AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Amerika'daki Ermeni Propagandasý ve Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey

Emekli Büyükelçi, Dr. Bilal N. ÞÝMÞÝR*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 2, Haziran-Temmuz-Aðustos 2001

 
Tarihten Birkaç Not

Amerika’da Ermeni propagandasýnýn geçmiþi oldukça eskidir. Türk Tarih Kurumu tarafýndan yayýnlanmýþ olan dört ciltlik Osmanlý Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu adlý kitabýmýza da baþvurarak Tarihten birkaç not aktaralým:

Yýl 1820: Ýlk Amerikan Protestan Misyonerleri Pliny Fiks ve Levi Parsons Ýzmir’e ayak bastýlar. Levi Parsons, Ýzmir’e çýkar çýkmaz, “Bu günah Ýmparatorluðunu tamamen yýkmak ahdim olsun” diye yazdý ve ardýndan gelen misyonerler onun için þiirler, destanlar düzdüler. Osmanlý Ermenileri arasýnda çalýþmaya baþlayan Amerikan misyonerleri, bol paralý ve donanýmlý olarak Türkiye’ye geldiler ve bazý Ermenileri çabucak kendilerine çektiler. Fanatik misyonerler, Müslüman Türklerle Hýristiyan Ermeniler arasýnda ayrýlýk tohumlarý ektiler ve Amerika’da Türkler aleyhinde sistematik propagandanýn ilk adýmlarýný attýlar.[1]

Yýl 1830: Amerika Birleþik Devletleri ile Osmanlý Devleti Arasýnda Ticaret Anlaþmasý imzalandý ve ABD, en geniþ anlamda kapitülasyon haklarý kazandý. Anlaþmada Osmanlý Ermenileri lehine dolaylý hükümler yer aldý. Amerikan tüccarý, Anadolu’da Ermeni simsarlar kullanma hakký kazandýlar ve Amerikan hizmetine alýnan Osmanlý vatandaþý bu simsarlarý da kapitülasyonlardan yararlandýrmaya ve onlara kanat germeye yöneldiler.

Yine yýl 1830: Amerikan Protestan Misyonerleri Ýstanbul’u merkez yaptýlar ve Anadolu’yu üç bölgeye ve birçok “istasyon”a ayýrarak Ermeni toplumu arasýndaki çalýþmalarýný yoðunlaþtýrdýlar. Gregoryen Ermenilerin bir bölümü Protestan mezhebini kabul etti ve Amerika’nýn (ve Ýngiltere’nin) koruyuculuðu altýna girdiler.

Yýl 1848: Amerikan Misyonerleri, Osmanlý Devletinde bir Protestan Cemaati yarattýlar. Tamamý Ermenilerden oluþan bu yeni cemaatý Osmanlý Hükümetine resmen tanýttýlar.

Yýl 1850: Amerikan Misyonerleri Osmanlý Ermenileri arasýnda eðitim çalýþmalarýný hýzlandýrdýlar ve bundan sonraki 35 yýl içinde 80 High School, 8 yüksek kolej ve 16 kýz okulu açtýlar. Yüksek Kolejler þuralardý:

Ýstanbul (Robert Kolej),

Ýstanbul (Üsküdar Amerikan Kýz Koleji),

Harput (Fýrat Koleji),

Merzifon (Anadolu Koleji),

Antep (Merkezi Anadolu Koleji),

Kayseri (Talas Koleji),

Mersin (Tarsus Koleji),

Samakov (Rumeli Koleji)

Öðrenci sayýsý bir ara 27 bini aþan bu okullara ve kolejlere bütün 19. Yüzyýl boyunca hemen hiç Türk-Müslüman öðrenci alýnmadý. Ancak 20. Yüzyýl baþlarýnda tek tük Türkler de misyoner okullarýna alýnmaya baþlandý. Halide Edip Adývar ve Hüseyin Bey (Lozan Konferansýnda tercüman) gibi bazý Türkler bu okullardan il mezun olanlardandýr.

Yýl 1860: Amerikalýlarla iþ yapan bazý Ermeni iþadamlarý ABD vatandaþlýðýna geçmeye ve Amerika’ya göç etmeye baþladýlar. Atlantik ötesinde iþ tutan bu Ermeniler, Anadolu’dan Amerika’ya halý, kilim götürürken Türk düþmanlýðýný da taþýdýlar. Düþmanlýk propagandasýný ticari amaçlarla ustaca kullandýlar ve Türkiye’nin yerini bile bilmeyen saf Amerikalýlara Türk düþmanlýðý aþýlamaða çalýþtýlar ve bundan maddi çýkarlar saðladýlar.

Yýl 1865: Amerikan Misyonerleri, Osmanlý ülkesinden seçtikleri yetenekli Ermeni gençlerini burslu olarak Amerikan Üniversitelerine göndermeye baþladýlar. Bu öðrencilerin bir bölümünü Teoloji fakültelerinde yardýmcý misyoner olarak, bir bölümünü de laik fakültelerde baþka amaçlarla yetiþtirdiler. Bu gençlerin bir bölümü Amerikan vatandaþlýðýna geçirildi ve Türk aleyhtarý Emeni propagandasýnda kullanýldý. Türkiye’de görevli bazý Amerikan misyonerleri, daha sonraki tarihlerde Ermeni ihtilalcilerini desteklemiþ, Taþnak ve Hýnçak komitelerinin gizli kuryeliðini üstlenmiþlerdir. (Osmanlý makamlarý, kapitülasyonlar yüzünden misyonerlerin mektuplarýný açamýyorlardý. Buna raðmen Merzifon Amerikan kolejinde görevli Kayayan ve Tumayan adlý iki misyoner 1893’te suç üstü yakalanmýþ, Ankara’da yargýlanýp idama mahkum edilmiþler, fakat Amerika ve Ýngiltere’nin baskýlarýyla serbest býrakýlýp Londra’ya gönderilmiþler, oradan Türkiye düþmalýðýný sürdümüþlerdir.).

Yýl 1870: Osmanlý ülkesinden Amerika’ya Ermeni göçleri artmaya baþladý.

Yýl 1886: Ermeniler için Anadolu’da (Sivas’ta) ilk Amerikan Konsolosluðu açýldý ve bunun baþýna bir misyoner ailenin çocuðu olarak Tokat’ta doðmuþ ve çocukluðu Ermeniler arasýnda geçmiþ olan Mr. Jevet adlý bir konsolos getirdiler. (Sivas Baþkonsolosluðuna baðlý olarak Ankara’da da bir Amerikan Konsolosluk Ajanlýðý açýldý.)

Yýl 1894: Ermeni sorunu ilk defa Amerikan Senatosunun gündemine getirildi. Sasun’da Ermeni ayaklanmasý dolayýsýyla Louisiana Senatörü Newton Blanchard tarafýndan Senatoya sunulan ve 3 Aralýk 1895 günü kabul edilen tasarýsýyla Türkiye haksýz yere suçlandý ve kýnandý. (107 yýl önce).

Yýl 1895: Sivas’tan sonra Erzurum’da da Amerikan Konsolosluðu açýldý ve Ermeniler arasýnda çalýþmaya koyuldu. Ayný yýl Ermeni Hýnçak ve Taþnak komiteleri Türkiye’de kanlý eylemlerini arttýrdýlar.

Yine yýl 1895: ABD Hükümeti, güya Ermenileri ve misyonerleri korumak için, Osmanlý kara sularýna bir savaþ gemisi gönderdi. Mersin ve Ýskenderun limanlarýna demir atan geminin komutaný Amiral Selfridge, Halep Valisine ve Mersin Mutasarrýfýna aðýr mektuplar gönderdi. (106 yýl önce).

Yýl 1896: Ermeni iddialarý ikinci defa Amerikan Senatosu ve Temsilciler Meclisi gündemine getirildi ve Ocak 1896’da her iki mecliste Türkiye aleyhine bir karar kabul edildi. Ayrýca New Hamshire Senatörü Sallinger, Osmanlý Ermenileri lehine müdahale edilmesini öngören bir kanun tasarýsýný Senato’ya sundu.(105 yýl önce).

Yýl 1896-1900: Anadolu'dan Amerika'ya Ermeni göçleri hýzlandý. Özellikle Misyoner faaliyetlerinin yoðun olduðu Harput, Merzifon gibi yörelerdeki Ermeni nüfusunun yarýdan fazlasý Amerika'ya göç etti. Türkiye'den göç eden Ermeni göçmenlerden bazýlarý, Amerikan pasaportu aldýktan sonra geri dönüp Anadolu'da kanlý eylemlere karýþtýlar ve ABD makamlarý "vatandaþ" diye bunlarý resmen himaye etmek istediler.

Yýl 1900: Harput’ta (Elazýð yakýnýnda) Amerikan Konsolosluðu açýldý. Sivas, Erzurum ve Harput’taki Amerikan konsolosluklarýnýn her üçü de kirayla Ermeni evlerine yerleþmiþ, Ermeni tercüman ve memurlar kullanmýþ ve Washingoton’a Ermeni yanlýsý çarpýk ve tek taraflý raporlar sunmuþlardýr.

Yýl 1909: ABD Hükümeti, Adana olaylarý dolayýsýyla Osmanlý sularýna iki savaþ gemisi gönderdi. "Marblehead" ve "San Fransisco" adlarýndaki bu savaþ gemileri yerel makamlara ve Türk Hükümetine gözdaðý verdiler...

Yýl 1914:
Washington’dan Ýki Sürpriz.

Amerikan basýnýnda, 1880’lerden beri sistematik biçimde Ermeni propagandasý yapýlýyordu. Müslüman Türklerin Hýristiyan Ermenilere baský yaptýklarý ileri sürülüyor, Türk Hükümeti ve Türk insaný haksýz yere suçlanýyordu. Bu karalama kampanyasý zaman zaman çok þiddetleniyordu. Washington Elçiliðimiz bu saldýrýlarla durmadan boðuþuyordu.

1914 yýlýnda Ahmet Rüstem Bey Washington’a Büyükelçi atandý ve Baþkan Woodrow Wilson’a güven mektubunu sunup 24 Haziranda resmen görevine baþladý. Büyükelçi payesiyle Washington’a atanan ilk Osmanlý diplomatik temsilcisiydi. (Ondan önce Washington’da görev yapmýþ olan temsilcilerimiz Orta Elçi payesinde idiler.)

Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey’in Washington’da göreve baþlamasýndan sadece dört gün sonra, 28 Haziran 1914 günü, Avusturya - Macaristan Ýmparatorluðu veliahtý Arþidük Francis Ferdinand Saraybosna’da bir suikastta öldürüldü. Bu suikast, bilindiði gibi, Birinci Dünya Savaþý’ný fitilledi. Suikasttan bir ay sonra, 28 Temmuzda, Avusturya-Macaristan Sýrbistan’a savaþ açtý ve Rusya, Sýrbistan’ýn yardým için seferberlik ilan etti. 1 Aðustosta Almanya, 5 Aðustosta da Avusturya-Macaristan Rusya’ya savaþ ilan ettiler. Avusturya-Macaristan ile Sýrbistan arasýnda baþlayan savaþ bir Avrupa savaþýna dönüþtü. 10 Aðustosta Fransa, 12 Aðustosta da Ýngiltere Avusturya-Macaristan’a savaþ ilan ettiler...

1914 yazýnda büyük savaþ yayýldýkça yayýlýyordu ama Türkiye ve Amerika Birleþik Devletleri henüz bu savaþýn dýþýnda idiler. Bu iki devleti de savaþa çekmek ve "Avrupa savaþý"ný "dünya savaþý"n dönüþtürmek için çabalar harcanýyordu. Almanya, Türkiye'yi; Ingiltere ve Fransa da Amerika Birleþik Devletleri'ni kendi saflarýnda savaþa çekmeðe uðraþýyorlardý. Türkiye (yani Osmanlý Imparatorluðu), o yýlýn Kasým ayýnda büyük savaþa sürüklenecekti, ABD ise ta 1917 yýlýna kadar savaþ dýþýnda kalacaktý.

Ýþte tam bu sýralarda –yani Birinci Dünya Savaþýnýn çýktýðý fakat Türkiye’nin henüz savaþ dýþýnda bulunduðu aylarda– Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, Washington’da ayaðýnýn tozuyla iki sürprizle karþýlaþtý:

Birinci sürpriz, savaþ gemileriyle ilgiliydi: Yunanistan’a iki Amerikan zýrhlýsý satýlýyor, öte yandan da Ýngiltere Türkiye’nin iki savaþ gemisini gasp ediyordu. Türk Hükümeti, üstün durumdaki Yunan deniz kuvvetlerine karþý donanmamýzý güçlendirmek amacýyla, 1911 yýlýnda bir Ýngiliz tersanesine “Reþadiye” adlý bir dretnot sipariþ etmiþ; ayrýca, Brezilya için Ýngiltere’de yapýlmakta olan “Rio de Janeiro” adlý dretnotu satýn almýþ ve buna “Sultan Osman” adýný vermiþti. Bu savaþ gemilerinin paralarý Türk halkýndan toplanmýþ ve 200.000 lira tutarýndaki son taksitleri de son kuruþuna kadar ödenmiþti. Yapýmlarý tamamlanan “Reþadiye” ve “Sultan Osman” zýrhlýlarý 1914 yýlý Temmuz ve Aðustos aylarýnda Türkiye’ye teslim edilecekti. Artýk gün sayýlýyordu. Türk halký, diþinden týrnaðýndan artýrarak parasýný ödediði gemilerin nihayet teslim alýndýðý günü beklerken, Ýngiltere, – en basit ticaret hukuku kurallarýný da ayaklarýn altýna alarak– parasý ödenmiþ olan bu gemilere el koyduðunu ve Türkiye’ye teslim etmeyeceðini açýklamýþtý (6 Aðustos 1914). Ýngiltere’nin bu kararý Türkiye’de þok yaratmýþtý.

Ýkinci þok Amerika’dan geldi. Büyükelçi Ahmet Rustem Bey, Washington’a vardýðý günlerde, Amerikan donanmasýnýn “Idaho” ve “Mississipi” adlarýndaki iki zýrhlýsýnýn Yunanistan’a satýlmak üzere olduðunu öðrendi. Yunanlýlar, Amerika’dan savaþ gemisi satýn alma iþini çok gizli tutmuþlar, görüþmeleri, pazarlýklarý gizlice yürütmüþler ve iþi baðlamýþlardý. Büyükelçimiz bu satýþý önlemek için hemen harekete geçti, üstüste giriþimlerde bulundu, Baþkan Wilson’a kadar çýktý. Bu gemilerin satýþýnýn Yunanistan’ý Türkiye’ye karþý kýþkýrtacaðýný, Yunan saldýrganlýðýný arttýracaðýný, barýþa zarar vereceðini anlattý; gemilerin Yunanistan’a teslim edilmemesini istedi. Ama Büyükelçimizin giriþimleri sonuçsuz kaldý. Baþkan Wilson, Yunanistan’ýn bu gemileri savaþ amacýyla kullanmayacaðýný iddia etti. Venizelos’tan bu konuda “güvence” almýþtý! Sonunda Amerikan senatosu 18 olumsuz oya karþý 124 oyla gemilerin Yunanistan’a satýlmasýný kabul etti. Baþkan Wilson da kararý onayladý.

Türkiye, tam dünya savaþýnýn patladýðý günlerde ortak bir Ýngiliz-Amerikan darbesi yemiþ oldu. Amerika’nýn Yunanistan’a iki zýrhlý satmasý, Ýngiltere’nin de iki Türk zýrhlýsýný gasp etmesi sonucu, Türk deniz kuvvetleri, Yunanistan karþýsýnda hepten aciz kaldý ve o savaþta Çanakkale boðazýndan dýþarý pek çýkamayacaktý.

Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, Atlantik ötesinde Türkiye aleyhinde yürütülen propagandalar sayesinde Yunanistan’ýn baþarýlý olduðunu anlamýþtý. Sadrazam Sait Halim Paþa’ya gönderdiði bir raporda, Yunanlýlarýn yirmi seneden beri Türkler aleyhinde yaptýklarý propagandalar ile Amerika’da Türk aleyhtarlýðý yaratýldýðýný söyleyerek bu propagandalara propaganda ile cevap vermek gerektiðini, bunun için kendisinin de devamlý olarak gazetelere makaleler yazdýðýný ve demeçler verdiðini ve bu türlü çalýþmalara devam edeceðini bildirmiþti.[2]

Yine yýl 1914:
ABD’de Ermeni Propagandasý Tekrar Patlýyor ve Türk Büyükelçinin Sabrý Taþýyor.

Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey’in Amerika’ya varýþýndan az sonra karþý karþýya kaldýðý ikinci sürpriz, Amerikan basýnýnda yeniden patlak veren Ermeni propagandasý oldu. Amerikan gazeteleri, adeta aðýz birliði yaparak, Müslüman Türklerin Hýristiyan Ermenileri kýlýçtan geçirdiklerini iddia ediyor ve Amerikan Baþkanýnýn harekete geçmesini, Türk karasularýna Amerikan savaþ gemileri göndermesini istiyorlardý. Amerikan basýný, bu kadarla da yetinmiyor, Türk devletine ve milletine adeta küfür yaðdýrýyordu. Türk halkýnýn dini, milliyeti, soyu sopu ile alay ediliyor ve Türkler aleyhinde akýl almaz hakaret sözleri sarfediliyordu.

Büyükelçi Rüstem Bey, bu saldýrýlarýn arkasýnda Ýngiltere ile Fransa’nýn bulunduðunu anlamýþtý. Bu iki devlet birinci Dünya Savaþýna girmiþlerdi ve þimdi Amerika’yý da yanlarýna çekmek istiyorlardý. Amerikan yönetimini ve kamuoyunu etkilemek için sözde “Ermeni katliamý” propagandasýný kullanýyorlardý. Bir bölüm Amerikan yazar çizerini de kazanmýþlardý. Türklerin sýrtýndan savaþ propagandasý yürütülüyordu. Oysa ortada fol yok yumurta yoktu. Türkiye henüz savaþa girmemiþti ve 1914 yazýnda Türkiye’de bir tek Ermeninin burnu bile kanamamýþtý. Böyle olduðu halde Türkiye’de Ermenilerin kýlýçtan geçirildiði yazýlýp çizilebiliyordu.

Bu çirkin karalama kampanyasý Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey’i çileden çýkardý. Amerika, Yunanistan’a iki savaþ gemisi satmakla kalmamýþ, þimdi de Türklere karþý bir düþmanlýk kampanyasý baþlatmýþtý. Dahasý, bu kampanyasý frenlemek için Amerikalýlarda hiçbir hareket yoktu. Büyükelçi, bu saldýrýlarý sineye çekemedi. Basýndaki saldýrýlara yine basýn yoluyla cevap vermekten baþka çare göremedi ve 8 Eylül 1914 günü “Evening Star” gazetesine bir demeç verdi. “Ýngiltere ve Fransa’nýn Türkiye’de Hýristiyanlara katliam yapýldýðý yalanýný Amerikan kamuoyunun önüne serdiklerini ve bu yalaný bahane ederek Türk limanlarýna Amerikan savaþ gemileri gönderilmesini isteklerini” söyledi. Geçmiþte ayaklanmalarýn bastýrýldýðýný, fakat Ermenilerin Hýristiyan olduklarý için deðil, isyan ettikleri için, Fransa, Ýngiltere ve Rusya’nýn desteðiyle ve silahla Osmanlý devletini zayýflatmak istedikleri için cezalandýrýldýðýný belirtti.

Rüstem Bey, yalnýz açýklama yapmakla yetinmiyor, fakat ayný zamanda basýn yoluyla karþý saldýrýya geçiyor ve soruyordu: Böyle silahlý ayaklanma karþýsýnda kalsalardý Fransa, Ýngiltere ve Rusya acaba ne yaparlardý?  Masum bir ýrka karþý dünyanýn gözleri önünde yirmi planlý katliam (pogrom) sergilemiþ olan o Rusya acaba ne yapardý? Ya Fransa ve Ýngiltere? Ülkelerinin özgürlüðü için dövüþen Cezayirlileri maðaralara týkýp sonra onlarý dumanla boðmuþ olan Fransa, Sipahi isyanýnda yakaladýðý Hindlileri top namlularýnýn aðzýna baðlayýp sonra o toplarý ateþleyen Ýngiltere ayný tahrikler karþýsýnda kalsalardý acaba ne yaparlardý?

Bu sorularý sorduktan sonra Amerikalýlara dönen Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, onlara da adeta “Siz, þöyle bir aynaya bakýnýz da kendi çirkin yüzünüzü görünüz” demek ister gibi davranýyor. Sözünü sakýnmýyor. Amerikan gazetelerinin bir çoðunun Ýngiltere ve Fransýzlarýn tarafýný tutarak Türklere saldýrmalarý karþýsýnda “þunu söylemeðe kendimi yetkili görüyorum ki” diye söze baþlýyor. Amerikalýlarýn Filipinleri iþgal ederken yerli halka uyguladýklarý “Water Cure” denen iþkenceleri ve her Allahýn günü Amerika’da iþlenen yüz karasý “linç etme” suçlarýný hatýrlatýyor. “Bunlarýn hatýrlanmasý Türkiye’ye saldýrýrken Amerikalýlarý daha ihtiyatlý yapmalýydý” diyor. Sýrça köþkte oturan bir kimse komþusunun camýna taþ atarken düþünmelidir, demek istiyor. Amerikalýlara bir de soru yöneltiyor: “ Farz edelim ki, diyor, Amerika’daki zencilerin, Amerika Birleþik Devletlerinin istilâsýný kolaylaþtýrmak için Japonlarla gizlice anlaþmýþ olduklarý ortaya çýkarýldý. Acaba o zencilerin kaçý hayatta býrakýlýrdý?” diye soruyor.

Son olarak Ahmet Rüstem Bey, Atlantik ötesindeki Ermeni propagandasýnýn ABD'yi Itilaf Devletleri safýnda savaþa sokmak amacý güttüðünü belirtiyor ve Amerikan Hükümetinin bu oyuna gelmeyeceði inancýný dile getiriyor. Þöyle diyor:

 “Büyük Britanya ve Fransa, Türkiye’ye karþý yeni bir tahrik kampanyasýna giriþmiþlerdir. Bu kampanyayla oralarda uðursuz bir þeyler olmasýný, kötü tahminlerinin doðru çýkmasýný, ABD’nin de Doðu’ya savaþ gemileri göndermesini ve böylece Avrupa savaþýna karýþmasýný sinsice bekliyorlar. Ama ABD yönetiminin bu adi tuzaða düþmeyecek kadar temkinli olduðuna inanýyorum. Türkiye’de bir tek vatandaþýnýn burnu bile kanamamýþ olan Amerika Birleþik Devletleri, Türk sularýna neden savaþ gemisi gönderecek? Hýristiyanlarýn da yaþadýðý Ýzmir’i, Beyrut’u mu bombalayacak? Yoksa daha ne yapabilecek ki?  Amerikan halký savaþ istiyor mu bakalým?...”[3]

Baþkan Wilson’un Tepkisi

Büyükelçi A. Rustem Bey, “aðýr ol da molla desinler” zihniyeti ile hareket etmemiþ, Amerikan basýnýndaki çirkin saldýrýlarý sineye çekmemiþti. Pasif savunmaya da çekilmemiþ, Amerikalýlara kendi silahlarýyla cevap vermiþti. Çuvaldýzý durmadan Türklere batýran Amerika’yý birazcýk iðneleyivermiþti. Amerikan zencilerine yapýlan vahþete, Filipinlerdeki iþkencelere birer cümleyle deðinivermiþti.

Amerika’da yürütülen Türkler aleyhindeki çirkin iftira kampanyasý karþýsýnda kýlýný bile kýpýrdatmamýþ olan Baþkan Wilson, bu defa Büyükelçi Rüstem Bey’in demecini görünce adeta küplere binmiþ! Vay sen misin koskoca Amerika’yý iðneleyen!? Washington’da görevli bir yabancý Büyükelçi nasýl olur da uluorta Amerika’yý eleþtirebilirmiþ, nasýl olur da basýna böyle demeç verebilirmiþ! Bu, düpedüz Amerika’nýn içiþlerine karýþma demekmiþ. Bir yabancý diplomat nasýl olur da Amerikan yönetiminin iþlerine burnunu sokabilirmiþ! Hele Büyükelçinin, Amerika’da zencilere yapýlanlarý ve Filipinler’deki iþkenceleri diline dolamasý sineye çekilebilir gibi deðilmiþ. Sadece bu demeci Büyükelçinin “istenmeyen adam” ilan edilmesine kafiymiþ...

Baþkan Wilson, ilk öfkeyle bunlarý düþünmüþ. Büyükelçi Rustem Bey’in derhal “istenmeyen kiþi” ilan etmeyi, hatta Osmanlý devletiyle iliþkileri kesmeyi aklýndan geçirmiþ. Dýþiþleri Bakaný Bryan ve yardýmcýsý Robert Lancing araya girip Baþkaný yatýþtýrmýþlar. Avrupa’da büyük savaþýn baþladýðý o günlerde Türkiye ile bozuþmak Amerikan çýkarlarýna da zarar verebilirdi. Onun için önce bir soruþturma yapýlmasýna karar verilmiþtir. Baþkan Wilson, 10 Eylül 1914 günü Dýþiþleri Bakanýna þunlarý yazmýþtýr:

 “Sayýn Dýþiþleri Bakaný,

Dün gönderdiðiniz önemli þeyleri aldým. Karar vermeden önce düþünmem için kendime biraz zaman tanýdým. Yalnýz bir tanesi bence apaçýktýr: Türk Büyükelçisi sýnýrý aþmýþtýr. Raporda ileri sürdükleri onun önüne serilirse ve raporun doðru olup olmadýðý kendisine sorulursa iyi olur. Eðer doðru deðilse onun söylediklerini lütfen bana bildiriniz. Onun söylediklerinin ne olduðunu kesin olarak kendisinden öðrendikten sonra kendisini makbul bir kimse olarak uzun süre aðýrlayýp aðýrlamayacaðýmýzý düþünürüz.”[4]

Baþkanýn bu talimatý üzerine, Amerikan Dýþiþleri Bakaný Bryn, 11 Eylül günü Rustem Bey ile bir görüþme yaptý. “Evning Star” gazetesinde çýkmýþ olan demecin kesitini kendisine sundu. Bu sözlerin kendisine ait olup olmadýðýný sordu. Büyükelçi, bu sözlerin kendisine ait olduðunu kabul etti. Gazeteye neden böyle bir demeç vermek gereði duyduðunu yazýlý olarak bildireceðini söyledi.

Ahmet Rüstem Bey’in Cevabý

Ahmet Rüstem Bey, o gün oturup uzunca bir muhtýra kaleme aldý ve ertesi gün bunu Amerika Dýþiþleri Bakanýna gönderdi. 12 Eylül 1914 tarihini taþýyan bu mektupta þunlarý söyledi:

 “Sir,

“Dün sabah sizinle yaptýðým görüþmeyle ilgili olarak aþaðýdaki hususlarý belirtmeme müsaadenizi rica ederim.

Dün bana verdiðiniz ve bugün bu yazýyla birlikte size iade ettiðim Star gazetesi kesitinde bana atfedilen sözler benim kullandýðým dilin doðru bir ifadesidir.

ABD’de görülen bazý tatsýz geliþmeleri basýnda gözler önüne sermek þeklinde tuttuðum yolun alýþýlmamþ bir yol olduðunun tamamiyle farkýndayým. Fakat Türkiye’nin ve ABD’nin çýkarlarýný düþünerek tepki göstermek istediðim durum da pek alýþýlmýþ bir durum deðildi.

Türkiye, yýllardan beri Amerikan basýnýnýn sistematik saldýrýlarýna hedef olmaktadýr. Bu saldýrýlar, sýk sýk en aðýr dille Türkiye’nin bütün duygularýný incitmektedir. Türkiye’nin dinine, milliyetine, adetlerine, geçmiþine ve bugününe küfredilmiþtir. Türkiye, bütün kötülüklerin bataklýðý imiþ gibi gösterilmiþtir. Geçmiþte Türkiye’de görülen ve benim gibi bütün diðer Osmanlý aydýnlarýný da üzen bazý aþýrýlýklar, diðer milletlerin yaþamýnda da benzerleri görüldüðü halde, Türkiye’ye karþý bitmez tükenmez þiddetli bir saldýrý temasý olarak kullanýlagelmektedir.

Basýnýn bu tutumu Amerikan kamuoyunu Türkler aleyhinde zehirlemekte o kadar ileri gitmiþtir ki Türk soyunun her üyesi Amerika’da ancak “iðrenç” (unspeakable) sýfatýyla zikredilir olmuþtur. Türkiye, Balkan Savaþýnda yenik düþüp kanayan yaralarýný sarmaða uðraþýrken ve tatlý bir söze muhtaç iken bile her Amerikan gazetesinin en acýmasýz alaylarýna ve küfürlerine maruz kalmýþtýr...

Diðer taraftan, Türk-Yunan iliþkilerinin pek gergin olduðu þu sýrada “Idaho” ve “Mississipi” zýrhlýlarýnýn Yunanistan’a satýlmasýnýn Türkiye’de yarattýðý olumsuz havaya, þimdi bir de ABD’nin Türk sularýnda savaþ gemileriyle gösteri yapacaðý söylentileri eklenince, Türk halkýnda ABD’ye karþý þiddetli bir tepki yaratabilir. Asýl üzücü olan, Amerikan basýnýnýn, Türkiye’de Hýristiyanlara karþý toplu katliam hazýrlandýðý yolundaki asýlsýz iddiasýnda ýsrar etmesidir...

Türkiye ile iliþkiler bakýmýndan Amerikan basýnýný daha sorumlu bir tuttum izlemeye sevketmek için büyük bir çaba harcamak elzemdi. Amerikan yönetiminin basýn karþýsýnda çaresiz olduðu malumdur. Dolayýsýyla bu konuda harekete geçme iþi Türk Büyükelçisine kalmýþtýr.

Harekete geçerken Amerika Birleþik Devletleri’ne saldýrmýþ veya onlarý eleþtirmiþ olduðum pek söylenemez. Benim Amerikan saldýrýsýna karþý ülkemi savunduðum apaçýktýr. Savunmam, ABD’nin de kýnanacak bir takým kusurlarý olduðunu göstermek biçiminde olmuþsa, bu, kusurlarýný kapatacak fevkalade meziyetleri olan Türk halkýna karþý Amerikan basýnýný daha insaflý davranamaya ikna etmenin tek yol olduðuna inandýðýmdandýr.

Diplomatik kurallarý aþmýþ olabilirim. Fakat, karþý karþýya kaldýðýmýz durumun, alýþýlmýþtan sapmayý yalnýz hoþ görmekle kalmayýp ayný zamanda haklý göstereceðine kuvvetle inanýrým. Ýnsanlýðýn çýkarý þekle feda edilemez.

Ben, Türkiye’ye, Amerika Birleþik Devletleri’ne ve nihayet insanlýða karþý manevi görevimi yerine getirmiþ olduðuma kaniim.”[5]

Ekim 1914:
Türk Büyükelçisi A. Rüstem Bey, Ptotesto Makamýnda ABD’yi Terk Ediyor.

Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey’in yukardaki cevabý Baþkan Wilson’u ve Amerika Dýþiþleri Bakanlýðýný tatmin etmedi; Tersine, onlarý daha da kýzdýrdý. Amerikan yönetimi, Büyükelçinin Amerikalýlarý açýkça eleþtirmesini kabul edemiyor; buna karþýlýk Amerikan gazetelerinin Türkiye’ye karþý sistematik saldýrýlarýný ise pek önemsemiyormuþ gibi davranýyordu.

Amerikalýlar, kendi aralarýnda birkaç gün yazýþtýktan sonra, Büyükelçiden özür dilemesini istediler. Ahmet Rüstem Bey, Wilson’dan özür dilerse Washington’da kalabilecek ve iki ülke arasýndaki dostça, iliþkiler yine eskisi gibi devam edecekti. Ameria Dýþiþleri Bakan Vekili Robert Lansing, bu kararý 19 Eylül günlü bir mektupla Büyükelçimize resmen bildirdi. Þöyle dedi:

 “...Mektubunuzda, o demeçleri verdiðinizi ve gazetede çýkan yazýnýn doðru olduðunu kabul ediyorsunuz. Bu ülke basýnýnýn Türkiye’ye karþý düþmanlýðýný, diplomatlarýn görevli olduklarý ülkelerde uymalarý gereken davranýþ kurallarýný çiðnemenizi haklý göstereceðini söylüyor ve ayrýca bu ülkenin Türkiye’ye karþý politikasýný eleþtirmeyi fýrsat biliyorsunuz.

Baþkan beni, notanýzdaki üslubun kabul edilemeyeceðini, davranýþýnýzý izah ediþinizin de tatminkâr olmadýðýný size bildirmekle görevlendirdi. Birleþik Devletler basýnýnýn bir bölümünün yayýnlarýndan dolayý kendinizi öfkeye kaptýrarak resmi protokolü ciddi olarak çiðnemiþ bulunuyor ve bunu kabul ederek kendinizi savunmaya çalýþýyorsunuz...

Ekselans, bu baþkentteki hizmetlerinizin ülkeniz için yararlý olacaðýna hala inanýyorsanýz ve basýnda çýkan demecinizden dolayý piþmanlýk duyduðunuzu bildirmek istiyorsanýz, Baþkan, daha fazla yorum yapmadan yayýnlanmýþ olan demecinizi ve notanýzý görmemezlikten gelmeye ve bu tatsýz olaydan önce Ekselanslarý ile Birleþik Devletler arasýnda var olan samimi ve dostça iliþkileri yenilemeye hazýrdýr.”[6]

Ahmet Rüstem Bey, bu notayý alýnca Mr. Lansing’e dönüp sorabilirdi: Türkiye’deki Amerikan Elçileri ve Konsoloslarýnýn Türkler aleyhinde Washington’a gönderdikleri ve her yýl Amerikan diplomatik ve konsolosluk belge ciltlerinde yayýnlan yazýlardan dolayý þimdiye kadar Türkiye’den özür mü dilenmiþti? Yýllardýr Türkiye’de oturan ve Türk konukseverliðinden alabildiðine yararlan ve sonra her hafta Amerikan gazetelerine imzalý, imzasýz iftira dolu yazýlar gönderen Amerikan misyonerleri Türk halýndan özür mü dilemiþlerdi? Hele hele Edwin M. Bliss gibi, Frederick Davis Greene gibi, James Barton gibi, Maria A. West gibi Amerikan misyoner kodamanlarýn Türk düþmalýklarýna ne buyrulur? Bu misyonerler Türkler aleyhinde ciltler dolusu kitaplar yazýp hemen bütün Protestan kiliseleri önünde bunlarý sattýrýp cemaatlerini zehirlediklerinden dolayý Türk milletinden özür mü dilemiþlerdi? Amerikan basýnýndaki Türk düþmanlýðý kampanyalarýndan dolayý piþmanlýk duyan bir tek Amerikalý var mýydý?...Amerikalýlara söylenecek daha pek þey vardý.

Ama Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, özür dilemedi ve daha fazla tartýþmayý da artýk gereksiz gördü., 20 Eylül 1914 günü Lansing’e þu kýsa cevabý göndermekle yetindi:

 “Sir,

Basýn temsilcilerine verdiðim demeçle ilgili 12 Eylül günlü notama cevap olarak gönderdiðiniz 19 Eylül tarihli notanýzýn alýndýðýný bildirmekle onur kazanýrým.

Cevap olarak, Baþkan Wilson’a, bu konuda kendisinin görüþünü maalesef kabul edemeyeceðimi ve dolayýsýyla buradan ayrýlmak için Hükümetimden izin istemeyi gerekli gördüðümü bildirmenizi rica ederim. On beþ gün içinde Ýstanbul’a hareket edeceðim.”[7]

Ahmet Rustem Bey, 27 Eylül günü Sait Halim Paþa’ya da Amerika’yý terk edeceðini bildirdi ve nedenlerini de anlattý. Yýllardan beri Osmanlý Hükümetine hücum eden Amerikan basýnýnýn yeni bir malzeme bulduðu ve bu yeni malzemenin de þu olduðunu söyledi: Ýngiliz ve Fransýzlar, Amerika Birleþik Devlerini Savaþa sokabilmek amacýyla, Osmanlý Devletinin Hýristiyanlar için bir katliam hazýrladýðýný ileri sürerek Amerika’yý savaþa teþvik ediyorlardý. Rüstem Bey, bunun için basýna bir açýklamada bulunarak bu iki devlete karþý Amerika’nýn dikkatini çekmeðe mecbur olmuþtu. Amerikan zencilerine karþý yapýlan linç etme olaylarýný zikretmesi ise, Amerikan gazetelerinin Türkiye’yi barbarlýkla suçlamalarýna son vermek içindi. Büyükelçi sadece hukuki savunma hakkýný kullandýðýný söylüyordu. Memlekete dönüþ kararýnýn kesin olduðunu da ayrýca bildiriyordu.

Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, 9 Ekimde Sait Halim Paþa’ya çektiði son bir telgrafta, ayný gün Ýtalyan vapuru ile New York’tan hareket edeceðini, 18 Ekimde Napoli’de, 25 Ekimde de Ýstanbul’da olacaðýný bildirdi. Dikkati çeken bir not daha ekledi. 25 Ekim 1914 tarihine kadar kendisinden bir haber alýnamaz ise, akýbeti hakkýnda araþtýrma yapýlmasýný rica etti.[8] Bu ricada bir suikast kaygýsý seziliyor. Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey sað salim Ýstanbul’a dönmüþtür ama, Sait Halim Paþa’nýn kendisi, yedi yýl sonra Roma’da Ermeni kurþunlarýyla þehit düþmüþtür.

Çalýnacak Minareye Önceden Hazýrlanan Kýlýf

Ahmet Rüstem Bey’in Washington Büyükelçiliði topu topu üç buçuk ay sürmüþtür. Onun 24 Haziran 1914’te baþlamýþ olan bu görevi, 9 Ekimde Amerika’dan ayrýlýþýyla son bulmuþtur. Kendisi daha önce ABD’de Elçilik Ýkinci kâtibi ve Maslahatgüzar olarak da görev yapmýþtý. Büyükelçiliði ise onun Washington’da ve diplomasi mesleðinde son görevi oldu. Amerika’dan döndükten sonra bir daha herhangi bir diplomatik görev almadý.

1914 yýlýnda, Amerikan basýnýnda görülen Ermeni propagandasý, bir Osmanlý Büyükelçisinin diplomatik kariyerini söndürmüþtür. Bu olay, Ermeni “soykýrým” iddialarý bakýmýndan çok düþündürücüdür. Tekrar hatýrlamak ve vurgulamak lâzýmdýr: Yýl 1914. Mevsim yaz. Avrupa’da savaþ var, ama Türkiye’de ve Amerika’da henüz savaþ yok. Doðu Anadolu’da Rus istilâsý, Çanakkale’de Ýngiliz-Fransýz saldýrýsý yok; Ermeniler henüz Van’da isyan çýkarmýyor, istilâcý Ruslarla silahlý iþbirliði yapmýyor, Türk ordusunu arkadan vurmuyorlar. Dolayýsýyla Anadolu’da bir Ermeni tehcirinden de eser yok. Tehcir olayýna daha tam bir yýl var. 1914 yazýnda Anadolu’da hiçbir Ermeni olayý yok, hiçbir Ermeninin kýlýna bile dokunulmamýþ.

Böyle olduðu halde, 1914 yazýnda Atlantik ötesinde büyük bir yaygara kopuyor. Çýðýrtkan Amerikan basýný tozu dumana katýyor. Neymiþ? Türkiye’de Hýristiyan Ermeniler kýlýçtan geçirilecekmiþ, kýlýçtan geçiriliyormuþ. Neymiþ? Amerikan Baþkaný Wilson, Ermeni din kardeþlerinin imdadýna yetiþmeliymiþ, Türk sularýna Amerikan savaþ gemileri göndermeliymiþ. Amerikan Cumhurbaþkanýndan bir hareket görülmeyince basýn kampanyasý daha da þiddetleniyor. Amerikan gazeteleri, söylemediklerini býrakmýyor, Türkleri yerin dibine batýrýyorlar...

Ne oluyor Allah aþkýna? Durup dururken nedir bu yaygara? Atlantik ötesinde nedendir bu fýrtýna? Washington’daki Türk Büyükelçisi teþhisi koymakta gecikmiyor.  Amerika’da tozu dumana katan bu fýrtýna Avrupa’dan körüklenmiþtir. Açýkça görülüyor ki, Amerika’daki Ermeni katliam propagandasýnýn arkasýnda bu defa Ýngiltere ve Fransa vardýr. Bu iki devlet, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile savaþtadýrlar. Þimdi yanlarýna Amerika’yý da çekmek istemektedirler. Ýþinde gücündeki günahsýz Anadolu Türk’ünün sýrtýndan çirkin bir oyun oynanmaktadýr, acýmasýz ve büyük bir oyundur bu. Büyük oyundur, çünkü koskoca Amerika Birleþik Devletlerini Ýtilâf Devletleri safýnda savaþa çekmek ve bu büyük savaþý mutlaka kazanmak hedefi güdülmektedir.

Ýngiltere ve Fransa, Amerika’yý etkileyip kendilerine çekebilmek için acaba neden “katliam” kozunu da seçmiþlerdir diye sormaya gerek bile yoktur belki. Çünkü bu tür propaganda silahlarý daha önce de kullanýlmýþ ve etkili olmuþtu. Hele Osmanlý devletini parçalamak için “katliam” propagandalarý ta 1820’lerdeki Yunan ayaklanmasýndan beri sýk sýký kullanýlmýþ ve Hýristiyan kitleleri ve devletleri harekete geçirebilmiþ idi. Katliam silahý bu defa Amerika’da da etkili olacak, Amerikan kamuoyunu ayaða kaldýracak ve sonunda Amerika büyük savaþa girmek durumunda kalacaktýr, diye hesaplanmýþtýr herhalde.

1914 yýlý yazýnda baþlatýlan Ermeni katliam propagandasý ile ilerde çalýnacak minarenin kýlýfý hazýrlanmýþtýr. Ýngiltere ve Fransa’nýn Amerika’yý savaþa sokmak hedeflerine Osmanlý Ýmparatorluðunu parçalamak hedefleri de eklenince, Ermeni katliam propagandasý daha da güçlenmiþtir. 2 Kasým 1914’te Rusya Osmanlý devletine savaþ ilan etti. Üç gün sonra müttefikleri de Rusya’yý izlediler. 5 Kasým 1914 günü Ýngiltere ve Fransa da Osmanlý devletine savaþ açtýlar. Ve dolayýsýyla Ermeni katliam propagandalarý aldý yürüdü. Artýk hedef sadece Amerika’yý savaþa sokmak deðil, ayný zamanda Osmanlý devletini yok etmekti. Bu nihai hedefe gidilirken her þey mubahtý, bu arada Ermeni katliam propagandasý da vahþice kullanýldý.

Ve yýl 1915: Türk Hükümeti, “tehcir” kararý alýp, düþmanla iþbirliði yapmakta olan Anadolu Ermenilerini Suriye ve Irak’a doðru kaydýrmaða baþlayýnca, düþman devletlerin“katliam” propagandalarý ayyuka çýktý.  Bu arada ABD halaâ savaþ dýþýndaydý. Amerika’ya savaþa çekebilmek için Türkiye’deki Ermenilerin topluca katledildikleri yolundaki düþman propagandasý sürüp gitti. Bu propagandaya Ýstanbul’daki Amerikan Büyükelçisi Morgenthou da katýldý, hatta o savaþta Müttefikimiz olan Almanlar arasýndan da düþman korasýna katýlan oldu; Alman Papazý Lepsius gibi.

Savaþ dönemi propagandasý þiddetinden pek bir þey kaybetmeden sürüp gitti ve barýþ dönemine de taþtý. Ikinci Dünya Savaþýndan sonra, Almanlarýn Yahudilere yaptýklarý "soykýrým" olarak adlandýrýlýnca, sözde Ermeni katliamý da "Ermeni soykýrýmý" diye vaftiz edildi. Katliam veya soykýrým diye bir iddianýn aslý esasý olmadýðý Malta sürgünleri olayýnda açýkça ortaya çýktýðý ve belgelendiði halde, iddianýn arkasý kesilmedi. Propagandanýn esasý tekrarmýþ, propagandada baþarý tekrarla olurmuþ. Ermeni katliam veya soykýrým propgandasý da hep tekrarlanýr durur. Birisine kýrk defa deli derseniz o kimse deli olduðuna inanmaða baþlarmýþ. Kýrk kez deðil, yüzyýldýr tekrarlanan Ermeni katliam iddialarý da Avrupalý ve Amerikalý insanlarýn kafalarýnda iyice yer etmiþ görünmektedir. Bu iddianýn aslý olmaðýný söyleyenlerin sesleri ise boðulmakta, tozdan dumandan ferman okunmamaktadýr. Ama biz söylemekten ve yazýp çizmekten usanmayacaðýz.

Tekrar Amerika’ya dönelim ve oradaki Ermeni propagandasýyla ilgili bir iki not daha ekleyelim.

Tarihten Birkaç Not Daha

1915-17:  Türkiye’deki Amerikan Büyükelçisi Morgenthau, Ermeni iddialarýný destekleyen aðýr raporlar kaleme alýp Washington’a gönderdi. (Bunun için Türklerden hiç özür dilemedi.)

1918 - 23: "Near Esat Relief"adlý Amerikan Yardým Örgütü Anadolu'da faaliyetlerini sürdürdü ve Ermenilere yardým için çok büyük paralar harcadý.

1923 Amerika’da, “Lozan Antlaþmasýna Hayýr” sloganýyla Türk aleyhtarý büyük bir kampanya baþlatýldý. Baþýný Ermeni ve Rum lobilerinin çektiði bu kampanya etkili oldu. Bunun karþýsýnda “Lozan’a Evet” sloganýyla baþlatýlan karþý kampanya nispeten daha zayýf kaldý.

1927 Amerikan Senatosu, Türkiye ile ABD arasýnda 6 Aðustos 1923 tarihinde imzalanmýþ olan Dostluk ve Ticaret Antlaþmasýný reddetti (18.1.1927). Antlaþmanýn onaylanmasý için üçte iki çoðunluk gerekiyordu. Senatoda 50 oy lehte, 34 oy aleyhte çýkmýþ ve üçte iki çoðunluk tutturulamamýþtý. Antlaþmanýn reddedilmesiyle Türkiye ile ABD arasýnda normal diplomatik iliþki kurulmasý engellenmiþ oldu. (Daha sonra iki ülke ayrý bir Modus Vivendi ile on yýldan beri kesik olan normal diplomatik iliþkileri 1927 yýlýnda Büyükelçilik düzeyinde yeniden kurdular)[9]

1945 Amerika’daki bazý Ermeniler, BM San Fransisco Konferansýna katýlan Türk heyetine ve Dýþiþleri Bakanýna suikast planladýlar.

1965 “Ermeni Soykýrýmýn 50. Yýlý” diye Amerika’da yeni bir Türk düþmanlýðý kampanyasý baþlatýldý.

1968 Ýlk Ermeni soykýrým anýtý Amerika’nýn Montebello þehrinde dikildi ve burada Türk halký karalandý. Bu anýtý Avrupa’da dikilen soykýrým anýtlarý izleyecekti.

1973 Türk diplomatlarýna karþý ilk Ermeni suikastý Amerika’nýn Santa Barbara þehrinde düzenlendi. T.C. Los Angeles Baþkonsolosu Mehmet Baydar ile yarýmcýsý Konsolos Bahadýr Demir, 27 Ocak 1973 günü kurþunlanarak öldürüldüler. Bu suikast, Türk diplomatlarýna karþý Ermeni suikastlarý zincirinin baþlangýcý oldu.

Ahmet Rüstem Bey (1862-1935)

Amerika’da Ermeni propagandasýný göðüsleyebilmek için Washington Büyükelçiliði görevini ve diplomatik kariyerini feda edebilmiþ olan meslektaþýmýz Ahmet Rüstem Bey, de Bilinski adýnda Polonyalý bir asker babanýn oðludur. Babasý, 1848’de patlak veren Avusturya’ya karþý Macar ihtilâline katýlmýþ, bu hareket baþarýsýzlýkla sonuçlanýnca 1854’de Türkiye’ye sýðýnmýþ, Türk hizmetine girmiþ, Müslüman olup Sadeddin Nihad Paþa adýný almýþ, asker ve diplomat olarak devletimize uzun yýllar hizmet etmiþ; 1880-1885 yýllarýnda Osmanlý Komiseri olarak Sofya’da görev yapmýþ, Bulgaristan Türklerinin haklarýný ve vakýf mallarýný korumak için canla baþla çalýþmýþ olan bir kimseydi.

Ahmet Rustem Bey, 1862’de babasýnýn görevle bulunduðu Midilli’de doðmuþ ve 1935’te Avrupa’da ölmüþ olan bir Osmanlý diplomatýdýr. Kendisi Müslümandýr, ama adý bazý kaynaklarda Alfred de Bilinski olarak da geçer. 1882’de Sofya Komiserliðinde, babasýnýn yanýnda, Fransýzca kâtibi olarak diplomasi mesleðine baþladý, Hariciye kadrosunda çeþitli görevlerde bulundu, bu arada iki defa Washington’da maslahatgüzar olarak görev yaptý. Balkan Savaþý öncesinde, 1911-1912 yýllarýnda, Karadað’ýn baþkenti Çetine’de Büyükelçilik yaptý. Balkan Savaþýna er olarak katýldý. 1914’te Washington Büyükelçiliðine atandý. Bu görevinden olaylý bir þekilde ayrýldýktan sonra diplomasi mesleðinden da ayrýldý ve yayýn yýluyla Türkiye’ye hizmetlerini sürdürdü. Birinci Dünya Savaþý içinde ve Mütareke yýllarýnda çeþitli yabancý gazetelere Türkiye’yi savunan makaleler yazdý ve Ýsviçre’de Fransýzca iki kitap yayýnladý. 1919’da Anadolu’da baþlayan Milli harekete ve Mustafa Kemal Paþa’nýn yanýnda Sivas kongresine katýldý. Son Osmanlý Meclisine Ankara Milletvekili olarak seçildi, bu Meclis Ýngilizler tarafýndan daðýlýnca Ankara’ya geldi ve Birinci Büyük Millet Meclisine Ankara Mebusu olarak seçildi. 24 Mayýs 1920 tarihli Padiþah iradesi ile Mustafa Kemal Paþa gýyaben idama mahkum edilmiþti. O’nunla birlikte idama mahkum edilenler arasýnda Ahmet Rüstem Bey de vardý. 8 Eylül 1920’de Milletvekilliðinden istifa ederek Avrupa’ya gitti. Mustafa Kemal Paþa’nýn talimatýyla kendisine hizmetlerinden dolayý 150 lira maaþ baðladý. Rütem Bey, ölünceye kadar bu aylýkla geçindi ve 73 yaþýnda hayata gözlerini kapadý.

Dürüst, çalýþkan, sert ve alýngan yaratýlýþlý bir kimse olan, Türkçeden baþka altý yabancý dil bilen Ahmet Rüstem Bey, Amerika’da, Avrupa’da ve Mýsýr’da çýkan gazetlere birçok makale yazmýþ ve iki kitap yayýnlamýþtýr. La Guerre Mondiale et la Question Armenienne baþlýklý ilk kitabý 1918 yýlýnda Berne’de basýlmýþtý. Bu deðerli eser, 83 yýl sonra, Cihan Harbi ve Türk-Ermeni Meselesi adýyla ve Cengiz Aydýn’ýn çevirisiyle dilimize kazandýrýldý.[10] Özenle çevirilmiþ ve güzel bir baskýyla piyasaya sürülmüþ olan bu aydýnlatýcý kitabý meraklý okuyuculara salýk vermek isteriz. Ahmet Rüstem Bey’in Lozan Barýþ Konferansý öncesinde, 1922’de, Cenevre’de yayýnlamýþ olduðu Fransýzca ikinci kitabý La Crise Proche-Orientale et la Question des Détroits de Constantinople (Yakýn Doðu Krizi ve Ýstanbul Boðazlarý Sorunu) adýný taþýyor ve henüz dilimize çevrilmemiþtir.

Ermeni sorunuyla ilgili ilk kitabýnýn önsözünde Ahmet Rüstem Bey diyor ki:

 “Ermeni meselesinde, dünya kamuoyuna karþý Türkiye’yi savunmayý amaçlayan bu kitabý yazarken, her þeyden önce, doðduðum, pek çok iyiliðini ve nimetlerini gördüðüm bu ülkeye baðlýlýk duygularýmý devam ettirmeyi düþündüm. Bu duygularýmý, samimiliðinden asla þüphe edilmeyecek davranýþlarla birçok defa ortaya kodum. Bu cümleden olarak, bu ülkenin ve Türk halkýnýn þerefini korumak için iki kere düelloda bile dövüþtüm ve Türk-Yunan savaþýna gönüllü olarak katýldým.

 “Diplomasi mesleðinde baþarýlý olduktan ve Osmanlý hükümetinin ve Türk vatandaþlarýnýn haklarýnýn hakkýmdaki âlicenap (yüce gönüllü) duygularýndan emin olarak bu kitabý kendi adýmla yayýnlamaya karar verdim. Bununla, bu eseri yazarken beni harekete geçiren itici gücün, sadece ülkeme olan sevgim ve saygým olduðunu söylemek istiyorum.”

Ermeni suikast çetelerinin Avrupa’da kol gezdikleri ve Ýttihatçý liderleri birer birer þehit ettikleri o yýllarda böyle bir bitap yazmak ve buna imza koymak cesaret iþiydi.

Yürekli Ahmet Rüstem Bey’i saygýyla anýyoruz.


[1] Protestan Misyonerlerin Türkiye’deki faaliyetleri hakkýnda yabancý dilde bol yayýn yapýlmýþtýr. Derli toplu bir araþtýma olarak þu eseri zikredelim: Joseph L. Grabill, Protestant Diplomacy and the Near East. Missionary Influence on American Policy, 1810-1927, University of Minnesota Press, Minneapolis: 1971. Türkçe olarak bkz.Uygur Kocabaþoðlu, Anadolu’daki Amerika. Kendi Belgeleriyle 19. Yüzyýlda Osmanlý Ýmparatoluðu’ndaki Amerikan Misyoner Okullarý, Ýmge Kitabevi, Ankara: 2000; Do. Dr. Ýhsan Süreyya Sýrma, Sömürü Ajaný Ýngiliz Misyonerleri, Beyan Yayýnlarý, Ýstanbul: 1984; Bilâl N. Þimþir, “Ermeni Propagandasý’nýn Amerika Boyutu üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile Ýliþkileri Sempozyumu, Erzurum 8-12 Ekim 1984, Ankara: 1985, s.79-124; Bilâl N. Þimþir, Aperçu Historique sur La Question Arménienne, Türk Tarih Kurumu, Ankara: 1992, s. 23 vd.
[2] Dr. Mine Erol, Birinci Dünya Savaþý Arifesinde Amerika’nýn Türkiye’ye Karþý Tutumu, Bilgi Basýmevi, Ankara: 1976, s.35
[3] Mine Erol, Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Amerika Büyükelçisi A. Rüstem Bey, Bilgi Basýmevi, Ankara: 1973, s. 21-23, 53-55,
[4] Ibid.: s. 26
[5] Bu mektubun Ýngilizce aslý için bkz. Ibid.: s.56-59
[6] Ýngilizce tam metni için bkz. Ibid.: s. 64-65.
[7] Ibid.: s. 66
[8] Ibid., s. 40-41
[9] Rum ve Ermeni lobilerinin propaganda kampanysaýyla ABD’de beþ yýl kadar sürmüþ olan Lozan kavgasýnýn ayrýntýlarý için bkz.: Bilâl N. Þimþir, “Türk-Amerikan Ýliþkilerinin Yeniden Kurulmasý ve Ahmet Muhtar Bey’in Vaþington Büyükelçiliði”, Belleten, Cilt XLI, Sayý 162, Nisan 1977, s.277-356’den ayrý basým, Türk Tarih Kurumu Basýmevi, Ankara: 1977.
[10] Ahmed Rüstem Bey (Türkçesi Cengiz Aydýn), Cihan Harbi ve Türk-Ermeni Meselesi, Bilge Kültür Sanat, Ýstanbul: 2001.

 ----------------------
* Tarihçi -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 2, Haziran-Temmuz-Aðustos 2001
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.