| |
Yurtdışında görev yaparken terörist saldırılar sonucu yaşamlarını yitiren veya yaralanan kamu görevlileri için 28 Mayıs 2001 tarihinde Ankara Palas'ta düzenlenen madalya töreninde yapılan konuşmalar
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in konuşması
The Speech of President Ahmet Necdet SEZER
"Değerli Konuklar,
Dışişleri Bakanlığının Değerli Mensupları,
Yurtdışında görev başındayken teröre kurban verdiğimiz 34 şehidimiz ile terörist saldırılar sonucu malul kalan 3 kamu görevlimize Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası, bu terör olaylarında yaralanan 16 kamu görevlimize de Dışişleri Üstün Hizmet Plaketi vermek, şehitlerimize ve kamu görevlilerimize şükran ve takdir duygularımızı yinelemek için burada toplanmış bulunuyoruz.
Devletimizin, yurtdışında kutsal görevlerini canları pahasına yerine getiren yurttaşlarına olan şükran duygularını, gecikmiş de olsa, bu madalyalar ve beratlarla tarihe geçirmesini gerekli ve anlamlı bir adım olarak görüyoruz.
Dış politikamızın temel ögesi, barışın ve insanlık değerlerinin savunulmasıdır. Kuruluşundan bu yana barışçı politikalar izlemiş, bölge ve dünya barışına katkılarda bulunmuş olan Türkiye ve Dışişleri Bakanlığı görevlileri, ne yazık ki yalnızca Türk düşmanlığıyla beslenen bağnaz terörist grupların hedefi olmuştur. İnsanlıktan ve gerçeklerden uzak bir dünyada yaşayan terörist saldırganlar, insanları kolay hedefler olarak seçmişler, savunmasız ve suçsuz insanları öldürerek amaçlarına ulaşacaklarını sanmışlardır.
Bu acımasız saldırılar, yüreğimizde derin yaralar açmış, ancak Türk insanının yurtseverliğini, yurduna bağlılığını ve özverili çalışma anlayışını hiç eksiltmemiştir.
Türkiye, terörle hiçbir yere varılamayacağını, terörizme karşı uluslararası düzeyde işbirliği yapılması ve önlem alınması gerektiğini her fırsatta anlatmakta ve kabul ettirmeye çalışmaktadır.
Türkiye'yi uluslararası düzeyde yalnızlığa itme çabalarının yoğunlaştığı bu dönemde, ülkemizin çıkarlarını kanlarıyla savunmuş olan görevlilerimizi anmamızın daha çok anlam kazandığını düşünüyoruz. Çünkü, geçmişte yaşadığımız bu acı olayları bilinçli bir biçimde anımsarsak bugün atmamız gereken adımları, izlememiz gereken yolu daha iyi belirleyebiliriz.
Türk diplomasisi, her zaman güç koşullar içinde görev yapmaktadır. Ancak diplomasimiz, değerli, iyi yetişmiş, ülkesine ve devletine olan görevini her şeyin üstünde tutan kadrolarıyla bu güçlükleri aşabilmektedir.
Ulusumuz, yitirdiği değerli evlatlarının acısını yüreğine gömmüştür. Emekli Büyükelçi Sayın Bilal Şimşir, "Şehit Diplomatlarımız" adlı yapıtında "Gözyaşlarımızı içimize akıtarak görev başına döndük. İyice bilenmiş, çelikleşmiş ve bir kat daha güçlenmiş olarak şehitlerimizin bıraktığı yerden işe devam ettik, kendimizi yoğun çalışma temposuna bıraktık. Ama işe dalınca şehitlerimizi hiç unutmadık" diyor.
Bu sözler, görevlilerimizin nasıl bir anlayışla ve dayanma gücüyle çalışmalarını sürdürdüklerini çok iyi özetlemektedir.
Değerli konuklar,
Bu fırsattan yararlanarak, üstün görev anlayışı, yurtseverlik duygusu ve özveriyle çalışan ve ülkemizi dünyanın her köşesinde başarıyla temsil eden Dışişleri Bakanlığı görevlilerine teşekkür etmek isterim.
Yurtdışında teröre kurban verdiğimiz şehitlerimizin değerli anıları, terörist saldırılar sonucu yaralanmış olan görevlilerimizin özverileri hiçbir zaman unutulmayacaktır.
Ülkemizi yurtdışında temsil ederken şehit olan, başta Dışişleri mensuplarımız olmak üzere tüm görevlilerimizi ve onların yakınlarını rahmetle anıyor, hepinize esenlikler diliyorum."
Dış İşleri Bakanı İsmail CEM'in konuşması /
The Speech of Minister of Foreign Affairs İsmail CEM
Sayın Cumhurbaşkanım, şehitlerimizin, malullerimizin, yaralanmış mensuplarımızın değerli aileleri...
Bugün burada şehitlerimizi anmak malullerimize ve Türkiye için yaralanmış olanlara, Türkiye adına yaralanmış olanlara şükranımızı sunmak için bir aradayız. Şehitlerimizi anmaktayız, şükranımızı sunmaktayız ama aynı zamanda kendilerini örnek almaktayız. Şehidimizden, malulümüzden, yaralanmış arkadaşımızın cesaretinden güç almaktayız, güç bulmaktayız. Türkiye'mize karşı zaman zaman bu tarz insanlık dışı girişimler en büyük nimet olan, Allah'ın verdiği en büyük nimet olan insan hayatına kasteden girişimler olmuştur, umarız hiç olmaz gelecekte, ama olabilecektir. Ama herkes görmüştür ve görmelidir ki Türkiye'mizin düşüncesi, Türkiye'mizin siyaseti, Türkiye'mizin tercihi bu tarz saldırıdan dolayı hiçbir zaman değişmemiştir ve değişmeyecektir. Şehitlerimizin sadece bize değil, ama dünyaya gösterdiği budur.
Eğer bir millet kendi geleceği adına, kendi esenliği adına hayatını ortaya koyabilecek, en zor en tehlikeli koşullarda kendini feda edebilecek insanlara sahipse, evlatlara sahipse, o milletin iradesini saptırtmak, o milletin tercihini değiştirtmek mümkün değildir. Bunu kendi canları pahasına ispat etmiş olan arkadaşlarımızı, mensuplarımızı anmaktayız, bunu kendi canlarını ortaya atarak ve ne mutlu demeye insanın dili varmıyor, ama kendi canlarını ortaya koymuş ama yararlı olarak gene bizim aramızda kalabilmiş, malul olarak kalabilmiş insanlarımız sayesinde söylemekteyim. Tabii bunları söylerken, şehitlerimizin, malullerimizin, yaralanmış arkadaşlarımızın ailelerini düşünmekteyim. Çünkü en büyük acıyı elbette onlar hissetti, ve bu acıyla yaşadı ve bu acıyla bize, insanımıza güç kattı. İnsanımızın kendine olan inancını , milletimizin kendine olan inancını pekiştirdi.
Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, malullerimize, yaralımıza şükranımı sunuyorum ve Türkiye'mizin her zaman bu insanlarımız sayesinde her zaman en güçlü olacağı inancını yineliyorum.
Sağolun Efendim
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Faruk LOĞOĞLU'nun Dışişleri Şehitleri Günü vesilesiyle 28 Mayıs 2001 tarihinde düzenlenen törende yaptığı konuşma
Aziz şehitlerimizin değerli aileleri,
Saygıdeğer temsilciler,
Değerli Mesai arkadaşlarım,
1973-1994 yılları arasında Ermeni teröristler ve işbirlikçiler tarafından görevleri başında 34 diplomatımız ve aile ferdi şehit edildi. Onlar hepimizin gönlünde taht kuran dostumuz, mesai arkadaşımız, evladımız, eşimiz ve kardeşimiz idi. Hepsinin acısını yüreğimizde derinden hissediyor, şehitlerimizin manevi anıları önünde şükranla eğiliyoruz. Kimisi mesleğinin doruğundaydı, kimi henüz hayatının baharındaydı. Kimi henüz çocuk yaştaydı ve babası devlet görevlisi olduğu için katledilmişti. Şehitlerimiz arasında tek suçu diplomat eşi olmak olanlar vardı. Ama hepsi kendilerini bu ülkeye adamışlar ve vatanımız için can vermişlerdi. Kanlı Ermeni terörü hiçbir ayırım yapmadan onları katletti. Değerli büyüğüm Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir' in "Şehit Diplomatlarımız" adlı eseri bu trajediyi tüm boyutlarıyla gözler önüne seren, ibret dolu bir belge niteliğindedir. Bu eseri herkes dikkatle okumalıdır.
Bu acımasız saldırılar Türk ulusunu ve Dışişleri camiasını asla yıldırtamamıştır. Şehit ailelerinin en ağır bedelini ödediği, ülkemizin birlik ve toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü şer odağına karşı mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Bu, Türk devletinin aziz şehitlerimiz ve ailelerine manevi borcudur. Bugün saygı ve şükranla andığımız bu 34 kişi Türkiye Cumhuriyeti'nin şehitleridir. Onlara yalnızca Dışişleri olarak değil, tüm devlet kurumları ve ulus olarak sahip çıkmalı ve anılarını yaşatmalıyız.
Meslektaşlarımızı ve aile fertlerini katleden soykırımcı teröristler ve onların destekçileri, bugün de ülkemizi hedef alan eylemlerini her alanda yaymak için çaba harcamaktadırlar. Kısır oy kaygılarıyla tarihi çarpıtan, çocukların ve gençlerin önyargı, kin, nefret ve şiddet duygularıyla yetişmeleri için çaba gösteren zihniyetin çağımızda yeri olamaz. Tarih ancak tarihçilerin ciddi ve kapsamlı araştırmalarla bir sonuç elde edebilecekleri bir bilim dalıdır. Tarih hakkında kulaktan dolma çarpıtılmış bilgilerle bir değerlendirme yapmak parlamentoların ve siyasetçilerin görevi olamaz. Aksi takdirde bu hem tarihe hem de tarihçilere saygısızlık olur.
Devletimizin ve ulusumuzun gücü ve kararlılığı, ülkemiz üzerinde karanlık emeller besleyen bazı güçleri ve ortaklarını daldıkları bu anlamsız rüyadan uyandıracaktır.
Saygıdeğer şehit aileleri,
Bizler, her sene olduğu gibi, boş hayaller peşinde koşup Türkiye'yi parçalayabileceklerini sananların bir kez daha yanıldıklarını kendilerine hatırlatmak için şehitlerimizin başucunda buluştuk.
Aziz hatıraları önünde saygı ile eğilirken, onlara Allah'tan rahmet, acılı ailelerine, dostlarına, mesai arkadaşlarına en içten duygularımla sabır ve metanet diliyor, şükranlarımı sunuyorum.
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü'nün açılışı ve Ermeni Araştırmaları Dergisi'nin birinci sayısının yayınlanması münasebetiyle 12 Haziran 2001 tarihinde düzenlenen toplantıda yapılan konuşmalar:
Prof. Dr. Ümit ÖZDAĞ, Avrasya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı President, Centre for Eurasian Strategic Studies
"Sayın Bakanım, Sayın Milletvekilleri, değerli öğretim üyeleri, değerli misafirler,
ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü' nün açılışı için düzenlenen bu toplantıya katılarak bize verdiğiniz destekten dolayı ASAM Yönetim Kurulu adına hepinize içten saygılarımı sunarım, teşekkürlerimi ifade ederim. Hoş geldiniz.
Ermeni diasporasının bir bölümünün 1970'li yılların başında başlattığı ve 1990'larda Ermenistan'ın da dahil olduğu Türkiye' ye yönelik terörist, ideolojik, politik, psikolojik savaş 30 yıldan bu yana kesintisiz olarak sürmektedir. Ülkemizi bu savaşta savunan bütün kişi ve kurumlar, bu görevi büyük bir başarı ve fedakarlık ile ancak çoğu kez, asli vazifelerinden geriye kalan vakitlerinde gerçekleştirmişlerdir.
Bu husus, insanın kulağına ne kadar garip gelse de, ne yazık ki doğrudur. Türkiye' ye karşı yürütülen mücadele, saldırganların koordineli ve uzun vadeli çalışmalarını örgütleyen karargahlar tarafından yönetilirken, Türkiye herhangi bir koordinasyon merkezine dahi sahip olmadan bugüne kadar gelebilmiştir.
Ancak önümüzdeki dönemde Türkiye' ye yönelik bu saldırılara imece usulü yaklaşımlarıyla karşı koymak mümkün değildir.
Türkiye'nin ve Türk Ulusu'nun onurunu, bütün dünyada etkili olarak savunması ancak tek misyonu bu savunma olan bir kuruluş tarafından başarılabilir.
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü 30 yıl önce kurulması gereken bir kurum olmasına rağmen, ancak şimdi onur verdiğiniz bu toplantıyla çalışmalarına başlamıştır.
ASAM, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü' nün kuruluşunda öncülük yapan kurum olmakla birlikte, Enstitü' nün kuruluşuna Yüksek Öğretim Kurulu başta olmak üzere birçok kurum ve kişi sonsuz destek vermiştir. Huzurunuzda bütün bu kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum ve Ermeni Araştırmaları Enstitüsü' e başarılı bir çalışma dönemi diliyorum.
Saygılarımla."
Ömer E. LÜTEM, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Başkanı
Director, The Institute for Armenian Studies
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü bir ihtiyaçtan doğmuştur. Bu ihtiyaç, yıllardan beri süre gelen ve son zamanlarda şiddetini de arttırmış görülen Türkiye'yi karalama kampanyasına bilimsel alanda ve devamlı bir şekilde cevap verilmesi ihtiyacıdır.
Türkiye'ye yönelik Ermeni propagandası şu anda doruk noktasına varmış bulunmaktadır. Bu propaganda, biri Ermenistan Devleti diğeri Ermeni Diasporası olmak üzere iki ayrı merkezden ve iki ayrı konuda yönetilmektedir.
Petrosyan döneminde Türkiye'yi Karabağ konusunda kışkırtmamak amacıyla sözde soykırımını hemen hiç ele almayan Ermenistan, Koçeryan'ın Başkan olmasıyla bu politikayı terk ederek, kendi tabirleri ile "soykırımının tanıtılmasını Ermenistan dış politikasının öncelikleri arasına" almıştır. Ermenistan yaklaşık üç yıldır sözde soykırımının tanınması için çaba sarf etmekte bu hususu diğer devletlerle olan ikili ilişkilerinde dile getirmektedir. Bazı uluslararası kuruluşlarda da bu hususta kararlar alınmasına uğraşmaktadır. Ermenistan'ın bu şekilde davranışının başlıca nedeni çok muhtaç olduğu Diasporanın bu yöndeki talebidir. Bunun yanında sözde soykırımı konusunun Türkiye üzerinde baskı kurmak için de kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Diaspora'nın soykırımını tanıtmak hususundaki çabaları ise çok daha çeşitli ve eskidir. Yaklaşık olarak 1965 yılında, sözde soykırımının 50. yıldönümünde, başlayan bu çabalar son 15 yılda özellikle önem kazanmıştır. Bunları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:
Her yıl sözde soykırımı hakkında çok sayıda makale ve kitap yayınlanmaktadır. Burada dikkati çeken husus son yıllarda Ermeni tezleri doğrultusunda faaliyet gösteren Ermeni asıllı olmayan bazı yazarların ortaya çıkmış olmasıdır. İşin hazin tarafı bunların içinde, sayıları az da olsa, Türklerin de bulunmasıdır.
Bu sözde bilimsel kitap ve makalelerin başlıca kaynağı Morgenthau'nun veya Toynbee'nin kitaplarında yer alan, doğruluğu şüphe götürür, bilgilerdir. Ayrıca tehcire tabi olmuş bazı çok yaşlı kişilerin de ne derecede gerçek olduğu bilinemeyen ifadelerinden yararlanılmaktadır.
1915 tehcirinin bilimsel kaynakları Osmanlı arşivleridir. Bunun dışındaki arşivler ve diğer kaynaklar ikincil derecede öneme haizdir. Oysa Ermeni Araştırmacılar ve onların yandaşları Osmanlı belgelerine hemen hiç yer vermemektedirler Bilindiği gibi Osmanlı arşivleri araştırmacılara açıktır ve esasen Ermeni olaylarını ilgilendirenlerin belgelerin önemli bir kısmı da yayınlanmış bulunmaktadır. Ermeni yazarlar ve yandaşları Osmanlı Arşivlerini hemen hiç kullanmazken Birinci Dünya Savaşı sonunda müttefiklerin baskısı ile kurulmuş ve başlıca görevi ittihatçıları temizlemek olan bir Divan-ı Harbi, sanki normal bir mahkeme imiş gibi kabul ederek, aldığı kararlar sözde soykırımının daha 1920'ler de kabul edildiği şeklinde yorumlamaktadırlar
Ermenilerin sözde bilimsel faaliyetleri arasında her yıl, başta Amerika olmak üzere, dünyanın bir çok ülkesinde düzenlenen, çok sayıda kongre , konferans, panel, sempozyum vardır. Bu toplantılara genellikle Ermeni ve Ermeni yandaşları çağrılır. Böyle olmayanların toplantılara katılmaması için elden gelen her şeyin yapıldığını şahsi tecrübelerimiz göstermiştir.
Bunların dışındaki faaliyetler şöyle belirtilebilir:
Hemen her yıl bu konuda roman veya şiir kitapları yazılır. Piyesler oynanır.
Özellikle Amerika'da her yıl soykırımı hakkında sergiler açılır. Geçen yıl Washington'da Beyaz Saray'a yakın bir yerde 7 milyon dolar verilerek alınan ve halen düzenlenmesi devam eden bir binada, muhtemelen gelecek yıl, devamlı bir Ermeni Soykırımı Müzesi açılacaktır.
Soykırımının tanıtılmasında filmlerden de yararlanılmaktadır. Bu konuda çok sayıda belgesel film yapılmıştır.
Konulu filimler de vardır: Bunların arasında Ermeni asıllı Fransız Rejisörü Henri Verneuil (Aşot Malakyan)'ın 1991 yılında çevirdiği ve Fransa'da büyük ilgi ile karşılanan Mayrig filmini saymak mümkündür. Ermeni asıllı Kanadalı tanınmış rejisör Atom Egoyan da bu günlerde Ararat adı verilen ve soykırımını konu alan bir filmin çekimine başlamıştır. Filimde tanınmış şarkıcı Charles Aznavour da rol alacaktır.
Yukarıda bahsettiğimiz çok sayıda kitap ve makale ile kongreler, konferanslar, sempozyumlar paneller, sergiler, romanlar, şiir kitapları, piyesler ve filimler, Ermeni soykırımını tanıtmak için bir kamu oyu yönlendirme kampanyasının, eski deyimle bir propaganda kampanyasının, mevcudiyetine işaret etmektedir. Bu kampanya sayesindedir ki halen dünyada 11 ülke, parlamentoları aracılığıyla, sözde soykırımını tanımıştır. Bugün Batılı ülkelerde Ermenilerin Türkler tarafından soykırımına uğratıldığına hemen herkes inanmaktadır.
Bu faaliyetlerin hedefi, herkesin bildiği gibi, Türkiye'nin de sözde soykırımını tanıması, tehcire tabi tutulanlara veya onların yakınlarına tazminat ödemesi ve nihayet Doğu Anadolu'dan Ermenistan'a toprak verilmesidir.
Ermeni emellerinin gerçekleşmesine hiçbir şekilde imkân olmadığı açıktır. Bu gerçek ortada Türkiye bakımından endişe edilecek bir durum olmadığını düşündürebilir. Ancak aslında ortaya ciddi olarak endişelenmemizi gerektirecek bir durum vardır.
Türkiye uzun süreden beri insan haklarını ihlâl etmekle suçlanmakta ve bu nedenle de Batı ülkeleri kamu oyunda kötü bir imaja sahip bulunmaktadır. Soykırımı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu konudaki ithamlar imajımızı daha da lekelemektedir. Globalleşmenin süratle arttığı günümüzde imaja veya itibar kavramlarına önem vermemek mümkün değildir. Mesela böyle bir imajla Avrupa Birliğine girmenin çok zor olacağı rahatlıkla söylenebilir.
İkinci olarak, Fransa ile olduğu gibi, soykırımını tanıyan devletlerle Türkiye'nin ikili ilişkilerinin bozulmasını zikretmek mümkündür. Ermeni iddialarının başka ülkelerle olan ilişkilerimize olumsuz etkiler yapması kabul edilemez bir durumdur.
Halen içinde bulunduğumuz ve hiç de lehimize olmayan bu durumun artık değişmesi zamanının gelmiş olduğu muhakkaktır.
Ne yapmamız gerektiğine gelince bunları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz.
Ermeniler 1915 yılı tehcirinin aslında bir soykırımı olduğunu iddia etmektedirler. Bunun böyle olmadığını bilimsel olarak kanıtlamalıyız. Bunun zaten yapılmış olduğu düşünülebilir. Ancak bu alandaki çok değerli bazı çalışmaların yabancı ülkelerde yeterince yankı ve etki yapmadığı muhakkaktır. Ortada aslında bilimsel bir tartışmanın değil bir propaganda kampanyasının bulunduğunu dikkate alarak bilimsel eserlerimizin yabancı ülkelerde dikkate alınmasına büyük önem vermeli bunun için İnternet gibi modern iletişim araçlarından yararlanmalıyız. Uluslararası toplantılara katılmaya ve bunları ülkemizde düzenlemeye çalışmalıyız. Ermeni sorununun daha çok uzun yıllar süreceğini dikkate alarak bu alanda genç bilim adamları yetiştirilmesine öncelik vermeliyiz.
Dış siyasette ise Ermenistan ile olan ilişkilerimizi sadece Karabağ sorunu ile değil bundan böyle soykırım ithamlarını da dikkate alarak değerlendirmeli ve düzenlemeliyiz. Ayrıca şimdiye kadar yaptığımızın aksine, soykırımı iddialarının uluslararası hukuka uygunluğunu da incelemeli ve tartışmaya açmalıyız.
Son olarak, Ermeni sorununun nedenlerinin ve boyutlarının ülkemizde iyi bilinmediğini dikkate alarak halkımıza bu hususta bilgi vermeliyiz ve özellikle Ermeni mezaliminin ne büyük ne hazin bir dram olduğunu halkımıza anlatmalıyız.
Görüldüğü gibi Ermeni sorunu hakkında yapılacak çok şey vardır ve son aylarda bunlardan bir kısmı hakkında çeşitli çevrelerde ciddi gayretlerin görülmesi gerçekten sevindiricidir. Temennimiz bu gayretlerin zaman içinde erozyona uğramaması ve devam etmesidir.
Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, dış siyaset hariç, yukarıda saydığım hususların gerçekleşmesine, imkanları oranında katkıda bulunmak üzere kurulmuştur.
Enstitü'nün birinci amacı Ermeni Sorunu, Ermeniler ve Ermenistan hakkında bilimsel araştırmalar ve yayınlar yapmaktır.
Bu bağlamda Ermeni Araştırmaları/Armenian Studies başlığını taşıyan dergimizin ilk sayısı çıkmış bulunmaktadır. Üç aylık olan bu dergide Türkçe ve İngilizce yazılar bulunmaktadır. Dergi, Türkçe yazıların İngilizce, İngilizce yazıları ise Türkçe geniş özetlerini içermektedir. Dergimiz bilim adamlarımızın yazılarına açıktır. Gelecek yıl, imkânlarımız müsait olduğu taktirde, bu dergiyi İngilizce yayınlamaya çalışacağız.
Enstitümüz bu konuda kitaplar da yayınlamayı planlamaktadır. Osmanlı Arşivi belgelerine dayanan özgün kitapları üniversitelerimizin değerli mensuplarından beklemekte olduğumuzu ifade etmek isterim.
Enstitümüz elemanları Ermeni konusunda yurt içinde ve yurt dışında düzenlenecek tüm toplantılara gitmeyi ve basınımızdan veya televizyonlarımızdan gelecek mülakat taleplerini kabul etmeyi bir görev telakki edeceklerdir. Enstitümüz ayrıca bu sonbahardan itibaren bir dizi bilimsel toplantı düzenlemeyi de öngörmektedir.
Yukarıda da değindim gibi bu konuda genç bilim adamı yetiştirmek özel bir önem arz etmektedir. Enstitümüzün başlıca amaçlarından biri de budur.
Diğer yandan Enstitümüz Ermeni Sorunu, Ermeniler ve Ermenistan hakkında araştırmacıların başvuracağı bir kaynak merkezi ve bir bilgi bankası olmayı hedeflemektedir.
Nihayet Enstitümüz Ermeni sorunu hakkında özellikle yabancılar tarafından araştırmalar yapılmasını teşvik etmeyi arzulamaktadır.
Görüldüğü üzere Enstitümüz büyük bir işe başlamış bulunmaktadır. Görevini başarı ile sürdürebilmesi mensuplarının çalışkanlığına, azmine ve fedakarlığına bağlı olduğu kadar, bu soruna önem veren herkesin kendi imkanları ölçüsünde Enstitü'ye yapacağı yardım ve katkılara da bağlı olacaktır.
Bu toplantıya katıldığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.
Prof. Dr. Tunca TOSKAY, Devlet Bakanı / State Minister of Turkey
"Sayın Bakanlar, Sayın Milletvekilleri, çok değerli konuklar, ASAM' ın çok değerli yönetici ve mensupları,
Sözlerime başlarken hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.
Bugün yine ASAM' ın çok güzel bir girişimi münasebetiyle sizlerle birlikte olmaktan da büyük bir mutluluk duymaktayım.
Ermeni Araştırmaları Vakfı, Sayın Başkanım ve Enstitü Müdürümüzün de ifade ettikleri gibi belki Türkiye'nin gerçekleştirmekte epey geç kaldığı, ama çok isabetli bir adımı teşkil ediyor bu alanda. Ben Türkiye'nin dışında yapılan çok yoğun, adeta bir cephe şeklinde Türkiye'ye tevcih edilmiş olan bu Ermeni tehdidinin cevabını verebilecek bir dizi iç dinamiğe ve imkana sahip olduğunu düşünüyorum.
Dışişleri Bakanlığı'nda, Genel Kurmay Başkanlığı'nda, üniversitelerimizde ve toplumun birçok kesiminde bu konuda yapılmış çok güzel çalışmalar ve biriktirilmiş tecrübeler var. Ancak şimdiye kadar, bunlar hepsi, ayrı kurumlarda ve münferit hareketler olarak kalmak durumunda idiler. Ben öyle tahmin ediyorum ki ASAM, bu isabetli girişimiyle kurduğu güzel enstitüyle, bütün bu birikimi bir araya getirip koordine edip çok daha etkin bir şekilde kullanılma imkanını Türk toplumuna sunacaktır. Bizim bir diğer avantajımız da sayın Enstitü Başkanımızın da ifade ettiği gibi bu konudaki bu sorunun aydınlatılmasında tek bilimsel kaynak olabilecek Osmanlı arşivine sahip olmamız.
Bu arşivin Türkiye tarafından yalnız bu konuda değil, bütün diğer önemli konularda şimdiye kadar çok daha etkin kullanılması gerekirdi. Enstitü' nün bu konuya da dikkat sarf edip, Osmanlı arşivini bu amaçla çok etkin bir şekilde kullanacağına ben şahsen inanıyorum. Modern teknolojileri kullanmak tabii ki bu karşımızdaki büyük propaganda gücüne cevap vermek açısından kaçınılmaz bir ihtiyaç, internet ve iletişim teknolojilerini kullanmak. Bu birikimi koordine ettiğimiz zaman önemli bir nokta da içeride gerçekten biz Ermeni soykırımı konusunda kendi toplumumuzu da bilinçlendirmek ve onu da aktif hale getirmek mecburiyetindeyiz. Biz toplumu ne kadar bilinçlendirirsek, dışarıya karşı birlikte karşı koyacağımız gücü de o derece takviye edeceğimiz kanaatindeyim. Ben tekrar bu kadar güzel bir teşebbüsü düşünüp hayata geçirdiği için değerli ASAM yetkililerine ve yöneticilerine candan teşekkür ediyorum ve hepimizin milli görevi elimizdeki bütün imkanlarla bu güzel teşebbüsleri desteklemek ve onun yanında olmak, gibi bir görevimiz olduğunu da hepinize hatırlatmak istiyorum.
Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.
Hayırlı olsun efendim."
| |