| | I. Sorunun Hukuki Yönü
Soykýrým suçu hukuki bir terimdir; çerçevesi 9 Aralýk1948 tarihli Soykýrým Suçunu Önleme ve Cezalandýrma Sözleþmesi[1] tarafýndan çizilmiþtir. Sözleþmenin -özeti dipnotta sunulan- ilgili maddelerinin incelenmesi, tüzel kiþilerin deðil, gerçek þahýslarýn soykýrým ile suçlanabileceðini göstermektedir; soykýrým suçunun iþlendiðini saptayacak yetkili yargý organý ise esas itibariyle soykýrým yapýldýðý iddia edilen ülkenin mahkemeleridir. Ayrýca, sözleþmenin taraflarý, aralarýnda anlaþýrlarsa dava bir uluslararasý ceza mahkemesinde de görülebilir. Sözleþmenin 9. maddesi devletin soykýrým alanýndaki sorumluluðundan bahis etmektedir; ancak burada sözü edilen, taraflar arasýnda sözleþmenin yorumu, uygulanmasý ve hayata geçirilmesi konusunda uyuþmazlýk olmasý durumudur; bu alanlardan birinde ihtilaf varsa akit taraflardan biri konuyu Uluslararasý Adalet Divaný’na götürebilir. Divan’a baþvurmak için taraflarýn aralarýnda anlaþmalarý gerekmemektedir; bir taraf da istemesi halinde Divan’a baþvurabilir.
Bu hukuksal çerçeveye karþýn kimi ülke parlamentolarý, bazý eyalet meclisleri ve Avrupa Parlamentosu yetkili bulunmadýklarý, yargý organý olmadýklarý halde Osmanlý Devleti topraklarýnda yaþayan ve Osmanlý vatandaþý olan Ermeniler’e karþý 1915 yýlýnda soykýrým suçu iþlendiðini belirten kararlar almýþlardýr.[2] Konu Birleþmiþ Milletler Ýnsan Haklarý Komisyonunun Alt Komitesi’nde de görüþülmüþ, ancak Komisyon kendisine Ermeni soykýrýmý konusunda sunulan Whittaker raporunu kabul etmemiþ, sadece not etmekle yetinmiþtir; diplomasi dilinde bunun anlamý ret demektir. Bu duruma raðmen, Ermeni propagandacýlarý – diðer bazý konularda olduðu gibi - bu konuda da gerçekleri çarpýtmayý tercih etmiþlerdir. Bu kiþiler çeþitli vesileler ile Birleþmiþ Milletler Ýnsan Haklarý Komisyonu’nun soykýrýmýn varlýðýný kabul ettiðini iddia etmiþlerdir, ki bu biraz önce de belirtildiði üzere doðru deðildir.
Soykýrým konusunda bir de kitabý bulunan[3] Ermeni asýllý Fransýz yazar Yves Ternon sözleþmenin devletlerin sorumluluðunu gerektirmemesini eleþtirmektedir. Sözleþme imzaya açýldýðý dönemde de, pek çok devletler hukuku uzmaný bunun ölü doðduðunu ve uygulanma olanaðýnýn bulunmadýðýný belirtmiþlerdi. Örneðin Ýngiltere Adalet Bakaný bu sözleþmeyi pratik alanda uygulanamazlýðý nedeniyle ‘Birleþmiþ Milletler’in prestiji için gerçek bir tehlike’ olarak nitelemiþti.[4]
Soykýrým Suçunun Zaman Aþýmýna Uðramamasý
Soykýrým Sözleþmesi, soykýrým suçunun zaman aþýmýna uðrayýp uðramayacaðý konusunda bir kural içermemekle birlikte, Birleþmiþ Milletler Genel Kurulu 26 Kasým 1968 tarihinde aldýðý 2391 (XXIII) sayýlý kararýnýn I.b. maddesinde soykýrým suçunun zaman aþýmýna uðramayacaðýný belirtmiþtir.
Parlamentolarýn Aldýðý Kararlarýn Siyasi Niteliði
Çeþitli ülkeler parlamentolarýnýn aldýklarý soykýrým kararlarlarýnýn temelde siyasi kararlar olduðu söylenebilir. Radikal Ermeni gruplarý ve bu kiþilerin paralelinde düþünen diðer kiþiler bu siyasal kararlardan hukuki sonuçlar çýkarmak istemektedirler. Bu siyasal kararlarýn ardýnda, o ülke vatandaþý olan Ermeniler’e hoþ görünmek, onlara hak vererek kendince acýlarýný bir ölçüde dindirmek, Türkiye’ye baský yapmak ve Türkiye’yi Avrupa Birliði’nden uzak tutmak gibi bir çok nedenin bulunduðu söylenebilir. Ancak bu noktada belirtilmesi gereken husus pek çok ülkede oluþmuþ bulunan samimi inancýn (ya da ön yargýlarýn) Birinci Dünya Savaþý’nda Osmanlý Ýmparatorluðu vatandaþý olan Ermeniler’e büyük bir kýrým uygulandýðý yolunda olduðudur. Diðer bir deyiþle Batý kamuoyu aðýrlýklý olarak Ermeni görüþlerine hak vermektedir. Haçlýlar döneminden baþlayarak yüzyýllar boyu kötü Türk imajý ile beslenmiþ olan, özellikle Birinci Dünya Savaþý’nda yapýlan Türk karþýtý propagandalardan etkilenen toplu belleðin, bu konuda da fazla incelemeye, ayrýntýlarýný araþtýrmaya gerek görmeden, Ermeniler ve yandaþlarý tarafýndan kendisine anlatýlanlara inanmasý doðal, bu kanýyý deðiþtirmek de çok güçtür.
Yetki Sorunu
Yukarýda da belirtildiði gibi, parlamentolar, eyalet veya belediye meclisleri ya da dernekler herhangi bir ülkede soykýrým suçu iþlendiði konusunda karar almaya yetkili deðildirler. Ulusal parlamentolarýn, eyalet meclislerinin ya da Avrupa Parlamentosu gibi organlarýn yetkileri olmadan soykýrým suçunun iþlendiði konusunda yargý kararý oluþturmalarý hukuka saygýlý kiþiler tarafýndan kabul edilebilecek bir davranýþ deðildir.[5]
Savunmasýz, Yargýsýz Ýnfaz
Dünyanýn her ülkesinde herhangi bir suçlama ile karþýlaþan gerçek ya da tüzel kiþinin kendini savunma hakký vardýr. Kimi ülke ya da eyalet parlamentosu, soykýrýmýn kiþisel bir suç olduðu yolundaki Soykýrýmý Sözleþmesi kuralýna aykýrý olarak, herhangi bir sanýk belirlemeden, 1915 yýlýnda Osmanlý Ermenileri’ne soykýrým suçu iþlendiði yolunda karar alma yoluna gitmiþlerdir. Soykýrým savlarýnýn doðru olmadýðý söylendiði zaman da alýnan kararýn siyasi olduðu ve hukuki bir sonucunun bulunmadýðý yanýtýný veriyorlar.
Parlamentolarýn Soykýrýmýn Varlýðý Konusunda Hüküm Verme Konusunda Yetkisizliklerinin Tescili Amacýyla Uluslararasý Yargý Yolu Alternatifi
Ulusal veya uluslararasý yetkili yargý organý tarafýndan varlýðý karara baðlanmamýþ bir soykýrým suçu olmadan, siyasal organlarýn aldýklarý kararlarýn, çýkardýklarý yasalarýn hukuki dayanaktan yoksun sayýlmasýný saðlamak gerekir. Bu amaçla Soykýrým Sözleþmesi’nin hatalý yorumlandýðý gerekçesiyle ve parlamentolarýn bu konuda yetkisiz olduklarýnýn saptanmasý için Uluslararasý Lahey Adalet Divaný’na baþvurma seçeneði ciddi bir biçimde ele alýnmalýdýr.
Bu görüþümüze karþýn Türkiye’de – eski, yeni üst düzey yöneticiler dahil - kimi kesimler ve kamuoyunun bir bölümü, Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi’nin son zamanlarda aldýðý bazý kararlar nedeni ile uluslararasý adalete olan güvenini kaybetmiþtir. Bu nedenle ayný çevreler Türkiye’nin soykýrýmýn varlýðý ya da yokluðu konusunu bir uluslararasý yargý organýna, yani Lahey Adalet Divaný’na sunmasýnýn riskli olduðu görüþünü ileri sürüyorlar. Oysa, hukuki durum sanýlandan biraz farklýdýr. Mesele soykýrým suçunun varlýðý ya da yokluðunun tesbitinin Lahey Adalet Divaný’ndan istenmesi deðildir. Uluslararasý Lahey Adalet Divaný taraflar aralarýnda uzlaþarak esas hakkýnda karar vermek konusunda kendisine baþvurmadýðý takdirde, bazý gerçek kiþilerin - zira Uluslararasý Soykýrýmý Sözleþmesine göre soykýrým suçu ancak gerçek kiþi ya da kiþiler tarafýndan iþlenebilir - soykýrým suçu iþleyip iþlemediðini inceleyemez. Buna mukabil, Uluslararasý Adalet Divaný, Soykýrýmý Sözleþmesi’nin uygulanmasýnýn yetki açýsýndan ihlali savýný ele alma yetkisine haizdir. Aradaki fark dikkatlerden kaçmamalýdýr.
Þimdi karþýlaþtýðýmýz durum Soykýrým Sözleþmesi’nin iki açýdan ihlal edildiðini göstermektedir:
a) Yargý organý olmayan, Soykýrýmý Sözleþmesi’ne göre bu konuda karar alma yetkisi bulunmayan bir parlamento, soykýrým yapýldýðý yolunda bir kanunu kabul ederek anýlan sözleþmeye aykýrý hareket etmiþtir; Fransa örneðinde Fransa devletinin baþý olan Cumhurbaþkaný bu yasayý onaylayarak, hükümetini sorumlu kýlmýþtýr;
b) Soykýrým suçu ancak gerçek kiþi(ler) tarafýndan iþlenebildiði halde, bu konuda herhangi bir kiþi hakkýnda dava açýlmamýþ, kiþinin savunmasý alýnarak usulüne uygun biçimde yargýlanmamýþtýr.
Soykýrým Savlarý ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de Sorumlu Kýlýnmak Ýstenmesi
Ermeni propagandacýlarý ile bunlarýn destekçileri, Osmanlý Devleti’nin kimi yöneticilerinin, Osmanlý vatandaþý olan Ermeniler’i, sadece Ermeni olmalarýndan dolayý topyekün yok etmek yolunda karar veya iradeleri bulunduðunu; Osmanlý Devleti’nin de bu nedenle sorumlu olduðunu iddia etmektedirler. Ermeni diasporasý Osmanlý Devleti’nin varisi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu sorumluluðu paylaþmasýný, hayatlarýný ve mallarýný kaybedenlere tazminat ödemesini istemekte, bunu toprak talepleri izlemektedir. Oysa, Birinci Dünya Savaþý’ndan galip çýkan müttefikler, Ermeni katliamý ile suçlayarak Malta’ya sürdükleri Osmanlý üst düzey yöneticilerini kanýt bulamadýklarý için serbest býrakmýþlardýr.[6] Öte yandan, Osmanlý topraklarýnýn pek çok yerinde, Ýstanbul, Ýzmir gibi kentlerde Ermeni asýllý Osmanlý vatandaþlarýna tehcir uygulanmamýþ, tehcir sadece belli bölgelere dönük olarak uygulanmýþtýr. Osmanlý yöneticilerinin bir ýrký ya da etnik grubu toptan yok etme arzusu bulunsaydý istisna tanýnmazdý herhalde. Buna karþýlýk, Osmanlý döneminde bazý kiþiler mahkemeye çýkarýlarak, baþka suçlamalar ile birlikte, tehcir sýrasýnda Osmanlý vatandaþý Ermeniler’e zulüm yapýldýðý savý ile mahkum edilmiþlerdir. Konunun bu yönü çalýþmanýn diðer bölümlerinde detaylandýrýlacaktýr.
Soykýrým Ýddiasýnda Bulunan Ermeniler’in Amaçlarý
Belirtildiði gibi, Ermenistan Cumhuriyeti yöneticileri (ve taraftarlarý) Türkiye’nin tek taraflý olarak Ermeniler’e soykýrým yapýldýðýný kabul etmesini ve özür dilemesini istiyorlar. Halen yürütülen kampanya ve uygulanan strateji, Osmanlý Devleti’ni siyasi bakýmdan mahkum ettirmek ve alýnan bu siyasal karardan toprak talebi ve tazminat talebi gibi hukuki sonuçlar çýkarmaða yöneliktir.[7] Bu çerçevede Ermeni propagandacýlarýnýn aðýrlýk verdikleri husus soykýrýmýn tanýnmasýdýr. Bu nedenle ABD Baþkaný George Bush’un 24 Nisan 2001 günü Ermeni sorunu ile ilgili olarak yayýmladýðý mesajda Osmanlý Devleti’nin o dönemde Ermeniler’e kýrým (massacre) yaptýðýný –çok aðýr sözlerle- kabul etmekle birlikte, bir hukuki terim olan soykýrým (genocide) sözcüðünü kullanmamýþ bulunmasý Ermeni diasporasýný son derecede rahatsýz etmiþtir. Halen Ermeni örgütleri ABD Baþkaný’ný her gittiði yerde bu nedenle protesto etmektedirler.
Öte yandan, 1915 tehcirinin hukuken soykýrým eylemi sayýlamayacaðýný anlayanlarýn bir bölümü (Örneðin Taner Akçam)[8] ‘soykýrým’ sözcüðünü yeðlememekte, ‘kýrým’ sözcüðüne bir anlamda gerilemektedir. Ancak ‘kýrým’ sözcüðü de hem soykýrýmýn varlýðý tezinin zayýflamasý nedeniyle militan Ermeniler’i çok rahatsýz etmekte, hem de Türkiye’yi suçlayýcý bir yönü bulunduðundan Türkiye’de de fazla taraftar bulmamaktadýr. Konuya Türkiye’de eðilenlerin büyük çoðunluðu, 1915 olaylarýný tanýmlamak için karþýlýklý kýrým ya da karþýlýklý katletme anlamýna gelebilecek ‘mukatele’ sözcüðünü yeðliyorlar. Halide Edip Adývar ise, 1915 olaylarýný ‘Ermeni göçürmeleri ve toptan öldürmeler’ olarak adlandýrmýþtýr. [9]
Ermenistan Cumhuriyeti’nin Türkiye ile Ermenistan Arasýndaki Sýnýrý Belirleyen Anlaþmalarý Ýptal Ettiðini Açýklamasý
Sorunun devletler hukuku ve dýþ politika bakýmýndan bir baþka önemli yaný bulunuyor. Ermeni yöneticileri ‘artýk Türkiye’den toprak talebimiz yok’ demekle birlikte, Ermenistan’ýn, Türkiye topraklarýnýn bir bölümünü anayasasýnýn temelini oluþturan bildirgede Batý Ermenistan olarak adlandýrdýðýný gözden kaçýrmamak gerekir. Öte yandan Ermenistan Türkiye ile kendi ülkesi arasýndaki sýnýrý saptayan anlaþmalarý tek taraflý olarak fesh ettiðini açýklamýþtýr. Uluslararasý hukuka ve Birleþmiþ Milletler ilke ve kararlarýna aykýrý olan bu davranýþý yayýlmacýlýktan ve uzun vadeli toprak talebinden baþka bir þekilde yorumlamak mümkün deðildir; kaldý ki söz konusu olan ülke Azerbaycan topraklarýnýn bir bölümünü halen iþgal altýnda tutmakta ve irrendentist politikalarýna Batý Ermenistan diye adlandýrdýðý Türkiye topraklarýný da eklemektedir. Bu konu Birleþmiþ Milletler, Avrupa Güvenlik Ýþbirliði Örgütü ve Avrupa Konseyi çerçevesinde yapýlacak ciddi giriþimlerle uluslararasý alana taþýnmalý ve saldýrganlýðý mahkum ettirecek önlemlere öncelik verilmelidir. Ermenistan, Türkiye ile arasýndaki sýnýrýn deðiþmezliðini tanýmadan bu ülke ile iliþkiye girilmemelidir.
Kimi Parlamentolarýn ve Avrupa Parlamentosu’nun Aldýðý Soykýrýmýn Varlýðýný Tanýma Kararlarý ve Bunlarýn Hukuki Sonuçlarý
a) Fransa Parlamentosunun Çýkardýðý Yasa
Fransa Parlamentosu Ocak 2001 tarihinde soykýrým ile ilgili bir yasayý milletvekillerinin yaklaþýk onda birinin katýlýmý ile onaylamýþtýr. Fransa Parlamentosu bu kararý ile 1915’teki Ermeni tehciri sýrasýnda hayatlarýný yitiren Ermeniler’e soykýrým yapýldýðýný, soykýrým suçunu iþleyen gerçek kiþileri açýklamadan kabul etmiþtir. Baþka parlamentolarýn kararlarý gibi bu karar da siyasi niteliklidir. Ancak burada hemen ilave etmek gerekir ki, Fransa’nýn Ermeniler’i ve onlarýn savlarýný destekleme hususundaki tutumu yeni deðildir. Bundan önceki Fransa Cumhurbaþkaný Mitterand da Vienne kentinde yaptýðý bir konuþmada da ‘Ermeni soykýrýmý’ savýný onaylamýþtýr. Bilindiði gibi Fransýz Parlamentosu bu alandaki ilk kararýný 29 Mayýs 1998 tarihinde almýþ, söz konusu karar 2001 yýlýnda adeta 51 milletvekilinin katýldýðý bir oturumda yinelenmiþtir. [10] Fransa Parlamentosu’nun kabul ettiði yasaya temel olan raporu Fransa – Ermenistan Dostluk Grubu Baþkaný François Rochebloine yazmýþtýr. Bu þahýs 3 Aralýk 1993 tarihinde de tarihçi Bernard Lewis’i kýnayan bir bildiri yayýmlamýþtý. Anýlan siyasetçi, hem karþý tarafýn avukatý, hem savcý, hem de yargýç rolünü oynamaktadýr. Üstelik yazdýðý rapor maddi hatalarla doludur. Fransa Parlamentosu’nun kabul ettiði soykýrýmýn tanýnmasý yasasý Fransa’nýn tarihin her döneminde çok yakýn iliþki içinde bulunduðu [11] Ermeniler’i tatmin etmek ve yerel seçimlerde bunlarýn oylarýný kaybetmemek amacýný da gütmektedir. Ayrýca, bu yasa Türkiye’yi Avrupa içinde görmek istemeyenlerin Türkiye’yi Avrupa entegrasyonundan uzaklaþtýrmak için kullandýklarý bir silah ve kýþkýrtma iþlevini de üstenmektedir.
Fransa Parlamentosu’nun aldýðý karardan sonra, kimi Fransýz yöneticileri ve diplomatlarý kararýn Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almadýðýný ve yaptýrýmýnýn da bulunmadýðýný belirten demeçler vermiþlerdir. Bunlarýn vurgulamak istedikleri husus, Ermeni soykýrýmý kanununun Yahudiler’e yapýlan soykýrýmýn reddini suç sayan kanundan farklý olduðu ve bunun bir hukuki sonucunun bulunmayacaðýdýr. Bu kanaatimizce geçerli bir düþünce deðildir. Bilindiði gibi, Fransýz Parlamentosu bu yasayý çýkarmadan yýllar önce ünlü Amerikalý tarihçi Bernard Lewis Le Monde gazetesinde 16 Kasým 1993 tarihinde Peroncel-Hugoz ile yaptýðý bir söyleþide, ýlýmlý sözlerle Türkler’in o dönemin tarihini baþka türlü okuduklarýný ve yorumladýklarýný belirtmiþti, ancak Fransýz mahkemesi Bernard Lewis’i söz konusu yasaya benzer bir düzenleme olmamasýna karþýn mahkum etmiþti. Bu da Fransýz adalet sisteminin çýkarlarýna göre düþünceyi ifade özgürlüðünü nasýl dar anlamda yorumlayabildiðinin ve bu hakký çiðneyebildiðinin açýk bir kanýtýdýr.[12] Þüphesiz bu örneði verirken ‘ayný hataya biz de düþelim’ denmek istenmemiþ, sadece Fransa’nýn içine düþtüðü çifte standardýn altý çizilmiþtir. Þimdi, Fransýz Mahkemesi Ermeniler’e soykýrým yapýlmadýðý konusunda görüþ ifade eden bir kiþiyi, 2001 yýlý Ocak ayýnda kabul edilen yasadan sonra, evleviyetle mahkum edebilecektir. Bu nedenle yasanýn dolaylý etkisi küçümsenemeyecek bir boyuttadýr.
b) Avrupa Parlamentosu’nun Aldýðý Kararda (1987) Bilinçli Olarak Yapýlan Usulsüzlük
Ermeni iddialarý konusunda parlamentolar tarafýndan alýnan kararlarda hak ve hukuk gibi temel kavramlarýn çiðnendiðini belirtmiþtik. Bu konuda bir baþka örneði de Avrupa Parlamentosu’nun 18 Haziran 1987 tarihinde Ermeniler’e soykýrým yapýldýðý konusunda aldýðý karardýr. Bu kararýn alýnmasýnda da Fransýz milletvekilleri aktif bir þekilde rol almýþlardýr. 1983 yýlýnda atanan G. Israel adlý Fransýz parlamenterin raportörlükten çekilmesinden sonra, kendisine bazý çýkarlar saðlanarak yönlendirildiði anlaþýlan Flaman milliyetçisi Vandemeulebroucke raportör olarak tayin edilmiþ, Ermeni diasporasý tarafýndan kaleme alýnmýþ olan bir rapor bu þahsýn eline tutuþturulmuþtu. Adý geçen þahýs tarafýmýzdan Türkiye’ye gelerek tarihçilerimiz ve Türkiye’deki Ermeniler ile görüþmesi amacýyla ülkemize davet edilmiþ, bu satýrlarýn yazarýyla yaptýðý ilk görüþmede davete sýcak bakmýþ, daha sonra ise bilinmeyen bir sebeple (muhtemelen Ermeni diasporasýnýn yönlendirmeleri neticesinde) Türkiye’ye gelmeyi reddetmiþtir. Belçikalý bu þahýs daha sonra yapmýþ olduðumuz tüm görüþmelere yanýnda bir Ermeni ‘komiser’ yardýmcýsý ile gelmiþtir. Ancak, hazýrladýðý Türkiye karþýtý rapor Avrupa Parlamentosu’nun Siyasi Komisyonu’nun Lahey’de 1987 yýlý baþýnda yaptýðý bir toplantýda reddedilmiþtir. Bu konuda hiç bir kuþku yoktur; zira oturumunun bandýný, bunu teybe alan bir görevli tarafýma ayný gün vermiþtir. Toplantýda Komisyon Baþkaný Ýtalyan Formigoni raporu oylatmýþ, 16 aleyhte, 14 lehte sonuç çýkýnca, oylamayý yinelemiþ, rapor gene ayný sonuçla reddolunmuþtur. Avrupa Parlamentosu iç tüzüðüne göre bu raporun bir daha gündeme gelmemesi gerekirken, türlü sahtekarlýklar yapýlarak rapor Genel Kurul gündemine hiç bir þey olmamýþ gibi indirilmiþtir. Avrupa Parlamentosu, Fransýz ve Yunan milletvekillerinin gayretleri ve üye sayýsýnýn yaklaþýk yüzde onbeþinin bilfiil katýlýmý ile Ermeni soykýrýmý iddialarýný kabul eden ve Türkiye’nin AB üyeliðini soykýrýmýnýn tanýnmasý koþuluna dolaylý yollardan baðlayan kararý almýþtýr. Raporun parlamentoda görüþülmesi sýrasýnda bina, binlerce Ermeni tarafýndan muhasara altýna alýnmýþ, Fransýz parlamenterler dýþarýda kurulan bir kürsüye her 15 dakikada bir gelerek içerdeki geliþmeleri anlatmýþlardýr. Bu þahýslar bu konuþmalarýyla halký kýþkýrtmakla kalmamýþlar, gerçekleri çarpýtarak kendilerince siyasal bir yatýrým da yapmýþlardýr. Avrupa Parlamentosu’nda lehimizde konuþma yapacak parlamenterlerin bir bölümü silahla tehdit edilmiþlerdir, bu tehditlerden ben de nasibimi aldým. Avrupalý parlamenterlerden sadece bir tanesi, Alman Wedekind parlamento koridorunda Ermeni teroristler tarafýndan silahla tehdid edildiðini kürsüden beyan etme cesaretini göstermiþ, diðerleri ise susmuþlar veya salondan çýkmýþlardýr. Bu konuya önem vermeyerek, sorunu bir Fransýz meselesi olarak gördüklerini söyleyenler ise o gün Genel Kurul’a gelmeyerek alaný Türkiye aleyhtarlarýna býrakmýþlardýr. Bir kýsým parlamenter ise, adlarý Avrupa’da neþredilen bir Türk gazetesinde lehimize rey verecek parlamenterler listesinde yayýmlandýðý için oturuma katýlmamýþlardýr. Zira bir siyasetçimiz, Dýþiþleri Bakanlýðý’na bildirdiðimiz, lehimize oy vermesi beklenenlerin adlarýný oradan saðlayarak basýna sýzdýrmýþtý. Görüldüðü gibi, harakiri sadece Japonlar’a mahsus bir eylem deðil!
Avrupa Parlamentosu 15 Kasým 2000 tarihinde, Türkiye’nin tam üyelik yolundaki durumunu inceleyen bir raporu görüþürken, raportörün itirazýna raðmen bu konuda aldýðý karara, ‘Avrupa Parlamentosu, Türk Hükümeti’ni ve TBMM’ni ülkesindeki Ermeni azýnlýða olan desteðini, modern Türk devleti kurulmadan önce bu azýnlýðýn Türkiye’de maruz kaldýðý soykýrýmý kabul etmek suretiyle arttýrýr’ ifadelerini içeren bir önergeyi ekleyerek kabul etmiþtir. Fransýz Parlamentosu’na sunulan raporu kaleme alan François Rochebloine, Avrupa Parlamentosu’nun aldýðý bu kararýn Türkiye’nin AB’ne tam üyeliðini Ermeni soykýrýmýný kabul koþuluna baðladýðýný iddia etmektedir.[13]
Üç yýl boyunca (1984 – 1987) Avrupa Topluluðu (AT) nezdinde büyükelçi olarak izlediðim Avrupa Parlamentosu’nda Ermeni raporu konusunda yaptýðým yüzlerce görüþme, konunun içeriðiyle ilgili gerekçelerimizin, rapordaki bilgilerin gerçek dýþý olup olmadýðýnýn parlamenterleri, bir kaç tanesi dýþýnda ilgilendirmediðini, politikacýlarýn ‘tarihi gerçekleri’ ya da karþý tarafýn görüþlerini dinlemek, öðrenmek ve bilmek istemediklerini göstermiþtir. Yapýlanýn büyük bir haksýzlýk olduðunu söylediðimizde ise adeta ‘durumun biz de farkýndayýz’ anlamýna gelecek bir tebessümle cevap verilmiþtir. Bu durum, siyasette hukuk ya da haklýlýk kavramlarýnýn geçerli bulunmadýðý ve Ermeni savlarý sorununa baþka açýlardan, deðiþik yöntemlerle yaklaþmak gerektiði yolundaki kanaati güçlendirmiþtir. Bu nedenle sorunun hukuki veçhesine aðýrlýk verilmesinde ve Soykýrým Sözleþmesi’ne aykýrý davranýþlarýn usul ve yetki yönünden tespiti alternatifinin ön plana çýkarýlmasýnda yarar görmekteyim. Ýçerik meselesinin ise bu aþamada esas itibariyle ahlaki bir sorun olduðu söylenebilir.
Nazi Almanyasý’nda Katledilen Museviler Ýle Ermeniler Arasýnda Paralellik Kurma Giriþimi
Bir kýsým Ermeniler ve onlarý destekleyenler, Nazi Almanyasý tarafýndan Yahudiler’e uygulanan soykýrým ile Ermeniler’in tehcir sýrasýndaki kayýplarý arasýnda hukuki açýdan paralellik kurmak ve bazý parlamentolarýn Yahudi soykýrýmýnýn inkarýný bir suç sayan yasalarý kabul ettiklerini hatýrlatarak Yahudi soykýrýmý ile Ermeni tehcirini iliþkilendirmek istemektedirler. Oysa, çeþitli ülke parlamentolarýnýn kabul ettiði, Yahudiler’e uygulanan soykýrýmýn inkarýný cezalandýran yasalar, yetkili bir yargý organý (Nürnberg Mahkemesi) tarafýndan karara baðlanmýþ olan soykýrým suçuna dayandýrýlmýþtýr. ‘Ýnkarýn mahkum edilmesi yasalarý’ mahkeme kararý olmadan soykýrýmý suçunun varlýðýný kendi baþlarýna saptamaya yönelik deðildir.
Öte yandan, Hitler Almanyasý’nýn Yahudilere uyguladýðý soykýrýmý ile Ermenilerin durumu arasýnda paralellik kurulamaz. Hitler Almanya’sýnda veya baþka Avrupa ülkelerinde yaþayan Yahudiler ülkelerine karþý ayaklanmadýlar, savaþmadýlar ve savaþan taraf statüsünü talep etmediler. Buna karþýlýk Osmanlý Ermenileri’nin bir bölümü devletlerine isyan ettiler, savaþtýlar ve kayýplar verdiler. Sevres muahedesi görüþmelerine katýlan Ermeni heyeti baþkaný Bogos Nubar Paþa, Ermenilere savaþan taraf statüsünün verilmesini bizzat talep etti.
Osmanlý Hükümet Üyelerinin ve Bazý Yöneticilerin Sorumluluðu
Gazeteci Mehmet Ali Kýþlalý, 10 Mayýs 2001 ‘de Radikal’de yazdýðý bir yazýda Doðu Perinçek’in kendisine Ermeni iddialarý konusunda gönderdiði belgelere deðiniyor ve adý geçenin bazý Osmanlý idarecilerinin Ermeni tehciri sýrasýnda yapýlan kötü muameleler nedeniyle yargýlanmalarý ve mahkum edilmiþ bulunmalarý konusunun pek deþilmemesi gerektiðini söylediðini belirtiyor. Þu sýralarda bu konuya deðinilmemesini isteyen baþkalarý da var. Ne var ki, Osmanlý yargýsý tehcir sýrasýnda Ermenilerin maruz kaldýklarý kötü muameleler konusunda kimi yöneticilerin ve memurlarýn sorumluluðunu kabul edip, 1397 kiþi cezalandýrmýþ, bunlarýn yaklaþýk 600’ü idam edilmiþtir. Bu cezalandýrmalar ve idamlar kamu vicdaný tarafýndan haksýz bulunmuþ, halk sokaklara dökülerek gösteri yapmýþtý. Bugün de Ittýhat ve Terakki davasýnýn politik bir dava olduðunu Türkiye’de ileri sürenlerimiz çoðunluktadýr. Bununla birlikte formel hukuk açýsýndan bu davalar olmamýþ, mahkumiyet kararlarýný verilmemiþ addedilemez. Ermeni tarafý bu konuya sýk sýk deðiniyor ve Osmanlý döneminin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’ye atýfta bulunuyor. Osmanlý görevlilerinin bir bölümünün kimi ölümlerden veya kötü muameleden sorumlu bulunmadýklarý, bu kararlarýn iþgal kuvvetlerinin süngüsü altýnda alýndýðý ileri sürülebilir belki; ancak hukuki açýdan bu mahkumiyetler yok sayýlamaz.
Malta’ya Sürülenlerin Suçluluðunun Kanýtlanamamasý
Öte yandan, özellikle Ermenilere karþý yapýlan kýrým iddialarý nedeniyle, savaþ suçlarýnýn cezalandýrýlmasý için çok sayýda Osmanlý yöneticisi iþgal kuvvetleri tarafýndan yakalanýp Malta’ya sürülmüþ, bu kimseler aleyhine ne iþgal altýndaki Osmanlý baþkentinde ne Ýngiltere’de ne de Amerika’da kanýt bulunamamýþ, bu kiþiler serbest býrakýlmýþtý. Bu konudaki zafiyetlerini bilen kimi Ermeni yazarlarý, Malta’ya sürülenler hakkýnda suçlayýcý delil gösterilmemesini Amerika’nýn ticari çýkarlarýna, Ýngilizlerin de tutsak deðiþimi isteðine baðlýyorlar [14] Kanýtlanmýþ bir sorumluluklarý bulunsaydý bu insanlar mahkum edilmeden salýverilirler miydi? Mümkün deðil. Örneðin, Ermeni tehcirinin soykýrýmý olmadýðý yolundaki Ýngiliz tutumu deðiþmemiþtir: 13 Temmuz 2000 tarihinde Lordlar Kamarasýnda bir soruyu yanýtlayan Ýngiliz Bakan Lord Asthal, ‘Osmanlý yönetiminin Ermeniler’i yok etmek amacýyla bir karar aldýðýný gösteren kesin bir kanýt yokken, Ýngiliz Hükümetleri 1915 – 16 olaylarýný soykýrým olarak tanýmamaktadýr’ demiþtir.[15]
Görüldüðü gibi ortada çeliþkili tutumlar bulunmaktadýr ve soykýrýmý savý konusunda görüþ birliði yoktur.
Ermeni Tehciri Olaylarýn Türkiye Tarafýndan Deðerlendirilmesi
Bilinen bir gerçektir ki, bazý Ermeni gruplar, Osmanlý Devleti’nden baðýmsýzlýklarýný alan Yunanlýlar, Sýrplar, Karadaðlýlar, Bulgarlar ve Romenler gibi silaha sarýlmýþ ve Osmanlý Devleti’ne karþý açýkça savaþmýþlardýr. Diðerlerinden farký, Ermeniler’in Osmanlý Devleti’nin hiç bir bölgesinde çoðunlukta bulunmamasýdýr. Bu durumda Ermeni çeteciler ayaklandýklarý yerlerde, Rus ordusunun da destek ve cesaretlendirmesi ile Müslüman halklara karþý etnik kýyýma baþvurmuþlardýr. Öte yandan, Türkiye’nin güneyini iþgal eden Fransýzlar, bir bölümü Osmanlý vatandaþý olan Ermeniler’den Fransýz lejyonlarý kurmuþlar, bunlara Fransýz askeri üniformasý giydirerek silahlandýrmýþlar ve savaþa sokmuþlardýr.
Birinci Dünya Savaþý’nda Müslüman ya da Ermeni tüm Osmanlý vatandaþlarýnýn kayýplar verdiði trajik olaylar, bazý ihtilalci Ermeni örgütlerinin liderlerinin baþlattýklarý ayaklanma ve bunun sonucunda vukua gelmiþ karþýlýklý öldürme olaylarýdýr; Osmanlýca’da buna ‘mukatele’ denir. Ýsyana baðlý çatýþmalar yanýnda, tehcir sýrasýnda haydutlarýn saldýrýlarý sonucunda ya da halkýn kin, intikam veya baþka nedenlerle hayatlarýný kaybettikleri gerçeði de belirtilmelidir. Ayrýca, salgýn hastalýk nedeniyle Ermeni olsun olmasýn bir çok Osmanlý vatandaþýnýn da bu dönemde hayatlarýný kaybettikleri bilinen bir gerçektir. Diðer bir deyiþle kayýplar iki taraflýdýr; sadece Osmanlý Ermenileri’nin kayýplarýna hayýflanmak ve onlarýn komþularý ve yurttaþlarý olan Müslümanlar’ýn kayýplarýný yok saymak, küçümsemek ya da tarihin o sayfasýný okumamayý yeðlemek kabul edilebilecek bir davranýþ sayýlmamalýdýr. Nihayet, abartýlmýþ sayýlar, yalanlar, tahrif edilmiþ ya da yoktan var edilmiþ sahte belgelere dayanýlarak suçlama yapýlmasý da ahlaken savunulacak bir durum deðildir. Kanýmca Ermeni sorunu konusundaki uzlaþmazlýðýn kilit noktasý buradadýr. Bu düþünceler de bizi sorunun ahlaki yönüne getiriyor.
II. Sorunun Ahlaki Yönü
Soykýrým Sözcüðünün Ahlaki (Etik) Çerçevede ya da Günlük Hayatta Kullanýmý
‘Soykýrým’ terimi hukuki olmakla birlikte, günümüzde politikacýlar, gazeteciler ve kimi düþünürlerce ‘katliam, toplu öldürme, etnik temizlik, isyan bastýrmada toplu cezalandýrma veya insanlýk suçu’ anlamlarýnda da kullanmaktadýrlar. Özetle kavram hukuki kullanýmýnýn çok ötesine taþýnmakta, bir kavram kargaþasý yaþanmaktadýr. Öte yandan, ‘kültürel soykýrým’ gibi yeni soykýrým çeþitleri de üretilmektedir. Soykýrým sözcüðünün, bu eylemleri tanýmlamak için kullanýlmaða devam edileceði tahmin edilebilir. Filhakika, çok sayýda politikacý, gazeteci, yazar, düþünür ve sanatçý konuþmalarýnda veya yazýlarýnda hukuki bir terim olan ‘soykýrým suçu’nun bu yanýný bir kenara býrakarak (herkes hukukçu deðil) terimin felsefi, ahlaki veya halk arasýnda çokça kullanýlan toplu öldürme yanýný öne çýkarmakta veya bilinçli olarak kavram kargaþasý yaratmaktadýrlar.
1915 dönemi olaylarý konusunda, ‘soykýrým’ sözcüðü, kýrým, insanlýk trajedisi, trajik olay veya katliamla eþ anlamlý olarak kullanýlmaktadýr. Görüþlerimizi desteklediklerini düþündüðümüz kiþiler dahil, konuya eðilenlerin büyük çoðunluðu, 1915’te bir insanlýk trajedisi yaþandýðýna, Osmanlý vatandaþlarý arasýnda daha çok Ermeniler’in büyük zarar gördüklerine, acýlar çektiklerine inanmaktadýrlar. Bu tutumun nedenlerini akýlcý bir biçimde irdelemekte büyük bir yarar vardýr.[16] Yapýlacak analiz sonunda karþýmýza her biri geçerli sayýlabilecek çeþitli nedenler çýkacaktýr. Bunlarla ilgili olarak tek düze düþünce ve tepki oluþturmak yerine, her duruma uygun farklý stratejiler oluþturmanýn yararý ortadadýr. Ayrýca, farklý veya nüanslý düþünceye sahip bulunanlarýn görüþlerindeki çeþitliliðe karþý tahammülsüz davranmamak gerekir. Bu konudaki olumsuz ve kimi kez þiddet öðesi içeren tepkiler de zamanla törpülenmelidir; herþeyden önce tepkiler duygusal deðil akýlcý olmalýdýr. Ancak bunun bir toplumsal eðitim ve kültür sorunu olduðu, köklerinin çok derinlere indiði de kabul edilmelidir.
Hukuktan farklý olarak, ahlak kurallarý toplumdan topluma farklýlýklar göstermektedir. Bu alanda þüphesiz çýkarlar da önemli bir rol oynar. Örneðin, bir toplum için çok önemli olan ahde vefa ilkesi bir baþka toplum içinde ayný aðýrlýðý taþýmayabilir. Dost bilinen kiþinin ihaneti karþýsýnda gösterilen tepki çoðu kez çok þiddetli olabilir bazý toplumlarda. Buna karþýn diðer bazý toplumlar vefasýzlýðý daha yumuþak bir tepki ile karþýlayabilir. Bu nedenle, ahlaki kurallara uygunluk ya da uygunsuzluk konusunda sorunu hakeme havale etmek neredeyse imkansýzdýr.
Sorunu Tarihe ya da Tarihçilere Havale Ederek Çözüm Mümkün mü?
Tarih Yazýmýnýn Sübjektifliði
Türkiye’de en üst düzey kimi yöneticiler ve parlamento üyelerinin bir bölümü sorunun tarihe[17] ya da tarihçilere havalesini önermektedirler. Her þeyden önce ‘tarihe havale etmek’ terimi çok soyuttur. TBMM’ne sunulan tasarýlarý inceleyen Dýþiþleri ve Ýçiþleri Komisyonlarý hazýrladýklarý rapora ekli kanun teklifinde ‘Türkiye, tarihin tespit ve kabul etmediði Ermeni soykýrýmý iddialarýný reddeder’ ifadesini kullanmýþlardýr. Burada hangi tarihten söz edildiði kayýtlý olmamakla birlikte tarih, üzerinde herkesin uzlaþtýðý bir bütün, yüce bir gerçek olarak ele alýnmýþtýr. Doðal olarak, burada sözü edilen tarih, Ermeni veya onlarýn tezini destekleyen tarihçilerin yazdýklarý deðil, Türk tarihçilerin ve gerekçeli olarak Ermeni soykýrýmýný reddeden yabancý tarihçilerin yazdýðý tarihtir. Oysa, tarih yazýmý sübjektiftir. Hele tarihteki olaylarý, nedenleri ile birlikte ele alýp incelediðimizde, varacaðýmýz sonuçlar bakýþ açýmýza baðlý olarak, ayrýca incelemenin yapýldýðý zamana ve inceleme döneminde geçerli olan hukuk veya ahlak kurallarýna göre de farklý olacaktýr.
Ermeni olaylarý konusunda, her iki tarafýn tarihçileri ile tarafsýz denebilecek bilim adamlarý bu konuda yýllardýr çalýþýyorlar; kanýmca söylenebilecek olanlar söylenmiþ, yazýlmýþtýr. Yazýlanlar arasýnda büyük farklar ve çeliþkiler vardýr. Taraflar kendi gerekçe ve belgelerini öne çýkarmakta, diðerlerinin belgelerinin sahte, tanýklarýnýn yalancý olduðunu söylemektedirler. Zorla göç ettirme sýrasýnda hayatlarýný kaybedenlerin sayýsý konusunda da çok farklý veriler öne sürülmüþtür. Örneðin, gazeteler, Çankaya Rotary Kulübü’nde bir konuþma yapan Türk Tarih Kurumu Baþkaný Prof Dr. Yusuf Halaçoðlu’nun, tehcir sýrasýnda 438.758 Ermeni’nin yer deðiþtirdiðini, bunlardan 382.148’nin istenilen nakil noktalarýna ulaþtýrýldýklarýný, geriye kalan 56.610 Ermeni’den 10.000’nin eþkiya tarafýndan katledildiðini, 30.000 kiþinin dizanteri, tifo gibi hastalýklardan öldüðünü, geriye kalan 16.000 Ermeni’nin de yurt dýþýna çýktýðýný belirttiðini yazdýlar. Buna göre, Ermeni kayýplarý Büyükelçi Kamuran Gürün’ün Ermeni Dosyasý adlý kitabýnda ileri sürdüðü gibi yaklaþýk 300.000 veya baþka kaynaklarýn tahmin ettiði gibi 600.000 veya 800.000, hele Ermeniler’in ileri sürdükleri 1.500.000 deðildir; sadece 40.000 kadar Ermeni zorla göç ettirmede (tehcir) hayatlarýný kaybetmiþtir; bu kayýplarý da tehcir edilenlerin vardýklarý nakil noktalarýnda aramak gerekecektir. Bu iç karartýcý ölü sayýsý tahminlerinin bizi bir sonuca ulaþtýracaðýný sanmýyorum. Ermeni militaný, kimliðinin ve olasý taleplerinin çimentosu haline dönüþtürdüðü 1.5 milyon öldürülme tezinden vazgeçmeyecektir; bizdeki belgeler ise onlarý doðrulamayacaktýr. Bu nedenle, ‘tarihin tespit ve kabul etmediði’ ifadesinin, bu mesajýn verilmek istendiði yabancý politikacýlar açýsýndan ikna edici olmayacaðý söylenebilir.
Kimi tarihçiler, politikacýlar, eðitimciler, yazarlar ve düþünürler tarihin bazý sayfalarýný okumamakta, adeta yok saymaktadýrlar. Bu durumda, ‘sorunu þimdi yeniden inceleyecek olan tarihçiler, bugüne kadar ortaya çýkarýlan vesikalardan farklý olarak ne bulacaklar?’ sorusu sorulabilir. Bundan sonra ortaya çýkarýlacak olan ‘belgeler’ karþý taraf için inandýrýcý sayýlmayacaktýr; objektif denebilecek tarihçilerin ulaþacaklarý sonuçlarýn, soykýrýmýný kendi kimliklerinin ayrýlmaz bir parçasý haline getiren dogma sahiplerini ikna etmesi beklenmemelidir. Unutmayalým ki dogma sahipleri ‘kendi gerçekleri’nin sorgulanmasýna neden olacak araþtýrma veya incelemeler yapýlmasýný istemezler; bir dini inanýþ gibi besledikleri ‘nihai gerçeði’ ellerinde tuttuklarý kanýsýndadýrlar; sorunun ele alýnacaðý toplantýlara katýlarak görüþlerini dile getirmeyi bile kabul etmezler[18] ; baþkalarýndan tek bekledikleri kendilerinin ‘nihai ve mutlak gerçeðinin’ tasdik ve kabul edilmesidir. Karþý görüþ veya kanýtlar tartýþýlmadan reddedilecektir. Fransýz Parlamentosu’nun kararý münasebetiyle Türkiye’de Show TV kanalýnda yapýlan bir oturuma katýlan Ermeni asýllý Fransýz politikacý Patrik Deveciyan, tehcire tabi tutulanlara saldýranlarýn cezalandýrýlmasýný talep eden emirnameleri ‘kamuflaj’ olarak nitelemedi mi? Ermeni Cumhurbaþkaný, Paris’i 2001 Þubat ayýnda ziyaretinde ‘bu iþin tarihçilere havalesine gereksinme kalmadýðýný belirtmedi mi?
Öte yandan, taraflarýn kendi tezlerinin doðruluðunu isbat etmek için, önemli saydýklarý belgeleri veya gerekçeleri ellerinde tuttuklarýný ve bunlardan bir kýsmýný kendi hedeflerine göre ön plana çýkardýklarýný da bilmek, doðal karþýlamak ve buna karþý hazýrlýklý olmak gereklidir. Örneðin, Takvim-i Vekayi’de (Resmi Gazete) yayýmlanan Ýttihat Terakki Davasý dava zabýt ve kararlarý kanýt olarak gösterilmekte, Ermeniler’e mezalim ya da kýrým yapýldýðýnýn söz konusu Osmanlý mahkemesince kabul edildiði vurgulanmaktadýr. Yukarýda belirtildiði gibi, anýlan davalarda 1397 kiþi mahkum edilmiþ, bunlardan 600’dan fazlasý idam olunmuþtur. Osmanlý Devleti’nin Teþkilat-ý Mahsusa elemanlarýnýn katliam konusundaki sorumluluklarý dile getirilmiþtir.[19] Fransa’da yayýmlanan l’Intranquille dergisi, 1994 – 1995 dönemi ikinci sayýsýný Ýttýhat Terakki Davasý’na ve Teþkilat-ý Mahsusa’nýn eylemlerine mezkur davalarda yapýlan açýk atýflara ayýrmýþtýr. Bu nedenlerle, anýlan kiþileri ve onlara inananlarý -hatta nisbeten tarafsýz olanlarý- olaylarda Ýttihat ve Terakki Hükümeti’nin sorumluluðu bulunmadýðýna inandýrmanýn, Osmanlý Hükümeti’nin kullandýðý bazý Teþkilat-ý Mahsusa elemanlarýnýn suç oluþturabilecek kimi eylemlerini yok saydýrmanýn imkansýz olduðu hesaplanmalý ve ikna stratejileri buna göre biçimlendirmelidir.[20] Zira o dönemdeki yargýnýn tarafsýz sayýlamayacaðý, davanýn siyasi olduðu, mahkumiyet kararlarýnýn halkýn büyük tepkisi ile karþýlaþtýðý yolundaki gerekçeler, Osmanlý mahkemesinin verdiði de jure mahkumiyet kararlarýný ortadan kaldýrmamaktadýr. Adýna hukuki anlamda soykýrým denilsin ya da denilmesin, bugün yapýlmakta olan hukuki ve ahlaki deðerlendirmenin temelinde þekli olarak Ýttihat Terakki Davasý mahkumiyetlerinin bulunduðu yadsýnamaz.
Arþivler Açýlsýn Söylemi
Halen Türkiye’de sürdürülmekte olan ‘arþivlerimiz kapalý’ ‘arþivlerimiz açýlsýn’ söyleminin sorunun çözümünde yarar saðlayacaðý pek inandýrýcý gelmiyor. Esasen, Arþivler Genel Müdürlüðü yetkililerinin beyanlarýna göre ‘arþivlerimiz açýktýr’, ‘belgelerin bir bölümü mikrofiþler halinde ilgili ülkelerin kütüphanelerine de gönderilmiþtir’, ‘baþka Ermeni belgesi de kalmamýþtýr’. Buna mukabil, tanýnmýþ tarihçilerimizden birinin ATV televizyon kanalýndaki bir açýk oturumda belirttikleri doðruysa, belgeler ‘Arþiv yetkililerince hükümetin talimatýnýn gereði olarak bir ön seçime tabi tutulmuþ, bazý belgeler, bir kenara kaldýrýlmýþ, diðerleri yayýmlanmýþtýr.’ Arþiv yetkilileri ise bunun doðru olmadýðýný, gerekçeleriyle ifade ediyorlar.[21] Ancak bilginin yayýmlanmasýndan önce bir ön seçim yapýlmýþ bulunduðu savýnýn ATV televizyonunda yapýlan bir açýk oturumda tanýnmýþ bir Türk tarihçisi tarafýndan ileri sürülmüþ bulunmasýnýn bu konudaki tereddütleri güçlendirdiði yadsýnamaz. Benzer bir deðerlendirme, ABD Kongre Kütüphanesi’nin, Türkiye’den gönderilen mikrofiþleri ‘gerçeði tam olarak yansýtmayan belge ve bilgi gerekçesi ile’ daðýtýma sokmamasýnýn nedenini oluþturabilir.
Son olarak ABD’de yaþayan 125 önde gelen Türk’ün 19 Mayýs 2001’de yayýmlamak istedikleri bildiri, ‘Ermeni soykýrýmý konusunda bilinen gerçeklere ters düþtüðü’ gerekçesiyle New York Times gazetesi tarafýndan reddedilmiþtir. Bu da ayný çerçeveye giren ve çok ciddiye alýnmasý gereken bir örnektir.
Soykýrým Kararýnýn Toplumu Eðitici Yaný Bulunduðu Düþüncesi
Soruna toplumsal eðitim ve deðiþim yönünden bakanlar ise, çeþitli parlamentolarýn aldýklarý kararlarýn, geçmiþleri veya atalarý suçlanan ülke halkýný da bir süre sonra etkileyeceðini, resmi tarihin sorgulanmasýna yol açabileceðini düþünüyorlar. Bazý gerçekleri yeniden gözden geçirerek, geçmiþte hatalý tutumlar ve geçmiþe iliþkin yanlýþ bilgiler var ise tutum deðiþtirmek uygar bir davranýþtýr; bu da sonuçta bir etik meselesidir. Ancak, tarihte karþýlýklý olarak katliamlar yapýldýðý belli iken, bunun tek taraflý kýrýma dönüþtürülerek soykýrým yapýldýðý savýnýn dýþardan yapýlacak baský ile atalarý suçlanan bir halka kabul ettirilmesinin mümkün olmadýðý da bilinmelidir. Hele baský amacýný güden kararlarýn alýnmasýnda uygulanan yöntem son derecede haksýz ve dengesiz olunca, karar ‘sorgulamayý teþvik amacýna’ hiç ulaþamaz; suçlanan halk kendisini iftiraya uðramýþ sayar.
Her Ülke Tarihinde Bulunan ‘Kara Lekeler’
Her ülkenin tarihinde kara lekeler ve karanlýk sayfalar vardýr. Bunlardan bir bölümü hukuki bir terim olan soykýrýma uyabilir, bir bölümü ise uymaz. Örneðin Ýkinci Dünya Savaþý sonunda batý cephesinde Amerikalý ve Fransýzlar’a esir düþen 7.611.794 Alman savaþ esiri önce savaþ esiri (PW), sonra Silahtan Arýndýrýlmýþ Düþman Kuvveti (DEF) statüsüne geçirilmiþ ve bunlardan yaklaþýk 2 ila 2,5 milyonu korkunç þartlar altýnda aç ve susuz býrakýlarak, Kýzýl Haç’ýn ve kamplar civarýndaki sivil halkýn önerdiði yardýmlar da reddedilerek adeta ölmeleri ‘saðlanmýþtýr’.[22] Bu olaylara hukuken soykýrým denemez; ahlaken bir kýrýmdan, ölüme terk etmekten, savaþ hukukuna aykýrý suçtan söz edilebilir belki. Ayný biçimde, benim kanaatimce Fransa’nýn Cezayir’deki öldürme eylemleri ‘soykýrým’ deðil, ayaklanmaya karþý katliam yapýlmasý çerçevesine girer.[23] Balkanlardan sürülen, öldürülen, yok edilen Müslüman topluluklarýnýn uðradýklarý felaket ise insanlýða karþý suç tanýmýna daha yakýndýr. Öte yandan, ülke tarihindeki tüm olaylarý ‘ülkenin geçmiþine söz söyletmemek, leke sürdürmemek’ düþüncesi ile savunmanýn, bugünkü kuþaklarýn ödevi olmadýðýný düþünüyorum. Tarihimizde övündüðümüz pek çok sayfa yanýnda, günümüz normlarýna ve çaðdaþ etik anlayýþýna uygun olmayan geliþmeler bulunduðu da bir gerçektir.
Sonuç
Tarihin her döneminde, dünyanýn her yerinde yaþanan trajik olaylar geniþ toplum kesimlerini etkilemiþtir. 1915 tehciri sýrasýnda yaþanan felaketler ve bunu izleyen yýllardaki karþýlýklý öldürmeler onaylanacak, gurur duyulacak eylemler deðildir. Aðýr savaþ ya da ayaklanma koþullarý altýnda yaþanan olaylar devletin ve bireylerin kontrolu kaybetmeleri sonucunu vermiþ ve geliþmeler trajediye dönüþmüþtür. Bu olaylarda zarar görenlerin, hayatlarýný kaybedenlerin soylarýnýn belleklerinin silinmesi veya bellekteki verilerin, sevinç ve üzüntülerin yok sayýlmasý beklenemez. Bu duygularýn da anlayýþla karþýlanmasý ve yaralarýn sarýlmasý için sosyal psikoloji uzmanlarýna da danýþýlarak saptanacak adýmlarýn atýlmasýnda büyük yararlar vardýr. Ancak, acýyý sadece bir tarafýn çektiði düþüncesi ve bunun o çatýþmalarýn kýþkýrtýcýlarý tarafýndan bugün de desteklenmesi kabul edilebilecek bir tutum deðildir. Belleðe saygý duyulmasý baðlamýnda, sadece tehcire baðlý trajik olaylarda hayatlarýný kaybeden Ermeniler’in çocuk veya torunlarýnýn deðil, Iðdýr’da, Maraþ’da, Van’da ve ülkenin baþka yerlerinde öldürülen Müslüman Türkler’in çocuk ve torunlarýnýn acý hatýralarýnýn da belleklere kayýtlý bulunduðu gerçeði unutulmamalýdýr.[24] O trajik olaylar bir daha tekrarlanmamalý, yaþanmamalýdýr.
Ermeni sorunu konusunda gerek 1984–1987 döneminde Avrupa Parlamentosu’nda, gerek daha sonra konuya ilgi duyan parlamenterler, yazarlar ve gazetecilerle yaptýðým görüþmeler, muhataplarýmýn bizim soruna çok þekilci biçimde ve sadece hukuki açýdan yaklaþtýðýmýz deðerlendirmesini yaptýklarýný gösterdi. Bu da soykýrým kavramýnýn hukuki aðýrlýðýndan ve sözcüðün muhataplarýmýzca hatalý kullanýmýndan kaynaklanmaktadýr. Benimle diyaloga girenler arasýnda soruna dogmatik biçimde deðil de makul bir þekilde yaklaþanlar, olaylarýn hukuken soykýrým olmadýðýný kabul edebileceklerini, ancak ortada kanlý bir trajedinin bulunduðu gerçeðinin de inkar edilmemesi gerektiðini vurgulamýþlardýr. Muhataplarým yönünden, olaylar için kullanýlan terim ister soykýrým, ister katliam, ister toplu öldürme olsun çok fark etmiyordu; onlar açýsýndan önemli olan 1915 tehciri döneminde Osmanlý Ermenileri’nin bir trajedi yaþadýklarýydý. Bu felaketin inkar edilmemesini, küçük görülmemesini bekliyorlardý. Muhataplarýma öldürmelerin karþýlýklý olduðunu, Ermeni çetelerinin ayaklanma amacýyla savaþtýklarýný, savaþ sýrasýnda Van’ýn iþgal edildiðini, bu arada Osmanlý Ermenileri’nden oluþan birliklerin, baþlarýnda Osmanlý mebuslarý olduðu halde ayaklandýklarýný kanýtlarýyla anlattýk; ancak zihinlerine yerleþmiþ bulunan yargýlar -buna önyargý diyenler de var- öne çýkýyordu; onlara göre öldürmeler karþýlýklý olabilirdi, ama ölen Ermeniler’in sayýsý çok daha fazlaydý. Acýnýn dindirilmesi için bir jest yapýlmasý bekleniyordu; bizden beklenen trajik olaylarýn varlýðýný inkar eden veya bu konudaki suçu ya da sorumluluðu karþý tarafa yükleyen bir tutum içinde bulunmamamýzdý. Karþý tarafýn sorumluluktan kendisine düþen payý hiç bir þekilde kabul etme eðiliminde bulunmamasý nedeniyle, ayrýca uluslararasý iliþkilerin provokasyonlarla zehirlediði þu ortamda bu konuda bir ilerleme kaydedilmesini beklememekteyim. Yine de içine girilmiþ bulunan çýkmazdan çýkýlmasý, kilidin açýlmasý, ýlýmlý, uzlaþýcý, diyaloga açýk, esnek bir davranýþ modelinin benimsenmesinden geçiyor. Baþlangýçta herkes kendi ölülerine aðlayacak, belki diðerlerinin kayýplarýna ayný önemi vermeyecektir. Türkiye’yi ve Türkler’i kendilerine düþman sayan ve var olmak için bir düþmana gereksinme duyanlarýn da kýsa sürede tutum deðiþtirmeleri beklenmemelidir; zamanla bunlarýn sayýsýnda azalma olacaðý tahmin edilebilir.
Ancak, uyuþmazlýðýn çözümü, gerginliðin azaltýlmasý için boþ durulmamalýdýr. Türkler ve Ermeniler arasýnda Osmanlý dönemine dayanan kültür benzerliklerinin öne çýkarýlmasý, turistik veya nostaljik ziyaretler ve Türk-Ermeni Ýþ Adamlarý Konseyi’nin düzenlediði dans gösterilerine benzer kültürel iþbirliði faaliyetleri gerginliðin azaltýlmasýna yardýmcý olabilir. Çok yakýn zamana kadar, özellikle mimari, müzik ve yazýn alanýnda Ermeni vatandaþlarýmýzýn kültürümüze katkýlarý olmuþtur; mutfak kültürümüzde ortak yanlar vardýr. Bu kültür birlikteliði örnekleri öne çýkarýlýrsa yaralar daha kolay sarýlýr.[25] Bu nedenle, þimdi, ülke içinde ya da bölgede birlikte barýþ içinde yaþama koþullarýnýn saðlanmasý amacýna yönelik akýlcý önlemlere öncelik verilmeli, bunun tek taraflý suçlamalar ile saðlanamayacaðý bilinmelidir. Her olanaktan yararlanýlarak Türkiye’nin 1915 ve sonrasý olaylarýný nasýl deðerlendirdiði, sorunun etik yanlarý yurt dýþýnda ve Türkiye’de yabancýlarýn katýlýmý ile yapýlacak kollok, panel veya sempozyumlarda anlatýlmalý, benzer olaylarýn bir daha yaþanmamasý gerektiði konusundaki inanç ve kararlýlýk vurgulanmalýdýr. Bu söylem biçimi kimilerinin sandýðý gibi ‘geri adým’ veya ‘suçluluðun kabulü’ olarak deðerlendirilmemelidir. Düzenlenecek toplantýlara sadece Türkiye’yi destekleyen yabancýlar deðil, tarafsýz olanlar ve deðerlendirmelerimizi paylaþmayanlar da davet edilmelidir. Bu görüþ alýþ-veriþi duygusallýktan uzak bir biçimde, soðukkanlýlýkla ve akýlcý yaklaþýmlar ön plana çýkarýlarak yapýlmalýdýr. Türkiye dýþýnda veya ülkemizde farklý veya nüanslý görüþ sahibi olanlarýn söyledikleri ve yazdýklarý konusunda düþünce özgürlüðüne yakýþýr bir biçimde hoþgörülü davranýlmalý, uygar ve saðlýklý bir tartýþma ortamý yaratýlmalýdýr.
Son olarak, Türk vatandaþý Ermeniler’in bu geliþmelerden daha fazla rahatsýz olmamalarýna özen gösterilmesi ve önlem alýnmasý gerekmektedir. Uzak olmayan bir dönemde kimilerinin Ermeni sözcüðünü kötüleme anlamýnda kullanmalarý, Ermeni vatandaþlarýmýz yanýnda, benim gibi düþünenleri de rahatsýz etmiþtir. Bu makalede Ermenistan Cumhuriyeti’nin ve dogmatik görüþlü diaspora Ermenileri’nin görüþlerine yönelttiðim kimi eleþtiriler ya da olumsuz sayýlabilecek deðerlendirmeler Ermeni kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaþlarýna müteveccih deðildir. Aksine Türkiye Ermeni toplumu hepimizi üzen geliþmeler karþýsýnda takýndýðý aðýr baþlý ve vatandaþý olduklarý Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu ve çýkarlarýný ön planda tutan bir tutum izlemiþtir. Bunun övgüye layýk olduðunu düþünüyorum.
[1] Soykýrýmý Sözleþmesinin ana hatlarý:
-Sözleþmenin Giriþ bölümü jenosit suçunun tarihin tüm dönemlerinde iþlendiðini vurgulamaktadýr;
-Soykýrýmý suçu savaþ veya barýþ döneminde de iþlenebilir;
Md.2 - Jenosit, bir ulusal, etnik, ýrksal veya disi grubu, tamamen ve kýsmen, grup olarak ortadan kaldýrmak amaciyle iþlenmiþ aþaðýdaki eylemlerden biridir:
A)Bir grubun üyelerini öldürmek,
B)Grubun üyelerine cismani veya akli zarar vermek,
C)Bir grubun üyelerini, bunlarýn fiziki olarak tamamen veya kýsmen yok edilmesi sonucunu vereceði önceden bilinen yaþam koþullarý altýna koymak,
D)Grup içinde doðumlarý bilinçli olarak önlemeðe yönelik önlemler dayatmak,
E)Bir grubun çocuklarýný baþka gruplar içine zorla götürmek.
Md.3 – Aþaðýdaki eylemler cezalandýrýlýr:
-Soykýrýmý;
-Soykýrýmý uygulamak için fesat karýþtýrmak (conspiracy)
-Soykýrýmý uygulamaya doðrudan ve açýk biçimde teþvik etmek;
-Soykýrýmý giriþimi
-Soykýrýmý konusunda suç ortaklýðý.
Md.4 - Soykýrýmý ile cezalandýrýlanlar kamu görevlileri, özel þahýslar ya da anayasalarý gereðince sorumlu olan yöneticilerdir. (Yani soykýrýmýný hükmi þahýslar deðil hakiki þahýslar yapabilmekte ve bunlara ceza verilmektedir.)
Md.6 - Yetkili mahkeme soykýrýmýmým iþlendiði ülkenin mahkemesidir; ayrýca Taraflar yargý yetkisini kabul ettikleri takdirde uluslararasý ceza mahkemesi de yetkili olabilir.
Md.9 - Devletin soykýrýmýndaki sorumluluðu konusu da dahil olmak üzere Sözleþmenin yorumu, uygulanmasý ve hayata geçirilmesi konusunda Akit Taraflar arasýnda ihtilaf olursa, ihtilafýn Taraflarýndan biri konuyu Uluslararasý Adalet Divanýna götürebilir (Not: Çeviri yazar tarafýndan yapýlmýþtýr).
[2] ABD Senatosu’nun 11.5.1920 kararý; ABD Temsilciler Meclisi’nin 8.4.1975 tarihli, 24 Nisan’ý Ýnsanýn Ýnsana Zulmetmesini Anma Günü ilan eden kararý; ABD Temsilciler Meclisi’nin 10.9.1984 tarihli ayný mahiyetteki kararý; Çeþitli ABD eyaletlerinde bu konuda alýnmýþ kararlar.
Arjantin Parlamentosu’nun 1985’te hükümetini Birleþmiþ Milletler kuruluþlarýnda Ermeni savlarýný desteklemeye davet eden kararý; Arjantin Senatosu’nun 1993’te aldýðý soykýrýmýný insanlýk suçu ilan eden kararý; Arjantin Kongresi’nin 21.9.1995 tarihli, 24 Nisan’ý Ýnsanýn Ýnsana Karþý Ayrýmcýlýðý Ýle Mücadele ve Kýnanmasý Günü ilan ettiðine dair yasa – Cumhurbaþkaný Demirel’in giriþimi sonucunda bu tarih 10 Aralýk olarak deðiþtirildi ve Ermeniler’e yapýlan referans metinden çýkarýldý; Arjantin Senatosunun 22.4.1998 tarihinde kabul ettiði deklarasyon;
Uruguay Parlamentosunun 20.4.1965’te kabul ettiði ve 24 Nisan’ý Ermeni þehitlerini anma günü olarak kabul eden kararý;
Rusya Dumanýn 14.4.1995 tarihinde kabul ettiði bildiri;
Kanada Parlamentosunun 23 Nisan 1996 tarihli kararý;
Yunanistan Parlamentosunun 25.4.1996 tarihli 24 Nisan’ý Ermeni soykýrýmýný anma günü olarak kabul eden kanunu;
Lübnan Parlamentosunun 3.4.1997 tarihli kararý ve 11.5.2000 tarihli tavsiye kararý
Belçika Senatosunun 26.3.1998’te kabul ettiði 1915 yýlýnda Türkiye’deki Ermenile’e yapýlan soykýrýmý baþlýklý karar;
Fransa Parlamentosunda 1989 yýlýnda alýnan karar, Senato kararý ve nihayet Parlamentonun 2001 de aldýðý “Fransa Ermeni soykýrýmýný tanýr” kararý. Daha önce de Cumhurbaþkaný Mitterand’ýn Vienne kentinde Ermeni soykýrýmýný tanýdýðý yolundaki beyaný;
Ýtalya Parlamentosu tarafýndan 17.11.2000 tarihinde kabul edilen karar;
Kýbrýs Rum Yönetimin Parlamentosunda 29.4.1982 tarihinde alýnan karar;
Vatikan Papa Paul II, Ermeni Katolikosu Karenin II ile 14–15 Kasým 2000 tarihindeki buluþmasýndan sonra yayýmlanan bildiride, Ermeni soykýrýmýnýn, daha sonraki iki dünya savaþýnda yaþanan ve pek çok inananýn hayatlarýný kaybetmesi ile sonuçlanan felaketlerin baþlangýcý olduðu bildirilmiþtir.
Avrupa Parlamentosunun 18.4.1987 tarihinde aldýðý Ermeni Sorununa Siyasal Çözüm baþlýklý karar; 2000 yýlýnda Türkiye için hazýrlanan raporla ilgili karara sonradan eklenen Ermeni soykýrýmý referansý;
Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesinin 51 parlamenterin imzasýyla 24.4.1998’de yayýmladýðý 1915 Ermeni Soykýrýmýnýn Anýlmasý açýklamasý;
[3] Yves Ternon, L’Etat criminel, (Paris Seuil, 1995).
[4] Taner Timur, Küreselleþme ve Demokrasi Krizi, (Ankara: Ýmge Kitabevi, Aðustos 1996), ‘Türkler ve Ermeniler, 1915 ve Sonrasý’ adlý bölümde 140 sayýlý dipnot.
[5] 26 Nisan 2001 tarihinde Vatikan Radyosu’nda yapýlan ve telefonla katýldýðým bir oturumda, parlamentolarýn soykýrým yapýldýðý ya da yapýlmadýðý konusunda karar alamayacaklarýný belirtmem üzerine, oturuma katýlan bir Ýtalyan gazeteci, kendi ülkesinde ve baþka ‘uygar ülkelerde’ parlamentolarýn istedikleri her türlü kararý alma yetkilerinin bulunduðunu ve bunun kýsýtlanamayacaðýný, demokrasi dersi verircesine vurgulamýþtýr. Uluslararasý sözleþmelere aykýrý davranmanýn bir devletler hukuku ihlali olduðunu, siyasal kurumlarýn yetkili yargý organýnýn yerine geçmesi halinde, uluslararasý hukuk alanýnda kaos doðacaðýný belirttim; ancak fanatik muhatabýmý ikna edebildiðimi sanmýyorum.
[6] Bu konuda geniþ bilgi için bkz.: Bilal Þimþir, Malta Sürgünleri, (Ýstanbul: Milliyet Yayýnlarý, 1976).
[7] Ermeni yöneticilerinin toprak talepleri yeni deðildir. 16 Aralýk 1989 tarihinde yayýmlanan Armenian Mirror-Spectator gazetesine demeç veren Ermeni Dýþiþleri Bakaný Mýgýrdýçyan, Türkiye’nin doðusunun Ermenistan’a ait olduðunu, 1921 yýlýnda çizilen Türk Sovyet sýnýrýnýn Ermenistan’ýn oluru alýnmadan saptandýðýný, Ermeni topraklarýnýn Türkler’e verildiðini, þimdi istedikleri topraklara ülkelerinin simgesi olan Aðrý Daðýnýn dahil olduðunu belirtmiþtir. Öte yandan 5 Mart 2000 tarihinde Armenpress Ajansý’na bir demeç veren Ermenistan Cumhuriyeti Dýþiþleri Bakaný Vartan Oskanyan Türkiye’nin tarihi düþmanlarý olduðunu söylemiþtir.
[8] Taner Akçam, Ýnsan Haklarý ve Ermeni Sorunu, (Ankara: Ýmge Yayýnevi, 1999); Ermeni Tabusu Aralanýrken Diyalogdan Baþka Bir Çözüm Var mý?, (Ankara: Su Yayýnlarý, 2000).
[9] Halide Edip Adývar, Türk’ün Ateþle Ýmtahaný, (Ýstanbul: 1979), s. 14. Timur, a.g.e., 157 sayýlý dipnotunda bu referansa yollama yaptýktan sonra, Ahmet Emin Yalman’ýn tehcirin yok edici koþullarýný anlattýðýný, Teþkilat-ý Mahsusa adýný taþýyan çetelerin doðrudan doðruya imha hedefinin arkasýndan koþtuklarýný Yakýn Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim adlý kitabýnýn 1. cildinin 331. sayfasýnda bunlarý yazdýðýný belirtmektedir.
[10] Fransýz Meclisi’nin yasayý sadece 51 milletvekilinin katýlýmýyla kabul etmiþ bulunmasý Fransa Parlamentosu’nun iç tüzük kurallarýna göre geçerlidir. Kendimizi aldatmayalým, Fransa Parlamentosu’ndaki tüm siyasal partiler bu konuda ittifak halindedirler.
[11] Fransa’da mezarlýklar Ermeniler’in Fransa için öldüklerini belirten anýtmezarlarla doludur. Hatýrlanacaðý üzere Fransa, 1920’de Türkiye’nin üstüne sürüp Çukurova’da ve Maraþ’ta savaþtýrdýðý Ermeniler’i yüzüstü býrakýp kaçmýþ, Ankara Hükümeti ile anlaþmýþtýr. Þu an Ermeniler’e gösterilen yakýnlýk o dönemin ‘günahlarý’ nedeniyle bir tür vicdaný rahatlatma çabasý olarak da deðerlendirilebilir. Fransa’nýn Ermeni sorunundaki rolü hakkýnda ayrýca bkz.: Süleyman Hatipoðlu, ‘Fransýz Ýþgali Sýrasýnda Çukurova’da Ermeni Mezalimi, 1918-1922’, Türk Yurdu, Cilt: 8, Sayý: 9, Ekim 1987, ss. 24-28; Yavuz Ünsal, ‘Fransýz Dýþiþleri Bakanlýðý Belgelerinde Ermeni Kýrýmlarý Sorunu’, DTCF Dergisi, Ankara, 1982, ss. 647 - 682; Erdal Yavi, 1856-1923 Emperyalizm Kýskacýnda Türkler, Ermeniler, Kürtler, (Ýzmir: Yazýcý Yayýnevi, 2001);
[12] Jean Pierre Peroncel Hugoz (PH)-Türkler neden Ermeni soykýrýmýný kabul etmeyi hala reddediyorlar?
Bernard Lewis (BL) –Tarih alanýnda Ermeni versiyonunu kabulden mi söz ediyorsunuz? Türkiye’de bir yandan Ruslar’ýn ilerlemesi, öte yandan baðýmsýzlýklarýný elde etmek isteyen bu amaçla Kafkasya’dan gelen Ruslar ile açýkça iþbirliði yapan Osmanlý karþýtý olan bir halk grubunun varlýðý sebebiyle Türkler’in bir Ermeni sorunu vardý. Öte yandan, Ermeni çeteleri vardý - Ermeniler direniþlerinin þanlý baþarýlarýyla övünürler-; ve muhakkak ki Türkler’in savaþ içinde asayiþi koruyabilme konusunda sorunlarý bulunuyordu. Türkler için yabancý bir gücün istilasý tehlikesi altýnda olan güvensiz bir bölgede önleyici ve cezalandýrýcý önlemler alýnmasý söz konusuydu. Ermeniler ise ülkelerini kurtarmak istiyorlardý. Ama her iki taraf ta tenkilin coðrafi bakýmdan sýnýrlý olduðunu kabul ediyorlar. Örneðin, Osmanlý Ýmparatorluðunun diðer bölgelerinde oturan Ermeniler bu tenkilden etkilenmediler. Korkunç þeyler olduðundan, çok sayýda Ermeninin – ama Türkün de – öldüðünden kimse kuþku duymuyor .Ancak ölenlerin hangi koþullarda öldükleri ve sayýlarý hiç br zaman bilinemeyecek…Suriye’ye doðru tehcir sýrasýnda binlerce Ermeni soðuktan ve açýklýktan öldü. Ama soykýrýmý savý ileri sürülüyorsa, Ermeni ulusunu sistematik biçimde ortadan kaldýrma kararýnýn ve bilinçli bir politikanýn varlýðýndan söz ediliyor demektir. Bu konu çok þüphelidir. Türk belgeleri, tehcir iradesi olduðunu gösteriyor, yok etme iradesini deðil.
P.H. Türkler bu söylediklerinizi kabul ediyorlar mý?
B.L. Hangi Türk’ten söz ettiðinize baðlý. Resmi makamlar hiç bir þey tanýmýyorlar. Bazý Türk tarihçileri ise daha göreceli yanýtlar vereceklerdir size.
[13]ransa Ulusal Meclis Belgesi No. 2855; François Rochebloine’ýn 1915 Ermeni Soykýrýmýnýn Tanýnmasý baþlýklý 10 Ocak 2001 tarihli raporu
[14]evon Maraþlýyan, Ermeni Sorunu ve Türk-Amerikan Ýliþkileri 1919-1923, (Ýstanbul: Belge Yayýnlarý, 2000).
[15]ündüz Aktan’ýn Radikal’de yazdýðý Bazý Belgeler baþlýklý makalesinden alýntý. Malta sürgünleri hakkýnda suçlayýýcý delil bulunamamasý konusuna Taha Akyol da 25 Eylül 2000 tarihinde Milliyet’te yayýmlanan ‘Malta Sürgünleri’ baþlýklý makalesinde deðindi.
[16] Ýnsanlar, kimi Ermeniler’den ve onlar gibi düþünenlerden gelen -derlenmiþ bilgi, söylenti, propaganda kümesini- almaða ve onaylamaða hazýr olduklarý için; veya inandýrýcý bulduklarý için; veya gelen bu bilgiler tarihten süzülerek kendilerinde ulaþmýþ bulunan Türk imgesine uyduðu için; hatta günümüzdeki geliþmeler oluþmuþ bulunan bu imgeyi doðruladýðý için; Ýttihat ve Terakki davalarýnda o zaman alýnan kararlar bugünkü etik deðerlendirmenin dayanaðýný oluþturduðu için; veya
b) kendilerine tarafýmýzdan inandýrýcý karþý bilgi ulaþtýrýlamadýðý için; veya
c) sunduðumuz ilgiler çaðdaþ iletiþim tekniklerine uygun biçimde hazýrlanamadýðý ve iletilmediði için. (En zayýf noktamýz buradadýr; yüzlerce sayfa kitap yazýp muhataba postalamak yetmez; okunmasýný saðlamak, özetlemek, çaðdaþ iletiþim teknikleri kullanmak, sosyal psikoloji bilmek lazým);veya
d) tarihten veya kültürel birikimlerinden gelen öndeðerlendirmeler veya önyargýlarla “doldurulmuþ” bulunduklarý ve kaný deðiþimine direnç gösterdikleri için; veya
e) iletiþimde ikna sürecinin nasýl iþlediðini bilmediðimiz ve herkesin gönderdiðimiz bilgilerle yetinmesi ve bunlara inanmasý gerektiðini sandýðýmýz için; veya
f) karþý görüþler ve tezler inandýrýcý belge ve kanýtlarla sunulduðu için.
[17] TBMM, Dönem 21,Yasama Yýlý 3; S sayýsý: 665 Ermeni sorunu ile ilgili olarak sunulan yasa teklifleri ile Ýçiþleri ve Dýþiþleri Komisyonlarý raporlarý. 2/669, 2/671,2/673
[18] TBMM’de 14 Nisan 2001 ‘de düzenlenen sempozyuma davetli olan Ermeni Cumhuriyeti vatandaþý tarihçiler toplantýya katýlmadýlar. Oysa, onlara görüþlerini Türkiye Cumhuriyetinin en yüce çatýsý altýnda dile getirme olanaðýnýn saðlanmýþ bulunmasý çok önemli bir jest, aðýrlýðý bulunan bir dostluk mesajýydý. Ama onlar karþý görüþlerin ileri sürüleceði bir mekanda bulunmayý bile kabul edmeyecek derecede baðnaz ve güdümlüler.
[19] Halil Berktay, ‘Ermeniler’i Özel Örgüt Öldürdü’, Radikal, 9 Ekim 2000: ‘Teþkilat-I Mahsusa’nýn adamý Bahaittin Þakir, bir kýsmý ipten kurtulmuþ mahkumlardan olauþan özel ölüm timleri organize etti.’
[20] Taner Timur Küreselleþme ve Demokrasi Krizi (Ankara: Ýmge Kitabevi, Aðustos 1996) adlý kitabýnda ‘Türkler ve Ermeniler: 1915 ve Sonrasý’ adlý bölümde Ýttihat ve Terakki Hükümeti’nin Ermeniler ile kucaklaþarak iktidara geldiklerini, sonradan Türkçülüðe kamýþ olsalar bile, hiçbir zaman Ermeniler’e karþý ýrkçý bir doktrin geliþtirmediklerini; Ermeni tehciri kararýnýn çöküþ paronayasýnýn bir sonucu olduðunu Talat Paþa’nýn anýlarýnda 1915 olaylarýný – vicdansýz ve seviyesiz insanlarýn elinde bir facia þeklini aldýðýný yazdýðýný (s. 238), ayný kitabýn bir diðer kýsmýnda ise ‘tehcirin vahim bir kýrým olduðunu’ belirtmektedir (s. 241).
[21] Bu konunun sorumluluðunu da eski Türkçe okuyabilen ve emekli olduktan sonra Hazine-i Evrak’ta bir süre çalýþtýrýlan emekli Dýþiþleri mensuplarýna yüklemek isteyenler var.” Bu iþler profesyonel arþivcilerden alýnýp ta amatörlere havale edilirse, iþte böyle olur” diyorlar.
[22] James BACQUE Other Losses, 1989 Stoddart Publishing Co. Limited, Toronto Canada. Bu kitabýnm Fransýzca’ya çevirisi 1990 ‘da Fransa’da Sand Yayýnevi tarafýndan, Mort Pour Raisons Divers baþlýðý altýnda yayýmlandý; kýsa zamanda gizli eller tarafýndan piyasadan toplandý; zira bu kitapta Fransa’nýn da Amerika gibi büyük sorumluluðu bulunduðu kanýtlanýyordu.
[23] TBMM’ne sunulan yasa tasarýlarý arasýnda ‘TBMM Fransa’nýn 1954–1962 yýllarý arasýnda Cezayir’de gerçekleþtirdiði soykýrýmýný Ruanda’daki soykýrýmýna katkýsýný tanýr ve kýnar’; Türkiye Fransa’nýn Cezayir’de yaptýðý soykýrým katliamýný açýkça kabul eder” gibi ifadeleri vardý. Soykýrýmý suçunun iþlenip iþlenmediðini yargý organý saptayabilir, parlamentolar deðil. Ayrýca soykýrýmý suçunu devlet deðil, birey iþler. TBMM Komisyonlarýnýn bu önerileri benimsememiþ bulunmasý çok isabetli olmuþtur.
[24] Akçam kitabýnda þunlarý söylüyor: ‘Avrupa’da sadece azýnlýklara yönelik katliam haberlerinin oldukça abartýlý ve tek yanlý aktarýlmasý, buna karþý Türk veya Müslüman halka yönelik katliamlarýn pek söz konusu edilememesi, Türk ulusal kimliði üzerinde derin izler býrakmýþtýr’. Taner Akçam, Türk Ulusal Kimliði ve Ermeni Sorunu, (Ankara: Ýletiþim Yayýnevi, Ekim 1992), s. 81.
[25] Timur kitabýnda þunlarý söylüyor: ‘Ermenistan Baþkaný Ter Petrosyan’ýn danýþmaný tarihçi G. J. Libardian, kendisine Türk Ermeni iliþkilerini soran bir Alman dergisine (Der Spiegel, 23 Mart 1992) verdiði yanýtta – eskiden kültürlerimiz birbirine yakýndý. Birinci Dünya Savaþý’ndaki soykýrýma raðmen bu yakýnlaþma yeniden saðlanabilir – demiþtir. Timur, Küreselleþme, s. 242.
| |