedi. Yapılan araştırma sonucunda iddiaların gerçekleri yansıtmadığı ortaya çıkarıldığı gibi, Fransa’nın Van Konsolosundan da bu yönde bir tekzip yazısı alındı. Gerek bu yazı, gerekse Van Valiliği’nden gönderilen yazılar Hariciye Nezareti aracılığıyla Fransa’ya gönderildi ise de Fransız Hükümeti’nin Ermeni yanlısı politikasında herhangi bir değişiklik meydana getiremedi (Van Vilayeti’nden Dahiliye Nezareti’ne 20 Aralık 1912 tarihli yazı (BOA, DH-SYS, 23/2), Dahiliye Nezareti’nden Hariciye Nezareti’ne 22 Aralık 1912 tarihli yazı (BOA, DH-SYS, 23/2)).
[7] Olgenin, konuşmanın ilerleyen safhalarında Rusya’nın izlediği siyaseti ve düştüğü yanlışı şu sözlerle açıklamaktadır: ‘1815 senesinden beri Kürdler kesb-i istiklal için bir çok defalar isyan etmiş ve bu isyanların kâffesi Rus siyasetinin teşebbüs-i cedidesine müsadif bulunmuştur’ Olgenin’in iddiasına göre; Kürtler Rusya’ya mütemayil iken Rusya bunlara destek ve yardımda bulunmuş olsaydı, Kürtler Türkler’den kopacakları için bu gün Ermeni katliamlarından söz edilmeyecekti (BOA, DH-SYS, 23/2).
[8] Olgenin Ermenilerin  bu durumdan kurtulmasının yegâne yolu olarak Osmanlı milli bankasını   hükümsüz bırakacak bir bankanın kurulmasını göstermektedir.
[9] Bu iddia gerçekleri yansıtmamaktadır. Zira Osmanlı Devleti’nin en büyük müttefiki durumunda olan Almanya bile  aynı tarihlerde Ermenileri kendi yanına çekebilmek için bir dizi çalışmalar yürütmekteydi. Bu husus Olgenin tarafından özellikle göz ardı edilerek, Ermenilerin tek dostunun Rusya olduğu mesajı verilmeye çalışılmaktadır (Geniş bilgi için bkz: Yusuf Hikmet BAYUR, Türk İnkılâbı Tarihi, II/3, Ankara 1991, s.41).
[10] Petersburg Büyükelçiliği’nden Hariciye Nezareti’ne 27 Haziran 1913 Tarihli Yazı (BOA, DH-SYS, 23/2).
[11]  Petersburg Büyükelçiliği’nden Hariciye Nezareti’ne 27 Haziran 1913 Tarihli Yazı (BOA, DH-SYS, 23/2).
[12]   Hariciye Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne 27 Temmuz 1913 Tarihli Yazı (BOA, DH-SYS,    23/2).
[13]  Dahiliye Nezareti’nden Hariciye Nezareti’ne 4 Ağustos 1913 Tarihli Yazı (BOA, DH-SYS, 23/2).
[14]   Dahiliye Nezareti’nden Hariciye Nezareti’ne 4 Ağustos 1913 Tarihli Yazı (BOA, DH-SYS, 23/2).
[15]   BAYUR, Türk İnkılâbı Tarihi, II/3, s.27.
[16]   BAYUR, Türk İnkılâbı Tarihi, II/3, s.25.

 ----------------------
* Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 11, Sonbahar 2003
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar