Öz:Osmanlı deniz ticareti ve limanlarındaki egemenliğinin zayıflığının bir göstergesi, sahillerinde işleyen yabancı vapur kumpanyalarıydı. Avusturya Lloyd Vapur kumpanyasının Mersin acentesi olan Antuan Brazzafoli, aslen Sakızlı, esasen Avusturya tebaasıydı. Yabancı postaların hakim olduğu Osmanlı Devleti’nde, Ermeni komitelerinin aralarındaki para ve haberleşmeyi yürüten, aracılardan birisiydi.Osmanlı yetkililerince yakalandı, sürüldü. Avusturya, kapitülasyonlar ve himaye gibi imtiyazlar çerçevesinde duruma müdahale etti. Brazzafoli, yargılandı, sonra da affedildi. Olay Brazzafoli’nin şahsında, çıkışı, gelişimi ve sonucuyla, Ermeni meselesiyle ilgili Osmanlı çözümlerinin, Avrupa istek ve müdahaleleri karşısında, ne kadar çıkmazda ve çaresiz kaldığını göstermektedir.
Abstract:One of the indicators of the weakness of Ottoman Empire in its maritime trade and sovereignty in its harbors was the foreign maritime companies. Mersin agent of Austrian Lloyd maritime company, Antuan Brazzafoli, was nominally Austrian, whereas he was from Chios. In the Ottoman Empire, where foreign postal companies are dominant, he was one of the agents that provided the contacts and money flow between Armenian committees. He was captured by the Ottoman authorities and exiled. intervened, legitimizing this intervention through capitulations and concessions like protection of its subjects. This event shows how Ottoman solutions regarding Armenian question, proved inefficient because of the interventions of the European powers.
Key Words: Armenian question, Mersin, Lloyd Maritime Company, Protection
Ermeni meselesi Rusya ve İngiltere’nin, Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarına koydurdukları ilgili maddeler ve bu maddelerin uygulanması ile ilgili olarak yapılan müdahale süreciyle devletler arası siyasî bir mesele haline gelmişti. Osmanlı Devleti bir taraftan içeriden yükselen milliyetçilik akımlarıyla sarsılırken, diğer taraftan, Avrupa’daki değişen güçler dengesi ve sömürgeciliğin getirdiği siyasî, ekonomik, askerî baskılarla karşı karşıya gelmişti. Milliyetçi ayaklanmalar ve Avrupa devletlerinin yayılmacı politikaları, zamanla Osmanlı devleti zemininde birbirleriyle olan irtibatını artıran, besleyen bir süreç haline dönüşmüştü.
Başlangıçta esas niyetlerini saklayarak hayır dernekleri olarak ortaya çıkan Ermeni komiteleri, güçlenip teşkilatlandıkça propaganda, terör, ihtilal ve isyan alayları olarak faaliyet göstermeye başlamışlar, Osmanlı-Rus savaşı ve sonrası bulmuş oldukları uygun siyasî ortamdan faydalanarak meseleyi uluslararası bir platforma taşımışlardı. Reformlar sürecinde Rusya ve İngiltere’nin ardından Fransa, Almanya ve Avusturya’da meseleye dahil olmuşlar ve Babıâli’ye baskılarını artırmışlardı[1]. “Düvel-i Muazzama” Osmanlı Devleti’ni askerî, ekonomik yaptırımlar, kapitülasyonlar gibi araçlarla sömürgeleştirme çabalarına daima yeni diplomatik araçlar eklemekteydi. Çözülmekte olan millet sisteminin, “himaye” usulüyle iyice parçalanması da bu araçlardan (sonuçlardan) birisi olacaktır.Kapitülasyonlarla, ekonomik gelişmelerle ve siyasî baskılarla beslenen himaye sistemi Osmanlı Devleti’nin iç yapısını ve dengesini bozacaktır.
Avrupa devletlerinin ilgi ve dikkatlerini çekmek için 1890-1896 yılları arasında Erzurum, Kumkapı, Sason, Zeytun, Van, Trabzon başta olmak üzere bir çok merkezde dalgalar halinde yayılan bir isyan denemesinde bulunan Ermenilerin bu hareketleri bastırılmıştı. Batılı devletlerin müdahaleleri, genel af ilan edilmesi, Osmanlı Devleti’nin ıslahat yapmayı kabul etmesi gibi tedbirler Ermenilerin bundan sonraki faaliyetlerini durdurmadı[2]. Hatta Ermeni komitelerinin, ülke dışına kaçanlar ve sürgün edilenlerle beraber Avrupa ülkelerindeki örgütlenmelerini ve faaliyetlerini güçlendirdi. Komiteler, Avrupa ülkelerinin yanında Mısır, Kıbrıs gibi, siyasî ve coğrafî avantajlar sağlayan daha yakın bölgelerden, Anadolu’ya yönelik yapmış oldukları faaliyetlerini de artmışlardı. Özellikle 1896 baharında Zeytun ve çevresinde yeni bir isyan hazırlığına girişen Ermeni komitelerinin faaliyetleri yakından takip edilmiş ve Adana vilayeti’nden de bölgede bir isyan çıkarmaya hazırlandıkları konusunda merkeze uyarılar gönderilmişti[3].
Suç Delilleri
23 Mayıs 1897’de H. Osebyan imzasıyla Larnaka’dan Mersin Ermeni Komitesine gönderilen ve Osmanlı yetkililerince ele geçirilmiş olan Ermenice mektubun tercümesinde “…20 Nisan tarihli mektubunuzu tasdik ederiz. Mezkur mektubları postaya yetiştiremediğimden İngiliz acentesi vasıtasıyla Preçekoli[4] adresine göndermiş idik. Keza mezkur namına kayıkçıya bir emanet teslim etmiş idik. Memul ederiz ki şimdi selametle elinize geçmişdir. 16 Nisan tarihli mektupları ahz ile münderecatı malum oldu. Evvelce yazdığım vechle bu defa 300 franklık üç adet banka kaimesi leffen gönderiyoruz…”[5] ifadeleri yer almaktaydı.
Osmanlı yetkililerince ele geçirilen ve delil olarak kabul edilen Mersin Ermeni komitesi reisi Materyan’nın? evinde ele geçirilen mektup ve raporunda;“…Paris’de bulunan Hınçak komitesi azasından Agasi[6] ve Çobanyan ve Paşliyan? dahi vasıta olarak 5000 Frank tahsiliyle Haçin’e göndermek üzere buraya Agasi tarafından irsal kılınmıştır. İkinci olarak yine Baron Agasi Kıbrıs yoluyla Zeytun’a gönderilmek üzere 2090 Frank göndermiştir… İane verenleri teşvike devamlarını bildirerek, çok çalışdık, onaltı adet beheri beşer liralık İngiliz banknotları elde ettik. Mütebaki iki lira onaltı santim için Prazafoli adresine Bank-ı Osmânî’den çek almağa mecbur oldum…” denilmektedir[7].
Bir diğer mektupta ise Brazzafoli’nin, Fransa’da yeni kurulmuş olan Ermeniperver Cemiyeti üyelerinden olan ve kendilerine yardımcı olacak iki Fransız’ın Adana sahillerine çıkarılması ve Sivas’a kadar yapacakları gizli geziye, Osmanlı yetkililerinin denetiminden uzak, kaçak silah sevkıyatının yapılabileceği yerlerin tespit edilmesine yardımcı olunması gibi çalışmalarda kullanacakları şifrenin iletilmesine aracılık yaptığı anlaşılmıştı[8]. Avusturya Lloyd Vapur Kumpanyasının Mersin acenteliğini yapan Antuan Brazzafoli, Ermeni komitecilerinin Kıbrıs ve Fransa merkezli haberleşmelerinde ve para trafiğinde aracılık yapmaktaydı[9].
Brazzafoli’nin Sınır Dışı Edilmesi ve Geri Dönüşü
Vilayet yetkilileri ele geçirdikleri belgelerden hareketle Brazzafoli’nin, ülke dışındaki Ermeni komiteleri ile içerideki komiteler arasında yapılan haberleşme ve para trafiğinde önemli bir rol oynadığına inanmışlardı. Bu durumda ne yapılması gerektiği Mersin’de bulunan Halep ve Adana fevkalade kumandanı Ali Muhsin Paşa tarafından merkeze sorulmuştu. Çünkü Brazzafoli, sahip olduğu konumuyla ve yabancı tabiiyetiyle problem olabilirdi[10]. Adana valisi Hüseyin Hilmi Paşa şifre telgrafında, Brazzafoli’nin Ermeni komitelerine aracılık yaptığının açık olduğu, meseleyle ilgili olarak tutuklanmış olan Ermenilerin mahkemelerine başlanıldığında, Brazzafoli’nin de usulüne uygun bir şekilde tutuklanması ve mahkemeye çıkarılması gerektiğini bildirilmişti. Avusturya vapurlarının acenteliğini yapmakta olan zanlının, görevi gereği posta vapurlarına gittiği esnada firar etmesinin mümkün olduğu için hemen tutuklanması ve bunun için sefarete tebligat yapılması gerektiğini de bildirmişti[11].
Vilayetten gelen bu yazıya rağmen, merkezi hükümet daha farklı bir yol takip etmişti. Ermenilere aracılık yaptığı anlaşılan Brazzafoli’nin,“ecnebi tebaadan olsa bile müfsidane hareketlerinden dolayı” kendisinin pasaportu verilerek sınır dışı edilmesine[12] karar vermişti. Dahiliye nezareti, bu işlemin, olaylara karışanlarla ilgili olarak uygulanması gereken padişah emri olduğunu bildirmişti[13]. Bunun üzerine Mersin Mutasarrıflığı, Brazzafoli’nin sınır dışı edilmesi ile ilgili olarak Avusturya konsolosluğuna gerekli tebligatı yapmıştı. Konsolos durumu kabul etmeyeceğini söyleyerek ilk önce reddetmişse de irade gereği gönderilecek olan Brazzafoli ikna edilerek, İskenderiye’ye giden Fransız Mesajeri şirketi vapuruna bindirilmişti[14].
Brazzafoli’nin İskenderiye’ye gönderilmesiyle mesele devam etmiştir. Aksine, daha kararın tebliği aşamasında duruma itiraz edeceklerini bildiren Avusturya konsolosluk yetkilileriyle yerel makamların uzun sürecek bir gerginlik ve sürtüşmenin başlangıcı olmuştu[15].
Brazzafoli’nin mahkemeye çıkarılmasına itiraz etmeyeceklerini ifade eden Avusturya yetkililerinin bu konudaki ilk itirazları “halleri şüpheli Ermenilere yardım ettiği zannıyla kanuni muamele yapılmadan” Adana vilayetinden gönderilmesine olmuştu[16].
Gerçekte, Osmanlı yetkilileri açısından bu uygulama anayasaya uygundu. Çünkü 113. madde padişaha, devlete zarar verenleri polis soruşturmasına dayanarak yurt dışına sürme yetkisi tanıyordu[17]. Fakat bu yetkinin, iç hukukta, Osmanlı tebaası olanlarla yabancı tebaadan olanlar arasındaki uygulanabilirliği arasında fiili bir ayırım oluşmuş olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Ermeni olayları sonucu isyanı çıkaran liderleri yakalanmalarına rağmen, yabancı devletlerin müdahaleleri sonucu serbest bırakılmakta, bunlar da bir nevi sürgün olarak Avrupa’ya gitmekteydiler. Ayrıca, Brazzafoli ’nin siyasî ve resmî kimliği ile sosyal kimliği arasında fark vardı. Aslen Sakız ahalisinden olan Brazzafoli bu yönüyle “Osmanlı”, siyasî olarak Avusturya tebaasıydı.
Olayın bir başka yönü ise resepsiyon[18] sürecindeki Osmanlı hukukunun, Avrupa hukuku ile (eski-yeni; batı-doğu) çatışma ve çakışmasıdır. Buna bir de dış siyasî baskılar ve kapitülasyonlar eklendiğinde, esnekliğini ve direncini yitirmiş Osmanlı hukukunun meseleye sağlıklı bir çözüm üretmesi mümkün görünmüyordu.Siyasî sebep ve müdahaleleri bir kenara bırakırsak, Avusturya’nın itirazına ve direnmesine sebep olan kararın arkasında, Avrupa hukuku merkezli bakışın etkisini, yani hükümdar da olsa mahkemesiz suç isnadı ve infazının olamayacağı şeklindeki görüş ve duruşu olduğu söylenebilir.
Valilik, sürgün yerine daha en başından itibaren tutuklanıp, yargılanması konusunda görüş bildirmişti. Bu görüşün, merkezî hükümetin uygulamasından daha tutarlı olduğuna, zaman hak verecektir. Çünkü merkezî hükümet meseleyi, kişinin siyasî kimliği, dış baskılar gibi sebeplerle daha büyük problem çıkmasından çekinerek, daha kolay bir şekilde halletmeyi umarak, mahkemeye çıkarmadan sınır dışı etmeyi (adeta günümüzde diplomatik kimliğe sahip olanlara yapıldığı gibi) seçmişti. Fakat iç hukuka uygun olan mahkemesiz sürece, Avusturya’nın göstereceği direnç ve tepkiler hesaplanmamıştı.
Avusturya’nın en çok üzerinde durduğu itiraz noktalarından diğeri iseBrazzafoli’nin konsolosluğun haberi ve tercümanı hazır olmadığı halde ifadesinin alınması ve buna dayanarak, mahkeme yapılmadan gayri meşru bir şekilde sınır dışı edilmesiydi. Dahası elçilik, Osmanlı yetkililerinin meseleyi büyümeden halledebilmek için kararı çabucak uyguladıklarını ima ederek, Babıali nezdinde yapmış oldukları itirazların değerlendirilmesine bile fırsat tanımadan, Brazzafoli’ye bir Osmanlı pasaportu vererek İskenderiye’ye gönderilmesini eleştirmekteydi[19].
Brazzafoli İskenderiye’ye gittikten sonra mesele kapanmamıştı. Avusturya yetkilileri İskenderiye’deki konsolosluğu aracılığıyla onu tekrar Mersin’e dönmek üzere vapura bindirilmesini sağlamışlardı. Brazzafoli’nin tekrar Mersin’e geri geleceği haberini alan Osmanlı yetkilileri buna engel olmaya çalışmış, hatta çıkabilecek olaylarla ilgili olarak mahalli yetkililer uyarılmışlardı[20]. Vilayet yetkilileri, Brazzafoli’nin Mersin’e dönmekten vazgeçerek Beyrut’a çıkması için Avusturya konsolosluğunun telgraf çekmesini istemişse de konsolosluk kabul etmemişti. Buna karşılık Adana valiliği iseBrazzafoli’nin sürülmesiyle ilgili uygulamada haklı olunduğunu ve Babıaliizin vermedikçe Mersine çıkışına izin verilmeyeceğini bildirmişti[21].
Osmanlı yetkililerinin engelleme çabalarına rağmen Brazzafoli 26.10.1897’de (gönderilmesinden bir ay sonra!) Fransız şirketine ait bir vapurla Mersin’e dönmüştü. Osmanlı yetkilileri kesinlikle kabul edilmeyeceğini bildirmelerine, (geri gönderileceği Almanya konsolosu aracılığıyla teminat verilmiş olduğu iddialarına) rağmen,vapur limana yanaştığı sırada Avusturya konsolosu ile tercümanı Brazzafoli’yi sandaldan alarak konsolosluğa götürmüşlerdi[22].
Vilayet yetkilileri durumun nazikliği konusunda merkezi uyarmışlardı. Ermenilere yardım ettiği için sınır dışı edilen Brazzafoli’nin tekrar Mersin’e girerek serbestçe ikamet etmesinin, Ermeni komitecilerine cesaret vereceğinden endişe edilmekteydi. Bunun üzerine hükümet, Avusturya’nın da baskısıyla Brazzafoli’nin yargılanmasını kabul etmişti. Vilayet yetkililerinden Brazzafoli’nin usulü gereği gözaltına alınarak mahkemeye çıkarılması için kanunî işlemlerinin başlatılması istenmişti[23]. Fakat yargı süreci daha mahkeme aşamasına gelinmeden sıkıntılar olmuş ve Avusturya elçiliği “esasın” tartışılmasına meydan vermeden “usûl” itirazlarıyla süreci tıkamıştı. Vilayet yetkililerinin, Avusturya elçiliğinden gelecek olan itiraz, baskı ve hücumları karşısında kendilerini daimi savunmak zorunda kaldıkları bir süreç başlamıştı.
Avusturya’nın Siyasî Baskısı ve Tarziye Talebi
Brazzafoli Mersin’e geldiğinde vapurdan çıkarılıp konsolosluğa götürülmesi esnasında vilayet yetkilileri ile konsolosluk memurları arasında gerginlik yaşanmıştı. Taraflar arasında sözlü atışmayla başlayan, arkasından da sandallardaki küreklerin kullanıldığı bir kavgaya dönüşen bu olay, daha sonra iki hükümet arasında yaşanacak olan küçük krizin görünürdeki sebebi olmuştu. Avusturya elçiliği, hükümet yetkilileri tarafından konsoloshane sandalına saldırıldığı, tercüman ile kavvasın hakarete uğradığı, sandaldaki Avusturya bayrağının tahkir edildiğini, Brazzafoli’nin biraderinin tartaklandığını, olayların sorumlusunun da vilayet yetkilileri olduğunu iddia etmiş ve tarziye talebinde bulunmuştu[24].
Elçilik takririnde Brazzafoli için “Lloyd kumpanyasının acentesi olarak, Avusturya devletinin ehemmiyet verdiği bir resmî memuru ve himayesi altında olduğu” ifadeleri dikkati çekmektedir. Yabancı vapur şirketlerinin acente yetkilileri diplomatik sıfat taşımaları (genelde ilgili devletin konsolosu veya konsoloslarla olan yakın irtibatları) sebebiyle problemler hemen elçiliklere aksediyor ve diplomatik bir mesele haline geliyordu[25].
Vilayet yetkilileri ise elçilik iddialarına karşın; Brazzafoli’nin, bineceği sandala kadar hükümet memurlarının gözetimi altında olması ve geri dönmemesi için polis tarafından uyarıldığı, bunun üzerine Brazzafoli ve biraderlerinin ellerindeki kürekleri polis sandalına atarak sandalcılardan birini ayağından yaraladıklarını ve memurlara hakaret ettiklerini iddia etmişlerdi. Konsolosun -Brazzafoli’nin iddialarına atfen- Avusturya bayrağının tahkir edildiği iddialarını, sandalda bulunan Avusturya birinci tercümanı İstefan Efendi’nin yalanladığını belirtmişlerdi. Vilayet yetkilileri, Avusturya konsolosluğunun, Almanya konsolu aracılığı ile verdiği güvenceye rağmen Brazzafoli’nin zorla konsolosluğa götürdüğüne ve Osmanlı memurlarına karşı yapılan hakaret ve yaralamalar konusunda sessiz kaldığına dikkati çekmişlerdi[26].
Vilayet yetkilileri, Avusturya konsolosluğunun mahallî yetkililerle ilişkilerinin önceden beri kötü olduğu, Müslim halka yaklaşım ve düşüncelerinin, posta ile takdim edilen delillerin içinde yer alan mektup içeriğindeki “garazkârane” ifadelerden de anlaşılabileceğini belirtmişlerdi[27].
Avusturya elçiliği bu olaydan dolayı istediği tarziye talebini, mahkeme süreci devam ederken, mahkemenin gidişatını da etkileyecek bir şekilde ve ısrarla dile getirecektir. Elçiliğin bu ısrarı üzerine Osmanlı hariciyesi, vilayet yetkililerine iki devlet arasında bir mesele çıkmadan, hemen Mersine gidilerek “Avusturya konsolosuna beyan-ı teessüf olunarak, gerekli tahkikatın yapılmasını” tavsiye etmişti. Bu kabul edilmediği takdirde Avusturya elçiliğin talebi olan tarziyeyi vermek gerektiğini bildirmişti[28].
Osmanlı yetkilileri bunu gizli bir özürle geçiştirmeyi düşünürken, Avusturya tarafından beklemedikleri çok sert bir tepki gelmişti. Viyana elçiliğinden gelen acil telgrafta; Avusturya hariciye nazırının son derece kararlı göründüğü, mesele ile ilgili görüşmeyi kabul etmediği,tam bir tarziye için dört gün müddet verdiklerini bildirmişlerdi. Hatta tarziye yerine getirilmediği takdirde büyükelçisini İstanbul’dan çekeceğini bildirmişti[29]. Avusturya elçiliği, Babıali’nin bu şikayeti geçiştirmek konusundaki çabalarını ve gayri resmi özrünü kabul etmemi, Adana valisi ve Mersin mutasarrıfının azilleri, ilgili memurların cezalandırılmasını da içeren tarziyenin resmen uygulamasını istemişti[30].
Adana valisiyle Mersin mutasarrıfının gün bitimine kadar azledilmeleriyle ilgili Avusturya baskısı sonuç vermiş, iki hükümet arasında çıkacak bir siyasî anlaşmazlığın ilişkilere zarar vereceği endişesi ile Osmanlı bürokrasisi geri adım atmıştı. Avusturya ile ilişkilerin bozulmasını istemeyen hükümet, Adana valisi ve Mersin mutasarrıfının azledilmesini kabul etmişti. Fakat vilayetin vekâletle idare edilmesinden cesaret alacak Ermenilerin, faaliyetlerini artırmaları ihtimaline karşı da bu görevlere uygun olanların bir an önce atanması istenmişti[31]. Olay, Ermeniler açısından cesaret verici olarak algılanabileceği gibi Müslüman halk üzerindeki etkisi de tahmin edilebilir. Vali ve mutasarrıfın dış baskılar karşısında kolayca harcanması, onur kırıcı nitelikteki tarziye isteği, Ermenilerle olan ilişkileri zedelediği gibi Avusturya ve şirketlerine karşı olan tepkiyi artırdığı da bir gerçektir.
Osmanlı yetkilileri Brazzafoli davasıyla ilgili olarak ise, araştırma yapmak üzere Avusturya’nın da dahil olacağı bir karma heyetin (Heyet-i ithamiye) kurulmasını kabul etmişlerdi[32].
Mahkeme Sürecinde Avusturya’nın İtirazları ve Osmanlı Tepkisi
Avusturya bir taraftan tarziye isteğiyle siyasî baskı yaparken diğer taraftan devam eden yargı sürecini doğrudan etki altına alacak itiraz ve müdahaleler de bulunmaktaydı.
Osmanlı yetkilileri bu müdahalelere karşı yapmış oldukları uygulamaları ve gerekçelerini dile getirmişlerdi. Zanlı olan şahıslar hakkındaki araştırma, müddeî umumi (savcı) tarafından yapılıp, tahkikata müstantik (sorgu hakimi) tarafından başlanmıştı. Brazzafoli’nin sorgulanması esnasında tercüman bulundurulmuştu. Yine zanlılardan olan Vahan Mataryan’ın evinde ele geçirilen evraklar arasında, aracılık yaptığınadair delil niteliği taşıyan dört mektup bulunmuştu. Vahan’ın bu mektupların içeriğine dair sorgulanmasından sonra, Brazzafoli de yanında tercüman olduğu halde sorgulanmıştı. Vahan’ın ifadesi ve Brazzafoli’nin sorgusu sonucu elde edilen bilgiler (itiraf) neticesinde, müstantik tarafından, tercüman da bulunduğu halde lüzumu muhakeme kararı verilmişti. Müddeî umuminin talebi üzerine de tutuklama müzekkeresi çıkarılmış ve usulüne uygun bir şekilde konsolosluğa verilmişti. Fakat elçilik, bu uygulamadaki usulün yanlış olduğunu, dolayısıyla tutuklama müzekkeresinin keenlemyekun (yok hükmünde) sayılması gerektiğini iddia etmişti[33].
Osmanlı yetkilileri özellikle Avusturya’nın itiraz ettiği tercüman konusunda; tercümanın bütün süreçte hazır bulundurulduğu, bu suretle deliller ve tutuklama hakkında konsolosluğun bilgi sahibi olduğu, tutuklama müzekkeresi öncesinde konsolos veya tercümana bilgi verilmesi mecburiyetinin anlaşmalarda yer almadığını bildirmişlerdi. Bütün aşamalarda konsolosluk tercümanın bulunmuş olması sebebiyle de müddeî umumi ve müstantikin kendilerini ayrıca bilgilendirmediği gibi bir ithamın doğru olamayacağını belirtmişlerdi. Avusturya’nın, tutuklama müzekkeresinin adlî değil de mülkî memurlar tarafından çıkarıldığı –ki hem usulün yanlışlığına hem de kararın adlî değil siyasî olduğunu ifade etmek istiyorlardı- iddialarının da doğru olmadığını ifade etmişlerdi. Osmanlı yetkilileri, Mersin mutasarrıflığının kendi başına tutuklama müzekkeresi çıkarıp tebliğ etmediği, adliyeden çıkan müzekkerelerin mülkî memurlar aracılığıyla konsolosluğa iletilmesinden ibaret olduğu belirtilmişti[34].
Fakat bu davadaki anlaşmazlığın asıl kırılma noktası usûl yönünden değil, tarafların farklı duruş ve bakışından kaynaklandığı görülmektedir. Adana valiliğine göre; bu suçları işleyenlerin sürgün edilmesini emreden irade gereği hareket edenMersin mutasarrıfı kanun ve nizamı uygulamıştı. Gerekli tebligatları konsolosa yapmış ve yerel idarelerin uyması gereken bütün kurallara uymuştu. Bu konuda bir sorumlu varsa, o da iç güvenliği ihlal ettiği ele geçen evraktan açıkça belli olan müfsitleri himaye etmek isteyen ve tebligatı reddederek mahallî hükümete zorluk çıkaran Avusturya konsolosluğuydu. Bu fiilleri yapanlar hiçbir ülkede cezasız kalmamakta, aynı suçları işleyen anarşistlere karşı diğer ülkeler de aynı cezaları vermekteydi. “Brazzafoli’nin yalnız vilayetten çıkarılmasına müteşekkir olunması gerekirken şikayet edilmesi”, konsolosluğun olayı adi bir ihbar ve şüphe şeklinde göstermesinden kaynaklanıyordu[35].
Avusturya yetkilileri, mahkeme sürecine itirazlarını devam ettirmişlerdi. Elçilik, bir taraftan Heyet-i ithamiye toplantısına tercüman sıfatıyla hazır bulunmak üzere bir memur göndermesini, mahkemeden kaçmak niyetinde olmadıklarının bir delili olarak gösterirken[36] diğer taraftan, Brazzafoli’nin haklarının çiğnendiğini, adlî ve mülkî memurların dikkatsiz ve kaba davrandıklarını, tahkikat, soruşturma ve tutuklama esnasında ecnebi tebaanın sahip olduğu hukuk, imtiyaz ve muafiyetlerin dikkate alınmadığından şikâyet ediyordu.
Avusturya’nın usule ait itirazları, Osmanlı yetkilileri tarafından cevaplanınca, bu defa da esas yönünden itirazlara başlamıştı. Brazzafoli’ye isnat edilen suçun delillerinin kesin olmadığı, çünkü acentelerin Lloyd şirketi vapurlarıyla sevk edilen postaların yalnız sevk ve irsalleriyle görevli olduklarını ifade etmişti[37].
Asıl dikkati çeken nokta Avusturya elçiliğinin bir taraftan, Brazzafoli’nin mahkemeye çıkarılmasına karşı olmadıklarını ve engellemeyeceklerini ifade ederken, diğer taraftan, Osmanlı yetkililerinin Brazzafoli’yi mahkum etmek için özellikle (kasten) tahkikata devam ettiklerini, sefaretçe Brazzafoli’nin masum olduğuna dair tam bir kanaat oluştuğunu, bildirmeleriydi[38].
Bu arada bir taraftan tarziye meselesi, diğer taraftan mahkeme süreci ve itirazlar sebebiyle, Mersin Avusturya konsolosluğu ve vilayet yetkilileri arasındaki ilişkilerin de iyice gerildiği görülmektedir[39].
Avusturya’nın müdahalesi sonucu kabul edilen ve içinde elçilik yetkilisinin de bulunacağı Heyet-i ithamiye Brazzafoli meselesini görüşmek üzere toplanmıştı. Fakat heyette görevlendirilen ve Adana’ya giden Avusturya sefaret tercümanı, toplantı başlar başlamaz itiraz etmişti.Tercüman, usulün anlaşma şartlarına uygun olmadığı, tevkif müzekkeresinin hükümsüz olduğu, Osmanlı yetkililerinin ileri sürmüş olduğu yeni delillerin Brazzafoli’nin mahkûmiyetine yetmeyeceği, bu doğrultuda bir karar alınmadığı müddetçe kalan evrakın ve işlemlerin devamında bulunmaya mezun olmadığını söylemişti. Osmanlı yetkililerinin devam etmesi üzerine de protesto ederek toplantıyı terk etmişti[40]. Böylece dava sürecinde adeta başa dönülmüştü. Yalnız kalan Osmanlı adlî memurları, Avusturya yetkililerinin davayı ve gidişatını geciktirmek için yaptıklarından şikâyetçiydiler.[41].Adli makamların ifadelerinde, taraflardan birinin çekip gitmesiyle adeta tek taraflı ve çaresiz bir şekilde kalmış olmanın serzenişleri görülmektedir.
Mahkeme Sürecinin Uzaması ve Davanın Edirne’ye Alınması
Avusturya elçiliği, uzayan ve adeta başa dönülen meselede, başından beri tüm süreci ve itirazlarını kendisi açısından değerlendirdiği ve yeni itirazlarını da içeren uzunbir muhtıra daha vermişti[42];
Heyet-i ithamiyeden delegesinin çekilmesinin gerekçelerini de sıraladığı muhtırasında adlî memurların aldıkları emre uymadıkları, hukukun ne olduğunu bile bilmediklerini, üç aydır devam eden davada sonucunda hiçbir aşama kaydedilemediğini belirtmişti[43].
Avusturya elçiliğinin yeni muhtırasındaki görüşleri basit birer hukukî itirazın çok ötesinde, Ermeni meselesine müdahil oluşunu vebakışına da işaret etmekteydi. Çünkü elçilik yalnızca Brazzafoli’nin işlemiş olduğu suça değil, bu defa Brazzafoli’yi kurtarma adına beraber hareket ettiği Ermeniler ile ilgili davaya da itiraz etmişti. “Brazzafoli kabahatli olan bazı kimselere mektup ve para ulaştırdı demek kafi değildir. Bu kişiler kimlerdir.? Hakikaten kabahatli midirler? Kabahatli iseler suçları nedir? Brazzafoli bunları biliyor muydu? Bu hareket-i mahremaneyi tervic etmek maksadıyla tasavvurlarını bildiği halde bu kişilere bir şey verdiği iddia olunabilir mi?...”[44].
Avusturya, Heyet-i ithamiyenin hareket tarzından amacının bir takım Ermenileri mahkum ettikten sonra Brazzafoli’nin mahkemesine başlamak, böylece Brazzafoli’yi de mahkum ettirmekolduğunu iddia etmişti. Bu durumda koruması altındaki kişinin davası Ermenilerin dava sonucuyla yakından ilgili olacaksa, Ermenilerle ilgili davaların bütün aşamalarında konsolos tercümanlarının hazır bulunmalarını isteme hakkına sahip olduklarını belirtmişti. Böylece Avusturya tebaası olan Brazzafoli’nin yargılanmasını genişleterek ilgili tüm Ermenilerin yargılanması sürecine de müdahale etme şekline dönüştürmüştü.
Brazzafoli’nin suçluluğu veya suçsuzluğu, Ermenilerin durumuyla özdeşleşivermişti.Avusturya, muhtıradaki bu ifade ve istekleriyle yalnızca Brazzafoli’nin değil, onun şahsında olaylarla ilgili bütün Ermenilerin avukatlığına bürünüvermişti[45].
Bütün bunların dışında Avusturya muhtırasında Osmanlı merkezi ile taşra idareleri arasındaki uyumsuzluğa atıfta bulunulmakta ve yerel otoriteleri iş bilmez, emir dinlemez, hukuktan anlamaz gibi ifadelerle suçlamaktaydılar. Aslında Avusturya yetkilileri yerel makamlardan ziyade Osmanlı merkezini baskı altına alarak isteklerini elde etmek bakımından daha şanslıydılar. Bu sebeple bu suçlamaları, Avusturya istekleri ve baskısı karşısında daha dirençli duran mahallî tepkiler olarak değerlendirebiliriz. Bu noktada, Avusturya’nın Ermeni faaliyetlerine verdiği desteğe, milletler arasındaki ekonomik dengesizlikleri artıran şirketlerine, siyasî baskılarına ve hakir gören tutumuna,ileride gelişecek milli ekonomi ve karşılaşacağı boykotun habercileri olarak bakılabilir. Keza bu gibi davalardaki çatışma, çakışmalar, resepsiyon sürecinde dönüşümünü tamamlamayan Osmanlı hukuk sisteminin karşılaştığı sıkıntıları da göstermektedir.
Avusturya yetkilileri bir taraftan her türlü müdahaleyi yapıp davanın işlemez hale gelmesini sağlarken[46] diğer taraftan da uzayan dava sürecinikendi iddialarını desteklemek için kullanmaktaydılar. Avusturya, bir türlü mesafe alınamayan davaya bir son verilebilmek için, “ya Brazzafoli’nin men-i muhakeme mazbatasıyla ileride hiçbir şekilde kötü muameleye maruz kalmaksızın Lloyd acentesi sıfatıyla görevine devam edebilmesi veyahud konsolos ve sefaret müdahaleleriyle ortaya çıkan usulsüzlüklere yer bırakmadan Brazzafoli’nin davasının diğer davalardan ayrılarak, anlaşma şartlarına cidden dikkat edilecek İstanbul veya İzmir’e nakledilmesini” istemişti. Ayrıca davanın tek taraflı olarak Osmanlı makamlarınca sürdürülmemesi için de elçilik görevlisinin dahil olmayacağı bir davadan çıkacak sonucu kabul etmeyeceklerini bildirmişlerdi.[47]
Osmanlı siyasî ve adlî memurları, Avusturya’nın davanın görüleceği yeri değiştirerek sonucu etkilemeye yönelik çabalarının yeni problemler doğuracağını ifade ederek teklife de, şekline de itiraz etmişlerdi.[48]. Fakat adlî ve mülkî makamların itirazlarına rağmen gelen baskılar üzerine davanın görüleceği yeri değiştirme kararı alındı. Yalnız doğrudan Avusturya etkisine maruz kalmamak için olsa gerek, davanın, elçiliğin istediği İzmir veya İstanbul’da değil de, Edirne’de görülmesi kararlaştırıldı[49]. Davanın erteleme ve sürüncemede kalmaması için de Avusturya makamlarına mahkemede bulundurulacak görevlinin Edirne’ye gönderilmesi konusunda bilgi verildi[50].
Adana’dan Edirne’ye nakledilen dava, elçilik üçüncü tercümanının da hazır olduğu Heyet-i ithamiyenin toplanmasıyla müzakerelere açıldı.Fakat Adana’da yaşananlar aynen tekrar etti.Avusturya delegesi, Brazzafoli’nin ithamına dair verilen kararı kabul etmeyeceğini ve sefaretinden alınan talimata uygun olarak davanın ertelenmesini istedi. Ayrıca Heyet-i ithamiyeyi protesto edeceğini beyan ederek kararı imzalamadı[51]. Sonuçta dava yerinin değişmesi, Avusturya müdahalelerini de, şeklini de değiştirmemişti.
Mahkemenin Sonucu
Bu meseledeki tıkanıklık, müdahaleler sebebiyle bir türlü işletilemeyen hukukun kendi iç süreciyle değil yine Avrupa merkezli gelişen siyasî baskı ve olaylarla aşılmıştır. “Muzır evrak maddesinden” dolayı tutuklu Ermenilerin mahkemelerinin ertelemesinden dolayı Avrupa gazetelerinde hükümet aleyhine devamlı yazılar yazılması, Osmanlı’nın Avrupa’daki imajını sarsıyor ve yetkilileri rahatsız ediyordu. Bu tutukluların (aralarında muhtemelen suçlu olmayanların da bulunması sebebiyle) davalarının bir an önce görülmesi için İngiliz ve Fransız konsolosları tarafından devamlı baskı yapılıyordu. Brazzafoli ve Vahan davası da Osmanlı içinyapılmakta olan aleyhte propagandanın birer malzemesi olmuştu. Ayrıca elçilik ve konsoloslar, hapishanelerdeki şartların iyi olmadığı bahanesiyle hasta mahkumların kefaletle evlerine gönderilmeleri için müddeî umumi yardımcısına devamlı baskılarda bulunmaktaydılar[52]. Bu baskılar ve diğer siyasî gerekçelerle gelen genel af üzerine, Edirne’ye gönderilmiş olan ondokuz kişi kefalete bağlanarak serbest bırakılmışlardı[53].
Bu durum diğerleri için de örnek oluşturmuş ve baskılar artmıştı. Avusturya elçiliği, ithamına vesile olan Ermenilerin affedilmeleri üzerine Brazzafoli’nin de bir daha mahkemeye çıkarılmamak üzere bu aftan yararlanmasının adaletin gereği olduğunu bildirmişti. Elçilik isteğinin kabul edilmemesi halinde bir taraftan İstanbul’u terke hazır olduğunu ifade ederken diğer taraftan, Brazzafoli serbest bırakılırsa istenilen tazminattan vazgeçileceğini de ima etmişti[54].
Sadaret, af kararı çıkmadan önce, Hariciye’ye yazdığı tezkerede bir vali ve bir mutasarrıfın azline ve mahalli memurlarından bazılarının cezalandırılmasına sebep olmuş olan Brazzafoli’nin, affedildikten sonra Osmanlı memleketleri dahilinde bir memuriyete tayin olunmaması şartının elçiye iletilmesini istemişti[55].
Elçilikten gerekli garanti alınmış olmalı ki, bundan Edirne İstinaf mahkemesi müddeî umumiliğinden alınan ve Adliye Nezaretinden gelen tahriratla Brazzafoli’nin ithamını gerektiren delilleri içeren Heyet-i ithamiye mazbatası yeniden değerlendirilmişti. “Brazzafoli’nin Ermeni komitecilerin arasındaki para ve haberleşmeyi Paris ve Kıbrıs üzerinden yürüttüğüne dair yapılan ithamın daha sonra kendisi tarafından da kabul edildiği, faaliyetinin yalnızca evrak ve para nakline aracılık değil zanlıların hallerine vâkıf, fikir ve maksatlarında müşterek olduğu anlaşılmış olup, bundan dolayı yargılanması gerekir ise de; mevcut delil ve sebeplerin şüpheli olup, kanunen hüküm verecek derecede olmadığı, Brazzafoli’nin mahkemeye tesliminin bu aşamadan sonra zor olduğu, bu yüzden yeni bir olay çıkarmaya meydan vermeden, Avusturya ile iyi ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesi için, affa uğrayan diğer Ermeniler gibi Brazzafoli’nin de affedilmesine” karar verilmişti. Yalnız bundan sonra Osmanlı ülkesinde acentelik görevi verilmemesine dikkat çekilmişti[56].
Brazzafoli affedilmişti. Fakat beş ay sonra Mersin’den Kolağası Vasıf imzalı gelen şifre telgrafta; Osmanlı sınırlarının hiçbir noktasında acentelik vazifesiyle istihdam edilmemek şartıyla affedilen Brazzafoli’nin, Avusturya Loyd kumpanyası Mersin acenteliğine devam ettiği, acente sıfatıyla ticarî işlem yaptığı bildirilmişti[57]. Mahalli yetkililer,Brazzafoli’nin gönderilmesi için yeniden konsolosluğa başvurmuşlardı. Fakat konsolosluktan yetkisi dahilinde olmadığı, durumun Viyana’ya yazıldığı ve yakında neticelendirileceği cevabı verilmişti. Mahalli yetkililerle konsolosluğun bir defa daha karşı kaşıya gelmesi üzerine merkez, yapılacak teşebbüslerin kötü sonuçlar doğurabileceği konusunda uyararak beklenilmesini istemişti[58].
Avusturya indinde yapılan teşebbüslerin sonuç verdiği anlaşılmaktadır. Çünkü Elçilikten Hariciye nezaretine gelen takrirde Brazzafoli’nin Golos’a nakledildiği, Mersin Lloyd acenteliğine de M. Randic’in atandığı bildirilmişti[59].
1898 yılı itibarıyla olayın halledilmiş görünmektedir. Brazzafoli’nin yeni görevine gidip gitmediğini, bu arada neler yaptığını bilemiyoruz. Fakat dört yıl sonra, 19 Kasım 1902 tarihinde Osmanlı hükümeti, Brazzafoli’nin Lloyd kumpanyasının Mersin acenteliğine tayininden dolayı duyduğu rahatsızlığı, durumun nezaketini ve bundan doğacak sakıncalar konusunda Avusturya elçiliğinin dikkatini “mahremâne” çektiğini biliyoruz. Avusturya yetkililerinin ise durumun Lloyd kumpanyasına bildirildiğini, şirketin Osmanlı hükümetinin görüşlerini dikkate alacağını, Brazzafoli’nin Mersin acenteliği adaylığını reddedeceklerini bildirmiş oldukları haberini veriyordu[60]. Sonuç ne olursa olsun, 1897 yılında ortaya çıkan problemin, 1902 yılında adeta başladığı noktaya dönmesi; Osmanlı yetkilileri açısından “çözüm”ün nasıl bir kısır döngüye girdiğinin göstergesidir.
Sonuç
Ondokuzuncu yüzyılda siyasîleşen Ermeni istekleri, Avrupa’daki güçler dengesinden ve büyük devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki sömürgeleştirme politikalarının bir aracı haline gelmiştir. Osmanlı-Rus Harbi sonrası uluslararası hale gelmeye başlayan mesele, her yeni Ermeni ayaklanmalarından sonra biraz daha Avrupa’nın sahiplendiği bir problem yumağı şekline dönüşmüştür. Kapitülasyonlar, himaye sistemi ve ekonomik sömürü, Osmanlı içindeki farklılıkları biraz daha körüklerken geleneksel millet sistemini de iyice çökertmiştir.
1890 Ermeni olayları sonrası Avrupa’nın dikkatlerini iyice çeken Ermeniler meseleyi biraz daha Avrupa’nın içine taşıdılar. Gelen dış baskılarla siyasî kaygılarla iyice hassaslaşan Osmanlı bürokrasisi, aslen Sakızlı (Osmanlı) fakat Avusturya tebaası olan Brazzafoli’nin Ermeni komitecilerinin haberleşme ve para trafiğinde oynadığı role tepki göstermiştir. Brazzafoli’yi sınır dışı ederek problemi halletmeye çalışan Osmanlı idaresi çözümü, Avusturya’nın itiraz ve müdahalesini aşamamıştır. Hukukî itirazlarını, siyasî muhtıralarla destekleyen, vali ve mutasarrıfı azlettiren, resmî özür dilenmesini sağlayan Avusturya, nihaî olarak Brazzafoli’nin affedilmesini de sağlamıştır. Fakat Avusturya’nın baskı ve müdahaleleriyle gelen çözüm(!) gelecekte Türk ve Ermeni toplum arasındaki ilişkilerin iyice bozulacağının habercisi gibidir.
[1]Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu 19141923, Ankara 1991, s.70-83;Cevdet Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı, 1878-1897, İstanbul 1986.
[2]Nejat Göyünç, “Osmanlı Devleti’nde Ermeniler Hakkında”, Yeni Türkiye, Ermeni Sorunu Özel Sayısı II, s.633-636.
[3]İskenderiye komitesinin Mısır’daki faaliyetleri ve izlemek üzere buraya gizli polis gönderilmesi hakkında bkz. Süleyman Kızıltoprak, “1890’lı Yıllarda Ermeni Komitecelerin Britanya İmparatorluğu’nun İşgali Altındaki Mısır’dan Lojistik Destek Alma Çabaları”, İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi, İstanbul 2004, S.40, s.117-140.
[4] Belgelerde Brezefoli, Prazafoli, iki devlet arasındaki yazışmalarda ise Brazzafoli şeklinde geçmektedir.
[5] BOA, (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) HR. SYS, (Hariciye Siyasiye) 2820/6, 23 Mayıs 1897.
[6] Zeytun ve çevresindeki Ermeni isyanına başkanlık yapmış olan Baron Agasi’nin faaliyetleri hakkında bkz. Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi I, Ankara 1998, s.146-148.
[7] BOA, HR. SYS, 2820/6, 4 Haziran 1897.
[8] “ Sevgili Refiklerim. …Fransa’da yeni teşkil olunan Ermeniperver cemiyeti muteber azasından bulunan iki Fransalı mösyöler Kilikya sevahiline çıkarak Sivas’a doğru seyahat etmek niyetindedirler. Bunların maiyetlerinde iki-üç dahi Ermeni bulunacak, kâffesi de müsellah gizli yollarla gezecekler ve memleketi teftiş edecekler, malumya ileride ciddi bir teşebbüsat hazır etmek için bu husus bize menfaatlidir…Acaba hükümetin nazar-ı dikkatini celb etmeksizin Kilikya’nın hangi sevahiline yahud hangi noktasından emin surette dışarı çıkabilirler. Biz mümkün olabilirse sahilden öte yolun vakıf bir adam terfik edeceğiz. Eğer böylece adam tedarik edemez isek size müracaat edeceğiz. … Bu sırada şu telgrafı vereceğiz, (Prajafoli Mersin; “Arpa Mahsulu Fena”) şunu da size ilaveten malumat veririz ki az müddette yüz kadar tüfek [elde] edebileceğiz…”BOA, HR. SYS, 2820/6, 2 Temmuz 1897, Magosa’dan gönderilen Ermenice mektubun tercümesi.
[9] Nesimi Yazıcı, “Tanzimat Döneminde Osmanlı Posta Örgütü”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul 1985, C6, s. 1646-1647.
[10] BOA, HR. SYS, 2820/6, 08.10.1897, Adana Vilayeti Tahriratı.
[11] Aslen Sakız ahalisinden olan Brazzafoli’nin babası da Sakız’da acentelik yapmaktaydı. BOA, Y. PRK.UM, 40/17, 04.10.1897, Adana Vilayetinden Şifre.
[12] İskenderiye’ye gönderilen Brazzafoli için “vilayetten çıkarılması-gönderilmesi” tabirleri kullanılmaktadır.
[14] BOA, Y.PRK.HR, 24/65, Hariciye Nezareti Tezkeresi; İngiliz hakimiyetindeki Mısır’da, İskenderiye şehri Ermeni komitecilerinin bir üssü konumundaydı. Süleyman Kızıltoprak, “aynı makale”,s.120.
[15] Brazzafoli’nin eşi tarafından Avusturya elçiliğine yapılan başvuruda, eşinin maruz kaldığı kötü muameleden bahsetmekte, maddi ve manevi tazminat verilmesi için himaye istemekteydi. Zaten itiraza ve müdahaleye hazır olan elçilik için Viyana’ya kadar ulaşmış olan bu şikayetin ve oradan gelen emrin daha cesur davranmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır. BOA, HR. H, 911/2, 25 Ocak 1898, Avusturya Sefareti Takriri.
[17] Kanunsuz suç ve ceza olmaz, yargılamasız kimse cezalandırılamaz ilkelerine aykırı olarak, Anayasanın kişi özgürlükleri bakımından değerini sıfıra indiren bu maddeye eleştiriler yine dönemin ve anayasanın mimarlarından gelmişti. Ziya Paşa, “bu madde ile Kanun-u Esasinin, Kanun-u Esasi denilecek yeri kalmamıştır. Bundan böyle, hükümet istediği tahkikatı, istediği gibi yaptırıp, istediğini memleket haricine çıkarmak için Kanun-u Esasiye dayanacak. Böyle meşrutiyet kanunu nerede görülmüş?” derken, Namık Kemal de “bu maddenin evvela Kanun-u Esasiyi lağvedeceğini, Avrupa’ya karşı Tanzimat’ı bile kaldırmış olacağımızı ispat edeceğini, memurlara da her şüphe ettikleri kişi hakkında Padişah’ı ceza vasıtası etme yetkisi verilmiş olacağını” yazmışlardı. Gülnihal Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, Ankara 1996, s.71.
[18] Resepsiyon, “kanunlaştırma hareketine yönelen bir ülkenin,ihtiyaçlarını karşılayacak hukuk sistemini iç imkanlarla yaratacak durumda olmamasıhalinde, yabancı bir ülkenin hukuk sisteminin tamamen veya kısmen alıp yürürlüğe koyma” olarak tanımlanmıştır. Gülnihal Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, s.5.
[19] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 04.11.1897, Avusturya Sefareti Takriri.
[20] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 21.10.1897, Adana Vilayeti şifre Telgrafı.
[22] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 27.10.1897, Adana Vilayeti şifre Telgrafı.
[23] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 27.10.1897, Adana Vilayeti şifre Telgrafı.
[24] Elçiliğin şikayetleri; “Valinin, Babıali tarafından verilen emirlere uymadığı, sefaretin Babıali’ye mi yoksa valiye inanması gerektiğinde tereddüt ettiği, konsolosun Brazzafoli’nin geri dönmeyeceğini vaad ettiğinin doğru olmadığı, Avusturyalıların da içinde bulunduğu bir heyetin tahkikat yapmasını, valinin konsolosa teessüflerini bildirmesi Babıali’den bildirilmiş olmasına rağmen henüz tarziyenin yerine getirilmediği, Brazzafoli’nin durumunun mahkemeye aksetmesine hiçbir zaman muhalefet etmedikleri...” şeklinde devam etmektedir. BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 04.11.1897, Avusturya Sefareti Takriri.
[25] İskenderun’da 1911’de yaşanmış benzer bir olay hakkında bkz. İlhan Ekinci, “Hacı David Kumpanyası ve Amerikan Boykotu”, Türk Kültürü İncelemeleri, İstanbul 2003, S.9, s.68-72.
[26] BOA, HR. SYS, 2820/6, 29.10. 1897.
[27] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 30.10.1897, Adana Vilayeti Şifre Telgrafı.
[29] “…Avusturya konsolosu,tercümanı ve kavvasına saygılı davranmak bir yanaküfür ve hakaretlere maruz kalmış ve hatta polis sandalının bir kürekçisini yaralayarak Avusturya bandırasını hamil olan sandala cebren çıkmışlardır. Vakıa konsolosluğun şikayeti üzerine Avusturya bayrağının tahkir olunduğu…” BOA, HR. H, 911/2, 12 Kasım 1897, Viyana Elçiliği Telgrafı; BOA, Y.PRK.EŞA 5/53, 13 Kasım 1897, Avusturya Sefareti Takriri.
[30] BOA, HR. H, 911/2, 4 Kasım 1897, Avusturya Sefareti Takriri; Avusturya bu törenin nasıl olması gerektiğine dair bir not da vermişti: Evvela Adana valisi ve Mersin mutasarrıfı azledilecek sonra, Mersin Avusturya konsoloshanesi bayrağının selamlanması töreninde Avusturya sefareti tarafından vekaleten hazır bulunması emredilmiş olan Leopar adlı Avusturya harp gemisi yapılacak merasime nezaret edecekti. Komutan ile mahalli yetkililer arasında kararlaştırılacak gün ve saatte Avusturya konsoloshanesi girişinde en az yüz askerden oluşan bir Osmanlı askeri müfrezesi gelecek, mülkî ve askerî memurlar tören üniformalarını giymiş olacaklar, Avusturya konsolos vekili ve Leopar gemisi komutanı ve bunların maiyetleri ile birlikte orada hazır olacaklardı. Konsoloshaneye Avusturya bayrağı çekileceği zaman askerler tarafından selamlama yapılacaktı. Mersin’de Osmanlı askeri bandosu varsa uygun bir mevkide marş çalarak bu törene iştirak edeceklerdi. Eğer burada bir kale veya Osmanlı gemisi varsa top atılarak resmî selamlama yapılacaktı. BOA, HR. SYS, 2820/6, 17.11. 1897.
[31] BOA, HR. SYS, 2820/6, 17.11. 1897; Avusturya hükümetinin baskısı karşısında olaya sebep olan memurları hemen hapsettirmişti. Bu beklenmedik ve aşırı tepki karşısında şaşıran Osmanlı yetkilileri özellikle Adana valisinin sorumlu olmadığı bu olaydan dolayı cezalandırılmasını doğru bulmuyorlardı. Fakat, Adana valisiyle Mersin mutasarrıfının “başka bir surette kayrılması ile” azledilerek İstanbul’a alınmaları zorunlu görünmüştü. Vali vekaletinin Adana’da bulunan kumandan Ferik Şakir Paşa’ya, Mersin Mutasarrıflığı vekaletinin de vali muavini Reşid Paşaya verilmesi kararlaştırılmıştı. BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 27.10.1897.
[35] BOA, HR. SYS, 2820/6, 08.10.1897, Adana Vilayeti Tahriratı.
[36] BOA, HR. H, 911/2, 25 Ocak 1898, Avusturya Sefareti Takriri.
[37] BOA, HR. H, 911/2, 25 Ocak 1898, Avusturya Sefareti Takriri; Osmanlı Devleti’nde 300 yılı aşan bir süre ülke içi ve dışarıyla haberleşmede yabancı postaların etkin bir rol oynamışlardı ve en geniş biçimde teşkilatlanan yabancı postane Avusturya’ya aitti.Osmanlı yetkilileri sınırları içinde görev yapan postaların varlığından rahatsızdı fakat, desteklerini kapitülasyonlardan alan teşkilatları kaldıramadığı gibi yayılmalarına da engel olamadı. Nesimi Yazıcı, “Tanzimat Döneminde Osmanlı Posta Örgütü”, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul 1985, C6, s. 1646-1647.
[38] BOA, HR. H, 911/2, 25 Ocak 1898, Avusturya Sefareti Takriri.
[39] Avusturya konsolosluğu, kendilerinin çektikleri ve çekecekleri telgrafların engellenmesi ve ertelenmesi için yetkililer tarafından baskı yapıldığından şikayet etmişti. Adana valiliği ise bu iddiaları reddederek probleminon gündür devam eden fırtınadan kaynaklandığını, vilayetçe çekilen acil şifreli telgrafların bile 3-4 gün gecikmeyle ulaştığını belirtiyordu. BOA, HR. SYS, 2820/6, 08.11. 1897; Vilayet yetkilileri de konsolosluğun her fırsattaki itiraz ve müdahalelerinden rahatsızdılar ve bunun için elçiliğe gerekli tebligatın yapılmasını istemişlerdi. BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 15.12.1897, Dahiliye Nezareti Tezkeresi.
[40] Osmanlı adlî memurlarına göre; Tercümanların davaya müdahale etmeye hakları yoktu. Görevleri, işlemler esnasında orada bulunmaktı. Kararnamede imzalarının bulunması ise tanıklıktan ibaretti.Tercümanınusullere aykırı olarak imzalamadan çıkıp gitmesi üzerine adli memurlar tarafından bir zabıt tutulmuştu. BOA, HR. SYS, 2820/6, 07.04. 1898, Adliye Nezareti Tezkeresi.
[42] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 03.01.1898, Avusturya Sefareti Muhtırası.
[43] Aynı belge.
[44] Aynı belge.
[45] Avusturya elçiliği, olayla ilgili olarak suçu üstlenen ve Kıbrıs’taki Ermenilerden gönderilen iki mektubu, Hariciye Nezaretine göndermişti. Aynı belge.
[46] BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 17.01.1898, Adliye ve Mezahib Nezareti Tezkeresi.
[48] Mevcut kanuna göre davanın nakli ancak, temyiz baş müddei umumiliğince temyiz mahkemesinden talep edebilirdi. Ayrıca taraflardan da usulü dairesinde dilekçe verilip mahkemenin başka bir yere nakli istenebilirdi. Fakatbu hususta kabul edilmiş bir düzenleme yoktu. Davayla ilgili Brazzafoli’nin suç ortakları olarak hayli Ermeni tutuklu bulunmaktaydı. Dava nakledildiğinde bunlar da davanın nakledildiği yere gönderilmeleri gerekiyordu. Ayrıca dava sırasında şahitlerin çağırılması gerekecekti, tahkikatı yapan ve davaya vakıf olanlar, mahalli adliye memurlarıydı ve davanın nakli durumunda mahkemenin yapılması, takibi, şahitlerin dinlenmesi gibi bir çok yeni problem çıkacaktı. BOA, A.MKT.MHM, 653/4, 16.01.1898, Sadaret Tezkeresi