Sayýn Metin Erksan’ýn Cumhuriyet gazetesinde yayýnlanan "Bayrak yakmakla Ermeni Soykýrým Yalaný Çözülmez" baþlýklý yazýsý ciddi bir tespiti içermekte ve ev ödevini on yýllardan bu yana iyi yapmayan bir devletin yurttaþlarýnýn çaresiz kalmanýn verdiði kýzgýnlýk ile sonuç almaktan ziyade kendini tatmine yönelik eylemlere sürüklediðine dikkat çekmektedir. Bu sadece sözde Ermeni soykýrýmý ile ilgili deðil, bütün karþý karþýya kalýnan sorunlar ile ilgili bir hususdur. Ankara, örgütlü, sistemli, sürekli ve bilimsel çalýþma yöntemlerini uygulamamakta ýsrarcý, kendisini yenilgiye sürükleyen, halkýný maðlubiyet ve kýzgýnlýk duygularý ile karþý karþýya býrakan bir tutumu ýsrarla ve akýl almaz bir þekilde sürdürmektedir.
Bu tutum Ankara’nýn karþý karþýya kaldýðý PKK sorunu, Ermeni soykýrým iddialarý gibi meselelerin gerçek doðasýn kavrayamamasýndan, bu tür saldýrýlarýn esasen Türkiye’ye yönelik ve onlarca yýllýk uzun vadeli hedeflerin gerçekleþmesi için gereken politik, askeri, kültürel, sosyal ve uluslararasý koþullar saðlamaya yönelik örtülü savaþ ve psikolojik harekat olduðunu anlamamasýndan ve/veya anlasa bile buna göre önlemler almamasýndan kaynaklanmaktadýr.
Ankara’nýn Türkiye için sahip olduðu savunma anlayýþý ancak nebat dünyasýnýn savunma anlayýþý olan bitkisel savunmadýr. Bitkisel savunma ise maðlubiyetin diðer adýdýr. Bir örtülü savaþ ve psikolojik harekat ile karþý karþýya olduðu halde buna karþý gereken önlemleri almayan, diðer bir deðiþle kendi ev ödevini iyi yapmayan Ankara, olumsuz sonuçlar aldýðýnda kendi hatalarýný Israr ile görmemezlikten gelmekte ve suçu hep baþkalarýna atmaktadýr. Ortaya çýkan olumsuz sonuçlar bile Ankara’nýn gerekli politikalarý oluþturarak gereken þekilde karþýlýk vermesini engellemektedir.
Oysa politik bir hedef, bu hedefi gerçekleþtirecek þekilde örgütlenmiþ bir karargâh, geliþmiþ bir strateji, bu stratejiyi adým adým gerçekleþtirmeye yönelik taktik eylemler bütününden oluþan örtülü savaþ ve psikolojik harekata karþý ancak onun kadar örgütlü ve geliþmiþ bir karargâha sahip, düþmanýn atacaðý adýmý daha önceden kestiren ve buna göre önlemler alan bir yapý ile karþý konulabilir. Türkiye ne yazýk ki diðer bir çok hususta olduðu gibi Ermeni iddialarýna karþý da böyle bir karargâhtan yoksun olarak elleri kollarý baðlý bir boksörün çaresizliði içinde sözde mücadele etmektedir. Türkiye’deki hiç bir kurum haklý olarak böyle bir mücadelenin kendi iþi olmadýðýný düþünmekte ve bu mücadeleyi "ucundan tutarak" sahiplenmekte / sahiplenmemektedir.
Bu saptamalarý baþýndan bugüne deðin sözde Ermeni soykýrýmý örneðinde somutlaþtýrýrsak tespitlerimiz daha kolay anlaþýlacaktýr. Terörist Ermeni saldýrýlarýnýn baþlamasýndan sonra bir grup diplomat ve bilimadamýnýn doðal önderliðindeki "gerçekten gönüllü bir grup" kendi gayretleri ile herhangi bir özel karargâh olmadan aðýrlýklý olarak Dýþiþleri Bakanlýðý’nýn eþgüdüm ve desteði ile Türk tezini bilimsel ve politik çalýþmalar ile bütün dünyada anlatmak için çalýþmalara baþlamýþtýr. Yine Ermeni saldýrýlarýnýn aðýrlýklý hedefi olan ve bir çok diplomatýný Ermeni saldýrýlarýna kurban veren Dýþiþleri Bakanlýðý’nýn bir üyesinin, Washington büyükelçisi Þükrü Elekdað’ýn Ankara’ya raðmen gösterdiði çabalarý ile Batýlý bilimadamlarý arasýnda ciddi bir Türk yanlýsý grup oluþturulma baþarýsý gösterilmiþtir.
Ermeni terör eylemlerinin sona ermesi ile birlikte savaþýn gerçek doðasýný anlamayan Ankara bu sürecin bittiðini zannetmiþ, zaten örgütlü bir yapý ile yürütülmeyen mücadele sona erdirilmiþtir.
Öte yanda Ermeniler, terör sürecini politik savaþýn ilk aþamasý olarak görmüþler ve terörün sona ermesinden sonra aðýrlýklý olarak sözde bilimsel ve özünde halkla iliþkiler boyutu güçlü olan bir süreci baþlatmýþlardýr. Bu sürecin temel hedefi Ermeni tezlerini bütün dünyanýn tezleri haline getirmek olmuþtur. Sovyetlerin çökmesi ile birlikte Ermeni tezlerinin sadece Ermeni diasporasý tarafýndan deðil Erivan tarafýndan da savunulduðu bir dönem baþlamýþtýr.
Eski Sovyet coðrafyasýndaki en saldýrgan devlet olan Ermenistan, Azerbaycan’ýn toprak bütünlüðünü ihlal ederek bu ülkenin topraklarýnýn % 20’sini iþgal etmiþ, diðer komþusu Gürcistan’ýn Cevaheti bölgesindeki Ermenileri örgütleyerek bu bölge üzerindeki Tiflis’in egemenliðini kaðýtta kalýr bir hale indirgemiþtir. Karadeniz’e çýkma planý yapan Erivan için Kelbecer’in de jura Ermenistan’a ilhakI bir ilke deðil bir zaman meselesidir. Ermenistan üçüncü komþusu Türkiye ile olan sýnýrýný da kabul etmemiþ, Doðu Anadolu bölgemizi Batý Ermenistan olarak gördüðünü ortaya koymuþtur. 1990’larIn baþýnda Azerbaycan ile savaþtan dolayý Ýran ile iyi iliþkileri içinde olan Ermenistan, son yýllarda Ýran-Ermenistan sýnýrýnýn güneyindeki bir çok Ýran yerleþim birimine de Ermenice adlar vermeye baþlamýþ, Ýran’a karþý bile saldýrgan bir tutum sergilemeye baþlamýþtýr.
Ýþte bu küçük, fakir ama saldýrgan ülke ve Ermeni diasporasý 1990’larIn sonunda, 15 yýldan bu yana bütün Batý dünyasýnda yapýlan ve bilimsel yöntemlerin ve þiddet/tehdit eylemlerinin iç içe geçmiþ bir þekilde kullanýldýðý sürecin sonunda dünyanýn Ermeni tezlerini kabul etmesi için olgunlaþtýðýný düþünerek, harekete geçmiþtir.
Ermeniler dünyayý hazýrlamak için ne yapmýþlardýr? Öncelikle, Ermenilerin soykýrýma uðradýðý tezi bütün dünyada yayýnlanan binlerce kitap ve makale ile Yahudi jenosidinden sonra en önemli
soykýrým olarak dünyanýn beynine iþlenmiþtir. Ermenilerin bu çabalarýnýn bir noktadan sonra Ermeni tezinde kendi ulusal menfaatleri doðrultusunda faydalanmak isteyen ve tarihte ilk soykýrýmý gerçekleþtiren halk olma durumundan kurtulmak isteyen Almanya tarafýndan desteklenirken, Ermeni sorunu kendi politik kültürünün aþamadýðý bir parçasý olan Fransa tarafýndan da hoþgörü ile kabul edilmiþtir. Ermeni lobisi böylece Batý dünyasýnda Ermeni tezini genelgeçerli ve Yahudi soykýrýmý gibi bir gerçek olarak kabul ettirmeyi baþarmýþtýr.
Bu süreç sadece Batý dünyasýnda gerçekleþmemiþ ayný zamanda Türk kamuoyuda Ermeni tezini destekleyen kitaplar ile beslenmiþtir. 1990’larIn sonu 2000’lerin baþýnda Türkiye’de Ermeni tezini destekleyen 25 kitap çýkmýþ ve en ufak bir tepki görmeden satýlmýþtýr. Bu süreçte Türkiye’de Ermeni yanlýsý küçük bir akademisyen/iþadamI merkezli grup oluþmuþtur. Þimdi bu grup dünyanýn deðiþik yerlerine davet edilerek Ermeni yanlýsý platformlarda Türkiye-Ermenistan yakýnlaþmasý adýna Ermeni soykýrýmý için özür dilemektedirler.
Ermeni lobisi Ermeni tezini genel kabul gören bir tez haline getirme sürecini gerçekleþtirirken diðer yandan da Türk tezine destek veren baþta Amerikalý bilimadamlarýný tehdit ve terör kampanyasý ile baský altýna almýþlar ve Türk tezini desteklemeyi kestirmiþlerdir. Bu bilimadamlarýndan bazýlarý can korkusu ile Türkiye’ye kaçmýþ ve bir süre Türk devletinin korumasý altýnda yaþarken bir kýsmý ise ne yazýk ki Ankara’dan hak ettikleri ilgi ve desteði görmemiþ, Ermeni tehditleri ile tek baþlarýna karþý karþýya býrakýlmýþlardýr.
1990’larIn sonunda Ermeniler tekrar politik faaliyetlerine baþladýklarý zaman dünya Ermeni terörünü unutmuþ, ancak Ermeni tezleri ile beslenmiþ bir þekilde Türklerin ilk soykýrýmý gerçekleþtiren halk olduðuna inanmaya hazýr hale getirilmiþtir.
Öte yandan Türkiye’de ayný süreçte Ermeni meselesi ile ilgili çalýþanlarýn sayýsý sürekli azalmýþ, 1970 ve 1980’lerde dünyaya Türk tezini anlatan diplomat / bilimadamý grubu biyolojik olarak aktif mücadelenin dýþýna çýkmýþtýr. Ermeni tezlerini çürüten kitaplarýn deðil dünya piyasalarýna Türkiye piyasalarýna dahi hakim olmadýðý, kimsenin bu meseleye sahiplenmediði bir döneme girilmiþtir. Türk akademisyenleri verimsiz bir alan olduklarýný düþündükleri bu alandan uzak durmuþlar, bu konuya girmeye cesaret eden bilimadamlarý ise en ufak bir destek bulamamýþlardýr.
Esasen mevcut devlet kurumlarýnýn hiç birisinin iþinin Ermeni meselesi ile uðraþmak olmadýðý ve bunun için ayrý bir örgütlenmeye gerek olduðu gün gibi açýk iken Ankara böyle bir örgütlenmeye gitmemekte ýsrar etmiþ, tasarýlarýn gelmesinden bir kaç gün önce Washington ve Paris’e parlamenter heyeti yollamanýn çözüm olduðu gibi birþeyi düþünebilmiþtir. Varýlan sonuç ortadadýr ve ne yazýk ki Ankara’nýn Ermeni meselesine tepki göstermek için ciddi bir çabasý yoktur. Ancak bütün çözümü Ankara’dan beklemenin ve politikacýlar ve bürokratlarýn eylemini beklemenin de aydýn sorumluluðu ile baðdaþmadýðýný söylemek lâzýmdýr. Ankara bir þey yapmasa dahi yapýlabilecek çok þey vardýr.
Yapýlabilecek þeylerden bir tanesi olan Ermeni örtülü savaþýna ve psikolojik harekatýna karþý mücadelede bilimsel bir karargâh olacak olan bir merkezin oluþturulmasýdýr. Bu merkezde Osmanlýca, Ermenice ve Batý dillerini bilen uzmanlar baþlangýçtan günümüze Ermeni tarihini, kültürünü, dinini, politikasýný, Ermenistan’ý, Ermeni diasporasýný, politik ve kültürel etkinliðini tarihsel ve günlük çerçevede incelemelidir. Dünyanýn her yanýnda Ermenilerle ilgili çýkan her kitap toplanmalý, hangi kütüphanede hangi kitabýn olduðu bilinmelidir. Bu merkez sadece Türkçe deðil aðýrlýklý olarak yabancý dillerde yayýnlarý yurtdýþýnda yapmalýdýr. Amerikalý, Ýngiliz, Fransýz, Arap, Rus vs. ülkelerden bilimadamlarýna burs vererek bu konuyu araþtýrmalarýný saðlamalýdýr. Bu merkezin uzmanlarý yýlýn yarýsýný dünyanýn deðiþik üniversitelerinde konferanslar vererek geçirmelidir. Bu merkez Türkçe ve Ýngilizce Ermeni Araþtýrmalarý dergisi çýkarmalý, Türkiye’de Ermeni meselesi ve Ermenistan konusunda yüksek lisans ve doktora çalýþmalarýný desteklemelidir.Bu tür bir merkez yurtiçinden ve dýþýndan bütün araþtýrmacýlarýn ilk baþvuracaðý ve araþtýrmalarýnda materyale ulaþma konusunda en hýzlý ve verimli çalýþma alaný olmalýdýr.
Böyle bir merkezin oluþturulmasý için çok mu geç kalýnmýþtýr? Hayýr! çünkü Ermeni diasporasýnýn ve Ermenistan’ýn yürüttüðü savaþýn politik hedefi bugün için gerçekçi görünmeyen "Batý Ermenistan’ýn" kurtarýlmasýný içermektedir. Bu hedefe varmadan önceki ara aþamalar ise a) bütün dünyanýn Ermeni katliamýný kabul ettikten sonra, b) Türkiye’nin de sorumluluðunu kabul etmesi, c) Türkiye’den tazminat istenmesi, d) Türkiye’den ayrýlan Ermenilerin geri dönmesi ve nihayet e) Türkiye’den toprak talebi þeklinde özetlenebilir.
2 milyonluk bir ülkenin Avrasya ekseninin en güçlü ülkelerinden birisi olan Türkiye’den toprak talep ederek almasý bugünkü koþullarda bir hayaldir. Ancak bugünkü koþullarda hayal olmasý Ankara’nýn güzellik uykusuna yatmasý gerektiði anlamýna gelmez. Yukarýda tanýmladýðýmýz bu tür bir merkez Türkiye’nin uyumadýðýnýn ve izlediðinin kanýtý olacaktýr. Böyle bir merkez "Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü" Avrasya Stratejik Araþtýrmalar Merkezi’ne" baðlý olarak çalýþmalarýna baþlamýþtýr. Hem de sivil toplumun giriþimi olarak. Elinizde tuttuðunuz dergi bu enstitünün çalýþmalarýnýn ilk somut örneklerinden birisidir ve Ermenilerin Türkiye’ye karþý açtýklarý savaþa karþý koyuþta bu dergi bir yeni adýmý temsil etmektedir. Ermeni araþtýrmalarý dergisi bilimsel bir araþtýrma platformu olarak, Ermeni, politikasý, tarihi, kültürü, dini ve tarihi ile ilgili çalýþmalara yer vereceði gibi gerek Ermenistan’ýn politik yaþamýnýn günlük olarak izlenmesini gerek Ermeni diasporasýnýn gerçekleþtirdiði faaliyetlerin takibini saðlayacaktýr.
Ermeni Araþtýrmalarý Enstitüsü’nün dergisinin editörü sayýn E. Büyükelçi Ömer Lütem Beyefendiye bu dergiyi hazýrlamakta gösterdiði üstün gayretten dolayý teþekkürlerimi sunuyorum.
|