2001 yýlýnýn ilk dört ayý Ermeni sorunu bakýmýndan yoðun geliþmelere sahne oldu. Bu yazýmýzda kýsaca sözkonusu geliþmeleri anlatacak ve ayný zamanda bunlara bazý yorumlar getirmeye çalýþacaðýz.
1. FRANSA'NIN SÖZDE ERMENÝ SOYKIRIMINI TANIMASI
Fransýz Meclisi 18 Ocak 2001 tarihinde "Fransa 1915 Ermeni soykýrýmýný açýkça tanýr" cümlesinden ibaret bir kanun kabul etti. Kanun 30 Ocak tarihinde Cumhurbaþkaný Chirac tarafýndan onaylanarak yürürlüðe girdi. Fransa ile Türkiye arasýnda ciddi bir anlaþmazlýða yol açan bu konunun geçmiþine kýsa bir göz atalým.
Fransýz Millet Meclisinin Kanunu ilk kabul.
Koçeryan’ýn 19 Nisan 1998 tarihinde Ermenistan Baþkaný seçilmesinden sonra sözde soykýrýmýn tanýnmasýný Ermenistan’ýn dýþ politika öncelikleri arasýna almasý ve bu konuda Diaspora ile yakýn bir iþbirliðine girmesi ilk önce Fransa’da sonuca ulaþtý. Türkiye’nin þiddetli itirazlarýna karþýn, çoðunluðu Sosyalist Partisi üyelerinden oluþan küçük bir gurubun giriþimiyle Fransýz Meclisi, 29 Mayýs 1998 tarihinde, Fransa’nýn soykýrýmýný tanýdýðýný ifade eden bir kanunu kabul etti. Taslak 577 sandalyeli Mecliste ancak 29 oy toplayabilmiþti.[1] Bu durum, aslýnda, sözde Ermeni soykýrýmýna Fransýz milletvekillerinin çok büyük kýsmýnýn ilgi duymadýðýný gösteriyordu. Taslak görüþülmek üzere Fransýz Senatosuna gönderildi. Türkiye tepki olarak Fransa’ya bir nota verdi ve bu gibi tasarýlarýn Ermeni terörünü yeniden canlandýrabileceðini bildirdi. Ayrýca Fransa’daki Türk diplomatlarýnýn daha iyi korunmasýný istedi. Bu arada TBMM söz konusu tasarýyý tümüyle geçersiz sayan bir karar kabul etti.[2] Fransa ile olan askeri projeler askýya alýndý ve Fransýz Senatosu bu taslaðý veto edene kadar gündemdeki projelerin hiç birine iþlerlik kazandýrýlmamasý kararlaþtýrýldý.[3] Diðer yandan bu tasarý Türk kamuoyunun hemen her kesiminden tepki gördü. Mesela Ýzmir Belediyesi Fransýz þirketlerinin o yýlki Ýzmir Fuarýna katýlamayacaklarýný açýkladý.[4] Buna karþýn Fransýz Hükümeti Ilýmlý bir tutum izleyerek, milletvekillerinin baðýmsýz olduklarýný, tasarýnýn günümüz Türkiye’sini hedef almadýðýný ve Osmanlý tarihinin bir d.neminin anýmsanmasýný amaçladýðýný, Fransa’nýn Türkiye ile mevcut dostane iliþkileri ve iþbirliðini geliþtirmeye kararlý olduðunu belirtti.[5]
Senato’nun tasarýyý kabulü
Türkiye’nin sert tepkileri Senatonun tasarýyý hemen ele almasýný engelledi. Esasen Senato Baþkaný René Monory Senatoda çoðunluðun tasarýnýn aleyhinde bulunduðunu, Hükümetin Israrlý olmamasý halinde tasarýnýn Senatodan geçmesinin çok zor olduðunu söylüyordu.[6] Fransýz Hükümeti ise tasarýnýn Senato gündemine alýnmasýný talep etmedi. Tasarýnýn Senato üyeleri tarafýndan gündeme alýnmasý için biri 1999 Mart’ýnda diðeri 2000 Þubat’ýnda yapýlan giriþimler yeterli oyu saðlayamadý. Durumun böyle devam etmesi ve zaman içinde tasarýnýn geçersiz (caduc) hale gelmesi bekleniyordu. Senatonun tasarýyý gündeme almamasý sonucunda Türk-Fransýz iliþkilerindeki gerginlik de ortadan kalktý.
Ermeniler bu durumdan ümitsizliðe kapýlmadýlar. Giriþimlerine devam ederken Senato binasý önünde devamlý nöbet tutmak ve pankart asmak gibi eylemleri sürdürdüler. Ayrýca 24 Nisan 2000 tarihindeki anma törenlerinde "Chirac bizden oy alamazsýn" þeklinde sloganlar atarak7 siyasi baskýlarda bulundular.
2001 Mart ayýnda yapýlacak olan seçimlerinin yaklaþmasý ve bu seçimlerin çok çekiþmeli geçeceðinin anlaþýlmasý durumu deðiþtirdi ve sað partilere mensup bazý senatörlerin tasarýya daha sýcak bakmalarýný saðladý. Ayrýca hem Hükümet in hem de Cumhurbaþkanýnýn tasarýnýn kanunlaþmasýný önlemek için etkili bir gayret içinde olmayacaklarýna dair iþaretler vardý. Bu hava içinde tasarý "ivedi görüþme" talebiyle gündeme alýndý. Hükümet sözcüsü tasarýnýn aleyhinde olmakla beraber reddedilmesi için ýsrarlý da davranmadý ve dört saat süren bir toplantý sonucunda tasarý 8 Kasým 2000 tarihinde sabaha doðru 40 a karþý 164 oyla kabul edildi.[8]
Türkiye Dýþiþleri Bakanlýðý ayný gün yayýnladýðý bir basýn bildirisinde[9] bu kararýn kýnandýðý ve reddedildiði, Türk milletinin tarihinin hiç bir döneminde soykýrým suçu iþlemediði belirttikten sonra Koçaryan yönetiminin Diaspora ile birlikte yürüttüðü politikanýn Kafkaslarda barýþ ve istikrara hizmet etmediði ve Ermenistan halkýna yararý olmadýðý ifade edildi. Fransýz politikacýlarýnýn oy ve çýkar uðruna aldýklarý bu karar ile büyük sorumluluk altýna girdikleri vurgulandý. Bu tutumun Türk-Fransýz iliþkilerine zarar verdiði bildirildi ve Fransýz Millet Meclisinin ayný hatayý yapmamasýnýn beklendiði ifade olundu.[10]
Senatonun kararý Ermenistan’da iyi karþýlandý. Dýþiþleri Bakanlýðý sözcüsü Papayan "bu karar sadece tarihi gerçeði teyit etmekle kalmayýp geçmiþ olaylarýn doðru bir deðerlendirmesini de yapmýþ ve böylelikle bize miras kalan sorunlarýn üstesinden gelmemize imkân vererek bölgesel iþbirliði için uygun koþullar oluþturmuþtur" ifadelerinde bulundu.
Buna karþýn Fransa’da, Cumhurbaþkanlýðý ve Baþbakanlýk ortaklaþa bir bildiri yayýnlayarak, "Parlamentonun giriþimi sonunda oluþmuþ ve Parlamentonun sorumluluðunda olan bu oylamanýn günümüz Türkiye’si için bir deðerlendirme teþkil" etmediðini bildirdiler. Oysa Baþbakan Jospin Sosyalist Partiye, Cumhurbaþkaný Chirac da saðcý RPL ve UDF’e hakim olduklarýndan ve bu iki partinin parlamentoda kesin üstünlüðü bulunduðundan, Cumhurbaþkaný ve Baþbakan’ýn istemedikleri bir kanunun kabulü mümkün deðildi. Üç siyaset mülahazalarýyla bir yandan Ermeniler tatmin edilirken diðer yandan, kusur Parlamentoya atýlarak, Türkiye’nin tepkilerinin önlenmeye çalýþýldýðý ortadaydý.
Senatoda kabul edilen metin Millet Meclisi’nde 29 Mayýs 1998 tarihinde onaylanan metnin ayný olmakla beraber, kabul ediliþ usulleri arasýndaki fark nedeniyle bu metnin Millet Meclisi’ne gönderilerek tekrar oya sunulmasý gerekiyordu.[11] Ancak Türkiye’nin tepkisinden çekinildiði için, Hükümet çevrelerinin bu Meclis oylamasýndan vazgeçme yollarýný aradýklarý ve Parlamentonun her iki kanadý da ayný metni kabul ettiðine göre maksadýn hasýl olduðu, bu durumda tasarýnýn tekrar Millet Meclisine gönderilerek kanun haline getirilmesine gerek bulunmadýðý fikrini kabul ettirmeye çalýþtýklarý anlaþýlýyordu.[12] Ancak bu formül Ermenileri tatmin etmedi ve tasarýnýn kanun þekline dönüþmesi için Israr edildi. Aralýk ayI ortalarýnda tasarýnýn Millet Meclisi gündemine alýndýðý öðrenildi.[13]
T.B.M.M.’nin Tepkisi
Fransýz Meclisi’nin tasarýyý kabul edeceðinin anlaþýlmasý üzerine TBMM’deki siyasi partilerin ortaklaþa hazýrladýklarý bir önerge 9 Ocak 2001 tarihinde oybirliði ile kabul edildi.1 4 Bu önergede, özetle, tasarýnýn oy kaygýsýyla gündeme geldiði, tarihin tahrif edilmesine ve önyargýlara dayandýðý, kabul edildiði taktirde Fransa’da düþünce ve ifade özgürlüðü ile bilimsel araþtýrma ve bulgularý yayýnlama özgürlüðünün ortadan kalkacaðý, bu yasanýn tespitlerinden farklý sonuçlara varmanýn yasanýn ihlâli olacaðý ve suç oluþturacaðý belirtildikten sonra tasarýnýn Millet Meclisi’nde benimsenmesi halinde Fransa’nýn uluslararasý alanda yüklendiði görevleri yerine getirmekte tarafsýzlýk ilkesi ile baðlý kalamayacaðý ve bu nedenle Kafkas bölgesinde ve diðer uluslararasý sorunlarda alacaðý her inisiyatifin kuþkuyla karþýlanacaðý; ulusal parlamentolarýn tarihi araþtýrmalara taraf olamayacaklarý, nefret ve ýrkçýlýðýn körüklenmesine katký yapamayacaklarý ifade olunarak buna misal olarak Fransýz Parlamentosunun Cezayir olaylarýnýn deðerlendirmesini yapmayý reddetmesi gösteriliyordu. Konunun en önemli noktalarýna deðinen ve oybirliði ile kabul edilen bu önerge her nedense Türk basýnýnda fazla ilgi görmedi. Oysa Meclisin bu konudaki görüþlerini belirtmesi ve bu nedenle de Türk dýþ politikasýnýn bu sorunla ilgili çerçevesini tespit etmesi bakýmýndan bir referans belgesi niteliðindeydi.
Tasarýnýn Fransýz Millet Meclisinde kabulü ve yürürlüðe girmesi
Fransýz Millet Meclisi Dýþiþleri Komisyonu, Paris’te bulunan bir Türk Parlamento Heyetinin gayretlerine raðmen 10 Ocak 2001 tarihinde tasarýyý kabul etti. Meclis Genel Kurulu da 18 Ocak günü tasarýyý onayladý. Oturumda 577 sandalyeli Millet Meclisi’nden sadece 52 kiþi vardý.[15] Onlar da tasarýya oy verdiler. Anlaþýlan oturuma sadece tasarýya taraf olan milletvekilleri gelmiþti. Böylece sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kanun Meclis üyelerinin yüzde 9’u gibi çok k.ç.k bir azýnlýðýnýn oylarýyla kabul oldu. Yukarýda belirttiðimiz gibi tasarý Millet Meclisinde 29.05.1998 tarihinde ilk müzakeresinde 29 oyla kabul edilmiþti.
Fransýz Parlamentosu’ndaki oylama sisteminin üyelerinin çoðunluðunun iradesini yansýtmayan sonuçlar verdiði ortadadýr. Ancak 19 Ocak oylamasýnýn geçerli olduðunda þüphe yoktur ve hatta bu oylama Meclis kayýtlarýna "oybirliði" olarak geçmiþtir. Kanýmýzca bu konuda Türkiye açýsýndan önemli olan husus Fransýz Parlamentosunun oylama sistemini tartýþmak deðil, tasarI için oy kullanmamýþ olan 500’den fazla milletvekilinin bir kýsmýný dahi olsun etkileyememiþ olmamýzýn nedenleri üzerinde düþünmektir.
Sözkonusu tasarýnýn kanunlaþmasý için Cumhurbaþkaný, Baþbakan, Millet Meclisi Baþkaný, Senato Baþkaný’ndan birinin veya 60 parlamento üyesinin on beþ gün içinde tasarýya itiraz etmemesi gerekiyordu. Ýtiraz eden olmadý ve Cumhurbaþkaný Chirac da sürenin bitiminden önce, 30 Ocak 2001 tarihinde, tasarýyý onaylayarak kanun haline getirdi. Böylelikle Fransa Parlamentosu Cezayir olaylarý gibi kendi memleketinde iþlenen suçlar hakkýnda bir karara varmaktan kaçýnýrken baþka bir ülkede ve çok daha eski bir tarihte vuku bulmuþ olaylarý soykýrýmý olarak nitelendirmek çeliþkisine düþtü.
Bu kanunun kabulü Ermeni resmi makamlarý tarafýndan memnunlukla karþýlandý. Ancak Ermenistan gazetelerinin konuya birinci derecede önem vermedikleri görüldü. Hatta bu kanunun Ermenistan ve Ermeni halkýnýn çýkarlarý ile hiç bir ilgisi bulunmadýðýný, tek kazancýn anlamsýz bir sevinçten baþka bir þey olmadýðýný yazanlar bile çýktý.[16] Soykýrýmý konusunun geçim sýkýntýlarý içinde olan Ermenistan halkýný pek ilgilendirmediði görülüyordu.
Kanun kabulünün nedenleri
Ermenilerin Fransa’nýn soykýrýmýný tanýmasý için yýllardan beri sürdürdükleri gayretlerin baþarý ile sonuçlanmasýnýn çeþitli nedenleri vardýr.
Birinci neden Ter Petrosyan döneminde sözde soykýrýmýný tanýtmak için çaba göstermeyen Ermenistan’ýn Koçaryan’ýn iktidara gelmesiyle soykýrýmI konusunu dýþ politikanýn öncelikleri arasýna almasý ve bu konuda Diaspora ile yakýn iþbirliðine girmesidir. Bu önemli bir Ermeni azýnlýðýna sahip olan Fransa üzerinde, özellikle seçim döneminde, bir baský oluþturmuþtur.
Ýkinci neden son zamanlardaki Türk-Fransýz iliþkileridir. Fransa, dönem baþkanlýðý sýrasýnda, Türkiye’nin AB ile olan iliþkilerini geliþtirmek için ciddi gayret sarf etmiþti. Diðer AB ülkelerinin Türkiye’nin adaylýðýna karþý ilgisizlikten karþýtlýða kadar uzanan olumsuz tutumlar içinde olmalarý Fransa’nýn bu politikasýný deðerli kýlmýþ, bu da Fransýzlarda Türkiye’nin onlarýn desteðinden vazgeçemeyeceði kanýsýný uyandýrmýþ ve sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda alýnacak herhangi bir karara Türkiye’nin ciddi þekilde karþý çýkmayacaðýna inandýrmýþtý.
Üçüncü neden kanun metninin Türkiye’yi rencide etmeyeceði düþünülen ifadelerle kaleme alýnmasýdýr. Gerçekten de kabul edilen kanun metninde Türkiye veya Türkler kelimeleri mevcut deðildir. Ayrýca 1915 yýlý tasrih olunmakla Türkiye Cumhuriyeti sorunun dýþýnda býrakýlmak istenmiþtir. Ancak bunlar daha ziyade kozmetik nitelikte olup herkes hangi ülke ve halkýn sözkonusu olduðunu bilmektedir.
Türkiye’nin tepkileri
Fransýz Meclisinin sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan kanunu kabul etmesinden sonra Türkiye’de resmi makamlar, sivil toplum kuruluþlarý ve medyadan beklenenin çok üzerinde tepkiler geldi.
Kanunun kabul edildiði gün Hükümet bir açýklama yaparak[17] bu kanunu "tarih ve insanlýk önünde vahim bir hata" olarak nitelendi, Türkiye’yi soykýrýmý ile itham eden ve tarihi gerçekleri hiçe sayan bu kararý þiddetle kýnandý ve Fransýz yasasý tüm sonuçlarýyla reddedildi. Ayrýca yasanýn Türk-Fransýz iliþkilerine büyük ve kalýcý zararlar vereceði ve ciddi bir krize yol açabileceði, bölgedeki barýþ ve istikrara olumsuz etki yapacaðý ve bunlarýn sorumluluðunun Fransa’ya ait olduðu belirtildi; yasanýn etkisiz hale getirilmesi istendi. (Bununla Chirac’ýn yasayý onaylamamasý kastedilmektedir). Son olarak Paris’teki Türk Büyükelçisinin danýþmalar için Ankara’ya çaðrýldýðý bildirildi.
Dýþiþleri Bakaný Ýsmail Cem ise ayný gün Ankara’daki Fransýz Büyükelçisini davet ederek söz konusu yasanýn önlenmesi için Fransýz Hükümetinin kayda deðer bir gayreti olmamasýnýn teessürle karþýlandýðýný, bu yasanýn Fransa’da yabancý düþmanlýðýný ve Ermeni terörizmini yeniden harekete geçirebileceðini o itibarla, diplomatlar dahil, Fransa’daki t.m Türk vatandaþlarýnýn güvenliðinin saðlanmasýný istedi.[18]
Ayný gün Baþbakan Bülent Ecevit Türk-Fransýz iliþkilerinin aðýr þekilde zarar göreceðini ifade etti.[19] Cumhurbaþkaný Sezer ise Fransýz Meclisinin kararýný "saðduyudan yoksun" olarak tanýmladý ve kýnadý.[20]
Dýþiþleri Bakanlýðý Müsteþarý Faruk Loðoðlu "Türkiye ile Azerbaycan arasýndaki iliþkilerin daha da geliþtirilmesi olanaklarý ile bölgesel ve uluslararasý konular hakkýnda görüþ alýþveriþinde bulunmak üzere" 19 Ocak 2001 tarihinde Azerbaycan’a gitti.[21] Basýnda Türkiye ile Azerbaycan’ýn Fransa’ya karþý ortak tavýr almasýnýn ve Karabað sorunu için kurulmuþ olan Minsk Grubundan Fransa’nýn dýþlanmasýnýn gündemde olduðu haberleri çýktý. Yine basýna göre Aliyev "Minsk Grubunun eþ baþkanlýðýný Fransýz Parlamentosu yapmýyor" sözleriyle bu öneriye karþý çýktý.[22] Nitekim Fransa Karabað sorununun çözüm. için ön planda bir rol oynamaya devam etti ve Chirac’ýn giriþimiyle Aliyev ve Koçaryan, biri 26 Ocak, diðeri 4 ve 5 Mart 2001 tarihinde Paris’te bir araya gelerek Karabað konusunda görüþmeler yaptýlar. Azerbaycan’ýn Karabað sorunu için Fransa’yý dýþlamak istememesine karþýn Azerbaycan Hükümeti, Meclisi ve özelikle muhalif partiler sözde soykýrýmýný tanýyan yasaya karþý olduklarýný çeþitli kez dile getirdiler.
Türkiye’de ise Fransa’ya karþý uygulanacak önlemler görüþülmeye baþlandý. Baþbakan Ecevit bu konuda "Türkiye kendi ekonomisine zarar vermeden ne gibi yaptýrýmlar uygulayabiliriz. Önümüzdeki bir kaç gün içinde bu konuda çalýþmalar sonuçlanmýþ olacaktýr."[23] diyerek yaptýrýmlar konusundaki kararlýlýðýný ortaya koydu. Yaptýrýmlarýn neler olacaðý hakkýnda resmi bir açýklama yapýlmamýþ olmakla beraber, gazeteler bunlarýn daha ziyade silah sipariþleriyle askeri amaçlý araç ve gereçleri ilgilendirdiðini, Dünya Ticaret örgütü ve Gümrük Birliði Antlaþmasý hükümleri gereðince ticari alanda bir kýsýtlama getirilemeyeceðini yazdýlar. Bu arada Fransa’nýn bu yaptýrýmlar nedeniyle 8 ilâ 10 milyar dolarlýk kaybI olacaðý da belirtildi.
Hükümet dýþý kuruluþlardan da Fransa’ya karþý yaptýrým önerileri gelmeye baþladý. Ankara Ticaret Odasý Baþkaný Kemal Ay gün Fransýz mallarýna karþý boykot önerdi ve Fransa’ya tatile gidilmemesi çaðrýsýnda bulundu.[24] Buna karþýlýk TÜSÜAD her iki tarafa da zarar vereceðini belirterek boykota karþý çýktý.[25]
En sert tepkiler sendikalardan geldi. TESK ve Harp-Ýþ sendikalarý baþkanlarý Fransýz mallarýna karþý boykot çaðrýsýnda bulundular. Kamu-Sen Sendikasý Baþkaný ise Fransa’nýn Türkiye’deki Büyükelçiliði dahil, tüm tesislerinin kapatýlmasýný istedi.[26]
Fransa ile kültürel iliþkilerin kaldýrýlmasý veya azaltýlmasý hakkýnda da öneriler oldu. Ýstanbul Üniversitesi Rektörü Fransa ile bilimsel iliþkileri kestiklerini bildirdi.[27] Kocaeli, Uludað ve Gazi Osman Paþa Üniversiteleri[28] ile Baþkent Üniversitesi[29] Fransýzca dersleri kaldýrdýklarýný açýkladýlar.
Buna karþýn Türkiye’de Fransýzca tedrisat yapan tek yüksek Öðretim kuruluþu olan Galatasaray Üniversitesinin Rektörü Erdoðan Teziç, Birinci Dünya Savaþýnda, Fransa Türkiye ile harp halinde iken dahi, Galatasaray Lisesinde Fransýzca eðitimde kesinti yapýlmadýðýný hatýrlattý.[30] Eski Dýþiþleri Bakaný Prof. Mümtaz Soysal ise "Fransa gibi diller kimilerinin kabulüyle veya reddiyle ayakta kalacak veya da yýkýlacak diller deðildir. Kaldý ki çaðdaþ Türkiye kültüründe Fransýzcanýn yeri büyüktür" sözleriyle[31] konunun daha gerçekçi bir yönünü ortaya koydu.
Türk basýný Fransa’da kabul edilen kanuna olaðan üstü derecede önem verdi. Bu konudaki haberler büyük puntolarla ön sayfalarda yer alýrken köþe yazarlarýnýn hemen hepsi ve bazýlarý bir çok kez bu konuya deðindi.
Türk televizyonlarýnýn da konuya çok ilgi gösterdiði gözlemlendi. Büyük kanallarýn hepsi bu sorun üzerinde gazetecilerin, politikacýlarýn, bilim adamlarýnýn ve diplomatlarýn katýldýðý özel programlar düzenlediler. Bunlarýn arasýnda 2 Þubat 2001 tarihinde ATV televizyonunda yapýlan ve beþ saatten fazla s.ren Siyaset Meydaný Programý özellikle dikkati çekti.
Türkiye’de Ermeni tezlerini benimseyen ve savunan çok az sayýda kiþinin yazýlarý büyük gazetelerde yer almazken 4 Þubat 2001 tarihinde Ceviz Kabuðu programýna yurt dýþýndan telefonla katýlan Taner Akçam’ýn "Türkiye özür dilesin" þeklindeki beyanlarý çok tepki çekti. Merhum Cumhurbaþkaný Turgut Özal’ýn eþi Semra Özal telefonla müdahale ederek bu sözlerin milli duygu taþýyanlarý rencide ettiðini, özür dilenmesini asla kabul etmeyeceðini, bunu teklif edeni asla affetmeyeceðini bildirdikten sonra programýn sunucusu Hulki Cevizoðlu’nu da bu saçmalýklarýn dinlenmesine aracý olduðu için affetmeyeceðini söyledi.[32] Bu sözlerin programý dinleyenlerin büyük çoðunluðunun duygularýný yansýttýðý görüldü.
Basýn ve televizyonlardaki bu yoðun yayýnlar Ermeni sorununa karþý duyulan ilginin iþaretiydi. Kiþiler pek bilmedikleri bir konuda bilgi edinmek ve bundan sonra ne gibi geliþmeler olabileceðini öðrenmek istiyorlardý. Soruna gösterilen bu ilgi bazý Ermeni çevreleri ve Ermeni taraftarlarýnýn dilediði gibi Türk halkýnýn tarihiyle yüzleþmesi veya hesaplaþmasý deðildi. Aksine soykýrýmI iddialarý kesinlikle reddediliyor hatta bunlarý ileri sürenlere karþý öfke beslendiði seziliyordu. Kýsaca Türk kamuoyu bu tartýþmalarýn sonunda, esasen hiç bir zaman aklýna getirmediði soykýrýmýný kabul etmek ve özür dilemekten çok daha uzaklaþmýþ oldu.
Fransýz Kanununun Olasý Sonuçlarý
Fransa’nýn sözde soykýrýmýna iliþkin kanunu kabul etmesinden hemen sonra Koçaryan’ýn Fransa’ya resmi bir ziyaret yapmasý, Paris’te yýllardan beri yapýlmasý ertelenen soykýrýmý anýtýna Paris Belediyesinin izin vermesi ve Sévres Kasabasýnda mahut antlaþmanýn imzalandýðý binanýn bahçesine kolaylýkla görülecek bir yere sözde soykýrým hakkýnda bir kitabenin dikilmesi, 13 Mart 2001 tarihinde Paris’te yapýlan Galatasaray - St. Germain maçýnda Ermenilerin çýkardýðý olaylar ve nihayet Orly katliamý faillerinden Varujan Garbisyan’ýn 24 Nisan’ýn arifesinde serbest býrakýlarak Ermenistan‘a gönderilmesi Türkiye’de Fransa aleyhindeki duygularý daha da pekiþtirdi.
Halen Türk-Fransýz iliþkileri gayet olumsuz bir mecrada bulunmaktadýr. Uzun zaman sürdüðü taktirde bu durumundan iki tarafýn da zarar göreceðinde þüphe yoktur. Söz konusu kanun artýk kesinlik kazandýðýna göre Türkiye bu gerçeði kabul durumundadýr. Fransýzlar için ise, bir deðerlendirme hatasý sonucunda hem siyasi hem de maddi zarar söz konusudur. Ýki tarafýn zaman içinde uzlaþabilmesi esas itibariyle Fransa’nýn tutumuna baðlýdýr. Fransa özellikle AB’de Türkiye lehinde somut sonuçlar verecek faaliyetlerde bulunursa ve diðer yandan sözkonusu kanunun modern Türkiye’yi ilgilendirmediðine Türkiye’yi ikna etmeye çalýþýr ve bunu sadece kapalý kapýlar arkasýnda deðil kamu oyu önünde de Israrla belirtirse Türkiye’nin uzun vadede kendi lehine de olmayan ekonomik yaptýrýmlarda Israr etmesinin anlamI kalmayacaktýr.
Fransa’da Ermeni soykýrýmý olmadýðýný söylemek suç mudur?
Türk basýnýnda bu kanundan sonra artýk Fransa’da Ermenilerin soykýrýmýna uðramadýðýný iddia etmenin suç sayýlacaðýna dair yayýnlar yapýldýðý görülmektedir. Yukarýda deðindiðimiz T.B.M.M.’nin 9 Ocak 2001 tarihinde kabul ettiði önergede yer alan "bu tasarýnýn tespitlerinden farklý sonuçlara varmak yasanýn ihlali olacak ve dolayýsýyla bir suç oluþturacaktýr." cümlesi de ayný endiþeyi yansýtmaktadýr.
Ceza hukukunun ana ilkelerine göre kanunla açýkça suç olarak tanýmlanmayan fiiller için ceza verilemez.[33] Ermeni soykýrýmý hakkýndaki Fransýz kanununda soykýrýmýný tanýmamanýn suç teþkil edeceðine dair bir kayýt bulunmadýktan baþka, herhangi bir cezadan bahis de yoktur. O nedenle sadece bu kanuna dayanarak, Ermenilerin soykýrýmýna uðramadýklarýný ileri süren kiþilerin Fransa’da suçlanmasý ve cezalandýrýlmasý mümkün deðildir. Bunun için ya Fransýz Ceza Kanununa bir madde koymak ya da Yahudi soykýrýmýný inkar edenleri cezalandýran Gaysot kanununa Ermenileri de dahil etmek gerekmektedir.
Ermenilerin soykýrýmýna uðramadýðýnýn ifade edilmesini yasaklayan bir hüküm bulunmadýðýna göre meþhur tarihçi ve oryantalist Bernard Lewis’in bu konuda nasýl mahkûm edildiði sorusu akla gelmektedir. Hatýrlanacaðý üzere B. Lewis 13 Aralýk 1993 tarihinde Le Monde gazetesine verdiði bir mülakatta 1915 yýlý olaylarýný soykýrým olarak tanýmlamanýn bu d.nem tarihin Ermenilerce yorumlanmasýnýn sonucu olduðunu söylemiþti. Fransa’daki Ermeni kuruluþlarý B. Lewis aleyhine soykýrýmýný inkâr ettiði gerekçesiyle dava açmýþlar ve dava 21 Haziran 1995 tarihinde sonuçlanarak B. Lewis davacýlara 1 Frank tazminat ödemeye mahkûm olmuþtu. Mahkeme kararýnda, 1915-1917 olaylarýnýn soykýrýmI olup olmadýðýnýn tayininin mahkemeye ait olmadýðýný belirttikten sonra konuya sorumluluk acýsýndan yaklaþýldýðýný ve Fransýz Medeni kanununun 1382 maddesine göre bir kusur iþleyerek baþkasýna zarar verenlerin bu zararI tazmin ile mükellef olduðunu, Lewis’in sözlerinin Ermeni toplumunun duyduðu acýlarý canlandýrdýðý için bir kusur teþkil ettiðini, bu nedenle de tazminatI gerektirdiðini belirtilmiþti.
Sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda yeni kabul edilen kanun bir ceza öngörmediðine göre halen Fransa’da Ermenilerin soykýrýmýna uðramadýðýný beyan edenlere karþý B. Lewis’e uygulanan Medeni Kanun maddesinden baþka bir hüküm mevcut bulunmamaktadýr. Ancak yeni kabul edilen kanun soykýrýmýný açýkça tanýdýðýna göre Medeni Kanunu esas alarak açýlan davalarýn daha çabuk sonuçlanmasýna ve muhtemelen tazminat miktarýnýn arttýrýlmasýna neden olabilecektir.
Bu vesileyle Türk Medeni Kanununun 41. maddesinin tazminat konusunda Fransýz kanunu ile ayný hükmü içerdiði o nedenle Türkiye’de Ermenilere soykýrýmý yapýldýðýný iddia edenlere karþý, Ermeni mezalimine uðramýþ kiþilerin veya onlarýn yakýnlarýnýn, bu iddialarýn acýlarýný canlandýrdýðý ileri sürerek, aynen Fransa’da olduðu gibi, tazminat davasý açýlmalarýnýn, ilke olarak, mümkün bulunduðu düþünülmektedir.
Türkiye’de sözde Ermeni soykýrýmý hakkýnda Kanun teklifi
T.B.M.M. Dýþiþleri Komisyon Baþkaný Kamran Ýnan tarafýndan hazýrlanan ve sözde Ermeni soykýrýmýný kabul eden Fransýz Kanununa bir tür yanýt niteliði taþýyan bir yasa teklifi, 21 Þubat 2001 tarihinde anýlan Komisyonda kabul edilerek[34] Meclisin ilgili komisyonlarýna gönderildi.
"Uluslararasý Ýddia, Ýtham ve Saptýrmalara Karþý Kanun" baþlýðýný taþýyan sözkonusu tasarýnýn esasýný, Türkiye’nin Ermeni soykýrýmý iddialarýný reddetmesi ve bunda Israrlý olunmasýný düþmanca bir davranýþ olarak addetmesi oluþturmaktadýr.
Tasarýnýn basýnda yayýnlanan metni þöyledir:[35] "Türkiye, tarihin tespit ve kabul etmediði Ermeni Soykýrýmý iddialarýný reddeder; bunda Israrlý olunmasýný düþmanca davranýþ addeder. Türkiye, Fransa ve diðer güçlerin Birinci Dünya Savaþý’nda Ermenileri kendi saflarýnda kullanmalarýný, isyana sevk ederek insan kaybýna yol açmalarýný kýnar. Türkiye, ASALA terörüne verilen destek ve himayeyi þiddetle kýnar. Türkiye, Yukarý Karabað ve Azerbaycan topraklarýnýn iþgalini, insanlarýn göçe zorlanmasýný kýnar, kuvvet kullanarak toprak geniþlemesini reddeder. Türkiye, Bosna Hersek’te 20 binden fazla insanýn dinlerinden dolayI, soykýrýmýna seyirci kalýnmasýný kýnar, Fransa ve diðer Avrupa güçlerinin manevi mesuliyeti bulunduðunu beyan eder. Bütün insanlýðý ilgilendire n tarih, siyasi kararlarla deðiþtirilemez, yazýlamaz, saptýrýlamaz. H.k.m tarihindir. Hükümet, yukarýdaki maddelerde belirtilen gerçeklerin dünya kamuoyunda tartýþýlmasý için gerekli tedbirleri alýr."
2. KOÇARYAN'IN TÜRKÝYE HAKKINDA BEYANLARI: SÖZDE SOYKIRIM'IN TANINMASI TAZMÝNAT VE TOPRAK TALEPLERÝ
Ermeni Devleti Baþkaný Robert Koçaryan’ýn Gazeteci Mehmet Ali Birand’a CNN/Türk’te yayýnlanmak üzere verdiði bir mülakat[36] Türk kamuoyunda ilgi ile karþýlandý.
Koçaryan bu uzun söyleþi sýrasýnda özellikle Türkiye’nin soykýrýmýný tanýmasý ve af dilemesi üzerinde durdu. Böyle yapýldýðý taktirde bundan, Ermenistan Devleti için, hukuken Türkiye’den tazminat ve toprak talep etmesi sonucunun çýkmayacaðýný defalarca vurguladý ve "Böyle basit bir adýmla sorunu kökünden halledebilirsiniz ve iliþkilerimizin geleceðini deðiþtirebilirsiniz" dedi. Koçaryan’ýn teklifi, Türk Devleti ve kamu oyununun böyle bir tanýmayý þimdiye kadar þiddetle reddettiði ve bu konuda bazý ülkelerle ikili iliþkilerinin bozulmasýný dahi göze aldýðý anýmsandýðýnda gerçekçi deðildi. Nitekim Türkiye’den Koçaryan’ýn bu sözlerine resmi bir tepki gelmedi.
Koçaryan’ýn soykýrýmý tanýndýðý taktirde bundan, hukuken, toprak ve tazminat talebi istenmesi sonucu çýkmayacaðýna dair ifadelerin esasen bilinen bir durumun tekrarýndan baþka bir anlamI yoktur; zira yeni Türk Devletinin uluslararasý alanda tanýnmasýný saðlayan Lozan Antlaþmasýna göre Ermenistan’ýn toprak ve tazminat istemesi esasen mümkün deðildir. Buna karþýlýk Türkiye’nin, sözde Ermeni soykýrýmýný tanýdýðý taktirde, bu kýyýmdan zarar gördüðünü iddia eden kiþilerin veya onlarýn varislerinin tazminat talepleriyle karþýlaþacaðý kesindir. Bunun için Medeni Kanunun ika edilen zararlarýn tazmin edilmesini öngören genel hükümleri bile hukuki bir temel olarak ileri sürülebilir. Nitekim Koçaryan, Diaspora Ermenilerinin tazminat hakkI olduðunu vurgulamýþ ve Türk mahkemelerine baþvurabileceklerini, buradan istedikleri sonucu alamadýklarý taktirde de Avrupa Mahkemesine (Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi) müracaat edebileceklerini söylemiþtir.
Aþaðýda da görüleceði üzere Koçaryan’ýn bu sözleri Diaspora’da tenkit edildi. Ancak Koçaryan bunlarý Paris’te Le Figaro gazetesine verdiði bir mülakat tada tekrarladý[37] ve Türkiye tarafýndan "Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasýnýn Ermenistan’ýn toprak talebi için hukuki bir temel oluþturmayacaðýný düþünüyorum" dedi.
Taþnaklarýn itirazý
Koçaryan’ýn teklifleri Türkiye’den açýk bir tepki ile karþýlaþmazken, Taþnaklar bu konuda duyduklarý memnuniyetsizliði hemen dile getirdiler. Bu partiden Mario Nalbandiyan Erivan’da Basýn Milli Kulübünde yaptýðý bir konuþmada[38] "Ermeni Davasýnda (soykýrýmýnýn tanýnmasý kastediliyor) geliþme kaydedildiðinde Türk-Ermeni sýnýrýnýn revizyonu sorunu da ortaya atýlmalýdýr" diyerek Koçaryan’ýn sözlerine ters d.þen ifadelerde bulundu. Diðer yandan Koçaryan Ermeni Devletinin tazminat istemesi için hukuki dayanak olmadýðýndan bahsederken Nalbandiyan bu konuda "her þeyden önce Devlet tarafýndan yapýlacak taleplerin olanak ve sýnýrlarý incelenmelidir" diyerek Koçaryan’ýn bu hususta olanak bulunmadýðý görüþüne karþý çýktý.
Taþnak Partisi yanlýsý California Courrier Online’ýn yazarI Harut Sasunyan, Türk Gazetecilerinin kendilerine verilen beyanatlarý çarpýtmakla ünlü olduklarýný belirttikten sonra Koçaryan’ýn Türkiye’den toprak talebi olmadýðýna ve iliþkilerin düzeltilmesi için özür dilenmesinin yeteceðine dair ifadelerinin söylenmemiþ olabileceðini yazdý. Ayrýca Ermeni Devlet Radyosunun, kötü tercüme sebebiyle Koçaryan’ýn sözlerinin Türk medyasý tarafýndan çarpýtýlmýþ olduðunu bildirdiðini de ilâve etti.[39]
Ayný yazar 15 Þubat 2001 tarihinde konuya tekrar dönerek Türkiye’de yayýnlanan metnin Koçaryan’ýn basit bir özür dileme karþýlýðýnda toprak ve tazminat istemekten vazgeçeceði kanýsýný verdiðini, aradan iki hafta geçmiþ olmasýna raðmen mülakatýn tam metninin Ermenistan Hükümeti tarafýndan yayýnlanmamasýnýn talihsiz bir davranýþ olduðunu, ancak kendisinin bu metni Koçaryan’ýn bürosundan aldýðýný ve yapýlan karþýlaþtýrmada bu metin ile Türkiye’de yayýnlanan metin arasýnda önemli farklar görüldüðünü yazdý. Ancak Ermenistan’dan getirttiði metni yayýnlamadý. Sasunyan, Koçaryan’ýn sözlerinden, soykýrýmý sorununun Ermenistan’ýn toprak talepleriyle baðlý olmadýðý, Türklerin soykýrýmýný tanýmasýný beklemeden de Ermenistan’ýn ve Ermenilerin Türkiye’den toprak talebinde bulunabilecekleri anlamI çýktýðýný, Koçaryan Türklerin zihnini karýþtýrmak amacýyla hareket ettiðini ancak bunu yaparken de, istemeden de olsa, Ermenileri de yanýldýðýný ve Ermenistan’daki ve diðer ülkelerdeki karþýtlarýna kendisini Ermenistan’ýn tarihi taleplerine ihanet etmekle suçlamak olanaðýný verdiðini, Koçaryan’ýn Amerika’daki destekleyicilerinin de kendisinden memnun olmadýklarýný yazdý.
Taþmaklarýn Koçaryan’a yönelttikleri en þiddetli tenkit ise ABD’deki Soykýrýmý Arþivi Projesi Direktörü David Davidyan’ýn bir yazýsý ile oldu.[40] Adý geçen, Türkler tarafýndan Ermenilere karþý iþlenmiþ soykýrýmI için adaletin, Türkiye Cumhuriyeti tarafýndan suçun tanýnmasý, soykýrýmýndan kurtulanlara ve onlarýn mirasçýlarýna tazminat olarak 4 milyar ödenmesi ve Doðu Anadolu’daki "altI Ermeni vilayeti’nin" bu kiþilere geri verilmesi ile saðlanabileceðini ileri sürerek bundan daha aza razý olmanýn suçu teþvik anlamýna geleceðini belirtti. Koçariyan’ýn sadece özür dilenmesiyle yetinilmesi hakkýndaki sözlerine karþýlýk bunlarýn hukukun en basit ilkesi olan suç ve ceza kavramlarýna karþý olduðunu ayrýca Ermenistan Anayasasý’na da uymadýðýný bildirdi. Koçaryan’ý Ermenileri Diaspora’dakiler ve Ermenistan’dakiler olarak, yapay bir þekilde ayýrmak ve böylelikle büyük devletlerin oyununa gelmekle suçlayan Davidyan, Ermenistan Devlet Baþkanýný teslim olmaktan ise istifa etmeye davet etti.
Ayný yazýda sýnýrlarýn açýlmasý halinde Türkiye’nin ekonomik alanda Ermenistan’ý yutacaðý ve daha fazla Ermeni’nin göç edeceði görüþlerine de yer verildi.
Taþnaklar itirazlarýný Koçaryan’a resmen de bildirdiler. 21 Þubat 2001 tarihinde Koçaryan’ý Erivan’da ziyaret eden Taþnak Partisi temsilcileri Hrant Markaryan ile Vahan Hovhanesyan kendisine M.A. Birand’a verdiði mülakatta ileri sürdüðü görüþlerin kabul edilebilir olmadýðýný bildirdiler.[41] Koçaryan’ýn kendilerine ne cevap verdiði açýklanmadý.
Bu görüþmeden sonra Taþnaklarýn resmi organý Droþak‘da yayýnlanan bir yazýda,[42] Koçaryan’ýn Türk muhabirinin oyununa geldiði, toprak talebi ile soykýrýmýnýn tanýnmasý hususunda Türkiye’nin yapay çeliþkiler yaratmaya çalýþtýðý gibi pek anlaþýlamayan bazý hususlara temas ettikten sonra, Koçaryan’ýn sözkonusu mülakatta soykýrýmýnýn tanýnmasýnýn toprak talebi için hukuki temel oluþturmadýðýný söylemekle yetindiði ancak toprak taleplerinin tarihi ve siyasi yönden meþru olduðunu tasrih etmediði belirtildi. Ayný yazýda Ermeni dýþ politikasý soykýrýmýnýn tanýnmasý faaliyetlerini sürdürürken Devlet Baþkanýnýn toprak talebi olmadýðýný belirtmesinin taktik bir hareket tarzý olduðu da vurgulandý.
Görüldüðü üzere Taþnaklar Koçaryan’ýn sözlerinden Ermenistan soykýrýmýnýn tanýnmasýný istediði sürece, taktik bir hareket olarak, toprak talebinde bulunulmamasý ve soykýrýmý geniþ bir þekilde tanýndýktan sonra toprak taleplerinin ileri sürülmesi gibi bir anlam çýkarmýþlardýr.
Kanýmýzca burada önemi olan baþka husus Taþnaklarýn Türkiye’ye karþý katý ve uzlaþmaz tutumlarýný devam ettirmeleridir. Bu gibi görüþlerin Türk-Ermeni iliþkilerinin normalleþmesine katkýda bulunmayacaðý açýktýr. Ancak bunun da ötesinde Taþnaklarýn, özellikle Diaspora’daki güçlü tutumu dikkate alýndýðýnda, bu tutumlarýnýn iki ülke iliþkilerinin normale dönmesini önleyecek hiç olmazsa geciktirecek bir etki yapmasý mümkündür.
Ermeni haber ajansý Groong, sözkonusu mülakattan 25 gün sonra "Ermenistan resmi kaynaklarýndan" aldýðý bir metnin Ýngilizce çevirisini yayýnladý.[43] Türkiye’de yayýnlanan metin ile bu çeviri karþýlaþtýrýldýðýnda Türkiye metninin daha kýsa olduðu ve yer yer tercüme farklarýnýn da bulunduðu görülmektedir. Ancak Koçaryan’ýn toprak ve tazminata dair sözlerinde iki metin arasýnda belirli bir fark yoktur. Böylelikle Koçaryan’ýn Türkiye’nin soykýrýmýný tanýmasýnýn Ermenistan’a toprak ve tazminat istemek hakkýný vermeyeceðine dair beyanlarý kesinlik kazandý. Kýsaca, Türkiye soykýrýmýný tanýsa da tanýmasa da Ermenistan’ýn hukuken Türkiye’den toprak veya tazminat istemek hakký olmadýðý böylece tekrar anlaþýldý.
Hýnçaklarýn itirazý
Koçaryan’ýn bu Israrlý beyanlarý sadece Taþnaklarýn deðil Hýnçaklarýn da tepkisini çekti. Partinin Merkez Komitesi tarafýndan 13 Þubat 2001 tarihinde yapýlan bir açýklamada, Koçaryan’ýn CNN/Türk’e yayýnlanan mülakatýndaki þaþýrtýcý ve yanýltýcý sözlerini geri almak yerine bunlarý maalesef Paris’te de tekrarladýðý belirtildikten sonra "Baþkanýn yetkisini aþan ve milli sorumluluk gerektiren bir konudaki bu beyanlarýný reddediyoruz. Ermeni soykýrýmýnýn tanýnmasý Ermeni davasý çözümünün ancak ilk adýmýdýr. Ermenistan’da ve Diaspora’daki Ermeni milleti somut, adil ve tatmin edici bir çözüm beklemektedir. Geri çekilmelere ve kompromilere yer verilmemelidir" dendi.[44]
Koçeryan’ýn amacý
Karþýlaþtýðý bu muhalefete raðmen Koçaryan’ý bu beyanlarda bulunmaya sevk eden nedir?
Ermenistan Devlet Baþkanýnýn, soykýrýmýný tanýyan kararlarýn kýsa sayýlabilecek bir zamanda yabancý ülkeler parlamentolarýnda kabul edilmesinin Türkiye’yi görüþmelere hazýr hale getirdiði varsayýmýndan hareketle, bu görüþmeler için hazýrlýk yapmak istemiþ olmasý olasýdýr. Bu müzakerelerde büyük devletlerin yardým ve aracýlýðýna muhtaç olan Ermenistan’ýn, tazminat ve özellikle toprak talep etmekte Israrlý olduðu takt irde, bu yardýmý alamayacaðý ve ayrýca bu talepleri ileri sürerse Türkiye’nin hiçbir þekilde masaya oturmayacaðý hesaplarýný yaparak, genel kabul görecek bir çözüm aradýðý ve bunun için de Türkiye’nin soykýrýmýný tanýmasý ve özür dilemesi karþýlýðýnda, hiç olmaz ise baþlangýçta, Ermenistan’ýn Türkiye’den toprak ve tazminat istememesi formülünü bulduðu akla gelmektedir. Diðer yanan bu formülün Türkiye’den bu safhada neler istenebileceðini göstermesi bakýmýndan Diasporadan ve Ermenistan‘dan gelebilecek aþýrý talepleri daha baþýnda frenlemeyi amaçladýðý da görülmektedir.
Ancak Türkiye yapýlmamýþ bir soykýrýmýný tanýmak ve hele özür dilemek noktasýnda deðildir. Son aylarda yabancý parlamentolarda bu yönde alýnan kararlarýn yarattýðý olumsuz hava Türk kamuoyunu bu noktadan daha da uzaklaþtýrmýþtýr. O nedenle Koçaryan’ýn geliþtirdiði formül Türkiye açýsýndan geçerli deðildir. Diðer yandan, Ermenistan’ýn aksine, Türkiye’nin ikili iliþkileri geliþtirmek için acelesi yoktur. Türkiye’nin Ermenistan ile iliþkilerini, herkes tarafýndan kabul edilen iyi komþuluk ve toprak bütünlüðüne saygý gibi ilkeler üzerine kurmak istemesi hakkýdýr ve Ermenistan bunlarý kabul edecek olgunluða ulaþana kadar bekleyecek vakti de vardýr.
Kars, Ardahan ve Nahcivan
Ermenistan Ýnsan Haklarý Komisyon Baþkaný Paruyir Hayrikyan 9 Mart 2001 tarihinde yaptýðý bir basýn konferansýnda 16 Mart 1921 tarihli Kars Analaþmasýnýn iptal edilerek Kars, Ardahan ve Nahcivan’ýn Ermenistan’a baðlanmasýný istedi ve ayrýca Ermenistan Hükümetini " bu yitirilmiþ topraklar" sorununu ihmal etmekle eleþtirdi.[45]
Bu garip giriþime Türkiye’den cevap gelmekte gecikmedi. Dýþiþleri Bakanlýðý Sözcü yardýmcýsý Hüseyin Diriöz 14 Mart 2001 tarihli basýn toplantýsýnda " bu tür istekler olduðu sürece Türkiye Ermenistan arasýndaki iliþkilerin düzelmesinin mümkün olmadýðýný" belirtti.[46]
Bir gün sonra Ermeni Dýþiþleri Bakanlýðý sözcüsü Cunik Agacanyan, Hayrikyan’ýn sözlerinin hiçbir þekilde Ermenistan dýþ politikasýna uygun olmadýðýný ifade etti.[47] Ayrýca, Hükümet yanlýsý bazý partiler de, Hayrikyan’ýn bu konuda büyük bir miting düzenlemesi teklifine, bu safhada uygun olmadýðýný belirterek, karþý çýktýlar.[48]
Görüleceði üzere Hayrikyan’ýn bu giriþimi dýþ politikadan ziyade Ermenistan iç politikasýný ilgilendirmekte ve Koçaryan’ýn toprak talepleri konusundaki tutumuna tepki göstererek Ermenistan kamuoyunda sempati toplamayý amaçlamaktadýr.
3.KARABAÐ SORUNUNDA GELÝÞMELER
Aliyev ve Koçaryan 1999 yýlý Temmuz ayýndan 2000 yýlý sonunda kadar 13 kez Karabað sorunun baþ baþa görüþmüþler ancak bu hususta bir ilerleme saðlayamamýþlardý. Son zamanlarda Fransýz Cumhurbaþkaný Chirac’ýn Karabað sorunu ile bizzat ilgilenmeye baþlamasý iyimser bir havanýn doðmasýna neden olmuþ ve Aliyev ile Koçaryan’ýn 26 Ocak’ta Paris’te bir araya geldikten sonra 4 ve 5 Mart tarihlerinde yine Paris’te buluþmaya karar vermeleri ümitleri arttýrmýþtýr.
Minsk Grubu Planlarýnýn açýklanmasý
Karabað sorununun çözümü için Minsk Grubu tarafýndan çeþitli tarihlerde taraflara sunmuþ olan ve o zamana kadar tam metinleri bilinmeyen planlar 21 Þubatta Azerbaycan’da açýklandý. Bunun
kamuoyunun tepkisini ölçmek için bizzat Aliyev’in talimatýyla yapýldýðýna dair basýnda yorumlar yapýldý. Ermenistan da s.z konusu planlarý açýklamak durumunda kaldý.[49] Bu üç planýn ana hatlarý çok kýsa olarak þöyle özetlenebilir.[50]
1997 Temmuz ayýnda taraflara sunulan ve kapsamlý veya paket plan olarak adlandýrýlan birinci plana göre taraflarýn toprak bütünlüðü ve sýnýrlarýnýn dokunulmazlýðý ana ilke olarak kabul edilmektedir. Karabað Azerbaycan sýnýrlarý içinde ayrý topraða sahip bir siyasi birim olacaktýr. Ermenistan ve Karabað kuvvetleri kendi sýnýrlarýna çekileceklerdir. Ermenistan bu planý reddetmiþtir.
1997 yýlýnýn Aralýk ayýnda taraflara verilen ve aþamalý plan olarak adlandýrýlan ikinci plana göre birinci aþamada, Suþa ve Laçin koridoru hariç, iþgal edilmiþ Azerbaycan topraklarý boþaltýlarak "kaçkýnlar" (Azeri lehçesinde mülteci anlamýna gelmektedir) yerlerine dönecektir. Ýkinci aþamada ise Suþa ile Laçin koridorunun statüsü meselesi ele alýnacaktýr. Ermenistan Baþkaný Ter Petrosyan bu planý kabul etmiþ ancak o zaman baþbakan olan Koçaryan ile bazý bakanlarýn karþý çýkmalarý sonucunda Þubat 1998’te istifa etmek zorunda kalmýþtý.[51]
1998 yýlý Kasým ayýnda taraflara verilen ve kýsaca "Ortak Devlet" olarak adlandýrýlan son ve ayrýntýlý planýn esasýný bir devlet statüsünde olacak olan Karabað’ýn Azerbaycan ile ortak bir devlet oluþturmasý teþkil etmektedir. Bu ortak Devlet bir komisyon tarafýndan idare edilecektir. Ancak, Karabað’ýn kendi Hükümeti, meclisi, mahkemeleri, ordusu (milli muhafýzlarý) ve polisi olacaktýr. Azerbaycan’ýn ordu ve kolluk kuvvetleri Karabað’a giremeyecektir. Karabað Hükümeti diðer ülkelerle siyasi olmayan alanlarda doðrudan iliþki kurabilecek, Azerbaycan misyonlarý içinde olmakla beraber, yabancý ülkelerde kendi temsilcilerini bulundurabilecektir. Karabaðlýlar Azeri pasaportu taþýyacaklar ancak bu pasaportlar Karabað makamlarý tarafýndan verilecektir. Ermeni ve Azeri kuvvetleri KarabaÐ’dan çekilecek ve teþkil edilecek bir tampon bölge AGÝT’e baðlý çok uluslu bir kuvvet tarafýndan kontrol edilecektir. Karabað kuvvetleri, Laçin hariç, Azerbaycan topraklarýndan çekilecektir. Laçin’in statüsü daha sonra saptanacaktýr. Azeri "kaçkýnlar"ý Suþa’ya, Ermeniler ise Þahumyan bölgesine dönebileceklerdir. Bu anlaþma Minsk Grubu’nun üç eþ Baþkaný olan ABD, Fransa ve Rusya tarafýndan garanti edilecek, AGÝT ve BM Güvenlik Konseyi taraflarýn taahhütlerini yerine getirmeleri için, gerektiðinde, askeri harekatta bulunabileceklerdir. Ermenistan’ýn uygun görmesine karþýn Azerbaycan bu planý kendi toprak bütünlüðünü korumadýðý gerekçesiyle kabul etmemiþtir.
Azerbaycan’daki geliþmeler
Söz konusu planlarýn açýklanmasýndan sonra Azerbaycan Milli Meclisi toplandý ve iki gün s.re ile Karabað sorununu görüþtü. Muhalefet partilerinin katýlmadýðý bu görüþmelerde Aliyev söz konusu planlarýn hiç birinin kendileri için uygun olmadýðýný söyledi. Ancak sorunun çözümlenmesi için Minsk Grubu ve AGÝT’ten baþka bir araç olmadýðýný da ifade etti. Ayrýca son zamanlarda muhalefet partilerinden gelen ve askeri yollarla çözüm önerilerine karþý çýkarak þunlarý söyledi: "Azerbaycan’ýn güçlü bir ordusu vardýr. Ancak bir savaþýn sonuçlarýnýn ne olacaðý, uluslararasý toplumun ne tepkiler göstereceði belli deðildir. Yedi ilimiz iþgal altýndadýr. Fakat onlarý kurtarmamýz için ne kadar kan dökmemiz gerekeceði bilinmemektedir."[52] Kýsaca Aliyev, askeri çözümü reddediyor, Minsk Grubunun önerilerini kabul etmiyor, ancak görüþmeleri bu grup aracýlýðýyla sürdürmek istiyordu.
Paris ve Key West Görüþmeleri
Aliyev ile Koçaryan 4 ve 5 Mart 2001 tarihinde Paris’te buluþtular. Görüþmelerin bir bölümüne Cumhurbaþkaný Chirac da katýldý. Ancak beslenen ümitlere raðmen bu toplantýdan bir sonuç alýnamadý. Chric’a toplantýdan sonra gazetecilere, içinde bulunulan yýl içinde Karabað sorunu üzerinde bir anlaþmaya varýlmasýnýn beklendiðini ve Minsk Grubunun yakýn zamanda yeni öneriler hazýrlayacaðýný söyledi.[53] Aliyev ise ülkesine döndüðünde toplantýda somut sonuçlara varýlamadýðýný, bu safhada Minsk Grubunun yeni öneriler hazýrladýðýný zannetmediðini, bununla beraber Minsk Grubu ile görüþmelere devam etmekten baþka çare bulunmadýðýný, Ermeniler Karabað’ý iþgal etmiþ olduklarýndan Azerbaycan’ýn görüþmelerde dezavantajlý olduðunu söyledi.[54] Koçaryan’ýn ise bu görüþmeler hakkýnda suskun kalmasý dikkatleri çekti.[55]
Paris toplantýsýndan sonra Azerbaycan’da basýnda, muhalefet partilerinde ve hatta askeri çevrelerde[56] askeri çözüm sýkça dile getirilmeye baþlanýrken Ermeni Savunma Bakaný Serj Sarkýsyan Ermeni ordusunun 1992-1993 Karabað savaþI zamanýna göre daha hazýrlýklý olduðunu ifade etti.[57] Diðer taraftan Paris görüþmelerinin baþarýsýzlýðý Fransa’nýn arabulucu olarak devreden çýkmasýna neden oldu ve bu rol. Tekrar üstlenen ABD, Aliyev ve Koçaryan’ý 3 Nisan’da Florida’da Key West’de görüþmelerde bulunmaya davet etti.[58] Görüþmeler 7 Nisan’a kadar sürdü. Ýyimser bazý beyanlara raðmen bir ilerleme saðlanamadýðý görüldü. Eþ baþkanlar bu konuda yayýnladýklarý bildiride[59] barýþa ulaþýlmasýný saðlayacak kapsamlý yeni teklifler hazýrlayacaklarýný açýkladýlar. Diðer yandan iki ülke Baþkanýnýn Haziran ayýnda Cenevre’de tekrar buluþmalarýnýn muhtemel olduðu da bildirildi.[60]
Karabað sorununun çözümü yolundaki geliþmeler Taþnaklarý telaþlandýrdý. Bu partinin Erivan’daki Bürosu 20 Mart 2001 tarihinde yayýnladýðý bir bildiride[61] Karabað konusunda varýlacak herhangi bir anlaþmanýn Karabað ile Ermenistan’ýn birleþmesini veya en azýndan Karabað’ýn baðýmsýzlýðýný öngörmesi gerektiði, Karabað’ýn Ermenistan’a bir koridor ile baðlanmasýnýn yeterli olmadýðý, Ermenistan ve Karabað’ýn ortak sýnýrý olmasý gerektiði (bu Ermeni iþgaline uðramýþ bazý Azeri topraklarýnýn geri verilmemesi anlamýna gelmektedir); Azerbaycan ve Nahcivan’ýn birbirine baðlanmasýnýn Ermenistan’dan toprak verilmesi suretiyle olamayacaðý ve Türkiye’nin Karabað ile ilgili görüþmelere katýlmasýnýn kabul edilemeyeceði ifade edildi. Taþnaklar, kýsaca, Karabað’ýn etrafýndaki Azeri topraklarýnýn da alýnarak Ermenistan’a ilhak edilmesini, Nahcivan’ýn Azerbaycan’a baðlanmamasýný ve Türkiye’nin bu konularla ilgilenmemesini istiyorlardý. Bu aþýrý taleplere dayanýlarak bir barýþ anlaþmasý yapýlmasý mümkün olmadýðýndan Koçaryan’ýn bunlarý dikkate almasý beklenmemektedir. Ancak bu taktirde de müttefiki Taþnaklarla arasý daha da açýlacaktýr.
Minsk Grubunun yetersizliði
Karabað sorunu Yukarý Karabað özerk bölgesinin 1988 yýlýnda Ermenistan’a baðlanma kararI almasýyla baþlamýþ, 1991 yýlýnda burada bir Cumhuriyet ilan edilmesiyle yeni bir nitelik kazanmýþ, Ermeniler lehine geliþen çatýþmalar 1994 Mayýs’ýnda imzalanan bir ateþkes anlaþmasýyla durmuþ, çatýþmalarda Azerbaycan topraklarýnýn yüzde 20’si iþgale uðramýþ ve yaklaþýk 1 milyon kiþi evlerini terk ederek "kaçkýn" olmuþtur.
Muhalefetten zaman zaman aksine sesler yükselse de Azerbaycan kaybettiði topraklarý kuvvet kullanarak geri almak durumunda deðildir. Devlet Baþkaný sorunun barýþçý yollarla çözümünden yanadýr ve sýnýrlarýn dokunulmazlýðý ve toprak bütünlüðü gibi genel kabul gören ilkeler ile Güvenlik Konseyinin Karabað sorunu için kabul etmiþ olduðu kararlar Azerbaycan lehinedir. Barýþçý çözümün aracý ise Minsk Grubudur. Türkiye dahil 12 üyesi bulunan bu grup bir süre sonra inisiyatifi üç eþ Baþkanýna, yani ABD, Fransa ve Rusya’ya býrakmýþtýr. Her üç ülke de doðal kaynaklarýnýn zenginliði nedeniyle Azerbaycan’a özel bir önem veriyor da kendilerine özgü nedenlerle Ermenilere daha fazla meyletmektedir. ABD ve Fransa Hükümetlerinin ülkelerindeki Ermeni diasporasýnýn tasvip etmeyeceði bir çözümü önermeleri veya böyle kararlara katýlmalarý zorudur. Ermenilerin her iki ülke parlamentosunda Türkiye aleyhindeki baþarýlý faaliyetleri bunun en açýk kanýtýdýr. Rusya Federasyonu ise Ermenistan ile "stratejik iþbirliði" içinde olup ayrýca bu ülkede askeri üstleri vardýr. Bu açýdan bakýldýðýnda Azerbaycan’ýn sorunun çözümün. Minsk Grubu eþ baþkanlarýna býrakýlmasýný kabul etmiþ olmasý kendi lehine deðildir. Ancak þu sýrada müzakereleri saðlayacak baþka bir mekanizma bulunmadýðýndan, Minsk Grubu’nun yarattýðý sakýncalarý imkanlar ölçüsünde bertaraf etmek için, bu Gruba bir denge getirmeye çalýþmakta yarar vardýr. Bu da ancak Azeri görüþlerini savunacak yeni bir eþ Baþkanýn devreye girmesiyle mümkündür. Bu iþ için tek aday Türkiye’dir.
Ermenistan-Azerbaycan arasýnda kalýcý bir barýþ koþullarýnýn yaratýlmasý
Halen Azerbaycan’ýn arzusu, kendi sýnýrlarý içinde kalmak kaydýyla Karabað’a geniþ bir özerklik verilmesi, "kaçkýnlar"ýn yerlerine dönmesi ve Ermeni ve Karabað kuvvetlerinin iþgal etmekte olduklarý topraklardan çekilmeleri, diðer bir deyimle Sovyetler Birliði dönemindeki duruma geri dönülmesidir. Ancak bu koþullar kâðýt üzerinde saðlansa dahi uygulanmasýnýn imkânsýz denecek derecede güç olacaðý görülmektedir. Zira halen Ermenistan’da olduðu gibi Karabað’da da aþýrý milliyetçilik duygularý hakimdir ve Karabað’ýn Ermenistan’a katýlmasýný saðlamak en büyük idealdir. Ayrýca, yapýlmýþ olan etnik temizlik nedeniyle de Karabað’ýn halen homojen bir nüfus yapýsýna sahip olduðu bir gerçektir. O itibarla Azerbaycan’ýn istediði bir anlaþma yapýlsa dahi, kurulduktan bir kaç yýl sonra enosis hayalleri nedeniyle çöküp giden iki toplumlu Kýbrýs Devleti misalinde olduðu gibi, Karabað’ýn Ermenistan’a baðlanma faaliyetlerinin sürmesi ve bunlarýn Ermenistan ile Azerbaycan arasýnda tekrar çatýþmaya kadar gidebilecek ölçüde ciddi bir durum yaratmasý kuvvetle muhtemeldir.
Bu bizi Ermenistan ile Azerbaycan arasýnda kalýcý bir barýþýn nasýl saðlanabileceðinin araþtýrýlmasýna götürmektedir. Ermeni-Azeri anlaþmazlýðýnýn temelinde iki ülke sýnýrlarýnýn yapay olmasý yatmaktadýr. Bu sýnýrlar Sovyetler Birliðinin ilk yýllarýnda, Gürcü asýllý olmasý nedeniyle Kafkasya sorunlarýný çok iyi bilen Stalin’in direktifiyle çizilmiþ olup ana amaç etnik bakýmdan homojen siyasi kuruluþlar oluþmasýnýn önlenmesidir. Bu nedenledir ki halkýnýn büyük çoðunluðu Azeri olan Nahcivan, Ermenistan’a verilen ve Ýran’a kadar uzanan bir koridor ile Azerbaycan’dan ayrýlmýþ; eski bir Azeri topraðý olan ve fakat Çarlýk Rusya’sýnýn kastî bir iskân politikasý sonucunda Ermenilerin çoðunluðu oluþturduðu Karabað, Azerbaycan’a baðlanmýþtýr. Bu idari taksimat Sovyetlerin 70 küsur yýl Ermeni ve Azerileri kontrol altýnda tutmasýna yardýmcý olmuþ ancak Sovyetlerde zaaf alâmetleri belirir belirmez sorunlar baþlamýþ ve 1988’de Karadað bunalýmý patlak vermiþtir.
Kanýmýzca Ermenistan – Azerbaycan anlaþmazlýðýnýn kesin çözümü bu iki ülke arasýndaki yapay Sovyet sýnýrlarýnýn terk edilerek etnik esasa dayalý yeni sýnýrlar çizilmesiyle mümkün olabilir. Esasen, 1994’e kadar süren savaþ iki tarafta da etnik gruplaþmalarý büyük ölçüde saðlanmýþ bulunduðundan, siyasi irade mevcut olduðu taktirde, bu sýnýrlarýn çizilmesi güç de deðildir. Buna göre Karabað’ýn Ermenistan‘a katýlmasý karþýlýðýnda Nahcivan, aradaki koridor üzerinden,
Azerbaycan ile birleþtirilebilir. Böylelikle her iki ülkede toprak bütünlüðü ve etnik homojenite saðlanmýþ ve anlaþmazlýk nedenleri de ortadan kaldýrýlmýþ olur. Tabii bu sýnýrlarýn bölgenin büyük ülkeleri olan Rusya, Türkiye ve Ýran tarafýndan ve ayrýca ABD tarafýndan garanti edilmesi gereklidir. AB, bölge kalkýnmasýna maddi katkýda bulunmayý taahhüt ettiði taktirde, garantörler arasýna girebilir.
Resmi olarak teklif edilmemiþ olmakla beraber Ermenistan’ýn Ýran sýnýrýndaki Megri bölgesinden geçecek çok dar bir koridorla Nahcivan’ýn Azerbaycan’a baðlanmasýnýn zaman zaman taraflar arasýnda görüþüldüðü ancak Ermenistan’ýn bu çözümü kabul etmediði anlaþýlmaktadýr.
Türkiye’nin Karabað sorununun çözümüne katkýsý
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfý (TESEV) tarafýndan Ýstanbul’da 17 Þubat 2001 tarihinde düzenlenen "Kafkasya’da Ýstikrar Arayýþ Konferansý"ýn açýlýþ konuþmasý sýrasýnda Dýþiþleri Bakaný Ýsmail Cem "Azerbaycan ve Ermenistan arasýndaki sorunlardan kaygý duymaktayýz. Ýki ülke arasýndaki temaslarýn belirli bir olgunluk düzeyine yaklaþmasý memnunluk vericidir. Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ýn üçlü bir toplantýda bir araya gelmesinden iki ülke arasýndaki sorunlarýn çözümümün ivme kazanacaðýný düþünüyorum"[62] diyerek bir üçlü toplantý teklifinde bulundu.
ToplantIya katýlan Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðý Avrupa Dairesi Baþkaný Samuel Mýgýrdýçyan AFP’e verdiði bir beyanatta Cem’in teklifini tatmin edici bulmadýðýný, üçlü toplantýlar tertip etmeden önce iki ülke arasýnda diplomatik iliþki kurulmasýnýn daha uygun olacaðýný, ancak Türkiye’nin bunun için önkoþullar ileri sürdüðünü, ayrýca üçlü toplantýlarýn Minsk Gurubunu fiilen devre dýþý
býrakacaðýný söyledi .[63] Toplantýda hazýr bulunan Ermeni Uluslararasý Bilim Akademisi’nden Ruben Safrasytsyan, Cem’in teklifinin deðerlendirilmesi için Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladýðý
ekonomik yaptýrýmlarý kaldýrmasý, sýnýrlarý açmasý ve Azerbaycan’a verdiði destekten vazgeçmesi gerektiÐini ifade etti.[64] Ermeni Dýþiþleri Bakanlýðý sözcüsü Junik Aðacanyan ise bu konuda Türkiye’nin açýkça Azerbaycan lehine olan tutumu ve ayrýca Ermenistan ile diplomatik iliþkisi olmamasý nedenleriyle arabuluculuk rolü oynayamayacaðýný belirtti. Kýsaca Ermeni yetkililerinin ilk tepkileri olumsuzdu.
Buna karþýn ABD’nin Minsk Grubundaki temsilcisi Cavey Cavanaugh Ýsmail Cem’in teklifini olumlu karþýladý.[65]
Aslýnda Ýsmail Cem’in teklifi baþka bir þekilde Aralýk 2000 ayýnda Cavey Cavanaugh tarafýndan dile getirilmiþti. Adýgeçen bölgede barýþýn saðlanmasý için Türkiye’nin önemli roller üstlenebileceðini, Daðlýk Karabað sorununun çözüme kavuþmasýnýn Türk-Ermeni iliþkilerini düzeltebileceðini ve Türk firmalarýnýn Daðlýk Karabað’ýn ekonomik kalkýnmasýna yardým edebileceklerini söylemiþti.[66] Ancak Ermenistan Dýþiþleri Bakanlýðýnca, Türkiye’nin barýþ sürecinde bir rol oynayabilmesi için önce Ermenistan’a karþý olan politikasýný deðiþtirmesi gerektiði ifade olunarak[67] bu öneri kabul olmamýþtý.
Görüldüðü üzere Ermenistan Türkiye’nin Karabað sorununun çözümüne katkýda bulunmasýný Ermenistan’a karþý olan politikasýný deðiþtirmesine baðlamakta, diðer bir deyimle Türkiye’den Ermenistan ile diplomatik iliþkiler kurmasýný, sýnýrlarýný açmasýný ve Azerbaycan’ý desteklemekten vazgeçmesini istemektedir. Sözde soykýrýmýnýn tanýnmasý hariç tutulursa Ermenistan’ýn Türkiye’den bekledikleri esasen bunlardýr. Sadece üçlü bir toplantýya katýlabilmek için Türkiye’den bu tavizleri vermesini beklemem herhalde gerçekçi deðildir.
Oysa sözkonusu üçlü toplantý, Türkiye ile Ermenistan arasýnda, diplomatik iliþlerin mevcut olmadýðý bir zamanda, devamlý ve hatta gerekirse üst düzeyde temaslarda bulunmalarýna ve iki tarafý doðrudan ilgilendiren tüm sorunlarý görüþmelerine imkan verecek ayrýca bunlara Azeri-Ermeni sorunlarýný da katarak üç ülke için önemli bir çalýþma ortamý oluþturacaktý. Herhalde bu gerçek fark edilmiþ olmalý ki Ermenistan Dýþiþleri Bakaný Oskanyan, Bakanlýðý yetkilerinin Cem’in teklifini reddetmelerinden bir kaç gün sonra, bu teklifi ilgi ile karþýladýklarýný söylemek gereðini hissetmiþtir.[68]
Bu konuda belirtilebilecek diðer bir husus, gerçekleþtiði taktirde üçlü toplantýlarýn Minsk Gurubunun yerini almayacaðý, bu Gurubun çalýþmalarý devam ederken bunlara paralel olarak Azerbaycan ile Türkiye’nin Ermenistan ile olan sorunlarýna üçlü görüþmeler yoluyla çözüm aramaya çalýþýlacaðýdýr.
4.ERMENÝ SORUNUNA YENÝ BÝR YAKLAÞIM
Hukuk yolu Ermeni sorununun özünü, 1915 tehcirinin bir soykýrým teþkil edip etmediði oluþturmaktadýr. Ermeni yazarlar, tehcirin soykýrýmý olduðunu tarihi olaylarý bu yönde yorumlayarak veya bazen, Talat Paþa’ya atfedilen telgraflarda olduðu gibi, olmamýþ olaylar uydurarak kanýtlamaya çalýþýrlar. Ermenilerin bu çabalarý bilimsel bir incelemeden ziyade bir kamuoyu oluþturma kampanyasý niteliði taþýmaktadýr. Türkiye ise yazarlarýyla, bilim adamlarýyla ve hatta resmi makamlarýyla bu kampanyaya gerektiði þekilde karþý koyamadýðý için, sonuçta, özellikle batý dünyasýnda 1915 olaylarýnýn soykýrýmý olduðu þeklinde bir kaný yerleþmiþtir. Bazý ülke parlamentolarýnda soykýrým hakkýnda alýnan kararlarýn temelinde bu kaný yatmaktadýr.
Emekli Büyükelçi ve yazar Gündüz Aktan, son aylarda Radikal gazetesindeki bazý yazýlarý ile televizyonlardaki söyleþilerinde[69] Batý dünyasý soykýrým olduðuna ikna edildiðinden tarihi araþtýrmalar yaparak yürütmeye çalýþtýðýmýz mücadelenin yeterli olmadýðýný, zira yenileceðimiz bir cephede savaþmanýn anlamý bulunmadýðýný, aksine mücadelenin güçlü olduðumuz bir cephede, yani hukuk alanýnda, verilmesi gerektiðini belirtti.
Soykýrým antlaþmasýnýn 9’uncu maddesine göre soykýrým hakkýnda bir devletin sorumluluðuna dair anlaþmazlýklar, taraflarýn talep etmeleri halinde, uluslararasý Adalet Divanýna götürülebilir. Ancak Divan, kendi kuruluþundan çok önce vuku bulmuþ pek iyi de bilinmeyen, kanýtlarý genellikle ortada kalmamýþ olaylar üzerine karar vermeyi uygun bulmayýp talebi reddedebileceðinden, Sayýn Aktan konunun Divan yerine Daimi Hakemlik Mahkemesi ile çözümlenmesinin daha uygun olacaðý görüþündedir. Bu usule göre taraflarýn her biri, bir veya iki hakem seçtikten sonra, genellikle tanýnmýþ bir hukukçu olan bir baþkan üzerinde mutabýk kalmaktadýrlar. Böylece kurulan Hakemlik Mahkemesinin kararlarý iki tarafI da baðlayýcý niteliktedir. Sayýn Aktan’a göre, Ermenistan yerine, soykýrým hakkýnda bir kanun çýkarmýþ olan Fransa’ya Hakemlik Mahkemesine gidilmesinin teklif edilmesi daha doðru olacaktýr.
Konu ister Uluslararasý Adalet Divanýna, ister Hakemlik Mahkemesine götürülsün, uluslararasý bir yargý merciinin incelemesi devam ettiði sürece, milli parlamentolar dahil, hiçbir makamýn sözde soykýrým hakkýnda karar almasý mümkün deðildir; alýnsa da bunlarýn bir geçerliliði, dolayýsýyla bir etkisi olmayacaktýr.
Türkiye bu davayý kazanabilir mi? Tarafsýz hakim veya hakimler önünde 1915 olaylarýnýn 1948 tarihli Soykýrýmýnýn önlenmesi ve Cezalandýrýlmasý Sözleþmesi hükümlerini ölçüt alarak kanýtlamak mümkün görülmemektedir.
1915 tehcirinin soykýrým olmadýðýnýn kanýtlanmasý yönünde Türkiye’de þimdiye kadar yeterli ve etkili sayýlabilecek çalýþmalarýn, çeþitli nedenlerle yapýlmamýþ olduðu, bu çalýþmalara devam etmek gerekli olmakla beraber, sonuçlanmalarýnýn yýllar alacaðý ve bu arada sözde Ermeni soykýrýmýný tanýyan ülkelerin sayýsýnýn artacaðý dikkate alýndýðýnda, bu konuda uluslararasý yargý yoluna baþvurulmasý önerisinin, içerebileceði tehlikeleri de dikkate alarak, ayrýntýlý þekilde incelenmesinde yarar olduðu kuþkusuzdur.
5.SÖZDE SOYKIRIMINI REDDEDEN ÜLKELER, RUSYA, ÝSVÝÇRE, SLOVAKYA
Fransa’nýn sözde soykýrýmýný tanýyan bir kanun kabul etmesinin yarattýðý tepkileri yukarýda gördük. Ermeni çevrelerinin bu hususun diðer ülkeler parlamentolarýnda kabul edilmesini saðlamak için gayretleri aralýksýz sürdü. Ancak bunlar, incelediðimiz dönem içinde, baþarýya ulaþamadý.
Rus Duma’sI 14 Þubat 2001 tarihinde Liberal Demokratik Parti (Jirinovski’nin partisi) mensuplarýndan Aleksey Mitrofanov‘un Ermeni soykýrýmýnýn görüþülmesi hakkýndaki önerisini reddetti. Bu konuda söz alan Uluslararasý Ýliþkiler Komitesi Baþkaný Dimitriy Rozogin bu önerinin Türk-Rus iliþkilerini bozacaðýný belirtti.[70] Bu vesileyle Rus Duma’sýnýn 14 Nisan 1995 tarihinde "1915-1922 yýllarý arsýnda Ermenilerin imhasýný gerçekleþtirenleri tatbih" eden ve "Ermeni halkýna derin sempati" duyulduðunu ve "24 Nisan’ýn soykýrým kurbanlarýnýn anýmsanmasý gün. olarak kabul" edildiðini belirten ve ilke olarak halen de yürürlükte olmasý gereken bir karar
kabul etmiþ bulunduðunu hatýrlatalým.[71]
Ermeniler bir süreden beri sözde Ermeni soykýrýmýnýn Ýsviçre tarafýndan tanýnmasý için gayret sarf etmektedirler. Bu konuda 1995 yýlýnda beþ bin imza toplanarak Ýsviçre parlamentosuna baþvurulmuþ ancak Hükümetin olumsuz görüþü üzerine sonuç alýnamamýþtý. 1998 yýlýnda yapýlan bir diðer giriþim de baþarýya ulaþamamýþtý.
6 Haziran 2000 tarihinde eski Türk vatandaþI Rum asýllý Josef Zisyadis, Sosyalist Partiden dört milletvekili ile birlikte, sözde soykýrýmýnýn tanýnmasý için Ýsviçre Hükümetine baþvurmuþ, Hükümet ise bu konunun milli parlamentoda deðil uluslararasý bir platformda tartýþabileceðini belirterek olumsuz görüþ bildirmiþ ancak Zisyadis ve yandaþlarý konunun Ulusal Meclis gündemine alýnmasýný saðlamýþlardý.[72]
Ermeni soykýrýmýnýn Ýsviçre tarafýndan tanýnmasýný öngören bir karar tasarýsý 13 Mart 2001 tarihinde Ýsviçre parlamentosunda görüþüldü ve 73’e karþý 70 oyla reddedildi.[73]
Bir Türk gazetesine göre Ýsviçre Dýþiþleri Bakaný Joseph Deiss "Bizler böyle þeyleri bilmiyoruz ve de inanmýyoruz. Ayrýca Türkiye ile olan iliþkilerimizi de 87 yýl önce olduðu iddia edilen, aslý bilinmeyen bir olay için bozmak istemiyoruz. Sizleri saðduyuya davet ederek isteðin reddedilmesini öneriyorum" demiþti.[74] Bir Ýsviçre Haber Ajansý ise bu konuda Joseph Deiss’in daha önce Ýsmail Cem’e, Türk Tarihinin bu bölümünün tabu olarak kalmamasý gerektiðini, Ýsviçre’nin Türkiye’ye tarihi üzerine eðilmesi için yardým etmeye hazýr olduðunu söylediðini ancak cevap alamadýðýný yazdý. Önerge sahibi Josef Zisyadis ise ileride bu kanunun tekrar gündeme geleceðini belirtti.[75] Sözkonusu önergenin çok az bir farkla reddedilmiþ olduðu dikkate alýndýðýnda, ilk uygun fýrsatta, bu konunun tekrar Ýsviçre Parlamentosunun gündemine geleceðini ve bu kez kabul edilme þansýnýn daha fazla olacaðýný düþünmek yanlýþ olmayacaktýr.
Ermeni Noyan Tapan (Nuhun Gemisi) Ajansýnýn, Slovakya Cumhurbaþkanlýðý kaleminden alýnan bir mektuba dayanarak verdiði "Slovakya soykýrýmýný deðil, katliamlarý tanýyor" baþlýklý bir habere göre Slovakya’nýn geçmiþ olaylarýn deðerlendirmesini desteklediði, Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Küçük Asya’nýn doðu bölgelerindeki Ermenilerin, Rusya’ya sempati duyduklarý gerekçesiyle, Türkler tarafýndan Suriye çöllerine sürüldüðü ve bu d.nemde 1 ila 1.5 milyon Ermeni’nin öldüðü, ancak bu olaylarý tanýmlama görevinin tarihçilere ait olduðu bildirilmiþtir.
Görüldüðü üzere Slovaklar 1 ilâ 1.5 milyon Ermeni’nin öldüðü varsayýmýný kabul etmekte ancak bu olaylarý soykýrýmI olarak tanýmlamamakla Ermenileri memnun edememektedirler.
6.BAÞKAN W.BUSH' UN 24 NÝSAN 2001 TARÝHÝNDE YAYINLADIÐI MESAJ
ABD’de 2000 yýlý baþkanlýk seçimlerinden önce Amerika Ermeni Ulusal Komitesi ilgilileri baþkan adaylarý George W. Bush ve Al Gore’a birer mektup göndererek, seçildikleri taktirde Ermeni sorunlarý ve özellikle sözde soykýrým hakkýnda tutumlarýný açýklamalarýný istemiþlerdi.
Al Gore Ermenilere karþý bir taahhüde girmeyen ve soykýrým sözcüðünü içermeyen bir cevap vermiþti. Buna karþýn George W. Bush 19 Þubat 2001 tarihli cevabýnda 20. asarýn þiddet, toplu katliam ve soykýrým ile dolu olduðunu, Ermenilerin geçen asýrda bu acýmasýz durumu ilk yaþayan halk olduðunu tarihin kaydettiðini belirttikten sonra "Ermeniler bir soykýrýmsal (genocidal) kampanya’ya maruz kalmýþlardýr" demiþti. Bush ayný mektubunda "Eðer baþkan seçilirsem milletimizin Ermeni halkI trajik ýzdýraplarýnýn gerektiði gibi tanýmasýný saðlayacaðým" þeklinde bir taahhütte de bulunmuþtu.
George W. Bush baþkan seçildikten sonra Amerikan Ermeni Ulusal komitesi kendisine bir mektup göndererek tebriklerini bildirmiþ ve soykýrým konusunda "Açýkça ve þüpheye yer vermeyecek þekilde Ermeni soykýrýmýnýn soykýrým olarak tanýmlayarak sözünüze sadýk kalmanýzý bekliyoruz" ifadelerinde bulunmuþtur.[76] Ayrýca ABD’deki Ermenilerden Baþkan Bush’a bu konuda yüz binlerce mesaj gönderildiði sözkonusu Komite sözcüleri tarafýndan ifade edilmiþtir.[77]
Ermenileri bu kadar heyecana sevk eden husus, ABD baþkanlarýnýn seçim kampanyalarýnda verdikleri sözleri sonralarý pek tutamamalarýdýr. Bush Hükümetinin stratejik nedenlerle Türkiye ile iyi iliþkiler içinde olmaya özen göstermesi de Ermenilere endiþe vermiþtir. Hatta bir Ermeni yazar Bush’un Ermeni Ulusal Komitesine gönderdiði 19 Þubat 2000 tarihli mektubun taahhüt içeren cümlesinde soykýrým sözcüðünün bulunmayýp sadece "trajik izdiraplar"dan söz edilmesinden ve Ermenilerle ilgili olarak soykýrýmdan deðil "soykýrýmsal kampanya"dan bahsetmesinden þüpheye düþmüþtür.[78]
Nitekim Baþkan Bush 24 Nisan 2001 münasebetiyle yayýnladýðý mesajda "soykýrým" ve hatta "katliam" kelimelerini kullanmamýþ ve olaylarý "öldürmeler" olarak nitelendirmiþtir.
Amerika Ermeni Milli Komitesi bu konuda yaptýðý bir açýklamada, seçim kampanyasý sýrasýnda çeþitli vaatlerine raðmen Baþkan Bush’un Türkiye’nin Ermenilere karþý uyguladýðý soykýrýmýný açýk ve tereddütte yer býrakmayacak ifadelerle belirtmemiþ olmasýndan derin düþ kýrýklýðý duyulduðunu Baþkan’ýn Amerikan temel ilkelerini Türk Hükümetinin isteklerine tâbi kýlmasýnýn vahim bir hata olduðunu bu yerine getirilmeyen vaadin, Baþkan’ýn, Karabað sorunu gibi, bir çok sorun için inanýrlýðýný tehlikeye düþürdüðünü bildirmiþtir.[79]
7.BAÞKAN KOÇARYAN' IN DURUMUNUN KUVVETLENMESÝ
1999 Ekim ayýnda Ermeni Parlamentosunda yapýlan suikast sýrasýnda ülkenin güçlü iki siyasi lideri olan Meclis Baþkaný Karen Demirciyan ile Baþbakan Vazgen Sarkisyan’In öldürülmelerinden sonra, siyasi alanda Koçaryan’a rakip olabilecek kiþilerin baþýnda, vaktiyle Baþbakanlýk da yapmýþ olan Milli Demokrat Partisi Baþkaný Vazgen Manukyan gelmekteydi. Ancak bu partinin Þubat ayý baþýnda yapýlan kongresinden sonra bazý üyelerin istifa etmeleri adý geçenin durumunun zayýflamasýna yol açtý.
Diðer yandan Koçaryan’ýn Erivan Belediye Baþkanýný görevden almasýnýn ardýndan halen iktidarda olan Ermenistan Cumhuriyetçi Partisinin bazý üyelerinin istifa etmeleri de bu partinin Baþkaný olan Baþbakan Manukyan’ýn durumunu sarstý.
Vazgen Serkisyan’ýn öldürülmesinden sonra, sýrf onun kardeþi olduðu için Baþbakanlýða getirilen Aram Sarkýsyan da, geçen Mayýs ayýnda görevden alýnmasýndan sonra, siyasi alanda ciddi bir varlýk gösteremedi.
Ermenistan içinde ciddi bir siyasi güç olan ve 27 Ekim 1999 suikastýndan sonra Koçaryan’a karþý baþlýca muhalefeti sürdüren Karabað eski muharipler birliði Yerkrapah, 2000 yýlý içinde bazý anlaþmazlýklar sonucunda çeþitli kollara ayrýlarak etkinliðini kaybetti.
Kýsaca Koçaryan, Ermenistan’ýn ekonomik sorunlarýnýn çözümü alanýnda bir baþarý kazanamamýþ olmakla beraber, rakiplerini saf dýþý býrakmakta gösterdiði beceri nedeniyle halen Ermenistan’ýn iç siyasetine tamamen hakim görülmektedir.
Diðer yandan Koçaryan’ýn herhangi bir muhalefete fazla tahammül edemediði ve gerekirse kuvvet kullanarak susturma yolunu denediði de müþahede edilmektedir. Bunun en son örneðini Ermeni asýllý Rus uyruklu iþadamI Arkadi Vardanyan’a yapIlan muamele oluþturmaktadýr. Adýgeçen, geçen Ekim ayýnda Koçaryan aleyhine bazý mitingler düzenlenmesine öncülük etmiþti. Sudan bir bahane ile tutuklanarak hapise atýlmýþ, büyük servetinin yardýmýyla lehine oluþturduðu bir kampanyaya raðmen yargýlanmadan dört ay hapiste kalmýþ ve sonra saðlýðýnýn bozulmuþ olmasý nedeniyle, hapisten çýkarýlmýþtýr.
Diðer yandan þu anda iç siyasette rakibi bulunmayan Koçaryan’ýn dýþ politika alanýnda bazý sýkýntýlarla karþýlaþtýðý ve ciddi eleþtirilere muhatap olduðu görülmektedir. Türkiye’den tazminat veya toprak istemek için hukuki dayanak bulunmadýðýna dair sözlerinin yarattýðý tepkileri yukarýda gördük. Karabað konusunda ise, bu bölgenin Ermenistan’a baðlanmasý veya baðýmsýz olmasýndan dýþýnda baþka bir çözüme razý olursa buna sadece Taþnak‘lardan deðil, Karabað’lýlardan ve Millet Meclisinin birçok üyesinden þiddetli itirazlar gelmesi ve Koçaryan’ýn ciddi bir siyasi bunal Ýmla karþýlaþmasý olasýdýr. Koçaryan için güçlük Karabað sorununun çözümü için mevcut önerilerin hiçbirinin bu bölgenin Ermenistan’a ilhakýný veya baðýmsýzlýðýný öngörmemesidir.
[1] Milliyet, 30.05.1998.
[2] Hürriyet, 3.06.1998.
[3] Sabah, 3.06.1998.
[4] Milliyet, 4.06.1998.
[5] Le Monde, 14-15.06.1998.
[6] Milliyet, 12.06.1998.
[7] Le Monde, 18.01.2001.
[8] Le Monde, 8.11.2000.
[9] Bkz. Belgeler.
[10] AFP., 8.11.2001.
[11] Reuters, 8.11.2000.
[12] La Lettre de l’UGAB, 18.11.2000.
[13] La Lettre de l’UGAB, 16.12.2000.
[14] T.B.M.M. Tutanaklarý, 9.01.2001. Bkz. Belgeler.
[15] Sabah, Türkiye, Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleri bu rakamý 51, Akþam ve Hürriyet gazeteleri ise 50 olarak vermektedir. 19.01.2001.
[16] Hagkakan Zamanak,19.01.2001.
[17] Bkz. Belgeler.
[18] Bkz. Belgeler.
[19] Hürriyet, 18.01.2001.
[20] Hürriyet, 20.01.2001.
[21] Dýþiþleri Bakanlýðýnýn 19 Ocak 2001 tarihli ve 11 sayýlý basýn bildirisi.
[22] Hürriyet, 24.01.2001.
[23] Akþam, 21.01.2001.
[24] Yeni Þafak, 20.01.2001.
[25] Akþam, 20.01.2001.
[26] Radikal, 20.01.2001.
[27] Cumhuriyet, 20.01.2001.
[28] Akþam, 21.01.2001.
[29] Hürriyet, 21.01.2001.
[30] Hürriyet, 21.01.2001.
[31] Hürriyet, 21.01.2001.
[32] Hürriyet, 5.02.2001.
[33] Bu ilke Türk Ceza Kanununun birinci maddesinde þu þekilde yer almýþtýr: "Kanunun sarih olarak suç saymadýðý bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazýlý cezalardan baþka bir ceza ile kimse cezalandýrýlamaz."
[34] Cumhuriyet, 21.02.2001.
[35] Zaman, 21.02.2001.
[36] Posta ve Hürriyet, 1.02.2001.
[37] Le Figaro, 19.02.2001.
[38] Asbarez Online, 1.02.2001.
[39] California Courrier Online,
[40] AWOL, 24.02.2001.
[41] Asbarez Online, 21.02.2001.
[42] Asbarez Online, 26.02.2001
[43] Groong, 23.02.2001.
[44] Massis Weekly Online, 17.02.2001.
[45] RFL/RL Newsline, 12.03.2001.
[46] Zaman, 15.03.2001.
[47] RFE/RL Armenia Report, 15.03.2001.
[48] RFE/RL, 19.03 2001.
[49] RFE/RL Caucasus, 22.02.2001.
[50] Azerbaijan News Service, 22.02.2001 ve RFE/RL Armenia Report, 21.02.2001.
[51] RFE/RL Armenia Report, 12.12.2000.
[52] Reuters, 24.02.2001.
[53] Asbarez Online, 5.03.2001.
[54] Reuters, 6.03.2001.
[55] RFE/RL American Report, 10.03.2001.
[56] Birlik Dünyasý, 6.03.2001.
[57] Golos Armeni, 6.03.2001.
[58] Reuters, 14.03.2001.
[59] Armen Press: Political, 09.04.2001.
[60] Asbarez Online, 10.04.2001.
[61] Asbarez Online, 20.03.2001.
[62] Cumhuriyet, 18.2.2001.
[63] La Lettre de l’UGAB, 24.02.2001.
[64] Zaman, 18.02.2001.
[65] Zaman, 18.02.2001.
[66] Cumhuriyet, 13.12.2001.
[67] AFP., 13.12.2000.
[68] ITA-TASS ve BBC, 23.02.2001.
[69] Sayýn Aktan’ýn özetlemeye çalýþtýðýmýz görüþleri TV 8 televizyonunda 4.02.2001 tarihinde Murat Özçelik ile yapmýþ olduðu bir söyleþiden almýþtýr.
[70] RIA News Agency, Moskow, 14.02.2001.
[71] Kararýn tam metni için bkz. www.armenian-genocide.org/affirmation/duma.95htm.
[72] Cumhuriyet, 8.02.2001.
[73] RFE/RL Armenia Report, 13.03.2001.
[74] Milliyet Internet, 14.03.2001.
[75] Schweiezerische Depeschenagentur AG, 13.02.2001.
[76] Groong, ANCA Cogratulates George W. Bush, 19.12.2000.
[77] Ntvmsnbc, 15.02 2001.
[78] Tatul Sonentz-Papazian: The Semantics of Denial, AWOL,3-9.02.2001.
[79] Groong, Press Release Armenian National Assembly of America, 24.04.2001.