Anasayfaİletişim
  
English

Günümüz Ermenistanı ve Soykırım iddiaları Milli Kimliğin de ötesinde Bir Sorun (İngilizceden Türkçe Özet)

Emekli Büyükelçi Ali Hikmet ALP*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001

 
Fransız Parlamentosu’nun Ermeni soykırımını tanıyan kanunu kabul süreci aslında güncelliğini yitirmeyen bu konudaki tartışmaları daha da canlandırdı. Bazı yazar ve tarihçiler eksikliklerimiz olduğu öteden beri bilinen araştırmaların ve tanıtımın hızlandırılması yanında Türk, Ermeni ve tarafsız olabilecek Batılı tarihçilerin de katılacakları bir komisyon kurulmasını tavsiye ettiler. Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan konuyu hukuki yönlerinden de ele alarak, Ermenistan’ın iddialarının sağlamlığından gerçekten eminse Soykırım Konvansiyonu’nun 9. Maddesi’nden yararlanarak konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na götürebileceğini, en azından iki ülke arasında bir anlaşmazlık konusu olarak görüş isteyebileceğini belirtti.[1]

Sağduyu her iki teklifin de kabulünü gerektirse bile Ermeni tarafının bu yola gitmeyeceği, daha doğrusu gitmek cesaretini gösteremeyeceği Cumhurbaşkanları R. Koçaryan ve diğerlerinin cevaplarından görüldü. Bunun nedenlerini anlamak da zor değildir. 'Seçkin' Ermeni zümreleri, tuhaf görünse de, 'soykırım'ı ulusal benliklerinin vazgeçilmez bir parçası ve çeşitli ülkelere dağılmış Ermeni toplumlarının birleştirici unsuru olarak gördüklerini söylemektedirler. Batı aleminde Ermeni iddialarının doğruluğuna inananlar çoğunluktadır. Unutmayalım ki, Osmanlılar'ın Avrupa'ya ilerlemesinden bu yana dinsel nedenler, XIX. asrın bağımsızlık hareketleri, savaş gayretlerini destekleyici kışkırtma ve propagandanın yarattığı 'Osmanlı, Türk, Müslüman' simgesi Batının kolektif hafızasından silinmemiştir. Bu simgenin yaşatılmasında XIX. asır politikalarının yürütülmesinde kullanılan Ermenistan'a bir şeyler verilememiş olmasının ezikliği yanında 'soykırım'ı başka amaçlarla da işleyen Ermeni diasporalarının, yazar ve tarihçilerinin rolleri ön plana çıkmaktadır.

 Bu satırların yazarı tarihçi olmamakla birlikte, konuyu iç ve dış kaynaklardan izleyen bir kişi olarak aşağıdaki gözlemin geçerliliği için tarihçi olmaya da gerek bulunmadığına inanmaktadır: Soykırım iddiasının ağırlıklı bir yer tuttuğu Ermeni tarihi esas itibarıyla Ermeni tarihçiler tarafından yazılmış ve Ermeni olmayan tarihçilerce de başlıca kaynak olarak kullanılmıştır. Büyük çoğunluğu diaspora mensubu olan, yani cemaat psikolojisiyle, hatta baskısıyla yetişmiş olan Ermeni tarihçilerin Ermeni ulusal kimliğinin esas unsuru olarak gördükleri bir konuda ne derecede objektif olabilecekleri pek düşünülmemiştir. [2] Bilimsel olduğu söylenemeyecek bu olguyu görmek için sadece kitapların kaynakları gösteren dipnotlarına göz atmak bile yeterlidir.

Ancak Ermeni tarafı kendi iddialarının yetersizliğini gösteren, kötü ve disiplinsiz yapılan tehcirin Ermeni milletini yok etmeye yönelik bir girişim olduğu iddiasını en azından ciddi şekilde şüpheye sokan araştırma, belge ve delillerden de haberdardır. Tarihçiler Komisyonu teklifi 'Soykırımın baştan kabul edilmediği hiçbir münakaşaya girmeme' tezinin inandırıcılığı için tehlikeli bir girişim olarak görülmektedir.

Bizce Ermeni aşırıcıların ve milliyetçi bir programla seçimleri kazanan bugünkü hükümetin tutumlarının altında yukarıda değindiklerimiz kadar önemli bir neden de ‘ tarihi haksızlık’ iddialarından yeniden içerde ve dışarıda siyasi amaçlarla yararlanmakta oluşları ve tazminat talepleri için yedekte bulundurmak istemeleridir. Rusya kendi çıkarları için Ermenistan’ın saldırgan politikalarına özellikle askeri alanda büyük destek vermektedir. Daha az görünürlüğü olan bir destek de stratejik çıkarları nedeniyle İran’dan gelmektedir. Batı sempatisinden destek bulan aşırı Ermeni heveslerinin bugünkü başlıca kurbanı ise sekiz yıldır topraklarının beşte biri işgal altında olan Azerbaycan’dır. Buna milli hisleri oynanarak devamlı fedakarlıklar istenen Ermenistan halkını eklemenin de pek hatalı olmayacağını sanıyoruz. Ancak Ermeni tarafının tümüyle Ermenistan’ın resmi Web sayfasında Azerbaycan’ı Miloşeviç Sırbistanı’na benzetecek kadar aşırıya kaçan, diasporanın temsilcisi olarak görülen Dışişleri Bakanı Oskanyan türü kişilerden oluşmadığını görmek de ümit vericidir.

Türkiye - Ermenistan ilişkileri açısından etraflıca düşünülmeden (belki biraz da bugünlerde moda haline gelen ‘orijinallik’ ve ‘yaratıcılık’ hevesiyle) ortaya atılan politika değişikliği istekleri, sözde ambargo ve ikili ekonomik ilişkilerde fevkalade yüksek potansiyel olduğu iddialarının ne derecede tutarlı olduklarının da bu vesile ile gözden geçirilmesinde yarar vardır. Türkiye - Ermenistan ekonomik ilişkilerinin gelişmesinden Ermenistan’ın büyük fayda sağlayacağı doğru olmakla birlikte, Batının bile ayak sürüdüğü ekonomik konuda Türkiye’nin siyasi şartlar oluşmadan özel bir gayrete girişmesi beklenemez.


[1] 1946 tarihli Konvansiyon’un geriye doğru uygulanması mümkün olmamakla birlikte Divan herhalde Ermeni Hükümeti ve diasporanın hoşlanmayacağı bir mütalaa verebilir.

[2] Diaspora kendi inançlarından farklı düşünenlere her türlü baskıdan kaçınmadığına göre kendi içinden gelen münafıklara yapabileceklerini tahmin etmek zor değildir.
 ----------------------
* AGİT ve Minsk Grubu Türkiye Temsilcisi -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001
            Tavsiye Et

   «  Geri
Yorumlar