AnasayfaÝletiþim
  
English



E-B�lten �yeli�i

G�nl�k b�ltenimize �ye olmak i�in a�a�daki alanlar� doldurunuz.
Ad:
Soyad:
Eposta:


DERG� SAYILARI

Býrakýn Tarihçiler Karar Versin

Prof. Dr. Justin MCCARTHY*
ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 2, Haziran-Temmuz-Aðustos 2001

 
Günümüzde süre giden Ermeni meselesi tartýþmalarý boyunca tarih yazmaya çalýþan politikacýlarý hedef alan bir yaklaþým ortaya çýkmýþtýr. “Býrakýnýz tarihçiler karar versin”. Bu ifadeyle ne demek istediðimizi çok azýmýz ortaya koyabilmiþtir. Þimdi bunu yapmanýn tam zamanýdýr.

Milliyetçi eðilimleri korumak amacýyla yazýlmýþ yanlý tarih ile olmasý gereken tarih arasýnda çok büyük bir fark vardýr. Tarih geçmiþ hakkýndaki doðruyu bulmayý hedefler. Tarihçiler doðrunun aldatýcý olduðunun farkýndadýrlar. Kararlarýný etkileyen önyargýlarýnýn olduðunu bilirler. Bütün gerçeklere hiçbir zaman ulaþýlamayacaklarýný da bilirler. Fakat tüm bunlara raðmen her zaman doðruyu bulmaya çalýþýrlar, o doðru her ne ise.

Tarihi kullanan milliyetçiler ise çok farklý emellere sahiptirler. Geçmiþteki olaylarý milli mücadelelerinde birer silah gibi kullanýrlar. Onlarýn bir amaçlarý vardýr- davalarýný kazanmak- ve bu uðurda her þeyi kullanýrlar. Bir tarihçi bütün ilgili gerçekleri bir araya getirmeye ve bir bütünlük içinde olaylara bakmaya çalýþýrken, öte yandan bir milliyetçi tarihten amacýna yönelik olan parçalarý seçer ve diðerlerini dikkate almaz.

Diðer insanlar gibi tarihçiler de politik amaç ve ideolojilere sahiptirler, fakat gerçek bir tarihçi gerçekler onun inancýný doðrulamadýðýnda hatalarýný da kabul eder. Ancak davasý uðruna her þeyi göze almýþ bir milliyetçi bunu asla yapmaz. Gerçekler öngördüðü teorilere uymazsa, milliyetçi onlarý dikkate almaz ve davasýný tamamlamak için baþka yollar arar. Gerçek tarihçiler hatalar yapabilirler. Davasý uðruna her þeyi göze alan milliyetçi ise bilinçli hatalar yapar ve entelektüel suç iþlerler.

Ermeni Sorunu uzun süreden beri milliyetçi çalýþmalara konu olmaktadýr. Bu ise tarihsel araþtýrmanýn prensiplerini hiçe sayan tutarsýz bir tarihin oluþmasýna neden olmaktadýr. Fakat Türkler ve Ermeniler kullanýlmasý gereken araçlarla tarihe yaklaþtýklarýnda, mantýklý ve tutarlý sonuçlar elde edeceklerdir. “Býrakýn tarihçiler karar versin”; bütün gerçeklere bakan, bütün görüþleri deðerlendiren, tarihsel prensiplere baþvuran ve mantýklý sonuçlara varan diðer tüm tarihsel araþtýrmalar gibi, yapýlmasý gereken tarihsel bir araþtýrmaya çaðrýdýr.

Tarihçiler özellikle þu temel sorularý sorarlar: “Bir Ermenistan var mýydý? Ermenilerin Osmanlý Ýmparatorluðu içinde kendi devletlerini haklý olarak talep edecekleri kadar Ermenilerin çoðunluðu oluþturduðu bir bölge var mýdýr?”

Bunlarýn cevaplarýný bulabilmek için, tarihçiler özellikle istatistik arþivleri olmak üzere, devlet nüfus istatistiklerine bakarlar, çünkü devletler çok nadiren kendi kendilerine yalan söylerler. Devletler kendi vatandaþlarýnýn sayýsýný bilmek, onlarý anlamak, izlemek, askere almak ve daha önemlisi vergilendirmek için bilmek isterler.

Bu konuda Osmanlýlarýn diðer devletlerden farký yoktur. Diðer devletler gibi hatalar yaparlar, özellikle de kadýnlarýn ve çocuklarýn sayýmýnda bu hatalar söz konusudur. Ancak bu eksik sayýmlar istatistiksel metotlar kullanýlarak düzeltilebilir. Sonuçta Osmanlýda yaþayan Ermenilerin sayýsý hakkýnda en gerçekçi tabloyu elde etmiþ oluruz. Birinci Dünya Savaþý baþlarýnda Ermeniler “Osmanlý Ermenistan” (Ottoman Armenia) diye tabir ettikleri bölgede toplam nüfusun yalnýzca %17’sini teþkil etmekteydiler. Aslýnda dünyadaki tüm Ermeniler Doðu Anadolu’ya gelseler yine de orada çoðunluk oluþturamazlardý.

Osmanlý’nýn doðusunda yaþayan Ermenilerin görece az sayýda bulunmalarýndan þu iki çýkarýma ulaþýlabilir: Birincisi, Anadolu’daki Ermenilerin Osmanlý Devleti’ne karþý tek baþlarýna büyük bir tehlike oluþturmalarý olanaksýzdý. Bazý Ermeni isyancýlarý devlet düzenini bozmuþ olabilir, ancak bunlarýn çok azý Osmanlý otoritesini tehdit edecek düzeydeydi. Ermeni isyanlarý, yalnýzca Ruslar tarafýndan saðlanabilecek olan dýþ desteðe ihtiyaç duymuþlardýr. Ýkincisi, Ermeni milliyetçileri öncelikle o bölgede yaþayan Müslümanlarý tamamen tahliye ettikleri takdirde yalnýzca kendilerine ait olan devleti yaratabileceklerdi.

Müslüman-Ermeni arasýndaki düþmanlýðýn tarihi geliþimini anlamak için tarihsel prensipler kullanýlabilir. Bu ilkeler uygulandýðýnda Ermenilerin tarihinin de baþka tarihlerden farklý olmadýðý görülür. O tarihin bir kýsmý, çevre koþullarý nedeniyle tekdir, ancak diðer tarihlerle baþka yer ve zamanlarda geçen olaylarla benzerlikler taþýr. Bu prensipler:

1. Çoðu etnik çatýþmalar uzun süreler içerisinde oluþurlar. Almanlar ve Polonyalýlar, Finliler ve Ruslar, Hint yarýmadasýndaki Hindular ve Müslümanlar, Ýrlandalýlar ve Ýngilizler, Avrupalýlar ve Kuzey Amerika’daki yerli Amerikanlar- bütün bu çatýþmalarýn yayýlmasý kuþaklar boyu ve sýk sýk da yüzyýllarca sürdü.

2. Modern zamanlara gelinceye kadar etnik gruplarýn ve insanlarýn toplu, çoðu karþýlýklý, ölümlerinin en az iki tarafýn savaþmasýnýn bir sonucuydu.

3. Milliyetçi devrimcilerle devletler arasýnda çatýþma çýktýðýnda taraflarýn ilk karþý karþýya gelmesini devrimciler baþlatmýþlardýr. Yerleþik devletlerin çýkarýný iç barýþ oluþturur. Ýyimser olarak baktýðýmýzda, devletlerin yurttaþlarýna saðladýklarý yararlar sonucunda iç huzur beklerler. Daha az iyimser olursak, barýþýn vergi toplamayý ve iç deðil de dýþ düþmanlarla savaþmak için orduyu kullanmayý kolaylaþtýrdýðý görülür. Dünya tarihi bunun örnekleriyle doludur. Osmanlý Ýmparatorluðu içindeki Yunanistan, Sýrbistan ve Bulgaristan isyanlarý bu prensibin doðruluðunu gösterir þekildedir.

Bu prensipler doðrultusunda, Türklerin ve Ermenilerin tarihi, baþkalarýnýn tarihinden farklý deðildir. Tarihi prensipler uygulanmýþtýr.

Türkler ve Ermeniler arasýndaki anlaþmazlýk uzun bir süre içerisinde geliþmiþtir. Ermeni-Müslüman anlaþmazlýðýnýn ortaya çýkmasýnda ilk suçlanmasý gereken Ruslarýn emperyalist yayýlmasýdýr. Korkunç Ivan zamanýnda, 16. yüzyýlda Ruslar fethettikleri topraklardan Müslümanlarý sürme politikasý izliyorlardý. Sonraki üç yüz yýl boyunca, Müslümanlar, çoðu Türk olmak üzere, bugün Ukrayna, Kýrým ve Kafkasya olarak bilinen yerlerde ya öldürüldüler ya da buralardan sürüldüler. 1770’lerden 1850’lere kadar Rus saldýrýlarý ve Rus kanunlarý 400,000’den fazla Kýrým Tatar’ýný topraklarýný terk etmeye zorladýlar. Kafkasya bölgesinde 1.2 milyon Çerkez ve Abhaza Ruslar tarafýndan ya sürüldü ya da öldürüldü. Bunlardan üçte biri yaþamýný kaybetti- çoðunlukla göz ardý edilen Müslüman katliamlarýndan biridir. Tatarlar, Çerkezler ve Abazalar Osmanlý Ýmparatorluðu’na geldiler. Onlarýn varlýðý Osmanlý Müslümanlarýna Rus istilasýnýn neler yapabileceðini öðretti.

1790’larda Kafkasya bölgesindeki Ermeni azýnlýðýn üyeleri Müslüman yönetime karþý isyana baþladý ve Rus istilacýlarla ittifak kurdular. Silahlý Ermeni birlikleri Ruslara katýldýlar. Ermeni casuslar Ruslar için istihbarat çalýþmalarda bulundular. Bu savaþlarda Müslümanlar katledildi ve sürüldüler. Ermeniler buna karþýlýk daha önce, Karabað gibi, Müslümanlarýn yaþadýklarý yerlere göç etmeye baþladýlar. Bu Güney Kafkasya ve sonra Doðu Anadolu’da yaþayan insanlarýn, iki farklý kampa bölünmelerine yol açacak olaylarýn baþlangýcýdýr-bir tarafta Rus Ýmparatorluðu ve Ermeniler, diðer tarafta Müslüman halk ve Osmanlý Ýmparatorluðu. Çoðu Ermeni’nin ve Müslüman’ýn kuþkusuz bu anlaþmazlýklarla ilgisi yoktu, ama olaylar onlarý bir taraf tutmaya zorladý.

1827-1829 Ruslar ve Ýranlýlar ile Ruslar ve Osmanlýlar arasýndaki savaþlar doðuda 1920’lere kadar sürecek olan nüfus deðiþimlerine neden oldu. Ruslar bugün Ermenistan Cumhuriyeti olarak tanýnan Ermeni Hanlýðý’ný fethettiklerinde nüfusunun çoðunluðunu Müslümanlar oluþturuyordu. Bunlarýn yaklaþýk üçte ikisi, 60,000 Müslüman, Ruslar tarafýndan Erivan’ýn dýþýna sürüldüler. Ruslar iþgallerini Ermenilerden de destek bulduklarý Anadolu’da sürdürdüler. Savaþýn sonunda Ruslar Doðu Anadolu’yu terk ederken onlara 50-90,000 kadar Ermeni de katýldý. Erivan ve diðer bölgelerden sürülen Müslümanlarýn yerlerine yerleþtiler, onlara Ýran’dan gelen 40,000 Ermeni de katýldý.

Büyük nüfus deðiþimleri baþlamýþ ve sonucunda Anadolu Müslümanlarý ve Ermenileri arasýndaki güven kaybolmuþtu. Ruslar 19. yüzyýlda, Kýrým Savaþý ve 1877-78 Rus-Türk Savaþý sýrasýnda Anadolu’yu iki kere daha fethedeceklerdi. Her iki savaþta da önemli sayýda Ermeniler Ruslara katýlýp casusluk ve iþgal kuvvetleri polisliði yapmýþlardýr. Örneðin Erzurum’da, Ýngiliz konsolosluk görevlilerinin raporuna göre Ruslar tarafýndan atanan Ermeni polis þefi ve onun komutasýndaki Ermeni kuvveti “Muhammet’e inananlara taciz etmiþler, kötü davranmýþlar ve hakaret etmiþlerdi”, ve 6,000 Müslüman aileyi þehri terk etmeye zorlamýþlardý. Ruslar geri çekilirken Müslümanlarýn intikamýndan korkan 25,000 Ermeni de onlara katýldý. Ancak en büyük göç 1882 yýlýnda çoðunluðu Türk olan 70,000 Müslüman’ýn ve 40,000 Lazýn Ruslarýn iþgal ettikleri topraklardan sürülmesidir.

1900’lerde yaklaþýk 1,400,000 Türk ve Kafkas Müslüman, Ruslar tarafýndan yerlerinden edilmiþtir. Bunlarýn üçte biri ölmüþ, öldürülmüþ ya da açlýk ve hastalýklarýn kurbaný olmuþtur. 125,000 ile 150,000 arasýnda Ermeni, Osmanlý Anadolu’sundan (Ottoman Anatolia) Erivan’a ve Ruslarýn elinde bulunan Güney Kafkasya’nýn diðer bölümlerine göç etmiþlerdir.

Bu Rus emperyalizminin ödettiði bedeldi. Yalnýzca bir buçuk milyon insan sürülmek ve öldürülmekle kalýnmamýþ, ayný zamanda etnik barýþ da yok edilmiþtir. Müslümanlara, yedi yüz yýldýr beraber yaþadýklarý 19. yüzyýldaki Ermeni komþularýnýn, Rus ilerlemesiyle, bir kez daha düþman olabileceklerini öðretmiþlerdi. Ruslar, tarih öðretileri anlaþmazlýklar ve toplu katliamlar içinde muhtemel olan, iki taraf yaratmýþlardý.

Ermeni isyancýlarýn eylemleri Osmanlýnýn doðusundaki Müslümanlar ve Ermeniler arasýndaki ayrýlýðý ve karþýlýklý korkuyu arttýrdý.

Belli baþlý Ermeni devrim örgütleri 1880’lerde ve 1890’larda Rus Ýmparatorluðu’nda kurulmuþtu. Bu örgütler ideolojik olarak sosyalist ve milliyetçilerdi. Seçtikleri silah ise terördü. Ýsyancýlar açýkça planlarýnýn Bulgaristan’ýn Osmanlý Ýmparatorluðu’na karþý koyduðu planla ayný olduðunu ortaya koymuþlardý. Ýsyancýlar Bulgaristan’da öncelikle Müslüman köylüleri katletmiþlerdi. Osmanlý Devleti bu sýrada Bosna’da Sýrplarla savaþ halindeydi ve yerel Türk halktan kendilerini bu isyancýlara karþý savunmalarýný istemiþti, bunu gerçekleþtirdiler de, ama birçok can kaybettiler. Avrupa gazeteleri ölen Müslümanlardan deðil de Bulgarlardan bahsetti. Avrupalýlar bütün bu ölümlerin isyanlardan kaynaklandýðýna inanmýyor, Türklerin kötü niyetine baðlýyorlardý. Ruslar görünüþte Hýristiyanlarý kurtarmak amacý ile iþgal etmiþlerdi. Sonuç Bulgaristan’da yaþayan Müslüman halkýn %17’sini oluþturan 260,000 Türkün öldürülmesi ve %34’ünün de sürülmesi olmuþtur. Ermeni isyancýlarýn da izlemek istedikleri plan buydu.

Ermeni isyanlarý hem Rus hem de Osmanlý topraklarýnda yaþayan Ermenilerin gerilla çeteleri kurmalarýyla baþladý. Silahlar kaçak olarak elde edildi. Bu gerillalar Osmanlý devlet memurlarýný öldürdüler, Müslüman köylere saldýrdýlar, ve on dokuzuncu yüzyýlýn en etkili terör silahý olan bombayý kullandýlardý. 1894’te isyancýlar artýk açýk bir devrim için hazýrdýlar. Ýsyanlar Sasun, Zeytun, Van ve diðer bölgelerde 1894 ve 1895’te baþladý. Bulgaristan’da olduðu gibi masum sivilleri öldürmekle iþe baþladýlar. Zeytun isyanýnýn lideri emrindeki kuvvetlerinin 20,000 Müslüman’ý öldürdüðünü açýkladý. Bulgaristan’da olduðu gibi Müslümanlar karþýlýk verdiler. Örneðin Van’da 400 Müslüman ve 1,700 Ermeni Öldü. Ýsyanlar birbirini izledi.1909’da Adana’da, devlet kontrolü kaybedince, Ermeni isyaný çok kötü bir hal aldý ve isyancýlar ve masumlar olmak üzere çoðunluðu Ermeni 17,000 ile 20,000 arasý insan öldürüldü. Ýsyanlar devam ederken, 1894 ve 1897’de Ermeniler en büyük intikam saldýrýlarýnýn onlardan gelebileceðini düþünerek kasýtlý olarak Kürt aþiretlerine saldýrdýlar. Bunun sonucu olarak Kürtler ve Ermeniler arasýnda meydan savaþlarý baþladý.

Ama iþler Ermeni isyancýlar için kötü gitti. Ermeniler Bulgarlarýn planýný izlediler, Müslümanlarý öldürdüler ve intikam saldýrýlarýna maruz kaldýlar. Kendi insanlarý daha fazla acý çekti. Güvendikleri Ruslar ve Avrupalýlar da bu olaylara karýþmadýlar. Avrupa’nýn politikalarý ve iç sorunlar Ruslarý engelledi.

Ermeni isyancýlarýn yaratmak istedikleri neydi? Sýrplar ve Bulgarlar Osmanlý Ýmparatorluðu’na karþý isyan ettiklerinde talep ettikleri, Sýrplarýn ya da Bulgarlarýn çoðunlukta olduðu topraktý. Kendi topraklarýndan Türkleri ve diðer Müslümanlarý kovmuþlardý, ama bu Müslümanlar zaten bir çoðunluk deðillerdi. Bu Ermeniler için geçerli deðildi. Þiddetle göz diktikleri topraklarda çoðunluðu Müslümanlar oluþturuyordu. Bir Ermenistan kurmanýn yolu bu Müslümanlarý kovmaktý.

Birinci Dünya Savaþý’ný iyi anlayabilmek için bu tarihi çok iyi bilmek gerekir. Uzun bir tarihsel süreç içerisinde iki anlaþamayan taraf oluþtu.

Rus emperyalistler ve Ermeni devrimciler Osmanlýlarýn istemediði bir kavga baþlattýlar. Osmanlýlar Ruslarýn ve Ermenilerin planlarýna karþý gelerek kendi vatandaþlarýný savunmak zorundaydý. Tarih Osmanlýlara, Ermeniler eðer zafer kazanýrsa bunun toprak kaybetmenin yaný sýra toplu sürülmenin ve öldürülmenin de Müslüman çoðunluðun kaderi olacaðýný öðretmiþti. Bu da Ermeni isyanýnýn kesinlikle temel amacýydý.

Büyük Savaþýn beraberinde getireceklerini 1905 Rus Devrimi’nde görebiliriz. Ruslar Azerbaycan’daki etnik anlaþmazlýklarý körüklemiþler ve iki toplum arasý savaþý tahrik etmiþlerdir. Azeri Türkleri ve Ermenileri boyunduruðu altýnda yaþadýklarý imparatorluða karþý savaþacaklarýna birbirleriyle savaþmýþlardýr. Hem Türkler hem de Ermeniler birbirlerini düþman kabul etmenin acý derslerini öðrendiler, ve çoðu da ne kan ne de savaþ istiyorlardý. Ama taraflar çoktan yaratýlmýþtý.

1914 sonlarýnda Osmanlý doðusundaki toplumlar arasý anlaþmazlýk Ermeni isyaný ile baþlamýþtýr.  Yaklaþýk 8,000’i Kaðýzman’dan, 6,000’i Iðdýr’dan ve diðer yerlerden olan Anadolu Ermenileri Rusya’nýn elinde bulunan Güney Kafkasya’ya eðitime gitmiþlerdi. Daha sonra yerel isyancýlara katýlmak üzere geri döndüler ve isyan bütün doðuyu sardý. Osmanlý Devleti sadece Sivas vilayetinde 30,000 isyancý olduðunu tahmin ediyordu, muhtemelen abartýlmýþ olmakla beraber isyanýn geniþliði açýsýndan önemli bir ölçüdür. Askeri hedefler saldýrýlmasý gereken ilk yerlerdi: telgraf telleri kesilmiþti. Stratejik dað yollarý tutulmuþtu. Ýsyancýlar özellikle doðuda asker toplamakla görevli Osmanlý devlet memurlarýný hedef almýþlardý. Uzak kesimlerdeki Müslüman köylere ilk saldýrýlar ve Müslümanlara yönelik katliamlar baþladý. Ýsyancýlar Zeytun, Muþ, Þebin Karahisar, ve Urfa’yý almaya çalýþtýlar. Sýnýrlarda bulunmasý gereken Osmanlý silahlý kuvvetleri, bunun yerine içeride isyanlarý bastýrmak zorunda býrakýlýyordu.

En þiddetli isyan hareketi Van þehrinde görülmüþtü. 1915 Mart’ýnda kenti zayýf bir Osmanlý garnizonunun elinden aldýlar ve kaçamayan bütün Müslümanlarý öldürdüler. Civar bölgeden toplanan 3,000 Kürt toplanýp Van’ýn dýþýnda yer alan Zeve’ye getirildi ve burada katledildi. Buna cevaben Kürt aþiretler, önlerine çýkan Ermeni köylülerden intikamlarýný aldýlar.

Tarihsel prensipler yine iþ baþýndaydýlar. Ýsyancýlar eyleme geçmiþler ve sonunda ortaya, savaþan iki taraf çýkmýþtý. Ermenilerin Van ve çevresinde yaptýklarýndan sonra Müslümanlar Ermenileri kendilerini öldürebilecek düþman olarak görmeye baþlamýþlardý. Ermenilerin tek korktuðu þey Müslümanlarýn intikam almalarýydý. Bu insanlarýn çoðunda savaþma isteði yoktu, ama buna zorlanmýþlardý. Bu çatýþma acýmasýz olacaktý.

Sonraki beþ yýl içerisinde Osmanlýnýn doðusunda tam bir savaþ yaþanýyordu. Ruslar saldýrýya geçmiþ ve doðuyu ele geçirmiþ, bir milyondan fazla Müslüman ölmektense mülteci olmayý tercih etmiþti. Kaçarlarken yolda Ermeni çetelerin saldýrýlarýna maruz kaldýlar. Ruslar geri çekilirken bu defa kaçma sýrasý Ermenilere gelmiþti. Ruslar saldýrdýlar ve geri çekildiler, sonra tekrar saldýrdýlar, sonra bir kez daha geri çekildiler. Her ilerleyiþlerinde yüz binlerce insanýn kaçmasýna neden oldular.

Doðu Anadolu’da iki savaþ yaþandý, biri Rus ve Osmanlý ordularý arasýnda ve diðeri yerel Müslüman ve Ermeniler arasýnda. Ordular arasýndaki savaþta siviller ve düþman askerleri bazen insancýl bazen de kötü muamele gördüler. Ama Müslümanlar ve Ermeniler arasýndaki savaþta hiç merhamet yoktu. Ailelerini savunmak için erkekler bütün gaddarlýklarýyla savaþtýlar.

Bugün genel kaný olarak göç olayýnýn sadece bir tarafýný görülüyor, diðer bir deyiþle sadece Anadolu’daki zorunlu göç, Ermenilerin tehciri görülüyor. Aslýnda zorunlu göç olaylarý sadece Ermeni tehciri demek deðildir. Ermeniler için en kötü zorunlu göç, geri çekilen ordularýyla birlikte yaþadýklarýdýr. Onlar da, ayný Osmanlý ordularýyla birlikte geri çekilen Müslüman halk gibi acý çekmiþlerdir. Açlýk ve hastalýklar, her iki taraftan da, düþman mermilerine hedef olan insanlardan daha fazla insan öldürmüþtür. Tarihsel prensipler içerisinde bu öngörülmüþtür: açlýk ve hastalýk her zaman en kötü katillerdir. Yine bir tarihsel prensibe göre mülteciler her zaman en fazla acý çekenlerdir.

Bir çok zorunlu göçten biri de Ermenilerin Anadolu’dan Osmanlý Hükümeti tarafýndan planlý bir þekilde göç ettirilmesidir. Tarihin ve savaþta geçen olaylarýn ýþýðýnda, Osmanlýlarýn Ermenilerden korkmalarý için bariz nedenleri olduðu gerçekti, ve zorunlu göç tarihsel olarak Balkanlarda ve Orta Doðuda sorunlarýn çözümü için uygulanan yöntemlerden biriydi. Þu da doðrudur ki, askerleri Ruslarla ve Ermenilerle savaþan Osmanlý Hükümeti, Ermeni göçmenleri iyi koruyamamýþtýr. Ne yazýk ki, 200,000’den fazla göçmen Ermeni Büyük Suriye’ye ulaþmýþ ve yaþamýþlardýr. (Bazýlarýna göre toplam göç edenlerin üçte ikisi kurtulmuþlardý.)

Zorunlu Ermeni göçünde soykýrým yapýldýðýný iddia edenler, göçten sonra hâlâ yaþayanlarý görmemezlikten geliyorlar. Çoðunlukla Osmanlý kontrolü altýndaki Ermeniler, Ýstanbul, Ýzmir, Edirne ve devlet gücünün daha çok hissedildiði diðer bölgelerdeki Ermeni vatandaþlarý ne tehcir edildi ne de saldýrýya uðradýlar. Herhalde buralardaki Ermeniler bir tehdit oluþturmuyorlardý.

Bu gerçeklerin ýþýðýnda mantýksal olarak soykýrým iddialarý direnemez. Eðer soykýrým olduðu hala düþünülüyorsa, o zaman 1915 ve 1916’da öldürülen Türklerden ve Kürtlerden de bu yüz kýzartýcý suçta kurban olarak bahsedilmeleri gerekiyor. 1918’de Ermenilerin geri çekilmesi sýrasýnda yollarýnýn üstünde bulunan köylerde ve Erzincan, Bayburt, Tercan ve Erzurum’da öldürdükleri masum insanlarý da hesaba katmak gerekiyor. Ermenilerin Silisya’da yaptýklarý saldýrýlar ve katliamlarýn, müttefikleri Fransýzlar ve Ýngilizler tarafýndan da üzüntüyle karþýlandýðý açýkça tartýþýlmalýdýr. Savaþ sýrasýnda Ermenistan Cumhuriyeti’nde Erivan’da Türklerin üçte ikisinin sürülüp ve öldürüldüðü de hatýrlanmalýdýr.

Bu, Türkler ve Ermeniler arasýndaki anlaþmazlýðýn tarihidir. Tarih tam olarak anlaþýldýðý zaman Türkleri suçlayanlarýn iddialarý iyi bir þekilde anlaþýlabilir.

Ermeni milliyetçilerinin iddialarý incelenirken ilk olarak Ermenilerin katýksýz yalanlarý incelenmelidir.

Ermeni Sorunu hakkýnda üretilen uydurmalarýn en meþhuru, Osmanlý Ýç Ýþleri Bakaný’nýn ve diðer devlet görevlilerinin Ermenileri katletmeleri talimatlarýný içerdiðine inanýlan “Talat Paþa Telgraflarý”dýr. Ne var ki bütün bunlarýn birer uydurmaca olduðu Þinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafýndan kanýtlanmýþtýr. Ancak, bu telgraflarýn neden bu kadar ciddiye alýndýðýný insanlar kendi kendilerine sormaktadýr. Bütün bir halk, kurþun kalemle bir telgraf kaðýdý üzerine yazýlmýþ bir nota dayanýlarak soykýrýmla suçlanamaz.

Talat Paþa’nýn aðzýndan söylenenler sadece bu örnekle kalmýyordu. Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda, Ýngiliz Propaganda Ofisi ve Amerikalý misyonerler Osmanlý devlet görevlilerinin aðzýndan söylenmiþ gibi, bir takým küfürlü ve iðrenç þeyler yapmalarýný emreden bir takým yayýnlar yaptýlar.

Osmanlýlarýn suçu kabullendiklerini iddia eden uydurmalardan biri de Amerikan Büyükelçisi Morgenthau tarafýndan yapýlandýr. Morgenthau okuyucularýndan ona inanmalarýný, Talat Paþa’nýn kendisine laf arasýnda Ermenileri yok etme planlarýný anlattýðýný söylemiþtir. Bu sözde boþboðazlýðý konuya biraz saðduyu ve diplomatik uygulamalar bilgisiyle baktýðýmýzda deðerlendirebiliriz. Osmanlý Dahiliye Vekili’nin bu sözleri söyleyebileceðine kim inanýr? Amerika’nýn, Ermenileri eskiden beri desteklediðini ve bunun deðiþmeyeceðini elbette biliyordu. Eðer içini boþaltmak, itiraf etmek isteseydi herhalde son açýlacaðý kimse Amerikan Büyükelçisi olurdu. Evet, bütün bunlarý kime anlatýyor? Amerikan Büyükelçisi’ne! Talat Paþa deneyimli bir politikacýydý. O da þüphesiz bütün politikacýlar gibi kurallarý çiðnemiþ ve hatalar yapmýþ olabilir. Ama hiç kimse Talat Paþa’nýn geri zekalý olduðunu iddia etmemiþtir. Belki de Büyükelçi Morgenthau A.B.D. Dýþiþleri Bakanlýðý’nýn bu öyküye inanmayacaðýný bildiðinden, bu olayý kendi üstlerine hiç bildirmedi, sadece daha sonra yazdýðý popüler bir kitapta kaleme aldý.

Amerikalýlarýn sözlerinden alýntýlar seçmecedir. Ermeni davasýný gözü kapalý savunanlar, bir Amerikalý Büyükelçi Morgenthau’nun sözlerini seçip almýþlar ama baþka bir Amerikalý Büyükelçi Bristol’ün sözlerini göz ardý etmiþlerdir. Neden? Çünkü, Bristol dengeli bir rapor hazýrlamýþ ve olaylarda Hem Ermenileri hem de Müslümanlarý cinayetler nedeniyle suçlamýþtýr.

En çok görülen uydurmaca, ünlü “Hitler’den alýntýlar”dýr. Hitler yaptýðý Yahudi soykýrýmýný (Holocaust) savunmak için “Günümüzde Ermenilerin yok edildiðini kaç kiþi hatýrlýyor?” dediði söylenir. Bu alýntý artýk her yýl okul kitaplarýnda, Amerikan Kongresi ve Fransýz Parlamentosu’ndaki demeçlerde ve Türklere saldýran tüm yazýlý metinlerde yer almaktadýr. Profesör Heath Lowry’nin bu alýntýnýn doðruluðu üzerine ciddi kuþkularý vardýr. Hitler’in bu sözleri söylemediði çok muhtemeldir. Ama bundan daha da önemli bir sorun var: Adolf Hitler gibi biri Ermeni tarihi konusunda güvenilir kaynak olarak nasýl kabul edilebilir? Hitler’in daha önceki hangi beyanlarý çok güvenilir bulunmuþ da bu açýklamasýna güven duyulabilsin? Politika arenasýnda “Hitler” kelimesi sihirli bir biçimde felaket simgesi olarak  anýlmaktadýr. Ermeni sorununda, ondan alýntý yaparak siyasi bir polemik yaratmak ve Türkleri de Hitler’in neden olduðu felaketin öncüsü olarak göstermek istemektedirler. Günümüz dünyasýnda hiçbir þey düþmanlarýnýzý Hitler’le birlikte anmak kadar karalayamaz. Bunlarýn hepsi saçmalýktýr, ama konu hakkýnda hiçbir þey bilmeyen insanlarý kandýrabilecek kadar iyi hazýrlanmýþ saçmalýktýr. Ayný zamanda bu bilinçli olarak tarihin çarpýtýlmasýdýr.

Nüfus ile ilgili bilgiler de çok kullanýlan birer uydurmacadýr. Ermeni milliyetçilerinin bu konuda kendilerine özgü bir zorluklarý vardý- Osmanlý Ýmparatorluðu’ndan ayýrmayý planladýklarý topraklarda azýnlýðý oluþturuyorlardý. Bu sorunun çözümü ise uydurma istatistikler oluþturmaktý. Ermenileri Doðu Anadolu’nun en büyük etnik grubu olarak gösteren uydurma rakamlar ortaya çýktý. Bu nüfus sayýlarýyla ilgili istatistikler, ismini Marcel Leart olarak deðiþtiren bir Ermeni tarafýndan, Ermeni Patriki’nin çalýþmasýymýþ gibi gösterilerek Paris’te basýldý. Doðal olarak Ermenilerin sayýsý abartýldý ve Türklerinki de olduðundan az gösterildi. Çok ilginçtir ki bunlar yine ciddiye alýndý. Ama bu veriler Birinci Dünya Savaþý’ndan sonra Doðu Anadolu’yu Ermenilere hibe etmek amacý ile kullanýlmaya baþlandý, ve günümüzde de düzenli olarak kullanýlmaktadýr.

Ermeni davasýný sonuna kadar savunanlar, sanki Amerikalý misyonerler hiç yalan söylemezmiþ gibi misyonerlerin de yalan söylediðini gösteren sayýsýz kanýtý atlýyorlar ve Ermenileri olduðundan daha az masum gösteren þeylerden bahsetmekten kaçýnýp onlardan alýntý yapýyorlar. Örneðin, Van’daki misyonerler Ermenilerin öldüðünü rapor ettiler, ama ayný Ermenilerin daha önce yakaladýklarý bütün Müslümanlarý öldürdüðünü rapor etmediler.

Ermeni davasý savunucularýnýn tarihi olaylarý saptýrmasýný söylediklerinde deðil, ama söylemediklerinde aramalýyýz. Güvendikleri çoðu delilin yalan olduðunu çünkü bütün bunlarýn Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Ýngiliz Propaganda Ofisi tarafýndan üretildiðini itiraf etmezler. Bir Ermeni örgütü tarafýndan tekrar basýlan “Bryce Raporu” (Osmanlý Ýmparatorluðu’nun Ermenilere karþý tutumu) adlý belgenin uzun giriþ kýsmýnda raporun sözde doðruluðuna övgüler yaðdýrýlmýþtýr. Bu yeni basýmýn hiçbir yerinde raporun Britanya Propaganda Ofisi tarafýndan masraflarý karþýlanarak, savaþ sýrasýnda düþmanlarý olan Osmanlýlara karþý hazýrlandýðý belirtilmemiþtir. Yine bu yeni basým, sözde Alman zulmünü anlatan ve tarihçiler tarafýndan uzun bir süredir yalanlar yýðýný olarak adlandýrýlan diðer bir “Bryce Raporu”ndan bahsetmemiþtir. Ayrýca rapordaki kaynaklar yok sayýlmýþ ve Taþnak Partisi’nin doðruyu söylememe geleneðinden hiç bahsedilmemiþtir.

Temel tarihsel olaylar çýkartýlmýþ ve kendi teorilerine ters düþen olaylara hiç bakýlmamýþtýr bile. Davasý uðruna her þeyi göze almýþ milliyetçiler Ýngiliz propagandasýndan, misyonerlerin raporlarýndan, Ermeni devrimcilerinin beyanlarýndan ve bunun gibi þeylerden söz etmiþlerdir. Osmanlýlar tarafýndan yazýlan hiçbir belgeye güven duyulmayacaðýný iddia etmek için son yýllarda yüzlercesi basýlan Osmanlý belgelerine çok nadir deðinmiþlerdir (Ermeni çeteciler tarafýndan yazýlan yazýlara daha çok güven duymuþlardýr). Bu belgeler Osmanlýlarýn soykýrým planlamadýklarýný ve Ermenilerin rahatý için resmi olarak istekli olduklarýný göstermektedir. Bu belgelerin Ermeni kaynaklarýný yalanlamasý, incelenmelerini gerektiren önemli bir nedendir. Güvenilir tarih ancak iki tarafýn da tartýþma ve iddialarýnýn incelenmesi sonunda yazýlýr.

Bütün bunlardan daha kötü olan þey ise Ermeni davasý savunucularýnýn Müslüman ölümlerinden bahsetmemeleridir. Eðer her iç savaþta yalnýzca bir tarafýn ölüleri sayýlsaydý,  tüm iç savaþlar soykýrým izlenimi verirdi. Eðer Van vilayetinde Ruslar ve Ermeniler tarafýndan öldürülen Müslümanlarýn sayýsýnýn toplam Van’daki Müslüman nüfusunun üçte ikisi olduðu söylenseydi, Ermenilerin yazdýklarý daha doðru olacak ve þimdikinden çok farklý bir hikaye anlatacaklardý. Doðruyu bulmak için çabalayan tarih bütün olaylarý-gerçekleri deðerlendirmelidir ve milyonlarca Müslümanýn ölümleri kesinlikle bahsedilmesi gereken bir gerçektir.   

Bu mesele ile ilgili yýllardýr çalýþan bizler birçok iddia ile karþýlaþýp bunlarýn bir süre sonra kaybolduðunu gördük. Talat Paþa telgraflarýna ve misyoner raporlarýna dayanan eski iddialarýn yetersiz olduðu anlaþýlýnca, yenileri ortaya çýktý.

Bir süre Türklerin eylemlerini açýklamak için Turancýlýk hareketini neden gösterdiler. Türklerin Ermenilerden kurtulmak istediðini, çünkü Ermeni nüfusunun Orta Asya’ya giden yollarýn önünü kestiði söylendi. Bu iddianýn temelleri coðrafya ve nüfus yoðunluðu üzerine kurulmuþtu. Anadolu Ermeni nüfusu bu yollar üzerinde yoðunlaþmamýþlardý. Ancak Ermenistan Cumhuriyeti’nin Erivan kentinde yaþayan bir kýsým Ermeniler bu yollar üzerinde bulunuyorlardý. Yine de, savaþ sonrasý Osmanlýlar Erivan’ý iþgal edebilecek iken bunu yapmamýþ ve derhal Bakü’ye gidip oradaki Azeri Türklerini Ermeni saldýrýlarýndan korumak istemiþlerdir, ne olursa olsun Osmanlýlarýn Özbekistan’a kadar ilerlemeyi amaçlayacak kadar deli olduklarýný düþünmek çok zordur.

Savaþ sonrasý kurulan sýkýyönetim mahkemelerinde Ýttihat ve Terakki Cemiyeti hükümeti üyelerinin Ermenilere karþý suç iþlemekle suçlanmalarý üzerinde çok durulmuþtur. Oysa Ermenilerin suçlamalarýnda bu mahkemelerin, müttefiklere yaranmak amacý ile, görevine seçilerek gelmemiþ, vatan haini Damat Ferit Paþa tarafýndan kurulduðundan bahsedilmemiþtir. Mahkemelerin cezalandýrdýðý çeþitli suçlarýn hiçbiri olasý deðildi, Ermenilerin öldürülmesi de bunlardan biriydi. Mahkemeler Ferit’in düþmanlarýný karalayacak her konuyu doðru olsun, yanlýþ olsun kullandýlar. Suçlananlar mahkemelerde kendilerini temsil edemediler. Bu gibi “mahkemelerin” verdiði kararlara güvenilebilir mi? Ýstanbul’u iþgal eden Ýngilizler, ne elleri altýndaki Osmanlý arþivlerinde, ne de yaptýklarý soruþturmalar sonucunda, Osmanlý hükümetince verilen bir toplu ölüm emri bulamadýklarýný itiraf etmek zorunda kalmýþlardýr.

Ermeni davasý savunucularýnýn yeni bir buluþu da, Ýttihat ve Terakki Cemiyeti’nin emri altýnda çalýþan Teþkilat-ý Mahsusa adlý gizli örgüttür. Bize söylendiðine göre Ermeni katliamýný bu Teþkilat düzenlemiþti. Buna kanýt olarak ileri sürülenler hiçbir mantýkla baðdaþmýyordu: ileri sürülen iddiaya göre gizli bir örgütün varlýðý ancak kötülük yapmak için olabilirdi, bu kötü eylemlerin arasýnda Ermeni katliamý da vardý. Bu iddiaya ek “kanýt” olarak Teþkilat görevlilerinin Ermenilerin öldükleri bölgelerde bulunmuþ olmalarýydý. Teþkilat üyelerinin Anadolu’nun her tarafýna yayýlmalarý bu kanýta destek oluþturamazdý. Bu kuþkulu mantýða göre, Teþkilat üyeleri Müslüman ölümlerinden de sorumlu olmalýydýlar, çünkü onlar Müslümanlarýn öldürüldükleri yerlerde de bulunuyorlardý. Bu mantýk hiçbir Teþkilat üyesinin Ermeni öldürmediði ya da katliama katýlmadýðýný iddia edebilir mi? Hayýr, edemez. Savaþ zamanýnda böyle büyük bir örgütün bu gibi eylemlere katýlmadýðýný söylemek güçtür, kuþkusuz onlar da bu eylemlere katýlmýþlardýr. Ancak bunlar Teþkilat’a soykýrým yapýlmasý için emir verildiði iddialarýný kanýtlamaz.

Bir Alman bilim adamý, Osmanlýlarýn Balkan Savaþlarý’ndan kaçan Türk mültecilerine yer açmak için Ermenileri sýnýr dýþý ettiklerine ve öldürdüklerine karar vermiþti. Osmanlý tarihini bilmeyenler için bu makul bir açýklama gibi gözükebilir. Osmanlý tarihini bilenler ise Balkanlardan gelen mültecilerin Birinci Dünya Savaþý’ndan ve Ermeni meselesinden önce geldiðini, ve hemen hepsinin doðuya deðil de Batý Anadolu ve Osmanlý’nýn Avrupa yakasýna yerleþtiklerini bilir.

Bu gibi iddialar, kullanýlan metotlarýn sonucudur. Davasý uðruna her þeyi göze alan milliyetçiler önce Türkleri suçlar, daha sonra bu iddialarý doðrulayacak kanýtlar ararlar. Onlar kapalý bir odada güçlü bir düþman ile savaþýr gibidir. Düþman yaklaþtýkça, adam kitap, lamba, küllük, iskemle, eline ne geçirebilirse tuttuðu gibi umutsuzca düþmanýnýn ilerleyiþini durdurmak için fýrlatýr. Ama düþman ilerlemeye devam eder. Sonunda adam fýrlatacaðý þeyleri tüketir ve yenildiðini kabul eder. Davasý uðruna her þeyi göze alan milliyetçilerin düþmaný GERÇEKtir (truth). Onlar sahte telgraflar, gerçek dýþý istatistikler, düzmece mahkemeler ve ne bulabilirlerse fýrlattýlar, ama GERÇEK her zaman ilerledi.

Ermeni Sorununu araþtýran bilim adamlarýnýn sayýsýný azaltmak için uyguladýklarý taktiklerden bazýlarý baþarýlý olmuþtur. Uydurmacalar ve saptýrmalar iþe yaramayýnca açýk tehditlere baþvurulmuþtur. Tarihçiler ikna edilemeyince yapýlacak en iyi iþ onlarý susturmak olmuþtur. Bir profesörün evi bombalanmýþtýr. Diðerleri ise benzer þiddet tehditleriyle korkutulmak istenmiþtir.

Tarihçileri susturmak için kampanyalar düzenlenmiþtir. Türk Büyükelçisi’ne Osmanlý Ermenileri hakkýndaki sorularý yanýtlamasýný tavsiye ettiði için bir profesöre basýn yoluyla acýmasýzca saldýrýlmýþtýr. Ancak, Ermenistan Cumhurbaþkaný’na baþ danýþman olan Ermeni asýllý Amerikalý bilim adamýnýn tarafsýzlýðý sorgulanmamýþ ya da oðlu Ermenistan Dýþ Ýþleri Bakaný olan Ermeni asýllý Amerikalý profesörün dürüstlüðünden kuþkulanýlmamýþtýr. Kimse bu bilim adamlarýnýn tarafsýzlýðýný sorgulamadý ya da onlara saldýrmadý, öyle de olmasý gerekirdi. Yalnýz bir soru var, “GERÇEK nedir?”. Hesaplarýn kimin tarafýndan ödendiði, yazarýn milliyeti, büyükelçilere yazýp yazmamasý, mensup olduðu dini, kime oy verdiði, toplumdaki yeri, özel yaþamý ne olursa olsun, tarih konusundaki görüþleri incelenmeli ve eðer doðru ise kabul edilmelidir. Tek önemli soru GERÇEKtir.

Bu saldýrýlar amaçladýklarý etkiyi yarattýlar. Çok az tarihçi bu tarih üzerine yazmak istiyor. Saygýdeðer Osmanlý Tarihçisi Bernard Lewis Ermeni Soykýrýmýný inkar ettiði için Fransa’da mahkemeye çýkarýlmýþtý. Uzun ve baþarýlý bir kariyerden sonra Profesör Lewis kendisini suçlayanlarla baþa çýkabildi. Ayrýca kendisini savunan avukatlarý tutabilecek konuma geldi. Kýdemsiz, genç bir bilim adamý bunu yapabilir miydi? Üniversite rektörüne baðýmlý, maaþ kaygýsý olan biri böyle tehlikeli bir konunun üzerine gidebilir miydi? Herhangi biri, Profesör Lewis’in saðladýðý parasal destek olmaksýzýn onun konuþma ve bu konuyu savunma özgürlüðünü savunan avukatlar tutabilir miydi?

Ben kendim, üniversitemden kovulmam için çalýþan ve bir Ermeni gazetesi tarafýndan körüklenen bir kampanyanýn hedefi oldum. Üniversitemin baþkanýna Ermeni Soykýrýmýný kabul etmediðim için, Amerika Birleþik Devletleri’nin dört bir tarafýndan, üniversitemden atýlmamý talep eden mektuplar ve telefonlar geliyordu. Amerika’da kýdemli profesörlerin öðrettiklerinden ve yazdýklarýndan dolayý kovulamayacaklarýný garanti altýna alan bir memuriyet süresi sistemi var ve üniversite baþkaný da bu doðrultuda haklarýmý savundu. Fakat genç bir profesör baþkalarýnýn karþýlaþtýðý böylesine bir tecrübe ile yüzleþeceðinden haberdar ise anlaþýlýr bir þekilde Ermeniler üzerine yazmaktan çekinebilir.

Bana göre bunlarýn en kötüsü ise en nefret ettiðim þey olan politize olmuþ milliyetçi bir bilim adamý olmakla suçlanmak olmuþtur. Neden bunlarý söylediðime dair doðru olmayan sebepler uyduruldu- Annemin Türk olduðu, karýmýn Türk olduðu, Türk Devleti tarafýndan büyük paralar aldýðým gibi. Bunlarýn hiç birisi doðru deðildir, ancak doðru olsalardý bile yazýlarýmý bir parça etkilemeyeceklerdi. Bir bilim adamýnýn çalýþmasýna meydan okumanýn yolu onun yazdýklarýný okumak ve bilimsel bir çalýþmayla karþýlýk vermektir, o bilim adamýnýn kiþiliðine saldýrmak deðildir.

Davalarýný savunan bu milliyetçilerin en yoðun çabalarýna raðmen bazýlarý hala karþýt olarak tarihin çarpýtýldýðýndan söz ettiðinde ise son cevap politiktir: Politikacýlar tarihi yeniden yazmaya gönüllüdürler. Parlamentolar kendi halklarýný bir soykýrým olduðuna inandýrmaya gönüllüdürler. Amerika ‘da Ermeni milliyetçileri, kölelik sisteminden dolayý özür dilenmesini düþünmeyi bile reddeden Amerikan Parlamentosu’nda, Türklerden yapmadýklarý bir þeyden ötürü özür dilemelerini talep etmek için lobi çalýþmalarý yapmýþlardýr. Fransa’da, Ermeni milliyetçileri, Fransa’nýn Cezayir’de yaptýðý ve olduðunu çok iyi bildikleri vahþetten söz etmeyecek olan Fransýz Parlamentosu’nda, hakkýnda hiç bir þey bilmedikleri bir konuya dayanarak, Türkiye’de vahþet olduðunu beyan ettirmek için lobi faaliyetlerinde bulunmuþlardýr. Daha sonra da bir çok milletten insanlara, bu soykýrýmýn olmuþ olmasý gerektiði anlatýldý, çünkü temsilcileri bu soykýrýmý tanýmýþlardý.

Türkler soykýrýmla suçlanmaktadýr, ama bu çirkin kelime ne anlama gelmektedir? En çok alýntý yapýlan tanýmý Birleþmiþ Milletler’deki ifadedir: “Bir milleti, etnik grubu, ýrký, ya da dini cemaati kýsmen ya da topluca imha etmek amacýyla yapýlan” eylemler. Soykýrým kelimesini bulan Raphael Lemkin, gruplarýn kültürel, sosyal, ekonomik ve politik olarak imhasýný da soykýrým olarak nitelemiþtir. Leo Kuper ise etnik olmayan diðer alt gruplara- örneðin ekonomik sýnýflara, kolektif gruplara, ve çeþitli sosyal kategorilere- yapýlan saldýrýlarý da soykýrým olarak nitelemiþtir. Bu standartlara göre Türkler soykýrým suçu iþlemiþlerdir. Ama bunun yanýnda Ermeniler, Ruslar, Yunanlýlar, Amerikalýlar, Ýngilizler ve þimdiye kadar yaþamýþ olan bütün insanlar da bu suçu iþlemiþlerdir. Birinci Dünya Savaþý’nda Anadolu’da bu tanýma giren birçok soykýrým suçu iþlenmiþtir. Bir çok grup diðer gruplara saldýrmýþ ve soykýrým kelimesi anlamsýz hale gelmiþtir.

Peki, o zaman neden bu kadar ses getiren bir terim Türklere karþý kullanýlýyor? Kullanýlýyor,  çünkü bu kelimeyi duyanlar onun kuramsal tanýmýný düþünmüyorlar. Kelimeyi duyanlarýn aklýna Hitler ve onun Yahudilere yaptýklarý geliyor. Soykýrým kelimesinin arkasýnda gizlenen baþka bir amaç vardýr. Amaç Türkleri bu büyük felaketle birlikte düþündürerek onlar hakkýnda olumsuz bir izlenim yaratmaktýr. Amaç politiktir.

Ciddi bir tarihçi þu basit soruyu sormalýdýr, “Osmanlý Hükümeti Ermenileri yok etmek için bir plan uyguladý mý?”.

Bu soruyu yanýtlarken, davasý uðruna her þeyi göze almýþ olan Ermeni milliyetçilerini taklit etmemek önemlidir. Onlar, Ermeniler hiçbir yanlýþ yapmamýþlardýr, dediklerinde buna cevaben, Türkler de hiçbir yanlýþ yapmamýþlardýr, denmemelidir. Buna verilecek yanýt yansýz tarih olmalýdýr. Ýnkar edilemeyen ve edilmemesi gereken taraf ise birçok Anadolu Müslümanýnýn Ermenilere karþý suç iþlemesidir. Bu suçlarý iþleyenlerin bazýlarý Osmanlý Devleti görevlileriydi. Bu eylemleri intikam almak için, nefretleri yüzünden ya da politik nedenlerle yaptýlar. Topyekün bir savaþta insanlar iðrenç eylemlerde bulunabilirler. Bu ne kadar acý verici olsa da tarihsel bir prensiptir. Osmanlý Hükümeti bunun farkýna varmýþ ve 1,000 kadar Müslümaný savaþ suçu iþlemekten yargýlamýþ- bu suçlar arasýnda Ermenilere karþý suç iþleyenler de vardýr- ve suçlu bulunanlardan bazýlarý asýlmýþtýr.

Tarihsel prensipleri uyguladýðýmýzda, gerçekleþen olaylarýn aslýnda uzun bir emperyalizm hikayesi, milliyetçi bir isyan, ve etnik bir anlaþmazlýk olduðunu görürüz. Sonuç ise her iki taraf için de korkunç oranlara varan ölümler olmuþtur. Ortada ise iki taraflý, açýklanabilir ve anlaþýlabilir bir tarihi anlaþmazlýk vardýr. Bu bir soykýrým deðildir.          

Tarih boyunca, her iki tarafta öldürdü ve öldürüldü. Bu bir soykýrým deðildi.

Arþivdeki kanýtlarýn gösterdiði gibi, Osmanlý Devleti, Ermenilerin hayatta kalmalarýyla ilgileniyordu. Ayrýca bazý verilerin iþaret ettiði üzere yetersiz planlama, devletin zayýflýðý, bazý yerlerde suç ve ihmalkarlýk vardý. Bazý devlet görevlileri birkaç kiþiyi öldürmüþlerdi, fakat onlarý cezalandýrmak için de özel bir çaba harcanmýþtý. Bu bir soykýrým deðildi.

Kaderleri tamamen Osmanlýlarýn merhametine kalan, tehcir ettirilen Ermenilerin büyük çoðunluðu hayatta kalmýþtý. Bu bir soykýrým deðildi.

Çoðunlukla Osmanlý kontrolü altýndaki Ermeniler, Ýstanbul, Ýzmir, Edirne ve devlet gücünün daha çok hissedildiði diðer bölgelerdeki Ermeni vatandaþlarý ne tehcir edildi ne de saldýrýya uðradýlar. Bu bir soykýrým deðildi.

Neden Türkler iþlemedikleri son derece iðrenç olan bir suçtan dolayý itham ediliyorlar? Bunun cevabý duygusal ve siyasidir. Birçok Ermeni Türklerin suçlu olduðuna kalpten inanýyorlar. Ermeniler yalnýzca kendi atalarýnýn ölümlerinden haberdarlar, Türklerin kayýplarýný bilmiyorlar. Onlara karmaþýk bir tarihin yalnýzca bir parçasý anlatýlmýþ ve onlar bunu sorgulanamaz bir gerçek olarak kabul ediyorlar. Bu anlaþýlabilir bir öfke. Gerçeði hiçbir zaman duymamýþ olan Avrupalý ve Amerikalýlarýn- ne yazýk ki büyük çoðunluðu böyle- bu konudaki inançlarý da anlaþýlýr. Milliyetçi politikalarý için soykýrým iddialarýný kullananlarýn eylemleri ise affedilemez.

Rasyonel bir tahlilci, Ermeni milliyetçilerinin nihai amaçlarýnýn önce tazminat almak daha sonra da Doðu Anadolu’nun kendilerine ait olduðu iddiasýnda bulunmak olduðunu inkar edebilir mi?

Sonuç olarak, ne yapýlmalý? Bugün bütün burada söylediklerimden de tahmin edilebileceði gibi, doðru olmayan soykýrým iddialarýna verilebilecek tek cevabýn tarihin gerçekleri üstüne çalýþmak ve duyurmak olduðuna inanýyorum. Yenilerde Fransýz Parlamentosundan geçen önerge gibi politik eylemler doðal olarak ve uygun bir þekilde Türklerden baþka politik eylemlerle karþýlýk bulmaktadýr, fakat bu politik eylemler hiçbir zaman dünyayý Türklerin soykýrým yapmadýðýna inandýramayacaktýr. Dünyayý ikna edebilmek için gereken þey bilimsel düþüncenin büyük ölçüde artmasýdýr. Arþivler hem Türkler hem de yabancýlar için açýk ve kolay ulaþýlabilir olmalýdýr. Üniversite mezunlarý “Ermeni Sorunu” üzerine çalýþmaya yönlendirilmelidir. Amerika’da ve hatta, ne yazýk ki, Türkiye’de bile, duyduðum kadarýyla, öðrenci danýþmanlarý bu konunun “çok politik” olduðunu öne sürerek, çalýþmaktan kaçýnýlmasýný tavsiye etmemelidir.

Daha önce de önerdiðim gibi, Türkiye Cumhuriyeti Ermenistan Cumhuriyeti’ne iki ülkenin yetkin akademisyenlerinden seçilmiþ üyelerden oluþan ortak bir komisyon oluþturma önerisinde bulunmalýdýr. Bütün arþivler bu komisyona açýk olmalýdýr- yalnýzca Osmanlý arþivleri deðil ayný zamanda Ermenistan ve Ermeni Ýhtilalci Federasyonu’nun arþivleri de. (Bu çaðrý her zaman Türk arþivlerinin tamamen açýlmasý yönünde yapýlagelmiþtir. Ermenilerden de ayný þeyi yapmalarýný talep etmenin zamaný gelmiþtir.) Bana bunu Ermenilerin kabul etmeyecekleri söylendi, ama bir þey denenmeden nasýl bilinebilir ki? Her halükarda, adil ve dürüstçe düþünülmüþ olan bu soruya verilecek ret ( kendi içinde), Türklere karþý yürüttükleri iddialarýn bilimsel deðil politik olduðunun kanýtý olacaktýr.

Böyle bir komisyon olsun ya da olmasýn Ermeni meselesi üzerine çalýþmalar devam etmelidir. Bu yalnýzca, her zaman gerçek tarihi keþfetmenin gerekliliðinden deðil, haysiyet bunu gerektirdiði için de doðrudur. Onur bugünlerde pek sýklýkla duyulmayan bir sözcüktür, fakat onur kavramý ne var ki þiddetle ihtiyaç duyulan bir þeydir. Türklerin Ermeni meselesi ile baþ edebilmek için bir politik strateji uygulamalarý gerektiði gibi duyumlar aldým. Bu strateji doðrultusunda Türk Devleti, bugünkü politik kazanýmlar için geçmiþ hakkýnda yalan söyleyecekti. Hükümet Osmanlýlarýn soykýrým yaptýklarýný, ancak farklý bir devlet olmasýndan ötürü çaðdaþ Türkiye’nin bundan sorumlu tutulamayacaðýný söyleyecekti. Bana söylenen bunun sayesinde dünya Türkler hakkýnda daha iyi düþünecekti.

Ben bunun sonuçta kimseyi tatmin edeceðine inanmýyorum Ýnanýyorum ki bu tarz bir beyan ardýndan tazminat ve toprak talepleri gelecektir. Fakat bu ucuz politik yalanlarýn reddedilmesi için sebep olamaz.  Bunlar tamamen yanlýþ olduklarý için reddedilmelidir.

Ýnanýyorum ki Türk kadýnlarý ve erkekleri hala onurludurlar. Hangi kazaným için olursa olsun, kendi atalarý hakkýnda söylenen yalanlarý kabul etmenin onurlu bir davranýþ olmadýðýný bilirler. Ben, ayrýca inanýyorum ki, bir gün, belki yakýnda, belki daha ileriki gelecekte, gerçek tüm dünya tarafýndan tanýnacaktýr. Tarihin doðru çalýþýlmasýnýn ve Türklerin onurunun bunu gerçekleþtireceðine inanýyorum.

 ----------------------
* Louisville Üniversitesi Öðretim Üyesi -
- ERMENÝ ARAÞTIRMALARI, Sayý 2, Haziran-Temmuz-Aðustos 2001
    ï¿½ï¿½eri�e Yorum Yaz    Yazd�r    Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar

Hen�z Yorum bulunmamaktad�r.


 
 
ERAREN - Ermeni Ara�t�rmalar� Enstit�s�

Bu site en iyi 1024 x 768 �z�n�rl�kte g�r�nt�lenir.