AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Olaylar ve Yorumlar

Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 16-17, Kýþ 2004-Ýlkbahar 2005

 

Title: Facts and Comments

 

Abstract: This article relates and comments the main developments on Armenian question and Turkish-Armenians relations between September 2004 to May 2005.

The article is divided to six chapters.

Chapter I : Developments in Turkey ( Reactions to Turkish novelist Orhan Pamuk, Initiatives taken by People’s Republican Party, Agreement of Mr. Erdoðan and Baykal on Armenian policy, Failure of Vienna Platform, Justin McCarthy’s conference in National Assembly, Commemoration of Foreign Ministry’s Martyrs, Declaration of the Retired Ambassadors Group, Meeting of the National Assembly’s Foreign Affairs and European Union Commissions, Speech of the President of the Republic, National Assembly’s General Debate on Armenian Question, Postponement of the Boðaziçi University Conference)

Chapter II: Developments Concerning Turkish-Armenians Relations (Meeting in New York of the Turkish and Armenian Foreign Ministers, September 2004, Mr. Erdoðan visit to Moscow, January 2005, Declarations of Armenian Foreign Minister, Letter of the Turkish Prime Minister to the President of Armenia, April 2005, Speeches of Armenians high officials in the Conference on genocide in Yerevan, April 2005, Letter of Armenian President to the Turkish Prime Minister,April 2005)

Chapter III: Countries that Recognized Armenian Genocide Claims (, Netherlands Poland, , Argentina Uruguay recognitions and Turkish reactions), 

Chapter IV: Officials and Organizations that Recognized the Armenian Genocide Claim (Mr. Hatemi, Iran President of the Republic, Mr. Purvanov, Bulgaria President of the Republic, Mr. Ruutel, Estonia President of the Republic, Mr. Kirkilas, Ministry of Defense of Lithuania, World Council of Churches, Jewish Defense League, State of Kansas, Autonomous Republic of Crimea (of Ukraine), Australian Ryde City Council)

Chapter V: Developments in Some Countries Concerning Armenian Genocide Claims (USA: President Bush message, Mrs. Rice statement, Draft Resolution on Armenian “Genocide”; France: French Government attitude on Turkey’s EU membership and the Armenian Question, Referendum on EU Constitution and Turkey’s EU membership;

: Belgian Senate refusal to amend the law concerning genocide denial;

: German Parliament resolution on the commemoration of Armenian’s exile and “massacres”, Turkish reaction to this resolution)  

Chapter VI : Turkey’s membership to the European Union and the Armenian Question (Reactions of Armenian Diaspora organizations, Armenian Patriarchs and Armenian Government, European Union decisions on Turkey, parts concerning Armenian question and Turkish Armenian relations)  

 

Key Words: All the words of the Abstract and particularly , Armenian diaspora, Turkish-Armenian relations, genocide allegations.

 

 

          Dergimizin ilk sayýsýndan itibaren sürdürdüðümüz “Olaylar ve Yorumlar” yazý dizisi, her sayýnýn kapsadýðý dönem içinde, Ermeni sorunu ve Türkiye-Ermenistan iliþkilerinde meydana gelen baþlýca geliþmeleri, bunlar hakkýnda bazý açýklamalar ve yorumlar yaparak okuyuculara sunmaktadýr.

 

          “Olaylar ve Yorumlar” bu sayýda sekiz ay gibi (Eylül 2004- Mayýs 2005) uzun bir dönemi ele almaktadýr. Bu dönem gerek soykýrým iddialarý gerek Türkiye-Ermenistan iliþkileri bakýmýndan birçok geliþmeye sahne olmuþtur. Yazýmýz bu süre içinde önce Ermeni sorunu konusunda Türkiye’deki geliþmeleri, sonra da Türkiye- Ermenistan iliþkilerindeki geliþmeleri incelemektedir. Yazýda bu dönem içinde Ermeni soykýrým iddialarýný kabul etmiþ olan altý ülkenin (Slovakya, Hollanda, Polonya, Rusya, Arjantin ve ) durumu ele alýnmakta, Ermeni soykrým iddialarýný kabul eden resmi kiþiler ve bazý kuruluþlar da ayrý bir bahiste anlatýlmaktadýr. Ermeni soykýrým iddialarý hakkýnda dört ülkede (ABD, Fransa, Belçika ve Almanya) görülen geliþmeler ise baþka bir bahiste incelenmektedir. Yazýnýn son kýsmýnda Türkiye’nin Avrupa Birliði adaylýðý baðlamýnda Ermeni sorunundaki geliþmelerden bahsedilmektedir.

 

 

I. TÜRKÝYE’DE GELÝÞMELER

 

 

          Türkiye’nin AB üyeliði ile ilgili tartýþmalar, AB ülkelerinin 16–17 Aralýk 2004 tarihinde yaptýklarý doruk toplantýsýnda Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde baþlamasýna karar verilmesiyle Türk kamuoyunu ilgilendiren baþlýca mesele haline dönüþmüþtür. Bu arada Ermeni soykýrým iddialarý ve bu iddialarýn Türkiye’nin AB üyeliði sürecine olasý etkileri de çok tartýþýlmýþtýr. Tanýnmýþ yazar Orhan Pamuk’un Ermeni görüþlerini benimsemesi büyük tepkilere neden olurken CHP’nin Ermeni sorununun çözümüne iliþkin önerilerinin Baþbakan tarafýndan da kabul edilmesi Türkiye’de Ermeni sorunu için izlenecek politikaya ýþýk tutmuþtur. Amerikalý tanýnmýþ tarihçi Justin McCarthy’nin verdiði konferans çok ilgi çekmiþ ve kamuoyunun bu konuya ilgisinin artmasýnýn sonucu olarak TBMM AB Uyum ve Dýþiþleri Komisyonlarý bir toplantý düzenleyerek Ermeni sorunu konusunda uzmanlýðý bulunan üç emekli büyükelçi ile üç Türkiye Ermenisi yazarý dinlemiþtir. Kýsa süre sonra TBMM Ermeni sorunu hakkýnda genel görüþme yapmýþ ve milletvekillerinin Mavi Kitap hakkýnda Ýngiltere Parlamentosu üyelerine bir mektup göndermesine karar verilmiþ, ayrýca bu konuda bir bildiri kabul edilmiþtir.  Baþbakan Erdoðan’ýn Ermenistan Devlet Baþkaný Koçaryan’a iki ülkenin bir tarihçiler komisyonu kurmasýný önermesi, Türkiye’nin bu konuda aktif bir politika izlemeye baþladýðýnýn iþaretini oluþturmuþtur. Mayýs ayý sonunda Boðaziçi Üniversitesi’nde düzenlenmesi planlanan ve Ermeni görüþlerini destekleyen Türk bilim adamlarýnýn katýlacaðý bir konferansýn gördüðü tepkiler üzerine ertelenmesi de kamuoyunu uzunca bir süre meþgul etmiþtir. 

 

          Orhan Pamuk Olayý

 

Tanýnmýþ Yazar Orhan Pamuk’un Ýsviçre'de yayýnlanan Tages Anzeiger gazetesinin Das Magazin isimli kültür ekine verdiði bir mülakatta  "30 bin Kürt'ü ve bir milyon Ermeni'yi öldürdük, Türkiye'de hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben ediyorum" þeklindeki açýklamasý Türkiye’de çok yanký bulmuþtur. Çoðunluk Orhan Pamuk’u bu hiçbir bilimsel temele dayanmayan sözleri için þiddetle eleþtirmiþ, bazý kiþiler Orhan Pamuk için suç duyurusunda bulunmuþlar, bazýlarý da tazminat davasý açacaklarýný söylemiþlerdir. Yazarýn bu sözleri yeni kitabýnýn Avrupa’da satýþýný arttýrmak için sarf ettiði iddia edilmiþtir[1].  Bazý yazarlar Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü almak için böyle davrandýðýný ileri sürmüþtür[2].  Buna karþýn, bazýlarý da, ifade özgürlüðünü esas alarak, Pamuk’u savunmuþlardýr. Orhan Pamuk’un kitaplarýný yayýnlayan Ýletiþim Yayýnevi  ''Pamuk'un sözlerinin, bu topraklarda yaþanmýþ ve pek çok insanýn canýna mal olmuþ olaylarýn hâlâ yeterince konuþulmamasýna, sorgulanmamasýna yönelik olduðunu “bildirmiþtir[3]. Ýnsan Haklarý Derneði Ýstanbul Þubesi ise Orhan Pamuk’un ýrkçý ve þoven saldýrýlara hedef olduðunu, yazarý eleþtirenlerin antidemokratik, militarist ve yasakçý yönetim geleneðinden geldiðini iddia etmiþtir[4]. Tabii Ermeniler Orhan Pamuk’u kahraman gibi görmüþlerdir[5].  Orhan Pamuk ise bu konuda, tahammülsüzlüðün geçmiþte ne büyük acýlara yol açtýðýný ifade etmeye çalýþtýðýný söylemiþ[6] ancak pek etkili olamamýþ ve Türk kamuoyunda büyük bir itibar kaybýna uðramýþtýr.

 

          CHP’nin giriþimi

 

          Türkiye’de Ermeni sorunu genellikle bir dýþ siyaset sorunu sayýlýr ve bu nedenle de bu konuda alýnacak önlemler ve giriþimler Hükümetlere (Dýþiþleri Bakanlýðýna) býrakýlýr. Hükümetlere katýlmayan partiler ise dýþ siyasetle pek ilgilenmezler, ilgilendikleri vakit de eleþtirmekle yetinir ve izlenecek politikaya bir katkýda bulunmazlar. CHP bu genel eðilimin dýþýna çýkarak Ermeni sorununda izlenecek politika konusunda önerilerde bulunmuþtur.

 

          CHP Baþkaný Deniz Baykal, 1 Mart 2005 tarihinde Meclis Grubunda yaptýðý bir konuþmada sorunun çözümü için üç aþamalý yeni bir politika izlenmesini öne sürmüþtür[7].  Buna göre birinci aþamada tehcir konusunu incelemek üzere, eþit sayýda Türk ve Ermeni tarihçilerinden oluþacak bir komisyon kurulacak, ikinci aþamada yalnýz Türkiye ve Ermenistan’ýn deðil, soruna taraftar olan diðer ülkelerin (ABD, Ýngiltere, Rusya, Almanya, Fransa ve diðer) arþivleri de incelemeye açýlacak, üçüncü aþamada ise komisyonun yapacaðý inceleme ve tartýþmalarýn zabýtlarý uluslararasý bir kuruluþ (mesela UNESCO) tarafýndan tutulup kamuoyuna açýklanacaktýr. 

 

          CHP lideri bu giriþimin amacýný þu þekilde izah etmiþtir[8]: "1915 olaylarýnýn doksanýncý yýlý olmasý dolayýsýyla, ABD ve Avrupa'da yaþayan bazý Ermeni gruplarý, Osmanlý döneminde Türklerin Ermenileri soykýrýma uðrattýðýný Türkiye’nin kabul etmesi yönünde kampanyayý hýzlandýrdýlar. Türkiye artýk bu sorunla meþgul olmaktan yoruldu ve sýkýldý. Oysa biz, Türkiye'nin sürekli savunmada kalmasýný gerektirecek hiçbir þeyin olmadýðýný düþünüyoruz. Bu eðilimi tersine çevirmenin, sorunu bütün boyutlarýyla kamuoyu önünde tartýþmanýn gereðine inanýyoruz. Herkes ne biliyorsa söylesin, eteðindeki taþý döksün. Gerçek ortaya çýksýn."

 

          CHP’nin bir diðer önerisi de “Mavi Kitap” ile ilgili olmuþtur. Ermenilerin soykýrýma tabi tutulduklarý iddiasý I. Dünya Savaþý içinde ve hemen sonrasýnda üç kitap tarafýndan ortaya atýlmýþtýr. Bunlardan Birincisi 1916 yýlýnda Viscount Bryce tarafýndan yayýmlanan, (gerçekte o zaman genç yaþlarda olan Ýngiliz tarihçi Arnold Toynbee tarafýndan derlenen)  asýl adý  “Osmanlý Ýmparatorluðunda Ermenilere Yapýlan Muamele” olan ve kýsaca “Mavi Kitap” olarak anýlan kitaptýr. Diðer iki kitap ise, 1913–1916 yýllarýnda Ýstanbul’da ABD Büyükelçisi olarak bulunan Henry Morgenthau’un 1918 yýlýnda yayýmlanan “Büyükelçi Morgenthau’un Hikâyesi” ve 1920’de yayýmlanan Aram Andonian’ýn  “Naim Bey’in anýlarý, Ermenilerin Tehcir ve Katliamýna Ýliþkin Resmi Türk Belgeleri”dir. Bu son kitabýn geçersizliði kanýtlanmýþtýr[9].

 

 “Mavi Kitap” ise I. Dünya Savaþý içinde Ýngiliz resmi makamlarý tarafýndan yayýmlanmýþ bir propaganda kitabýdýr. Bu savaþ sýrasýnda Belçika’yý iþgal eden Alman birliklerinin yaptýðý iddia edilen mezalime dair Ýngilizler tarafýndan yayýnlanan bir baþka kitap, savaþ sonrasýnda, 1925 yýlýnda, Alman hükümetinin talebi üzerine, o zamanýn Ýngiliz Dýþiþleri Bakaný Austin Chamberlain tarafýndan Lordlar Kamarasýnda savaþ propagandasý olarak nitelendirilmiþti. Mavi Kitap için ise böyle yapýlmamýþ ve bu kitap Ermeni propagandasýnca, yýllar boyunca soykýrýmýn kanýtý olarak gösterilmiþtir. CHP’nin, Ýstanbul Milletvekili E. Büyükelçi Þükrü Elekdað tarafýndan yürütülen bir diðer giriþimi de Ýngiliz Parlamentosu‘nun, Almanlarý hedef alan kitap için yapýlmýþ olduðu gibi, “Mavi Kitap”ýn da savaþ propagandasý amacýyla yazýldýðýný kabul etmesi için çalýþmak olmuþtur.

 

CHP üçüncü giriþim olarak tanýnmýþ Amerikalý tarihçi Justin McCarthy’i Ankara’ya çaðýrýp Ermeni sorunu konusunda bir konferans verdirmiþtir.

 

          Erdoðan-Baykal Mutabakatý

 

CHP Genel Baþkaný Deniz Baykal, beraberinde Ýstanbul milletvekilleri Þükrü Elekdað ve Onur Öymen olduðu halde, 8 Mart 2005 tarihinde Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan’ý ziyaret etmiþ ve bu görüþmede Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül ile Adalet Bakaný ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de hazýr bulunmuþtur[10]. Görüþme sonunda taraflar Ermeni soykýrým iddialarýna karþý izlenecek yol üzerinde mutabýk kaldýklarýný açýklamýþlardýr[11]. Buna göre Türk ve Ermeni tarihçileri ve diðer uzmanlardan bir komisyon kurulacak, tüm arþivler kýsýtlama olmadan açýlacak,  ayrýca  “Mavi Kitap” ile ilgili olarak hazýrlanacak bir mektup, tüm milletvekillerinin imzasýndan sonra, Ýngiltere Parlamentosuna gönderilecektir.

 

Baykal ve Erdoðan’ýn Ermeni sorunu konusunda izlenecek yol üzerinde bir anlaþmaya varmalarý, CHP ve AKP milletvekilleri TBMM’nin çok büyük bir çoðunluðunu oluþturduðundan, bir milli mutabakat niteliði taþýmaktadýr.

   

          Ermenistan’ýn bu olaya tepkisi gecikmemiþtir.  Dýþiþleri Bakaný Vardan Oskanyan ertesi gün yaptýðý bir açýklamada, tarihçilerin tehcir konusunu incelemesi önerisine deðinerek tarihçilerin yapacaðý bir þey kalmadýðýný, Türkiye’nin artýk bu hususta tutumunu tayin etmesi gerektiðini söylemiþtir[12]. Ermeni Bakan Türkiye’nin sözde Ermeni soykýrýmýnýn 90. yýlý münasebetiyle yapýlacak etkinliklere karþý önlem almak amacýyla hareket ettiðini, Türkiye’nin Ermeni iddialarýna karþý geniþ bir cephe açmaya çalýþtýðýný, ancak bu cephenin sadece Ermenistan’a karþý deðil, uluslararasý topluma ve insanlýða karþý da olduðunu, ancak bu politikanýn deðeri bulunmadýðýný, tek bir gerçek olduðunu (yani soykýrýmý olduðunu) ve Türkiye’nin de bununla yaþamasý gerektiðini söylemiþtir.  Oskanyan ayrýca, Ermeni soykýrýmýnýn uluslararasýnda tanýnmasý ile Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin birbiriyle ilgisi olmayan konular olduðunu,   soykýrýmý konusunun Türkiye ile iliþkilerin normal hale getirilmesinin ön koþulu olmadýðýný, Türkiye ile her zaman diyaloða hazýr bulunduklarýný, ancak soykýrým hususunda ýsrarlý olacaklarýný ifade etmiþtir[13].

 

          Ermenistan Dýþiþleri Bakaný’nýn bu sözleri üzerinde durmamýz gerekmektedir. Ermeni Diasporasý, sonralarý Ermenistan’ýn da katýlmasýyla, yýllardan beri 1915 tehcirinin aslýnda bir soykýrým olduðunu kanýtlamaya çalýþmaktadýr. Bu amaçla büyük paralar sarf edilmiþtir. Aksini savunan yabancý bilim adamlarý da çeþitli baskýlarla sindirilmiþ ve bunlardan bazýlarý Türkiye’ye sýðýnmak durumunda kalmýþtýr.  Diðer yandan Türkiye’nin 1915 tehcirinin gerçek niteliðini ortaya koyan çalýþmalarý da yetersiz kalmýþtýr. Halen Batý ülkeleri kamuoyu ve genelde bilimsel çevreler Ermenilerin soykýrýma uðradýðýna inanmýþ durumdadýr.  Son yýllarda bazý Türk bilim adamlarý da Ermeni görüþlerini benimsemiþler ve bunlarý hararetle savunmaya baþlamýþlardýr. Bu durumda Ermeniler “soykýrým savaþýný” kazandýklarýna kanaat getirmiþlerdir. O nedenle þimdi tehcir konusunda inceleme yapýlmasýný gereksiz bulmakta, tarihçilerin yapacaðý bir þey kalmadýðý görüþünü ileri sürmekte ve Türkiye’nin, diðer ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliði’nin baskýsýyla, sözde Ermeni soykýrýmýný kabul etmek zorunda kalacaðýna inanmaktadýrlar. Nitekim o günlerde Baþkan Koçaryan’ýn milli güvenlik konularý danýþmaný Garnik Ýsagulyan Türkiye’nin, er veya geç, Ermeni “soykýrýmý” tanýmak zorunda kalacaðýný ifade etmiþtir[14]. Bu beklentinin Diasporada da yaygýn olduðu anlaþýlmaktadýr. Ancak Ermenilerin gözden kaçýrdýklarý husus sözde soykýrýmýný tanýyan ülkelerin sayýsýnýn son zamanlarda artmýþ olmasýnýn, Türkiye’yi soykýrýmý tanýmaya deðil, Baykal- Erdoðan mutabakatýnýn da gösterdiði gibi, bu husustaki Ermeni suçlamalarýna karþý tek cephe halinde, daha azimle karþý koymaya götürmüþ olduðudur.

 

          Diðer yandan Ermeni bakanýn “soykýrým” konusunun Türkiye ile iliþkilerin normal hale getirilmesinin ön koþulu olmadýðý, Türkiye ile her zaman diyaloða hazýr olduklarý, ancak soykýrým hususunda ýsrarlý olacaklarý ifadelerinin, Türkiye bakýmýndan benimsenmesi mümkün deðildir. Ermenistan, “soykýrýmý” bir þart olarak öne sürmemesine raðmen, Türkiye ile normal iliþki kuramamýþtýr.  Böyle bir koþul ileri sürse, diðer bir deyimle, Türkiye ile normal iliþki kurulmasýndan önce Türkiye’nin sözde soykýrýmý tanýmasýný istese, bu iliþkiyi hiçbir zaman kuramayacaðý açýktýr. Diðer yandan Ermenilerin, Türkiye ile iliþkilerini normal hale getirseler de, soykýrým iddialarýna devam edecekleri Oskanyan’ýn sözlerinden anlaþýlmaktadýr. Bu da tabii, Türkiye’yi Ermenistan ile iliþki kurmak için isteksiz kýlmaktadýr.

 

          Türk-Ermeni Platformu Çalýþmalarýnýn Durmasý

 

            Ermenilerin soykýrým iddialarý hakkýnda tarih araþtýrmalarý yapýlmasýný istemediklerini gösteren ikinci bir olay da Ermenilerin Viyana Platformu giriþimine son vermiþ olmasýdýr. Daha önce deðindiðimiz gibi[15] 2004 yýlý Mart ayýnda özel bir giriþim olarak kurulan Viyana Türk-Ermeni Platformu (VAT) aracýlýðýyla Ermenistan ve Türkiye tarihçileri 2004 Temmuz ayýnda 100’er belge teati etmiþlerdi.  Ýkinci bir aþamada belge teatisine devam edilecek, daha sonra bir toplantý düzenlenerek taraflar görüþlerini bildirecekler ve sonra gerek belgeler gerek ifade edilen görüþler bir kitap halinde yayýnlanacaktý.  Ancak Ermenilerin giriþimin ikinci aþamasýna katýlmayý reddetmeleri bu süreci durdurmuþtur. Erivan’daki Soykýrým Müzesi Müdürü Lavrenti Barseghian’ýn baþkanlýðýný yaptýðý Ermeni tarihçilerinin neden bu þekilde hareket ettikleri açýk deðildir. Akla gelen olasýlýk Ermeni tarihçilerin Türk Tarih Kurumu Baþkaný Prof. Dr. Halaçoðlu tarafýndan kendilerine ulaþtýrýlan 100 belgeyi inceledikten sonra, bunlarý çürütecek bilgi ve belgelere sahip olmadýklarýný görünce, bu sürece son vermiþ olduklarý, diðer bir deyimle masadan kaçtýklarýdýr.

 

          Justin McCarthy’nin Konferansý

 

          Prof. Dr. Justin McCarthy, CHP daveti üzerine Türkiye’ye gelmiþ ve 24 Mart 2005 tarihinde, TBMM eski Senato salonunda, Meclis Baþkaný Bülent Arýnç, CHP Baþkaný Deniz Baykal, Baþbakan Yardýmcýsý ve Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül ve diðer bazý bakanlar ile çok sayýda milletvekili ve dinleyicinin katýldýðý bir konferans vermiþ ve sorularý cevaplamýþtýr.  Justin McCarthy’nýn bu konferans metninin  tarafýmýzdan yapýlan çevirisini bir makale olarak bu sayýmýzda yayýnlýyoruz[16].

 

Ýncelenmesinden de görüleceði üzere McCarthy konferansýnda geçmiþte Ermeni sorununun hangi koþullar altýnda ortaya çýktýðý ve geliþtiðini açýklamakta ve bu çerçevede büyük devletlerin oynadýðý role deðinmektedir. Diðer yandan Ermeni sorununa iliþkin araþtýrmalarda propaganda yaklaþýmlarýna de iþaret eden ve bu konuda bazý örnekler veren McCarthy tarih yazýmýnda arþivlerin birinci derecedeki önemini belirtmektedir.  McCarthy Türklerin yalan bir tarihi kabul etmeyeceklerini,  gerçek tarihi kanýtlarýyla dünyaya duyuracaklarýný ve Türklerin suçlu olduðu yolunda halen Avrupa ve Amerika kamuoyunda hakim olan ön yargýyý yýkabileceklerini vurgulamaktadýr. McCarthy ayrýca,  Ermeni milliyetçilerinin soykýrým iddialarýndan sonra tazminat ve toprak isteyeceklerini de ifade etmekte ve Türklerin iþlemedikleri bir suçu üstlenmeyeceklerine olan inancýný dile getirmektedir.

 

          Türk basýný McCarthy’e çok deðer vermiþtir.  Kendisinden “Tek Kiþilik Ordu” diye bahsedilmiþtir[17]. Gerçekten de McCarthy halen ABD’de Ermeni iddialarýna karþý koyan tek tanýnmýþ bilim adamýdýr. Bilimsel dürüstlüðü ve cesareti her bakýmdan taktire deðerdir.

 

          McCarthy’nin konferansý, Türkiye’de esasen baþlamýþ olan Ermeni sorunu hakkýndaki tartýþmalarý daha da arttýrmýþtýr. Bu tartýþmalar, sözde Ermeni soykýrýmýnýn 90. yýldönümü için Ermenistan’da ve diðer ülkelerde yapýlan anma törenleri ve konferanslarýn etkisiyle daha da büyümüþ ve aþaðýda deðineceðimiz gibi Boðaziçi Üniversitesi’nde yapýlmasý öngörülen bir konferansýn ertelenmesinden sonra doruk noktasýna ulaþmýþtýr. Bu dönemde Ermeni sorunu hakkýnda pek çok konferans ve panel düzenlenmiþ, televizyon ve radyolar, bu konuda genellikle ayrý düþüncelere sahip kiþileri bir araya getiren, karþýlaþtýran programlar yapmýþlardýr.   Sonuç olarak Ermeni sorunu, Türkiye’de hiçbir zaman bu kadar uzun süre ve bu kadar yoðun biçimde tartýþýlmamýþtýr.  Tartýþmalara katýlanlarýn iki cepheye bölündüðü gözlenmiþtir. Türk basýnýnýn çok büyük bir bölümünde yer alan yazýlarda, 1915 tehcirinin soykýrým olmadýðý belirtilmiþ, buna karþýn Radikal, Birgün ve Agos gibi gazetelerde ve Birikim, Toplum ve Bilim ve Toplumsal Tarih gibi dergilerde bazý yazarlar aksi fikri savunmuþlardýr. Ancak bu kiþilerin “soykýrým olmamýþtýr” görüþüne, bunu bir tür milliyetçilik tezahürü saydýklarý için karþý çýktýklarý, diðer bir deyimle “soykýrým” konusunun,  ulus-devleti eleþtirmek için bir bahane olduðu ve Ermeni sorununun irdelenmesinin ikinci planda kaldýðý görülmüþtür.

 

          Dýþiþleri Þehitlerinin Anma Töreni

 

          Bilindiði gibi, Ermeni Diasporasý, soykýrým iddialarýný çarpýcý bir þekilde dünya kamuoyuna duyurabilmek için teröre baþvurmuþ ve 1973–1985 yýllarý arasýnda yurt dýþýnda görevli Dýþiþleri Bakanlýðý mensubu veya diðer kamu görevlilerinden 34 kiþi Ermeni teröristlerce þehit edilmiþtir.

 

Aradan yirmi yýl kadar bir zaman geçtiði için Türk kamuoyunda bu cinayetlerin izleri silinmeye baþlamýþ, oysa günümüzde Ermeni sorunu doruk noktasýna ulaþmýþtýr. Bu ortamda, 18 Mart 2005 tarihinde Cebeci Mezarlýðýnda Dýþiþleri Þehitliðinde yapýlan þehitleri anma töreni yeni bir anlam kazanmýþtýr.  Bu törende Dýþiþleri Bakaný Gül’ün yapmýþ olduðu konuþma ektedir (Belge No.1) Ýncelemesinden görüleceði üzere Dýþiþleri Bakaný konuþmasýnda,  þehitler hakkýnda anma ve yas ile ilgili ifadeler dýþýnda, Ermenistan’a önerilmiþ bulunan tarihçiler komisyonuna da kýsaca temas etmiþtir. Bakan bunun dýþýnda Dýþiþleri Bakanlýðý’nýn bahçesine þehitlerle ilgili bir anýtýn inþa edileceðini bildirmiþtir. Dýþiþleri Bakanlýðý için yeni inþa edilen ek binanýn salonlarýna da þehitlerin adý verilmiþtir.

 

Ermeni terörüne kurban olan þehitlerimizi anmak sadece manevi bir görev deðildir. Ermenilerin soykýrým iddialarýný bazý siyasi çýkarlar için kullanmaya çalýþtýklarý bir ortamda Türkiye’nin de Ermeni mezalimini ve terörünü hatýrlamasý ve hatýrlatmasý siyasi bakýmdan da gereklidir.

 

          Emekli Büyükelçilerin Bildirisi

 

          2001 yýlýndan beri Ankara’da faaliyet gösteren Emekli Büyükelçiler Grubu bir bildiri yayýnlayarak tartýþmalara katýlmýþtýr. 25 Mart 2005 tarihinde bir basýn toplantýsý yapýlarak[18] açýklanan bildirinin metni Dergimizin Belgeler bölümündedir.  (Belge No.2) Kanýmýzca emekli büyükelçiler bildirisinin en önemli yönü soykýrým suçunun iþlendiðine kimin karar vereceðini açýklýkla ortaya koymasýdýr. Bildiri bu baðlamda soykýrýmýn uluslararasý bir suç olduðunu, bu suçun sadece gerçek kiþiler (devletler deðil) tarafýndan iþlenebileceðini, soykýrým suçunun iþlendiðini sadece yetkili mahkemelerin tayin edeceðini, bir parlamento, bir senato, bir belediye meclisi, bir dernek ve diðer kuruluþlarýn soykýrým suçu iþlendiðine karar veremeyeceklerini belirtmektedir. Böylelikle bazý ülke parlamentolarýnca alýnmýþ olan ve Ermeni soykýrým iddialarýný kabul eden kararlarýn hukuki bir temeli olmadýðý ortaya çýkmaktadýr.

 

            TBMM AB Uyum ve Dýþiþleri Komisyonlarý Toplantýsý

 

          TBMM Avrupa Birliði Uyum Komisyonu, Dýþiþleri Komisyonu üyelerinin katýlýmýyla, 4 Nisan 2005 tarihinde, tertiplediði bir toplantýya emekli büyükelçiler Gündüz Aktan, Ömer Lütem ve Pulat Tacar ile Ermeni kökenli Türk vatandaþlarýndan yazar Levon Debaðyan, gazeteci Hrant Dink ve yazar Etyen Mahcupyan’ý davet ederek görüþlerini almýþtýr. Bu görüþleri yansýtmaya yerimiz müsait deðildir.  Bunlar gerek TBMM gerek AGOS gazetesi tarafýndan yayýnlanmýþtýr[19].

 

          Toplantýda Etyen Mahcupyan’ýn Justin McCarthy’nin bilim adamlýðýný deðil kiþiliðini kötülemeye çalýþan sözleri tepkilere neden olmuþtur.  Ayný þekilde Hrant Dink’in “  Siz anýtlar dikiyorsunuz, törenler yapýyorsunuz. Ben atalarýmý kaybettim ama 24 Nisan’ý anamýyorum” sözleri de gerginlik yaratmýþtýr.  Buna karþýn Dabaðyan’ýn olaylarýn soykýrým deðil tehcir olduðunu vurgulayan sözleri Hrant Dink tarafýndan beðenilmemiþtir[20]. Ancak toplantýdan sonra gerek Dink gerek Mahcupyan memnuniyet duyduklarýný belirtmiþlerdir. Dink “çok özgür bir ortamda bugüne dek yazdýðýmýz ve dile getirdiðimiz görüþlerimizi sunduk. Bize de bilinenler tekrar edildi” derken Mahcupyan “Böyle bir toplantýnýn yapýlmasýný son derece olumlu olarak karþýlýyorum. Toplantýya katýldýktan sonra bunun bir jest ya da þov toplantýsý olmadýðýný gördüm. Son derece katýlýmcý, heyecanlý bir tartýþma ortamý vardý ve insanlar 'Türkiye, ileriye dönük ne yapmalý' sorusuyla masanýn etrafýnda buluþmuþlardý.” Demiþtir[21].

         

            Cumhurbaþkaný’nýn Konuþmasý

 

          Cumhurbaþkaný Sayýn Ahmet Necdet Sezer 7 Nisan 2005 tarihinde Harp Akademilerinde yaptýðý bir konuþmada Türkiye’nin AB üyelik süreci ile doðrudan ilgisi olmayan bazý sorunlarýn üstü kapalý koþullar olarak önüne getirilmek istendiðini (,)  Avrupalý dostlarýnýn Türkiye’yi bu konularda zorlamalarýnýn yanlýþ ve haksýz olduðunu,   bize dayatýlmaya çalýþýlan ancak dayanaklardan yoksun isteklerin kabul görmeyeceðini söyledikten sonra soykýrým savlarýnýn Türk ulusunu üzdüðünü ve rencide ettiðini, Türk toplumunda bazý kiþilerin, tarihsel doðruluðunu hiç sorgulamadan,  en aþýrý iddia sahiplerinin yanýnda yer almasýnýn üzücü olduðunu, bu konuda yapýlmasý gerekenin tarihi ön yargýlardan arýnmýþ olarak belgelere dayanarak araþtýrmak, soruþturmak ve belgeler üzerinden tartýþmak olduðunu, bu tartýþmanýn zemininin siyasal deðil, bilimsel olmasý gerektiðini ifade etmiþtir.

                  

TBMM’de Ermeni Sorunu Hakkýnda Genel Görüþme

                  

          Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül 9 Nisan’da yaptýðý bir açýklamada TBMM’nin Ermeni sorunu konusunda 13 Nisan 2005 tarihinde bir genel görüþme yapacaðýný bildirmiþtir. Gül, Türkiye’nin uzun zamandan beri Ermeni iddialarýyla gerektiði gibi uðraþmadýðýný, bu konunun cesaretle izlenmesi ve dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiðini, hiçbir zaman olmamýþ ve hukuki yönü de bulunmayan bir iddianýn, propaganda sonucunda, Batý ülkeleri kamuoyunda yer ettiðini söylemiþtir[22].

 

          Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Oskanyan, TBMM’in toplanacaðý gün olan 13 Nisan’da bir basýn toplantýsý düzenleyerek görüþlerini dile getirmiþ ve böylelikle, yapýlmadan önce, TBMM toplantýsýna bir cevap vermeye çalýþmýþtýr. Ermeni Bakan, trajedinin ( tehciri kastediyor) 90. yýldönümünün arifesinde Türkiye’nin, daha pasif bir tutum takýnacaðý yerde, hücuma geçtiðini, yalnýz kendi tarihini utanmadan yeniden yazmaya çalýþmakla kalmayýp diðer ülkelere (Ýngiltere’yi kastediyor) tarihlerini gözden geçirmek çaðrýsýnda bulunduðunu, ancak bu gibi hareketlerin ters teptiðini ve Türkiye’nin itibarýný sarstýðýný söylemiþtir. Oskanyan Türk aydýnlarýnýn (Ermeni görüþlerini destekleyen kiþilerden bahsediyor)  soykýrým konusunda görüþlerini açýkça dile getirdiklerini ancak Türk Hükümetinin onlarý dinlemediðini ifade etmiþtir.  Ermeni Bakan ayrýca Türkiye “soykýrýmý” tanýmadýkça Ermenistan’ýn güvenlik içinde olmayacaðýný zira Türkiye’nin güçlü bir devlet olduðunu ve Azerbaycan’ý çekincesiz bir þekilde desteklediðini de belirtmiþtir.

 

          13 Nisan 2005 tarihindeki genel görüþmede ilk olarak söz alan Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül Ermeni sorununun geçmiþini kýsaca anlattýktan ve Ermeni terörüne, BM’in 1948 tarihli soykýrým sözleþmesi hükümlerine, Diasporanýn faaliyetlerine ve mali imkânlarýna deðindikten sonra, Türkiye’nin Ermeni iddialarý konusunda uzun yýllar savunmada kalan bir politika izlediðini, gerçeklerin dünya kamuoyuna anlatýlmasý için gerekli arþiv çalýþmalarýnýn zamanýnda yapýlmadýðýný, bu durumun Türkiye’nin bir þeyleri gizliyor imajýný oluþturduðunu, ihtiyaç duyulan mali kaynaklarýn saðlanmadýðýný, sonuç olarak da Türkiye’deki çalýþmalarýn yetersiz kaldýðýný söylemiþtir.

 

          Ermeni iddialarýnýn sadece hükümet tarafýndan yürütülecek bir mücadeleyle baþarýlý olacak bir konu olmadýðýný ve ancak toplumun bütün kesimlerinin ve bireylerinin ortak çabalarýyla baþarýya ulaþýlabileceðini belirten Dýþiþleri Bakaný, Baþbakan Erdoðan ile CHP Baþkaný Baykal arasýnda 8 Martta yapýlan açýklamalarýn Ermeni iddialarý ile mücadelede önemli bir dönüm noktasý oluþturduðunu belirtmiþtir.

 

Baykal ve Erdoðan’ýn Türk ve Ermeni tarihçilerinin, arþivlerde araþtýrma yaparak, 1915 dönemi ile ilgili gerçekleri aydýnlýða kavuþturmalarý yolunda çaðrýda bulunduklarýný hatýrlatan Gül, Baþbakanýn bu teklifi resmen bir mektup aracýlýðýyla Baþkan Koçaryan’a göndermekte olduðunu, özellikle sözde soykýrýmý tanýdýðýna dair kararlar alan ülkelerin bu teklife olumlu cevap vermesi için Ermenistan’ý teþvik etmelerinin beklendiðini de söylemiþtir.

 

Dýþiþleri Bakaný sonra Türkiye-Ermenistan iliþkileri hakkýnda bilgi vermiþ, Ermenistan ile normal iliþki kurulmamýþ olmasýný açýklamak için de “Hangi devletten sýnýrlarýný resmen tanýdýðýný ortaya koymayan bir devletle iliþkilerini normalleþtirmesini bekleyebilirsiniz ?” demiþ, Ermenistan’ýn Karabað hakkýndaki Güvenlik Konseyi kararlarýna uymadýðýný vurgulamýþ ve Ermenistan’ýn uluslararasý hukukun temel ilkelerine, Güvenlik Konseyi kararlarýna aykýrý tutumu ile iyi komþuluk iliþkilerine uygun davranmamasýnýn Türkiye’nin bu ülkeyle diplomatik iliþki kurmasýna imkân vermediðini belirtmiþtir.

 

Dýþiþleri Bakaný son olarak Türkiye’nin Ermeni iddialarý konusunda inisiyatif alan, tarihi gerçeklerin ortaya çýkartýlmasý için her türlü gayreti gösteren bir politika izleyeceðini, Türkiye’nin tarihi ile yüzleþmeye hazýr olduðunu ve tarihimizde utanýlacak hiçbir dönem olmadýðýný, bu mücadelede sonuna kadar gidileceðini, çalýþmalarýn kurumlar arasýnda en geniþ ve etkin bir iþbirliði ve eþ güdüm içinde yürütüleceðini, bu süreç içinde belki Türkiye’den çok daha fazla bazý ülkelerin tarihleriyle yüzleþmek zorunda kalacaðýný, bu sürecin topyekün bir mücadeleyi gerektireceðini söylemiþtir.

 

Dýþiþleri Bakaný’nýn konuþmasýnýn tam metni ektedir (Belge No. 3 )

 

CHP’nin görüþlerini belirtmek üzere söz alan Ýstanbul Milletvekili, Emekli Büyükelçi Þükrü Elekdað konuþmasýnda Ermeni sorununun çeþitli yönlerine deðinmiþtir. Bu arada Ermenilerin, tüm çabalarýna raðmen, doksan yýldýr dünya kamuoyuna iddialarýný kanýtlayabilecek geçerli bir belge sunamadýklarýný, bu nedenle doðruluðu kanýtlanamamýþ, hatýrat türü sübjektif yayýnlara ve savaþ sýrasýnda yayýmlanmýþ propaganda amaçlý üç kaynaða baþvurduklarýný ifadeyle, bunlardan ikisinin (Aram Andonyan’ýn ve Henry Morgenthau’un kitaplarý) geçersizliðinin kanýtlanmasýna karþýn “Mavi Kitap”ýn hala güvenilir bir tarihi eser olarak deðerlendirdiðini ve akademik çalýþmalarda kullanýldýðýný belirtmiþtir. Bu kitabýn, Ýngiliz Parlamentosu’nun alacaðý bir kararla propaganda malzemesi olduðunun ve güvenilir bir kaynak olmadýðýnýn belirtilmesinin yararlý olacaðýný ifade eden Elekdað bu amaçla TBMM üyeleri tarafýndan topluca imzalanarak Ýngiltere Avam Kamarasý ve Lordlar Kamarasýna bir mektup gönderilmesinin önemine deðinmiþtir.

 

Genel Görüþmede, sýrasýyla, Adalet ve Kalkýnma Partisi Grubu adýna Erzurum Milletvekili Mücahit Daloðlu, önerge sahipleri adýna ilk konuþmacý olarak Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak, önerge sahipleri adýna ikinci konuþmacý olarak Ýstanbul Milletvekili Onur Öymen, Doðru Yol Partisi Genel Baþkaný ve Elazýð Milletvekili Mehmet Aðar, Anavatan Partisi Bitlis Milletvekili Edip Safter Gaydalý, Sosyal Demokrat Halkçý Parti Milletvekili Ahmet Güryüz Ketenci ve Baðýmsýzlarýn temsilcisi olarak da Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney konuþmuþlardýr[23].

 

          Genel Görüþmenin bitiminde TBMM oy birliðiyle bu birliði kabul etmiþtir. (Belge No. 4) Ayrýca Ýngiltere Avam Kamarasý ve Lordlar Kamarasýna “Mavi Kitap” hakkýnda gönderilecek mektup, Baþbakan Erdoðan ve CHP Genel Baþkaný Deniz Baykal’ýn imzalanmasýndan sonra milletvekillerinin imzasýna açýlmýþtýr. Söz konusu mektubun bir örneði de ektedir. (Belge No: 5 )

 

          TBMM tarafýndan kabul edilen bildiride Türkiye ile Ermenistan’ýn kendi tarihçilerinden oluþacak ortak bir komisyon kurmalarý, ulusal arþivlerini kýsýtlamaya tabi tutmadan araþtýrmaya açmalarý ve ilgili diðer ülkeler arþivlerinde de sürdürülecek araþtýrma sonuçlarýnýn dünya kamuoyuna açýklanmasý hususundaki Ýktidar ve Ana Muhalefet Partileri önerisinin TBMM tarafýndan tümüyle benimsendiði ve desteklendiði bildirilmektedir. Bildiride ayrýca bu giriþimin uygulanabilmesi için Ermenistan Hükümeti’nin desteðinin þart olduðu, Türkiye ve Ermenistan’ýn tarihleriyle hesaplaþmaya hazýr olmalarý ve Ermenistan’ýn, Türkiye ile iyi iliþkiler kurmak ve iþbirliðini geliþtirmek istiyorsa, Türkiye’nin ortak tarih deðerlendirilmesi önerisini kabul etmesi gerektiði, Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin düzelmesini içtenlikle isteyen ve bu arada özellikle Parlamentolarýnda Ermeni iddialarýna iliþkin karar alan devletlerin bu giriþimi desteklemelerinin beklendiði, TBMM’nin bu tür kararlarý yakýþýksýz, anlamsýz, keyfi ve adaletsiz uygulamalar olarak gördüðü ve kýnadýðý, Türkiye’nin tarihinin tek yanlý ve yanýltýcý deðerlendirmelere bina edilmesini kabul etmeyeceði gibi hususlar yer almaktadýr.

 

          TBMM’nin 13 Nisan tarihli toplantýsýnýn en önemli yönü,  Mecliste temsil edilen tüm partilerin Ermeni sorunu ve Ermenistan için belirlenen yeni politikayý benimsemiþ olmalarýdýr.

 

Boðaziçi Üniversitesi Konferansýnýn Ertelenmesi

 

25–27 Mayýs 2005 tarihlerinde Boðaziçi Üniversitesi’nde üç gün sürecek olan ve elliden fazla kiþinin katýlacaðý “Ýmparatorluðun Çöküþ Döneminde Osmanlý Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunlarý” baþlýklý büyük bir konferans düzenleneceði, konferansýn yapýlmasýndan bir hafta önce basýnda yer almýþtýr[24].

 

 Konferansa katýlanlarýn büyük çoðunluðunun Ermeni tezlerini benimseyen ve onlarý savunan bazý Türk bilim adamlarý olduðu ve aralarýnda Halil Berktay, Taner Akçam, Murat Belge, Selim Deringil, Fikret Adanýr, Ýlhan Tekeli, Fatma Müge Göçek, Cemil Koçak Mete Tuncay, Baskýn Oran ve Stefan Yerasimos gibi isimlerin bulunduðu görülmüþtür. Diðer yandan konferansýn programý incelendiðinde 1915 tehcirinin soykýrým olmadýðýný savunan yüzlerce Türk bilim adamýndan hiçbirinin çaðrýlmamýþ olduðu ve böylelikle konferansýn tek sesli olmasýna diðer bir deyimle Ermeni tezlerinden baþka fikirlerin söylenmemesine çalýþýldýðý anlaþýlmýþtýr. Ayrýca,  soykýrým bir uluslararasý hukuk kavramý olmasýna raðmen, bu konferansta 1915 tehcirinin uluslararasý hukuka göre soykýrým olup olmadýðýnýn tartýþýlmayacaðý da görülmüþtür. Son olarak konferansýn ancak önceden seçilmiþ davetliler tarafýndan izlenebileceðini yani davetli olmayanlarýn konferansa girmelerinin mümkün olamayacaðý da anlaþýlmýþtýr. Oysa, adet bu gibi toplantýlarýn halka açýk yapýlmasýdýr.

 

          Konferans hakkýnda merak uyandýran bir diðer konu da neden Mayýs ayý sonunda düzenlendiðidir. Üniversitelerin sýnav dönemine girdikleri bu günlerde akademik faaliyetlerde bir yavaþlama görüldüðünden bu büyük konferansýn da ya daha önce veya daha sonraki bir tarihte yapýlmasý normal olurdu. Ancak herhalde konferansý düzenleyenler baþka mülahazalarý dikkate almýþlardýr. Sözde Ermeni soykýrýmýnýn 90. yýldönümü, Ermenilerce özellikle Nisan ve Mayýs aylarýnda, bir çok ülkede düzenlenen toplantýlarda anýlmýþtýr. Bunlarýn sonuncusu da 22 Nisan 2005 tarihinde Erivan’da yapýlmýþtý. Boðaziçi Konferansýný düzenleyenlerden bazýlarý bu toplantýlara katýlarak ve 1915 tehcirinin soykýrým olduðunu anlamýný taþýyan konuþmalar yapmýþlardýr. Boðaziçi Konferansýnýn zamanlamasý ve konferansý düzenleyen kiþilerin Ermeni görüþlerini savunmasý, Boðaziçi Konferansýnýn da sözünü ettiðimiz 90. yýldönümünün Ermeni konferanslarý dizisinin bir parçasý olduðunu düþündürmüþtür. Boðaziçi Konferansý yapýlabilseydi Diaspora Ermenileri ve Ermenistan yetkilileri, çok sayýda “baðýmsýz” Türk bilim adamýnýn soykýrým “gerçeðini” kabul ettiðini ileri sürecekler, ayrýca,  baþta AB üyeleri olmak üzere, bazý ülkelerin Ermeni sorunu konusunda Türkiye’ye yaptýklarý baskýyý daha da arttýrmasýný isteyebileceklerdi. Bu açýdan bakýldýðýnda Boðaziçi Konferansýnýn bilimsel deðil siyasi amaçlara düzenlenmek istendiði sonucuna varýlmaktadýr.

 

          Sözkonusu konferans TBMM’de büyük tepkilere neden olmuþtur.  24 Mayýs 2005 tarihinde gündem dýþý söz alan Ýstanbul Milletvekili Þükrü Elekdað konferanstaki konuþmacýlarýn hemen tümünün Ermeni soykýrýmý varlýðýný iddia eden ya da bu konudaki resmi görüþleri sorgulayan kiþiler olduðunu, konferansa Türkiye’nin görüþlerini savunacak ve açýklayacak hiçbir tarihçi ve uzman çaðrýlmadýðýný, bu durumda Boðaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen bu konferansýn tamamen Ermeni iddialarýnýn propagandasýna hizmet etmek amacý güttüðünü söylemiþtir. Söz alan Ramazan Toprak ve Ülkü Güney de ayný doðrultuda konuþmuþlardýr. Hükümet adýna söz alan Adalet Bakaný Cemil Çiçek,  TBMM’nin yukarýda deðindiðimiz 13 Nisan tarihli toplantýsýna atýfla, iktidar ve muhalefetin Türk milletine karþý yapýlan soykýrým iftirasýný bertaraf etmek için iþbirliði yaparak bir karar aldýklarýný, bu kararýn gereðini yerine getirmek üzere çaba gösterildiði bir sýrada bu konferansýn düzenlemek istenmesinin bu çabalarý arkadan hançerlemek olduðunu, üniversitelerin özerk olduðunu ancak özerkliðin sorumsuzluk anlamý taþýmadýðýný söylemiþ ve Hükümetin yetkisi olsaydý gereðini yapacaðýný ifade etmiþtir.

 

          Bunun üzerine Boðaziçi Üniversitesi Rektörlüðü bir açýklama yaparak konferansýn ertelendiðini bildirmiþtir. Açýklamanýn ilgili kýsmý þöyledir: “ Henüz gerçekleþmemiþ olan bir konferansýn içeriyle ilgili peþin hükümler öne sürülmesinin, bir devlet üniversitesinin bilimsel özgürlüðünü zedeleyeceðinden kaygý duyuyoruz. Bu þartlar altýnda ve toplantýyý gerçekleþtirmenin doðurabileceði sonuçlar karþýsýnda toplantýnýn ertelenmesinin daha doðru olacaðýna karar verdiðimizi Türkiye kamuoyuna bildiririz”[25]. Rektörlüðün bu açýklamasýnýn hayli tutarsýz olduðu görülmektedir. Zira konferans hakkýnda peþin hükümler ileri sürülmesinin üniversitenin bilimsel özgürlüðünü neden ve nasýl zedeleyebileceði anlaþýlamamaktadýr. Bir çok sakýncasý olmasýna karþýn, ifade özgürlüðü ilkesi gereðince bu konferansýn önlenmesi mümkün deðildi. Nitekim Adalet Bakaný da bu konuda Hükümetin yetkisi olmadýðýný açýkça söylemiþti. Bu durumda Boðaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Ayþe Soysal’ýn konferansý ertelemesi için yasal bir zorunluluk yoktu.

 

          Konferansýn ertelenmesi Türk medyasýnda olumsuz yorumlara neden olmuþtur. Adalet Bakaný Cemil Çiçek’in “arkadan hançerlemek” sözleri özellikle eleþtirilmiþtir. Bu eleþtirilerde Ermeni sorunu arka planda kalmýþ ve Türkiye’de ifade özgürlüðü üzerinde tartýþýlmýþtýr.

         

Konferansýn düzenleyicileri ve katýlýmcýlarý 27 Mayýs’ta bir açýklama yaparak[26] konferansý, baský, tehdit ve karalamalar sonucu ertelemek zorunda kaldýklarýný ancak bu konferansýn yakýn bir gelecekte toplanacaðýný kamuoyuna duyurmuþlardýr. Konferans Bilgi ve Sabancý Üniversiteleriyle beraber düzenlenmekte olduðundan, kýsa zamanda toplanmasý mümkündü. Ancak bu olmamýþ ve bu gecikmenin nedeni de açýklanmamýþtýr.  Konferans hemen yapýldýðý takdirde Türkiye’ye karþý özellikle yabancý ülkelerde sürdürülmekte olan eleþtirilerin duracak olmasýnýn konferansýn tekrar düzenlenmemesinin esas nedeni olmasý mümkündür.

 

 

           II.  TÜRKÝYE - ERMENÝSTAN ÝLÝÞKÝLERÝNDE GELÝÞMELER

 

 

Türkiye ve Ermenistan Dýþiþleri Bakanlarý 2004 Eylül ayýnda Birleþmiþ Milletler Genel Kurulunda yaptýklarý konuþmalarda Türkiye-Ermenistan iliþkilerini ele almamýþlardýr. Vartan Oskanyan “soykýrým” konusuna Türkiye’ye atýf yapmadan çok kýsa deðinmiþ ve konuþmasýnýn büyük kýsmýný Karabað sorununa ayýrmýþtýr. Abdullah Gül de Karabað sorunu konusunda Türkiye’nin politikasýný kýsaca açýklayarak Türkiye’nin(,) bu sorunun uluslararasý hukukun temel ilkeleri ve Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðü esas alýnarak adil ve kalýcý bir çözüme baðlanmasýný desteklediðini ve böyle bir çözüme ulaþabilmek için de Ermenistan hükümetinin ilgili Birleþmiþ Milletler kararlarýna uymasýnýn beklendiðini ifade etmiþtir[27].

 

Artýk adet haline geldiði üzere iki ülkenin dýþiþleri bakanlarý New York’ta bulunmalarýndan yararlanarak bir görüþme yapmýþlardýr. Bu toplantý hakkýnda Türk Dýþiþleri Bakaný ikili iliþkilerin ve bölgesel sorunlarýn görüþüldüðünü[28], ayrýca Ermenistan Dýþiþleri Bakaný’nýn Azerbaycanlý meslektaþý ile yaptýðý görüþmeler hakkýnda bilgi verdiðini, kendisinin de Türkiye’nin taraflar arasýnda katalizör rolü oynamaya devam edeceðini söylediðini[29] basýna ifade ederken, Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý sözcüsü iki bakanýn sýnýrlarýn açýlmasý meselesini ele aldýklarýný belirtmiþtir[30].

 

          Bu görüþmelerinin üzerinden sekiz aylýk bir süre geçmesine karþýn dýþiþleri bakanlarý tekrar toplanmamýþlardýr. Son toplantýdan önceki yaklaþýk 14 aylýk dönemde iki bakanýn dört kez bir araya geldikleri düþünüldüðünde iki ülke iliþkilerinde en azýndan bir duraklama olduðu sonucuna varýlmaktadýr.

         

Baþbakan Erdoðan’ýn 2005 Ocak ayýnda Rusya Federasyonu’nu ziyareti sýrasýnda Baþkan Putin ile yaptýðý görüþmelerde Ermenistan ile olan sorunlar da gündeme gelmiþtir. 

 

Putin bu ziyarette yaptýðý konuþmada Türkiye ile Ermenistan arasýndaki sorunu bildiklerini, Rusya olarak eski Sovyetler Birliði'nden kalan sorunlarý çözme konusunda ellerinden gelen gayreti göstereceklerini, sorunun çözülmesi için aracý ve garantör olmaya hazýr olduklarýný ifade ederek "Türkiye ile Ermenistan arasýnda aðýr tarihi sorunlar olduðunu biliyoruz. Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik tutumunu biliyoruz. Ancak Ermenistan çözüm yollarý arýyor. Biz de bu süreçte elimizden gelen desteði vereceðiz" þeklinde konuþmuþtur.

 

          Baþbakan Erdoðan da Ermenistan sorununa çözüm bulma konusunda Rusya ile dayanýþma içinde olacaklarýný belirterek, Türkiye'nin Ermenistan politikasýnýn çözümsüzlük deðil, çözüm üzerine kurulduðunu ifade etmiþtir. Ermenistan'ýn Kars Antlaþmasý'ný tanýmama konusundaki yaklaþýmýný eleþtiren Erdoðan, Türkiye'nin Ermenistan'a havayolunu açtýðýný ancak Ermenistan'dan gördüðü olumsuz tavýr nedeniyle karadan ulaþýmý henüz açmadýðýný söylemiþtir.  Ermenistan'ýn Türkiye aleyhine tutumunun devam etmesinden yakýnan Erdoðan, "Biz Ermenistan ile sorunlarýn aþýlmasýný istiyoruz. Ýliþkilerimizin her alanda geliþmesini istiyoruz. Özellikle ticari konularda olumlu noktalar var. Komþularýmýz arasýnda tek dargýn Ermenistan. Biz dargýn komþu istemiyoruz" demiþtir[31].

  

Ermenistan’ýn Kars Antlaþmasý’ný tanýmasý, Türkiye’nin mevcut sýnýrlarýný ve toprak bütünlüðünü tanýmasý anlamýna geldiðinden bu konu iki ülke arasýnda en önemli sorunlardan biridir. Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Vardan Oskanyan Zaman gazetesine verdiði bir mülakatta[32], Baþbakan’ýn Kars Antlaþmasý hakkýndaki sözlerine cevap vererek, þu ana kadar hiçbir Ermeni liderin Kars Antlaþmasý’ný tanýmadýðý þeklinde bir açýklama yapmadýðýný, vaktiyle Sovyetler Birliði’ne baðlý olan ülkeler için Sovyetler Birliði’nin imzaladýðý anlaþmalarýn, bunlarý ortadan kaldýrýp yeni anlaþmalar imzalanmadýkça veya bu antlaþmalarýn tanýnmadýðý yönünde bir açýklama yapýlmadýkça yürürlükte olduðunu söylemiþtir.

 

          Hukuki durum Oskanyan’ýn ifade ettiði gibi olmakla beraber Ermeni Bakanýn sözlerinde samimi olmadýðý görülmektedir. Mülakatý yapan Zaman gazetesinin görüþüne baþvurduðu bir üst düzey Dýþiþleri Bakanlýðý yetkilisi Ermenistan’ýn Baðýmsýzlýk Bildirgesinde Türkiye’nin doðusu için “Batý Ermenistan” deyiminin kullanýldýðýný, ayrýca Ermenistan’ýn armasýnda Aðrý Daðý’nýn resminin bulunduðunu hatýrlatmýþtýr. Buna göre Ermenistan’ýn bir yandan Türkiye’nin sýnýrlarýný tanýrken diðer yandan da Doðu Anadolu’yu Ermenistan topraðý olarak kabul etmesi gibi anlamsýz bir durum ortaya çýkmaktadýr. Ermenistan’ýn Türkiye’nin sýnýrlarýný resmen tanýmasý için bunu yazýlý bir þekilde yapmasý ve sonra da Baðýmsýzlýk Bildirgesini ve armasýný deðiþtirmesi gerekmektedir. 

 

          Oskanyan’ýn Zaman gazetesine verdiði mülakatta dikkati çeken diðer bir husus Türkiye’nin Rusya ile iþbirliði yapmasýnýn Ermenistan ile olan anlaþmazlýðýn çözümüne yardýmcý olacaðýný zannetmediðini söylemesidir.   Rusya ile çok yakýn iliþkilerine raðmen Ermenistan’ýn, Putin’in teklif ettiði aracýlýk veya garantörlüðü istemediði görülmektedir. Bunun nedeni Batý dünyasý ülkelerinin birçoðundan Türkiye’ye karþý destek alan Ermenistan’ýn bu safhada Rusya’ya ihtiyaç duymamasý olabilir. 

 

          Oskanyan “soykýrým” konusunda Ermenistan’ýn gündeminde toprak veya tazminatýn deðil sadece “soykýrýmýn” uluslararasý kamuoyu ve Türkiye tarafýndan tanýnmasýnýn bulunduðunu ve hiçbir zaman Ermenistan’ýn iliþkilerin normalleþmesi için Türkiye’nin önce “soykýrýmý” tanýmasýný istemediðini, sýnýrýn açýlmasýnýn ve “soykýrýmýn” tanýnmasýnýn iki önemli konu olduðunu, sýnýrýn açýlmasýnýn AB’nin gündeminde bulunduðunu, diðer yandan AB’in Türkiye’nin bir noktada soykýrýmýný kabul etmesini istediðini ve bu iki konunun da Türkiye’nin AB ile yapacaðý müzakerelerde gündeme gelmesini umduklarýný ifade etmiþtir.

 

          Oskanyan tarihçilerin “soykýrým” konusunu tartýþmalarý konusunda, bu konuda çok sayýda çalýþma yapýlmýþ ve 1915 yýlýnda olanlarýn çok açýk bir þekilde ortaya konmuþ olduðunu, tarihçilerin masaya oturmasýnýn bir þey deðiþtirmeyeceðini, tarihçilerin iþlerini bitirdiðini artýk Türk Hükümetinin devreye girmesi gerektiðini söylemiþtir.            

 

Nisan ayýnda   Baþkan Koçaryan da Türkiye’nin toprak bütünlüðü konusuna deðinerek hiçbir Ermenistan devlet kuruluþunun Türkiye’den toprak talebinde bulunmadýðýný  söylemiþ,  dýþ politikalarýnýn sadece  Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasýný içerdiðini  ve gelecekteki baþkan ve politikacýlarýn bu tanýmanýn yasal sonuçlarýyla ilgileneceklerini eklemiþtir. Türkiye’de bu sözler Ermenistan’ýn þimdi deðil gelecekte Türkiye’den toprak talebinde bulunmayý öngördüðü þeklinde yorumlanmýþtýr[33].

 

Yukarýda deðindiðimiz, 13 Nisan 2005 tarihli TBMM genel görüþmesinden sonra Baþbakan Erdoðan Ermenistan Baþkaný Robert Koçaryan’a  bir mektup göndererek iki ülke tarihçi ve diðer uzmanlarýndan oluþacak bir grubun, ilgili tüm arþivleri araþtýrarak bulgularýný kamuoyuna açýklamalarýný önermiþtir. Mektubun basýnda yayýnlanan metni þudur[34]:

 

"Sayýn Cumhurbaþkaný"

 

"Türk ve Ermeni halklarý, dünyanýn hassas bir bölgesinde ortak bir tarih ve komþu coðrafyayý paylaþmakla kalmamýþ, uzun yýllar bir arada yaþamýþlardýr. Ancak, ortak tarihimizin bir dönemine iliþkin yorum ve deðerlendirme farklýlýklarýmýzýn mevcudiyeti bir sýr deðildir.

 

Geçmiþ yýllarda halklarýmýza acý veren hatýralar býrakan bu farklýlýklar bugün de ülkelerimiz arasýnda dostane iliþkiler geliþtirilmesini kolaylaþtýrmayan bir rol oynamaktadýr.

 

Ülkelerimizin yöneticileri olarak baþta gelen görevimizin, gelecek nesillerimize hoþgörünün ve karþýlýklý saygýnýn egemen olduðu barýþ ve huzur dolu bir dostluk ortamý býrakmak olduðunu düþünüyorum.

 

Bu görüþleri, ülkemizin ana muhalefet partisi lideri Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baþkaný Sayýn Deniz Baykal da paylaþmaktadýr. Bu çerçevede, ülkelerimizin tarihçi ve diðer uzmanlarýndan oluþan bir grubun 1915 dönemine ait geliþme ve olaylarý sadece Türk ve Ermeni deðil, ilgili üçüncü ülkelerde yer alan tüm arþivlerde araþtýrarak, bulgularýný uluslararasý kamuoyuna açýklamalarý yolunda ülkenize bir davet yapýyoruz.

 

Bu yönde bir giriþimin hem tarihin tartýþmalý bir bölümüne ýþýk tutacaðýný, hem de ülkelerimiz arasýndaki iliþkilerin normalleþmesine hizmet edecek bir adým oluþturacaðýný düþünüyorum.

 

Gelecek nesillere dostça ve daha barýþçý bir ortam devretmeyi amaçlayan bu önerimizin kabul göreceðini umuyorum. Tarihçi ve diðer uzmanlarýnýzdan bir grup oluþturarak arþivlerde ortak çalýþma yapmalarý yolundaki önerimize olumlu yaklaþtýðýnýz takdirde, bu önerimizin ayrýntýlarýný ülkenizle görüþmeye hazýrýz.

 

Saygýlarýmla."

 

 

          Mektup daha Koçaryan’a ulaþmadan gerek Ermenistan’dan gerek Disaporadan olumsuz tepkiler gelmeye baþlamýþtýr.

 

          Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcüsü Hamlet Gasparyan, bir soru üzerine, daha önce de bezer giriþimler olduðunu ve Ermenistan’ýn “soykýrýmýnýn” tartýþýlamayacaðý cevabýný verdiðini, Ermenistan’ýn sadece “soykýrým” sonuçlarýnýn ortadan kaldýrýlmasý konusunu tartýþabileceðini söylemiþtir[35].

 

          Ermenistan Meclis Baþkaný Artur Bagdasaryan ise “soykýrým” hakkýnda bütün tartýþmalarýn tamamlandýðýný ve bu konuyu yeniden ele almanýn gereði olmadýðýný belirtmiþtir[36].

 

          Taþnak Partisi’nin bir sözcüsü Türk önerisini kabul etmenin soykýrým gerçeðini sorgulamak anlamýna geldiðini ifade etmiþ, muhalefetten Þavarþ Koçaryan Türk teklifinin, Avrupa Birliði’nin geçmiþiyle yüzleþmesi için gitgide artan baskýsý sonucunda yapýldýðýný belirtmiþtir[37].

 

          Diaspora’da da olumsuz tepkiler görülmüþtür. Paris’te Taþnak eðilimli Ermeni Davasýný Savunma Komitesi Baþkaný Harut Mardirosyan Türk teklifinin bir maskaralýk olduðunu söylemiþ ve amacýnýn “soykýrýmý” inkâr etmek olduðunu vurgulayarak Ermeni soykýrýmýnýn tartýþýlmaz ve gerçekliðinin de müzakere edilemez olduðunu ifade etmiþtir. Fransýz Taþnak Partisi Baþkaný Murat Papazyan tarihçilerin uluslararasý arþivleri esas alarak çalýþmalarýný tamamladýklarýný, gerçeðin ortaya çýktýðýný söylemiþtir[38].

 

          Diðer yandan Baþbakan Erdoðan’ýn mektubuna henüz cevap verilemeden bazý Ermeni devlet adamlarý Erdoðan’ýn önerilerine karþý olduklarýný açýklamaya baþlamýþlardýr.

 

          Baþbakan Andranik Markaryan düzenlediði bir basýn toplantýsýnda Türkiye’nin teklif ettiði komisyon,  soykýrým olup olmadýðýný araþtýracaksa, buna karþý olduðunu, kendi ailesinde de  “soykýrým” kurbanlarý bulunduðunu, þayet Türkiye ile diplomatik iliþki kurulur, sýnýrlar açýlýr ve tüm sorunlarýn tartýþýlabileceði bir ortam yaratýlýrsa bunun bir ilerleme ve baþarý olacaðýný söylemiþtir[39]. Markaryan, ayrýca, “soykýrým” tanýndýðý takrirde Ermenistan’ýn Türkiye’den toprak ve tazminat talep etmeyeceðini, Ermenistan’ýn þu andaki önceliðinin Türkiye ile bir þarta baðlanmadan normal iliþkiler kurmak olduðunu ifade etmiþtir[40].

 

          Baþkan Koçaryan RTR Russia Televizyonuna verdiði bir mülakatta Baþbakan Erdoðan’dan bir mektup aldýðýný ancak bu mektubun iki ülke arasýndaki sorunlarý çözmeye yarayacak fazla bir þey içermediðini belirtmiþtir. Koçaryan, ayrýca, Ermenistan’ýn Türkiye’den “soykýrýmý” tanýmasýný isterken maddi deðil manevi anlamda tazminat istediðini, bunun manevi bir sorun olduðunu, bu tanýmanýn maddi sonuçlarýnýn devlet düzeyinde tartýþýlmadýðýný ifade etmiþtir[41]. Ermenistan Devlet Baþkaný’nýn bu sözlerinden Türkiye’nin sözde soykýrýmý tanýdýðý taktirde Ermenistan’ýn tazminat talep etmeyeceði, ancak ilgili kiþilerin (tehcire uðrayanlarýn) böyle bir hakký olabileceði sonucunu çýkarmak mümkündür. 1915–16 yýllarýnda bir Ermenistan Devleti olmadýðý için, kuramsal olarak dahi, Ermenistan’ýn Türkiye’den tazminat talep etme hakký yoktur. Diðer yandan, Lozan Antlaþmasý kiþilerin taþýnýr veya taþýnmaz mal taleplerinin nasýl çözüleceðini saptamýþtýr. Hemen söyleyelim ki bu taleplerin hepsi çoktan zaman aþýmýna uðramýþtýr.

 

          Dýþiþleri Bakaný Vardan Oskanyan Türkiye NTV Televizyonuna verdiði bir mülakatta, Baþbakanýn mektubunda yer alan önerinin aslýnda yýllardan beri mevcut bulunduðunu,  kendi yanýtlarýnýn hep ayný olduðunu, an azýndan hükümet düzeyinde soykýrým gerçeðini kimse ile tartýþmayacaklarýný söylemiþ,  ancak diyaloða açýk olduklarýný da belirtmiþtir. Buna karþýn soykýrým iddialarý tartýþýlmayacaksa ne konuda diyalog yapýlacaðýný açýklamamýþtýr.  Oskanyan ayrýca, sýnýrlarý açmanýn iki ülke için en uygun geliþme olacaðýný da söylemiþtir. Ermeni Bakan diðer yandan, Kars Antlaþmasý‘ný tanýmadýklarý yönündeki beyanlarýn gerçeði yansýtmadýðýný da sözlerine eklemiþtir[42].

 

          Oskanyan Alman Die Welt gazetesine verdiði bir mülakatta[43] Türkiye’nin Avrupa Birliði üyeliði hakkýnda görüþlerini dile getirerek Türkiye’nin AB’ye katýlmasý müzakere sürecinin Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin geliþmesi sonucunu verebileceðini,  bu süreç içinde Türkiye’nin sýnýrlarýný açabileceðini ve “soykýrýmý “ tanýyabileceðini ifade etmiþ ve Avrupa Birliði’nin “20. Asrýn ilk soykýrýmýný” resmen tanýmasý gerektiðini Türkiye’ye bildirmesini ümit ettiklerini eklemiþtir. Buna karþýn Türkiye’nin, diðer adaylara nazaran, bu müzakereler için yeter olgunluða ulaþmadýðýný da belirtmiþtir. 

 

          Oskanyan ayný mülakatta Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasýnýn Türkiye’de bir iç politika sorunu haline geldiðini, artýk soykýrým gerçeðini açýkça dile getiren ve Türk toplumundan ve resmi makamlarýndan soykýrým suçunun üstlenilmesini isteyen Türk aydýnlarý olduðunu ifadeyle bu kiþilere saygý duyduðunu da söylemiþtir. 

 

          Sözde Ermeni soykýrýmýnýn 90. yýlý münasebetiyle Erivan’da 20–22 Nisan’da “En Büyük Suç, En Büyük Meydan Okuma: Soykýrým ve Ýnsan Haklarý” baþlýðýný taþýyan bir konferans yapýlmýþtýr.  Ermenistan’da ileri gelen kiþilerle soykýrým iddiasýný kabul eden bazý yabancý ve Türklerin[44] katýldýðý bu konferans, tahmin edileceði üzere, Ermeni görüþlerinin desteklendiði ve bu arada Türkiye’nin þiddetle yerildiði bir propaganda forumuna dönüþmüþtür. Biz, yerimizin müsait olmamasý nedeniyle, sadece Ermenistan Devlet Baþkaný Koçaryan, Baþbakaný Margaryan ve Dýþiþleri Bakaný Oskanyan’ýn özellikle Türkiye hakkýndaki sözlerine, kýsaca deðineceðiz.

 

          Baþkan Koçaryan konferansýn açýlýþ konuþmasýnda özellikle soykýrým suçunun önlenmesi üzerinde durmuþ ve bunun için, Ermenilerinki dahil, geçmiþ soykýrýmlarýn tanýnmasý gerektiði görüþünü savunmuþtur.  Ermenilerin Birinci Dünya Savaþý’nýn kurbaný olduklarýný, olaylarý hatýrlamak haklarýnýn da Soðuk Savaþa kurban edildiðini, bugün ise Ermeni sorununun bazý jeopolitik çýkarlarýn esiri olduðunu söylemiþ,  Ermeni soykýrýmýný tanýyan ülkelere ve bu tanýmaya katkýda bulunmuþ olan kiþi ve kuruluþlara teþekkür etmiþtir. Geçmiþi acýyla ancak kin duymadan hatýrladýklarýný belirten Koçaryan, Türkiye’nin sadece geçmiþi reddetmekle kalmayýp Ermenistan’a abluka uygulamasýný anlamadýklarýný, soykýrýmýnýn uluslararasýnda tanýnmasýnýn Türkiye’nin geçmiþiyle yüzleþmesini ve nesilden nesile geçen ve Ermenistan ile de sorunlar yaratan bazý komplekslerden kurtulmasýný saðlayacaðýný ifade etmiþtir[45]. 

 

          Baþbakan Margaryan ise Ermeni “soykýrýmýnýn Ermeni kimliðine dehþetli zarar verdiðini, Ermeni milletinin büyük bir kýsmýnýn tarihi vatanýnda (Doðu Anadolu kastedilmektedir) yaþama hakkýnýn reddedildiðini, ancak Ermeni milletinin bu felaketi yaþadýktan sonra da yeniden ayaða kalkmak ve tarihi vatanýn bir köþesinde (tarihi Ermenistan’ýn daha büyük olduðu iddiasýna gönderme yapýlmaktadýr) tekrar bir devlet kurmak gücünü kendisinde bulduðunu söylemiþ, Türkiye ile ön koþul olmadan normal iliþkiler tesis etmeye hazýr olduklarýný tekrarlamýþ ve Türkiye ile Ermenistan arasýnda güvenin tedricen yeniden kurulmasýnýn bölgesel güvenlik ve iþbirliðini, Güney Kafkasya’da sorunlarýn çözümünü ve barýþ içinde bir arada yaþama olanaklarýný arttýracaðýný ifade etmiþtir[46]. 

 

          Dýþiþleri Bakaný Vardan Oskanyan konferansýn kapanýþ konuþmasýný yapmýþtýr[47]. Oskanyan hiçbir milletin kendi tarihinden kaçamayacaðýný, bu baðlamda Ermenistan ve Türkiye’nin kendi tarihleriyle, yalnýz ve beraberce yüzleþmeleri gerektiðini, Ermenistan’ýn Türkiye’nin bazý bahaneleri bir tarafa býrakýp Ermenistan ile normal iliþkiler kurmasý gerektiðine inandýðýný, zira Ermenistan’ýn bu yerde var olmaya devam edeceðini ve tarihini unutmayacaðýný söylemiþtir. Oskanyan daha sonra tehcire götüren ve tehcir sýrasýndaki tarihi olaylarý Ermeni görüþleri doðrultusunda yorumlayarak tehcirle milli, etnik, ýrkî ve dini bir grubun, tamamen veya kýsmen ortadan kaldýrýlmasýnýn amaçlandýðýný ve bu grubun da fiilen ortadan kaldýrýldýðýný ileri sürmek suretiyle tehcirin soykýrým olduðunu kanýtlamaya çalýþmýþtýr.   Oskanyan, Türk Hükümetinin tarihi inkâr etmek veya saptýrmak için çalýþtýðýný, ancak gözleri baðlý tarihçilerle Avrupa’nýn kapýsýný çalamayacaðýný ifade etmiþtir. 

 

          Günümüz Türklerinin, soykýrým failleri ile özleþmedikleri ve onlarý savunmadýklarý taktirde, suçlu sayýlmayacaklarýný bildiren Oskanyan, vaktiyle Ermenistan Krallýðý’nýn denizden denize uzandýðýný,  20. Asrýn baþýnda bir þans doðduðunu, Sevr Antlaþmasý hükümleriyle Ermenistan’ýn topraklarýnýn bugünkünün on misline çýkarýldýðý, ancak Türkiye’nin, kendi hükümeti tarafýndan imzalanmýþ olan bu antlaþmayý tanýmadýðýný ve güç kullanma yoluyla fiili bir durum yarattýðýný, bunun sonucunda yeni bir anlaþma imzalandýðýný (Lozan kastedilmektedir), ancak imzalayanlarýn ayný olmadýðýný (Lozan’ýn Ermenistan tarafýndan imzalanmadýðý imâ edilmektedir ) bu yeni antlaþmanýn aþaðý yukarý bugünkü sýnýrlarý çizdiðini söylemiþtir.   Oskanyan, Sevr özlemini ifade eden bu sözlerden sonra Türkiye ile Ermenistan’ýn komþu olmalarýnýn siyasi bir gerçek olduðunu, Ermenistan’ýn Türkiye için bir güvenlik tehdidi oluþturmamasýnýn ve Ermenistan’ýn Türkiye ile diplomatik iliþki kurmak istemesinin de siyasi gerçekler olduðunu belirtmiþtir.

 

          Oskanyan konuþmasýnda Türk gazetecilerini eleþtirmiþtir.  Türk-Ermeni iliþkilerinin durumu hakkýndaki bilgisizliklerine þaþýrdýðýný, kendisiyle görüþen bir Türk gazetecinin sýnýrýn Ermenistan tarafýndan açýk olduðunu ve Ermenistan’ýn Türkiye ile diplomatik iliþki kurmak için ön þart ileri sürmediðini bile bilmediðini söylemiþtir. Burada anlaþýlamayan husus Türk tarafýndan kapalý olan sýnýrýn Ermenistan tarafýndan açýk olmasýnýn hiçbir anlam ifade etmediðidir. Çünkü sýnýr her hâl ve kârda kapalý olmaya devam etmektedir.

 

          Oskanyan ayrýca Türkiye’de, Ermenistan’ýn Türkiye’nin AB üyeliðine karþý olduðunun düþünüldüðünü, bunun doðru olmadýðýný, Ermenistan için en iyi tercihin Avrupa standartlarýna uyan bir Türkiye olduðunu söylemiþtir.  Ermeni Bakanýn “Avrupa standartlarý” deyimiyle Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasýný ve sýnýrlarý açmasýný kastettiðini belirtelim.

 

          Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Türkiye’nin geçmiþini öðrenmesi için teþvik ve iknâ edilmesi gerektiðini, bu teþvik ve iknânýn hem dýþarýdan (yabancý ülkeler baskýsý kastediliyor) hem de içeriden, Türk toplumundan gelmesinde yarar olduðunu, Türk yazarlarýnýn (Ermeni görüþlerini kabul edenlerden bahsediyor) ve politikacýlarýn (?)  zor bir iç gözlem ve inceleme sürecine baþladýklarýný söylemiþtir.

 

          Robert Koçaryan, 90. yýl anma tören ve faaliyetlerinden hemen sonra, ,  25 Nisan’da Baþbakan Erdoðan’a cevap mektubunu göndermiþtir. Ermeni basýnýnda yayýnlandýðý þekliyle mektubun metni aþaðýdadýr[48]:

 

 

          Sayýn Baþbakan,

 

          Mektubunuzu almýþ bulunuyorum. Gerçekten de, iki komþu olarak, birlikte uyum içinde yaþamanýn yollarýný bulmak amacýyla çalýþmak zorundayýz. Bu nedenle, aramýzda iliþkilerin kurulmasý, sýnýrýn açýlmasý ve böylece iki ülke ve iki halk arasýnda bir diyalog baþlatýlmasýný teminen ilk günden itibaren size elimizi uzattýk.

 

          Özellikle Avrupa kýtasýnda, güçlüklerle dolu geçmiþleri hakkýnda farklý görüþleri bulunan komþu ülkeler bulunmaktadýr. Ancak, bu ülkeler, aralarýndaki anlaþmazlýklarý tartýþmaya devam ederlerken bile bu durum onlarýn açýk sýnýrlara, normal iliþkilere, diplomatik baðlara sahip olmalarýný ve birbirlerinin baþkentlerinde temsilciler bulundurmalarýný engellememiþtir.

 

          Geçmiþi ele almaya yönelik öneriniz bugüne ve geleceðe hitap etmeyi de kapsamýyorsa etkili olamaz. Yararlý bir diyaloga girebilmek için uygun ve elveriþli bir siyasi ortamýn yaratýlmasýna ihtiyacýmýz vardýr. Ýkili iliþkilerin geliþtirilmesi sorumluluðu hükümetlere aittir, bu sorumluluðu tarihçilere býrakma hakkýmýz yoktur. Bu nedenledir ki ülkelerimiz arasýnda önkoþulsuz diplomatik iliþkilerin tesisini evvelden de önerdik ve yeniden öneriyoruz..

 

          Bu baðlamda, milletlerimiz arasýnda askýda kalan tüm sorunlarý çözmek ve bir anlayýþ birliðine ulaþmak amacýyla bu sorunlarý görüþecek hükümetler arasý bir komisyon toplanabilir.

 

          Saygýlarýmla,

 

 

          Baþbakan Erdoðan mektubunda, özetle, tarihin tartýþmalý bir bölümüne ýþýk tutmak ve iki ülke iliþkilerinin normalleþmesine hizmet etmek üzere iki ülke tarihçi ve uzmanlarýndan oluþan bir grubun, 1915 olaylarýný ilgili tüm arþivlerde araþtýrarak bulgularýný uluslararasý kamuoyuna açýklamasýný öneriyordu. Koçaryan mektubunda bu öneriye doðrudan cevap vermemektedir. Ancak mektupta buna taraftar olmadýðýný belirten, ikili iliþkilerin geliþtirilmesi sorumluluðunun tarihçilere býrakýlamayacaðý, önerinin bugüne ve geleceðe hitap etmesi gibi bazý ifadeler bulunmaktadýr. Ayrýca iki ülke arasýnda ön koþul olmadan diplomatik iliþki kurulmasýný istemektedir. Bu þekliyle iki tarafýnýn görüþleri arasýnda uyumsuzluk vardýr.  Buna karþýlýk Koçaryan, askýda kalan tüm sorunlarý çözmek amacýyla bu sorunlarý görüþecek hükümetlerarasý bir komisyon toplanabileceðini belirtmek suretiyle kapýyý tamamen kapatmamayý tercih etmiþtir.

 

          Ermeniler “soykýrým”ýn yeterince kanýtlandýðýný, Türkiye’nin de, diðer ülkelerden gelecek baskýlarýn etkisiyle, çok uzak olmayan bir tarihte “soykýrýmýný” tanýmaya mecbur olacaðýný, ondan sonra da “soykýrýmý” tanýmanýn sonuçlarýnýn (tazminat ve toprak talepleri) tartýþýlmasýna baþlanacaðýna inanmýþ bulunmaktadýrlar. 1915 olaylarýnýn soykýrým olup olmadýðýnýn beraberce araþtýrýlmasý anlamýna gelen Baþbakan Erdoðan’ýn teklifi Ermenilerin bu inanýþýna ters düþmektedir. O nedenle Erdoðan’ýn teklifini reddetmek istemiþler ancak Komisyon fikri ABD ve Almanya gibi bazý büyük ülkeler[49] ile Avrupa Parlamentosu[50] ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyelerinin büyük bir kýsmý [51] tarafýndan desteklendiðinden buna cesaret edememiþlerdir. Koçaryan’ýn mektubunun sonundaki “hükümetlerarasý komisyon” teklifi, mektubun diðer bölümlerindeki olumsuz ifadeleri yumuþatmak amacýný güttüðü anlaþýlmaktadýr.

 

          Burada dikkat edilmesi gereken husus Ermenilerin önerdiði hükümetlerarasý komisyonun soykýrým iddialarýný ele almasýnýn garanti olmadýðýdýr. Ermenilerin  “soykýrýmýn” gerçek olduðu o nedenle tartýþýlmasýna neden bulunmadýðý þeklinde bilinen görüþlerini tekrarlayarak bu konunun görüþülmesini engellemeleri ve söz konusu komisyonu, sýnýrlarýn açýlmasý gibi, diðer konular için yetkili saymalarý olasýdýr.

 

          Baþbakan Erdoðan, Koçaryan’ýn mektubu konusunda yaptýðý bir açýklamada, kendisinin nasýl siyaset yapýlacaðýný tarihçilere býrakýlmasýný söylemediðini, siyasi karar vermeden önce halledilmesi gereken çok önemli bir sorun olduðunu, bunun tarihten geldiðini, bunun incelenmesi gerektiðini, Türkiye’nin tüm arþivlerini açtýðýný, incelemenin sonunda tarihin sorgulanmasý gerekiyorsa Türkiye’nin bunu da yapacaðýný söylemiþ ve sonra bazý ülke parlamentolarýnda alýnan kararlarla bir yere gidilemeyeceðini ifade etmiþtir[52].

 

          Avrupa Konseyi’nin Varþova’da yapacaðý zirve toplantýsý sýrasýnda Erdoðan’ýn Koçaryan ile bir görüþme yapacaðý düþünülüyordu. Ancak sonradan anlaþýldýðýna göre taraflarca bu görüþme için alýnmýþ bir karar yoktu. Koçaryan bu toplantýda yaptýðý konuþmada, hiç yeri yokken, sözde soykýrým konusuna temas ederek, soykýrýmýn tanýnmasý çabalarýný Avrupa deðerlerine olan inançlarýna baðlamýþ, ayrýca soykýrým konusunda kendilerini destekleyen ülkelere teþekkür etmiþtir[53].

 

          Baþbakan Erdoðan bu konuþmaya tepki göstererek düzenlediði bir basýn toplantýsýnda Erivan’a destek veren ülkeleri uyarmýþ ve TBMM’nin de bazý ülkelere karþý soykýrým kararlarý alabileceðini ifade etmiþtir. Diðer yandan Erdoðan zirve toplantýsýnda bir konuþma yaparak, Türkiye’nin arþivlerini açtýðýný, Ermenistan’dan ve diðer ülkelerden de aynýný yapmalarýný beklediðini, tarihçilerin, hukukçularýn, siyaset bilimcilerin arþivlerde çalýþmasý gerektiðini ve bu çalýþma üzerine bir karar alýnabileceðini söylemiþtir[54]. Erdoðan ayrýca insan haklarý ve hukukun üstünlüðü ilkesi gereðince, ilgili veya ilgisiz parlamentolarýn, belgelere dayanmadan bazý basit lobi faaliyetleri sonucunda  (soykýrým iddialarý hakkýnda) karar almalarýný doðru bulmadýðýný da ifade etmiþtir[55].  

 

Baþbakan yurda döndükten sonra AKP’nin Meclis Grubunda yaptýðý bir konuþmada, bazý ülke parlamentolarýnýn lobi faaliyetleri sonucunda ve herhangi bir belgeye, bilgiye baþvurulmadan aldýklarý bu kararlarýn ciddi kanýtlara dayanmadýðýný, 15 ülke parlamentosunun bu gibi kararlarý kabul ettiðini,  bu ülkeler arasýnda soykýrým yapmýþ olanlarýn da bulunduðunu, belgeleri inceledikten sonra bu ülkelerin geçmiþi hakkýnda da (TBMM’nin) benzer kararlar alabileceðini, bu adýmý atacaklarýný söylemiþtir[56].

 

          Sonuç olarak Baþbakanýn Koçaryan’a bir mektup yazmak suretiyle soykýrým iddialarý konusunda baþlatmak istediði bilimsel çalýþma, Ermenilerin soykýrým iddialarýnda açýkça ýsrar etmeleri nedeniyle bu safhada gerçekleþememiþtir.

 

III. ERMENÝ SOYKIRIM ÝDDÝALARINI KABUL EDEN ÜLKELER

 

 

Ýncelemekte olduðumuz dönem içinde Slovakya, Hollanda, Polonya Parlamentolarý Ermenilerin soykýrým iddialarýný kabul eden kararlar aldýlar. Belçika, Rusya Federasyonu, Arjantin ve Lübnan’da da bu konuda vaktiyle alýnmýþ kararlar teyit edildi. Bazý ülkelerin eyalet meclisleri de benzer kararlar aldýlar. Ayrýca bazý ülkelerin devlet adamlarý bu sözde soykýrýmý kabul ettiklerini belirten beyanlarda bulundular.  Kýsaca son sekiz ay Ermeni soykýrým iddialarýnýn en fazla kabul edildiði dönem oldu.

 

Bu olgu baþlýca iki nedene dayanmaktadýr. Birincisi “soykýrýmýn” doksanýncý yýldönümü münasebetiyle gerek Ermenistan’ýn gerek Diasporanýn soykýrým iddialarýnýn diðer ülkelerce tanýnmasý için çabalarýný en üst düzeye çýkarmýþ olmalarýdýr. Ýkinci neden ise Türkiye’nin AB’ye katýlýmýna iliþkin müzakerelerin 2005 Ekim ayýnda baþlamasýna karar verilmesiyle Türkiye’nin AB’ye üye olmasýnýn ciddi bir olasýlýk haline gelmesidir. Bazý ülkeler Türkiye’nin üyeliðini engellemek, bazýlarý ise AB sürecinde Türkiye’ye bir diyet ödetmek için Ermeni soykýrým iddiarýnýndan yararlanmaya baþlamýþlardýr.  Müzakere sürecinde AB üyesi her ülkenin olumlu oyuna ihtiyaç bulunmasý, soykýrým iddialarýný kabul eden ülkelere karþý Türkiye’nin ihtiyatla hareket etmesini gerektirmiþtir. AB üyeliðini çok isteyen Türkiye’nin bir yaptýrýma baþvuramayacaðý düþüncesi de bazý AB üyesi ülkelerin soykýrým iddialarýný kolayca benimsemeleri sonucunu vermiþtir.

 

Slovakya

 

                   Slovakya Parlamentosu 30 Kasým 2004 tarihinde sözde Ermeni soykýrýmý konusunda þu kararý almýþtýr: “Slovakya Parlamentosu, 1915 yýlýnda, Osmalý Ýmparatorluðu zamanýnda yüz binlerce Ermeninin öldürüldüðü Ermeni soykýrýmýný tanýr ve bu olayý insanlýða karþý suç olarak kabul eder[57].

 

          Slovak Parlamentosunun bu kararý, hiç beklenmediði için, bir sürpriz etkisi yapmýþ ve nedenleri de hemen anlaþýlamamýþtýr. Zira Slovakya’da kayda deðer Ermeni yoktur ve bu ülkenin Ermenistan ile de yakýn iliþkisi mevcut deðildir. Sonralarý Slovakya tarihindeki bazý olaylarý hatýrlandýðýnda bu kararýn nedeni ortaya çýkmýþtýr.

 

          Çok yakýn kültürel baðlara raðmen Slovaklar ile Çekler arasýnda eskiden beri bir anlaþmazlýk mevcuttur. Birinci Dünya Savaþý‘ndan sonra Çek ve Slovaklar ayný devlet içinde birleþtirilmiþ, daha kalabalýk ve daha zengin olan Çekler bu devlet içinde etkili bir konum kazanýnca mevcut olan anlaþmazlýk husumete dönüþmüþ ve Slovakya’da aþýrý saðcý ve ýrkçý akýmlar belirmiþti. Naziler 15 Mart 1939 tarihinde Çekoslovakya’yý iþgal edince Çeklerin oturduðu bölge Bohemya Protektorasý adý altýnda Almanya’ya baðlanýrken ayný gün sözde baðýmsýz bir Slovak Devleti kurulmuþtur. Slovakya, Nazi Almanyasý ile ayný politikalarý izlemiþ ve bu çerçevede ülkedeki seksen bini aþkýn Yahudinin tüm haklarý elinden alýnmýþ, daha sonra da, Yahudilerin büyük kýsmý, sýnýrýnýn hemen ötesinde bulunan Auswitz toplama kampýna gönderilerek ortadan kaldýrýlmýþtýr.  Slovakya 1944 sonuna doðru Sovyet ordularý tarafýndan iþgal edilmiþ ve bu bölge Çeklerle birleþtirilerek Çekoslovakya yeniden kurulmuþtur. Sovyetler yeni müttefikleri olan Polonya ve Çekoslovakya’dan asýrlardan beri bu ülkelerde yaþayan Almanlarý çýkarmalarýný istemiþlerdir. Böylece milyonlarca Alman, gayet güç koþullarda Almanya’ya sürülmüþtür. Slovaklar da Karpat daðlarý bölgesinde yaþayan Almanlarýn deportasyonunu saðlamýþlardýr.

 

          Sovyetlerin daðýlmasý aþamasýnda Slovaklar, Almanya’nýn desteðiyle, tekrar baðýmsýz bir devlet olmuþlardýr. Ancak gerek Yahudilere gerek Karpat Almanlarýna yaptýklarý muamelenin Avrupa’da saygýn bir ülke olarak kabul edilmelerini engelleyeceðinin bilinci içinde Slovakya Parlamentosu 1990 yýlý Aralýk ayýnda Yahudilerden, iki ay kadar sonra da Karpat Almanlarýndan özür dileyen iki karar almýþtýr[58].

 

          Slovakya bundan sonra da insan haklarýna duyarlý bir þekilde davranmaya veya öyle görünmeye özen göstermiþtir. Bu çerçevede Slovak Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykýrýmýný kabul eden bir karar almasý, AB kapýsýnda bekleyen Türkiye’nin fazla bir tepki gösteremeyeceði inancýnýn da yardýmýyla, fazla zor olmamýþtýr. Diðer yandan,  Alman Hýristiyan Demokratlarýnýn bazý Slovak partilerine bu yönde telkinde bulunmuþ olmalarý da olasýdýr.  Nitekim Slovakya’da “Avrupa’nýn Sesi” adýnda hükümet dýþý bir kuruluþ Türkiye’nin Avrupa Birliði’ne girmesinin aleyhine bir dilekçe kampanyasý baþlatmýþtýr[59].

 

          Türkiye’ye gelince, Slovak Parlamentosunun bu kararýna karþý Dýþiþleri Bakanlýðýnýn bir açýklama yapmasýyla yetinilmiþtir. 2 Aralýk 2005 tarihli açýklamanýn metni þudur:[60]

 

Slovakya Ulusal Meclisi, bir siyasi partinin oldu bittisiyle, 30 Kasým 2004 tarihinde, 1915 yýlýnda meydana gelen trajik olaylarý soykýrým olarak kabul ettiðine dair bir karar almýþtýr. Bunu esefle karþýlýyor ve kýnýyoruz.

Baþkalarýna ait tarihin tartýþmalý dönemlerine iliþkin yargýda bulunmak ulusal parlamentolarýn görevleri ve sorumluluklarý arasýnda olamaz Birinci Dünya Savaþý koþullarýnda cereyan eden ve Türklerle Ermenilerin büyük acýlar çekmesine neden olan olaylar çarpýtýlarak, siyasi çýkar uðruna alýnan bu kararýn sorumlu bir davranýþ olmadýðý ortadadýr.

Nefretin deðil, dostluk ve hoþgörünün gelecek nesillere taþýnmasýna her zamandan daha çok ihtiyaç duyulduðu bir zamanda, Slovakya Ulusal Meclisinin aldýðý kararýn uluslararasý ortamýn gerçeklerine ters düþtüðü ve faydalý bir amaca hizmet etmeyeceði açýktýr.”

 

Hollanda

 

          Hollanda Parlamentosu 21 Aralýk 2004 tarihinde aldýðý bir kararla hükümetten “ Türkiye ile görüþmelerde Ermeni soykýrýmý konusunu devamlý olarak ve açýklýkla ele alýnmasýný” istemiþtir[61]. AB dönem baþkaný olan Hollanda, iki gün önce, Avrupa Zirvesinde Türkiye ile müzakerelerin baþlamasý kararýnýn alýnmasýnda önemli bir rol oynamýþtý.  Hollanda’ya teþekkür etmek için de bu ülkenin Ankara’daki Büyükelçiliðinin bulunduðu caddeye “Hollanda Caddesi” adý verilmesi kararlaþtýrýlmýþtý[62]. O itibarla Parlamentonun beklenmeyen bu kararý Türkiye’de þaþkýnlýk yaratmýþtýr. Türk Dýþiþleri bu kez bir açýklama yapmamýþtýr.  Kararda açýkça soykýrýmýn tanýndýðýna dair bir ifade bulunmamasý Hollanda’nýn soykýrýmý resmen tanýmadýðý yolunda yorumlara yol açmýþ[63], Hollanda’nýn Paris Büyükelçiliðinin de bu þekilde resmen tanýmanýn söz konusu olmadýðý þeklinde bilgi vermesi bu yorumlarý güçlendirmiþtir[64]. Ortada, Fransa’nýn ki gibi, bir kanun yoluyla sözde Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasý yoktur. Ancak bu sonucu deðiþtirmemektedir; zira, Hollanda Parlamentosu’nun Türkiye’nin Avrupa Birliði’ne üyeliðini, diðer bir çok koþul yanýnda, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasýna baðlamak istediði açýkça anlaþýlmaktadýr.

 

          Hollanda Parlamentosu’nun bu kararýnýn nedenleri pek açýk deðildir. Önce Hollanda’da, fakat gayet aktif ve geniþ imkânlara sahip bir Ermeni azýnlýðý bulunduðunu; ancak sayýlarý az olduðundan Hollanda Ermenilerinin Parlamentodan karar çýkartacak bir gücü olamayacaðýný diðer yandan Parlamentonun tüm üyelerinin de yönden etki altýna alýnamayacaðýný belirtelim. Hollandalý milletvekillerinin, Ermeni propagandasýnýn etkisi altýnda Ermenilerin soykýrýmýna uðradýðýna gerçekten inandýklarý için bu þekilde hareket ettikleri düþünülebilir. Ancak bu durumda neden komþularý Belçika’nýn Kongo’da yaptýklarý veya Fransýzlarýn Cezayir’deki katliamlarý ile ilgilenmedikleri, neden kendi sömürgecilik geçmiþine bu açýdan bakmadýklarý, buna karþýn neredeyse bir asýr önce, Hollanda’dan uzak bir ülkede, güvenlik nedenleriyle yapýlmýþ bir göç ettirme olayýný, hiçbir araþtýrma yapmadan, soykýrým olarak nitelendirmek için ýsrar ettiklerini açýklamak mümkün olamamaktadýr. O nedenle Hollanda Parlamentosu(‘)nun bu kararýnýn temelinde baþka sebepler aranmasý gerekecektir.

 

Orta ve Kuzey Avrupa’nýn insanlarý, Güney Avrupalýlarýn aksine, genelde yabancýlara ve o onlarýn kendilerine benzemeyen örf ve adetlerine karþý duyarsýz ve müsamahasýzdýr. Diðer yandan sömürgeci geçmiþleri nedeniyle Hollandalýlarýn çoðunluðu kendilerini “Þarklýlardan” üstün görmektedir.  Ne var ki, büyük sermaye birikimine karþýn yeter nüfuslarý olmamasý Hollandalýlarý, Avrupa’nýn diðer ekonomik yönden geliþmiþ ülkeleri gibi, hemen tümü “þarklý” yabancý iþçilere muhtaç duruma sokmuþ, bu da söz konusu iþçiler ve ailelerinin Hollanda’ya entegrasyonu sorununu doðurmuþtur. Halen bu sorunun çözümlendiðini söylemek mümkün deðildir ve vasat Hollandalý, ülkesindeki yabancý iþçilerden ve onlarýn ailelerinden rahatsýzdýr. Oysa asgari on yýl sonra olsa da, Türkiye’nin Avrupa Birliði’ne üye olmasý olasýdýr; bu da Avrupa Birliði’nde Türklerin sayýsýný arttýracaktýr. Tutucu Hollandalýlar böyle bir durumu önlemeye çalýþmaktadýrlar. Ancak Türkiye olmadan AB’nin Orta-Doðu ve Kafkaslar politikalarýný baþarý ile yürütmesinin mümkün olmadýðý da bir gerçektir. Bu çeliþki Hollanda hükümetini, ilke olarak, Türkiye ile müzakerelerin baþlamasý için çaba göstermeye götürürken, Hollanda milletvekillerinin çoðunluðu da bu müzakereleri zorlaþtýracak tertipler peþinde olmuþlardýr. Bu çerçevede Ermeni “soykýrýmýnýn” Türkiye tarafýndan tanýnmasý bir çare olarak görülmüþtür.

 

 

Polonya

 

Polonya Parlamentosu 19 Nisan 2005 tarihinde oybirliðiyle þu kararý aldý:

“Polonya Cumhuriyeti Parlamentosu Birinci Dünya Savaþý’nda Türkiye’de Ermeni halkýna karþý yapýlmýþ olan soykýrýmýn kurbanlarýný saygýyla anar. Bu cürümün hatýrlanmasý ve kýnanmasý tüm insanlýðýn, tüm ülkelerin ve iyi niyetli kiþilerin görevidir”[65].

 

Polonya Parlamentosu’nun bu kararý Türkiye’de büyük tepki ile karþýlanmýþ ve Dýþiþleri Bakanlýðý ertesi gün (20 Nisan)  þu açýklamayý yapmýþtýr[66]:

“Polonya Meclisi 19 Nisan 2005 tarihinde, 1915 yýlýndaki olaylarý soykýrým olarak tanýmlamayý da içeren  bir  karar  kabul etmiþtir.  Bu kararý kýnýyor ve reddediyoruz.

Birinci Dünya Savaþý koþullarýnda cereyan eden ve  Türklerle Ermenilerin büyük acýlar çekmesine yol açan olaylarýn çarpýtýlarak, tek taraflý bir yaklaþýmla  soykýrým olarak nitelendirilmesi  sorumsuz  bir davranýþtýr.

Türkiye, ulusal parlamentolarýn tarihin tartýþmalý dönemleri hakkýnda hüküm verilecek yerler olmadýðýný ve parlamentolarýn halklar arasýnda kin ve  nefret duygularýný besleyen giriþimlerden  kaçýnmalarý gerektiðini savunmuþtur.

Tarihi olaylar hakkýnda en saðlýklý kararýn tarihçiler tarafýndan verilebileceðine olan inançla Türkiye, Ermenistan’a,  Türk ve Ermeni tarihçilerden bir grup oluþturarak,  1915 yýlýndaki geliþme ve  olaylarý, sadece Türk ve Ermeni arþivlerinde deðil, ilgili diðer bütün ülkelerin arþivlerinde araþtýrarak, vardýklarý sonuçlarý uluslararasý kamuoyuna açýklamalarýný önermiþtir”

Polonya Meclisi’nin  tarihi önerimizi  kabul etmesi için Ermenistan Hükümeti’ne tavsiyede bulunmak yerine, 1915 olaylarý hakkýnda tahrif edilmiþ bilgilere dayalý  bir karar almasý  Türk halkýný derinden üzmüþtür. Polonya Meclisi’nin bu davranýþý,  Türk ve Polonya halklarý arasýnda sekiz yüzyýla yakýn bir süredir geliþen dostluk duygularý ile de baðdaþmamaktadýr. “

 

Görüldüðü gibi Dýþiþleri Bakanlýðý açýklamasý gayet serttir. Önce Polonya Meclisi’nin kararý kýnanmakta ve reddedilmekte sonra olaylarýn çarpýtýlarak soykýrým olduðunu belirtmenin sorumsuz bir davranýþ olduðu ve parlamentolarýn halklar arasýnda kin ve nefret duygularýný besleyen giriþimlerden kaçýnmasý gerektiði ifade olunmaktadýr. Ayrýca bu kararýn Türk halkýný derinden üzdüðü ve sekiz yüz yýllýk dostluk duygularýyla baðdaþmadýðý bildirilmektedir. Diðer yandan Türk basýný da bu kararý çok eleþtirmiþ, bazý sivil toplum örgütleri Polonya’yý kýnamýþtýr.

 

Türkiye’deki bu tepkilerin nedeni kamuoyunda Polonya hakkýnda mevcut olumlu imajdýr. Bu imajýn temelinde tarih boyunca iki ülkenin ortak bir düþmaný (Rusya) olmasý ve Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Polonya’nýn Rusya ve Prusya arasýnda taksimini kabul etmemesi bulunmaktadýr. Bu kadar olumlu duygular beslenen bir ülke parlamentosunun Türkiye’nin çok duyarlý olduðu bir konuda, Ermeni görüþlerini aynen benimseyen bir karar almasý Türk kamuoyu tarafýndan bir tür ihanet olarak algýlanmýþtýr.

 

Polonya Meclisi’nin bu kararý almasýnýn çeþitli nedenleri vardýr.

 

Önce Türkiye’dekinin aksine Polonya’da Türkiye’ye karþý özel bir sempati beslenmediðini belirtelim. Osmanlý-Rus savaþlarý ve Polonya’nýn taksimi gibi olaylar çok eskidir, bunlar nedeniyle vaktiyle Polonya’da Türkiye için bir sempati var idiyse bunun Sovyetler Birliði döneminde silinmiþ olduðu anlaþýlmaktadýr. Gerçekten de Sovyetlerin Polonya’da, NATO’nun sadýk üyesi Türkiye hakkýnda, hem de Çarlýk Rusyasý’nýn ortak düþman olmasýndan kaynaklanan sempati tezahürlerine izin vermemiþ olduðu muhakkaktýr.

 

Polonya’da büyük sayýlabilecek bir Ermeni azýnlýðý olmamasý ve bu ülkenin Ermenistan ile de özel denebilecek iliþkilerde bulunmamasý söz konusu kararýn baþka nedenlerle alýndýðýný düþündürmektedir.  AB’ye yeni katýlan tüm eski Komünist ülkelerde olduðu gibi, Polonya’da da, herhalde kendi eksikliklerini telafi etmek için, insan haklarýnýn savunulmasý için aþýrý bir çaba gözlemlenmektedir. Sözde soykýrýmýn 90. yýldönümü için Erivan’a davet edilen Polonya’nýn eski devlet baþkaný Lech Walesa bu vesileyle yaptýðý konuþmada kullandýðý  “Tarihi adalet evrensel olarak kabul edilmeden (yani “soykýrým” tanýnmadan) günümüz dünyasýnýn sorunlarýnýn üstesinden gelemeyiz” ve “ Eðer ben veya herhangi bir kiþi bu cinayeti (sözde soykýrýmý) unutursa o zaman Tanrý da bizi unutsun”  gibi abartmalý sözler Polonya’ya hakim olan zihniyeti göstermektedir.

 

Diðer yandan Polonya’nýn eski düþmaný yeni dostu ve hamisi Almanya’dan gelen bazý telkinlerin de söz konusu kararýn alýnmasýný etkilemiþ olmasý olasýdýr. Aþaðýda açýklayacaðýmýz gibi Alman Parlamentosu da, ismini koymadan,  sözde soykýrýmý hakkýnda bir karar almýþtýr. Baþka ülkelerin de benzer kararlar almasýnýn, Almanya’daki Türklerin ve Türkiye’nin tepkilerini azaltacaðý hesaplanmýþ olabilir.

 

Türkiye’nin diplomatik yollardan Polonya’yý uyardýðýna ve bu kararýn alýnmamasýný istediðine þüphe bulunmamaktadýr. Bu uyarýlarýn iki nedenle dinlenmediði düþünülmektedir. Birincisi tüm AB üyesi ülkeler gibi Polonya’nýn da Türkiye’nin AB’ye katýlým süreci içinde birçok kez veto kullanmak hakkýna sahip olmasýdýr.  Bu durumun Türkiye’yi AB üyeleri ile iyi iliþkiler içinde olmaya zorlayacaðý ve mesela bu çerçevede Polonya Parlamentosu’nun aldýðý karara fazla tepki gösteremeyeceði düþünülmüþ olsa gerektir.  Ýkincisi ise Türkiye’nin baþta itiraz ettikten sonra kýsa zamanda olaylarý unuttuðuna inanýlmasýdýr. Nitekim Polonya Parlamentosu Baþkaný Wlodzimierz Cimoszewicz iki ülke arasýndaki bu sorunun birkaç gün içinde ortadan kalkacaðýný söylemiþtir[67].

 

Ancak Türkiye’nin tepkisi Polonyalýlarýn beklediðinin çok üstünde gerçekleþmiþ ve iki ülke parlamentolarý arasýndaki iþbirliðini etkilemiþtir. TBMM Baþkaný Bülent Arýnç, Polonya Parlamentosu baþkanýna söz konusu kararý kýnayan bir mektup göndermiþtir. Türkiye-Polonya Parlamentolararasý Dostluk Grubu’nun Türkiye’ye yapacaðý ziyaret iptal edilmiþtir. Polonya Parlamentosu Dýþiþleri Komisyonu baþkanýnýn da Türkiye ziyareti iptal edilmiþtir. Polonya’da düzenlenecek olan Parlamenter Maraton ve Yarý Maratonu Dünya þampiyonasýna Türkiye temsilci göndermemiþtir[68].

 

Rusya

 

En büyük Ermeni Diasporasý Rusya Federasyonu’ndadýr. Ermenistan’ýn Sovyetler Birliði’ne dahil olmasý, Ermenistan’ýn baðýmsýzlýðýný kazanmasýndan sonra Ermenilerin Rusya’ya yerleþmesini kolaylaþtýrmýþtýr. Karabað savaþý nedeniyle ülke ekonomisi gayet güç bir duruma düþünce kýsa zamanda Ermenistan’dan Rusya’ya doðru bir göç baþlamýþtýr. Hemen hepsinin Rusça bilmesi büyük bir kýsmýnýn da eðitimini Rusça yapmasý nedeniyle Ermenilerin Rusya’ya yerleþmeleri ve adapte olmalarý bir sorun yaratmamýþtýr. Sayýlarý bir milyonu geçen Rusya Ermenileri zamanla siyasi bakýmdan aktif hale de gelmiþtir.

 

Diðer yandan Ermenistan halen Rusya Federasyonu’nun Kafkaslardaki tek müttefikidir. Ýki ülke her alanda gayet yoðun iliþkilere sahiptir. Ayrýca Rusya, Ermenistan’da askeri üst bulundurmakta ve Rus birlikleri Ermenistan’ýn sýnýrlarýný korumaktadýr. Gürcistan’da rejim deðiþikliðinden sonra Rusya nazarýnda Ermenistan’ýn önemi daha da artmýþtýr.

 

Rusya’daki Ermenilerin baskýsý ve Rusya Federasyonu ile Ermenistan arasýndaki özel denebilecek iliþkilerin etkisiyle Rusya Dumasý 14 Nisan 1995 tarihinde sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan bir kararý kabul etmiþti. Bu kararýn iþlem bölümü þöyledir:

 

“Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Dumasý Ermenilerin 1915–1922 yýllarýnda ortadan kaldýrýlmasýnýn faillerini kýnar, Ermeni halký için derin sempatilerini ifade eder ve 24 Nisan’ý soykýrým kurbanlarýný anma günü olarak tanýr”[69].

 

O tarihten sonra Rusya Ermenileri birkaç kez Duma’nýn birkaç kez benzer kararlar almasýna uðraþmýþlarsa da bu konuda esasen bir karar alýnmýþ bulunduðu belirtilerek talepleri kabul edilmemiþtir. Bu yýl ise Rus Dýþiþleri Bakaný Sergey Lavrov’un 17 Þubatta Ermenistan’a yaptýðý ziyaret sýrasýnda Erivan’daki soykýrým anýtýný ziyaret etmesi geleceðe dair bir iþaret oluþturmuþtur. Nitekim, Rus Dumasý’nýn, muhtemelen diðer ülkelerin üst üste sözde soykýrýmý tanýyan kararlar almasýnýn da etkisiyle, 22 Nisan 2005 tarihinde 310 oyla, olumsuz veya çekimser oy olmadan bu konuda kabul ettiði yeni kararýn metni þudur[70]:

 

“Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Dumasý 20. yüzyýlýn en feci ve gaddar olaylarýndan biri olan Ermeni soykýrýmýnýn baþlangýcýnýn 90. yýldönümüyle ilgili olarak kardeþ Ermeni halkýna derin üzüntülerini ifade eder. Devlet Dumasý milletvekilleri Ermeni halkýna uygulanan soykýrýmý þiddetle kýnar. Duma, Ermeni soykýrýmýnýn baþlangýcýnýn tüm dünya tarafýndan anýlmasý gerektiðini düþüncesindedir”.

 

Türkiye Dýþiþleri Duma’nýn bu kararýna tepki göstererek Rusya’ya bir protesto notasý vermiþ ve Duma’nýn Türkiye’nin bu konudaki iyi niyetli giriþimlerine destek vermek yerine bu tür bir karar almasýnýn bir talihsizlik olduðu belirtilmiþtir[71].  Dýþiþleri Bakanlýðý ayrýca þu açýklamayý yayýnladý[72]:

 

“Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Dumasý’nýn  22 Nisan 2005 tarihinde sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda  kabul  ettiði açýklamayý  kýnýyor ve reddediyoruz.

 

Türklerin ve Ermenilerin karþýlýklý büyük acýlarýna neden olan olaylarýn çarpýtýlarak bir soykýrým olarak takdimi, üstelik bunun Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda yaþananlarý en iyi  þekilde hatýrlamasý gereken bir ülke Parlamentosu tarafýndan yapýlmasý anlaþýlamaz bir davranýþtýr.

 

Federal Meclis Devlet Dumasý’nýn kabul ettiði bu açýklama, Türkiye ve Rusya Federasyonu arasýnda her alanda önemli ilerleme kaydeden iliþkilerimizin vardýðý düzey ile baðdaþmamaktadýr.   Türkiye, tarihte yaþanan tartýþmalý olaylar hakkýnda en saðlýklý kararý  tarihçilerin vereceðine inanmaktadýr. Bu amaçla, 1915 dönemine iliþkin geliþme ve olaylar hakkýnda Türk ve Ermeni tarihçiler tarafýndan, ilgili üçüncü ülke arþivlerindeki belgelerin de incelenerek gerçeðin ortaya çýkarýlmasý konusunda iyi niyetli bir giriþimde bulunmuþtur.”

 

Federal Meclis Devlet Dumasý’nýn  ülkemizin bu yoldaki iyi niyetli giriþimine destek vermek yerine, halklar, özellikle yeni nesiller arasýnda dostça duygularýn yeþertilmesi ihtiyacýna ters düþen bir açýklama yapmasý bölgemizde  barýþýn, istikrarýn  tesis edilmesi ve iyi komþuluk iliþkilerinin geliþtirilmesi açýsýndan da talihsizdir.”

 

Bu arada Duma’nýn, baþka ülkelerin tarihi ile kararlar alýrken, Rusya’nýn kanlý tarihine hiç deðinmediði görülmektedir. Çok eskiye gitmeden, 1878 savaþýnda Rus Ordularýnýn Rumeli Türklerini etnik temizliðe tabi tutarak Osmanlýlarýn Tuna vilayetinde Bulgarlarýn çoðunluðu oluþturmasýný saðladýklarý, yaklaþýk ayný dönemde uygulanan pogromlarla Rusya Yahudilerinin önemli bir kýsmýnýn sürüldüðü, 1905 isyanlarýnýn en kanlý þekilde bastýrýldýðý,  Komünist rejimin tarýmý kollektifleþtirmesine direnen çiftçilerin kasten açlýða maruz býrakýlarak milyonlarcasýnýn ölümüne neden olunduðu, gulag sistemi yaratýlarak muhaliflerin ülkenin en ücra yerine sürüldüðü ve orada ilkel koþullar altýnda yaþamaya mecbur edildiði, büyük terör adý verilen 1936–1938 yýllarýnda ölen ve sürülenlerin sayýsýnýn bilinmediði,  birçok halkýn topraklarýndan baþka bölgelere sürüldüðü, bunlarýn arasýnda Kýrým Tatarlarýnýn ve Meþket Türklerinin de bulunduðu, Ýkinci Dünya Savaþý öncesinde ve sýrasýnda Baltýk ülkelerinde ve özellikle Polonya’da büyük katliamlar yapýldýðý, savaþ sonrasý dönemde ise Macaristan ve Çekoslovakya’daki özgürlük hareketlerinin en sert þekilde bastýrýldýðý hatýrlardadýr. Tarihinde bu kadar kan ve insanlýk faciasý bulunan bir ülkenin baþkalarýný soykýrýmla suçlamasý adeta kara mizah olmaktadýr.

 

Arjantin

 

Arjantin’de kayda deðer Türk bulunmamasýna karþýn büyük çoðunluðu Osmanlý Ýmparatorluðu’ndan göç etmiþ bir Ermeni Diasporasý vardýr. Zamanla zenginleþmiþ ve ülkede belirli bir nüfuza sahip olmuþ olan bu Diapora 1993 yýlýnda Arjantin Senatosu’ndan Ermeni “soykýrýmýnýn anýlmasý için bir karar çýkartmayý baþarmýþtý. O dönemde Karabað’da savaþ devam ettiðinden söz konusu karar Ermeni halkýna yapýldýðý ileri sürülen insan haklarý ihlalleri için de endiþe duyulduðunu belirtmekteydi. Kararýn metni þudur[73]:

 

“Millet Senatosu

 

1915–1917 yýllarý arasýnda Türk Hükümeti tarafýndan 1.500.000 Ermeninin öldürülmesiyle doruk noktasýna ulaþan insanlýða karþý suçun bir kere daha anýlmasý için, 20. yüzyýlýn ilk soykýrýmýnýn kurbaný olan Ermeni cemaati ile tam dayanýþma halinde olduðunu beyan eder.

 

Ayný þekilde, özerk Karabað bölgesinde Ermeni halkýnýn çoðunluðuna karþý yapýlan devamlý insan haklarý ihlallerini için de derin endiþelerini belirtir.”

 

2003 ve 2004 yýllarýnda 1993 yýlý kararýnýn esaslarýný tekrarlayan kararlar kabul edilmiþtir.[74]

 

20 Nisan 2005 tarihinde kabul edilen kararýn ilgili bölümlerini çevirisi þöyledir:

 

“Milet Senatosu

 

24 Nisan’da anýlacak olan 90. yýldönümü münasebetiyle Ermeni soykýrýmýnýn kurbanlarýna saygýlarýný sunar, Arjantin’deki Ermeni Toplumunun Nisan ayý süresince ülkemizde yapacaðý anma etkinliklerine katýlýr.

 

Türk devleti tarafýndan 1915 ilâ 1923 yýllarý arasýnda Ermeni halkýna karþý uygulanmýþ olan soykýrýmý kurbanlarý aileleriyle dayanýþmasýný ifade eder

 

Türkiye Hükümetinin çeþitli makamlarý tarafýndan belgelenmiþ, aksi

söylenemez olaylarýn sistemli bir þekilde inkar edilmesini kýnar”

 

 

 

Dýþiþleri Bakanlýðýnýn 5 Mayýs 2005 tarihli açýklamasý aþaðýdadýr[75].

“Arjantin Senatosu’nun  20 Nisan 2005 tarihinde kabul ettiði bir açýklamayla, Türkiye’yi 1915–1923 yýllarý arasýnda Ermeni halkýna  karþý  soykýrým yapmakla itham etmesini  kýnýyor ve reddediyoruz.

Arjantin makamlarýna, bu yönde bir giriþimin yanlýþlýðý önceden anlatýlmýþ ve yaratacaðý sakýncalar, en üst düzeylerde, defalarca izah edilmiþtir. Bu giriþimlerimize raðmen Arjantin Senatosu’nun, siyasi çýkar amacý güden faaliyetlerin peþine takýlarak, tarihi bilgiden yoksun maddi hatalarla dolu söz konusu açýklamayý kabul etmesinin sorumlu bir davranýþ olmadýðý ortadadýr.

Türkiye, kýsa zaman önce,  1915 yýlýnda Türkler ve Ermeniler arasýnda meydana gelen olaylarýn Türk ve Ermeni tarihçilerden  oluþacak bir komisyon tarafýndan ilgili bütün arþivlerde araþtýrýlarak, varýlan sonuçlarýn uluslararasý kamuoyuna açýklanmasý yönünde bir öneri yapmýþtýr.  Sayýn Baþbakanýmýz  13 Nisan 2005 tarihinde Ermenistan Cumhurbaþkaný  Robert  Koçaryan’a bir mektup göndererek  söz konusu öneriyi resmen iletmiþtir. Cumhurbaþkaný  Koçaryan’ýn 26 Nisan tarihli cevabi mektubunun da tarafýmýzdan olumlu bir bakýþ açýsýyla kapsamlý þekilde deðerlendirilmekte olduðu açýklanmýþtýr.

Türkiye ve Ermenistan arasýndaki iliþkilerin normalleþmesini gerçekten arzulayan  ülkelerin  Türkiye’nin bu iyi niyetli açýlýmýný desteklemeleri  beklenmektedir. Aksine  davranýþ içinde olanlarýn ve bu tür açýklamalara tevessül edenlerin kötü niyetli çabalarýn aleti olmaktan baþka bir amaca hizmet etmedikleri  aþikârdýr. “

 

 

Bu ülkede de küçük ve zengin bir Ermeni azýnlýðý olduðu anlaþýlmaktadýr. sözde Ermeni sorunu hakkýnda karar alan ilk ülkedir.  Uruguay Meclis ve Senatosu 20 Nisan 1965 tarihinde 13.326 sayýlý bir kanunla 24 Nisan’ý “Ermeni þehitlerini Anma Günü” olarak ilan etmiþtir. Kanuna göre, Devlet Radyosu o güne uygun programlar yayýmlayacak ve Ermeni asýllý Uruguaylýlar da o gün iþe gitmeyebileceklerdir[76].

 

Yaklaþýk kýrk yýl sonra yukarýda deðindiðimiz kanunun hükümleri, iþe gitmeme hususu hariç, 26 Mart 2004 tarihli ve 17.752 sayýlý bir diðer kanunla teyit edilmiþtir[77].

 

Son olarak Uruguay Temsilciler Meclisi, 3 Mayýs 2005 tarihinde bir karar alarak “Ermeni ulusunun soykýrým günü olan” 24 Nisan’ýn “ Her Türlü Soykýrýmýn Kýnanmasý ve Reddi” günü olarak ilân edilmesi için Birleþmiþ Milletler’e gerekli giriþimin yapýlmasýnýn Uruguay Dýþiþleri Bakanlýðýndan istemiþtir[78]. ’ýn bu giriþiminin baþarýlý olma þansýnýn fazla olmadýðýný, Birleþmiþ Milletler’in günün birinde soykýrýmlarýn kýnanmasý için bir gün saptayacaksa bunun için temel olarak Yahudi soykýrýmýný alacaðýný þimdiden söyleyebiliriz. Herhalde bu farkedilmiþ olmalý ki Uruguay Parlamentosu’nun Ermeni asýllý milletvekili Lilian Keþiþyan Avrupa Birliði(‘)ni Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasýný Türkiye’den istemeye davet eden bir imza kampanyasý baþlatmýþtýr. Ayný kampanya Arjantin, Brezilya ve Paraguay’da da düzenlenmektedir[79].

 

 

IV. ERMENÝ SOYKIRIM ÝDDÝALARINI KABUL EDEN RESMÝ KÝÞÝLER

VE BAZI KURULUÞLAR

 

 

Ýncelediðimiz dönem içinde bazý ülkelerin üst düzey resmi kiþileri Ermeni soykýrým iddiasýný tanýyan beyanlarda bulunmuþlardýr. Ancak bu beyanlarýn ilgili devletin parlamento veya hükümeti gibi organlarý tarafýndan teyit edilmemesi beyanlara kiþisel bir nitelik vermiþtir. Ancak bu beyanlara karþý çýkýlmamýþ olmasý da o ülkelerin gelecekte, uygun koþullarda, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyabileceklerinin iþaretini oluþturmuþtur. Diðer yandan bazý resmi kiþiler, Ermenistan’ý ziyaretleri sýrasýnda kendilerinden istenmesine raðmen, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan beyanlar vermekten kaçýnmýþlardýr. Aþaðýda bu dönem içinde Ermeni iddialarýný tanýyan ve tanýmaktan kaçýnan kiþiler hakkýnda bilgi verilmektedir.

 

Muhammed Hatemi

 

Ýran Cumhurbaþkaný Muhammed Hatemi Eylül 2004 ayýnda Ermenistan’a yaptýðý resmi ziyaret sýrasýnda Erivan’daki soykýrým anýtýný ziyaret ederek bir çelenk koymuþ ve saygý duruþunda bulunmuþtur[80].

 

Son dönemde, özellikle Büyük Orta Doðu projesinin ortaya atýlmasýndan ve ABD’nin Gürcistan ve Azerbaycan ile iyi iliþkiler kurmasýndan sonra Ýran’ýn Ermenistan’a yakýnlaþma siyaseti güttüðü gözlemlenmiþtir. Hatemi’nin Ermenistan ziyaretini ve soykýrým anýtýna gitmesini bu çerçevede deðerlendirmek doðru olacaktýr. Buna karþýlýk Hatemi’nin soykýrýmý anýtýna gitmesinin Türkiye’de hoþnutsuzluk yaratacaðýný dikkate almadýðý da görülmektedir.

 

Georgi Pýrnavov

 

          Bulgaristan Cumhurbaþkaný Georgi Pýrnanov 6 Ekim 2004 tarihinde, Ermenistan’ý ziyareti sýrasýnda, Eþi ile birlikte soykýrým anýtýna giderek bir çelenk koymuþ, ve “soykýrým kurbanlarý anýsýna bir aðaç dikmiþtir. Pýrnanov, bir gazetecinin Bulgaristan’ýn Ermeni”soykýrýmýný” tanýma olasýlýðý hakkýnda bir sorusuna cevap olarak Bulgaristan’ýn 1915 yýlýnda sýnýrlarýný Ermeni sýðýnmacýlara açtýðý, onlara her türlü hakký tanýdýðý ve bu gün de Bulgaristan’daki Ermeni toplumunun iyi koþullar içinde yaþadýðý cevabýný vermiþtir[81].

 

          Bulgaristan Cumhurbaþkaný’nýn, soykýrým iddia ve ithamlarý karþýsýnda Türkiye’nin hassasiyetini bilmemesi mümkün deðildir. Ancak Bulgar yetkililerinin, NATO üyeliði gerçekleþtikten sonra,  Türkiye’ye daha az önem verdikleri de görülmektedir.  Avrupa Birliði’ne tam üye olmasýndan sonra Bulgaristan’ýn sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasý beklenebilir.

 

               

            Arnold Ruutel

 

          Estonya Cumhurbaþkaný Arnold Ruutel Kasým 2004 ayýnda Ermenistan’ý ziyareti sýrasýnda Erivan Üniversitesi’nde öðrencilerle yaptýðý görüþmede,  Türkiye’de 1915 yýlýnda yapýlmýþ olan Ermeni soykýrýmý hakkýnda ne düþündüðü hakkýndaki bir soruya “ Ermeni halkýna karþý yapýlmýþ olan haksýzlýðýn tanýnmasý ve kýnanmasý doðrudur” cevabýný vermiþtir.

 

          Diðer Estonyalý siyaset adamlarýnýn neden daha önce bu tanýmayý yapmadýklarý hakkýnda bir gazetecinin sorusuna ise AB’ye katýlma öncesinde Estonya’da gergin bir durum olduðunu ve diðer krizlere karýþmamak istendiði ancak þimdi (AB üyesi olduktan sonra) Estonya’nýn saðlam zemine bastýðýný ve tutumu hakkýnda açýk beyanlarda bulunacak gücü olduðunu ifade etmiþtir. “Avrupa Birliði Ermenistan’a ne verebilir?”  þeklindeki diðer bir soruya ise Ruutel, belki AB aracýlýðýyla Estonya’nýn Türkiye-Ermenistan iliþkilerini yeni bir baþlangýç yapacak düzeye çýkarabileceðini, böylelikle eski kinlerin kaybolup yerini toplumlarýn amaçladýðý temel deðerlere býrakabileceðini ve sýnýr ve arazi konusunda daha spesifik anlaþmalara varýlabileceðini söylemiþtir[82].

 

          Estonya Cumhurbaþkaný’nýn Türkiye-Ermenistan iliþkilerinin düzelmesi için ülkesine vermek istediði rol þüphesiz çok iddialýdýr. Bu arada Arnold Ruutel’in sýnýr ve arazi konularýný da anlaþmazlýklar arasýnda görmesi ve bu konularda anlaþmaya varýlmasý gerektiðini söylemesi dikkat çekmektedir.

 

          Estonya Cumhurbaþkaný’nýn Ermeni iddialarýný açýkça benimsemesine karþýn Estonya Parlamentosu bu konuda, þimdilik,  sessiz kalmýþtýr. Estonya Dýþiþleri Bakanlýðý da bir beyanda bulunmamýþtýr. Bu tutum Türkiye’nin Estonya’nýn NATO’ya üye olmasý için çok çaba sarf etmiþ bulunmasýnýn bir sonucu olabilir. Bu üyelik tahakkuk ettiðine göre artýk Estonya’nýn Türkiye’ye ihtiyacý kalmamýþtýr;  buna karþýn Türkiye, AB üyeliði için, bu örgüt üyesi tüm devletler gibi, Estonya’nýn da desteðini istemektedir. Koþullarýn deðiþmiþ olmasýnýn Estonya’nýn Ermeni “soykýrýmý”ný tanýmasý sonucunu verip vermeyeceðini zaman gösterecektir.

 

          Estonya, Ermeni soykýrým iddialarýna neden bu kadar ilgi göstermektedir? Bir kaynaða göre[83] Estonya, Sovyetler Birliði zamanýnda gördüðü þiddet nedeniyle, kendini insanlýða karþý tüm suçlarla mücadele etmek ve insan haklarýný korumak manevi yükümlülüðü altýnda hissetmektedir. Diðer yandan Estonya, Sovyetler Birliði döneminde maruz kaldýðý muamele için Rusya’nýn af dilemesini beklemektedir.  Bu düþünceye göre Belçika ve Hollanda’nýn Nazi iþgaline tepki olarak,  Polonya ve Slovakya’nýn ise hem Nazi hem de Sovyet iþgaline tepki olarak, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kararlar almýþ olabilirler. Ancak bu taktirde Belçika ve Hollanda’nýn neden kendi sömürgeci dönemlerini, Slovakya’nýn da neden kendi vatandaþý Yahudileri imha etmiþ olduðunu sorgulamadýklarý açýklanamamaktadýr. Diðer yandan bu ülkelerin neden sadece Ermeniler hakkýnda kararlar aldýklarý, neden Bosna, , Darfur olaylarýna Ermeniler kadar ilgi göstermedikleri de anlaþýlmamaktadýr.

 

          Sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda alýnan kararlarýn altýnda, mutlaka, Türkiye ve Türklere karþý Müslüman olmalarýndan, Osmanlý döneminde bazý Hýristiyan halklarý asýrlarca idare etmiþ bulunmalarýndan, bütün tertiplere raðmen I. Dünya Savaþý sonrasýnda milli bir devlet kurmuþ olmalarýndan ve günümüzde de tekrar büyük bir devlet haline gelme potansiyeline sahip bulunmalarýndan gelen bir husumet vardýr. Bu husumet Türkiye’nin Avrupa Birliði’ne tam üye olasýlýðý belirince artmýþ ve sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kararlar birbirini takip etmiþtir.

 

 

 

          Gedeminas Kirkilas

 

          Litvanya Savunma Bakaný Gedeminas Kirkilas Nisan 2005 ayý içinde Ermenistan’a yaptýðý ziyaret sýrasýnda Erivan’daki soykýrým anýtýný da ziyaret etmiþtir.  Bakan, soykýrýmlarýn kýnanmasý ve tekrar soykýrým olmamasý için önlem alýnmasý gerektiðini belirtmiþ, halen Litvanya’da Ermeni soykýrýmýnýn tanýmasý için resmi bir teklif olmamakla beraber,  kendisinin Litvanya’nýn bu tanýmanýn yapýlmasýn doðru olacaðýna inandýðýný söylemiþtir[84].

 

          Ýncelediðimiz dönem içimde iki meþhur þahsiyet, kendilerinden istenmesine veya beklenmesine raðmen sözde Ermeni soykýrýmýný tanýdýklarýný söylemekten kaçýnmýþlardýr. Bunlar NATO Genel Sekreteri Yaap de Hoop Scheffer ile Avrupa Komisyonu’nun eski Baþkaný Romano Prodi’dir.

 

Kasým 2004 ayýnda Ermenistan’ý ziyareti sýrasýnda düzenlediði basýn toplantýsýnda NATO Genel Sekreteri Yaap de Hoop Scheffer’e Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasý ve Ermenistan ile diplomatik iliþki kurmasý için NATO’nun Türkiye’ye baský yapýp yapmayacaðý sorulmuþtur.  Hemen söyleyelim ki Ermeni gazetecileri, kiþinin göreviyle ilgili olsun veya olmasýn,  Ermenistan’ý ziyaret eden her devlet adamýna bu mealde soru yöneltmektedirler. Ermeni protokolü de ziyaretçileri soykýrým anýtýna götürmek için her türlü çabayý göstermektedir.

 

NATO Genel Sekreteri bu soruya, NATO’nun Türkiye’ye herhangi bir baský yapmayacaðýný, NATO’nun kinden kaynaklanan ve ýrkçýlýktan esinlenen her konudan uzak durduðunu ve Türkiye ile NATO arasýnda yakýn iliþkiler bulunduðunu belirterek cevaplamýþtýr[85].

 

Ermenistan basýnýnda çýkan haberlere göre[86] Avrupa Komisyonu’nun eski Baþkaný Romano Prodi 2004 Eylül ayýnda Ermenistan’a yaptýðý ziyaret sýrasýnda Türkiye’nin Ermeni soykýrýmýný tanýmasýnýn ve Ermenistan ile olan sýnýrýný açmasýnýn da Avrupa Birliði üyeliði için ön koþul olmasý gerektiðini söylemiþtir.

 

          Avrupa Komisyonu Sözcüsü Marco Vignudelli ziyaretten sonra Brüksel’de yaptýðý bir açýklamada Prodi’nin bu ifadelerde bulunmadýðýný, aksine, sýnýrlar konusunda, bu durumun Türkiye’nin AB üyeliði için bir ön koþul olmadýðýný belirttiðini ve sýnýrýn Ankara ile Erivan arasýnda diyalog yoluyla açýlmasý gerektiðini söylediðini vurgulamýþtýr[87].

 

          Ermeni iddialarýnýn bazý uluslararasý ve yerel kuruluþlar ile yerel meclisler tarafýndan da kabul edildiði görülmüþtür.

 

          Bunlarýn baþýnda Dünya Kiliseler Birliði (World Council of Churches) gelmektedir. Protestan ve Ortodoks kiliselerini içeren ancak Katolik Kilisesinin dahil olmadýðý bu dini kuruluþun daha 1983 yýlýnda aldýðý bir kararda “Türkiye’de asrýn baþýnda bir buçuk milyon Ermenininkatli ve yarým milyonun da sürülmesi” olayý hakkýnda Dünya toplumunun sessizliðinden ve tarihi gerçeklerin bilinçli bir þekilde inkarýndan bahsedilmiþtir.   Dünya Kiliseler Konseyi bu konudaki endiþelerini Birleþmiþ Milletler Ýnsan Haklarý Komisyonuna bildirmiþtir. Ýzleyen yýllarda Dünya Kiliseler Birliði benzer beyanlarda bulunmaya devam etmiþtir.  Sözde soykýrýmýn 90. yýldönümü vesilesiyle bir bildiri yayýnlayan Birlik, Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasý ve Türkiye’nin tarihinin karanlýk bölümüyle yüzleþmesi gereðini birçok kez ifade ettiðini hatýrlattýktan sonra, üye tüm kiliselerden 24 Nisan Pazar gününü Ermeni soykýrýmýný anma günü olarak kabul etmeleri istenmiþtir[88].

 

          Amerika’daki Yahudi Savunma Birliði (Jewish Defense Ligue ) de sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kuruluþlara katýlmýþtýr[89]. Bu Birlik, ABD’de Ýsrail ve Yahudi çýkarlarý için çalýþan tanýnmýþ bir kuruluþtur. 1989 yýlýnda Amerika’daki Ýbrani Kuruluþlarý Birliði ( Union of American Hebrew Congerations) adýndaki diðer bir yahudi kuruluþu da Ermeni soykýrým iddialarýný kabul etmiþti.

 

          Her iki kuruluþ da önemli olmakla beraber, ABD’deki Yahudilerin tümünü temsil etmemektedir. Aksi görüþte olan ve Kongre’nin soykýrým iddialarýný kabul etmemesine çalýþan Yahudi kuruluþlarý da vardýr. Diðer yandan Ýsrail Hükümeti‘nin Yahudi soykýrýmýnýn benzeri olmadýðý noktasýndan hareketle Ermeni soykýrýmý kavramýný kabul etmeyen tutumuna karþýlýk, Küdüs’deki Holokost ve Soykýrým Enstitüsü Ýcra Direktörü Ýsrael Charny ve onun etrafýnda oluþan bir grup, sözde Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasý için faaliyet göstermektedir. Ýsrail basýný da genelde onlarý desteklemektedir.

 

          Bu yýl ABD’nin Kansas Eyaleti de Ermeni Soykýrýmý iddialarýný kabul eden bir karar almýþtýr[90].  Böylelikle bu iddialarý kabul eden eyaletlerin sayýsý 38’e yükselmiþtir. Bunlarýn listesini dipnotta veriyoruz[91]. Amerikan Eyaletlerinin, seçmenlerin bir kýsmý isterse ve ayný sayýda itiraz eden çýkmazsa, , herhangi bir araþtýrma yapmadan, bu gibi kararlarý alabildiði görülmektedir. Diðer yandan Amerikan eyaletlerinin bu tür kararlarýnýn ne Amerikan hükümetini ne de Kongreyi hukuken baðlamadýðýný belirtmekte yarar vardýr.  Buna karþýn söz konusu eyaletlerin sayýsýn artmasý Amerikan kamuoyunu Ermeni görüþleri lehinde etkilemektedir.

 

          Ukrayna’ya baðlý Kýrým Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu da 19 Mayýs 2005 tarihinde Ermeni soykýrýmý iddialarýný benimseyen bir karar almýþtýr[92].

 

Avustralya’da ilk kez sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan bir karar kabul etmiþtir. Ryde City Meclisi, üyesi Sarkis Yedelian’ýn teklifi üzerine, 1915–1922 yýllarý arasýnda Osmanlý Hükümeti tarafýndan Ermenilere uygulanan soykýrýmýný tanýdýðýný ve her yýlýn 24 Nisan gününü Ermeni soykýrýmýný anma günü olarak kabul ettiðini belirten bir karar almýþtýr[93].

 

 

V. ERMENÝ SOYKIRIM ÝDDÝALARI HAKKINDA BAZI ÜLKELERDE GELÝÞMELER  (ABD, FRANSA, BELÇÝKA VE ALMANYA)

 

 

Amerika Birleþik Devletleri

 

Sözde Ermeni soykýrýmýnýn 90. yýl dönümü olmasý Baþkan Bush’un bu yýl 24 Nisan’da yayýnlayacaðý mesaja daha büyük önem verilmesine neden oldu. Diðer yandan Türkiye’de bazý kiþilerin Amerika aleyhindeki tutum ve beyanlarýnýn Vaþington’da yarattýðý memnuniyetsizlik Ermeni çevrelerine Baþkanýn bu yýl “soykýrým” sözcüðünü kullanabileceði ümidini vermiþtir.  220 kadar Kongre üyesi Baþkan Bush’a bir mektup göndererek bu yolda hareket etmesini istediklerini bildirdiler. Geçen yýl bu rakam 191 idi.  Amerikan Kongresinde 550 Temsilciler Meclisi üyesi ve 100 senatör vardýr. Bu yýl Ermeniler lehine giriþimde bulunanlarýn sayýsý rekor teþkil etmekle beraber Temsilciler Meclis ve Senato üyeleri toplamýnýn 1/3 kadardýr. Diðer bir deyimle Baþkan Bush’u etkileyecek bir rakama bu yýl da ulaþýlamamýþtýr.

 

          Baþkan 24 Nisan’da yayýnlanan mesajýnda “soykýrým” kelimesini kullanmamýþ, ayrýca geçen yýl mesajýnda yer alan ve tamamen yok etmek, ortadan kaldýrmak anlamýna gelen[94] “annihilation” kelimesine  de bu kez mesajýnda  yer vermemiþtir.. Baþkan bu yýl olaylarý tanýmlamak için “en dehþetli trajedi”, “kitle halinde öldürme”, “korkunç olay” gibi deyimlerden yararlanmýþtýr.  Ayrýca Ermenilerin soykýrým için kullandýklarý “Metz yegern” deyimini karþýlamak için de büyük felaket sözcüklerini kullandýðý görülmüþtür. Kýsaca Baþkan Bush Türkiye’yi gücendirmemek için “soykýrým” dememiþ ancak bu kavramý çaðrýþtýracak baþka sözcükler yoluyla Ermenileri de memnun etmeye çalýþmýþtýr.  Türkiye ve Ermenistan hükümetleri bu mesaja bir tepki göstermemiþtir.

 

          “Soykýrým” sözcüðünün kullanýlmamasý Türk basýnýnda olumlu bir geliþme olarak karþýlandý. Ermenistan basýnýnda ise ölçülü bir düþ kýrýklýðý yaþandýðý görüldü. Buna karþýn ABD’deki en büyük Ermeni örgütü olan Taþnak Ermeni Milli Komitesi Ýcra Direktörü Aram Hamparyan ABD Baþkanýnýn mesajýný “Türk hükümetinin insanlýða karþý bir suçu inkâr etme hususundaki utanç verici politikasýna devam etmesine” yardým ettiðini ileri sürdü[95]. Daha ýlýmlý Ermenileri temsil eden Amerika Ermeni Asamblesi Ýcra Direktörü Byan Ardouny ise Baþkanýn Ermenilerin ortadan kaldýrýlmasý giriþimini nitelendirmek için kullandýðý deyimlerden büyük memnuniyetsizlik duyduklarýný, Baþkanýn bu þekilde kaçamaklý deyimler kullanmasýnýn sadece Türkiye’de, devlet tarafýndan desteklenen,  soykýrýmýný inkâr etmek politikasýna hizmet ettiðini ileri sürdü[96].

 

Daha önceki mesajlarýnda olduðu gibi baþkan Bush bu yýl da mesajýnda Ermenistan’ý övdü ve teröre karþý savaþa katkýlarýndan ve demokratik ve barýþçý bir Irak kurulmasý için gayretlerinden dolayý Ermenistan’a þükran duyduklarýný ifade etti. Ancak Ermenistan’ýn teröre karþý ne gibi bir katkýda bulunmuþ olduðunu bilen çýkmadý. Ermenistan, Irak’a doktor ve mühendislerden oluþan 46 kiþilik bir grup göndermiþtir[97]. Bu küçük grubun demokratik ve barýþçý bir Irak kurulmasýna ne gibi katkýsý olabileceðini anlamak da mümkün olamadý.

 

Baþkan Bush mesajýnda Türkiye-Ermenistan sorunlarýyla ilgili olarak bilimsel çalýþmalara da deðindi.   Bu çerçevede önce XX. Asrýn baþýndaki tarihi olaylarý dürüstlük ve duyarlýlýkla incelemeye çalýþan, Türkiye’deki ve Ermenistan’daki kiþilere taktirlerini bildirdi. Bu kiþilerin kim olduðu da belli deðildir. Ermenistan ile Türkiye arasýnda tarih incelemeler alanýnda tek faaliyet, Viyana’daki Türk—Ermeni Platformu’dur. Ancak, yukarýda deðindiðimiz gibi, Ermeni tarihçilerin katýlmamasý üzerine bu platformun çalýþmalarý durmuþtur. Baþkan Bush’un taktirlerini ifade etmesini bu tür faaliyetleri tasvip ettiði þeklinde anlamak mümkündür.

 

Ýkinci olarak Baþkan Bush Geçici Adalet Uluslararasý Merkezi’nin (International Center for Transitional Justice, ICTJ) hazýrladýðý raporun son sözü söylemese de uzlaþmaya doðru kayda deðer bir adým oluþturduðunu belirtmiþtir.  ICTJ Amerika’da özel bir hukuk incelemeleri kuruluþudur. Türk-Ermeni Barýþma Komisyonu 1948 tarihli BM Soykýrým Sözleþmesinin 1915 olaylarýna uygulanýp uygulanmayacaðýný ICTJ’ye sormuþtu. ICTJ tarafýndan bu konuda hazýrlanan raporda 1948 Sözleþmesinin geriye dönük uygulanamayacaðý, bu nedenle de Türkiye’den tazminat ve toprak talep edilemeyeceði bildirilmiþti. Diðer yandan ICTJ kendisine sorulmamýþ bir soruya raporda cevap vererek, BM Sözleþmesi geriye dönük olarak uygulansaydý 1915 tehcirinin soykýrým olacaðýný görüþünü ileri sürmüþtü. ICTJ’nin raporu, sonunda, Barýþma Komisyonunun ne Türk ne de Ermeni üyelerini tatmin etmiþti.  Bu özel kuruluþun raporu baðlayýcý olmadýðýndan ve o tarihten sonra da Komisyon daðýlma sürecine girdiðinden konu unutulmuþtu.

 

ABD Baþkaný bu hemen hiç tanýnmayan hukuk kuruluþunun raporuna neden atýfta bulunmuþtur? Akla gelen bu raporda yer alan formülün, diðer bir deyimle 1915 olaylarýnýn soykýrým olarak kabul edilmesinin ancak bu olaylar nedeniyle Türkiye’den toprak ve tazminat istenmemesinin Amerikan hükümetince Türkiye ve Ermenistan’ýn barýþmasýný saðlayacak bir formül olarak görülmesidir. Ermenistan’ýn böyle bir çözüme taraf olmasý olasýdýr. Ancak Taþnaklarýn hakim olduðu Ermeni Diasporasý tazminat ve toprak taleplerinde ýsrarlýdýr.  Türkiye ise soykýrým iddialarýný kesinlikle reddettiðinden bu formülün kabul edilme þansý yoktur.

 

Baþkan Bush’un mesajýnda diðer önemli bir nokta Baþbakan Erdoðan’ýn Türk- Ermeni ortak Komisyonu kurulmasý önerisinin iki ülke arasýnda uzlaþma sürecini ilerletebileceðine dair ifadeleridir. Ancak Baþbakan tarihi incelemeler için bir komisyon önermiþken Baþkan Bush, Ermeni görüþlerine daha uygun bir þekilde, bu komisyonun görevlerini belirlememek suretiyle her konunun görüþülmesine kapýyý açýk tutmuþtur.

 

ABD’nin yeni Dýþiþleri Bakaný Bayan Condolezza Rice’ýn Ermeni sorununa bakýþý televizyonuna verdiði bir mülakatta sonrasýnda açýklýk kazanmýþtýr[98]. Bayan Rice,  Türkiye ile Ermenistan arasýndaki anlaþmazlýðýn çözümlenmesi için ne yapýlabileceði hakkýndaki bir soruya, bu konuda zor bir tarihi geçmiþ olduðunu bildiðini ancak þimdi aradan çok zaman geçtiðini, demokratik ve ekonomik geliþmeyi ve istikrar ihtiyacýný dikkate alarak taraflarý, aralarýndaki sorunlara çözüm bulmaya teþvik ettiklerini söylemiþtir. Görüldüðü üzere bayan Rice geçmiþe deðil geleceðe bakýlmasýna taraftardýr; bu ise Ermenilerin soykýrým iddialarýndan yararlanmak politikalarýna ters düþmektedir.

 

Amerikan Kongresindeki Ermeni “Caucus”ünün[99] eþ baþkanlarý olan Frank Pallone ile Joe Knollenberg ve daima Ermeni çýkarlarý doðrultusunda çalýþan George Radanovich ve Adam Sciff ile elli kadar diðer Kongre üyesinin de katýlýmýyla, 14 Haziran 2005 tarihinde, Temsilciler Meclisi’ne “Ermeni Soykýrýmý konusunda Birleþik Devletler‘in Gerçekleþtirdiklerinin Teyidi”[100] baþlýðýný taþýyan bir karar tasarýsý sunmuþlardýr. Tasarý sahipleri bu metnin 1999 yýlýnda Kongreye sunulan metne benzer olduðunu belirtmiþlerdir[101].  1999 yýlý tasarýsý komisyonlardan geçmiþ ve 2000 yýlý Ekim ayýnda, Temsilciler Meclisi‘nde kabul edileceði bir sýrada, zamanýn ABD Baþkaný Bill Clinton’un yazýlý bir talebi üzerine, gündemden çýkarýlmýþtý.

 

          Yeni tasarýda, “Tespit” baþlýðý altýnda Ermeni “soykýrýmý” konusunda ABD’nin geçmiþten günümüze yaptýklarýný gösteren 30 madde vardýr. Bunlarý açýklamaya yerimiz müsait deðildir. Ancak birinci maddenin Ermeni soykýrýmýnýn 1915–1923 yýllarýnda Osmanlý Ýmparatorluðu‘nca yapýldýðýný, yaklaþýk 2 milyon Ermeninin sürgüne gönderildiðini, bunun 1,5 milyonunun öldüðünü geri kalan 500 bin kiþinin evlerinden atýldýðýný böylece Ermenilerin tarihi topraklarýndaki 2500 yýllýk varlýklarýna son verildiðini ifade ettiðini belirtmek yeter bir fikir vermektedir.

 

          Tasarýnýn iþlem bölümünde, özetle, Birleþik Devletler dýþ politikasýnýn Ermeni soykýrýmýný ve genel olarak insan haklarý, etnik temizlik ve soykýrým konularýný anlayýþ ve duyarlýlýkla ele almasý ve ABD baþkanýnýn her yýl 24 Nisan’da yayýnladýðý mesajda soykýrým sözcüðünü kullanmasý hususlarý yer almaktadýr.

 

          Görüldüðü gibi bu tasarýnýn amacý Ermeni “soykýrýmýný” resmen ABD’ye kabul ettirmektir. Ancak “soykýrýmýn ” tanýnmasýna bir tür devamlýlýk verebilmek için Amerikan Dýþiþlerinin bu konu ile “anlayýþ ve duyarlýlýkla” meþgul olmasý diðer yandan Baþkanýn her yýl yayýnladýðý mesajda soykýrým sözcüðünü kullanmasý istenmektedir.

 

Bu tasarýnýn kabul edilme þansý var mýdýr? Cumhuriyetçilerin kontrol ettiði bir Kongrede, Baþkan Bush istemediði taktirde, bu tasarýnýn kabulü þansýnýn olmadýðý görülmektedir. Baþkan Bush’un ise tutumunu, Türk-Amerikan iliþkilerine göre, diðer bir deyimle Amerika‘nýn Türkiye‘den olan taleplerinin gerçekleþmesini dikkate alarak, tayin edeceði düþünülmektedir.

 

 

Fransa

 

Dergimizin geçen sayýsýnda Fransa’nýn tutumunu ayrýntýlý olarak açýklamýþtýk[102]. Kýsaca anýmsatmak gerekirse Fransýz Ermenileri,  Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne katýlým müzakerelerine baþlamadan sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasý ve Ermenistan ile sýnýrlarýný açmasý için yoðun çaba harcamýþtýr. Fransa’da yapýlan kamuoyu araþtýrmalarý Fransýzlarýn çoðunluðunun Türkiye’nin AB üyesi olmasýna karþý olduðunu göstermektedir. Burada dikkati çeken husus bu karþýtlýðýn, esas itibariyle, Türklerin “Avrupalý” olmamasýndan (veya Müslüman olmalarýndan) ileri gelmesidir. Diasaporanýn yoðun propagandasýna raðmen, soykýrým iddialarý bu karþýtlýk olgusu içinde geri planda yer almýþtýr.

 

Fransýz siyasi partileri de bu durumdan etkilenmiþlerdir. Sað ve merkez partileri Türkiye’nin AB üyeliðine karþý çýkarken Sosyalist Parti, ilke olarak, bu üyeliðe taraftar olmayý sürdürmüþ, ancak bu üyeliðin gerçekleþmesini insan haklarýnda, demokrasi uygulamalarýnda ve Ermeni “soykýrýmý” konusunda ilerlemelere baðlamýþtýr[103]. Türkiye “soykýrým” iddialarýný kabul etmediðine göre, aslýnda Sosyalistleri de Türkiye’nin AB üyeliðine muhalif olarak görmek doðru olacaktýr.

 

Fransýz Hükümeti, Mecliste kendisini destekleyen siyasi partilere raðmen Türkiye’nin AB üyeliðini desteklemiþtir. Bunda Baþkan Chirac’ýn etkisi olduðu, Baþkanýn AB zirve toplantýlarýnda Türkiye hakkýnda alýnmýþ olan kararlardan vazgeçmenin mümkün olmadýðýný düþündüðü anlaþýlmaktadýr. Ancak, Türkiye’nin AB üyeliði karþýtlýðý Fransa’da o kadar yaygýn hale gelmiþtir ki Fransýz Hükümeti 17 Aralýk zirve toplantýsýnda Türkiye’ye tam üyelik deðil, özel bir statü verilmesi için uðraþmýþ, bu saðlanamayýnca müzakerelerin ucunun açýk olmasý, diðer bir deyimle, müzakerelerin mutlaka tam üyelikle bitmemesi koþuluyla, Türkiye ile müzakerelere baþlanmasýný onaylamýþtýr.   Diðer taraftan Fransýz Hükümeti, Avrupa Anayasasý için yapýlacak referandumu tehlikeye atmamak için, 2007’den sonra Avrupa Birliði‘ne girecek ülkelerin adaylýðýnýn referanduma sunulmasý için Fransýz Anayasasý‘nda deðiþiklik yapmýþtýr.

 

Fransýz hükümetinin Türkiye’nin AB üyeliði hakkýndaki bu tutumu Ermeni sorununa iliþkin tutumunu da etkilemiþtir. Endüstriden sorumlu Bakan olan Patrick Devedjian, verdiði bir beyanatta Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne üye olabilmesi için “soykýrýmý” tanýmasý gerektiðini tekrarlamýþtýr[104].  Dýþiþleri Bakaný Michel Barnier, Avrupa Zirvesinden bir kaç gün önce,  13 Aralýkta,  Fransa’nýn Türkiye ile yapýlacak müzakereler sýrasýnda “ 20. asrýn baþlarýnda yüz binlerce Ermeni’yi etkileyen trajediyi tanýmasýný Türkiye’den isteyeceðini” söylemiþ ve son elli yýldýr Avrupa’nýn birleþmesi projesinin barýþma fikrine dayandýðýný vurgulayarak Fransýz-Alman barýþmasýný örnek göstermiþtir. Barnier, Türkiye’nin zamaný gelince kendi tarihiyle bir hafýza çalýþmasý yaparak bu trajediyi tanýmasý gerektiðini de söylemiþtir[105]. Bir Türk kaynaðý  “soykýrýmýn” tanýnmasýnýn görüþmelerin baþlamasý için Fransa’nýn koyduðu bir þart olmadýðýný ve hukuki açýdan bunun mümkün olmadýðýný Fransýz Dýþiþleri Bakanýnýn belirttiðini yazmýþtýr[106]. Bundan Ermeni “soykýrýmý” Kopenhag kriterleri arasýnda yer almadýðý için Fransa’nýn bu konuda AB’de bir kararý aldýramadýðýný, buna karþýn Türkiye’yle yapýlacak müzakerelerde Ermeni soykýrýmý iddialarýný tanýmasýný Türkiye’den tek taraflý isteyeceði anlaþýlmaktadýr. Bu husus Türkiye’nin tam üyeliðinin Fransa’da referanduma sunulmasý ile birlikte düþünüldüðünde Türkiye’nin AB üyeliðiadeta imkânsýz hale gelmektedir.

 

Ermeni diasporasý Fransýz Dýþiþleri Bakanýnýn bu tutumundan memnunluk duymuþ ancak soykýrým sözcüðünü kullanmamasýný ve soykýrým “kurbanlarýnýn sayýsýný az göstermesini tenkit etmiþtir[107]. Michel Barnier hemen ertesi gün tehcir olayý için soykýrýmý sözcüðünü kullanarak bu “kusurunu” telafi etmiþtir[108]. Ayrýca,  Fransýz RTL radyosuna verdiði bir mülakatta Türkiye ile müzakerelerin çok uzun ve çok güç olacaðýný bu müzakereler sýrasýnda, Ermeni soykýrýmý dahil, tüm sorunlarýn masaya getirileceðini ve Türkiye’nin üyeliðinden önce bunlara bir çözüm bulunacaðýný ümit ettiðini söylemiþtir[109].

 

Fransýz Millet Meclisi 21 Aralýk 2005’te Türkiye AB’ye katýlým müzakerelerinin baþlamasý konusunda bir genel görüþme yapmýþtýr. Baþbakan Jean-Pierre Rafarin konuþmasýnda Türkiye’nin demokrasisini güçlendirmesi, trajik Ermeni ve Kürt sorunlarý baþta olmak üzere insan ve azýnlýk haklarýna saygý göstermesi, Yunanistan ile baþlayan barýþmanýn teyit edilmesi ve Kýbrýs sorununun çözümlenmesi gereðine temas etmiþtir[110]. Konuþmasýnda “soykýrým” kelimesini kullanmadýðý için yapýlan itirazlara cevaben de 1915 yýlý Ermeni soykýrýmýndan bahsetmemek gibi bir sorunu olmadýðýný, Fransa’da bu konuda bir kanun bulunduðunu söylemiþtir[111].

 

Baþkan Chirac ise, Türkiye’nin Ermenilerle ilgili hafýza çalýþmasý yapmamasý halinde Fransýzlarýn Türkiye’nin tam üyeliði için yapýlacak referanduma hayýr diyebileceklerini öne sürmüþtür[112].

 

Fransýz Millet Meclis Baþkaný Jean-Louis Debré 2005 Þubat ayý baþýnda Türkiye’yi ziyaret etmiþtir. Bu ziyaretin Fransýz hükümetinin, kamuoyunun baskýsýyla, Türkiye’nin AB üyeliði hakkýndaki olumsuz tutumunun Türkiye’de yarattýðý tepkileri hafifletmek amacýný güttüðü tahmin edilmiþtir. Debré ziyareti sýrasýnda Ermenilerin soykýrým iddialarýnýn uluslararasý bir kuruluþ tarafýndan araþtýrýlmasýný önermiþ ve bu araþtýrmanýn bilim adamlarýnýn da dahil olacaðý BM, NATO veya Avrupa Konseyi gibi kuruluþlarýn temsilcileri ile Ýsviçre’den bir grup tarafýndan yapýlabileceðini söylemiþtir.

 

Debré’nin bu önerisi ne Türkiye’de ne de diðer ülkelerde bir yanký yaratmamýþtýr. Ancak, Baþbakan Erdoðan’ýn Nisan ayýnda, Baþkan Koçaryan’a yaptýðý tarihçiler ve diðer uzmanlardan bir komite kurulmasý önerisi böylece bir destek bulmuþtur. Bu arada Türkiye’nin, Ermeni “soykýrýmýný” tanýmýþ olan Ýsviçre’den bir grubun bu iddialarý incelemesini kabul etmesinin uygun olmayacaðýný, Ermenistan’ýn da üyesi olmadýðý NATO’ya bu konuda görev verilmesini kabul etmesinin beklenmeyeceðini belirtelim.

 

Kanýmýzca Debré’nin önerisinin önemi, Ermeniler sözde soykýrýmýn yeterince kanýtlanmýþ olduðunu iddia ederken Fransýz Meclis Baþkanýn bu iddialarýn araþtýrýlmasýný istemesindedir.

 

24 Þubat 2005 tarihinde, Türkiye-Avrupa Birliði Karma Parlamenter Komisyonu’un Brüksel’de yaptýðý toplantýda Fransýz Millet Vekili Jacques Toubon, Ermeni soykýrýmý iddialarýný gündeme getirerek, bu konuda Avrupa Parlamentosu'nun aldýðý bir karar olduðunu (1987 tarihli karar) söylemiþ ve "Türkiye'nin AB'ye üye olabilmek için Ermeni soykýrýmýný tanýmasý gerektiðini" savunmuþtur. Toubon, ayrýca, Türkiye'nin Sevr Antlaþmasý'ný da kabul etmesini talep etmiþtir. CHP milletvekili Þükrü Elekdað Toubon'a tepki göstererek söylediklerinin kabul edilemez olduðunu belirtmiþtir[113]. Bir Ermeni kaynak ise Toubon’un Sevr Antlaþmasý’dan bahsetmekle beraber kabul edilmesi konusuna deðinmediðini ileri sürmüþtür[114].

 

Yeni Avrupa Anayasasý’nýn Fransa’da referanduma sunulacak olmasý Türkiye’nin AB üyeliðinin yeniden gündeme gelmesine neden olmuþtýur. Fransýz kamuoyunda bu Anayasa’nýn Türkiye’nin AB üyeliðini kolaylaþtýrdýðý þeklinde yanlýþ bir kaný yerleþince Fransýz Ermenilerinin büyük çoðunluðunun Anayasaya olumsuz oy verme eðilimine girmiþlerdir. Bunun üzerine Fransýz hükümeti Ermenileri kazanma giriþimleri baþlatmýþtýr.

 

Ermenistan Devlet Baþkaný Koçaryan Fransa Cumhurbaþkaný Jacques Chirac’ýn daveti üzerine 22 Nisan’da Fransa’yý ziyaret etmiþtir. Chirac ve Koçaryan beraberce Paris’teki Ermeni “soykýrým” anýtýna giderek çelenk koymuþlar ve Fransa’daki tüm Ermeni kuruluþlarý bu törende hazýr bulunmuþtur[115]. Elysée Sarayý sözcüsü Chirac’ýn Koçaryan’la yaptýðý görüþme sýrasýnda Fransýz Cumhurbaþkaný’nýn Türkiye’nin AB üyeliðinin Ankara’nýn Avrupa Birliði deðerlerini paylaþmasýna baðlý olduðunu, diðer yandan bu üyeliðin soykýrým konusunda hatýrlama mecburiyeti getirdiðini söylediðini ifade etmiþtir. Sözcü ayrýca, Chirac’ýn Ermenistan Baþkanýndan Türkiye ile, özellikle soykýrým konusunda, diyaloðu arttýrmalarýný istediðini de ifade etmiþtir[116].

 

Fransýz Dýþiþleri Bakaný Michel Barnier 25 Nisan’da Lüksembourg’da yapýlan Türkiye-Avrupa Birliði Ortaklýk Konseyi toplantýsýnda Ermeni soykýrýmý konusunda bir hafýza çalýþmasý yapmasýnýn Türkiye’ye hatýrlatýlmasýný istemiþtir[117]. Ancak bu konu Ortaklýk Konseyinde gündeme gelmemiþtir.  Dýþiþleri Bakaný Abdullah Gül Ermeni konusunun küçük iç siyasi mülahazalar sebebiyle istismar edildiðini söylemiþtir[118].

 

Referandum tarihi yaklaþýnca Cumhurbaþkaný Chirac pek alýþýlmamýþ bir hareket yaparak Fransa’da Ermeni Kuruluþlarý Koordinasyon Konseyi Baþkaný Ara Toranian’a bir mektup yazmýþ ve Fransa’nýn Ermeni “soykýrýmýný” tanýdýðýný, Türkiye’nin “hatýrlama görevini” yerine getirmesini beklediðini, Türkiye’nin bunun gerekli olduðunu anlayacaðýndan emin olduðunu zira Kopenhag kriterlerinin ruhunun bunu gerektirdiðini bildirmiþtir[119]. Bilindiði gibi Kopenhag kriterleri Ermeni “soykýrýmýný” içermemektedir.  Ancak Fransa Cumhurbaþkaný bu kriterlerin ruhunun bir “hatýrlama görevi” gerektirdiði, diðer bir deyimle Türkiye’nin sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasýný amir olduðu gibi zorlama bir yorumda bulunmuþtur.  Bir kaynaða göre Chirac Ara Toranian’ý Elysée Sarayý‘na davet ederek kendisinden Fransýz Ermenilerinin referandumda “evet” oyu kullanmalarýný istemiþ ancak Toranian bunu kabul etmemiþtir[120]. Diðer yandan Fransa’daki üç Ermeni Partisi (Taþnaklar, Hýnçaklar ve Ramgavarlar) yayýnladýklarý bir bildiride Fransýz Cumhurbaþkanýn mektubundaki ifadelerini taktir ettikleri ancak Cumhurbaþkanýn Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne katýlma müzakerelerinin ertelenmesi konusuna deðinmediðini esefle not ettiklerini bu durumda Ermeni kökenli Fransýzlarýn durumun bilincinde olarak vatandaþlýk görevlerini yerine getireceklerinden emin bulunduklarýný ifade etmiþlerdir[121].  Böylelikle üç Ermeni Partisi, Fransa’daki Ermenilere referandumda “hayýr” oyu kullanmalarýný dolaylý bir þekilde telkin etmiþlerdir.

 

29 Mayýs 2005 tarihinde Avrupa Anayasasý’nýn kabulü için yapýlan referandumda “hayýr” oylarý  % 55 olmuþtur. Fransýzlara “hayýr” dedirten nedenler arasýnda beþinci sýrada, oylarýn %14’üyle Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne giriþi yer almaktadýr[122]. Diðer bir deyimle referandum öncesinde, baþta Ermeniler tarafýndan olmak üzere, Türkiye aleyhinde yoðun bir propaganda kampanyasý yürütülmüþ olmasýna raðmen, Türkiye karþýtlýðý referandum sonuçlarýný nispeten az etkilemiþtir.

 

Bu vesileyle halen Fransa’da tüm Ermeni kuruluþlarýn lideri durumunda olan ve aylýk Les Nouvelles d’Arménie dergisinin yayýncýlýðýný yapan Ara Toranyan’ýn, 1980’li i yýllarda Ermeni terör örgütü ASALA’nýn sözcülüðünü sonra da bir süre liderliðini yaptýðýný hatýrlatalým.

 

Belçika

 

Belçika’da 23 Mart 1995 tarihinde kabul edilen bir kanun, soykýrýmý inkâr eden, küçük gösteren, haklý çýkarmaya çalýþan, soykýrýmý veya insanlýða karþý suçlarý tasvip eden kiþilerin sekiz günden bir yýla kadar hapsini ve yirmi altý avrodan beþ bin avroya kadar para cezasýna çarptýrýlmasýný öngörüyordu. Bir olayýn soykýrým sayýlabilmesi için uluslararasý hukuka göre böyle kabul edilmesi, diðer bir deyimle Birleþmiþ Milletler‘in 1948 tarihli Soykýrým Sözleþmesine uygun olmasý ve uluslararasý bir mahkemenin aldýðý bir kararda soykýrým olarak nitelendirilmesi gerekiyordu. Kanun bu haliyle Yahudi soykýrýmýný kapsýyordu. Belçika Millet Meclisi 21 Nisan 2005 tarihinde bu kanunun kapsamýný geniþleten bazý deðiþiklikler yapmýþ[123] ve tasarý Senato’ya gönderilmiþtir.

 

Yapýlan deðiþiklik, Güvenlik Konseyi‘nin veya Birleþmiþ Milletler Genel Kurulu‘nun veya Belçika veya diðer bir Avrupa Birliði ülkesi mahkemesi tarafýndan verilen kararlar da belirtilen olaylarýn da soykýrým sayýlmasýdýr[124]. Ne var ki, bunlarýn da Ermenilerin soykýrým iddialarýný kapsamadýðý anlaþýlmýþtýr. Zira 1915 tehcirinin soykýrým olduðu hakkýnda Birleþmiþ Milletler Güvenlik Konseyi‘nin, Genel Kurulu‘nun, Belçika’nýn veya diðer bir Avrupa Birliði üyesi ülke mahkemesinin kararý yoktur.  Ermeni çevreleri bu kez Senatoya sunulan metinde deðiþiklik yapýlmasýna çalýþmaya baþlamýþlardýr. Buna göre bir olayýn soykýrým olarak kabul edilmesi Avrupa Parlamentosu‘nun bir kararý ve Avrupa Birliði üyesi bir ülkenin kanunu ile de mümkün olabilecektir[125]. Bilindiði gibi Avrupa Parlamentosu 1987 tarihli kararýyla sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmýþtýr. Fransa ise 30 Ocak 2001 tarihli bir kanunla bu tanýmayý yapmýþtýr.

 

Ancak Senato Adalet komisyonu, uzun süren tartýþmalardan sonra deðiþiklik önerilerini reddetmiþtir. Kanun tasarý Millet Meclisine iade edilmiþtir. Meclisin, ilke olarak, tasarýyý aynen kabul edip tekrar Senatoya göndermek hakký bulunmaktadýr. Ancak, genel kaný 2006 Ekim ayýnda yapýlacak olan yerel seçimlerden önce bu konunun gündeme gelmeyeceði merkezindedir[126].

 

Belçika’da azami 7 bin Ermeniye karþýn, çoðunluðu Belçika uyruðunda 150 bin kadar Türk mevcuttur. Türkler arasýnda bir bakan, bir senatör ve bir milletvekili bulunmaktadýr. Ayrýca yerel yönetimde çok sayýda Türk vardýr[127]. Türklerin Ermenilere göre siyasi aðýrlýðýnýn fazla olmasýnýn Senatonun tasarýyý reddetmesinde rol oynadýðý anlaþýlmaktadýr.

 

Senatoda yapýlan görüþmelerde tasarý aleyhinde konuþanlarýn üzerinde durduðu hususlardan biri de bir olayýn soykýrým olup olmadýðýna parlamentolar gibi siyasi makamlarýn deðil, adlî mercilerin karar vermesi gereðidir. Bu düþünce 1948 tarihli Birleþmiþ Milletler Soykýrým Sözleþmesi‘ne uygundur. Belçika Senatosu‘nun bu mülahazasý diðer Avrupa ülkeleri tarafýndan benimsenirse, bazý parlamentolarýn sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kararlarýnýn hukuki bir deðer taþýmadýðý bir kez daha ortaya konmuþ olacaktýr. 

 

 

 

Almanya

 

Alman Hýristiyan Demokrat Birliði ile Hýristiyan Sosyal Birliði partilerinden oluþan ve kýsaca Hýristiyan Demokratlar olarak adlandýrýlan siyasi oluþum, Ýkinci Dünya Savaþý‘ndan sonra Federal Almanya’nýn kurulmasýnda baþlýca rolü oynamýþtýr. Hýristiyan Demokratlar ayný zamanda savaþ sonrasýnda Türkiye ile Almanya arasýnda her alanda yakýn ve dostane iliþkiler kurulmasýnýn da mimarýdýr. Hýristiyan Demokrat hükümetler Türkiye’ye ve askeri yardým yapmýþ ve Alman ekonomisinin ihtiyacý olan yabancý iþçilerin büyük kýsmýnýn Türkiye’den getirilmesi kararýný da Hýristiyan Demokrat hükümetler almýþtýr.

 

Bu olumlu tablo Sovyetler Birliði‘nin daðýlmasý ve Almanya’nýn birleþmesinden, diðer bir deyimle Avrupa’nýn stratejik alanda Türkiye’ye olan ihtiyacýnýn azalmasýndan sonra, deðiþmeye baþlamýþtýr. Hýristiyan Demokratlar, o zamana kadar pek önem vermedikleri Türk iþçilerinin Almanya’ya entegrasyon sorunlarýný ön plana çýkarmýþlardýr. Ayrýca Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne üye olmasýna karþý çýkmýþlar, ancak Türkiye’nin Avrupa Birliði ile iliþkisinin azalmasýný da sakýncalý gördüklerinden Türkiye’ye “imtiyazlý ortaklýk”  verilmesi fikrini ortaya atmýþlardýr. Bu fikir, Almanya’dan baþka özellikle Fransa’da saðcý partiler tarafýndan desteklenmesine raðmen kabul görmemiþ ve 17 Aralýk 2004 tarihli Avrupa Birliði zirve toplantýsýnda Türkiye ile tam üyelik için müzakerelerin baþlamasýna karar verilmiþtir. Bu karar ayný zamanda, Türkiye’nin üyeliðine açýk destek veren Baþbakan Schröder ile Sosyal Demokratlarýn Hýristiyan Demokratlara karþý bir baþarýsýný oluþturmuþtur.

 

Hýristiyan Demokratlar ise imtiyazlý ortaklýk fikri gerçekleþmeyince baþka bir formül arayýþýna girmiþler ve Türkiye’yi Ermenilerin kýyýmý ile suçlamanýn gelecek parlamento seçimlerinde sosyal Demokratlara oy kaybettirebileceði düþüncesiyle bu konuyu iþlemeye baþlamýþlardýr.

 

Bu arada Almanya’da genellikle sað kesime mensup kiþilerin Yahudi soykýrýmý suçlamalarýndan çok rahatsýz olduðu bilinmektedir. Ne var ki bu suçlamalarý reddetmek mümkün deðildir. Buna karþýn soykýrým Almanlardan önce baþkalarý tarafýndan da iþlenmiþse, bu Almanlarýn suçunun azalmasý þeklinde algýlanabilmektedir. Bu nedenle Almanya’da sað kesimde baþkalarýný soykýrým yapmakla suçlamak eðilimi vardýr.  Hýristiyan Demokratlar Türkiye’yi suçlarken bu kesimden de destek alacaklarýný düþünmüþlerdir.

 

Hýristiyan Demokratlar bu hususlarý dikkate alarak 23 Þubat 2004 tarihinde Alman Parlamentosuna Ermeni sorunu hakkýnda bir karar tasarýsý sunmuþlardýr. Bu tasarý Alman Hükümeti‘nin Ortaðý Yeþiller tarafýndan desteklenmiþ ancak Sosyal Demokratlar karþý çýkmýþtýr. Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde yapýlan seçimleri kaybetmeleri sonucunda Parlamento seçimlerinin yenilenmesi kararý alýnýnca Sosyal Demokratlarýn direniþi azalmýþ ve çabalarý söz konusu tasarýnýn iyileþtirilmesine yönelmiþtir.

 

Partiler arasýnda yapýlan uzun müzakerelerde bazý deðiþiklikler yapýlan tasarý

Alman Parlamentosu’nda 16 Haziran 2005 tarihinde oylama yapýlmadan kabul edilmiþtir. Alýnan kararýn baþlýðý þudur: “1915 Ermenilerin sürgün ve katlinin hatýrlanmasý ve anýlmasý-Almanya, Türkler ve Ermenilerin baþarýsýna katkýda bulunmalýdýr.

 

Alman Parlamentosu‘nun bu kararýnda soykýrým sözcüðü yoktur. Buna karþýn, “Ermenilerin neredeyse tamamen imha edilmeleri”, “Ermenilerin sürülüp yok edilmeleri” gibi deyimler soykýrým kavramýný çaðrýþtýrmaktadýr. Böylelikle Baþkan Bush’un, yukarýda deðindiðimiz, soykýrým sözcüðünü kullanmadan, soykýrýmý anlatmak metodu Alman Parlamentosu tarafýndan da benimsenmiþtir. Kararda soykýrým sözcüðünü kullanýlmamasýnýn nedeninin Almanya’da yaþayan Türklerin sert tepki göstermesinden duyulan endiþe olduðu anlaþýlmaktadýr

 

Karar,  tarihin dürüst bir þekilde ele alýnmasýnýn gerekli olduðunu,  bunun barýþmanýn temelini teþkil ettiðine inanýldýðýný, bu hususun Avrupa hatýrlama kültürü çerçevesinde geçerli olduðunu ve ulusal tarihin karanlýk sayfalarýyla açýk bir þekilde yüzleþilmesinin de buna dahil bulunduðunu ifade etmektedir.  Almanya Avrupa kýtasýnda çeyrek asýrlýk bir dönemde (1914–1839) iki büyük savaþ çýkartmýþ, milyonlarca sivil ve askerin ölmesine neden olmuþ ve ayrýca Yahudilere soykýrým uygulamýþtýr. Sonunda uðradýðý yenilgi o kadar büyük olmuþtur ki, tekrar baðýmsýz bir devlet olarak kabul edilebilmesi için, topraklarýnýn büyük kýsmýndan vazgeçmesi, yýllarca yabancý kuvvetlerin iþgali altýnda kalmasý ve her þeyden önce iþlediði tüm suçlarý kabul etmesi ve tazminat ödemesi gerekmiþtir. Ancak Almanya’nýn bu durumunu diðer ülkeler için örnek teþkil etmemiþtir. Özellikle savaþta yenilmemiþ ülkelerin sömürgeci geçmiþlerini veya tarihlerinin karanlýk sayfalarýný hatýrlamak gibi bir eðilimleri bulunmamaktadýr. Bunun en çarpýcý örneði Fransa’nýn Cezayir’de yaptýðý katliamý ve mezalimi tanýmayý reddetmeleridir.

 

Alman Parlamentosu kararýnda Türkiye’de Osmanlý Ýmparatorluðu‘nda meydana gelen olaylar hakkýnda kapsamlý bir tartýþma sürdürülmesinin hala mümkün olamamasýndan ve Türk tarihinin bu bölümünü ele alan bilim adamlarý ve yazarlarýn cezai takibata maruz kalmalarýndan ve kamuoyu önünde karalanmalarýndan üzüntü duyulduðu bildirilmektedir. Bu ifadelerden kararý kaleme alanlarýn Türkiye’deki durumdan hiç haberdar olmadýklarý görülmektedir. Þu anda Türkiye’de 1915 tehcirinin soykýrým olup olmadýðý hakkýnda yoðun bir tartýþma sürmektedir. Soykýrým taraftarlarýndan hiç biri takibata uðramamýþtýr. Yves Ternon ve Vahank Dadrian gibi soykýrým iddiasýnýn þampiyonu yazarlarýn eserleri baþta olmak üzere, Ermeni görüþlerini yansýtan pek çok kitap Türkiye’de yayýnlanmýþtýr. Ayrýca Almanya’da pek revaçta olan Franz Werfel’in “Musa Daðýnda Kýrk Gün “adlý romaný da yayýnlanmýþtýr.

 

“Kamuoyu önünde karalanmak” deyimiyle, herhalde, Adalet Bakaný Cemil Çiçek’in Boðaziçi Üniversitesi‘ndeki konferans hakkýnda 25 Mayýs 2005 tarihinde TBMM’de yaptýðý konuþma kastedilse gerektir. Herkes gibi Adalet Bakanýnýn da fikrini söylemek hakký vardýr. Alman Parlamentosu kararýnda ayrýca bu konferansýn Adalet Bakaný  tarafýndan engellendiði bildirilmektedir. Oysa, yukarýda deðindiðimiz gibi, Adalet Bakaný bu toplantýyý engellememiþtir. Böyle bir yetkisi olmadýðýný bizzat kendisi söylemiþtir. Toplantý Boðaziçi Üniversitesi Rektörü tarafýndan ertelenmiþtir.

 

          Karar bu gibi haksýz ve yanlýþ ifadelerden sonra, herhalde bir denge kurmak amacýyla,  Türkiye’de Avrupa hatýrlama kültürü anlamýnda Ermeni sorunuyla giderek daha fazla ilgilenildiði yönünde ilk olumlu iþaretlerin de ortaya çýkmaya baþladýðýnýn görüldüðünü bildirmekte ve bazý örnekler vermektedir:        Birinci örnek olarak TBMM’in, “Ermenilere karþý gerçekleþtirilen suçlar” ve Türk-Ermeni iliþkileri  hakkýnda görüþmeler yapmak üzere Ermeni kökenli Türk vatandaþlarýný davet etmesi gösterilmektedir. Bununla TBMM’nin AB uyum ve Dýþiþleri Komisyonlarýnýn 4 Nisan 2005 tarihinde yapmýþ olduðu, yukarýda ayrýca deðindiðimiz toplantý kastedilmektedir. Ancak bu toplantý “Ermenilere karþý iþlenen suçlarý” görüþmek üzere yapýlmamýþtýr. Alman parlamenterlerinin TBMM komisyonlarýnýn “Ermenilere karþý gerçekleþtirilen suçlar “ gibi bir konuyu görüþmeleri için hiçbir neden bulunmadýðýný anlayamamalarý gerçekten þaþýrtýcýdýr. Ýkinci örnek, Viyana’da Türk-Ermeni kadýnlar diyaloðu gibi kamuoyunda iz býrakmamýþ bir olay gösterilmiþtir.

 

          Üçüncü örnek Türk ve Ermeni tarihçileri arasýnda gerçekleþtirilen ilk temaslar sonucu belge alýþ-veriþi yapýlmýþ olmasýdýr. Bununla yukarýda deðindiðimiz Viyana Platformu kastedilmektedir. Ancak, Ermenilerin çekilmesi sonucunda bu giriþimin sona erdiðinden bahsedilmemektedir. Dördüncü örnek ise Baþbakan Erdoðan’ýn Ermeni Patriði Mesrob ile birlikte Türkiye’deki ilk Ermeni müzesini Ýstanbul’da açmýþ olmasý gösterilmiþtir. Baþbakanýn bu jesti tamamen Türkiye Ermenilerine yöneliktir. Türkiye Ermenileri de, kendilerin birçok kez de ifade ettiði gibi, Ermeni sorunun bir parçasý deðildir. Alman Parlamentosu kararýnda son örnek olarak Baþbakan Erdoðan’ýn ikili bir Türk-Ermeni tarihçiler komisyonu kurulmasýný önermesi gösterilmiþtir. Ancak bunun da hür ve kamuoyuna açýk bilimsel tartýþmalar temelinde gerçekleþtirildiði takdirde baþarýya ulaþabileceði belirtilmiþtir.

 

Kararda Almanya’da Türkiye’den gelen  çok sayýda  Müslümanýn yaþamasý nedeniyle tarihi anýmsamanýn ve bu suretle barýþmaya da katkýda bulunmanýn önemli bir görev olduðu belirtilmektedir. Bu ifadeler, dolaylý bir þekilde, Almanya’da çalýþan Türklerin Ermenilerin soykýrýma uðramýþ olduðunu kabul etmelerinin onlar için bir görev olduðu anlamýna gelmektedir. Türklerin böyle bir görevi yoktur.  Bu ifadeler Almanya’da git gide artmakta olduðu görülen yabancý düþmanlýðýnýn etkisiyle Almanya’daki Türklere, Ermeni sorunun bahane ederek,  baský yapmaya çalýþýldýðýný göstermektedir.

 

          Tasarýda Türkiye ile Ermenistan arasýndaki iliþkilerin normalleþtirilmesinin bölgenin geleceði açýsýndan  büyük önem taþýdýðý, bu baðlamda  acilen AGÝT ilkeleri temelinde her iki tarafýn güven artýrýcý önlemler almasý gerektiði, örneðin Türkiye’nin sýnýrlarý açmasý Ermenistan’ýn  tecridine son verebileceði ve diplomatik iliþkilerin baþlatýlmasýný teþvik edebileceði kayýtlýdýr. Ayrýca Almanya’nýn AB komþuluk inisiyatifi çerçevesinde özel bir yükümlülük altýnda bulunduðu, hedefin, Ermenistan ile Türkiye arasýndaki durumun normalleþmesi ve iyileþmesine yardýmcý olmak ve böylece Kafkasya bölgesinde istikrarýn saðlanmasýna katkýda bulunmak olduðu belirtilmektedir.  Görüldüðü üzere kararda Güney Kafkasya’da istikrarýn neden bozulduðu hususuna hiç deðinilmeden bu istikrarýn saðlanmasý için Türkiye’nin sýnýrlarýný açmasý ve Ermenistan ile diplomatik iliþki kurmasý istenmektedir. Oysa Kafkasya’da istikrarý bozan ülke, Karabað ve diðer Azerbaycan topraklarýný iþgal eden,  Türkiye’nin sýnýrlarýný resmen tanýmayan ve siyasi çýkar saðlamak amacýyla Türkiye’ye karþý soykýrým iddialarý ileri süren Ermenistan’dýr. Ermenistan’ýn bu hareketlerinden hiç bahsedilmemesi Alman Parlamentosu‘nun bu kararýnýn tarafsýz olmadýðýný kanýtlamaktadýr.

 

          Kararda Federal eyaletlerin, Ermenilerin sürülüp yok edilmeleri konusunun Almanya’da da ele alýnmasýna eðitim yoluyla katkýda bulunmalarý kayýtlýdýr. Bu ifade Ermenilerin soykýrým iddialarýnýn Almanya’da okullarda okutulmasý anlamýna gelmektedir. Bu konu okullarda okutulduðu taktirde Alman öðrencilerde bir Türk düþmanlýðý belirecek Türk asýllý öðrenciler ise suçluluk duygusuna kapýlacaklardýr. Bu duygu Türk asýllý öðrencilerden bazýlarýnda milli kimliklerinden uzaklaþmak sonucunu verecektir. Böylelikle Almanlarýn özellikle üzerinde durduðu entegrasyon, diðer bir deyimle Almanlaþma için, uygun bir ortam yaratýlmýþ olacaktýr.

 

Alman Parlamentosu kararýnda Federal Hükümetten bazý taleplerde bulunulmaktadýr. Bu talepleri, bazýlarý hakkýnda açýklamalar yaparak,  aþaðýda aynen veriyoruz.

 

* Türkler ve Ermeniler arasýnda barýþma ve tarihi suçun affedilmesi/özür dilenmesi suretiyle anlaþmaya varýlmasýnýn saðlanmasý için yardýmcý olmasý.

(Türkler Ermenilere karþý bir suç iþlenmiþ olduðunu kabul etmediklerinden özür dilemeleri de söz konusu deðildir. Diðer yandan Ermeni sorunu psikolojik olmaktan ziyade bazý çýkar hesaplarýna dayanan siyasi bir sorundur. Bir tarafýn özür dilemesi diðer tarafýn af etmesiyle çözümlenemez. )

 

* Türkiye Parlamentosu, Hükümeti ve toplumunun Ermeni halkýna karþý tarihte ve günümüzde oynadýklarý rolü kayýtsýz þartsýz ele almalarý için çaba sarf etmesi.  (Bu ifadeler Türkiye’nin Parlamentosu, Hükümeti ve toplumuyla sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasý gerektiði anlamýna gelmektedir.)

 

*  Türk ve Ermeni bilim adamlarýnýn yaný sýra uluslararasý uzmanlarýn da katýlacaðý bir tarihçiler komisyonu kurulmasýný desteklemesi. (Alman Parlamentosu böylelikle Baþbakan Erdoðan’ýn tarihçiler komisyonu önerisini kabul etmiþ olmakta ancak bu komisyona uluslararasý uzmanlarýn da katýlmasý gerektiði öne sürülmektedir.)

 

* Konu hakkýnda sadece Osmanlý Ýmparatorluðu belgelerinin deðil, ayný zamanda Almanya’nýn Türkiye’ye de iletmiþ olduðu Federal Dýþiþleri Bakanlýðý arþiv belgelerinin de kamuoyuna açýlmasý için çaba sarf etmesi. (Bu ifadeler Türkiye’de sadece Osmanlý belgelerinin yayýnlanmýþ olduðu kanýsýný vermektedir. Oysa Türkiye’de Osmanlý belgeleri yanýnda Ýngiliz ve Fransýz belgeleri de yayýnlanmýþtýr. Türk Tarih Kurumu Rus belgelerinin yayýnlanmasýný planlamýþtýr. Bu arada ilgili Alman belgeleri de yayýnlanabilir. Diðer yandan Alman Arþivleri açýk olduðuna göre buradaki belgelerin kamuoyuna açýlmasý sözleri anlamsýzdýr. )

 

* Ýstanbul’da yapýlmasý planlanan fakat devlet baskýsý nedeniyle ertelenen konferansýn gerçekleþtirilmesi için çaba göstermesi. (Ýstanbul’da yapýlmasý planlanan konferansýn devlet tarafýndan ertelenmemiþ olduðunu açýkladýk. Konferansýn yapýlmasý için Alman hükümetinin çaba göstermesine gerek yoktur. Konferans, düzenleyicileri istediði taktirde her an her yerde yapýlabilir)

 

* Özellikle Ermenilerin kaderi konusunda olmak üzere, Türkiye'de düþünce özgürlüðünün  saðlanmasý için çaba sarf etmesi. ( Bu ifadelerin, halen Türkiye’de bazý yazar ve bilim adamlarýnýn açýkça Ermenilerin soykýrýmýna uðradýðýný yazdýðý ve bu fikri savunduðu dikkate alýndýðýnda bir anlamý yoktur. Kararý kaleme alanlarýn Türkiye’deki koþullar hakkýnda yeterli bilgi sahibi olmadýklarýný görülmektedir. )

 

* Türkiye ile Ermenistan arasýndaki iliþkilerin normalleþmesine yardýmcý olmasý. ( Alman Parlamentosu‘nun yukarýda saydýðýmýz kararý Ermeni görüþlerini yansýtmaktadýr. Diðer bir deyimle bu karar tarafsýz ve adil deðildir. Bu görüþleri dikkate almak mecburiyetinde olan Alman hükümetinin Türkiye-Ermenistan iliþkilerini normalleþmesine olumlu bir katký yapmasý beklenemez)

 

          Alman Parlamentosunun bu kararý Türkiye açýsýndan hukuki bir sonuç doðurmayacaktýr. Zira, milli egemenlik ilkesi gereði, bir ülke parlamentosunun diðer bir ülkeden hukuken bir talepte bulunmasý mümkün deðildir. Buna karþýn kararýn bazý siyasi sonuçlarý olabileceðini ve bu arada iki ülke iliþkilerinde bazý sýkýntýlar yaþanmasýnýn muhtemel olduðunu belirtelim.

 

          Yukarýda belirttiðimiz gibi Alman Parlamentosu bu kararý oy birliði ile almýþtýr.  Ýki ülke arasýnda çok yakýn iliþkilere, Almanya’da üç milyondan fazla Türkün varlýðýna ve her yýl milyonlarca Alman turistin Türkiye’ye gelmesine karþýn Alman Parlamentosu‘nda Türk görüþlerini savunan bir kiþi dahi çýkmamasý kabul edilemez bir durumdur.  Alman Parlamentosu‘nun bu kararý ve sonbaharda iktidara gelmesi beklenen Hýristiyan Demokratlarýn Türkiye’nin AB üyeliði aleyhindeki kararlý tutumu,  kanýmýzca Türk-Alman iliþkilerinin gözden geçirilip yeni ve daha gerçekçi temellere oturtulmasýný gerektiren önemde geliþmelerdir.

 

Diþiþleri Bakanlýðý Alman Parlamentosu‘nun bu kararý hakkýnda 16 Haziran 2005 tarihinde bir açýklama yayýnlayarak[128] kararý kýnamýþ, kararýn Almanya iç politikasý hesaplarýndan kaynaklandýðý, hiçbir dayanaðý olmayan iddialar ileri sürdüðü, Alman gençliðinde Türk düþmanlýðý yaratýlmasý sonucunu verebilecek öneriler içerdiði, iki ülke arasýndaki iliþkilere olumsuz etki yapacaðýnýn zamanýnda Alman muhataplara bildirildiði belirtilmiþtir. Dýþiþleri açýklamasýnýn tam metni aþaðýdadýr:

 

 

“Federal Almanya Parlamentosu bugün (16 Haziran), Parlamento’da temsil edilen partilerin ortak sunucu olduðu ve 1915 yýlýnda yaþanan olaylarla ilgili olarak Ermeni iddialarýna iliþkin bir kararý kabul etmiþtir. Bu kararý esefle karþýlýyor ve þiddetle kýnýyoruz.

 

Yaklaþýk üç aydýr Almanya Parlamentosu’nun gündeminde bulunan bu karar ile ilgili olarak görüþlerimiz her düzeyde Alman muhataplarýmýza iletilmiþ, kararýn tek yanlý içeriðine, metindeki vahim maddi yanlýþlýklara ve bilgi eksikliklerine iþaret edilmiþ ve böyle bir kararýn, özellikle Almanya gibi her zaman dost ve müttefik olarak görülen bir ülke tarafýndan kabulünün Türk halkýný derinden yaralayacaðýna ve ikili iliþkilerimiz üzerinde yapacaðý menfi etkilere dikkat çekilmiþtir.

 

Ancak gelinen aþamada, tüm bu uyarýlarýmýzýn Federal Alman Parlamentosu tarafýndan dikkate alýnmadýðý üzüntüyle gözlenmektedir.

 

Bu giriþimin Alman iç politika hesaplarýndan kaynaklandýðý açýktýr. Böyle hassas bir konunun iç politikanýn küçük hesaplarýna alet edilmesi sorumsuzluk ve dar görüþlülüðün bir kanýtýdýr.

 

Federal Almanya Parlamentosu’nda kabul edilen karar “Anadolu’daki Ermenilerin neredeyse tamamen imha edildikleri” gibi hiçbir dayanaðý olmayan iddialara yer vererek hazýrlayýcýlarýn tarih bilgisinden ne kadar uzak olduklarýný göstermekle kalmamakta, Alman Hükümeti’ne, “Ermenilerin sürülüp yok edilmesinin” eyalet eðitim politikalarýna dahil edilmesini tavsiye ederek Alman gençliðinde Türk düþmanlýðý yaratýlmasý sonucunu verebilecek sorumsuz, son derece tehlikeli ve kýþkýrtýcý öneriler de içermektedir.

 

Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle barýþýktýr. Tarihi olaylarýn parlamentolarca deðil, ancak tarihçiler ve uzmanlar tarafýndan deðerlendirilebileceði düþüncesinden hareketle arþivlerini Alman ve Ermeniler dahil tüm araþtýrmacýlara açmýþ, Ermenistan’a, Osmanlý dönemindeki Türk-Ermeni iliþkilerini ortak bir komisyonda incelenmesi önerisini resmen iletmiþtir. Türkiye Cumhuriyeti belgelere dayanmasý halinde tarihinin herhangi bir döneminin muhasebesini yapmak için yabancý ülke parlamentolarýnýn kararlarýna ihtiyaç duymayacak kadar da devlet geleneðine sahip bir ülkedir. Ancak, Federal Almanya Parlamentosu kararýnda dile getirildiði gibi kendi geçmiþiyle yüzleþmek ihtiyacýný duyuyorsa, bunu asýlsýz iddialar temelinde þekillendirilen tarihi olaylar ve Türkiye’nin üzerinden deðil, kendi tarihi sorumluluklarý çerçevesinde yapmalýdýr.”

 

 

VI. TÜRKÝYE’NÝN AVRUPA BÝRLÝÐÝ ADAYLIÐI VE ERMENÝ SORUNU

 

 

Bu bölümde Ermeni diaspora örgütleri,  Ermeni Patrikleri ve Ermenistan hükümetinin Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne üyeliði sürecine iliþkin tutum ve tepkilerini inceleyecek ve ayrýca Avrupa Birliði organlarýnda alýnan kararlarýn Ermenistan’! ilgilendiren bölümleri ele alýnacaktýr.

 

 

 

Diaspora Örgütlerinin Tutumlarý

 

Türkiye’nin Avrupa Birliði üyeliðine adaylýðý kabul edildikten az sonra, 2000 yýlýnda, Diaspora Ermenileri Brüksel’de devamlý bir örgüt kurarak katýlma süreci içinde Türkiye’nin Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasý ve Ermenistan ile sýnýrlarýný açmasý için, Avrupa Parlamentosu‘nda ve Avrupa Birliði‘nin diðer organlarýnda yoðun bir propaganda faaliyetine giriþmiþlerdir. Halen bu faaliyet Taþnaklarýn idaresindeki Fédération euro- arménienne pour la justice et la démocratie  (Adalet ve Demokrasi Ýçin Avrupa-Ermeni Federasyonu) tarafýndan yürütülmektedir. Adý geçen kuruluþ, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye hakkýndaki 7 Ekim 2004 tarihli raporlarýnda, Avrupa Parlamentosu‘nun 15 Aralýk 2004 tarihli kararýnda ve 17 Aralýk 2004’te yapýlan AB zirve toplantýsýnda Ermeni görüþlerinin yer almasý için büyük gayret göstermiþtir. Bu arada 17 Aralýk doruk toplantýsýný etkilemek amacýyla, Ermeni kaynaklarýna göre 10.000[129], Belçika polisine göre ise 2.300 kiþi Brüksel’de gösteri yapmýþtýr[130].

 

Bu çabalara raðmen Avrupa Birliði organlarýnýn hiç birinden Türkiye’nin müzakerelere baþlamadan önce sözde Ermeni “soykýrýmýný” tanýmasý gerektiðine dair bir karar çýkmamasý Diasporanýn tepkilerine neden olmuþtur. Fransa’daki en büyük Ermeni kuruluþu olan,  Taþnak eðilimli “Comité de la defense de la cause arménienne” (CDCA)  (Ermeni Davasýný Savunma Komitesi) yayýnladýðý bir bildiride Avrupa Komisyonu‘nun Türkiye ile müzakerelere baþlanmasýný öngören raporunun kendilerinde büyük düþ kýrýklýðý yarattýðýný bildirmiþ ve Komisyon‘un Türkiye’ye gösterdiði “hoþgörüyü” kýnamýþtýr[131]. Diðer yandan Baþkan Chirac’tan Türkiye ile müzakerelere baþlamasýný engellemesi istenmiþ ve bu konuda Fransýz Danýþtayýna baþvurulacaðý açýklanmýþtýr[132]. Ayrýca Marsilya’da Baþkan Chirac aleyhinde gösteriler yapýlmýþtýr[133]. 17 Aralýk 2004’te yapýlan AB zirve toplantýsýnde Ermenileri ilgilendiren konularda bir karar alýnmamýþ olmasý da Diasporanýn þiddetli tepkilerine deden olmuþtur. Doruk Toplantýsýný, Ýngiltere ve Fransa’nýn Çekoslovakya’yý Nazi Almanyasýna býraktýðý 1939 Münih Antlaþmasý‘na benzeten makaleler yazýlmýþ[134], yukarýda deðindiðimiz Avrupa Ermeni Federasyonu ise Avrupa’nýn Türkiye’ye karþýsýnda kayýtsýz þartsýz teslim olduðu, zirve toplantýsýnda Türkiye’deki iþkence, kadýn haklarý, Kürt sorunu ve Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmamasý gibi insan haklarýyla ilgili sorunlar üzerinde durulmadýðý[135], Avrupa Birliði‘nin Kýbrýs konusunda Türkiye’den kesin taahhüt bile alamadýðý[136] þeklinde eleþtirilerde bulunmuþtur.

 

Ermeni Patriklerinin Tutumu

 

Ermeni Patriklikleri de bu süreç içinde propaganda faaliyetlerinde bulunmuþlardýr. Beyrut’taki Kilikya Patriði I, Baþbakan Erdoðan’ýn Ýstanbul’daki Surp Pýrgiç Ermeni Hastanesinde 5 Aralýk 2004 tarihinde açýlýþýný yaptýðý Ermeni müzesindeki konuþmasýný þiddetle eleþtirdirmiþtir. Aram I, Baþbakan Erdoðan’ýn Patrikliðe ait Kilikya Müzesi‘ni de ziyaret etmesi gerektiðini, orada Türkler tarafýndan iþlenen  “soykýrýmýn” inkâr edilemez kanýtlarýný görebileceðini, bunlarýn Türk barbarlýðýnýn eseri olduðunu söylemiþ ve Baþbakan Erdoðan’ýn atalarýnýn iþlediði suçu (?) kabul etmesini istemiþtir[137].   Aram I eleþtirilerini sürdürerek Türkiye’nin yakýn tarihi bilmezden geldiðini,  Osmanlý Türkiyesi tarafýndan planlanmýþ ve gerçekleþtirilmiþ “soykýrýmý” tanýmayý reddettiðini, Ermeni “soykýrýmýnýn” Türkiye tarafýndan tanýnmasýnýn sadece bir Ermeni sorunu deðil, tüm uluslararasý toplumu ilgilendiren bir sorun olduðunu ve Avrupa tarafýndan gayet ciddi bir þekilde ele alýnmasý gerektiðini ifade etmiþtir[138].   Görüldüðü gibi I, bir din adamý gibi deðil bir militan üslubuyla konuþmaktadýr. Bu vesileyle Kilikya Patrikliði‘nin Ýkinci Dünya Savaþý‘ndan sonra, diaspora Ermenilerini Sovyetlerin kontrolündeki Eçmiyazin Patrikliði‘nin etkisinden kurtarmak amacýyla kurulduðunu ve Taþnaklar tarafýndan kontrol edildiðini belirtelim.

 

Ecmiadzin Patriði Karekin II ise daha ýlýmlý bir dil kullanarak, iki ülke arasýnda diplomatik iliþki olmamasýndan Türkiye’nin sorumlu olduðunu, zira Türkiye’nin ön koþullar ileri sürdüðünü, bu sorunu ayrýca Karabað ve Ermeni “soykýrýmýnýn” tanýnmasý sorunlarýný çözmenin gerektiðini ancak Ermeni “soykýrýmýnýn” tartýþýlacak bir konu olmadýðýný ifade etmiþtir[139].

 

Ýstanbul’daki Ermeni Patriði Mesrop II ise daima Türkiye’nin AB üyesi olmasýndan yana olduðunu belirtmiþtir.

 

Ermenistan Hükümetinin Tutumu

 

Ermenistan’ýn Türkiye’nin AB üyeliði karþýsýndaki tutumuna gelince Türkiye’nin AB üyesi olmasýnýn Ermenistan lehine olacaðý bir çok kez Ermeni siyaset adamlarý tarafýndan ifade edilmiþtir. Bu tutumun nedeni Ermenistan yetkililerinin Türkiye’nin AB üyeliði sürecinde Ermenistan ile olan sorunlarýný, Ermenistan’ýn istediði þekilde çözmenin mümkün olacaðýna inanmalarýdýr.

 

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye hakkýndaki 7 Ekim 2004 tarihli Ýlerleme Raporu sýnýrlarýn açýlmasýna, iki ülke arasýnda diplomatik iliþki kurulmasýna deðinmesine ve dolaylý bir þekilde de olsa “soykýrým” konusundan bahsetmesine raðmen, bunlarý Türkiye’nin tam üyeliði için ön þart olarak göstermemiþtir. Bu durum Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Oskanyan’ýn tepkisini çekmiþ ve adý geçen verdiði bir beyanatta, Ermenistan ile olan sýnýrýný kapamýþ olan, Ceza kanununda Ermeni soykýrýmýný tanýyan veya Kýbrýs’taki Türk birliklerinin geri çekilmesini destekleyen herkesin cezalandýrýlmasý hükmü bulunan bir ülkenin Avrupa Birliði‘ne katýlmak için görüþmelere baþlama hakkýný elde etmeye lâyýk olmadýðýný düþündüklerini söylemiþtir[140].

 

Ermenistan Baþkaný Robert Koçaryan da bu konuda görüþlerini belirterek Avrupa Birliði‘nin Güney Kafkasya ülkeleriyle iþbirliði yapmasýna engellerden birinin Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladýðý ambargo olduðunu, Avrupa Birliði‘ne katýlma müzakerelerine baþlayan bir ülkenin AB’nin “Yeni Komþuluk Programý”  üyesi bir ülkeye ambargo uygulamasýnýn normal olmadýðýný söylemiþtir[141]. Koçaryan ayrýca Alman Die Welt gazetesine verdiði bir mülakatta, iki ülke arasýndaki iliþkilerin ne derecede sorunlu olduðu hakkýndaki bir soruya þu cevabý vermiþtir:  “ Halen, diplomatik düzeyde bile, iliþkimiz yok. Sýnýr kapýlarý çalýþmýyor, ticaret yok[142]. Türkiye gerçekte Ermenistan’a bir abluka uyguluyor. Bu ancak taciz olarak tanýmlanabilir. Biz, herhangi bir ön koþul olmadan ikili iliþkileri yürütmemiz gerektiði fikrindeyiz. Halihazýr durum normalden baþka her þeydir”. Koçaryan ayný mülakatta “soykýrýmýn” tanýnmasýnýn kendileri için çok önemli olduðunu ancak bunu ikili iliþkileri geliþtirmek için bir ön koþul olarak görmediklerini, “soykýrým” suçunun inkâr edilemeyeceðini,  Türkiye’nin bu olayý tanýmasýnýn iliþkilerin normale dönmesi yolunda önemli bir adým oluþturacaðýný, Ankara’nýn halen Ermenistan’a uyguladýðý ambargoyu Karabað sorununun çözümüne baðlamaya uðraþtýðýný,  ancak iki ülke iliþkilerinin üçüncü bir ülke ile olan iliþkiler tarafýndan tayin edilmemesi gerektiðini, bu baðlamda Ermenistan’ýn Türkiye ile olan iliþkilerini Kýbrýs sorunun çözümüne baðlamadýðýný söylemiþtir.

 

Koçaryan ayrýca Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne katýlmasý müzakereleri bu koþullar altýnda baþlarsa bunun Avrupa Birliði‘nin bu günkü durumu kabullenmesi anlamýna geleceðini de belirtmiþtir. Bu sözler Koçaryan’ýn, sýnýrlarý açmasý ve sözde soykýrýmýný kabul etmesi için Avrupa Birliði‘nin Türkiye’ye baský yapmamasýndan endiþe ettiðini göstermektedir.  Avrupa Birliði‘nin Türkiye hakkýndaki ilerleme raporunda bu konularýn fazla vurgulanmamasý Koçaryan’a bu kanýyý vermiþ olsa gerektir. Ancak, yukarýda gördüðümüz gibi, Fransa Türkiye ile yapýlacak müzakerelerde Ermenistan’ýn bu taleplerini yerine getirmeye çalýþacaðýný belirtmiþtir.

 

Avrupa Birliði Organlarýnda Türkiye Hakkýnda Alýnan Kararlarýn Ermeni Sorununu ve Türkiye-Ermenistan Ýliþkilerini Ýlgilendiren Bölümleri

 

Avrupa Birliði Komisyonu‘nun 6 Ekim 2004 tarihli raporunun Türkiye’nin Birliðe katýlmasýnýn etkileri bölümünde Türkiye’nin katýlmasýnýn Birliðin sýnýrlarýný Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’a kadar uzatacaðý, Avrupa Birliði‘nin Türkiye aracýlýðýyla Güney Kafkasya’da istikrarý saðlayýcý bir etki yapabileceði, ancak bunun için Türkiye’nin komþularýyla olan sorunlarýný Birliðe katýlmadan çözmesi gerektiði bildirilmektedir.  Raporda bu baðlamda, özellikle, diplomatik iliþkilerin kurulmasý ve kara sýnýrýnýn açýlmasýyla Türkiye’nin Ermenistan ile olan iliþkilerin geliþtirilmesi gerektiðine iþaret olunmaktadýr.

 

Raporda,  diðer bir önemli konunun trajik olaylarýn, özellikle de bu bölgede 1915–1916 yýllarýnda yaþanan insani ýzdýraplarýn yorumlanmasý olduðu, Türkiye’nin Birliðe katýlmasý beklentisinin Ermenistan ile olan ikili iliþkilerin iyileþtirilmesini ve sözkonusu olaylar hakkýnda da bir uzlaþma yapýlmasýný da içermesi gerektiði ifade olunmaktadýr. Görüldüðü gibi rapor 1915/1916 tehciri için Ermeniler tarafýndan kullanýlan “soykýrým” deyimi yerine “trajik olaylar”  demeyi tercih etmiþ ve bu nedenle de diaspora tarafýndan eleþtirilmiþtir[143]. Diðer yandan bu konu ilk defa bir Komisyon belgesinde yer almýþtýr. Komisyon bu “trajik olaylar” hakkýnda Türkiye’nin bir uzlaþma yapmasýný istemektedir. Uzlaþmanýn kiminle ve ne zaman yapýlacaðý hakkýnda bir açýklýk yoktur. Ancak, Ermeni diasporalarý uluslararasý bir kimlik taþýmadýðýna göre uzlaþmanýn Ermenistan ile yapýlmasý gerekecektir. Diðer yandan uzlaþmanýn Türkiye’nin tam üyeliðinden önce gerçekleþmesinin beklendiði de anlaþýlmaktadýr.

 

Komisyon ayrýca Türkiye’nin Karabað sorunu sebebiyle Ermenistan ve Azerbaycan arasýndaki gerginliðin hafifletilmesine katkýda bulunmasýnýn önemine de iþaret etmiþtir. Burada dikkati çeken husus Türkiye’den Karabað sorunun çözümü için deðil, bu sorunun yarattýðý gerginliðin hafifletilmesi için katký beklenmesidir. Diðer bir deyimle Türkiye’nin Azerbaycan’ý desteklemesinin mevcut gerginliði arttýrabileceði ifade olunmaktadýr.

 

Komisyon Raporunun en önemli bölümü Komisyonun AB ülkeleri Hükümet ve Devlet baþkanlarýna (zirve toplantýsýna) Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne katýlýmýndaki ilerlemeler hakkýnda yapmýþ olduðu tavsiyelerdir. Sözkonusu tavsiyelerde Ermeniler veya Ermenistan konularý yer almamýþtýr. Buna uygun olarak da 17 Aralýk 2004 zirve toplantýsý sonuç bildirgesinde bu konulara deðinilmemiþtir. Böylelikle Türkiye ile müzakerelere baþlanmasý için, Ermenilerin ön þart olmasýný ýsrarla istediði “soykýrýmýn” tanýnmasý ve sýnýrlarýn açýlmasý hususlarý gerçekleþmemiþtir.

 

Avrupa Birliði‘nin diðer organý olan Avrupa Parlamentosu da Türkiye’nin Birliðe katýlýmý hakkýnda,  Avrupa Komisyonu’nun yukarýda deðindiðimiz ilerleme Raporunu ve tavsiyelerini inceledikten sonra,  bu konuda 15 Aralýk 2004 tarihinde bir tavsiye kararý kabul etmiþtir.  Avrupa Birliði’nin Türkiye iliþkilerine ve Türkiye’nin bazý iç sorunlarýna da genelde olumsuz bir yaklaþýmla deðinen bu kararýn Ermeni sorunu ile ilgili bölümleri, özetle, aþaðýdadýr:

 

Söz konusu Kararda, Türkiye ile Ermenistan arasýndaki sýnýrýn hala açýlmamýþ olmasýnýn Ermenistan ile iyi iliþkiler kurulmasý için Türk yöneticileri tarafýndan kaçýrýlmýþ bir fýrsat olduðu belirtilmekte ve Türk makamlarýnýn 18 Temmuz 1987 tarihli Avrupa Parlamentosu kararýnda yer alan Ermeni sorunu hakkýndaki diðer hususlarý da yerine getirmemiþ olduðu vurgulanmaktadýr.  1987 yýlý kararýnda, özet olarak, Avrupa Parlamentosu sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmýþ,  Türkiye’den de tanýmasýný istemiþ ve tanýmadýðý taktirde de bunun Avrupa Birliði‘ne üyelik yolunda aþýlamaz bir engel oluþturacaðý ifade edilmiþti.

 

Avrupa Parlamentosu‘nun 15 Aralýk 2004 tarihli Kararýnda, ayrýca, Ermenilere karþý uygulanmýþ olan “soykýrýmýný” tanýmak suretiyle Ermeni halký ile barýþma sürecini desteklemesini Türkiye’den istemektedir. Bundan baþka Kararda,   Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi‘nden (Devlet ve Hükümet baþkanlarýndan) “soykýrým” tarihi gerçeðini resmen tanýmasýný ve Ermenistan ile sýnýrlarýný en kýsa zamanda açmasýný Türkiye’den talep etmeleri  de istenmiþtir.

 

Kararda, Ani’deki Ermeni kiliselerinin ziyarete açýlmasýnýn, Türk tarihçi Halil Berktay’ýn soykýrým hakkýndaki dikkate deðer çalýþmasýnýn ve Ermenistan Cumhuriyeti‘yle devlet düzeyindeki iliþkilerin yeniden tesisinin ileriye doðru yaþamsal adýmlar olduðu, ancak bu sürecin Türkiye ve Ermenistan arasýndaki sýnýrlarýn açýlmasý suretiyle mantýki sonucuna ulaþmasý gerektiði ifade olunmaktadýr. Bu arada Halil Berktay’ýn soykýrým konusunda kitabý bulunmadýðýný, fikirlerini daha ziyade verdiði mülakatlarda ifade ettiðini, bu nedenle de Halil Berktay’ýn olmayan çalýþmalarýnýn neden yaþamsal bir adým olarak görüldüðünün anlaþýlamadýðýný belirtelim. Diðer yandan Ermenistan ile devlet düzeyinde yeniden iliþki kurulmasý hakkýndaki ifadeler de anlaþýlamamaktadýr. Zira, Türkiye, Ermenistan Devleti‘ni 1991 yýlýnda tanýmýþ olup, iki taraf, birbirlerinin ülkesinde diplomatik temsilci bulundurmamakla beraber,  gerektiðinde her düzeyde resmi temas yapýlmaktadýr.

 

Avrupa Parlamentosu‘nun sözünü ettiðimiz kararýnda Türkiye ve Ermenistan’ýn, geçmiþin trajik deneyimlerinin açýklýkla üstesinden gelinmesi amacýyla, mümkünse,  baðýmsýz eksperlerden kurulu iki taraflý bir komitenin yardýmýyla,  barýþma sürecini devam ettirmelerine inanýldýðý belirtilmekte ve Türkiye’den mümkün olan en kýsa zamanda Ermenistan ile olan sýnýrlarýný açmasý talep olunmaktadýr.

 

Görüldüðü gibi Avrupa Parlamentosu kararý Avrupa Komisyonu raporlarýndan çok daha ileri bir þekilde Ermeni görüþlerini yansýtmaktadýr. Bu arada Türkiye’nin  sözde Ermeni soykýrýmýný tanýmasý ve Ermenistan ile olan sýnýrlarýný açmasý için çok ýsrar edilmesi dikkat çekmektedir.

 

Kararýn Ermenilerin hoþuna gitmeyecek tek yönü  “geçmiþin trajik deneyimlerinin, diðer bir deyimle soykýrýmý iddialarýnýn,  baðýmsýz, iki taraflý bir eksperler komitesi tarafýndan incelenmesidir.  Ermeniler “soykýrýmýn” yeter derecede tanýtlandýðý iddiasýnda olduklarý için bir incelemeye taraftar deðillerdir. Yukarýda Baþbakan Erdoðan’ýn Baþkan Koçaryan’a bir mektup göndererek iki ülkenin tarihçi ve diðer uzmanlarýndan oluþan bir grubun 1915 dönemine ait geliþme ve olaylarý tüm arþivlerde araþtýrarak, bulgularýný uluslararasý kamuoyuna açýklamalarýný önerdiðini anlattýk.  Baþbakanýn bu önerisi, Avrupa Parlamentosu kararýndaki baðýmsýz eksperler komitesi kurulmasý fikrine uymaktadýr.

Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý Avrupa Parlamentosu‘nun 15 Aralýk 2004 tarihli kararý hakkýnda yayýnladýðý bir basýn bildirisinde[144] soykýrým tarihi gerçeðini tanýmasýný ve Ermenistan  ile olan sýnýrlarýný gecikmeden açmasýný  Türkiye’den isteyen bu kararý memnuniyetle karþýladýðýný ve bu hususlarýn Avrupa Birliði‘nin Türkiye gündeminde yer almasýný ümit ettiðini ifade etmiþtir. Bildiride ayrýca  Türkiye’nin bütün kriterleri yerine getirdiði taktirde Avrupa Birliði‘ne üye olmasýnýn Ermenistan’ýn yararýna olacaðý ve bölgeye olumlu bir etki yapacaðý da ifade olunmuþtur.  Bu olumlu yaklaþýmdan sonra  bildiride,  Türkiye’nin  Ermenistan ile olan sýnýrýný kapalý tutmaya devam ettiðini, ülkesinde soykýrýmý deyiminin kullanýlmasýný suç saydýðýný (?) ve  Ermenistan ile olan iliþkilerini normalleþtirmek için de kabul edilemez  ön koþullar ileri sürdüðünü  dikkate alýnmasý Avrupa Birliði üyelerinden  istenmiþtir. Kabul edilemez diye tanýmlanan ön koþullarýn neler olduðu açýklanmamýþtýr. Ancak bunlarýn Ermenistan’ýn Türkiye ile olan sýnýrlarýný tanýmasý ve Karabað ve diðer Azerbaycan topraklarýndan çekilmesi olduðu bilinmektedir. Diðer bir deyimle Ermenistan’ýn Türkiye’nin sýnýrlarýný tanýmadan ve Azerbaycan topraklarýný da iþgale devam ederek Türkiye ile normal iliþkiler kurmak ve sýnýrý da açtýrmak peþinde olduðu bir kez daha anlaþýlmaktadýr   Bildiri Ermenistan-Türkiye iliþkilerinin bu “kabul edilemez” durumunun, içerdiði tüm belirsizliklerle, Güney Kafkasya’nýn geliþmesi için ve bu bölgenin Avrupa perspektifi için ciddi bir tehdit oluþturduðu belirtilmektedir. Burada Türkiye’nin  Ermenistan politikasýnýn Güney Kafkaslarýn tamamý için bir tehdit oluþturduðu gibi  garip bir saptama vardýr. Oysa Türkiye’nin bölgenin diðer iki devleti olan Gürcistan ve Azerbaycan ile mükemmel denebilecek  iliþkileri mevcuttur.

Bildiride son olarak Türkiye  Avrupa Birliði‘nin çaðrýlarýna cevap verdiði taktirde, tüm engellerin daha kolaylýkla aþýlacaðý ve  bölgenin  istikrar ve refahýn saðlanacaðýný belirtmekte ve bunun  Türkiye’nin Avrupa Birliði‘ne girmeye hazýr olduðunun açýk bir iþareti olacaðý ifade  edilmektedir. Avrupa Birliði’nin bu konudaki baþlýca çaðrýlarýnýn  sözde soykýrýmýn tanýnmasý ve sýnýrlarýn açýlmasý olduðu anýmsandýkça,  esas itibariyle Türkiye ve Ermenistan’ý ilgilendiren bu hususlarýn bölgenin istikrar ve refahý ile doðrudan bir ilgisinin bulunmadýðý görülmektedir.

 

 

 

 

[1] Tercüman, 18 Þubat 2005

[2] Hürriyet, 11 Þubat 2005i Fatih Altaylý,  “Kara Yazar”

[3] Zaman 19 Þubat 2005

[4] Ýnsan Haklarý Derneði Ýstanbul Þubesi, 17 Þubat 2005

[5] Hürriyet, 27 Þubat 2005 “Ermeniler Kahraman Ýlan Etti”

[6] Milliyet, 19 Þubat 2005

[7] Radikal, 1 Mart 2005, Murat Yetkin; Soykýrým için atak 

[8] Ayný kaynak

[9] Amerikalý Profesör Heat Lowry Henry, 1990 yýlýnda yayýmladýðý (ISIS Press, Ýstanbul) “Büyükelçi Morgenthau’un Öyküsünün Perde Arkasý” baþlýklý kitabýyla Morgenthau’nun kitabýndaki uydurmalarý, yanlýþlarý ve abartmalarý ortaya koymuþtur. Sinasi Orel ve Süreyya Yuca “Ermenilerce Talat Paþa’ya Atfedilen Telgraflarýn Gerçek Yüzü”  (TTK, 1983)  baþlýklý kitapla, Talat Paþa’ya atfedilen telgraflarýn sahte olduðunu kanýtlamýþlardýr:

[10] cnnturk 8 Mart 2005

[11] cnnturk 8 Mart 2005

[12] Mediamax News Agency, 9 Mart 2005.

[13] PanArmenian News, 24 Mart 2005

[14] Arminfo, 7 Mart 2005

[15] Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 12–13, S:31–32

[16] Dergimiz Justin McCarthy’nin 15 Mart 2005 tarihinde Ýstanbul’da “ Türkiye-Ermenistan Ýliþkileri: Geçmiþ, Bugün ve Gelecek”  baþlýðýný taþýyan bir konferansýn metnini de yayýnlamýþtýr.  Bkz. Ermeni Araþtýrmalarý Sayý 1, S:49–65

[17] Hürriyet, 28 Mart 2005, Tufan Türenç “Tek Kiþilik Ordu: Justin McCarthy

[18] Milliyet, 26 Mart 2005

[19] AGOS Gazetesi 471–478 numaralý sayýlar

[20] Hürriyet, 5 Nisan 2004

[21] Agos, 9 Nisan 2005

[22] NTV, 10 Nisan 20005 ve Zaman, 11 Nisan 2005

[23] TBMM’nin Genel Görüþme sýrasýnda yapýlan tüm konuþmalar için bakýnýz: http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlrþim_baslangýc?P4=14205&P5

[24] Hye-Tert, 18 Mayýs 2005

[25] Tercüman, 25 Mayýs 2005

[26] Hürriyet, 27 Mayýs 2005

[27] Zaman, 24 Eylül 2004

[28] Armenialiberty, 29 Eylül 2004

[29] Yeni Þafak, 28 Eylül 2004

[30] Armenialiberty, 29 Eylül 2004

[31] Vatan, 12 Ocak 2005

[32] Zaman, 25 Ocak 2005

[33] PanArmenian.Net, 11 Nisan 2005 ve Journal of the Turkish Weekly,  14 Nisan 2005

[34] Milliyet, 15 Nisan 2005

[35] Asbarez, 15 Nisan 2005

[36] Pan Armenian News, 15 Nisan 2005

[37] Asbarez, 15 Nisan 2005

[38] Agence Presse, 14 Nisan 2005

[39] RFE/RL, 18 Nisan 2005

[40] Ayný kaynak

[41] Agence Presse, 23 Nisan 2005

[42] NTV, 21 Nisan 2005

[43] Radikal, 22 Nisan 2005 ve Arminfo, 20 Nisan 2005

[44] Saptayabildiðimiz kadarýyla bu konferansa, Taner Akçam, Murat Belge,  Baskýn Oran ve Ermeni asýllý vatandaþlarýmýzdan Hrant Dink ve Etyen Mahcupyan katýlmýþlardýr., 

[45] Armenpress, 20 Nisan 2005

[46] Armenpress, 22 Nisan 2005

[47] Armenpress, 22 Nisan 2005

[48] Pan Armenian News, 26 Nisan 2005

[49] Aþaðýda ABD bahsinde görüleceði üzere Baþkan Bush bu yýlki mesajýnda Türkiye’nin Komisyon önerisini desteklemiþtir. Alman Baþbakaný Gerhard Schröder Türkiye’yi ziyareti sýrasýnda komisyon önerisini desteklemiþtir (Zaman, 4 Mayýs 2995)

[50] Aþaðýda  “Avrupa Birliði Organlarýnda Alýnan Kararlarýn Ermenistan’ý Ýlgilendiren Bölümleri” bahsinde açýklayacaðýmýz gibi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonunun 2004 Türkiye ilerleme raporu üzerine 15 Aralýk 2004 tarihinde aldýðý tavsiye kararýnda “geçmiþin trajik deneyimlerini” aþabilmek için baðýmsýz eksperlerden kurulu bir ikili komiteden yararlanýlmasýný önermektedir.

[51] Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin 104 üyesi Baþbakan Erdoðan’ýn Komisyon kurulmasý teklifini destekleyen bir bildiri imzalamýþlardýr (Anadolu Ajansý, 27 Nisan 2005)

[52] Milliyet, 27 Nisan 2005

[53] AZG Armenian Daily #088, 18.05.2005

[54] Zaman, 18 Nisan 2005

[55] NTV Televizyonu, 18 Mayýs 2005

[56] TNA Parliament Bureau, 19 Mayýs 2005

[57] Agence Presse,  2 Aralýk 2004

[58] Noyan Tapan, 3 Aralýk 2004

[59] Yerkir, 7 Haziran 2005

[60] www.mfa.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2004/Aralik/ 2 Aralýk 2004

[61] Press Release, Federatýon of Armenýan Organýsatýons ýn the (FAON), 24 April Committee, 21 Aralýk 2004

[62] Radikal, 25 Aralýk 2004

[63] Akþam, 25 Aralýk 2004

[64] Press Release, Federatýon of Armenýan Organýsatýons ýn the (FAON), 24 April Committee, 30 Mart 2005

[65] European Armenian Federation  For Justice and Democracy, Press Release, 21 Nisan 2005

[66] http://www.mfa.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2005/Nisan/NO65_20Nisan2005.htm

[67]PAP News Wire, 21 Nisan 2005

[68] cnnturk, 27 Nisan 2005

[69] www.armenian-genocide.org/Affirmation.151/current_ca…/affirmation_detail.htm

[70] ITAR-TASS News Agency, 22 Nisan 2005

[71] Zaman, 28 Nisan 2004

[72] http://www.mfa.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2005/Nisan/NO67_26Nisan2005.htm 

[73] http://www.armenian_genocide,org/Affirmation,147/current_ca…/affirmation…detail,htm

[74] 20 Aðustos 2003. http://www.armenian-genocide.org/Affirmation.279/current_category.7/affirmation_detail.html

31 Mart 2004. http://www.armeniangenocide.org/Affirmation.297/current_category.7/affirmation_detail.html

[75] http://www.mfa.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2005/Mayis/NO73_5Mayis2005.htm

[76] http://www.armenian-genocide.org/Affirmation,166_ca…/affirmation_detail.htm

[77] http://www.armenian-genocide.org/Affirmation.282.current_ca…/affirmation_detail.htm

[78] Oriental Republic of , Parliament – Chamber of Representatives, Press Release, No.2854, 3Mayýs 2005

[79] Asbarez, 8 Haziran 2005

[80] Asbarez, 9 Eylül 2004

[81] Arminfo, 6 Ekim 2004

[82] Postimees web site, Tallinn, 18 Kasým 2004

[83] Ayný kaynak

[84] Yerkir, 6 Nisan 2005

[85] Grassroot News, 16 Kasým 2004

[86] Arminfo, 19 Eylül 2004

[87] Turkish Daily News, 22 Eylül 2004

[88] Press Release Catholicosate of Cilicia, 21 Þubat 2005

[89] California Courier Online, 8 Mart 2005

[90] Armenian Assembly of Press Release, April 29, 2005

[91] Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Florida, Georgia, Idaho, Illinois, Kansas, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Missouri,  Montana, Nebraska, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, North Carolina,  Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Island, South Carolina, Tennessee, Utah,  Vermont,  Virginia, Washington, Wisconsin

[92] PanArmenian Net, 21 Mayýs 2005

[93] Press Release, Diocese of the Armenian Church of & , 13 Nisan 2005

[94] Ermeni Araþtýrmalarý

[95] RFE/RL, 25 Nisan 2005

[96] Armenian Assembly of Press Release, 25 Nisan 2005 

[97] Caucaz.com, ,  18 Ocak 2005 

[98] noticias,info, Ýspanya, 7 Þubat 2005

[99] Caucus sözcüðu burada, bazý ABD Kongresi üyelerinin bir ülkenin veya bir grubun çýkarlarýn korunak için oluþturduklarý grup anlamýnadýr

[100] Affirmation of the Record on the Armenian Genocide

[101] Karar tasarýsýnýn tam metni için bakýnýz: Armenian Natiomal Committee of America (ANCA) Press Release, 14 Haziran 2005

[102] Ömer E. Lütem, Olaylar ve Yorumlar, (Ermeni Sorunu Baðlamýnda Türkiye- Fransýz Ýliþkileri), Ermeni Araþtýrmalarý, Sayý 14-14, Yaz-Sonbahar 2004, ASAM, Ankara, s.17-21

[103] Ayný kaynak s.18

[104] Agence rance Presse,  5 Aralýk 2004

[105] CDCA, 13 Aralýk 2004

[106] Milliyet, 14 Aralýk 2004

[107] CDCA, 13 Aralýk 2004

[108] Agence Presse,  14 Aralýk 2004

[109] Agence Presse, 20 Aralýk 2004

[110] Le Figaro, 22 Aralýk 2004

[111] Agence Presse, 21 Aralýk 2004

[112] Sansürsüz, 18 Aralýk 2004

[113] Milliyet, 25 Þubat 2005

[114] Comité de la defense de la cause arménienne, 24 Þubat 2005

[115] cnntürk, 22 Nisan 2005

[116] Agence Presse, 22 Nisan 2005

[117] Agence Presse, 25 Nisan 2005

[118] Zaman, 27 Nisan 2005

[119] Armenews, 24 Mayýs 2005

[120] Raffi A. Hermonn, Hye-Tert, 29 Mayýs 2005

[121] Armennews, 25 Mayýs 2005

[122]Armenews, 30 Mayýs 2005

[123] Zaman, ( Mayýs 2005

[124] Belçika Meclisi (Chambre) Belge no. 51 1284/009

[125] Fédération Euro-Arménienne, Communiqué de Presse, 5 Mayýs 2005

[126] Zaman, 8 Haziran 2005

[127] Milliyet, 18 Mayýs 2005

[128] http://www.devletim.com/git.asp?id=390

[129] CDCA, 17 Aralýk 2004

[130] Milliyet, 17 Aralýk 2004

[131] AFP, 7 Ekim 2004

[132] AFP, 29 Ekim 2004

[133] CDCA, 14 Kasým 2004

[134] Nouvelles d’Arménie, No.104, Ocak 2005,  Ara Toranian, Edito s.6

[135] Armenews, 2o Aralýk 2004

[136] CDCA, 17 Aralýk 2004

[137] Catholicosate of Cilicia, Press Release, 6 Aralýk 2004

[138] Catholicosate of Cilicia, Press Release, 14 Aralýk 2004

[139] NTV/MSNBC, 8 Aralýk 2004

[140] Noyan Tapan 11 Ekim 2005 ve armenialiberty 12 Ekim 2005

[141] Arminfo, 22 Kasým 2005

[142] Ermenistan Devlet Baþkanýnýn olaylarý abarttýðý görülmektedir. Ermenistan ile Türkiye arasýnda temaslar öteden beri vardýr. Nitekim iki ülke diplomatlarý ve özellikle dýþiþleri bakanlarý görüþmektedir. Diðer yandan iki ülke arasýnda genellikle Gürcistan üzerinden ticari iliþkiler mevcuttur.

[143] La Fédération Euro-arménienne ,7  Ekim 2005.  Bu federasyon tarafýndan  yayýnlanan bildiride  Avrupa Komisyonu’nun,  doðru olmayan ifadeler kullanýlmak suretiyle,  “soykýrým” deyimini  sansür ettiði ve böylece Türkiye’nin “inkârcýlýðýnýn ” sürdürülmesini saðladýðý belirtilmektedir.

[144] Press Release, Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Armenia, Statement on EU-Turkey Accession Talks, 16 Aralýk 2004

 

 ----------------------
* Avrasya Ýncelemeleri Merkezi Baþkaný - oelutem@avim.org.tr
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 16-17, Kýþ 2004-Ýlkbahar 2005
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.