| | | | | Ermeni Sorununun (Gözden Kaçan) Psikolojik BoyutuDoç. Dr. Erol GÖKA* ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 1, Mart-Nisan-Mayýs 2001 | |
| | Giriþ
Þüphesiz bir halkýn adýný "sorun" kelimesiyle bir arada anmanýn o halk için incitici bir yaný vardýr. Ancak burada asla böyle bir amacýmýz yok. Tam tersine, Ermeni kanaat önderlerinin ve son zamanlarda da bizzat Ermenistan devletinin talepleri üzerine dünya siyasetinin gündemine sokulan "sorun"u tanýmlayabilmek ve d.n "tarihsel bir olgu" iken bugün yeniden biçimlendirilerek "sorun" halini almýþ durumun çözümünü amaçlayan bir ortam oluþturabilmek için "Ermeni sorunu" adýný kullanmayý seçiyoruz.
Kaldý ki, nesnelliðin oldukça zor olduðu böyle toplumsal-politik konularda bakýþýmýzý belirleyen þöyle bir "önyargý"mýz da var: Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin sýnýrlarýný oluþturan ve önceden Osmanlý Ýmparatorluðu sýnýrlarýnda olup da bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne komþu olan coðrafyada Müslüman ve diðer dinlerden halklar arasýndaki iliþkilerde esas olan tarihsel gerçek, çatýþma deðil uzlaþma halidir. Günümüzde Türk-Ermeni ya da Türk-Ortodoks (özellikle Rum) iliþkilerinde yaþanan sorunlarýn çözümü de yeni baþtan bu uzlaþma halinin tesis edilebilmesine baðlýdýr.
Tarihsel-toplumsal ve politik olgularýn nasýl ele alýnacaklarý beþeri bilimlerde bitmek tükenmek bilmeyen tartýþmalara raðmen hala sorunludur. "Politik psikoloji", "halklar psikolojisi", "uluslar arasý iliþkiler psikolojisi" gibi isimler altýnda incelenen ve bizim bu yazýyý yazma sýrasýnda içinde olduðumuz alan ise tamamen karýþýktýr ve henüz akademik konumlanýþý konusunda bile bir anlaþma saðlanabilmiþ deðildir. Akademideki genel eðilim, sorunu sosyal psikolojinin içinde ele almaktadýr ve sosyal psikolojide grup içi ve gruplar arasý iliþkiler konusunda öretilmiþ oldukça deðerli teorik ve ampirik bilgi birikimi vardýr. Ancak tarihsel-toplumsal ve politik olgular, politikayla, diplomasiyle ve daha da önemlisi gerek grup davranýþýndaki gerek liderlik tarzýndaki psikopatolojiyle çok yakýndan ilgilidir ve bu yüzden politika ve diplomasi konusunda bilgili ve deneyimli kimi psikanalistler de bu konularda fikirler öne sürmektedirler. Son zamanlarda grup psikoterapisinden ve "küçük grup" incelemelerinden elde edilen bilgilerle "büyük grup" davranýþýna ve gruplar arasý iliþkilere yönelik bir bakýþ açýsý oluþturma çabalarý görülmektedir.
Biz bu yazýda Ermeni ve Türk halklarý arasýndaki gerçek ya da icat edilmiþ çatýþmanýn çözümünü dileyen bir "önyargý"yla ve iki halk arasýnda yeniden kardeþlik duygularýný tesis edebilmek amacýyla, psikodinamik yaklaþým ve grup psikoterapisi deneyimiyle, "Ermeni sorunu"nun gözden kaçan psikolojik boyutuna Iþýk düþürmeye çalýþacaðýz.
"Ermeni sorunu"
"Ermeni sorunu", deðiþik aþamalardan geçmekle birlikte, Osmanlý Ýmparatorluðu’nun son dönemlerinde ve özellikle Ýttihad ve Terakki’nin h.k.met olduðu Birinci Dünya Savaþý’nýn baþlangýç yýllarýnda Ermeni halkýnýn, Türk hükümeti tarafýndan Ruslarla iþbirliði ve ihanet içinde olduklarý gerekçesiyle bir soykýrýma tabii tutulduðunun ileri sürülmesi temeline oturmaktadýr. Bugün "Holocaust"un ardýndan Ýkinci Dünya Savaþý sonrasý uluslararasý hukukta "soykýrým" kavramýna yer verilmesinin bir devamý olarak "soykýrým" olduðu bazý çevrelerce öne sürülen ama geçmiþte "mezalim", "mukatele", "kýyým", "kýrým" gibi adlarla anýlan olaylarýn hemen ertesinden itibaren "Ermeni sorunu" uluslar arasý alana hem politik hem hukuksal olarak yansýmýþtýr.
Türk tarafý olaylara tamamen farklý bakmakta, ortada bilinçli bir siyasetin sonucu olan "soykýrým" ya da "kýrým" gibi bir tutumun olmadýðýný, Savaþýn kaotik ortamýnda, Ermenilerin düþman saflarýnda ve devlet güçlerine karþý silahlý mücadeleye giriþmesi üzerine iki halk arasýnda adeta "iç savaþ" benzeri bir tablo ortaya çýktýðýný, zamanýn h.k.metinin de "tehcir" politikasý uygulayarak önlem aldýðýný öne sürmektedir. Ermeni olaylarýný gerekçe göstererek ve bazý yöneticileri sorumlu tutarak, olaylarýn hemen ertesinde yapýlan yargýlamalardan Türk tarafý aleyhine bir sonuç çýkmamýþtýr. Konuya ilgi duyan tarihçiler arasýnda zaman zaman kabaran tartýþmalar, bir sonuca ulaþmadan bugüne kadar sürmüþtür.
Buna raðmen dünyanýn birçok yerine ve özellikle Fransa’ya ve Kaliforniya’ya göçmüþ ve orada kendi aralarýnda örgütlenerek bir diaspora oluþturmuþ olan bir kýsým Ermenilerin kini dinmemiþ, bunlardan bazýlarý önce Ýttihat ve Terakki ileri gelenlerini, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin yurtdýþýndaki görevlilerini öldürmek amacýyla Terör örgütleri kurma yoluna gitmiþler ve kendilerince baþarýyla sonuçlanan birçok suikast eylemi yapmýþlardýr. 20. yüzyýlýn son 10 yýlýnda Ermeni örgütleri Terör faaliyetlerinin bir sonuç vermemesi üzerine bir eylem yap(a)mamýþlardýr. Terör örgütleri dýþýndaki diaspora faaliyetleri ise, 1970’lerden itibaren özellikle Batýlý devletlerin parlamentolarýnda "Ermeni soykýrýmý"nýn tanýnmasýna odaklanmýþtýr.
Bu arada tarih sahnesinde Birinci Dünya Savaþý’nýn ardýndan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliði ve bu sistemin çökmesiyle Baðýmsýz Devletler Topluluðu içinde yer alan bir Ermenistan devleti vardýr. Baðýmsýzlýðýn kazanýlmasýyla birlikte ayrý bir siyasi güç olarak sesini duyurma, etkinliðini artýrma gayreti içine giren ve bu amaçla diaspora ile iþbirliðine giriþen Ermenistan, hem Türkiye hem de Azerbaycan ile komþudur ve baðýmsýzlýðýn hemen ertesinde Azerbaycan ile savaþa tutuþmuþ ve bu ülke topraklarýnýn önemli bir bölümünü iþgal etmiþtir.
Ermenistan’la ilgili olarak dikkat çeken bir nokta da sosyalizm sonrasýnda yeni bir ekonomik ve toplumsal yapý inþa etmeye çalýþan birçok ülkede olduðu gibi burada da sosyoekonomik yönden bir yoksulluk yaþanmasýdýr ama farklý olarak Ermenistan bunlar arasýnda en çok göç veren ülkedir. Hani neredeyse olumsuz ekonomik koþullar, Ermenileri yeni bir "tehcir"le karþý karþýya getirmektedir.
1970‘lerden beri çeþitli ülke parlamentolarýnda kah gündeme gelip çekilen, kah kabul edilen, kah belirsiz bir zamana ertelenerek bekletilen "Ermeni soykýrýmý yasa tasarýlarý" 2000 yýlýyla birlikte birçok ülkede birden hýzla gündeme gelmiþ ve birer birer onay almaya baþlamýþtýr. Elbette bu durumdan önce diaspora Ermenilerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin karþý-propaganda çalýþmalarýný yüzlerce kat aþan bir maddi ve örgütsel çabayla, kitaplar, bültenler, toplantýlar ve lobi faaliyetleriyle konuyu Batýlý kamuoyunun gündemine taþýma gayretleri olmuþtur ama son yýllarda sorunun çok belirgin bir ivme kazanmýþ olduðu da açýktýr. Doðal olarak her kabul edilen yasa tasarýsýyla birlikte o ülkeyle Türkiye Cumhuriyeti’nin arasýnda bir gerilim yaþanmaktadýr ve aslýnda her iki taraf için de bir sonuç alýnmasý mümkün olmayan bu t.r gerilimler, birer komþu ülke olan Türkiye-Ermenistan iliþkilerini patlatacak olan dinamitler olarak uluslar arasý arenadaki yerlerini almaktadýrlar. Parlamentolarda tasarýlarýn yasallaþmasýnýn ardýndan sonra gelecek adýmlarýn Ermenilerin tazminat ve toprak talebi olacaðý þeklindeki iddialar da göz önünde tutulduðunda, iki komþu ülkeyi ve halký nasýl bir tehlike beklediði daha açýkça görülecektir.
Þimdi herkes tarihsel öncüllerine raðmen, neden "Ermeni Sorunu"nun þimdi gündeme geldiðini sormaktadýr. Verilen cevaplar arasýnda "Kafkasya’nýn dünya güç mücadeleleri bakýmýndan taþýdýðý jeo-stratejik ve zengin petrol ve doðal gaz yataklarý açýsýndan taþýdýðý jeo-ekonomik önem"in hep vurgulanmasý çok dikkat çekicidir. Þüphesiz bu cevaplarda çok yüksek bir gerçeklik payý vardýr ama biz yine de bir baþka gerçeklik alanýna, sorunun þimdiye kadar gözlerden kaçan psikolojik boyutuna bakmak istiyoruz. Yalnýzca jeo-stratejik deðerlendirmeler, sorunun dünyadaki güç mücadelesi açýsýndan önemini göstermekle birlikte, komþu iki ülke ve kardeþ iki halk arasýndaki barýþýn tesisi, çatýþmanýn dinamikleri ortaya konmadan saðlanamaz.
Neden þimdi?
"Ermeni soykýrýmý yasa tasarýlarý"nýn Batý ülkelerinin meclislerinde birer birer onaylanarak yasallaþmasýnýn ardýnda jeostratejik ve jeo-ekonomik nedenlerden ayrý olarak, þimdi uygun bir psikolojik atmosferin bulunmasýnýn da rolü vardýr. Bu psikolojik atmosferin ana çerçevesini, Almanlar tarafýndan Yahudilere uygulanan "soykýrým" (The Holocaust) oluþturmaktadýr. "Yahudi soykýrýmý" çerçevesinde, Ýkinci Dünya Savaþý’nýn ardýndan, bazý sosyologlarýn "insan haklarý çaðý" diye adlandýrdýðý bir hukuksal anlayýþ ve ona baðlý yeni bir ideolojik ve psikolojik atmosfer ortaya çýkmýþtýr.
Þüphesiz insanlýðýn daha adaletli bir dünya arayýþýnda bu geliþme çok önemli bir adýmdýr ama bu adýmýn bazý psikolojik yan etkiler yapmýþ olduðu bugün daha iyi anlaþýlmaktadýr. Bu psikolojik yan etkiler, baþlýca ikiye ayrýlabilir. Birincisi, "Yahudi Soykýrýmý"yla birlikte, baþta Alman toplumu olmak üzere, tüm Batýlý Hýristiyan bilincin nesiller boyu sürecek ciddi bir suçluluk duygusuyla kaplanmasýdýr. Holocaust’a karþý yapýlmýþ binlerce yayýn, film vs., böyle bir vahþet in yeniden yaþanmamasý için olumlu uyarýcý bir etkiye sahiptir ama bir yandan da olaylarla hiçbir iliþkisi olmayan nesilleri, altýndan nasýl kalkacaklarýný bilemedikleri bir suçluluk duygusuyla doldurmaya devam etmektedir.
"Ýnsan haklarý ideolojisi"nin hiç istenmediði halde yol açtýðý ikinci psikolojik yan etkisi, maðduriyetin sürekli olumlanmasýnýn sonucu olarak, maðdurmuþ gibi yapýlmasýndan doðrudan avantaj saðlanýlacak bir "maðduriyet psikolojisi"nin yaratýlmasýdýr. "Maðduriyet", uluslararasý kamuoyu nezdinde olumlu bir olgu haline gelince, bazýlarýnýn da kendilerini bu elveriþli psikolojik ortamdan yararlanmak için maðdurmuþ gibi göstermeye çalýþmalarý gündeme gelmiþtir.
Ruh saðlýðýyla ilgili olanlar, maðduriyet psikolojisini çok yakýndan tanýrlar. Batýlý ülkelerin mahkemeleri, bireysel olarak "travma"ya uðradýklarýný ve bu yüzden ruh saðlýklarýnýn bozulduðunu bildiren ve mütecavizin cezalandýrýlmasýný talep eden davalarla doludur. Ýþin ilginç yaný, mütecavizlikle suçlananlar da maðduriyetin kredisinden yararlanmak için aslýnda kendilerinin maðdur olduklarý iddiasýyla örgütlenmekte oluþlarýdýr.
Maðduriyetin avantajýndan yararlanmaya kalkýþanlarýn olmasý, "travma"nýn iyi ya da karþý-çýkýlmamasý gereken bir þey olduðu anlamýna gelmez. Maðduriyetin önlenmesi ve mütecavizin cezalandýrýlmasý gerektiði açýktýr; aksi halde dünya "gücü gücüne yetene" ilkesinin geçerli olduðu bir vahþet arenasýna döner. Ama ayný þekilde "sahte-maðduriyet" (pseudo-victimisation) durumlarýný açýða çýkarýp önleyecek, týpký futboldaki gibi ceza sahasý içinde kendini sahte bir biçimde, penaltý yaptýrmak amacýyla yere atan futbolcularý cezalandýran kart sisteminin bir benzerinin uluslararasý hukuka eklenmesi gerekmektedir. Aksi halde bir süre sonra, önce münferit devlet parlamentolarý, daha sonra uluslar arasý mahkemeler týpký Batýlý ülke mahkemeleri gibi "soykýrým" davalarýyla dolup taþacak, konunun popüler ifadeyle adeta "yalama" halini almasýyla, gerçek soykýrým maðdurlarý bu kez gerçekten maðdur olacaktýr.
Maðduriyetten mazuriyete
Ermeni yasa tasarýlarýnýn neden þimdi gündeme geldiðinin açýklanmasýnda Batýlý-Hýristiyan bilincin suçluluk duygusunun ve maðduriyet psikolojisinin payý büyüktür. Ama burada sorulmasý gereken bir soru daha vardýr?
"2. Dünya Savaþý sonrasý bir maðduriyet psikolojisi atmosferi egemen olmuþtur evet bu doðru ama maðdurun kim olduðuna kim(ler) karar verecektir?" Ýþte asýl acýklý manzara, bu soruya verilen cevapla birlikte ortaya çýkmaktadýr. Dilediðini "maðduriyetin avantajý"ndan yararlandýranlar ve maðduriyet psikolojisinin gerçek anlamda arkasýna saklananlar, dünyadaki gücü elinde tutanlardýr ve onlar, her iki dünya Savaþýndan ve milyonlarca insanýn ölümünden gerçekten sorumlu olanlardýr. Herkes maðdur olduðunu ileri sürebilir; zengin ülkelerin parlamentolarý ve kamuoylarý gerçek maðdurun saptanmasý ve desteklenmesi dileðiyle vicdanlarýnýn seslerini dinlemeye çalýþabilirler ama bu arada asýl yaptýklarý, kendi suçlu bilinçlerini temize çýkarmaktýr. Daha doðrusu kendi suçlu bilinçlerini temize çýkarmaya yaradýðý için, bu maðduriyet oyununu böylesine istekle oynamaktadýrlar.
Ýþte o yüzden 1. Dünya Savaþý’nýn çýkmasýndan hiç sorumlu olmadýklarý halde, bugün kendilerini sahnede bulunlar, bu Savaþýn en çok acý çekmiþ iki halký, Türkler ve Ermenilerdir. Onlarýn birbirlerine düþmesine asýl sebep olanlar, þimdi hakim cüppelerini giymiþler, sözüm ona ellerini yýkamýþlardýr. Kimse "Ýki büyük dünya Savaþý neden oldu?", "Dünyadaki güç mücadelesi ne demektir?" gibi emperyalist emelleri ve tutumlarý ortaya çýkaran sorular sormamakta, bunun yerine herkes, "Türkler mi yoksa Ermeniler mi daha suçlu?" diye gerçek suçluyu (?) aramaktadýrlar.
Maðduriyet psikolojisinin altýnda iþleyen asýl düzenek, iki dünya Savaþýnýn sorumlularýnýn "mazuriyet psikolojisi"dir. "Hitler, soykýrýmý Türklerden öðrendi" þeklindeki, son zamanlarda propagandanýn ana tematiði olan Ermeni tezinde, bu çocukça düzenek kendini iyice açýða vurmaktadýr. Týpký kabahat iþleyen bir çocuðun, "ama Ali de öyle yapmýþtý" diyerek eylemini meþru göstermeye çalýþmasý gibi, t.m Batýlý-Hýristiyan bilinç de "aslýnda biz böyle þeyler yapmayýz ama Türklerden öðrendik" gibi çocukça bir düzeneðe sarýlmakta, böyle komik ve çocuksu bir yolla günahlarýndan arýnmayý ummaktadýrlar.
Bu çocuksu düzeneðin uluslararasý hukukta bir yer bulabilmesi halinde, tarih her suç için kendinden önce bir fail bulunacak kadar zengin olduðundan, böyle bir durumdan asýl zararI görecek olanlar gerçek travma maðdurlarýdýr. Oysa Ýsrail devleti ve aydýnlarý, "Ermeni soykýrýmý" iddialarýný dünya kamuoyunun soykýrým açýsýndan bilinçlenmesi projesinin bir parçasý olarak bu sonuçlarý pek düþünmeden desteklemiþlerdir.
"Hitler’in ilk suçlu olmadýðý" þeklindeki Ermeni tezinin asýl tamamlayýcýsý, bazý Ermeni tezi destekçilerinin (Bak. Julia Pascal’ýn Guardian’daki 27 Ocak 2001 tarihinde yayýnlanan yazýsý) Batýlý kamuoyunda Ermenilere sempati oluþturmak amacýyla yaydýklarý "Hýristiyanlýðý resmen kabul eden ilk devlet, Ermenilerdir" tezidir. Vatikan ve Ortodoks temsilcisinin giriþimleri de göz önünde tutulduðunda, Batýlý-Hýristiyan bilincin Ermenilere tutunarak nasýl günahtan arýnmaya çalýþtýklarý daha iyi anlaþýlacaktýr.
Diaspora Ermenilerinin kimlik krizi
Bugün Ermeni halký, üç temel kategoriye ayrýlmýþ durumdadýr. Birincisi Ermenistan devletinde ve kýsmen de Rusya Federasyonu sýnýrlarý içinde yaþayanlar; ikincisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaþI olan Ermeniler ve son olarak diaspora Ermenileri... Bunlarýn her birinin toplumsal psikolojisi farklýdýr ve bize göre, Türk düþmanlýðýný ve bunun bir devamý olarak "soykýrým" tezini en çok körükleyenler diaspora Ermenileridir. Çünkü onlar, çok ciddi kimlik krizi içindedirler ve krizin telafisi için Türk düþmanlýðýndan ve maðduriyet psikolojisinden baþka yollarý yoktur.
Fransa’da ve Kaliforniya’da yaþayan, ebeveyni Türkiye’den göç etmiþ bir diaspora Ermenisinin ruhsal durumunu hayal etmeye çalýþýn; onun nasýl bir "ben duygusu"na (self-feeling) ya da "egokimliði"ne (ego-identity) sahip olabileceðini düþünün. Kimliðinin oluþturucu unsurlarý olarak zihinsel aygýtýndaki malzeme þunlardýr:
i-Bir Fransýz ya da Amerikan vatandaþýdýr.
ii-Katolik ya da Protestan olmadýysa Ortodoks’tur ama büyük olasýlýkla özel bir dinsel eðitim aldýðý Ermeni Ki lise’sinden yoksundur.
iii- Ermeni olduðu söylenmektedir ama büyük olasýlýkla evde konuþulanlar dýþýnda Ermenice öðrenebileceði bir eðitim olanaðýndan yoksundur.
iv- Türkiye’de Ermenilerin yaþadýðýný, onlarýn Ermeni kimliði açýsýndan kendilerinden nispeten daha iyi olanaklara sahip olduklarýný bilmektedir.
(Fransa ve Türkiye’de yaþayan Ermeni nüfus ve sahip olduklarý dinsel ve eðitsel olanaklar kabaca karþýlaþtýrýldýðýnda bile ne demek istediðimiz hemen anlaþýlacaktýr.)
v- Ermenistan diye bir ülke olduðunu bilmektedir ama sosyoekonomik bakýmdan çok iyi durumda olmayan bu ülkeye ve bu ülkeden daha iyi durumda olmasýna raðmen Türkiye’ye asla gidip yerleþmeyeceðini de çok iyi bilmektedir.
vi- Ermeni tarihiyle ilgili olarak en iyi bildiði tek þey, Türklerin kendilerine neler yaptýklarýdýr. Ortak belleklerinin ve kimliklerinin inþasýnda temel olabilecek bir "zafer niþanesi", travmanýn anýlarý dýþýnda baþkaca temel bir özellik yoktur.
Herkes kolayca kabul eder ki, "Ermeni karþýtlýðý" Türklerin toplumsal psikolojilerinde çok önemli bir yer tutmamaktadýr. Türkler, kimlik inþasý için zaferle dolu ortak bir belleðe sahiptirler. Gerçi Osmanlý Ýmparatorluðu’nun çökmesiyle büyük bir yýkým ve hüsran duygusu yaþamýþlardýr ama sonuçta yine de bu yýkýmýn ardýndan bile Kurtuluþ Savaþý ve Türkiye Cumhuriyeti gibi iki muzaffer olgu yaratabilmiþler ve iyiliklerle donattýklarý Mustafa Kemal Atatürk gibi bir ulusal kahraman çýkarabilmiþlerdir.
Þimdi Türklerin ulusal kimlik kurma açýsýndan þanslarýyla yukarýda bir kimlik duygusu için muhtemel kurucu unsurlarýný sýraladýðýmýz diaspora Ermenilerinin konumlarýný bir karþýlaþtýralým. Göreceðimiz þudur: Diaspora Ermenileri için, yaþadýklarý zengin Batý ülkesinin kimliðine sarýlmak dýþýnda, bir ulusal kimlik þansI hiç yoktur ama grup (cemaat) kimlikleri açýsýndan Türk düþmanlýðý ve intikam duygularý kurucu bir iþleve sahip olabilir. Grup kimliðine sahip olmanýn ve maðduriyet psikolojisinin (hele hele Hýristiyan bir maðdur olmanýn) avantajlarýný Türk düþmanlýðý sayesinde yaþayabilirler. Bir diaspora Ermenisi’in etnik grup (cemaat) kimliði geliþtirebilmek için ebeveyninden devraldýðý ve diðer Ermeni evleriyle kendi evlerinde ortak olan tek miras, Türk düþmanlýðýdýr. Üstelik hayatlarýnda hiç Türkiye’yi ve hatta bir Türkü görmemiþ olan ikinci nesil ve sonraki Ermeni nesilleri için her þey hayali olduðundan, Türk düþmanlýðýnýn boyutlarýný hayali biçimde artýrarak böyle bir kimlik inþasý kolayca gerçekleþtirilecektir. Öyle ki böyle hayali bir kimlik uðruna, yeni nesil Ermeniler, artýk "Türklerin tuvalet taþlarýný bile Ermeni mezarlarýndan yaptýklarý" þeklindeki dehþetengiz yalanlara inanabilmekte (Bak. Julia Pascal’ýn Guardian’daki andýðýmýz yazýsý) hayatlarýnda en çok yapmak istedikleri þeyin "bir Türkün yüzüne tükürmek" olduðunu söyleyebilmektedirler.
Bu yüzden diaspora Ermenilerini tanýma imkaný bulmuþ olanlar, nasýl olup da Türk düþmanlýðýnýn her yeni nesille birlikte böylesine artmýþ olduðunu gördüklerinde hayretlerini gizleyemezler. Gerçekten acýya tanýk olan ilk nesil Ermeniler böyle öfkeli deðillerdir oysa. Hatta ölene kadar hep bir kulaklarý Türkiye’de olmuþ, sanki hiç ayrýlmamýþlar gibi Türkçe radyo dinlemiþler, Türk televizyonlarýný izlemiþlerdir. Ortak birçok güzel anýlar olan Türk komþularýný, birlikte geçirdikleri güzel günleri özledikleri olmuþtur. Özledikçe öfkelenmiþlerdir Þüphesiz ama artýk bu topraklara geri dönmeyecekleri için, çocuklarý geleceklerini bu geldikleri ülkede kursunlar diye, geçmiþin olumlu yanlarýný örtbas etmiþler, göçün tüm sorumluluðunu Türklerin üstüne yýkmýþlardýr.
Þüphesiz her ulusun hem olumlu hem olumsuz birçok özelliði vardýr. Ama tarihin çok uzun yýlarý boyunca hep kardeþlik içinde yaþamýþ olan Türkleri ve Ermenileri, hep birbirlerinin olumsuz özelliklerini göstererek yeniden karþýlýklý olarak birbirlerine kýrdýrmaya çalýþanlar, bu olumsuz özelliklerinden vazgeçmelidirler.
Ya da Türkler ve Ermeniler, onlarý birbirlerine kýrdýrmaya kalkanlarý görüp akýllarýný baþlarýna almalýdýrlar.
| | | | ---------------------- * Numune Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi Psikiatri Kliniði Baþkaný - - ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 1, Mart-Nisan-Mayýs 2001 | | | | | « Geri | | Yorumlar
Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.
|
| |
| | | | |